|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Tefsir / ALAK SURESİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
وقال قتيبة:
حدثنا حماد،
عن يحيى بن
عتيق، عن الحسن
قال: اكتب في
المصحف في أول
الإمام: بسم الله
الرحمن
الرحيم،
واجعل بين
السورتين خطا.
Rivayete göre Hasan-ı Basrı şöyle demiştir: "Mushafta
imamın Fatiha Suresi'nin başına 'Bismillahirrahmanirrahim' yaz ve iki sure
arasına bir çizgi koy!"
وقال مجاهد:
{ناديه} /17/:
عشيرته.
{الزبانية} /18/:
الملائكة.
Mücahid şöyle demiştir: ناديه Nadiyeh (Alak 17)
"aşireti," زبانيةzebaniye(Alak 18)
"melekler" anlamına gelir.
وقال:
{الرجعى} /8/:
المرجع.
{لنسفعن} /15/: قال:
لنأخذن، ولنسفعن
بالنون، وهي
الخفيفة،
سفعت بيده: أخذت.
Ma'mer şöyle demiştir: رجعى Ruc'a (Alak 8) "dönüş" anlamına gelir. لنسفعن
lenesfean (Alak 15) hakkında şöyle demiştir: Bu ifade "yakalarız"
anlamına gelir. Sonundaki nun harfi hafif nun-i tekittir. سفعت بيده Sefa'tu biyedihi demek "elinden tuttum" anlamına
gelir.
AÇIKLAMA:
Zemahşeri şöyle demiştir: "İbn Abbas ve Mücahid'e göre bu
sure ilk inen suredir. Müfessirlerin çoğuna göre ise ilk inen sure Fatiha
Suresi'dir." Zemahşeri aynen böyle demiştir. Ancak alimlerin çoğu ilk
görüşü benimsemiştir. Zemahşeri'nin çoğunluğa nispet ettiği görüşü ise,
diğerini benimseyenlere göre dikkate alınmayacak kadar az kimse benimsemiştir.
Hasan-ı Basri'nin sözünde geçen "imam"dan maksat
"Fatiha Suresi"dir. Davudi şöyle demiştir: "Hasan-ı Basri bir
çizgi sözü ile besmelesiz bir çizginin çekilmesini istemişse, bu, doğru
değildir. Çünkü sahabiler Berae /Tevbe Suresi hariç her iki surenin arasına
besmele yazılması konusunda ittifak etmişlerdir. Şayet "imam" sözü
ile bütün surelerin başını kastetmişse, bu durum da çizgi besmele ile birlikte
çekilir ki, bu da güzelolur. Bundan da Tevbe Suresi'nin müstesna tutulması
gerekir. "
Kirmani de şöyle demiştir: "Hasan-ı Basri'nin sözü şu
anlama gelir: Mushafın başına besmele koy, her iki surenin arasına ise onları
birbirinden ayıran bir alamet koy. Aynı zamanda bu, yedi kıraat imamından biri
olan Hamza'nın da mezhebidir. " Kanaatime göre Hamza'dan nakledilen bu görüş,
Mushaf'ın yazısıyla ilgili olmayıp kıraati ile ilgilidir.
Kirmani sözlerine şöyle devam etmiştir: "Öyle anlaşılıyor
ki, İmam Buhari burada, bu surenin başlangıcının ...........ikra' bismi
Rabbike'l-lezi halak olduğuna işaret ederek her surenin başında besmelenin
bulunmasının gerekli olmadığını açıklamak istemiştir. Hatta her kim Kur'an'ın
başında besmeleyi okursa besmele ile ilgili emre riayet etmiş olur. Süheyli'nin
buradan hareketle Fatiha Suresi'nin başında besmelenin bulunması gerektiğine
dair çıkarımı son derece isabetlidir. Çünkü Allah'ın adıyla okuma emri
Kur'an'ın ilk inen ayetidir. Dolayısıyla bu emre Mushaf'ın başında uymak daha
uygun olur.
1. BAB
حدثنا يحيى:
حدثنا الليث،
عن عقيل، عن
ابن شهاب.
حدثني سعيد
بن مروان:
حدثنا محمد بن
عبد العزيز بن
أبي رزمة:
أخبرنا أبو
صالح سلموية
قال: حدثني عبد
اللع، عن يونس
بن يزيد قال:
أخبرني ابن شهاب:
أن عروة ابن
الزبير أخبره:
أن عائشة زوج
النبي صلى
الله عليه
وسلم قالت:
كان
أول ما بدئ به
رسول الله صلى
الله عليه وسلم
الرؤيا
الصادقة في
النوم، فكان
لا يرى رؤيا
إلا جاءت مثل
فلق الصبح، ثم
حبب إليه
الخلاء، فكان
يلحق بغار
حراء، فيتحنث
فيه - قال:
والتحنث التعبد
- الليالي
ذوات العدد
قبل أن يرجع
إلى أهله،
ويتزود لذلك،
ثم يرجع إلى خديجة،
فيتزود
بمثلها، حتى
فجئه الحق وهو
في غار حراء،
فجاءه الملك
فقال: اقرأ،
فقال رسول الله
صلى الله عليه
وسلم: (ما أنا
بقارئ). قال:
(فأخذني فغطني
حتى بلغ مني
الجهد، ثم
أرسلني فقال:
اقرأ، قلت: ما
أنا بقارئ،
فأخذني فغطني
الثانية حتى
بلغ مني
الجهد، ثم
أرسلني فقال:
اقرأ، قلت: ما
أنا بقارىء،
فأخذني فغطني
الثالثة حتى
بلغ مني
الجهد، ثم
أرسلني فقال:
{اقرأ باسم
ربك الذي خلق.
خلق الإنسان
من علق. اقرأ وربك
الأكرم. الذي
علم بالقلم}.
الآيات إلى قوله:
{علم الإنسان
ما لم يعلم}).
فرجع بها رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
ترجف بوادره،
حتى دخل على
خديجة، فقال:
(زملوني
زملوني).
فزملوه حتى ذهب
عنه الروع.
قال لخديجة:
(أي خديجة، ما
لي، لقد خشيت
على نفسي).
فأخبرها الخبر،
قالت خديجة:
كلا، أبشر،
فوالله لا
يخزيك الله
أبدا، فوالله
إنك لتصل
الرحم، وتصدق
الحديث،
وتحمل الكل،
وتكسب
المعدوم، وتقري
الضيف، وتعين
على نوائب
الحق. فانطلقت
به خديجة حتى
أتت به ورقة
بن نوفل، وهو
ابن عم خديجة
أخي أبيها،
وكان امرأ
تنصر في
الجاهلية،
وكان يكتب
الكتاب
العربي،
ويكتب من
الإنجيل بالعربية
ما شاء الله
أن يكتب، وكان
شيخا كبيرا قد
عمي، فقالت
خديجة: يا ابن
عم، اسمع من
ابن أخيك، قال
ورقة: يا ابن
أخي، ماذا
ترى؟ فأخبره النبي
صلى الله عليه
وسلم خبر ما
رأى، فقال
ورقة: هذا
الناموس الذي
أنزل على
موسى، ليتني
فيها جذعا،
ليتني أكون
حيا، ذكر
حرفا، قال رسول
الله صلى الله
عليه وسلم: (أو
مخرجي هم). قال
ورقة: نعم، لم
يأت رجل بما جئت
به إلا أوذي،
وإن يدركني
يومك حيا
أنصرك نصرا
مؤزرا. ثم لم
ينشب ورقة أن
توفي، وفتر
الوحي فترة،
حتى حزن رسول
الله صلى الله
عليه وسلم.
[-4953-] Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımı Aişe r.anha'dan şöyle
dediği rivayet edilmiştir:
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ilk gelen [vahiy] uykuda
gördüğü sadık rüya şeklinde idi. O'nun gördüğü bütün rüyalar sabahın aydınlığı
gibi gerçek olurdu. Derken ona yalnızlık sevdirildi. Hira mağarasına gidip
ailesinin yanına dönüp tekrar bunun için azık almadan önce sayıları belli
geceler boyu orada ibadet ederdi.-[Ravi Zühri] .... tehannüs kelimesinin ibadet
etmek anlamına geldiğini söylemiştir.- Sonra Hz. Hatice'nin yanına döner ve
yine aynı süre için azık alırdı. Sonunda hiç beklemediği bir anda hak ile
karşılaştı. O esnada Hira mağarasında idi. Birden melek kendisine geldi ve
"Oku!" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben okuma
nedir bilmem!" diye karşılık verdi.
[Olayın bundan sonraki kısmını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem
şöyle anlattı:] Melek beni tutup takatim kesilene kadar sıktı, sonra serbest
bıraktı ve "Oku!" dedi. Ben yine "Ben okuma nedir bilmem!"
diye karşılık verdim. Sonra ikinci kez takatim kesilinceye kadar beni sıktı,
sonra serbest bıraktı ve "Oku!" dedi. Ben "Ben okuma nedir
bilmem!" diye karşılık verdim. Üçüncü kez beni tuttu ve takatim kesilinceye
kadar sıktı, sonra serbest bıraktı ve ..........Yaratan Rabbinin adıyla oku! O,
insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini öğreten,
kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir, (Alak 1-5) dedi.
[Aişe r.anha şöyle devam etti:] Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem bu ayetler ile birlikte korkudan omuzunun üst tarafındaki
etleri titrer bir halde döndü, nihayet Hz. Hatice'nin yanına vardı ve ona
"Beni örtün! Beni örtün! Beni örtün!" dedi. En sonunda korkusu gitti
ve Hz. Hatice'ye;
"Ey Hatice! Bana ne oldu? Kendimden endişe ettim," dedi
ve ona olanları anlattı. Hz. Hatice "Hayır, endişeye gerek yok! Sevin!
Allah'a yemin ederim ki, Allah Teala asla seni utandırmaz. Çünkü sen, Allah'a
yemin ederim ki, akrabalık bağlarını gözetir, doğru söz söyler, işini görmekten
aciz olanların yükünü üstlenir, hiçbir şeyi olmayanlara / veya iflas etmiş
kimselere yardımcı olur, misafiri ağırlar ve musibete uğrayanların yanında yer
alırsın" dedi. Sonra Hz. Hatice onu götürdü. Nihayet Varaka İbn Nevfel'e
vardılar. Varaka, Hz. Hatice'nin amcasının oğlu idi, Cahiliyye döneminde
Hıristiyanlığı benimsemiş biriydi, Arapça yazar ve Allah'ın dilediği kadarıyla
İncil'in bazı bölümlerini Arapça olarak yazardı. Varaka'nın yaşı ilerlemiş ve
gözleri görmez olmuştu. Hz. Hatice
"Ey Amcamın oğlu! Yeğenini dinle!" dedi. Varaka
"Yeğenim! Ne görüyorsun?" diye sordu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem gördüklerini anlattı. Varaka:
"Bu, Musa'ya inen Namus'tur. Keşke senin çağrını insanlara
ulaştıracağın günlerde delikanlı olaydım. Keşke o günlerde hayatta olsam!"
dedi ve bir cümle daha kullandı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
"Onlar beni yurdumdan çıkaracaklar mı?" diye sordu.
Varaka: "Evet, senin getirdiğin mesajı insanlara ulaştıran herkes
işkenceye maruz kaldı. Şayet o günlerde hayatta olursam elbette sana çok yardım
ederim," dedi.
Aradan çok geçmeden Varaka öldü. Vahiy de bir müddet kesildi.
Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok üzüldü.
قال محمد بن
شهاب: فأخبرني
أبو سلمة: أن
جابر بن عبد
الله
الأنصاري رضي
الله عنهما
قال: قال رسول
الله صلى الله
عليه وسلم،
وهو يحدث عن فترة
الوحي، قال في
حديثه:
(بينا
أنا أمشي،
سمعت صوتا من
السماء،
فرفعت بصري،
فإذا الملك
الذي جاءني
بحراء، جالس
على كرسي بين
السماء
والأرض،
ففرقت منه،
فرجعت، فقلت:
زملوني زملوني،
فدثروه،
فأنزل الله
تعالى: {يا
أيها المدثر.
قم فأنذر.
وربك فكبر.
وثيابك فطهر.
والرجز
فاهجر}. - قال
أبو سلمة: وهي
الأوثان التي
كان أهل
الجاهلية
يعبدون - قال:
ثم تتابع
الوحي).
[-4954-] Cabir İbn Abdillah el-Ensari"den rivayet edildiğine göre, o
şöyle demiştir:
Fetret-i vahiy'den bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem konuşması esnasında şöyle buyurdu: Yürürken gökten bir ses işittim.
Bakışlarımı göğe çevirdim, bir de ne göreyim! Hira'da bana gelen melek gökyüzü
ile yeryüzü arasında bir kürsüde oturmuş halde orada. Ondan çok korktum ve
evime dönüp "Beni örtün! Beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler.
Bunun üzerine Allah Teala:
"Ey örtüye bürünen! Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin
büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddi manevi kirlerden arın, pis ve
murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetlerini indirdi.
Ebu Seleme şöyle demiştir: Ayette geçen ...........ricz (pis ve
murdar olan) kelimesinden maksat Cahiliyye halkının taptığı putlardır.
Cabir şöyle dedi: Sonra vahiy peşpeşe inmeye başladı.
AÇIKLAMA:
Bu rivayetin "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'e ilk gelen
[vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi," bölümü Akil rivayetinde
Bed'u'l-vahy Bölümü'nde "vahiy" ziyadesi ile birlikte geçmişti. Bu da
göstermektedir ki, Hz. Nebi'e ilk gelen vahiy rüya şeklindedir. Ancak
genelolarak onun Nebiliğini gösteren ve sadık rüyalardan önce gerçekleşmiş bazı
olaylar vardır. Mesela; İmam Müslim'in naklettiği taşın Nebi Sallallahu Aleyhi ve
Sellem'e
selam vermesi olayı bunlardan biridir.
İbnu'l-Murabit şöyle demiştir: "Hz. Nebi'in gördüğü
rüyalar, ne karmakarışık rüyalardır, ne de şeytanın bir aldatmasından
ibarettir."
Bu rivayetin zahirine göre sadık rüyalar Hz. Nebi'e yalnızlığın
sevdirilmesinden önce gösterilmiştir. Hz. Nebi'e önce yalnızlığın sevdirilmesi,
sonra da sadık rüyaların gösterilmesi ihtimali de vardır. Ancak ilk görüş daha
kuvvetlidir.
..........’tehannüs kelimesinin ibadet etmek anlamına geldiğini
söylemiştir’ ifadesi apaçık bir idracdir. Şayet bu ifade Aişe r.anha'nın
sözünün bir devamı olsaydı rivayet ......kalet şeklinde devam ederdi.
Rivayette Hz. Nebi'in ibadet şekli açıklanmamıştır. Ancak İbn
İshak'ın Ubeyd İbn Umeyr'den naklettiği rivayette şöyle bir ifade geçmektedir:
"Hz. Muhammed kendisine müracaat eden yoksulları doyururdu." Bazı
alimler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tefekkür ederek ibadet ettiğini
söylemiştir. Muhtemelen Hz. Aişe bizzat yalnız kalmayı ibadet olarak
isimlendirmiştir. Çünkü insanlardan, özellikle de batıl üzere olan insanlardan
uzaklaşmak genelolarak ibadet kapsamına girmektedir. Nitekim Hz. İbrahim'in
insanlardan uzaklaşması ibadet olarak görülmüştür. Bu durum onun "Ben
Rabbimin emrettiği yere hicret edeceğim, "(Ankebut 26) sözüne yansımıştır.
Bu durumun ibadet olup olmayacağı meselesi Usuı ilminin bir
konusudur.
Şöyle ki; Hz. Nebi kendisine vahiy gelmeden önce, ondan önce
gönderilmiş bir Nebiin şeriatına göre ibadet ediyor muydu? Çoğunluk bu soruya
"Hayır" yanıtını vermiştir. Çünkü Hz. Nebi birine tabi olsaydı,
kendisine uyulması uzak bir ihtimalolurdu. Şayet Hz. Nebi bir Nebie uysaydı,
onun tabi olduğu bu Nebiin ismi nakledilirdi.
Yukarıdaki soruya "Evet" diyenler de olmuştur. İbn
Hacib bu görüşü tercih etmiştir. Hz. Nebi'in kendisinden önce bir Nebie tabi
olduğunu söyleyenler de bu Nebiin kim olduğu konusunda sekiz görüş ileri
sürmüşlerdir.
a) Hz. Adem. Bu görüşü İbn Berhan nakletmiştir.
b) Hz. Nuh. Bu görüşü Amidi nakletmiştir.
c) Hz. İbrahim. Bir grup alim bu görüşü benimsemiş ve
"Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy!"(Nahl 123) ayetini
görüşlerine delilolarak getirmiştir.
d) Hz. Musa.
e) Hz. İsa.
f) Bütün Nebilerin şeriatlarından kendisine ulaşan bilgiler. Bu
görüşü ileri sürenler "İşte o Nebiler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir.
Sen de onların yoluna uy, "(En'am 90) ayetini delilolarak getirmişlerdir.
g) Bir isim vermeden kendisinden önceki Nebilere uyduğunu
söyleyenlerin görüşü. Amidi bu görüşü tercih etmiştir.
Bu görüşler içinde üçüncü görüşün daha güçlü olduğu aşikardır.
Çünkü Hz. Nebi'in, hac ve tavaf gibi birçok ibadette Arapların sürdürdükleri
İbrahim şeriatına uyma konusunda gösterdiği hassasiyet rivayet edilmiştir.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisinden önceki bir Nebie uyması
meselesi, onun Nebiliğinden önce söz konusudur. Nebiliğinden sonraki durum
hakkında ise el-En'am suresinin tefsirinde ayrıntılı açıklama yapılmıştır.
************
İbn Hacer burada sekiz görüş olduğunu ifade etti, ancak yedi
görüş sıraladı. Asıl nüshaya müracaat ettiğimizde, durumun muhtasardaki gibi
olduğunu fark ettik. Bunun iki nedeni olabilir. a- Fethu'l-Bari istinsah
edilirken sekizinci madde atlanmış olabilir. b- İbn Hacer sekizinci maddeyi
zikretmeyi unutmuş olabilir.
************
.........Feğattani ifadesi İbn İshak'ın "Siyer"inde
........feğattebeni şeklinde geçmektedir. Her iki kelime de aynı anlamı ifade
etmektedir.
Meleğin Hz. Nebi'i sıkmasının hikmeti şu şekilde izah edilir:
a) Hz.Nebi'in başka bir şey ile meşgul olmasını engellemek.
b) Kendisine vahyedilecek sözün ağırlığına dikkat çekmek üzere
durumun cidiyetini ve ağırlığını göstermek. Melek, Hz. Nebi bu sıkmaya
sabredince kendisine vahiy vermiştir. Vahiy verme işi her ne kadar Allah'ın
ilmine göre gerçekleşecek olsa da, burada Hz. Nebi'e göre meselenin zahir
olması için bunun gösterilmesi kastedilmiş olabilir.
c) Bir görüşe göre melek Hz. Nebi'i sınamak, onun kendi
kafasından bir şey söyleyip söylemeyeceğini görmek için böyle yapmıştır. Hz.
Nebi kendi kafasından bir şey söylemeyince, bu durum onun böyle bir şey
yapamayacağına delalet etti.
d) Bir görüşe göre de melek, Hz. Nebi'e zorlansa bile okumaya
güç yetiremeyeceğini göstermek istemiştir.
e) Bir diğer görüşe göre ise bundaki hikmet, tahayyül, vehim ve
vesvesenin cismin sıfatı olmadığını göstermektir. Hz. Nebi'in cismi için bu
özellikler gerçekleşince o, bunun Allah'ın bir işi olduğunu anladı.
Görüştüğümüz bazı alimler, bunun Hz. Nebi'e özgü bir durum
olduğunu, daha önceki Nebilerden hiçbirinin ilk vahiy esnasında böyle bir
olayla karşılaştıklarının nakledilmediğini anlattılar.
Meleğin üçüncü kez Hz. Nebi'i sıkmasından, bir konuyu
pekiştirmek veya daha açık hale getirmek isteyen birinin üç kez tekrar
yapabileceği sonucu çıkartılır. Kitabu'l-ilm'de de geçtiği gibi Nebi Sallallahu
Aleyhi ve Sellem böyle yapardı.
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ev halkından
kendisini örtmelerini istemesi, içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan korku
sebebiyle olmuştur. Genellikle insanlar örtüye büründükleri zaman korkuları
diner.
Ubeyd İbn Umeyr'in mürsel rivayetinde hadisin "Sevin!"
kısmı şu şekilde geçmektedir: "Hz. Hatice şöyle dedi: Sevin! Ey Amcamın
oğlu! Sebat göster. Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, senin bu
milletin Nebii olmanı ümit ediyorum!"
Ebu Meysera'nın mürsel rivayetinde hadisin "Musa'ya
gelen" kısmı şu şekilde geçmektedir: Sevin! Ben şahitlik ederim ki sen,
Meryem'in oğlunun müjdelediği Nebisin. Sen Musa'ya verilen vahyin bir benzerine
sahipsin. Elbette sen gönderilmiş bir Nebisin. Kuşkusuz sana cihad etmen emredilecek."
Varaka'nın Müslümanlığı konusunda nakledilen haberlerin en
sarihi budur. Bu rivayeti İbn İshak nakletmiştir.
باب: قوله:
{خلق الإنسان
من علق} /2/.
2. "İNSANI YAPIŞKAN BİR HÜCREDEN YARATTI!" (Alak 2)
AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا ابن
بكير: حدثنا
الليث، عن عقيل،
عن ابن شهاب،
عن عروة: أن
عائشة رضي
الله عنها
قالت: أول
ما بدىء به
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم الرؤيا
الصالحة،
فجاءه الملك،
فقال: {اقرأ باسم
ربك الذي خلق.
خلق الإنسان
من علق. اقرأ
وربك الأكرم}.
[-4955-] Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Resulü
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya
şeklinde idi. Sonra melek geldi ve şu ayetleri okudu: "Yaratan Rabbinin
adıyla oku! İnsanı yapışkan bir hücreden yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem
sahibidir. "(Alak 1-3)
باب: قوله:
{اقرأ وربك
الأكرم} /3/.
3. "OKU! RABBİN SONSUZ KEREM SAHİBİDİR, "(Alak 3)
AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا عبد
الله بن محمد:
حدثنا عبد
الرزاق: أخبرنا
معمر، عن
الزهري (ح)
وقال الليث:
حدثني عقيل:
قال محمد:
أخبرني عروة،
عن عائشة رضي
الله عنها: أول ما
بدئ به رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
الرؤيا
الصادقة،
جاءه الملك
فقال: {اقرأ
باسم ربك الذي
خلق. خلق
الإنسان من
علق. اقرأ
وربك الأكرم.
الذي علم
بالقلم}.
[-4956-] Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah
Resulü'ne Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık
rüya şeklinde idi. Melek geldi, sonra şu ayetleri okudu: "Yaratan Rabbinin
adıyla oku! İnsanı yapışkan bir hücreden yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem
sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. "(Alak 1-4)
باب: {الذي
علم بالقلم} /4/.
"KALEMLE YAZMAYI ÖĞRETENDİR"(Alak 4) AYETİNİN TEFSİRİ
حدثنا عبد
الله بن يوسف:
حدثنا الليث،
عن عقيل، عن
ابن شهاب قال:
سمعت عروة:
قالت عائشة
رضي الله عنها: فرجع
النبي صلى
الله عليه
وسلم إلى
خديجة، فقال:
(زملوني
زملوني). فذكر
الحديث.
[-4957-] Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Sonra
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Hatice'ye döndü ve: "Beni örtün! Beni
örtün!" dedi.
Ravi daha sonra hadisin geri kalan kısmını anlattı.
باب: {كلا لئن
لم ينته
لنسفعن
بالناصية.
ناصية كاذبة
خاطئة} /15، 16/.
4. "Hayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse,
andolsun ki biz, onu perçeminden, o günahkar ve yalancı perçeminden tutup
cehenneme sürükleriz, "(Alak 15-16) AYETLERİNİN TEFSİRİ
حدثنا يحيى:
حدثنا عبد
الرزاق، عن
معمر، عن عبد
الكريم
الجزري، عن
عكرمة: قال
ابن عباس: قال أبو
جهل: لئن
رأيت محمدا
يصلي عند
الكعبة لأطان
على عنقه.
فبلغ النبي
صلى الله عليه
وسلم فقال: (لو
فعله لأخذته
الملائكة).تابعه
عمرو بن خالد،
عن عبيد الله،
عن عبد الكريم.
[-4958-] İkrime'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas şöyle demiştir: Ebu
Cehil; "Eğer Muhammed'i Ka'be'nin yanında namaz kılarken görürsem, ayağımı
boynuna basarım," dedi. Onun bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e
ulaştı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
Şayet o böyle bir şey yapsaydı, melekler onu yakalardı.
Diğer tahric eden: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân
AÇIKLAMA:
Belazuri'nin rivayetinde melekler şu şekilde tavsif edilmiştir:
"Zebanilerden on iki melek indi. Bu meleklerin başları gökte, ayakları ise
yerdeydi."
Nesai, Ebu Hazim kanalıyla Ebu Hureyre'den İbn Abbas'tan
nakledilen rivayete benzer bir rivayet aktarmıştır. Bu rivayetin sonunda şu
ziyade yer almaktadır: "Zebanileri birden karşısında gören Ebu Cehil hemen
gerisin geri döndü ve eliyle korunmaya çalıştı. Ona ne yaptığı sorulunca da
şöyle cevap verdi: Onunla benim aramda ateş dolu bir hendek, korku saçan bir
durum ve kanatlar vardı. Bunun üzerine Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "Şayet
o yaklaşsaydı, melekler onun organlarını teker teker kapardı."
Ebu Cehil'e ağır karşılık verilmiştir. Namaz kılarken Hz.
Nebi'in boynuna deve işkembesini atan Ukbe İbn Ebi Muayt'a bu kadar ağır
karşılık verilmemiştir. Bu rivayet in açıklaması Tahare Bölümü'nde geçmişti.
Hem Ebu Cehil, hem de Ukbe namaz kılarken Hz. Nebi'e eziyet
etmişlerdir. Ancak Ebu Cehil tehdit savurup onun mübarek boynuna ayağı ile
basmak istemiştir. Şayet bu isteklerini yerine getirebilseydi, onun anında
cezalandırılması gerekirdi. Deve işkembesinin ise necaset durumu henüz kesinlik
kazanmamıştı. Ebu Cehil, Hz. Nebi'in ona ve onunla aynı davranışları
sergileyenlere yaptığı beddua ile cezalandırılmış, arkadaşları ile birlikte
Bedir Savaşı'nda öldürülmüştür.