|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Talak |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük
Biyografi
باب: إذا
طلقها ثلاثا،
ثم تزوجت بعد
العدة زوجا
غيره، فلم
يمسها.
37. KOCA, KARISINI ÜÇ TALAK İLE BOŞADIKTAN SONRA, KADIN DA İDDETİ
BİTTİKTEN SONRA ONDAN BAŞKA BİR KOCA İLE EVLENSE VE BU KOCA DA ONA DOKUNMASA
(VE ONU BOŞASA, ÖNCEKİ KOCASINA HELAL OLUR MU?)
حدثنا عمرو
بن علي: حدثنا
يحيى: حدثنا
هشام قال:
حدثني أبي، عن
عائشة، عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم.
حدثنا عثمان
بن أبي شيبة: حدثنا
عبدة، عن
هشام، عن
أبيه، عن
عائشة رضي الله
عنها:
أن
رفاعة القرظي
تزوج امرأة ثم
طلقها، فتزوجت
آخر، فأتت
النبي صلى
الله عليه
وسلم فذكرت له
أنه لا
يأتيها، وأنه
ليس معه إلا
مثل هدبة، فقال:
(لا، حتى
تذوقي عسيلته
ويذوق عسيلتك).
[-5317-] Aişe r.anha'dan rivayete göre; "Rifaa el-Kurazi bir kadın ile
evlendikten sonra onu boşadı. O da bir başka koca ile evlendi. Arkasından Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek ona kocasının kendisine yaklaşmadığını ve
onun erkek/ik organının ancak bir elbise saçağı gibi olduğunu anlattı. Bu sefer
Allah Rasulü: Hayır, sen onun balcağızını, o da senin balcağızını tatmayıncaya
kadar (ondan boşanıp önceki kocana varamazsın) diye buyurdu."
AÇIKLAMA:
"Onun erkeklik organının ancak bir elbise saçağı gibi
olduğunu söyledi" (Elbise saçağı diye tercüme edilen) "hudbe"
lafzı, dokunmamış elbisenin ucu demektir. Gözkapağının kirpiği demek olan
"hedebu'l-ayn"den alınmıştır. Bu sözleri ile onun erkeklik organının
gevşek/ik ve sertleşmemek bakımından elbise saçağına benzediğini anlatmak
istemiştir.
Bu da şuna delil gösterilmiştir: İkinci kocanın cinsel
ilişkisinin kadının birinci kocasına dönmesini helal kılması için ancak
erkeklik organının sertleşmiş olması halindeki cinsi münasebet ile
gerçek/eşeceğini ortaya koymaktadır. Eğer organı sertleşmeyecek halde ise yahut
erkek kısır ya da çocuk ise bu husustaki ilim adamlarının daha sahih kabul
edilen iki görüşünden birisine göre yeterli sayılmaz. Şafiilerce de daha sahih
kabul edilen budur.
"Sen onun balcağızını, o da senin balcağızını
tatmadıkça" buyruğu ile ilgili olarak el-Ezheri şunları söylemektedir:
Doğrusu şudur: Balcağız, haşefenin fercde kaybolması ile husule gelen cima'ın
lezzetidir. Bu da bir parça bala benzetilmiştir. Balcağızın nutfe anlamında olduğu
da söylenmiştir. Bu açıklama Hasan-ı Basri'nin görüşüne uygundur.
İlim adamlarının cumhuru şöyle demektedir: Balcağızın tadını
almak cima'dan kinayedir. Bu da erkeğin haşefesinin kadının fercinde
kaybolmasıdır. Hasan-ı Basri inzalin de gerçekleşmesi şartını eklemiştir. Ancak
bu şartı cemaatten ayrı, tek başına koşmuştur. Bu açıklamayı da İbnu'l-Münzir
ve başkaları yapmıştır.
İbn Battal da şöyle demektedir: Bu hususta Hasan-ı Basri'nin
görüşü şazdır.
Diğer fukaha ona muhalefet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hususta
haddi gerektiren, kişinin muhsan olmasını sağlayan, sadakın (mehrin) tamamının
verilmesini gerektiren, haccı ve orucu bozan kadarı yeterlidir.
Ebu Ubeyde dedi ki: Balcağız cima'ın lezzeti demektir. Araplar
zevk aldıkları her şeye bal derler.
İbnu'l-Münzir der ki: İlim adamları kadının birinci kocasına
helal olabilmesi için cima'ın şart olduğunu icma' ile kabul etmişlerdir. Ayrıca
bu hadis, kadının cima'da bir hakkının olmadığına delil gösterilmiştir. Çünkü
bu kadın, kocasının kendisi ile ilişki kurmadığını ve erkeklik organının da
sertIeşmediğini söyleyerek şikayette bulunmuş, erkeklik organının ihtiyacına
cevap veremediğini söylemiştir. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bundan
dolayı nikahını feshetmemiştir.
İbnu'l-Münzir der ki: Kocasından cima' etmesini isteyen kadının
durumu hakkında ilim adamları farklı görüşlere sahiptirler. Çoğunluğa doğru
eğer onunla zifafa girdikten sonra bir defa cima' ederse ona cima' yapamayan
kimseye tanınan süre gibi süre verilmez. el-Evzai, es-Sevri, Ebu Hanife, Malik,
Şafii ve İshak'ın görüşü budur.
Iyad der ki: Bütün ilim adamları kadının dma'da hakkının
bulunduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu sebeple kadın, erkeklik organı
kesilmiş ya da büsbütün bulunmayan birisi ile durumlarını bilmeksizin evlenecek
olursa muhayyer bırakılır. İnnın denilen cinsi münasebette bulunamayan
iktidarsıza ise iktidarsızlığının geçme ihtimali dolayısıyla bir yıl süre
tanınır.