m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Hac Menasiki

 

Mekke Evlerini Kiralamayı Mekruh Görenler ve Bu Konudaki Rivayetler

 

14898. Mücahid'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Mekke, Harem'dir, Allah onu haram (muhterem) kılmıştır. Mekke'nin evlerini satmak ve evlerini kiralamak helal değildir."

 

14899. Mücahid der ki: "Mekke evlerinin kiralanması helal değildir."

 

14900. Haccac'ın bildirdiğine göre Ata (b. Ebi Rabah), Mekke evlerinin kira ücretlerini kerih görürdü.

 

14901. Kasım (b. Muhammed) der ki: "Mekkedeki evlerin kirasından az bir miktar yiyen, sadece ateş yemiştir."

 

14902. İbn Cüreyc anlatıyor: Ömer b. Abdilazız'in Mekke'deki insanlara yazdığı mektubu okudum. Mektubunda Mekke evlerinin ve arsalarının kiralanmasını onlara yasaklıyordu.

 

14903. Abdullah b. Amr der ki: ''Mekke evlerinin kiralarını yiyenler ancak karınlarını doldurasıya ateş yemiş olurlar.''

 

Tahric: Darakutrli (3/57: 223) ve Beyhaki (6/35) numaralı hadislere bakın.

 

 

 

14904. Ata (b. Ebi Rabah) der ki: ''Hz. Ömer, Mekke halkının, evlerinin arsalarına hacıların konaklaması için kapılar açmalarını (kiraya verilmesini) engellerdi.''

 

14905. Ebu Cafer (el-Bakır) der ki: ''Mekke'deki evlerin kapıları olmazdı. Mısır ve Irak'tan gelenler deve katarlarıyla beraber gelirler, Mekke'nin evlerine girerlerdi.''

 

 

 

Mekke Evlerinin Kiralanmasına Ruhsat Verenler

 

14906. Hişam b. Huceyr anlatıyor: Mekke'de bir evim vardı. O evi kiraya verirdim. Bu durumu Tavus'a sordUnı. Kira ücretini yememi emretti.

 

14907. Mücahid der ki: ''Mekke evlerinin kiralanmasında bir sakınca olduğunu bilmem. Ancak bir adamın kiraya verip ondan kar etmesi müstesna.''

 

 

 

Mekke Evlerinin Satılması Hakkında

 

14908. Osman der ki: "Mekke'deki evlerimde oğullarım oturuyor. içlerine sevdikleri kişileri yedeştiriyorlar."

 

14909. Leys der ki: "Ata, Tavus ve Mücahid; Mekke evlerinin satılmasını kerih görürlerdi."

 

14910. Mücahid der ki: "Mekke evlerinin satılması helal değildir."

 

14911. Mücahid'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Mekke evlerinin satılması helal değildir.''

 

14912. Alkame b. Nadle anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ebu Bekr ve Ömer zamanlarında Mekke evlerine sevaib (yani oturanların mülkü olmayıp ihtiyaç sahiplerine terk edilmiş) denilirdi. ihtiyacı olan oturur, olmayan da başkasını oturturdu.

 

Tahric: Ibn Mace (3107).

 

 

 

Hac ibadetlerinin Öğretilmesini Emredenler

 

14913. Urve'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) fetih senesinde Ci'rane'den umreye girdi. Umresini bitirince Ebu Bekr'i Mekke'ye halife olarak bırakarak ona insanlara hac ibadetlerini öğretmesini ve halka şunu ilan etmesini emretti: "Bu sene hacceden güvendedir. Bu seneden sonra müşterek hac yoktur. Beytullah'ı çıplak olan tavaf edemez."

 

14914. İbn Abbas anlatıyor: Bir bedevi Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelerek: "Sana selam olsun ey Muttalib oğullarının çocuğu!" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bedeviye: "Sana da selam olsun" buyurdu. Bedevi devamla şöyle dedi: "Ben senin dayılarından, yani Sa'd b. Bekr oğullarından bir adamım. Ben kavmimin sana gönderdiği bir elçi ve temsilciyim. Sana bazı sorular soracağım ve soruları sıkı tutacağım. Senden bir takım isteklerim olacak ve bu isteklerimi de sıkı tutacağım." Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İstediğini sor ey Beni Sa'dlıların kardeşi" buyurdu. Bedevi şöyle dedi: "Biz senin gönderdiğin mektubu bulduk. Elçilerin Beyt-i Atik'i (Beytullah'ı) haccetmemizi emrediyor, Allah için söyle, bunu O mu sana emretti?" Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Evet'' buyurdu.

 

Tahric: Darimi (651, 652), Ahmed (1/250, 264), Davud (488), Taberani, M. el-Kebir (8/8149, 8150, 8151, 8152), Taberani, M. el-Evsat (2728), Huzeyme (2383) ve Beyhaki (7/4).

 

 

 

14915. İbn Büreyde anlatıyor: Medine'ye gitmiştik. İbn Ömer'in yanına vardık. İbn Ömer bize şöyle anlattı: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanındaydık. Derken Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına güzel elbiseli, güzel kokulu ve güzel yüzlü bir adam gelerek: "Selam senin üzerine olsun ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Senin de üzerine olsun" diyerek adamın selamını aldı. "Sana yaklaşayım mı?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yaklaş" buyurdu. Adam Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) biraz daha yaklaştı. Biz kendi aramızda "Bugüne kadar böylesine elbisesi, kokusu, yüzü güzel ve Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) son derece saygı gösteren bir adam daha görmedik" dedik. Daha sonra: "Ya Resulallah! Sana biraz daha yaklaşayım mı?'' deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Olur" buyurdu. Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) o kadar yaklaştı ki en sonunda o kişi dizlerini Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dizlerine bitiştirdi. Biz yine benzer sözümüzü söyledik. Daha sonra üçüncü kere: "Ya Resulallah! Sana biraz daha yaklaşayım mı?" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Olur" buyurdu. "Ya Resulallah! islam nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cevaben: "Namazı kılarsın, zekatı verirsin,

Ramazan orucu tutarsın, Beytullah'ı haccedersin ve cünüplükten gusledersin" buyurdu. Adam: "Doğru söyledin" dedi. Biz kendi aramızda şöyle derdik: "Vallahi bugünkü gibi hiçbir adam görmedik. Sanki Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğretiyor."

 

Tahric: Ahmed (1/52, 53-2/107) ve Nesai (5883)0

 

 

 

14916. Said b. Cübeyr anlatıyor: Bir adam İbn Abbas'a gelerek şöyle dedi: "Ey İbn Abbas! Sa'y yapmaya Safa'dan mı başlayayım, Merve'den mi, tavaftan önce mi namaz kılayım, yoksa namazdeln önce mi tavaf edeyim, tıraştan önce mi kurban keseyim yoksa kurbandan önce mi tıraş olayım?" İbn Abbas cevaben şöyle dedi: ''Sen bunu Kur'an tarafından ele aL. Zira böyle daha iyi aklında tutabilirsin. Allah şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. (Bakara, 158) Safa, Merve'den öncedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Bu kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin." (Bakara, 196) Allah, kurban etmeyi tıraştan önce zikretmiştir. Allah diğer bir ayette şöyle buyurmuştur: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için evimi (Kabe'yi) tertemiz tutun." (Bakara, 125) Tavaf, namazdan öncedir."

 

14917. Hz. Ali anlatıyor: Berae suresi nazil olduğunda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni dört şeyle gönderdi: "Hiçbir çıplak Beytullah'ı tavaf etmeyecek. Bu seneden sonra hiçbir müşrik Mescid-i Haram'a yaklaşmayacak. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile kimin arasında anlaşma varsa o anlaşma bitiş müddetine kadar (geçerli olacak.) Cennete sadece mümin canlar girebilecek."

 

Tahric: Humeydi (48), Ahmed (1/79), Darimi (1919), Tirmizi (871, 872, 3092), Ebu Ya'la (448=452) ve Hakim (4/178).

 

 

 

14918. Hüseyin b. Ukayl der ki: "Hz. Ali, Dahhak'a hac ibadetlerini yazdırmıştır.''

 

14919. Hüseyin b. Ukayl der ki: "Hz. Ali, Dahhak'a hac ibadetlerini yazdırmıştır.''

 

14920. Abdullah b. Amr'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Cibril, İbrahim'in (a.s.) yanına giderek onunla Mina'ya gitti. Ona namazların tamamını kıldırdı. Daha sonra sabah namazını kıldırdı. Ardından onu Arafat'a götürdü. Onunla beraber insanların konakladığı yerde konakladı. Daha sonra iki namazı (öğle ve ikindi namazını) beraberce kıldırdı. Sonrasında onu vakfe yerine götürdü. Bir insanın akşam namazını kılabileceği en erken vakitte onunla beraber Arafat'tan indi. Müzdelife'ye gitti. Ona orada iki namazı (akşam ve yatsı namazını) beraberce kıldırdı. Onunla orada geceledi. Bir insanın sabah namazını kılabileceği en erken vakitte ona sabah namazını kıldırdı. Daha sonra bir insanın sabah namazını kılabileceği en geç vakte kadar durdular. Ardından onu Mina'ya götürdü. İbrahim, orada şeytan taşladı. Daha sonra kurban kesti ve tıraş oldu. Daha sonra onunla oradan indiler." Daha sonra Yüce Allah, Peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu mealdeki ayeti vahyetti: ''Sonra da sana, ''Hakka yönelen ibrahim'in dinine uy. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi" diye vahyettik." (Nahı, 123)

 

Tahric: İbn Ebi Şeybe, Müsned (1/1236), İbn Cerir, Tehzibu'l-Asar (1245-1247), İbn Huzeyme (2804) ve Beyhaki, Şuabu'l-İman (4075=3781,4076=3782).

 

 

 

14921. Teymı'nin bildirdiğine göre Ebu Miclez, "Hani ibrahim, ismail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, ''Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin'' diyorlardı" (Bakara, 127) mealindeki ayet hakkında der ki: "İbrahim (a.s.) Beytullah'ın inşasını bitirince yanına Cibril geldi. Ona nasıl Beytullah'ı nasıl tavaf edeceğini gösterdi." Zannedersem ravi şöyle dedi: " ... Safa ile Merve arasında tavafın nasıl yapılacağını gösterdi." Ravi devam ediyor: "Daha sonra İbrahim (a.s.) ile Cibrıl Akabe'ye gittiler. Derken şeytan karşılarına çıktı. Cibril hemen yerden yedi taş aldı. İbrahim'e (a.s.) yedi taş verdi. Cibril taşları şeytana attı ve tekbir getirdi. İbrahim'e (a.s.): "Taşları at ve tekbir getir" dedi. ikisi de taşları şeytana attılar. Her atışlarında tekbir getirdiler. En sonunda şeytan kaçıp gitti.

 

Daha sonra Ortanca cemreye gittiler. Yine şeytan karşılarına çıktı. Cibrıl hemen yerden yedi taş aldı. İbrahim'e (a.s.) yedi taş verdi. ikisi şeytanı taşladılar ve her attıkları taşla beraber tekbir getirdiler. En sonunda şeytan kaçıp gitti.

 

Daha sonra en uzakta olan cemreye (Küçük Şeytan diye tabir edilen yere) gittiler. Yine şeytan karşılarına çıktı. Cibrıl hemen yerden yedi taş aldı. İbrahim'e (a.s.) yedi taş verdi ve: "Taşları at ve tekbir getir" dedi. ikisi şeytanı taşladılar ve her attıkları taşla beraber tekbir getirdiler. En sonunda şeytan kaçıp gitti.

 

Daha sonra Cibril, onu Mina'ya götürdü. "işte insanlar burada başlarını tıraş ederler" dedi. Ardından onu Müzdelife'ye götürdü. "işte insanlar burada namazlarını cem ederler" dedi. Daha sonra onu Arafat'a götürdü. "Bildin mi (rlarefterl)?" dedi. İbrahim (a.s.): "Evet" dedi. işte bundan dolayıdır ki Arafat'a (bilme yeri anlamına gelen) Arafat denilmiştir."

 

 

 

14922. Ebu Hind bildiriyor: Muhammed b. Ebi Musa, "Her kim de Allah'ın nişanelerini yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah'a karşı gelmekten sakınmasından)dır" (Hac Sur. 22) mealindeki ayet hakkında der ki:

"Arafat'ta vakfe yapmak Allah'ın nişanelerindendir. Müzdelife'de vakfe yapmak Allah'ın nişanelerindendir. Cemreler, Allah'ın nişanelerindendir. Büyük baş kurbanlıklar, Allah'ın nişanelerindendir. Tıraş olmak, Allah'ın nişanelerindendir. Her kim bunları yüceltirse şüphesiz ki bu, kalplerin takvasındandır."

Muhammed b. Ebi Musa "Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır" (Hac, 33) mealindeki ayet hakkında der ki: "Sizin için her bir nişanede ondan başka bir yere geçinceye kadar bir takım menfaatler vardır. "Belli bir zaman" O nişaneden ayrılıp başka bir nişaneye geçmektir. "Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kabe')dir" (Hac Sur. 33) mealindeki ayet hakkında: "Bu, kurbanlıkların tamamının varacağı yer olan Beytullah'ı tavaf etmektir" dedi.

 

14923. Ebu Necih'in bildirdiğine göre Mücahid, "Siz de kendinize Makam-ı İbrahim'den bir namaz yeri edinin" (Bakara, 125) mealindeki ayet hakkında der ki: ''Bu, haccın tamamıdır,"

 

14924. Teymı anlatıyor: Ebu Miclez, İbn Ömer ile beraberdi. Güneş doğunca devesinin hazırlanmasını emretti. Devesi hazırlanınca Mina'dan hareket ederek yola koyuldular. Ravi ekledi: "Akıllı olmayan birinin İbn Ömer'e kadınlardan bahsedip onu güldürmesi bizi şaşırtıyordu." Ravi devamla şöyle anlattı: İbn Ömer ikindi namazını kılınca Arafat'ta vakfe yaptı. Ellerini kaldırarak -ya da ravi: ''Ellerini uzatarak'' dedi. ''Kulaklarının altına kadar" dedi mi demedi mi tam bilmiyorumşöyle demeye başladı: "Allahu Ekber, bütün hamdler Allah'a aittir. Allahu Ekber, bütün hamdler Allah'a aittir. Allahu Ekber, bütün hamdler Allah'a aittir. Tek olan Allah'ta başka hiçbir ilah yoktur. Mülk onundur. Allahım! Beni doğru yola ulaştır, takva ile beni koru, beni dünyada ve ahirette bağışla." Daha sonra ellerini geri indirdi, bir insanın Fatiha suresi okuyacağı süre kadar sustu. Daha sonra dönerek ellerini kaldırarak buna benzer sözler söyledi. Arafat'tan ininceye kadar böylece dua etmeye devam etti.

 

Yürüyüşü şöyleydi: Bir boşluk gördüğünde hızlı bir şekilde ilerler, sıkışıklık gördüğünde dururdu. Tepelerden herhangi birine geldiğinde her birinin üzerinde, birinin "Elleri durdu, ama ayakları durmadı" diyebileceği süre kadar dururdu. Daha sonra konakladığı yoldan indi. Gidince ben de peşinden gittim. "Galiba sünnet olan şeylerden birini yaptı" dedim. Şöyle dedi: "Ben sadece bildiğin yoldan giderim." Geldi ve ağır ağır abdest aldı. Daha sonra devesine bindi, namaz kılmadan Müzdelife'ye kadar geldi. Kamet getirdi ve akşam namazını kıldı. Daha sonra bize dönerek: "Namaz cem edicidir" dedi. ikisi arasını (namaz ile bu söz arasını) başka bir şeyle ayırmadı.

 

Ravi ekledi: Ben "ikisi arasında ''Namaz toplayıcıdır'' sözünden başka kamet yok muydu?" diye sordum. Ya da ravi şöyle dedi: Ben "iki namaz arasında ezan yok muydu, sadece bu söz mü vardı?" dedim."Hayır" dedi.

 

Daha sonra yatsı namazını iki rek'at olarak kıldı. Akşam için üç rek'at, yatsı için iki rek'at olmak üzere toplam beş rek'at kıldı. Nafile namaz kılmadı. -Ya da ravi şöyle dedi: "ikisi arasını başka bir şeyle ayırmadı."- Daha sonra yemek -isteyerek şöyle dedi: "Sesimizi duyan herkes gelsin." Ravi ekledi: "Bunun bu şekilde olmasını gerekli görüyor gibiydi." Daha sonra gecelediler. Nihayet gökyüzünde tanıyabildiğim yıldızların tamamını görebildiğim karanlık bir vakitte bize sabah namazını kıldırdı. Namazda Abese suresini okudu. Rükudan ne önce, ne de sonra kunut duası okumadı. Daha sonra vakfe yaptı. Vakfe yaptığı bu yerde, dünkü vakfe yerinde okuduğu duaları zikretti. Daha sonra oradan ayrıldı. Yürüyüşü şöyleydi: Bir boşluk gördüğünde hızlı bir şekilde ilerler, sıkışıklık gördüğünde dururdu.

 

ibn Abbas bana dedi ki: "Önünde Mina'nın bulunduğu kendisine Muhassir denilen vadi üzerinden çabuk geçilir. (Burada ayrıca vakfe yapılmaz, burası Müzdelife'den sayılmaz.)"

 

İbn Ömer, Muhassir vadisine gelince ayaklarıyla deveye vurdu. Anladım ki, devesinin oradan çabuk geçmesini istiyor. Bunun üzerine ben de deveyi hızlıca sürdüm. Bunun akabinde Şeytan'a taş attı. Bir sonraki gün olunca yine cemreye taş attı. -Ravi dedi ki: "Zannedersem bana ''Gündüz sıcağında" ibaresini de söyledi. Daha sonra öne geçerek cemre ile ortanca cemre arasında durdu. Yine iki vakfe yerinde yaptığı duaları zikretti. Ancakduasına şu ibareyi ekledi. "Hac ibadetlerimizi(n noksanlarını) düzelt." -Ya da şöyle dedi: "Hac ibadetlerimizi tamamlamayı nasip eyle." - Ravi ekledi: "Orada durması bir insanın Yusuf suresi okuyacağı süre kadardı." Daha sonra Ortanca cemreye taş attı. Ardından biraz daha öne giderek yaptığı duaların benzerini zikretti. Ayakta durması yine önceki kadardı.

 

Salim'e -ya da Nafi'ye- dedim ki: "Sustuğu zaman bir şey der miydi?"

"Sünnetten olan bir şey söylemezdi" dedi.

 

 

 

14925. Ebu Cafer anlatıyor: Cabir b. Abdillah ile karşılaştık. Tek tek cemaate kim olduklarını sordu. En sonunda bana geldi. Ben: "Ben, Muhammed b. Ali b. Hüseyn'im" dedim. Bunun üzerine elini başıma uzattı. En üst düğmemi söktü. Daha sonra en alttaki düğmemi söktü ve ellerini göğsümün üzerine koydu. Ben o zamanlar genç bir çocuktum. "Merhaba sana ey kardeşimin oğlu! Dilediğini bana sor" dedi. Kör olduğu halde ona bir takım sorular sordum. Namaz vakti gelmişti. Üzerinde kendisine battaniye gibi sardığı dokuma bir elbise vardı. Bu elbise içinde ayağa kalktı. Bunu her omzuna attığında küçük olduğu için uçları kendisine dönüyordu. Cübbesi yan tarafında askıda duruyordu. Bize namaz kıldırdı. Ben: "Bana Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haccını anlat" dedim. Eliyle dokuz işareti yaparak şöyle anlattı:

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (Medine'de kaldığı dokuz sene boyunca) hiç haccetmedi. Onuncu sene olunca insanlara Allah'ın elçisinin haccedeceğini bildirdi. Bunun üzerine birçok insan Medine'ye geldi. Hepsi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber hac yapmak, haccı onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. Onunla beraber yola çıkarak Zü'l-Huleyfe'ye geldik. O esnada Umeys'in yani Muhammed b. Ebi Bekr'in kızı olan Esma doğum yaptı. Mescid'de Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birini göndererek ne yapması gerektiğini sordurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yıkan, bir bez parçası ile (edeb yerini) bağla ve ihrama gir" buyurdu.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mescid'de namaz kıldı, Kasva'ya bindi.

 

Resulullah'ın devesi (Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ihrama girdiği Zü'l-Huleyfe'de bulunan yüksek bir yer olan) Beyda'ya çıkınca baktım ki Resulullah'ın önünde göz alabildiğince binekli ve yaya insanlar var. Sağ tarafında bir o kadar, sol tarafında bir o kadar, arka tarafında bir o kadar insan vardı. Aramızda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem); tefsirini sadece kendisinin bildiği Kur'an ayetleri ona nazil oluyor. Yaptığı her şeyi yapıyorduk. Telbiye getirirken şöyle buyurdu: "Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke la şerike leke lebbeyk, inne'l-hamde ve'nni'mete ve 'I-mülk, La şerike lek." (Anlamı: Tekrar tekrar icabet sana Allahım! Emrine amadeyim, tekrar icabet sana, tekrar icabet sana, senin emrindeyim ... Senin ortağın yoktur. Tekrar icabet sana ... Hiç şüphe yok ki hamd ve nimet sana mahsustur. Mülk senindir. Senin ortağın yoktur.) insanlar şu an onların getirdiği bu telbiyeyi söylemektedirler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hiç birinin getirdiği telbiyeyi reddetmedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendi telbiyesine devam edip hiç bırakmadı.

 

Cabir anlatıyor: Sadece hacca niyet ediyor, umreyi bilmiyorduk. Onunla beraber Beytullah'a varınca kendisi Hacer-i Esved'i istilam etti. Tavafının üç şavtını remel yaparak (hızlı adımlarla ve çalımlı yürüyerek) dört şavtını da normal yürüyüşle tamamladı. Daha sonra Makam-ı İbrahim'e geçti ve şu mealdeki ayeti okudu: "Siz de kendinize Makam-ı ıbrahim'den bir namaz yeri edinin" (Bakara, 125) Makam-ı İbrahim'i kendisi ile Beytullah arasına aldı. Babam, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) -Bu haberi Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışında başka birinden nakledeceğini zannetmem- bu iki rek'atta ihlas ve Kafirun surelerini okuduğunu söylerdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra Hacer-i Esved'e dönerek onu istilam etti. Ardından Safa kapısından Safa'ya çıktı.

 

Safa'ya yaklaşınca: "Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın dininin nişanelerindendir" (Bakara, 158) ayetini okuyarak şöyle buyurdu: "Allah'ın başladığı yerden başlıyorum." Sa'y yapmaya Safa'dan başlayarak Safa tepesinin üzerine çıktı. Beytullah'ı görünce Allah'ı birledi (Kelime-i tevhid getirdi) ve tekbir getirerek şöyle buyurdu: "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur ve hamd ona aittir. O her şeye kadirdir. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, vaadini yerine getirmiş, kuluna yardım etmiş, tek başına bütün toplulukları hezimete uğratmıştır." Bu arada dualar etti. Daha sonra bu söylediklerini üç kere tekrarladı.

 

Daha sonra Merve'ye indi. Ayakları, vadinin ortasına indiğinde hızlıca yürüdü.

Ayakları vadiden çıkınca normal yürüyüşüne devam etti. Nihayet Merve'ye geldi. Merve'de de Safa'da yaptığı gibi yaptı. Merve üzerinde son turunu yaparken şöyle buyurdu: "Arkamda bıraktığım iş tekrar karşıma çıksaydı hedy kurbanını getirmez, bu haccı, umreye çevirirdim. Sizden hanginizin yanında hedy kurbanı yoksa hemen ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin." Bunun üzerine Süraka b. Cu'şum ayağa kalkarak: "Ya Resulallah! Bu iş, bizim bu senemize mi mahsus, yoksa ilelebet devam edecek mi?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) parmaklarını birbirine geçirerek: "Umre, hacca dahil olmuştur; - bu sözünü iki kere tekrarladı- hayır, ilelebet, ilelebet devam edecektir" buyurdu.

 

Hz. Ali, Yemen'den Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurbanlıklarını (develerini) getirdi. Hz. Fatıma'yı ihramdan çıkmış, boyalı elbiseler giymiş ve sürme çekmiş bir halde buldu. Ali onun bu yaptığını hoş karşılamayınca Fatıma: "Bunu babam bana emretti" dedi.

 

(Daha sonraları) Hz. Ali, Irak'ta iken şöyle derdi: "Bunun üzerine ben de Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Fatıma'nın bu yaptığı iş nedeniyle azarlaması ve Fatıma'nın kendisinden naklettiği bu haberi sormak üzere Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gittim. Fatıma'nın yaptıklarını kabul etmediğimi Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) arz edince şöyle buyurdu: "O doğru söylemiş, doğru söylemiş." Devamla bana: "Sen hacca niyetlenirken ne dedin?" diye sordu. "Allahım! Resul'ün neye niyetlendi ise ona niyet ediyorum" dediğimi söyledim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Benim yanımda hedy kurbanları var. Sen ihramdan çıkma" buyurdu .

 

Ali'nin Yemen'den getirdiği ile Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) getirdiği develerin toplamı yüz adetti. Derken, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve yanlarında hedy kurbanı bulunanlar hariç, hepsi ihramdan çıkarak saçlarını kısalttılar.

 

Terviye günü gelince Mina'ya yöneldiler ve hacca niyet ettiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bineğine bindi. Minaıda öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz durdu. Nemira denilen yere kıldan bir çadır kurulmasını emir buyurdu. Ardından Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yola koyuldu. Kureyşliler, (ahiliye döneminde yaptıkları gibi Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Meş'ar-i Haram'da duracağından şüphe etmiyorlardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) orayı geçerek Arafat'a vardı. Çadırının Nemiraıda kurulduğunu görünce orada konakladı. Öğleden sonra olunca devesi Kasva'nın hazırlanmasını emir buyurdu. Vadinin ortasına gelerek insanlara hitab etmek üzere şöyle buyurdu:

"Şüphesiz ki sizin kanlarınız ve maIlarınız şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi birbirinize haramdır. Dikkat edin! CahiHyet dönemine ait her şeyayaklarımın altına konmuştur. CahiHyet devrinin kan davaları kaldırılmıştır. Bize ait olan kan davalarından kaldırdığım ilk kan davası, İbn Rebia b. el-Haris'in kan davasıdır. İbn Rebia, Beni Sa'd kabilesinde süt emiyordu. Onu, Hüzeyl kabilesi öldürdü. CahiHyet döneminin faizleri de kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz; bizim, yani Abbas b. Abdilmuttalib'in faizidir. Bu faizin tamamı mutlak surette kaldırılmıştır. Kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü siz, onları Allah'ın emriyle aldınız ve onların namuslarını Allah'ın kelimesiyle kendinize helal kıldınız. Döşeklerinize, istemediğiniz bir kimseyi ayak bastırmamaları, sizin onlar üzerindeki hakkınızdır. Bunu yaparlarsa, onları zarar vermeyecek şekilde dövün. Onların sizin üzerinizdeki hakkı da, onların yiyeceklerini ve giyeceklerini güzellikle vermenizdir. Size öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı sarılırsanız bir daha asla sapmazsınız: Allah'ın Kitab'ını size bıraktım. Size, benden sorulacak, ne diyeceksiniz?" insanlar: "Risaletini tebliğ ettiğine, vazifeni eda ettiğine ve bize nasihatta bulunduğuna şehadet edeceğiz" dediler. Bunun üzerine Resulullah (s" "ı"hu "eyhi vese 'e'11) şehadet parmağını gökyüzüne kaldırıp onunla insanlara işaret ederek üç kere şöyle buyurdu: "Allahım, şahit ol! Allahım, şahit ol!" Daha sonra ezan okuyup kamet getirterek öğle namazını kıldırdı. Ardından kamet getirterek ikindiyi kıldırdı. Bunların arasında başkaca namaz kılmadı.

 

Bundan sonra bineğine binerek vakfe yerine geldi. Devesi Kasva'nın karnını kayalara çevirdi. Yayaların toplandığı yeri önüne aldı ve kıbleye döndü. Güneş batıncaya kadar vakfeye devam etti. Güneşin sarılığı biraz gitti. Nihayet güneşin bütün yuvarlağı kaybolunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Usame'yi arkasına aldı ve yola koyuldu. Kasva'nın yularını o kadar kasmıştı ki, neredeyse başı, semerinin özengisine çarpıyordu. Sağ eliyle işaret ederek: "Ey cemaat! Sükunet üzere, sükunet üzere" buyuruyordu. Her kum tepeciğine geldiğinde devesinin dizginini, tepeyi çıkıncaya kadar gevşetiyordu.

 

Nihayet Müzdelife'ye vardı ve orada akşamla yatsıyı bir ezan iki kametle kıldı.

Aralarında hiç bir nafile namaz kılmadı. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tan ağarıncaya kadar yan tarafı üzerine yattı. Ortalık aydınlanınca bir ezan ve bir kametle sabah namazını kıldırdı. Sonra Kasva'ya binerek Meş'ar-i Haram'a gitti Kıbleye yönelerek Allah'a dua etti, tekbir getirdi, kelime-i tevhidler ve tehliller okudu. Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar vakfeye devam etti. Ardından güneş doğmadan yola çıktı. Terkisine Fadl b. Abbas'ı bindirdi. Fadl saçı güzel, beyaz tenli ve yakışıklı bir gençti.

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yola çıkınca bir takım kadınlar yanından hızlıca geçtiler. Fadl onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini Fadl'ın yüzüne koydu. Fadl da yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmağa sürdürdü. Bu sefer Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini öbür tarafa çevirerek Fadl'ın yüzünü kapadı. Fadl yüzünü öbür tarafa çevirerek bakıyordu.

 

Nihayet Muhassir'e vardı ve devesini biraz hızlandırdı. Sonra Büyük Şeytan'a çıkan orta yolu tuttu. Nihayet ağacın yanındaki cemreye (Akabe cemresine) vardı. Oraya, yedi ufak taş attı. Çakıl taşı büyüklüğünde olan bu taşlardan her birini attığında tekbir getiriyordu. Onları vadinin içinden attı. Daha sonra kurbanlıkların kesildiği yere giderek kendi eliyle altmış üç deve boğazladı. Sonra (bıçağı) Ali'ye verdi. Geri kalanını da o boğazladı. Hz. Ali'yi hedy kurbanına ortak yaptı. Sonra her deveden bir parça alınmasını emir buyurdu. Bunlar bir çömleğe konarak pişirildi. ikisi de develerin etinden yiyip çorbasından içtiler.

 

Daha sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devesine binerek oradan ayrıldı ve Beytullah'a gitti. Mekke'de öğle namazını kıldı. Arkasından zemzemin başında insanlara zemzem suyu dağıtan Beni Abdilmuttalib'e giderek şöyle buyurdu: "Ey Abdülmuttalib oğulları, çekin! İnsanların sizin su dağıtmanıza galip gelmesinden (burada izdiham oluşturmalarından) korkmasaydım sizinle beraber ben de çekerdim." Onlar da kendisine bir kova zemzem verdiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bundan içti.

 

 

 

14926. Mesruk der ki: "Kitabullah'ta dört şeyi yerine getirmekle emredildiniz:

Namazı kılmak, zekatı vermek, haccı ve umreyi eda etmek."

 

14927. Abdülmelik'in bildirdiğine göre Ata'ya, Sindı tavuğunun Harem'den çıkarılması sorulunca: "Hayır çıkarılmaz. Sindı tavuğu av hayvanıdır" dedi.

 

14928. Ata'nın bildirdiğine göre Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hanımları, erkeklerle beraber tavaf ederlerdi. Ata (b. Ebi Rabah) ekledi: Bir kadın Aişe'ye: "Gelip Hacer-i Esved'i istilam etsene!" deyince Aişe: "Hacer-i Esved'i geç!" dedi.

 

 

 

Kuru Otları Yolan ihramlı Hakkında

 

14929. Eş'as'ın bildirdiğine göre Hasan(-ı Basri), ihramlının kuru otları yolmasında bir sakınca görmezdi.

 

14930. Ata (b. Ebi Rabah) der ki: "Bunda bir sakınca yoktur."

 

 

 

Av Hayvanı ve Murdar Olan Hayvanın Etinden Yemeye Mecbur Kalan ihramlı Hakkında

 

14931. Eş'as'ın bildirdiğine göre Hasan(-ı Basri), av hayvanı ile murdar hayvan etinden yemek zorunda kalan ihramlı hakkında: "Murdar hayvan etinden yer, av hayvanından yemez, başka ihramlıya göstermez" derdi.

 

 

 

"Dilsizin Yerine Telbiye Getirilir" Diyenler

 

14932. Ata (b. Ebi Rabah) der ki: "çocuğun ve dilsizin yerine telbiye getirilir."

 

 

 

Umre Yapmak için Hayızlı Olarak Gelen Kadın Hakkında

 

14933. Hişam'ın bildirdiğine göre Hasan(-ı Basri), umre yapmak için hayızlı olarak gelen kadın hakkında: "Umresi üzerine hacca niyet eder. Kıran haccını yapmak üzere Arafat'a gider" dedi.

 

14934. Ata'dan bunun benzeri rivayet edilmiştir.

 

 

 

Telbiye Getirmek isteyip de Tekbir Getiren Kişi Hakkında

 

14935. Nafi' anlatıyor: Tavus'a, telbiye getirmek isteyip de tekbir getiren adamın durumu sorulunca: "Geçerli olur" dediğini işittim.

 

14936. Abdülmelik'in bildirdiğine göre Ata (b. Ebi Rabah) der ki: "Geri dönüp telbiyeyi tekrar söyler."

 

14937. İbn Cüreyc'in bildirdiğine göre Ata (b. Ebi Rabah): "Geçerli olur" dedi.

 

 

 

Kocasının izni Olmadan Hac ihramına Giren Kadın Hakkında

 

14938. Abdülaziz el-Ammı anlatıyor: Matar'a, hac yapmak için kocasından izin istediğinde izin vermemesi, Beytullah'ı ziyaret etmek için izin istediğinde izin vermesi üzerine beyaz elbiselerini giyip hac ihramına giren kadının durumu soruldu. Sorulan bu soruyu ben de işitiyordum. Bunun üzerine Hasan'a giderek bunu ona sordular. Hasan şöyle dedi: "Ahmak kadın! Bu kendisi için caiz olmaz." Matar dedi ki: "Katade'ye soruldu. "O kadın artık ihramlıdır" dedi. Matar şöyle devam etti: Bunun üzerine Mekke'ye gittim. Hakem b. Uteybe'ye sordum. O da "O kadın artık ihramlıdır" dedi. Bunun üzerine bir adama Ata b. Ebi Rebah'a sormasını emrettim. Ata şöyle dedi: "Hayır, gözü aydın olmayası kadın! Bu, kendisi için caiz olmaz ki!"

 

14439. İbrahim-(i Nehai) der ki: "Eğer beraberinde bir mahremi varsa kocasından izin almaksızın (haccetmek için) çıkmasında bir sakınca yoktur."

 

14940. Hişam'ın bildirdiğine göre Hasan(-ı Basri), haccetmeyen kadın hakkında der ki: "Kocasından izin alır. izin verirse böyle olması bana daha güzel gelir. Eğer izin vermezse bir mahremiyle beraber çıkar. Çünkü bu, Allah'ın farzlarından bir farzdır. Bu hususta kocasına itaat olmaz."

 

 

 

Beytullah'a Sarılmak Hakkında

 

14941. İbrahim-(i Nehai) der ki: "Arkadaşlarımız Beytullah'a sarılmazlardı."

 

14942. Nafi'nin bildirdiğine göre İbn Ömer, Beytullah'a sarılmazdı.

 

14943. Süveyd b. Gafele'nin bildirdiğine göre Hz. Ömer, Hacer-i Esved'e yapışmış ve onu öpmüştür.

 

 

 

Beytullah'ı Tavaf Eden Umreci Hanımıyla ilişkiye Girebilir mi?

 

14944. Amr anlatıyor: Cabir b. Abdillah'a umre yapmakta olan bir adamın Beytullah'ı tavaf ettikten sonra Safa ile Merve arasında sa'y etmeden hanımıyla ilişkiye girmek istemesinin hükmünü sordum. "Hayır, Safa ile Merve arasında sa'y yapmadıkça olmaz" dedi.

 

 

 

Hanımıyla ilişkiye Giren Hacı ya da Umreci Hakkında

 

14945. Enes b. Sa'd'ın bildirdiğine göre bir adam Said b. Cübeyr'e şöyle dedi:

"Ben ve hanımım haccettik. Ben saçımı kısaltmadan önce onunla ilişkiye girdim." Said b. Cübeyr adama: "Kan akıt (kurban kes)" dedi.

 

14946. Miksem - ya da Said b. Cübeyr'- den rivayet edildiğine göre İbn Abbas, hanımı saçını kısalttığı halde kendisi kısaltmayan adamın hanımıyla ilişkiye girmesi soruldu. Cevaben: "Adamın kan (akıtması) gerekir" dedi.

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

Ölü Adına Hac Yapılması