|
m u s a n n e f İbn Ebi Şeybe |
Gazveler |
Mekke'nin Fethi
38054. Abdullah b. Rabah
bildiriyor: Ramazan ayında, aramızda Ebu Hureyre'nin de bulunduğu heyetle
Muaviy'ye gitmek için yola çıktık. Yolda birbirimize yemek yapıyorduk. Ebu Hureyre
bizim için çok yemek yapıp yememiz için çağıran kişilerdendi. Ben,
arkadaşlarıma yemek yapıp onları çağırayım dedim ve yemek yaptırıp akşam
vaktinde Ebu Hureyre'yi bulup: "Bu gece yanıma davetlisiniz" dedim.
Ebu Hureyre: "Benden önce mi davrandın?" deyince ben:
"Evet" dedim
ve arkadaşlarımı davet ettim. Ebu Hureyre: "Ey Ensar topluluğu! Size
sizinle ilgili bir olayı anlatayım mı?" deyip Mekke'nin fethini şöyle
anlattı.
2. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip Mekke'ye girdi ve Zübeyr b. elAvvam'ı bir
mevkiden, Halid b. el-Velid'i başka bir mevkiden gönderdi. Ebu Ubeyde'yi ise
zırhsızların başında, kumandan olarak gönderdi. Bunlar Mekke vadisinin ortasını
tuttular. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise kendi birliğinin
başındaydı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Ebu
Hureyre!" diye seslenince, ben: "Buyur ey Allah'ın Resulü!"
dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Bana Ensar'ı çağır ve
Ensar'ın dışındakiler gelmesin" buyurdu. Ben Ensar'ı çağırınca geldiler ve
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında toplandılar.
3. Kureyş müşrikleri,
kendilerine muhtelif kabilelerden birtakım serseriler ve tabiler topladılar ve:
"Bunları ileri sürelim. Şayet ellerine birşey geçerse, onlarla beraber
oluruz. isabet alırlar, ölürlerse, bizden istenileni veririz!" dediler.
4. Ensar, Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında toplanınca Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) onlara: "Şu Kureyş'in serserilerini görüyor
musunuz" deyip elleriyle işarette bulunarak: "Onları ekin biçer gibi
biçiniz. -ravi Süleyman sağ elinin kenarıyla sol elinin içine vurarak
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle nasıl işarette bulunduğunu
gösterdi- Onları ekin biçer gibi biçiniz ve benimle buluşma yeriniz Safa tepesi
olsun" buyurdu. Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanından
ayrıldığımızda, müşriklerden kimi öldürmek istediysek onu öldürdük. Onlardan
hiç kimse bize bir şey yapamadı. Ebu Süfyan: "Ya Resulallah! Kureyş'liler
öldürüldü. Bu günden sonra artık Kureyş kalmadı!'' deyince Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kapısını kapatan emniyettedir. Ebu
Süfyan'ın evine giren emniyettedir" buyurdu. Bunun üzerine halk kapılarını
kapattılar.
5. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip Haceru'I-Esved'i istilam edip Kabe'yi tavaf
etti ve elinde yay ile Kabe'nin yanında bulunan Kureyş'lilerin ibadet ettiği
putun yanına gelip eğri tarafından tuttuğu yayı putun gözüne vurup: "Hak
geldi, batıl zail oldu. Muhakkak ki batıl zail olmaya mahkumdur" (isra
Sur. 81) ayetini okudu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tavafı
bitirince Safa tepesinin Kabe'ye bakan tarafına çıkıp ellerini açarak Allah'a
hamd edip O'nu zikrederek dua etmeye başladı. Ensar ise Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) alt tarafında birbirlerine şöyle diyorlardı:
"Adamın (Resulullah'ın)ı yurduna rağbeti ve özlemi, kavmine acıması
tuttu!''
6. Ebu Hureyre der ki:
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahiy geldi. Vahiy geldiği zaman biz
bunu bilirdik ve vahyin gelişi bitene kadar hiç kimse başını kaldırıp
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bakamazdı. Vahyin gelmesi bitince
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Ensar topluluğu!"
diye seslendi. Ensar:
"Buyur ey Allah'ın Resulü!''
karşılığını verince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Adamın
(Resulullah'ın), yurduna rağbeti ve özlemi, kavmine acıması tuttu dediniz"
buyurdu. Ensar: "Böyle dedik ey Allah'ın Resulü!" karşılığını verince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O zaman benim adım nedir? Ben
Allah'ın kulu ve elçisiyim. Ben size ve Allah'a hicret ettim. Ben, Allah'a ve
sizlere hicret ettim! Hayatım sizin hayatınızla beraber olacak, ölümüm sizin
ölümünüzle beraber olacaktır" buyurdu. Bunun üzerine Ensar ağlayıp,
"Vallahi ey Allah'ın Resulü! Biz, o sözü Allah ve Resulüne olan
düşkünlüğümüzden dolayı söyledik" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Allah ve Resulü de sizi mazur görüp doğruluyor" buyurdu.
38055. Ebu Seleme ve
Yahya b. Abdirrahman b. Hatıb bildiriyorlar: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile müşrikler arasında barış anlaşması vardı. Mekke'de, Ka'b oğulları
ve Bekr oğulları arasında savaş vardı. Ka'b oğullarından imdat dileyen biri
gelip şöyle dedi:
Allahım! Muhammed'den
Allah rızası için yardım diliyorum Babamız ve onun babası çok eskiden
anlaşmalıydı
Allah sana hidayet
versin, bize saldıranlara karşı yardımcımız ol Ve Allah'ın kullarını yardım
etmeleri için çağır
2. Bir bulut geçip
şimşek çakınca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu bulut, Ka'b
oğullarına yardım için şimşek çakmaktadır" buyurdu ve Hz. Aişe'ye:
"Benim için sefer
hazırlığı yap ve bundan kimseye bahsetme" dedi. Hz. Ebu Bekr, Hz. Aişe'nin
yanına girince bazı hallerini garip karşıladı ve: "Bu nedir?" diye
sordu, Hz. Aişe: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sefer hazırlığı
yapmamı emretti" dedi. Hz. Ebu Bekr: "Nereye?" diye sorunca ise
Hz. Aişe: "Mekke'ye" karşılığını verdi. Hz. Ebu Bekr : "Vallahi!
Kureyş ile aramızdaki anlaşma henüz bozulmamıştır" dedi. Hz. Ebu Bekr,
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip olanları anlatınca Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Anlaşmayı ilk bozan onlardır"
buyurdu.
3. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) (geçeceği yolun) tutulmasını istedi ve
Müslümanlarla beraber yola çıktı. Mekke halkına bir müddet haber gelmeyince Ebu
Süfyan, Hakım b. Hizam'a: "Ey Hakım! Vallahi uzun müddettir haber
alamıyoruz. Binip Merv'e gitsek, belki bir haber alırız" dedi. Huzaa
kabilesinden Budeyi b. Varka el-Ka'bi: "Ben de sizinle gelirim"
deyince onlar da: "Eğer istersen sen de gel" dediler. Ve bineklerine
binip yola çıktılar. Mer tepesine geldiklerinde karanlık basınca tepeye
çıktılar ve (Müslümanların yaktığı) ateşlerin vadiyi kapladığını gördüler. Ebu
Süfyan, Hakım'e: "Bu ateşler nedir?" diye sorunca Budeyl b. Varka:
"Bu Beni Amr'ın ateşidir. Savaş onu aç bırakmıştır" dedi. Ebu Süfyan:
"Baban hakkı için öyle değil! Beni Amr bunlardan daha küçük ve azdır"
dedi.
4. Karanlık kalkınca
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar'dan olan muhafızları onları
yakaladılar. O gece muhafızların başında Ömer b. el-Hattab vardı. Onları Ömer'e
getirip: "Mekke'den ele geçirdiğimiz kişileri sana getirdik" dediler.
Hz. Ömer onlara gülerek: "Vallahi bana Ebu Süfyan'ı getirseniz bile ...
" deyince onlar: "Vallahi! Sana Ebu Süfyan'ı getirdik" dediler:
Hz. Ömer: "Onu hapsedin" deyince sabaha kadar Ebu Süfyan'ı
hapsettiler ve sabah vakti Hz. Ömer onu Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) getirdi. Ebu Süfyan'a: "Biat et" dendiğinde, o: "Bundan
başka yol görmüyorum" deyip biat etti. Sonra Hakım b. Hizam'a: "Biat
et" dendiğinde o: "Sana biat ederim, ancak ayaklarına kapanmam,
ayakta bağlılığımı gösteririm" dedi. Resulullah da (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Bizden yana yere kapanmana gerek yok! Ayakta iken de bağlılığını
gösterebilirsin!" buyurdu.
5. Gittiklerinde Ebu
Bekr: "Ey Allah'ın Resulü! Ebu Süfyan övülmeyi sever" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ebu Süfyan'ın evine giren
emniyettedir. İbn Hanzal, Miyas b. Subabe el-Leysi, Abdullah b. Sa'd b. Ebi
Sarh ve (Ebu Hantal'ın cariyeleri olan) iki şarkıcı hariç. Bunları Kabe'nin
örtüsüne sığınmış görseniz bile öldürün" dedi. Onlar gidince Hz. Ebu Bekr
: "Ya Resulallah! Ebu Süfyan'ın (Müslümanların gücünü görmesi için) yolda
bekletilmesini emretsen ve halkın yola çıkması için seslensen" dedi.
Abbas, Ebu Süfyan'a yetişip: "Oturup (geçen halkı) seyretmek ister
misin?" deyince, Ebu Süfyan: "Olur" dedi. Ebu Süfyan'ın da bunu
kabul etmesinin sebebi müslümanlarda zayıf bir nokta görüp bunu kullanarak
onlardan bir şeyler istemekti.
6. Cüheyne kabilesi
geçince, Ebu Süfyan: "Ey Abbas! Bunlar kimdir?" diye sordu. Abbas:
"Bunlar Cüheyne kabilesidir" deyince Ebu Süfyan: "Benimle
Cüheyneliler arasında ne münasebet, geçmiş ne var ki. Aramızda hiç savaş
olmamıştır." dedi. Sonra Müzeyne kabilesi geçti. Ebu Süfyan: "Ey
Abbas! Bunlar kimdir?" diye sorunca, Abbas: "Bunlar
Müzeynelilerdir" cevabını verdi. Ebu Süfyan: "Benimle Müzeyneliler arasında
ne münasebet, geçmiş ne var ki. Aramızda hiç savaş olmamıştır" dedi. Sonra
Süleym kabilesi geçti. Ebu Süfyan: "Ey Abbas! Bunlar kimdir?" diye
sorunca, Abbas: "Bunlar Süleym kabilesidir" cevabını verdi. Sonra
Arap toplulukları geçmeye başladı, Eslem ile Gifar kabilesi de geçti. Her
topluluğun geçişinde Ebu Süfyan onların kim olduklarını soruyor, Abbas ise kim
olduklarını söylüyordu.
7. Sonlara doğru
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ilk muhacirler ve Ensar'la beraber
üzerlerinde gözleri kamaştıran zırhlarla geçti. Ebu Süfyan: "Ey Abbas!
Bunlar kimdir?" diye sorunca, Abbas: "Bunlar, Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ve ilk Muhacirlerle Ensar'dır" cevabını verdi. Ebu
Süfyan: "Bugün kardeşinin oğlu pek büyük bir saltanata sahib olmuş"
deyince, Abbas: "Hayır Vallahi! O saltanat değildir, nübüvvettir"
karşılığını verdi. O gün Müslümanlar on veya on iki bin kişiydi.
8. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sancağı Sa'd b. Ubade'ye verdi. Sa'd da onu Kays
b. Sa'd'ın kızına verdi. Ebu Süfyan bineğine binip halkı geçerek tepeden onları
bir daha seyretti. Mekke halkı Ebu Süfyan'a: "Ardında ne var?" diye
sorunca, "Ardımda çok sayıda, karşı koyamayacağınız kadar ve daha önce
görmediğim sayıda kalabalık bir ordu var. Kim benim evime girerse
emniyettedir" dedi. Bunun üzerine halk onun evine girmek için yarıştı.
9. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip Mekke'nin en yüksek yerinde Hacun'da durdu
ve Zübeyr b. el-Avvam'ı atlıların başında vadinin üst tarafına yolladı, Halid
b. el-Vel7d'i ise yine süvarilerin başında vadinin alt tarafına yolladı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Vallahi, sen
Allah'ın katında yerlerin en hayırlısı ve Yüce Allah'a en sevgili olanısın!
Vallahi! Senden zorla çıkarılmamış olsaydım, senden çıkmaz, ayrılmazdım! Benden
önce burada kimsenin kan dökmesi helal değildi, benden sonra da hel al
değildir. Benim için günün bir saati helal kılındı. Bu saatte ise kan dökmem
haramdır. Ağacına balta vurulmaz, otları koparılmaz ve sahibini bulmak dışında
kaybolan bir şeyi de alınmaz." Şah adında bir adam -halk ise bunu
söyleyenin Abbas olduğunu ileri sürer- "Ya Resulallah! Izhır otu bunların
dışında olsun. Bu otu evlerimize, mezarlarımıza ve çardaklarımıza
kullanıyoruz" dedi.
10. İbn Hatal, Kabe'nin
örtüsüne sığınmış bir şekilde görülünce öldürüldü.
Mikyas b. Subaba'yı ise
Safa ile Merve arasında gördüler ve Ka'b oğullarından biri onu öldürmek için
karşısına çıkınca amcası oğlu Numeyle: "Yanından çekilin! Vallahi ona
yaklaşanı şu kılıcımla vurup öldürürüm" dedi. Onlar çekilince Numeyle,
başkasının onu öldürüp övünmesini istemediği için kendisi saldırıp Mikyas'ın
başını kılıcıyla ikiye böldü.
11. Sonra, Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'de tavaf yaptıktan sonra Osman b. Talha
geldi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Osman! Anahtar
nerede?" diye sorunca, Osman: " Annem Sülafe binti Sa'd'ın
yanındadır" dedi. Annesine adam gönderip anahtarı isteyince kadın:
"Lat ve Uzza hakkı için! Anahtarı hiçbir zaman ona vermem" dedi.
Osman, annesine: "Şimdiki durumumuz eskisi gibi değildir. Eğer anahtarı
vermezsen beni ve kardeşimi öldürürler" deyince annesi anahtarları verdi.
Osman anahtarları alıp Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına
yetişip karşısına gelince tökezleyip düştü ve anahtarı da düşürdü Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun yanına gidip giysisini üzerine örttü. Sonra
Osman, Kabe'nin kapısını açtı ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Kabe'ye girdi ve köşelerinde ve kenarlarında tekbir getirip hamd etti. Sonra
iki direk arasında iki rekat namaz kıldı. Sonra çıkıp iki kapı arasında durdu.
Hz. Ali: "Ben ileriye çıkıp anahtarı bana vermesini temenni ettim. Böylece
sikaye (hacılara su dağıtma işi) ile hicabe (Kabe perdedarlığı) bizde olacaktı.
Fakat Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle yapmayıp: "Osman
nerede? Allah'ın size verdiğini alın" deyip anahtarı ona verdi.
12. Sonra Bilal,
Kabe'nin damına çıkıp ezan okuyunca Halid b. Useyd: "Bu ses te ne?"
diye sordu. "Bilal b. Rabah'ın sesi" denince Halid: "Ebu Bekr'in
Habeşı kölesi mi?" diye sordu. "Evet" cevabını verdiklerinde
"Ne diyor?" diye sordu. "Allah'tan başka ilah olmadığına ve
Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ederim" diyor"
dediklerinde: "Allah'a şükürler olsun ki; Halid'in babasının canını almak
suretiyle bu sesi ona duyurmamak lütfunda bulundu!" dedi. Useyd, Bedir
günü öldürülen müşrikler arasındaydı.
13. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huneyn'e gitti ve Hevazin kabilesi Huneyn'de
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile savaşmak için asker topladı.
çarpışmaya girince Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabı hezimete
uğradı. Yüce Allah şu ayette bu olaya işaret etmektedir: "Huneyn günü,
çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan
kurtaramamıştı .... " (Tevbe Sur. 25) Sonra Yüce Allah, Resulüne ve
müminlere sükunet vererek korkularını giderdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bineğinden inip: "Allahım! Eğer (Müslümanların yok edilmesini)
dilersen bu günden sonra Sana ibadet eden bulunmaz. Bütün yüzler kara
olsun!" deyip sonra elinde olan çakılları müşriklerin üzerine atınca
kaçmaya başladılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) esirleri ve
malları alıp esirlere: "İster fidyeyi ödeyip serbest bırakılırsınız,
isterseniz esir olarak kalırsınız" dedi. Onlar: "Bu gün hiçbir şeyi
akrabalık bağlarından üstün tutmayız" karşılığını verince Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Çıktığımda benden isteyiniz. Ben,
ganimetten payıma düşenleri size vereceğim. Müslümanlardan hiç kimse de benim bu
yaptığıma itiraz etmez" buyurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
çıkınca ona seslendiler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara:
"Benim payıma düşenleri size verdim" deyince Uyeyne b. Hısn b.
Huzeyfe b. Bedr dışındaki herkes aynı şeyi söyleyip paylarını bağışladılar. O
gün Uyeyne'nin payına gözleri kör olan ihtiyar bir kadın düşmüştü.
14. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir aya yakın Taif halkını muhasara altına aldı.
Ömer b. el-Hattab: "Ya Resulallah! Beni bırak ta girip onları Allah'a
davet edeyim" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O
zaman seni öldürürler" dedi. Urve, Taiflilerin yanına gidip onları Allah'a
davet edince Beni Malik'ten bir adam ok atarak onu öldürdü. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Urve'nin kavmi
içindeki misali Yasin sahibi gibidir" buyurup şöyle devam etti:
"Hayvanlarına el koyup onları sıkıntıya sokun."
15. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) geri dönüp bir hurma ağacınin yanına ulaşınca
halk ganimetlerin aralarında paylaştırılmasını istediler. Enes der ki:
"Hatta Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ridasını sırtından
çektiler ve bir ay parçasını andıran sırtı açıkta kaldı. Bunun üzerine Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ridamı bana veriniz! Babasız
kalasıcalar! Siz, Allah'ın size nasip ettiği ganimeti aranızda
bölüştürmeyeceğim diye mi korkuyorsunuz? Vallahi, (şı iki dağ arası) deve ve
koyun dolu olsa hepsini de size dağıtırdım" buyurdu ve müellefe-i kulObe
yüzer deve verip, halka da ganimetten paylarını verdi.
16. Ganimet dağıtıldığı
zaman Ensar ileri geri konuşunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onları çağırdı ve: "Sizler şöyle şöyle dediniz. Ben sizi dalalet içinde
buldum da Yüce Allah benim vasıtamla sizi hidayete kavuşturmadı mı?" deyince
Ensar: "Evet" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizler birbirinize düşmanlar iken, Allah
kalplerinizi benim vasıtamla birleştirip ısındırmadı mı?" Ensar:
"Evet" karşılığını verince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Eğer isteseydiniz: ''Sen terkedilmiş olarak bize gelmiştin! Biz
sana yardımcı olduk!'' diyebilirdiniz" buyurdu. Ensar: "Allah ve
Resulünün üzerimizdeki minnet ve nimetleri daha üstündür!" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Eğer isteseydiniz: ''Sen
kovulmuş bir şekilde bize gelmiştin! Biz seni barındırdık''
diyebilirdiniz" buyurdu. Saha be yine: "Allah ve Resulünün
üzerimizdeki minnet ve nimetleri daha üstündür!" deyince Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Halk koyun ve develerle geri dönerken siz
yurdunuza Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) alıp dönmeye razı olmaz
mısınız" buyurdu. Sahabe: "Evet" deyince ise Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dedi: "Diğer insanlar ise dış
elbiseler konumunda (Ensarıdan sonra gelen dostlar)dır. Ensar, iç elbise
mahiyetinde (samimi ve içten dostlar) dır."
17. Taksim edilecek
ganimetlerin başına Beni Abduleşhel'in kardeşliği olan Abbad b. Vakş'ı bıraktı.
Eslem kabilesinden çıplak bir adam gelip: "Şu hırkalardan birini bana
giydir" deyince, Abbad: "Bu Müslümanların hisseleridir ve sana bundan
bir şey vermem helal değildir" dedi. Adamın kavmi: "Buna bir hırka
giydir. Eğer bu konuda bir şey diyen olursa bunu bize düşen hisseden sayarız"
dediler. Bunun üzerine Abbad, adama bir hırka verdi. Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bundan haberi olunca: "Ben de bundan korkuyordum. Ben
sizin için bundan korkmuştum" dedi. Abbad: "Ya Resulallah! Bunun
kavmi: ''Eğer bu konuda bir şey diyen olursa bunu bize düşen hisseden sayarız''
demeden buna hırkayı vermedim" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Allah size hayırlar versin. Allah size hayırlar versin"
dedi.
38056. İbn Sabıt der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) örtü ardından Osman b. Talha'ya
Kabe'nin anahtarını verdi.''
38057. ikrime der ki:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke halkıyla (Hudeybiye) anlaşma(sı)
yaptığı zaman Huzaa kabilesi, Cahiliye döneminden Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) anlaşmalısıydı. Beni Bekr kabilesi de Kureyş'in
anlaşmalısıydı. Anlaşmadan sonra Huzaa kabilesi Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tarafına, Beni Bekr kabilesi de Kureyş'in tarafına geçti.
Huzaa kabilesiyle Beni Bekr kabilesi arasında savaş vardı. Kureyş Beni Bekr'e
silah ve yiyecek yardımı yaptı ve onlara destek oldular. Böylece Beni Bekr
kabilesi Huzaalıları yendi ve onlardan birçok kişiyi öldürdüler. Kureyş
anlaşmayı bozmuş olmaktan korkup Ebu Süfyan'a: "Muhammed'e gidip anlaşmayı
yenile ve halkın arasını bul" dediler.
2. Ebu Süfyan yola çıkıp
Medine'ye gelince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yanınıza Ebu
Süfyan geldi ve hiçbirşeyelde edemeden geri dönecektir" buyurdu. Ebu
Süfyan, Hz. Ebu Bekr'e gidip: "Ey Ebu Bekr! Anlaşmayı yenile ve halkın -veya
kavminin- arasını bul" deyince Hz. Ebu Bekr: "Bu, bana ait bir iş
değildir. Allah'a ve Allah'ın Resulüne ait bir iştir" dedi. Ebu Bekr'in
söyledikleri arasında şu da vardı: "Bir topluluk bir kavmi himaye edip
silah ve yiyecek yardımı yaparsa anlaşmayı bozmuş olur." Hz. Ebu Bekr:
"Bu iş, Allah'a ve Allah'ın Resulüne ait bir iştir" diyerek son
sözünü söyledi.
3. Sonra Ebu Süfyan,
Ömer'in yanına gidip Hz. Ebu Bekr'e söylediğine benzer bir şey söyledi. Hz.
Ömer:" Anlaşmayı bozdunuz ha! Eğer ondan yeni birşey kalmışsa, Allah onu
da yok etsin. Onun sağlam, kuvvetli olan tarafı varsa, Allah onu da kesip
atsın" deyince Ebu Süfyan: "Ben bugünkü gibi çetin bir gün
görmedim!" deyip sonra Hz. Fatıma'ya gitti ve: "Ey Fatıma! Sen,
kavminin kadınları arasında büyüklüğünü gösterecek bir iş yapmak istemez
misin?" dedikten sonra, ona da Hz. Ebu Bekr'e söylediği gibi söyledi. Hz.
Fatıma: "Bu, bana ait bir iş değildir. Allah'a ve Allah'ın Resulüne ait
bir iştir" dedi. Sonra Ebu Süfyan, Hz. Ali'ye gidip Hz. Ebu Bekr'e söylediğine
benzer bir şey söyledi. Hz. Ali ona: "Ben bu günkü kadar, senin gibi, ne
yapacağını şaşırmış bir adam görmedim. Sen insanların efendisisin. Anlaşmayı
yenile ve halkın arasını bul" deyince Ebu Süfyan ellerini birbirine
vurarak: "Ben insanların bazılarını bazılarına karşı himayem altına
aldım" dedi.
4. Sonra Mekke halkının
yanına gidip yaptıklarını anlatınca kendisine: "Vallahi bugün gördüğümüz
elçi gibisini görmedik! Bize ne sakınacağımız bir savaş, ne de kendimizi
emniyette hissedeceğimiz bir barış getirdin. Geri dön" dediler.
5. Huzaa kabilesinin
elçisi, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelip Beni Bekr kabilesinin
kendilerine yaptığını anlatıp yardım istedi ve şu şiiri okudu:
Allahım! Muhammed'den Allah
ması için yardım diliyorum Babamız ve onun babası çok eskiden anlaşmalıydı
Sen baba, biz de
çocukların mesabesindeydik
Kureyş sana verdiği
sözden döndü
Seninle yaptıkları
anlaşmayı ihlal ettiler
Benim de yağmur gibi
gözyaşı dökmeme sebep oldular
Bizim kimseyi yardıma
çağırmayacağımızı iddia ettiler
Halbuki onlar zelildir
ve sayıları çok azdır
Onlar bizi uyurken Vetir
suyunun yanında geceleyin bastılar.
Ve bizi rüka ve secdede
Kur'an okurken öldürdüler.
Biz sana teslim olduk,
el çekmedik.
O halde yardım et, Allah
seni hazır bir yardıma kavuştursun.
Allah'ın ordularını ki,
yardıma gelsinler.
Çok askerler içindeki,
köpüklü bir halde deniz gibi akar.
Aralarında savaşa hazır
bir Resulullah vardır.
Eğer zillet istense onun
yüz rengi değişir.
Hammad der ki: "Bu
şiirin bir kısmı Eyyub'den, bir bölümü ise Zeyd b. Hazım'dan, çoğu ise Muhammed
b. ishak'tan nakledilmiştir." Ravi sonra Eyyub'un ikrime'den olan
rivayetine dönüp şöyle devam etti:
6. Hassan b. Sabit dedi
ki:
Görmedim ama Mekke 'de
Batha 'da
Ka'b oğullarının
boyunlarının kesildiğini söylediler
Safvan'ın da, orta
yerinden kesilen bir değnek gibi kanı akıyor
Bağlar çözüldü ve savaş
zamanı artık geldi
Kork ey Ümmü Mucalid'in
oğlu (İkrime)!
Sözümüzü açıkça ortaya
koyduk! Kılıçlarımızı biledik!
Şiirim bir defalığına
dahi olsa
Kusuru ve günahıyla
Suheyl b. Amr'ın üstesinden gelecek mi?"
7. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yola çıkılmasını emretti ve yola çıkıp Mer'e
geldiklerinde Eba Süfyan geldi ve gece vakti Mer'e indi. Orduyu ve ateşleri
görünce: "Bunlar kim?" diye sordu. Ona: "Bu, Temim kabilesidir.
Topraklarında kuraklık olunca otlak bulmak için sizin topraklarınıza
geldiler" dendi. Eba Süfyan:
"Vallahi bunlar Mina
halkından daha kalabalıktır- veya Mina ahalisi kadar kalabalıktır-" dedi.
Eba Süfyan bu kalabalığın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (ve ashabı)
olduğunu öğrenince: "Beni Abbas'a götürün" deyip Abbas'a gidince
Abbas olanları kendisine anlatıp onu çadırında olan Resulullah'a (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) götürdü. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey
Ebu Süfyan! Müslüman ol ki selamete eresin" buyurunca Eba Süfyan:
"Lat ve Uzza'yı ne yapacağım?" dedi.
8. Said b. Cübeyr, Ömer
b. el-Hattab'ın boynunda kılıÇ, çadırın dışından Eba Süfyan'a şöyle dediğini
nakleder: "(Lat ve Uzza'nın) üzerine pisle! Vallahi eğer çadırın dışında
olsaydın bu sözleri söyleyemezdin."
9. Eba Süfyan: "Kim
bu?" diye sorunca; "Ömer b. el-Hattab" dediler.
10. Sonra ravi Eyyab'un,
ikrime'den olan rivayetine dönüp şöyle devam etti.
11. Eba Süfyan, Müslüman
oldu ve Abbas onu konakladığı yere götürdü. Sabah
olunca halk abdest almak
için ayaklanınca Eba Süfyan: "Ey Ebu'l-Fadl! Halka ne oluyor? Onlara bir
şey mi emredildi?" diye sordu. Abbas: "Hayır. Namaz kılmak için
kalktılar" dedi ve Eba Süfyan'a abdest aldırıp onu Resulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) götürdü. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
namaz için girince namaza başlama tekbirini aldı, Müslümanlar da tekbir
aldılar. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) rükaya gitti. Müslümanlar da,
hep birlikte rüku'ya gittiler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
rükadan doğruldu. Müslümanlar da, hep birlikte rükadan doğruldular. Eba Süfyan:
"Bu günden önce ne Farisilerin saygı değer kişilerine, ne de Bizanslıların
efendilerine Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oradan buradan
topladığı kişilerin kendisine itaat ettiği gibi itaat ettiklerini
görmedim" dedi.
12. Hammad der ki: Yezid
b. Hazım, ikrime'den Ebu Süfyan'ın şöyle dediğini ileri sürdü: "Ey
Ebu'I-Fadl! Vallahi yeğenin büyük bir mülke sahib olmuş." Abbas:
"Bu mülk değil,
nübüvvettir" karşılığını verince, Ebu Süfyan: "Evet öyle" "
dedi.
13. Ravi sonra Eyyub'un,
ikrime'den olan rivayetine devam etti.
Ebu Süfyan:
"Kureyş'in vah haline" deyince Abbas: "Ya Resulallah! Bana izin
versen de Kureyşlilere gidip onları islam'a davet edip iman etmelerini
sağlasam, Ebu Süfyan'a da onunla anılacağı bir şey versen" dedi.
(Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine izin verince) Abbas,
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) boz katırına bindi ve Mekke'ye
gitti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bana babamı geri
getirin, bana babamı geri getirin. Kişinin amcası babası gibidir. Sakif
kabilesinin Urve b. Mes'ud'a yaptığını Kureyş'in amcama yapmasından korkuyorum.
Urve onları Allah'a davet ederken onlar kendisini öldürmüştü. Vallahi! Eğer
aynı şeyi amca ma yapacak olurlarsa üzerlerinde ateş yakarım!" buyurdu.
14. Abbas, Mekke'ye
varıp: "Ey Mekkeliler! Müslüman olunuz da, selamete eriniz! Siz, karşı
durmaya güç yetiremeyeceğiniz ordular birliği karşısındasınız" dedi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin üst tarafından Zübeyr'i, alt
taraftan Halid b. el-Velid'i göndermişti. Abbas devamla şöyle dedi: "işte
Zübeyr! Mekke'nin yukarı tarafından geliyor! işte Halid! Mekke'nin aşağı
tarafından geliyor! Halid ki kim olduğunu iyi bilirsiniz! Huzaalıların gençleri
de gözlerini karartmışlar!" Sonra Abbas şöyle dedi: "Kim silahını
elinden bırakırsa, ona eman verilmiştir!" Sonra Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) geldi. Müslümanlarla Müşrikler birbirlerine bir miktar ok
attılar.
15. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları yenip halka eman verdi. Ancak Huzaalılara
Beni Bekr'in daha önce kendilerine yaptıklarından dolayı (onlarla savaşmasına
bir müddet) izin verdi ve dört kişinin ismini saydı: Mikyas b. Subaba, Abdullah
b. Ebi Sarh, İbn Hatal, Beni Haşim'in azatlısı Sara. Hammad der ki: Sara,
Eyyub'un hadisinde vardır. Başkasının rivayeti nde ise ifade şöyledir:
Huzaa (kabilesi), Bekr
kabilesiyle günün yarısına kadar savaştı ve Yüce Allah şu ayeti indirdi:
"Yeminlerini bozan, Peygamberi sürgüne göndermeye azmeden bir toplumla
savaşmanız gerekmez mi ki, önce onlar başlamışlardır? Onlardan korkar mısınız?
Eğer inanıyorsanız bilin ki asıl korkmanız gereken Allah'tır. Onlarla savaşın
ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi
onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın." (Tevbe Sur.
13-14) Ravi der ki: Bu ayetlerde kasdedilen Huzaa kabilesidir. "Ve onların
(müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin" (Tevbe Sur. IS) ayeti ile
"Allah dilediğinin tövbesini kabul eder" (Tevbe Sur. 15) ayetinde
kasdedilen Huzaa kabilesidir.
38058. Zekeriyya b. Ebi
Zaide bildiriyor: Mekke ile Medine arasında giderken Ebu ishak ile beraberdim.
Bize Huzaa kabilesinden bir adam kılavuzluk etmişti. Ebu ishak, adama:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) neden: ''Şu bulut Ka'b
oğullarının zaferi üzerine (şimşek) çakmıştır'' dedi?" diye sorunca, adam:
"Ka'b oğullarının zaferi üzerine parçalanmıştır, anlamındadır"
cevabını verdi. Sonra Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huzaa
kabilesine yazdığı mektubu çıkardı. O gün mektupta yazılı olanları kaydettim.
Mektupta şöyle yazılıydı: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın
Resulü Muhammed'den, Büdeyl, Busr ve Beni Amr'ın ileri gelenlerine. Sizin için
kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamd ederim. Bundan sonra derim ki: Aramızdaki
anlaşmayı bozmadım ve topraklarınızın işgaline müsaade etmedim. Benim Tihame
halkının en değerlileri, akrabalık yönünden en yakını sizler ve Haşim
oğullarından size tabi olanlardır. Sizden hicret edenler için kendim için
aldığım (ganimet) gibi pay verdim. Umre veya hac için olmadıktan sonra Mekke
sakini olmayıp da hicret edenler için de aynı durum söz konusudur. Anlaşmaya
sadık kaldığınız sürece benden yana bir korkunuz olmayacak ve tarafımızdan bir
kuşatmaya maruz kalmayacaksınız.
2. Sonrasına gelince bilin
ki Alkame b. Ulase ile İbn Hevze (hem kendileri hem de) İkrime oğullarından
kendileriyle birlikte olanlar adına da biat edip hicret ettiler. Yine kendileri
için verdiğimiz sözlerin kendilerine tabi olanlara da geçerli olacağı sözünü
aldılar. Helal ve haramlar konusunda birbirimizle aynı konumdayız. Vallahi size
asla yalan söylemiş değilim. Yüce Allah sizlere esenlikler versin."
3. Ravi der ki:
Zühri'nin Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle naklettiğini
duydum: "Bunlar Huzaa kabilesidir ve onlar ehlimdendir." Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) O zaman Arafat ve Mekke arasında konaklayan ve
henüz Müslüman olmayan Huzaalılara mektup yazdı. Huzaalılar Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) anlaşmalısıydı.
38059. Amr b. Şu'ayb,
babasından, o da dedesinden naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Mekke'nin fethedildiği zaman: "Silahları bırakınız. Sadece Huzaa
kabilesi Beni Bekr kabilesiyle savaşabilir" dedi ve ikindi namazına kadar
onlarla savaşmalarına izin verip namazdan sonra: "Silahları
bırakınız" buyurdu. ikinci gün Huzaa kabilesinden bir adam Beni Bekr
kabilesinden bir adamı Müzdelife'de bulup öldürdü. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bunu öğrenince halka hitab etmek için kalktı ve: "Hiç
şüphesiz, insanların Allah'a karşı en saygısızı, en taşkını, Allah'ın Hareminde
adam öldüren yahut kendi katilinden başkasını öldüren, ya da Cahiliye çağındaki
öcünü almak için adam öldürendir!" buyurdu.
38060. Cabir bildiriyor:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber Mekke'ye girdiğimizde
Kabe'nin etrafında, kendilerine ibadet edilen üç yüz altmış put vardı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emredince bütün putlar yüzüstü
devrildi. Sonra (Resulullah): "Hak geldi, batıl zail oldu. Muhakkak ki
batıl yok olmaya mahkumdur" (isra Sur. 81) ayetini okudu. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra Kabe'nin içine girip iki re kat namaz
kıldı. Orada Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. ishak'ın resimlerini görünce, -Hz.
İbrahim'in timsalinin eline fal çekilen okları çizmişlerdi- şöyle dedi:
"Allah onları kahretsin. Hz. İbrahim faloku çeken biri değildi" dedi.
Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zafiran getirtip resimlerin
üzerlerine badana yaptırdı.
38061. Abdullah (b. Mes’ud)
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girdiğinde
Kabe'nin etrafında üç yüz altmış put vardı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) elindeki bir sopayla putlara vurarak: "Hak geldi, batıl zail oldu.
Muhakkak ki batıl yok olmaya mahkumdur" (isra Sur. 81) ve "De ki: Hak geldi; artık batıl ne
bir şeyi başlatabilir ne de geri getirebilir" (Se be Sur. 49) ayetlerini
okumaya başladı.
38062. Hz. Ali
anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gidip Kabe'ye ulaşınca
bana: "Otur!" dedi. Ben Kabe'nin yanına oturdum, Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) omuzlarıma çıkıp: "Beni kaldır!" dedi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kaldırırken zorlandığımı görünce:
"Otur!" dedi. Ben oturunca üzerimden inip yanıma oturdu ve: "Ey
Ali! Omuzlarıma çık" dedi. Ben Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
omuzlarına çıkınca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni kaldırdı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni kaldırdığında eğer istesem gökyüzüne
yetişebileceğimi hayali bana gösterildi. Ben Kabe'ye çıkınca Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) çöktü ve: "Kureyşlilerin en büyük putunu
aşağıya at" dedi. Bu put bakırdan yapılmıştı ve demir kazıklarla zemine
sabitlenmişti. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu sökmek için
uğraş" dedi. Ben putu sökmeye çalışırken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Haydi!" diyordu. Nihayet uğraşıp onu sökünce Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu aşağıya at" dedi. Ben de putu
atıp indim.
38063. ikrime anlatıyor:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) fetih günü geldiğinde Kabe'de Hz.
İbrahim ve ismail'in ellerinde fal oklarıyla çizilmiş resimleri vardı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İbrahim ile falın ne alakası
var! Vallahi o kesinlikle faloku çekmemiştir" deyip bir bez getirterek onu
ıslatıp resimleri sildi.
38064. Mücahid
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) fetih gunu geldiğinde
putlar Rükün ile Makam arasındaydı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onları yüzleri üstü devirmeye başladı. Sonra halka hitab etmek için kalkıp
şöyle dedi: "Şunu bilin ki; Mekke kıyamet gününe kadar haremdir. Mekke'de
kan dökmek benden önce hiçbir kimse için helal olmadığı gibi, benden sonra da,
hiçbir kimse için hela! olmayacaktır. Bana da, ancak, gündüzün belli bir
saatinde helal kılınmıştır. Mekke'nin otları biçilmez! Mekke'nin av hayvanları
ürkütülmez! Mekke'nin ağacına balta vurulmaz! Yerdeki yitiği, uzamlıp alınmaz!
Meğer ki sahibini aramak için ola." Hz. Abbas kalkıp: "Ya Resulallah!
Izhırdan başka! buyur. Çünkü o, oturduğumuz yerler, evlerimiz ve kabirlerimiz
için gereklidir" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Izhır müstesna, ızhır müstesna" dedi.
38065. Usame b. Zeyd der
ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber Kabe'ye girdim. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'nin içinde bir resim görünce bana
bir kova su getirmemi emretti ve resme vurup: "Allah, yaratamayacakları
şeylerin resimlerini yapan kavme lanet etsin" demeye başladı.
38066. Haris b. Malik b.
Bersa, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethedildiği gün
şöyle dediğini nakleder: "Bu günden sonra artık kıyamet gününe kadar
Mekke'ye savaş açılmaz.''
38067. Abdullah b. Mutı,
babasından Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dediğini nakleder:
"Bu günden sonra Kureyşli olan kimse idam edilerek öldürülemez."
38068. Mus'ab b. Sa'd,
babasından naklediyor: Mekke'nin fethedildiği gün Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) dört erkek ve iki kadın dışındaki herkese eman verdi ve:
"İkrime b. Ebi Cehl, Abdullah b. Hatal, Mikyas b. Subaba ve Abdullah b.
Sa'd b. Ebi Sarh'ı, Kabe'nin örtüsüne sığınmış olduklarını görseniz bile onları
öldürün" buyurdu.
Abdullah b. Hatal, Kabe'nin
örtülerine sığınmış olarak bulundu. Said b. Hureys ve Ammar ona doğru koştular,
daha genç olan Said, Ammar'ı geçip İbn Hatal'ı öldürdü. Mikyas b. Subaba'yı
halk çarşıda yetişip öldürdüler.
ikrime deniz yoluyla
kaçarken fırtınaya yakalandılar. Geminin sahibi gemidekilere: "ilahınıza
ihlaslı olunuz: Çünkü burada ilahlarınızın size hiçbir faydası olmaz"
deyince, ikrime: "Vallahi! Denizde beni ihlastan başka bir şey
kurtarmazsa, karada da ihlastan başkası beni kurtaramaz. Allahım! Sana söz
veriyorum. Eğer beni bulunduğum durumdan kurtarırsan Muhammed'e gidip elimi
onun elinin üzerine koyacağım. Muhakkak onun affedici ve üstün biridir"
dedi ve Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) huzuruna gelip Müslüman
oldu.
Abdullah b. Sa'd b. Ebi
Sarh, Hz. Osman'ın yanında saklandı, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
halkı biat etmeleri için çağırınca Hz. Osman onu getirip Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde durdurarak: "Ya Resulallah!
Abdullah'ın biatını kabul et" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) üç defa başını kaldırıp ona baktı ve üçünde de kabul etmedi. Üçüncüden
sonra ise biatını kabul ettikten sonra sahabeye dönerek: "İçinizde, bunun
biatini kabul etmediğimi gördüğünde kalkıp onu öldürecek akıl sahibi yok muydu!"
deyince Sahabe: "Ya Resulallah! Senin içinden geçenleri nereden bileceğiz.
Neden gözünle bize işaret etmedin?" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Göz ucuyla işaret etmek, hiçbir peygambere yaraşmaz"
buyurdu.
38069. Enes bildiriyor:
Fetih yılı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye başında miğferle
girip miğferi çıkarınca: "Ya Resulallah! İbn Hatal Kabe'nin örtüsüne
sığınmış" dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu
öldürünüz" buyurdu.
38070. Ebu Osman der ki:
Ebu Berze, Kabe'nin örtüsüne sığınmış olan İbn Hatal'ı öldürdü.
38071. Enes bildiriyor:
Mekke halkından yetmiş kişi sabah namazı vaktinde Resulullah'ı (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) gafil yakalamak isteği ile Ten'ım dağından aşağıya indiler.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları teslim alıp affetti. Bunun
üzerine yüce Allah: "O sizi kendilerine karşı muzaffer kıldıktan sonra
Batn-ı Mekke'de onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan
çekendi" (Fetih Sur. 24) buyruğunu indirdi.
38072. Ümmü Hani der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girdiğinde saçlarını
dört örgü şeklinde örmüştü."
38073. Cabir der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), başında siyah bir sarıkla
Mekke'ye girdi.''
38074. Abdullah b.
Ubeyde naklediyor: Mekke'nin fethi sırasında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Kusva adlı devesinin üzerinde başında siyah bir kumaş parçası ile
Mekke'ye girdi. Elinde ise bir asa onunla rükünleri istilam ediyordu. Mescid'de
deveyi çöktürecek yer bulamadığımız için deve çöktürülmeden eller yardımıyla
deveden indi. Sonra deve çıkarılıp vadide çöktürüldü. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayakta durarak halka hitab etti. Allah'a layık
olduğu şekilde hamdü sena ettikten sonra şöyle dedi:
2. "Ey insanlar!
Şüphesiz ki Allah sizden cahiliye kibrini ve ataları ileri sürerek büyüklenmeyi
gidermiş bulunuyor. İnsanlar iki türlüdür: Ya birisi iyilik yapan, takva sahibi
olup Allah katında üstün ve değerlidir. Ya günahkar ve bedbaht birisi olup,
Allah katında da değersizdir. Ey insanlar! Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle, bir dişiden yarattık ve sizi
birbirinizle tanışasınız diye uluslara ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah
katında sizin en şerefliniz, en takvalı olanınızdır. Muhakkak Allah en iyi
bilendir, herşeyden haberdar olandır" (Hucurat Sur. 13) Bunu söyler,
kendim ve sizin için Allah'a istiğfar ederim."
3. Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mescid'in bir tarafına yöneldi ve kendisine bir
kova zemzem suyu getirdiler. Onunla yüzünü yıkadı. Yere düşen her damlayı
insanlar kapışıyor, aldıkları su bir yudum olanlar onu yudumluyor, daha az
olanlar ise üzerlerine sürüyorlardı. Onlara bakmakta olan müşrikler: "Biz
hiçbir zaman ne böyle bir hükümdar, ne de bu günkünden daha ahmak bir topluluk
görmedik!" dediler.
4. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra Bilal'e emretti. Bilal Kabe'nin damına
çıkıp namaz için ezan okudu ve Müslümanlar kalkıp izarlarını atıp kovaları
alarak şiirler okuyup Kabe'nin içini ve dışını yıkayıp onda müşriklerden hiçbir
iz bırakmadılar.
38075. Yakub b. Zeyd b.
Talha et-Tey mı ve Muhammed b. el-Münkedir naklederler: O gün Safa tepesinde üç
yüz altmış put, Merve tepesinde ise bir put vardı. iki tepe arası ise putlarla
doluydu. Kabe putlarla kuşatılmıştı. Muhammed b. el-Münkedir der ki: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) elinde bir çubukla kalkıp hangi putu işaret
ettiyse o put devrildi. Sonunda Kabe'nin kapısının karşısında Makam'ın önünde
duran Asaf ve Naile putlarının yanına gelip: "Bunları yere çalın"
buyurdu. Müslümanlar onları yere atınca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Söyleyin" buyurdu. Sahabe: "Ne diyelim ey Allah'ın
Resulür diye sorunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah vaadinde
sadıktır. Kuluna yardım etti ve orduları tek başına hezimete uğrattı"
deyiniz" buyurdu.
38076. Ebu Hureyre
anlatıyor: Mekke'nin fethedildiği yıl Huzaalılar, kendilerinden öldürülen
birine karşılık Leys oğullarından bir adamı öldürdüler. Bunu Resulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) anlattıklarında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bineğine binip halka şöyle hitab etti: "Allah Fil'in Mekke'ye
girmesini engelledi ve ona Resulünü ve mü mini eri musallat etti. Mekke'de kan
dökmek, benden önce hiçbir kimse için helal olmadığı gibi, benden sonra da,
hiçbir kimse için helal olmayacaktır. Bana da, ancak, gündüzün belli bir
saatinde helal kılınmıştır. Şimdi ise benim burada kan dökmem haramdır.
Mekke'nin dikenleri koparılmaz, ağaçlarına balta vurulmaz, Yerdeki yitik,
sahibini aramak dışında bir sebeple alınmaz. Kimin bir yakını öldürülürse onun
için iki yol vardır: Ya o da öldürü(p kısas uygula)r veya katilin ailesinden
fidye alır."
ismi Ebu Şah olan bir
kişi gelip: "Ya Resulallah! Bunları, benim için, yazınız!" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onun için, yazınız!"
buyurdu. Kureyş'ten bir adam: "Izhır otunu koparılamayacak atların dışında
tut. Çünkü bu otu evlerimizde ve kabirlerimizde kullanıyoruz" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Izhır hariç" buyurdu.
38077. Zühri bildiriyor:
Beni Duel b. Bekr'den bir adam: "Keşke Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) görüp ondan dinlesem" deyip bir adama: "Benimle gel"
dedi. Adam: "Huzaa kabilesinin beni öldürmesinden korkarım" dese de
adam onu ikna edene kadar ısrar etti ve Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) gitmek için çıktılar. Yolda Huzaa kabilesinden birisi kendisini gördü
ve kılıçla karnına vurdu. Bunun üzerine adam kendisine ısrar edene: "Ben
sana beni öldürürler demiştim" dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bunu öğrenince kalkıp Allah'a hamdü sena ederek şöyle buyurdu:
"Mekke'yi harem kılan, insanlar değil yüce Allah'tır. Benim için günün bir
saatinde helal kılındı, şimdi ise benim için de haramdır. Muhakkak ki;
insanların Allah'a karşı en taşkını, Allah'ın hareminde adam öldüren yahut
kendi katilinden başkasını öldüren, ya da Cahiliye çağındaki öcünü almak için
adam öldürendir! Bunun diyetini ben ödeyeceğim" buyurdu.
38078. İbn Abbas
bildiriyor: Fetih yılı, Merru'z-Zahran'da Abbas b. Abdilmuttalib Resulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Süfyan'ı getirdiğinde, Ebu Süfyan Müslüman
oldu. Abbas, Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ya Resulallah!
Ebu Süfyan övünmeyi sever. Ona kavminin içinde övüneceği bir şey lütfetsen
olmaz mı?" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Olur. Ebu Süfyan'ın evine giren emniyettedir. Kapısını kapatan
emniyettedir" buyurdu.
38079. İbn Abbas bildiriyor:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Mekke Haremdir.
Yüce Allah, gökleri ve yeri yarattığı, şu iki dağı yerleştirdiği gün, Mekke'yi
de haram ve dokunulmaz kılmıştır! Mekke'de kan dökmek benden önce hiçbir kimse
için helal olmadığı gibi, benden sonra da, hiçbir kimse için helal
olmayacaktır. Bana da, ancak, gündüzün belli bir saatinde helal kılınmıştır.
Dikenleri koparılmaz, av hayvanları ürkütülmez, otları biçilmez ve bulunan şey
de sahibini bulmak için ilan etme maksadı dışında yerinden kaldırılmaz."
Hz. Abbas: "Ya Resulallah! Mekke halkı ızhır otu olmadan yapamaz. Çünkü
onu halk demircilik işlerinde ve ev işlerinde kullanıyor" deyince
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Izhır hariç" buyurdu.
38080. İbn Ebi Müleyke
bildiriyor: Mekke fethedildiği zaman Bilal, Kabe'nin üzerine çıkıp ezan okudu.
Safvan b. Umeyye, Haris b. Hişam'a: "Şu köleyi görüyor musun? Eğer Allah
bunu sevmezse değiştirir" dedi.
38081. Hişam b. Urve,
babasından naklediyor: "(Mekke'nin) Fetih günü Bilal Kabe'nin üzerinde
ezan okudu.''
38082. Said b.
el-Müseyyeb der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Fetih yılı Medine
halkından sekiz bin veya on bin, Mekke halkından ise iki bin kişiyle (Mekke'yi
fethetmek için) yola çıktı.
38083. Ebu ralib'in kızı
Üm mü Hani bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'yi
fethettiği zaman kayınlarımdan, Beni Mahzum'dan iki kişi yanıma kaçtılar ve
onları evimde sakladım. Kardeşim Ali b. Ebi ralib yanıma girince: "Onları
öldüreceğim" dedi. Ben onların üzerine kapıyı kapadım ve Mekke'nin üst
tarafında bulunan Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geldim.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), içinde hamur izi olan kapta
yıkanıyordu ve kızı Fatıma ona sütre yapıyordu.
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yıkanmayı bitirince bir elbise giyip sekiz rekat kuşluk
namazı kıldı. Sonra dönüp: "Merhaba ey Ümmü Hani hoş geldin, Geliş sebebin
nedir?" diye sordu. Ben: "Ey Allah'ın Peygamberi! Kayınlarımdan iki
kişi yanıma kaçtılar, Ali b. Ebi Talib yanıma girip onları öldürmek
istedi" dediğimde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Hayır! Senin himayene aldığını biz de himayemize aldık, eman verdiğine de
eman verdik ey Ümmü Hani!" buyurdu.
38084. Ebu Said el-Hudri
bildiriyor: "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde ... " (Nasr Sur. 1)
ayeti nazil olduğu zaman Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sureyi okuyup
sonuna gelince şöyle dedi: "İnsanlar grup gruptur. Ben ve arkadaşlarım bir
tarafta, diğer insanlar bir taraftadır." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) devamla şöyle buyurdu: "Fetihten sonra hicret yoktur, yalnız cihad
ve niyet vardır." Mervan, Ebu Said el-Hudri'ye: "Yalan söyledin"
dedi. Yanında da Zeyd b. Sabit ve Rafi b. Had7c vardı ve beraber divanda
oturuyorlardı. Ebu Said: "Eğer isterlerse bunlar sana bu hadisi
anlatırlar. Ama bu, kendisini kavminin delegeliğinden azletmenden, bu da
kendisini zekat toplama işinden azletmenden korkuyor" deyince onlar
sustular. Mervan'ın, Ebu Said'e vurmak için kırbacı kaldırdığını gördüklerinde
onlar: "Doğru söylüyor" dediler.
38085. İbn Abbas'ın
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Fetihten sonra hicret yoktur, yalnız cihad ve niyet vardır. Cihad için
çağrıldığınız da cihada çıkınız.''
38086. Ümmü Yahya binti
Ya'la, babasından naklediyor: Mekke'nin fethedildiği gün babamı alıp gelerek:
"Ya Resulallah! Bu, hicret etmek üzere sana biat ediyor" dedim.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fetihten sonra hicret yoktur, yalnız
cihad ve niyet vardır" buyurdu.
38087. Hz. Aişe'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Fetihten sonra hicret yoktur, yalnız cihad ve niyet vardır.''
38088. Ebu Osman, Mucaşi
b. Mes’ud'un şöyle dediğini nakleder: Ben ve kardeşim Resulullah'a (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) gittik ve: "Ya Resulallah! Hicret etmek üzere sana biat
ettik" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hicret
edecekler etti ve hicret bitti" buyurunca ben: "Ya Resulallah! Sana
ne üzerine biat edelim?" diye sordum. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "İslam ve cihad üzerine biat ediniz" buyurdu. Ebu Osman der
ki: "Mucaşi'nin kardeşini bulup sorduğumda, bana: "Mucaşi doğru
söyledi" dedi.
38089. İbn Abbas der ki:
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Fetih yılı Kudeyd denilen yere
kadar oruç tuttuktan sonra orucunu bozdu. Fiil olarak Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) sonra yaptığı dikkate alınır (yani seferdeyken oruç
bozulabilir.)
38090. İbn Abbas der ki:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'yi fethettiği zaman, Huneyn'e
gidene kadar on beş gün namazı kısaltarak kıldı.
38091. Enes der ki:
Fetih günü Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girdiği zaman dört
kişi dışında herkese eman verdi.
38092. Enes bildiriyor:
"Gerçekten Biz sana apaçık bir fetih nasib ettik.
Allah böylece, senin
geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar ve seni
doğru yola eriştirir. .. " (Fetih Sur. 1- 4) ayeti Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Hudeybiye'den dönerken nazil oldu. Sahabe keder ve üzüntü ile
dolup taşıyorken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bana, dünya ve
içindeki her şeyden daha sevimli bir ayet nazil oldu" buyurdu. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayeti okuyunca oradakilerden bir adam:
"Ne mutlu sana, ey Allah'ın Resulü! Allah sana ne yapacağını bildirdi.
Peki bize ne var?" deyince yüce Allah bundan sonraki: "Mümin
erkeklerle mümin kadınları altlarından ırmaklar akan cennetlere -oralarda ebedi
kalmak üzere- soksun ve günahlarını örtsün diye. Işte bu, Allah'ın katında
büyük bir kurtuluştur" (Fetih Sur. 5) ayetini indirdi.
38093. Mekhul
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girdiği zaman
cinler ona ateş kıvılcımları atmaya başladılar. Cebrail: "Ey Muhammed!
istiaza et (sığınma yap)!" deyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şu kelimelerle istiaze etti ve şeytanlar ondan uzaklaştılar:
"Hayır getiren hadiseler haricinde, gökten inen ve göğe çıkan şeylerin şerrinden,
yerin içinde gizlenen ve yerden biten şeylerin şerrinden, gece ile gündüzün
musibederinden, Yüce Allah'ın kerim olan sıfatı ve hiçbir iyi ile kötünün
aşamayacağı eksiksiz kelimelerine sığınırım! Ey Rahman olan Allahım!"
38094. Abdullah b. Habıb
der ki: Halid b. el-Velid Lat putunun yanından geçerken şöyle dedi: By Uzza! Bu
geliş seni ta'zim için değil, seni inkar içindir.
çünkü ben gördüm ki
Allah seni değersiz kılmıştır.
38095. Ebu's-Sefer
bildiriyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girdiği zaman
Şeybe b. Osman'dan Kabe'nin anahtarını istedi. Şeybe b. Osman anahtarları
getirmekte ağır davranınca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hz.
Ömer'e: "Kalk ve onunla git. Eğer anahtarları getirmezse kellesini vur"
dedi. Şeybe anahtarı getirince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
anahtarı cebine koydu. Şeybe ise ayakta bekliyordu. Ancak Şeybe ağlayınca
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İşte al; Allah Cahiliye
döneminde de, İslam döneminde de anahtarın sizde kalmasına razı oldu"
buyurdu.
38096. İbn Sabıt der ki:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) örtünün altından Osman b.
Talha'ya Kabe'nin anahtarını verdi.
38097. İbn Abbas der ki:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethi için Ramazan'ın onunda
yola çıktı.
38098. Cafer, babasından
(Muhammed el-Bakır)'dan naklediyor: Mekke'nin fethedildiği gün Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'nin etrafındaki putların yok edilmesini
emretti.
38099. Urve naklediyor:
Fetih yılı Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ci'rane denilen yerden umre
için ihrama girdi. Umreyi yapıp bitirince Hz. Ebu Bekr'i Mekke'de bıraktı ve
halka hac kurallarını öğretmesini ve halka: "Bu yıl hac vazifesini yapan
emniyettedir. Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac edemez. Kimse Kabe'yi çıplak
bir şekilde tavaf edemez" diye seslenmesini emretti.
38100. Cabir b. Abdillah
bildiriyor: Fetih yılı Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
dediğini işittim: "Allah ve Resulü, içki, domuz, leş ve putların alınıp
satılmasını yasakladılar." Bir adam: "Ya Resulallah! Leşlerin iç yağı
hakkında ne dersin? Bu yağlar gemilere ve derilere sürülüp kandillerde
kullanılmaktadır" diye sorunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Allah Yahudileri kahretsin! Allah kendilerine ölü hayvanların iç
yağlarını haram kılınca, onu erittikten sonra satıp parasını yediler!"
buyurdu.
38101. Abdurrahman b.
el-Ezher naklediyor: Ben gençken, Fetih yılı Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Halid b. el-Velid'in evini sorarken gördüm. Resulullah'a (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) içki içen birini getirdiklerinde yanındakilere bu kişiyi
dövmelerini emretti. Oradakiler, kimi elindeki kırbaçla, kimi ayakkabıyla ve
sopayla adama vurdular. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise adamın
üzerine toprak attı. Hz. Ebu Bekr'e içki içen birisi getirilince arkadaşlarına:
"Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) içki içen kişiye kaç defa
vurdu?" diye sordu. Oradakiler içki içene Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) kırk defa vurdurduğunu takdir edince, Hz. Ebu Bekr de adama kırk
defa vurdurdu.
38102. Ya'la bildiriyor:
Mekke'nin fethedildiği gün babam olan Ümeyye'yi alıp Resulullah'a (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) gelerek: "Ya Resulallah! Hicret etmek üzere babamın
biatını kabul et" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ben onunla cihad üzerine biat ediyorum. Artık hicret bitmiştir"
buyurdu.
38103. Mücahid, Saib'den
naklediyor: (Saib), islam'dan önce Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ile ticarette ortaklık yapardı. Fetih günü Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) gelince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle dedi:
"Bana sorun
çıkarmayan ve muhalif olmayan, kardeşim ve ortağım Saib, merhaba! Cahiliye
döneminde (Müslüman olmadığın için) senden kabul edilmeyen güzel ameller
yapardın. Bugün ise o ameller senden kabul edilir." Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) eski tanıdıklarıyla irtibatı kesmeyen ve yakınlarını gözeten
biriydi.
38104. Hamza ez-Zeyyat
bildiriyor: Mekke fethedildiği gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Mekke'nin üst tarafından, Halid b. el-Velid alt tarafından girdiler ve
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Halid'e: "Kimseyi öldürme!"
dedi. Buna rağmen Halid öldürünce Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Neden bunu yaptın?" diye sordu. Halid: "Ya Resulallah!
Yaptıklarımdan başkasını yapacak imkan bulamadım" dedi.
38105. Abdullah b.
es-Saib bildiriyor: Mekke'nin fethinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ile bulundum. Kabe'nin karşısında namaz kıldı, ayakkabılarını çıkarıp soluna
koyduktan sonra ilk rekatta Müminun suresini okudu, Hz. isa (a.s.) veya Hz.
Musa'yı (a.s.) zikrettiği zaman öksürüğü tutunca rükuya gitti.
38106. Muhammed b.
el-Hanefiyye naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) odalarından
birinden çıkıp kapısının yanında oturdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) yalnız oturduğu zaman çağırmadıkça kimse yanına gitmezdi. Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bana Ebu Bekr'i çağır" buyurdu. Hz.
Ebu Bekr gelince uzun süre onunla sessizce konuştu ve sağ veya sol tarafına
oturmasını emretti. Sonra: "Bana Ömer'i çağır" buyurdu. Ömer gelip
Hz. Ebu Bekr'in yerine oturdu ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onunla
da uzun süre sessizce konuştu. Hz. Ömer sesini yükseltip: "Ya Resulallah!
Bunlar küfrün başıdır. Bunlar senin sihirbaz, kahin, yalancı ve müfteri
olduğunu iddia eden kişilerdir" deyip Mekke ehlinin Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) için söyledikleri her şeyi saydı. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), Ömer'e diğer tarafına oturmasını emretti ve biri O'nun
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) sağına, diğeri soluna oturdu.
Sonra Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) halkı çağırıp: "Bu iki arkadaşınızın kime
benzediğini size söyleyeyim mi?" dedi. Halk: "Olur ey Allah'ın
Resulü!" karşılığını verince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Hz. Ebu Bekr'e dönerek şöyle buyurdu: "Hz. İbrahim (a.s.) Allah rızası
için sütteki yağdan daha yumuşaktı." Sonra Hz. Ömer'e dönerek: "Hz.
Nuh (a.s.) ise Allah rızası için taştan daha sertti. Uyulacak görüş Ömer'in
görüşüdür" buyurdu. insanlar kalkarak Hz. Ebu Bekr'in peşinden gittiler
ve: "Ey Ebu Bekr! Ömer'e sormak istemedik. Resulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) seninle sessizce konuştuğu şey nedir?" diye sordular.
Hz. Ebu Bekr şöyle dedi: "Bana Mekke'ye savaş açmak konusundaki fikrimi
sordu. Ben: ''Ya Resulallah! Onlar senin kavmindir'' dedim. Ben sözümü
dinleyeceğini düşünürken Hz. Ömer'i çağırdı ve Ömer: ''Onlar küfrün başıdır''
deyip Mekkelilerin daha önce söyledikleri bütün kötü sözleri saydı. Vallahi
Mekke halkı zelil olmadıkça Araplar zelil olmazlar. Mekke'ye karşı savaşmak
için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) size cihadı emretti."
|
SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN |