|
صحيح
البخاري Sahih-i Buhari |
Edeb |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
باب: الكبر
61. KİBİR
وقال مجاهد:
{ثاني عطفه}
/الحج: 9/:
مستكبراً في
نفسه. عطفه:
رقبته.
Mücahid dedi ki: ثاني
عطفه "Saniye itfihi:
Büyüklenerek yüz çevirir" buyruğu, kendisini büyük görerek, demektir. عطفه: رقبته ltfuhu: Rakabetuhu (boynu) anlamındadır.
حدثنا محمد
بن كثير:
أخبرنا سفيان:
حدثنا معبد بن
خالد القيسي،
عن حارثة بن
وهب الخزاعي ،
عن النبي صلى
الله عليه
وسلم قال: (ألا
أخبركم بأهل
الجنة؟ كل
ضعيف متضاعف،
لو أقسم على
الله لأبره:
ألا أخبركم
بأهل النار؟
كل عتل جواظ
مستكبر).
[-6071-] Harise İbn Vehb el-Huzaı'den rivayete göre Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben size cennet ehlinin kimler
olduklarını haber vereyim mi? Zayıf ve mütevazi olup Allah'a and verse mutlaka
Allah'ın, onun yemininin gereğini yerine getirdiği her kimsedir. Size cehennem
ehlinin kimler olduklarını da haber vereyim mi? Kaba saba, hayrı engelleyen ve
böbürlenip büyüklenen her kimsedir."
وقال محمد بن
عيسى: حدثنا
هُشَيم:
أخبرنا حميد
الطويل: حدثنا
أنس بن مالك
قال:
كانت
الأمة من إماء
أهل المدينة،
لتأخذ بيد رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
فتنطلق به حيث
شاءت.
[-6072-] Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Medine halkı cariyelerinden
herhangi bir cariye, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden tutar ve
onu istediği yere götürebilirdi. "
AÇIKLAMA:
"Kibir". Rağıb dedi ki: Kibir, tekebbür ve istikbar
birbirine yakın anlamdadır.
Kibir, insanın kendisini beğenmekten dolayı özel bir halinin
adıdır. O da kendisini başkalarından büyük görmesidir. Bunun en ileri hali ise
kişinin Rabbine karşı büyüklenerek hakkı kabul etmeyip onu tevhid etmeyi, ona
itaat i reddedip boyun eğmemesidir. Tekebbür iki şekilde ortaya çıkar:
1- Güzel fiillerinin, başkalarının güzelliklerinden daha fazla olması
halidir. Bundan dolayı şanı yüce Allah "el-mütekebbir" diye
nitelendirilmiştir.
2- Kendisinde olmayan bir şeyin var olduğunu göstererek, bu işi
zorla sahiplenmeye kalkışması. Bu da genelolarak mütekebbir insanların
vasfıdır. Yüce Allah'ın: "Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini
işte böyle mühürler."(Mu'min, 35) buyruğunda olduğu gibi ... Müstekbir de
buna benzer.
"Onu alıp istediği yere götürebiliyordu." Burada
"elinden tutmak’’tan maksat, bunun ifade ettiği anlamdır. O da gösterdiği
yumuşaklık ve ona uymaktır.
Hadis, tevazuu konusunda çeşitli mübalağa ifadelerini de ihtiva
etmektedir.
Çünkü erkeği değil kadını, hür kadın değil cariyeyi sözkonusu
etmiştir. Cariyeler lafzını da genelolarak zikretmiş, herhangi bir cariye için
bile bunun sözkonusu olduğunu ifade etmiştir. "İstediği yere"
ifadesiyle de onu alıp dilediği yere götürebilmesinin mümkün olduğunu
anlatmıştır. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ileri derecede alçak
gönüllü olduğunu, kibrin her çeşidinden bütünüyle uzak olduğunu göstermektedir.
Kibrin yerilmesi ve alçak gönüllü lüğün övülmesi ile ilgili pek
çok hadis varid olmuştur. Bunların en sahihlerinden birisi, Müslim'in Abdullah
İbn Mesud'dan rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğudur:
"Kalbinde kibir namına zerre ağırlığı kadar bir şey bulunan kimse, cennete
girmeyecektir. Ona: Ya adam elbisesinin güzel, ayakkabısının güzelolmasını arzu
eder(se), diye soruldu. Allah Rasulü: Kibir, hakka karşı başkaldırmak ve
insanları küçük görmektir, buyurdu."
Yine Müslim, lyad İbn Himar'dan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Şüphesiz Allah bana,
kimse kimseye karşı haksızlık etmeyecek şekilde alçak gönüllü olunuz, diye
vahyetmiştir."
Alçak gönüllülüğün emredilmesi, kibrin yasaklanması demektir.
Çünkü kibir, alçak gönüllülüğün zıttıdır. Kibir küfürden ve benzeri hususlardan
daha geneldir. Müslüman hakkında tevili hususunda da görüş ayrılığı vardır.
Cennete ilk girecekler arasında, kibirli Müslüman cennete giremeyecektir
denildiği gibi, cezasını çekmeden giremeyecektir, diye de açıklanmıştır. Onun
cezası cennete girmemektir, ama af da edilebilir, demiştir. Bu ifade ( ...
cennete girmeyecektir ifadesi), kibirden vazgeçirmek ve vebalinin ağırlığını
anlatmak için zikredilmiştir. Zahirinden anlaşılan kastedilmiş değildir, diye
de açıklanmıştır.