m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Gazveler

 

Kureyş'in Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yaptığı Eziyetler

 

37715. Cabir b. Abdillah bildiriyor: Kureyşliler bir gün bir araya gelerek şöyle dediler: "Sihri, kahinliği ve şiiri en fazla, en güzel bileninizi seçin. Toplumumuzu parçalayan, işlerimizi darmadağın eden, dinimize dil uzatan şu kişiye varsın, onunla konuşsun ve onun ne cevap vereceğini dikkatle izlesin." Onlar (Kureyşiiler): "Utbe b. Rebia'dan başka bu işi becerecek kimseyi tanımıyoruz" deyince, Utbe'ye: "Ey Ebu'I-Velid! Sen git" dediler. Utbe Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gidip: "Ey Muhammed! Sen mi üstünsün, yoksa (baban) Abdullah mı?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cevap vermeyince Utbe: "Ey Muhammed! Sen mi daha hayırlısın, yoksa Abdulmuttalib mi?" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine sustu. Utbe "Eğer sen bunların senden daha hayırlı olduklarını söylüyorsan onlar senin bugün ayıpladığın, dil uzattığın tanrılara taptılar. Eğer sen onlardan hayırlı olduğunu iddia ediyorsan, konuş senin sözünü dinleyelim. Allah'a yemin ederim ki kavmi hakkında senden daha bereketsiz bir yavru doğduğunu sanmıyoruz. Sen bizim toplumumuzu parçaladın, işlerimizi darmadağın ettin, dinimize dil uzattın. Araplar arasında bizi rezil ettin. Hatta Araplar arasında şöyle sözler yayıldı. "Kureyş'in içinde bir sihirbaz var. Kureyş'in içinde bir kahin var." Allah'a yemin ederim ki biz, ancak bir gebe kadının çığlığını bekliyoruz. O zaman bir kısmımız diğerine kılıçlarla hücum edecek ve yok olacağız. Be adam!! Eğer kadınlara ihtiyacın varsa Kureyş'in hangi hanımını istersen iste onlardan on tanesini seninle evlendirelim. Yok, eğer mala ihtiyacın varsa sana aramızda mal toplayalım da sen Kureyş'in en zengin kişisi olasın" dedi.

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sözün bitti mi?" diye sordu. Utbe: "Evet" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla! Ha, Mim. Bu kitab merhamet eden ve merhametli olan Allah'ın katından indirilmiştir ... " (Fussilet Sur. 1-13) ayetlerini okudu.

 

''De ki: Işte sizi Ad ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir azab ile uyardım'' cümlesine vardığında, Utbe: "Yeter, fazla okuma! Bundan başka yanında bir şey yok mu?" diye sorunca, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır" karşılığını verdi. Bunun üzerine Utbe, Kureyş'e geri döndü. Kureyş: "Bize ne haber getirdin?" diye sordular. Utbe: "Söylemedik hiçbir şey bırakmadım. Sizin konuşmak istediğiniz her şeyi konuştum" karşılığını verince Kureyş: "Muhammed sana cevab verdi mi?" diye sordular. "Evet, verdi" dedikten sonra şöyle devam etti: "Hayır! Şu Kabe'yi mabed olarak diken Allah'a yemin ederim ki ben Muhammed'in sözlerinden bir şeyanlamadım. Ancak o sizi Ad ve Semud'un başına inen yıldırım gibi bir yıldırımla uyarmaktadır" dedi. Kureyşliler: "Yazıklar olsun sana! Adam seninle arapça konuştu, sen ise ne konuştuğunu bilmiyorsun." deyince Utbe: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki onun söylediğinden yıldırımın bahsinden başka hiçbir şeyanlamadım" dedi.

 

 

 

37716. Amr b. el-As bildiriyor: Kureyş'in Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öldürmek istediğini görmedim. Ancak bir gün Kabe'nin gölgesinde otururken onu öldürmek istediler. Bu sırada Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Makam'ın yanında namaz kılıyordu. Ukbe b. Ebi Muayt gidip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cübbesini boynuna dolayarak onu boğmak istedi. Boğazını o kadar sıktı ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dizleri üzerine çöktü. Bunun üzerine halk O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öldüğünü zannederek bağırmaya başladılar. Hz. Ebu Bekr koşarak geldi ve Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) omuzlarından tutarak kaldırırken şöyle dedi: "Bir adamı, ''Rabbim Allah'tır'' dediği için öldürecek misiniz!" dedi. Kureyşliler Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanından uzaklaştılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp namaza durdu, namazını bitirdikten sonra Kabe'nin gölgesinde oturmakta olan Kureyşlilerin yanına giderek "Ey Kureyş cemaati! Muhammed'in canı elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ben size bu yolda kesilmek üzere gönderildim" dedi ve eliyle boğazını gösterdi. Ebu Cehil: "Ey Muhammed! Sen cahil değildin" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen cahillerdensin" karşılığını verdi. 

 

 

 

37717. İbn Abbas bildiriyor: (Resulullah) namaz kılarken Ebu Cehil uğradı ve:

"Ben sana bu işi yasaklamamış mıydım?" dedi. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de ona sert bir şekilde cevap verdi. Bu sefer Ebu Cehil: "Sen beni neden tehdit ediyorsun, ey Muhammed? Allah'a yemin ederim ki benim, bu vadide, oturup kalktığı meclisinde adamları en çok olan bir kimse olduğumu sen biliyorsun" dedi. Bunun üzerine CibrTI: "O halde çağırıversin meclisini" (Alak Sur. 17) ayetini getirdi. İbn Abbas dedi ki: "Allah'a yemin olsun eğer meclisini çağırmış olsaydı, derhal azab zebanileri onu yakalayıvereceklerdi.''

 

 

 

37718. Abdullah b. Mes'ud naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'nin gölgesinde namaz kılarken, Ebu Cehil ve Kureyş'ten bazıları Mekke'nin bir yerinde hayvanlar kesildiğini söylediler. Adam gönderip kesilen hayvanların işkembelerini getirtip Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üzerine attılar. Hz. Fatıma gelip işkembeyi Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üzerinden kaldırdı. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dua edeceği zaman üç defa söylemeyi severdi, şöyle dua etti: "Allahım! KureyŞ'i Sana havale ediyorum. Allahım! KureyŞ'i Sana havale ediyorum. Allahım! Kureyş'i Sana havale ediyorum. Ebu Cehil b. Hişam'ı, Utbe b. Rebia'yı, Şeybe b. Rebia'yı, Velid b. Utbe'yi, Ubey b. Halef'i ve Ukbe b. Ebi Muayt'ı Sana havale ediyorum."

Abdullah dedi ki: "(Daha sonra) Bedir kuyusunun yanında bunları öldürülmüş bir şekilde gördüm." Ebu ishak: "Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zikrettiği yedinci kişiyi unuttum" dedi.

 

 

 

37719. Said b. Cübeyr, İbn Abbas'tan naklediyor: Ebu Talib hastalandığı zaman Kureyş'ten, aralarında Ebu Cehil'in de bulunduğu bir grup yanına girdi ve: "Senin yeğenin ilahlarımıza sövüyor. ilahlarımız aleyhinde faaliyette bulunuyor ve konuşuyor. Onu çağırıp böyle yapmasına engelolsan" dediler. Ebu Talib Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çağırdığı veya Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldiği zaman kendisiyle Ebu Talib arasında bir kişinin oturacağı yer vardı. Ebu Cehil oraya Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oturmasından ve böylece Ebu Talib'in Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşı yumuşamasından endişe edip kalkarak oraya kendisi oturdu. Böylece Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) amcasına yakın oturacak yer bulamadı ve kapının yanında oturdu.

Ebu Talib: "Veğenim! Kavmin neden senden şikayetçiler? Senin, ilahlarına sövdüğünü ve ilahları aleyhinde konuşup faaliyette bulunduğunu iddia ediyorlar" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle karşılık verdi: "Amca! Ben onları, söyledikleri takdirde Arapların kendilerine boyun eğeceği ve Acemlerin cizye ödeyeceği bir kelimeye davet ediyorum" dedi. Kureyşliler onun söylemelerini istediği kelimeyi söylemek istediler ve: "Bir kelime mi? Babanın başı için evet değil bir on kelime söylemeye hazırız. Bu kelime nedir?" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "La ilahe illallah" deyince elbiselerini silkeleyerek kalktılar ve:

"Acaba o bunca ilahı tek bir ilah mı yaptı?" (Sad,. 5) sözleri ile diğer ayetlerde aktarılan sözlerini söylediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): " ... doğrusu henüz azabımı tatmadılar" (Sad Sur. 8) ayetine kadar okudu.

 

 

 

37720. Tarık el-Muharibı anlatıyor: Ben, Zul-Mecaz çarşısında bir şey satarken Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gördüm. Üzerinde kırmızı bir cübbeyle şöyle bağırarak geçti: "Ey insanlar! La ilahe illallah deyiniz, felaha erersiniz." Bir adam ise ona taşlar atarak takip ediyordu. Taşlardan Resulullah'ın (sSallallahu aleyhi ve Sellem) topuğunu ve baldırını kanatmışt!. Bu kişi şöyle bağırıyordu: "Ey insanlar! Buna uymayınız, çünkü bu yalancıdır." Ben: "Bu kimdir?" diye sorduğumda; "Abdulmuttalib'in oğlu" dediler, Ben: "Peki kendisini takip edip taşlayan kişi kim?" diye sorduğumda ise: "Amcası Abduluzza- yani Ebu Leheb'dir" cevabını verdiler,

 

 

 

37721. Enes, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğu nu nakleder:

"Allah'ın yolunda hiç kimsenin çekmediği kadar eziyet çektim. Allah yolunda hiç kimsenin korkmadığı kadar korkutuldum. Bazen gecesi ve gündüzüyle üç gün boyunca benle Bilal'in, bir canlının yiyebileceği bir şeyler olmazdı. Sadece Bilal'in koltuğunun altına sıkıştırıp kaldırdığı bir şeyler olurdu.''

 

 

 

37722. Munzir naklediyor: ibnu'l-Hanefiyye "Andolsun onlar hem kendi yüklerini taşıyacaklar, hem de kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yükleneceklerdir" (Ankebut Sur, 13) ayetiyle ilgili olarak şöyle dedi: Ebu Cehil ve Kureyş askerleri, insanlar Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip Müslüman oldukları zaman onları karşılayıp: "Bu, içkiyi, zinayı ve Arapların yaptıklarını yasaklıyor. Geri dönün, biz sizin günahlarınızı taşırız" diyorlardı. Bunun üzerinebu ayet nazil oldu,

 

 

 

37723. Enes der ki: Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yüzü yaralanmış, ön dişi kırılmıştı ve omzuna bir darbe almıştı. Bunun üzerine akan kanlarını silmeye ve şöyle demeye koyulmuştu: "Peygamberleri kavmini Yüce Allah'a davet edip durduğu halde Peygamberlerine böyle yapan bir topluluk nasıl felah bulabilir?" Bunun üzerine Yüce Allah şu ayeti indirdi: "Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yok. Allah ya onların tövbelerini kabul eder, ya da zalimlikleri yüzünden onları azaba çarptırır." (AI-i imran Sur. 128)

 

 

 

37724. Amir(-i Şa'bi) der ki: Kureyşliler, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dediler: "Eğer iddİa ettiğin gibi peygamber isen şu Mekke'nin iki dağını dört veya beş günlük mesafe kadar uzaklaştır ki ekin ekip hayvanlarımızı otlatalım. Çünkü burası dardır. Ölü olan babalarımızı dirilt ki bizimle konuşsunlar ve senin peygamber olduğunu söylesinler. Senin (bir gecede Miraca çıktığını) iddia ettiğin gibi bizi de bir gecede Şam'a veya Yemen'e ya da Hıre'ye götürüp getir." Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü veya onunla yerin parça parça edildiği, kendisiyle ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı ... (bu olurdu)." (Ra'd Sur. 31)

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

isra Vakti Vuku Bulan Mirac Hadisesi