|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Edeb |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: ما ينهى
عن التحاسد
والتدابر .وقوله
تعالى: {ومن شر
حاسد إذا حسد}
/الفلق:5/.
57. HASEDLEŞMENİN VE BİRBİRİNE ARKA DÖNMENİN YASAKLANIŞI İLE
YÜCE ALLAH'IN: "HASED ETTİĞİ ZAMAN HASED EDENİN ŞERRİNDEN (ALLAH'A
SIĞINIRIM, DE).(Felak, 5)" BUYRUĞU
حدثنا بشر بن
محمد: أخبرنا
عبد الله:
أخبرنا معمر،
عن همَّام بن
منبه، عن أبي
هريرة،
عن
النبي صلى
الله عليه
وسلم قال:
(إياكم والظن،
فإن الظن أكذب
الحديث، ولا
تحسسوا، ولا
تجسسوا، ولا
تحاسدوا، ولا
تدابروا، ولا
تباغضوا،
وكونوا عباد
الله إخواناً).
[-6064-] Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem
şöyle buyurdu: "Zanda bulunmaktan sakının. Çünkü zanda bulunmak, sözün en
yalanıdır. Tehassüs etmeyiniz, tecessüs etmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız,
birbirinize buğz etmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyin iz ve Allah'ın kardeş
kulları olunuz."
حدثنا أبو
اليمان:
أخبرنا شعيب،
عن الزُهري قال:
حدثني أنس بن
مالك رضي الله
عنه:
أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم قال: (لا
تباغضوا، ولا
تحاسدوا، ولا
تدابروا،
وكونوا عباد
الله إخواناً،
ولا يحل لمسلم
أن يهجر أخاه
فوق ثلاث أيام).
[-6065-] Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi
ve Sellem şöyle buyurdu: "Birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinizi
kıskanmayınız, birbirinize arkanızı çevirmeyiniz. Allah'ın kardeş kulları
olunuz. Müslüman bir kimsenin üç günden fazla kardeşine küs durması da helal
değildir. "
Tekrar: 6076
AÇIKLAMA:
Kurtubi dedi ki: Burada zandan maksat, sebepsiz yere itham
altında tutmaktır. Bir kimsenin, bir başkasını böyle bir ithamı gerektirecek
herhangi bir husus ortada yokken hayasızlık işlemekle itham etmesi gibi. ..
Bundan dolayı buna "tecessüs etmeyiniz" sözü de atfedilmiştir. Çünkü
kişi içinden ithamda bulunmayı geçirince onun gerçek olup olmadığını araştırmak
ister. Bu sebeple tecessüse koyulur, araştırır ve kulak kabartır. İşte bu iş de
nehyedilmiş bulunmaktadır.
Bu hadis yüce Allah'ın: "Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü
zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz
kiminizin gıybetini yapmasın."(Hucurat, 12) buyruğuyla da uyum arz
etmektedir.
Ayetin akışı, Müslümanın şeref ve haysiyetini en ileri derecede
korumayı emrettiğini göstermektedir. Çünkü öncelikle onun hakkında zanda
bulunarak gelişigüzel kanaat yürütmesi nehyedilmiştir. Zanda bulunan şahıs: Ben
gerçeği ortaya çıkarmak için araştırıyorum diyecek olursa, ona: "Cenab-ı
Allah birbirinizin kusurunu araştırmayın (tecessüs etmeyin)" diye
buyurmaktadır, denilir. Eğer: Ben tecessüs yapmaksızın işin gerçeğini ortaya çıkardım
diyecek olursa, bu sefer ona: "Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın"
diye buyurmaktadır, denilir.
"Tehassüs de etmeyin, tecessüs de etmeyin." el-Hattabi
dedi ki: İnsanların ayıplarını, kusurlarını araştırmayın, onların peşine
düşmeyin, demektir. Mesela bir kimsenin öldürülmekten kurtarılması gibi,
tecessüs kaçınılmaz bir yol olarak ortaya çıkarsa nehyden istisna edilmiştir.
Güvenilir bir kimsenin, filan kişi bir kişiyi zulmen öldürmek için tenhada
yakalamıştır yahut onunla zina etsin diye bir kadını tenhada sıkıştırmıştır,
diye haber vermesi buna örnektir. Böyle bir durumda telafi edilme imkanı
ortadan kalkar korkusu ile bunun tecessüs edilip araştırılması meşrudur. Bunu
Nevevi, el-Maverdi'nin el-Ahkamu's-Sultaniyye adlı eserinden nakletmiş ve bunun
güzel bir istisna olduğunu belirtmiştir. Onun bu husustaki ifadeleri de
şöyledir: Muhtesibin (hisbe görevlisinin) açıktan işlenmediği sürece haram
kılınmış işlerin yapılıp yapılmadığını araştırma hakkı yoktur. İsterse bu işi
yapanların gizlice yaptığına dair zannı ağır bassın. Ancak bu şekil (verilen
örnek) bundan müstesnadır.
"Birbirinize hased etmeyin {kıskanmayın)." Hased, bir
kimsenin, nimeti hak ederek elde etmiş olan kimsenin elinde bulunan o nimetinin
zeval bulmasını temenni etmesidir. Bu anlamıyla, bu yolda çalışıp çabalaması
yahut bir şey yapmaması halinden daha geneldir. Eğer bu uğurda ayrıca çalışacak
olursa bağy olur. Bu alanda çalışmayıp açığa vurmazsa ve Müslüman için Müslüman
hakkında yasaklanmış bulunan mekruh oluş sebeplerinin daha da güçlenmesine sebep
teşkil etmezse duruma bakılır. Bunu yapmayışının sebebi acizlik olup imkanı
olsa yapacak ise, böyle bir kimse günahkardır. Eğer çalışmasına engelolan husus
takva ise mazur görülebilir. Çünkü o nefsanı düşünceleri bertaraf edemeyebilir.
O halde bu kötü duygulara karşı mücahede etmesi uğrunda bunların gereklerini
yapmayıp gereklerini yapmayı kararlaştırmaması da yeterlidir.
Abdurrezzak, Ma'mer'den, o İsmail İbn Umeyye'den Nebie merfu
olarak şunu rivayet etmiştir: "Üç husustan hiç kimse kendisini kurtaramaz:
Uğursuzluğa kapılmak duygusu, zan ve hased. Ey Allah'ın Rasulü! Bunlardan
kurtuluş nedir, diye sorulunca, o: Uğursuzluk duygusuna kapılırsan geri dönme,
zannedersen gerçek mi diye araştırmaya koyulma, kıskanacak olursan haddi
aşma!"
"Birbirinize arka çevirmeyiniz." el-Hattabı dedi ki:
Birbirinizden darılıp uzaklaşmayınız, biriniz diğer kardeşinden dargın
durmasın. Tabir, kişinin diğerine onu gördüğü vakit yüz çevirmesini anlatmak
üzere arkasını dönmesinden alınmıştır.
"Birbirinize buğzetmeyiniz." Yani birbirinize
buğzetmeye sebep olacak işler işlemeyiniz. Çünkü buğz ta baştan beri meydana
gelen bir duygu değildir. Bununla karşılıklı buğzetmeyi gerektiren saptırıcı
heva ve heveslerin yasaklanmasının kastedildiği de söylenmiştir.
Derim ki: Aksine bu, heva ve heveslerden daha geneldir. Çünkü
heva ve heveslerin gereklerini yapmak bunun sadece bir türüdür. Karşılıklı
buğzetmenin gerçek mahiyeti iki kişi arasında ortaya çıkmasıdır. Bununla
birlikte taraflardan birisinin bunu yapması hakkında da kullanılabilir. Buğzun
yerilen kısmı yüce Allah için yapılmayan türüdür.
"Allah'ın kardeş kulları olunuz." Kurtubi dedi ki:
Yani sizler şefkat, merhamet, sevgi, birbirinizi kollayıp gözetmek, dayanışmak,
samimi olarak öğüt vermek bakımlarından nesep kardeşleri gibi olunuz.
İbn Abdilberr dedi ki: Hadis, Müslüman kimseye buğzetmeyi, ondan
yüz çevirmeyi, onunla arkadaşlık kurduktan sonra şer'ı bir günah olmaksızın
ilişkileri koparmanın, Allah’ın kendisine vermiş olduğu nimetler dolayısıyla
kıskanmanın haram olduğunu, ona nesep kardeşine davrandığı gibi davranmayı,
kusurlarını araştırmamayı ihtiva etmektedir. Bu hususta hazır olan ile olmayan
arasında bir fark yoktur. Bazı hallerde bunların pek çoğunda ölünün hükmü de,
dirinin hükmü ile aynıdır.