|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Meğazi |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
Hadislerin sırası karışık; eldeki nüsha böyle
باب: مرض
النبي صلى
الله عليه
وسلم ووفاته.
83. NEBİ S.A.V.'IN HASTALANMASI VE VEFATI
وقوله تعالى:
{إنك ميت
وإنهم ميتون.
ثم إنكم يوم
القيامة عند
ربكم تختصمون}
/الزمر: 30 - 31/.
Ve Yüce Allah'ın: "Muhakkak sen de öleceksin. Hiç şüphesiz
onlar da öleceklerdir. Sonra muhakkak sizler kıyamet gününde Rabbinizin
huzurunda muhakeme olacakslnız."[Zümer, 30-31] buyruğu
AÇIKLAMA : "Nebi s.a.v.'in hastalanması ve vefatı ile yüce
Allah'ın: "Muhakkak sen de öleceksin. Şüphesiz onlar da öleceklerdir"
buyruğu" Nebi s.a.v.'in hastalığı
ileride geleceği üzere Meymune r.anha validemizin evinde başlamıştır.
Hastalığının süresi hakkında görüş ayrılığı vardır. Çoğunluk onüç gün sürdüğü
kanaatindedir. Rebiu'l-evvel ayının bir pazartesi günü vefat ettiğinde ise
görüş ayrılığı yoktur. Bu hususta neredeyse icma' vardır ..
حدثنا يحيى
بن بكير:
حدثنا الليث،
عن عقيل، عن
ابن شهاب، عن
عبيد الله بن
عبد الله، عن
عبد الله بن
عباس رضي الله
عنهما، عن أم
الفضل بنت
الحارث قالت : سمعت النبي
صلى الله عليه
وسلم يقرأ في
المغرب
بالمرسلات
عرفا، ثم ما
صلى لنا بعدها
حتى قبضه الله.
[-4429-] Abdullah b. Abbas r.a., Haris kızı Ümmü’l-Fadl rivayetle şöyle
demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i akşam namazında
Ve'l-murselati urfen (suresin)i okurken dinledim. Bundan sonra ise Allah onun
ruhunu kabzedinceye kadar bize başka bir namaz kıldırmadı."
حدثنا محمد
بن عرعرة:
حدثنا شعبة،
عن أبي بشر،
عن سعيد ابن
جبير، عن ابن
عباس قال:
كان
عمر بن الخطاب
رضي الله عنه
يدني ابن عباس،
فقال له عبد
الرحمن بن
عوف: إن لنا
أبناء مثله،
فقال: إنه من
حيث تعلم:
فسأل عمر ابن
عباس عن هذه
الآيه: {إذا
جاء نصرالله
والفتح} فقال:
أجل رسول الله
صلى الله عليه
وسلم أعلمه
إياه، فقال:
ما أعلم منها
إلا ما تعلم.
[-4430-] İbn Abbas dedi ki: "Ömer b. el-Hattab r.a. İbn Abbas'ı
kendisine yakın bir mevkide tutardı. Abdurrahman b. Avf ona: Bizim onun gibi
çocuklarımız var deyince, Ömer: Bu senin bildiğin bir sebep dolayısıyladır
dedi.
Sonra Ömer, İbn Abbas'a şu: "İza cae nasrullahi ve'[-feth:
Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde" ayetine dair soru sordu.
İbn Abbas: Bu Yüce Allah'ın Resulullah'a bildirdiği ecelidir,
dedi. Ömer: Ben de ona dair senin bildiğinden farklı bir şey bilmiyorum,
dedi."
AÇIKLAMA:
"İbn Abbas dedi ki: Ömer b. el-Hattab r.a. İbn Abbas'ı
kendisine yakın tutardı." Bu başlıktaki hadise dair açıklamalar daha önce
Mekke'nin fethi gazvesinde (4294.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca Nasr
suresinin tefsiri ile ilgili açıklamalarımızda da bunu uzun uzadıya şerh
ettik.(4970.hadis)
وقال يونس،
عن الزهري:
قال عروة:
قالت عائشة رضي
الله عنها: كان
النبي صلى
الله عليه
وسلم يقول في
مرضه الذي مات
فيه: (يا
عائشة، ما
أزال أجد ألم
الطعام الذي
أكلت بخيبر،
فهذا أوان
وجدت إنقطاع
أبهري من ذلك
السم).
[-4428-] Aişe radiyallahu anha dedi ki: "Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem, vefatıyla sonuçlanan hastalığı esnasında şöyle
diyordu:
Ey Aişe, hala Hayber'de yemiş olduğum o yemeğin acısını
hissediyorum. İşte bu vakitler o zehirden kalp damarımın koptuğunu hissettiğim
vakittir."
AÇIKLAMA:
İbn Sa'd hocası el-Vakidi'den değişik senetler ile Hayber'de
zehir katılmış koyun ile alakalı rivayetleri kaydettikten sonra şunları
zikretmektedir: "Bundan sonra üç yıl yaşadı ve sonunda ruhunu teslim
ettiği ağrıları bundan dolayı olmuş ve şöyle diyordu: Hayber'de o yediklerimin
acılarını defalarca hissedip, durdum ve nihayet bu benim kalp damarımın
kopacağı zamandır."
el-Ebher, sırtta yer alan bir damardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem şehit olarak vefat etmiştir. (İbn Abbas'ın rivayetleri burada sona
ermektedir.)
"Sırttaki bir damardır" sözü ravinin sözlerindendir.
Aynı şekilde "şehit olarak vefat etmiştir" ifadesi de böyledir.
"Hala o yemeğin acısını hissediyorum" yani ben yediğim
o yemekten ötürü içimde acı hissediyorum.
Hayber'de zehir katılan koyunun durumu ile ilgili açıklamalar
etraflı bir şekilde Hayber gazvesi bahsinde geçmiş bulunmaktadır.
حدثني حبان:
أخبرنا عبد
الله: أخبرنا
يونس، عن ابن
شهاب قال:
أخبرني عروة:
أن عائشة رضي
الله عنها
أخبرته:
أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم كان إذا
اشتكى نفث على
نفسه
بالمعوذات،
ومسح عنه
يبده، فلما
اشتكى وجعه
الذي توفي
فيه، طفقت
إنفث على نفسه
بالمعوذات
التي كان
ينفث، وأمسح
بيد النبي صلى
الله عليه
وسلم عنه.
[-4439-] İbn Şihab dedi ki: Urve'nin bana haber verdiğine göre Aişe r.anha
kendisine şunu haber vermiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem
hastalandı mı el-Muavizat (diye bilinen sureleri) kendisine okur, üfler ve
eliyle vücudunu sıvaziardı. Vefatı ile neticelenen hastalığında rahatsızlanınca
ben de onun okuyup üflediği el-Muavvizatı ona okuyup üflemeye ve Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle onun bedenini sıvazlamaya başladım."
Tekrar: 5016, 5735 ve 5751
AÇIKLAMA:
"el-Muavvizatı" Yani bunları okuyup elleri ile
bedenini sıvazlıyordu. Muavvizattan maksat bu iki sure (Felak ve Nas sureleri)
ile İhlas suresidir. Bu tabir tağlib yoluyla kullanılmıştır. Mutemet olan görüş
budur. "Üfledi" yani büsbütün tükürüksüz yahut da çok az tükürükle
üfledi.
"Ve eliyle bedenini sıvazladı." Ma'merrin rivayetinde:
"Elinin bereketi dolayısıyla kendi eliyle onun bedenini
sıvazlıyordum" şeklindedir.
حدثنا قتيبة:
حدثنا سفيان،
عن سليمان
الأحول، عن
سعيد بن جبير
قال: قال ابن
عباس:
يوم
الخميس، وما
يوم الخميس؟!
اشتد برسول
الله صلى الله
عليه وسلم
وجعه،
فقال:(ائتوني
أكتب لكم
كتابا لن
تضلوا بعده
أبدا).
فتنازعوا،
ولا ينبغي عند
نبي تنازع،
فقالوا: ما
شأنه، أهجر،
استفهموه؟
فذهبوا يردون
عليه، فقال:
(دعوني، فالذي
أنا فيه خير
مما تدعونني
إليه). وأوصاهم
بثلاث، قال:
(أخرجوا
المشركين من
الجزيرة
العرب،
وأجيزوا
الوفد بنحو ما
كنت أجيزهم).
وسكت عن
الثالثة، أو
قال: فنسيتها.
[-4431-] Said b. Cubeyr: "İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki: Perşembe
günü, nedir o Perşembe günü! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağrıları
çokça artınca şöyle buyurmuştu: Bana (kalem kağıt) getirin de size bir yazı
yaz(dır)ayım. Ondan sonra ebediyyen bir daha sapıtmayacaksınız.
Huzurunda bulunanlar anlaşmazlığa düştüler. Halbuki hiçbir nebinin
huzurunda anlaşmazlığa düşülmemesi gerekir.
Yanında bulunanlar: Durumu nasıldır, yoksa gelişi güzel mi
konuştu, onun ne demek istediğini iyice sorunuz, diyerek ona karşılık vermeye
kalkıştılar.
Bunun üzerine şöyle buyurdu: Beni bırakınız, benim içinde
bulunduğum bu hal sizin beni kendisine davet ettiğiniz halden daha hayırlıdır.
Onlara üç hususu tavsiye ederek şöyle buyurdu: Müşrikleri Arap
yarımadasından çıkartınız. Gelen heyetlere benim kendilerine ikramda bulunduğum
gibi siz de onlara ikramda bulununuz,"
(Ravi dedi ki:) Ancak (İbn Cübeyr) üçüncüsünü söylemedi ya da (İbn
Cübeyr): Onu ben unuttum, dedi.
حدثنا علي بن
عبد الله:
حدثنا عبد
الرزاق: أخبرنا
معمر، عن
الزهري، عن
عبيد الله بن
عبد الله بن
عتبة، عن ابن
عباس رضي
الله عنهما
قال:
لما
حضر رسول الله
صلى الله عليه
وسلم وفي البيت
رجال، فقال النبي
صلى الله عليه
وسلم: (هلموا
أكتب لكم كتابا
لا تضلون بعده
). فقال بعضهم:
إن رسول الله
صلى الله عليه
وسلم قد غلبه
الوجع،
وعندكم القرآن،
حسبنا كتاب
الله. فاختلف
أهل البيت
واختصموا،
فمنهم من يقول: قربوا
يكتب لكم
كتابا لا
تضلون بعده،
ومنهم من يقول
غير ذلك، فلما
أكثروا اللغو
والاختلاف،
قال رسول الله
صلى الله عليه
وسلم: (قوموا).
قال عبيد
الله: فكان
ابن عباس: إن
الرزية كل
الرزية، ما
حال بين رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
وبين أن يكتب
لهم ذلك
الكتاب،
لاختلافهم
ولغطهم.
[-4432-] İbn Abbas r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in
vefatı yaklaşmış idi. Evde bazı adamlar da vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem: Haydi size bir kitap yaz(dır)ayım. Ondan sonra asla sapmayacaksınız,
diye buyurdu. Hazır bulunanlardan birisi: Resulullah'ın hastalığı ağırlaşmış
bulunuyor. Yanımızda da Kur'an vardır. Bize Allah'ın kitabı yeter dedi. Evde
bulunanlar ihtilafa düştüler ve aralarında tartışmaya koyuldular.
Kimisi: Yazı yazdıracağı malzemeyi getirin, size bir kitap
(vasiyetname) yaz(dır)sın. Ondan sonra da yolunuzu şaşırmazsınız diyor, kimisi
başka bir şey söylüyordu. Bu şekilde boş sözleri ve anlaşmazlıkları çoğaltınca
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Kalkınız diye buyurdu."
Ravi Ubeydullah dedi ki: "Bundan dolayı İbn Abbas şöyle
derdi: Resulullah ile kendilerine yaz(dır)mak istediği o kitap arasına
girmeleri pek büyük bir musibet oldu. Buna sebep ise aralarındaki
anlaşmazlıkları ve seslerini yükseltmeleri idi."
AÇIKLAMA:
"O Perşembe günü ne gündü!" Bu tabir bir hususun
oldukça zorlu olduğunu anlatmak ve ondan hayrete düşüldüğünü ifade etmek için
kullanılır. Cihadın son bölümlerinde bu yolla gelen rivayette şu fazlalık
vardır: "Sonra (İbn Abbas) öyle ağladı ki gözyaşları çakıl taşlarını
ıslattı."
İbn Abbas'ın ağlaması Resulullah s.a.v.'in vefatını hatırlayarak
yeniden üzüntüsünün tazelenmesi ihtimalinden de olabilir. Buna ek olarak eğer o
kitap (vasiyetname) yazdırılmış olsaydı, elde edilecek hayırların onun
kanaatine göre kaçırılmış olmasından dolayı da olabilir.
İlim bölümünde Ömer radıyallahu anh gibi bunu kabul etmeyen
kimseler adına buna cevap verilmiş bulunmaktadır.
"Hazır bulunanlar: Bunun hali nedir? Sayıklamaya mı başladı
dediler?" !yad ve başkaları buna dair uzunca açıklamalar yapmışlardır.
Kurtubı de bu uzun açıklamaları kendi ifadeleriyle güzel bir şekilde
özetlemiştir. Bunların hülasası da şudur: Sayıklama ifadesi başında -tercih
edilen kanaate göre- soru edatının bulunmasıdır. Burada da kastedilen hasta
olan kimsenin uyumlu sözler söyleyememesidir. Bu gibi sözlere itibar edilmez.
Çünkü bunların anlamı yoktur. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu tür
sözler söylemesi imkansız bir şeydir. Çünkü o sağlıklı iken de, hasta iken de
masumdur (hatadan korunmuŞtur) .. Çünkü Yüce Allah:
"O hevadan konuşmaz. "[[Necm, 3]] Nebi s.a.v. de şöyle
buyurmuştur: "Şüphesiz ben öfkeli iken de, hoşnut iken de hakkın dışında
bir şey söylemem."
Bu durum bilindiğine göre bu sözleri söyleyen kişi Allah
Resulünün (yazı yazmak için) kürek kemiği ve hokkanın getirilmesi emrini yerine
getirmekte tereddüt eden kimselerin bu haline tepki göstermek üzere söylemiş
olmaktadır. Şöyle demiş gibi olur: Sen bunları getirmekte nasıl tereddüt
edebilirsin? Onun başkaları gibi hasta iken sayıkladığını mı zannediyorsun?
Emrine uy ve istediklerini getir. O haktan başkasını söylemez. (Kurtubi) Bu, bu
husustaki cevapların en güzelidir, demektedir.
İkinci rivayette geçen: "Aralarında tartıştılar.Kimisi
haydi getirin size bir kitap (vasiyetname) yaz(dır)sın diyordu." Bu ifade
onların bazılarının emri yerine getirmekte kararlı olduklarını, buna uymak
istemeyen kimselerin kanaatlerini reddettiklerini göstermektedir.
Ancak onlar anlaşmazlığa düşünce bu hususta cereyan eden adet
üzere bereket kalktı. Çünkü anlaşmazlık ve tartışma halinde bereketin kalkması
görülegelen bir adettir.
Oruç bahsinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashaba Kadir
gecesini haber vermek üzere çıktığı, ancak iki adamın tartıştığını görünce
bunun kaldırıldığına dair rivayet geçmiş bulunmaktadır.
Nevevi der ki: İlim adamları ittifakla Ömer radıyallahuanh'ın:
"Allah'ın kitabı bize yeter" şeklindeki sözü onun fıkhının güçlü ve
bakış açısının incelikli olduğunun bir delilidir. Çünkü o muhtemelen yerine
getirmekten acze düşecekleri bir takım hususları da yazdırabileceğinden
korkmuştu. O takdirde cezalandırılmayı hak edeceklerdi. Çünkü artık bu
yazılanlar nas ile belirlenmiş hüküm haline geleceklerdi. Ayrıca ilim
adamlarının önünde ictihad kapısının kapanmamasını da istemişti. Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ömer'e tepki göstermeyişi de Ömer'in görüşünü
doğru bulmuş olduğuna bir işarettir. Ömer r.a.: "Allah'ın kitabı bize
yeter" sözleriyle yüce Allah'ın:
"Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık."[En'am, 38]
buyruğuna işarettir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sıkıntılarını
hafifletmek maksadıyla böyle söylemiş olması da muhtemeldir. Çünkü içinde
bulunduğu zorlu ve sıkıntılı hali görüyordu. Ayrıca Ömer, Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'in yazdırmak istediği hususların kesinlikle ihtiyaç duyulacak
türden bir şeyolmadığına dair bazı karineler de tespit etmişti. Çünkü yazdırmak
istediği hususlar bu kabilden olsaydı, Nebi
bu işi aralarındaki anlaşmazlık dolayısıyla terk etmezdi. Ayrıca bu İbn
Abbas'ın: O ne büyük bir musibetti, sözü ile de çelişmemektedir. Çünkü Ömer
kesinlikle ondan daha fakih idi.
Hattabi der ki: Ömer r.a. Nebi s.a.v.'in yaz(dır)mak istediği
hususta yanlışlık yaptığını asla düşünmüş değildir. Aksine onun bunu kabul
etmeyişi Nebi s.a.v.'in içinde bulunduğu zorlu hali ve vefatının yaklaşmış olduğunu
görmüş olmasına bağlı olarak yorumlanmalıdır. Çünkü münafıkların yazdırmak
istediği hususlarda tenkit yöneltecekleri bir fırsatı elde etmiş olacaklarından
çekiniyordu. O yazdırılanları adeten üzerinde ittifak hasıl olanlara aykırı
bazı durumların vukua gelebileceği bir hal diye göstereceklerdi. İşte Ömer'in
bu hususta duraklamasının sebebi bu olmuştur. Yoksa Nebi s.a.v.'e karşı gelmeyi
kastetmediği gibi, onun yanlış yapmış olabileceğini düşünmesi de sözkonusu
değildir. Bu kesinlikle düşünülemez. İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadise dair
açıklamalar İlim bölümünün sonlarında (1149 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır.
"Beni rahat bırakınız. İçinde bulunduğum hal sizin beni
kendisine çağırdığınızdan daha hayırlıdır diye buyurdu." İbnu'l-Cevzi ve
başkaları der ki:
Beni rahat bırakınız. Benim dünyadan ayrılacağım vakitten sonra
Allah'ın bana hazırlamış olduğunu gördüğüm lütuf ve ikramlar bu hayatta içinde
bulunduğum hallerden daha hayırlıdır. Yahut da benim şu anda içinde bulunduğum
mürakabe, Allah'ın huzuruna çıkmak için hazırlanma, bu husustaki tefekkür ve
benzeri hususlar sizin bana sorduğunuz vasiyet yazdırmamın ya da
yazdırmayışımın hangisi daha maslahata uygundur, diye bana sormanızdan daha
üstündür.
"Onlara üç husus tavsiye etti." Bu durumda onlara bunları
tavsiye etti, demektir. İşte bu onun yazdırmak istediği hususların kesin ve
kaçınılmaz bir emir olmadığını göstermektedir. Çünkü bu husus onun tebliğ
etmekle emrolunduklarından birisi olsaydı, aralarındaki anlaşmazlık dolayısıyla
bunu terk etmezdi. Ayrıca Yüce Allah'ın onun bu hususu tebliğ etmesine
engelolan kimseleri cezalandırması gerekirdi. Kendisi de onlara bu tebliği
lafzi olarak ulaştırırdı. Tıpkı müşriklerin Arap yarımadasından çıkartılmasını
ve diğer hususları tavsiye ettiği gibi. Ayrıca bu sözleri söyledikten sonra
birkaç gün daha yaşadı. Ashab-ı kiram da ondan lafzen söylediği bir takım
şeyleri de belledi. Bunların tamamının yazdırmak istediği hususlar olması
ihtimali de vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
"Gelen heyetlere ikram ediniz." Onlara bağışlarda
bulununuz. "Üçüncüsünü söylemeyip sustu ya da onu unuttum dedi." Bu
sözleri söyleyenin Said b. Cubeyr olma ihtimali vardır. ed-Davudi der ki:
Üçüncü husus Kur'an'ı tavsiye idi. İbnu't-Tin bunu kat'i bir dille ifade
etmiştir. Mühelleb ise şöyle demektedir:
Hayır, o husus Usame ordusunun hazırlıklarının tamamlanmasıdır.
İbn Battal ashab-ı kiramın Usame ordusunu yola koymak hususunda Ebu Bekr ile
ihtilafa düşünce Ebu Bekr'in kendilerine söylemiş olduğu şu sözleri
hatırlatarak bu kanaati desteklemiş bulunmaktadır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem vefatına yakın bunu tavsiye etmişti.
İyad der ki: Bu üçüncü hususun: "Benim kabrimi bir put
edinmeyiniz" buyruğu olması ihtimali vardır. Çünkü bu buyruk Muvatta'da
Yahudilerin çıkartılması emri ile sabit olmuştur.
حدثنا يسرة
بن صفوان بن
جميل اللخمي:
حدثنا إبراهيم
بن سعد، عن
أبيه، عن
عروة، عن
عائشة رضي
الله عنها
قالت:
دعا
النبي صلى
الله عليه
وسلم فاطمة
عليها السلام
في شكواه الذي
قبض فيه،
فسارها بشيء
فبكت، ثم
دعاها فسارها
بشيء فضحكت،
فسألناها عن
ذلك، فقالت
سارني النبي صلى
الله عليه
سلم: أنه يقبض
في وجعه الذي
توفي فيه،
فبكيت، ثم
سارني
فأخبرني أني
أول أهل بيته
يتبعه، فضحكت.
[-4433 - 4434-] Aişe radiyallahu anha dedi ki: "Nebi Sallahu aleyhi ve Sellem
vefatı ile neticelenen rahatsızlığı sırasında Fatıma aleyhesselam'ı çağırdı.
Ona gizlice bir şey söyledi, o da ağladı. Daha sonra yine onu çağırdı, yine ona
gizlice bir şey söyledi. Fatıma bu sefer güldü.
Biz de bunun sebebini sorduk. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem gizlice bana vefatı ile sonuçlanan rahatsızlığında ruhunun
kabzedileceğini söyledi, bundan dolayı ben de ağladım. Sonra bana yakınları
arasında onun peşinden gidecek ilk kişinin ben olacağımı gizlice haber verince
ben de güldüm."
AÇIKLAMA:
Hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ileride meydana
gelecek olan şeyleri haber vermesi de vardır. Nitekim onun dediği gibi
olmuştur. ilim adamları Fatıma aleyhesselam'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem’den sonra zevceleri de dahil, ehl-i beytinden ilk vefat eden kimse
olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.