|
m u s a n n e f İbn Ebi Şeybe |
Fitneler |
Fitne Olaylarına
Katılmak istemeyen ve Fitnelerden Allah'a Sığınanlar
KIYAMET ALAMETLERİ
38264. Abdurrahman b.
Abdi Rabbi'I-Kabe anlatıyor: (Bir gün) Abdullah b. Amr'ın yanına vardım.
Kabe'nin gölgesinde oturmuş, etrafına toplanmış insanlara şöyle diyordu: Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir seferdeydik. Bir süre
sonra konakladık; kimimiz çadırını kurmaya çalışıyor, kimimiz ok atışı yapıyor,
kimimiz de meradaki hayvanlarıyla ilgileniyordu. Tam bu sırada Allah Resulü'nün
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) münadisi: "Namaza toplanın!" diye
seslendi, toplandık. O zaman Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağa
kalkarak bize şu konuşmayı yaptı:
"Kuşkusuz - benden
önce gelmiş geçmiş her peygamber, ümmetine kendileri için hayırlı olanı
göstermeyi ve onları, bildiği kötülüklere karşı uyarmayı Allah'ın kendisine
verdiği bir görev olarak bilmiştir. Biliniz ki sizin bu ümmetinize, ilk çağında
sağlık ve afiyet verilmiştir. Son dönemlerinde ise, daha evvel bilmedikleri
bazı sıkıntılar ve olaylar yaşayacaklardır. İşte o zaman fitne çıkar ve mümin
''Bu benim felaketim olacak'' der. Ama sonra fitne diner. Sizden kim
cehennemden uzaklaşıp, cennete girmek isterse, Allah'a ve ahiret gününe inandığı
sırada ölümü tatsın. Ziyaretine gelmesini arzuladığı insanları ziyaret etsin.
Kim bir imama (devlet başkanına) biat edip, ona biat elini uzatır, ruhunu
teslim ederse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Ondan sonra biri çıkıp da
onunla iktidar mücadelesine girerse, ikincisinin boynunu vurun."
Ben insanların arasından
başımı çıkarıp Abdullah b. Amr'a dedim ki: "Allah aşkına söyler misin? Sen
bunu Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittin mi?" -Elleriyle
kulaklarına işaret ederek- liBunu, şu iki kulağım işitti ve kalbim
belledi" dedi.
Dedim ki: Senin şu
amcaoğlun var ya, o bize, aramızda mallarımızı haksız yollarla yememizi,
birbirimizi öldürmemizi emrediyor. Oysa ki Allah şöyle buyuruyor:
"Aranızda mallarınızı haksız yollarla yemeyin; bile bile günaha girip
insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere (rüşvet olarak)
vermeyin.'' Ben bunu söyleyince Abdullah b. Amr ellerini başının üstüne koyup,
başını eğerek bir müddet öyle durdu. Sonra dedi ki: ''Allah'a itaat hususunda ona
itaat et; ama Allah'a isyan hususunda itaat etme.''
38265. Abdurrahman b.
Abdi Rabbi'l-Ka'be, Abdullah b. Amr kanalıyla Hz.
Peygamber'den
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) benzer bir hadis nakleder. Ancak senedinde ismi
geçen Ve ki, şu ilaveyi zikreder: "Son dönemlerinde ise bir takım bela ve
fitnelere maruz kalacaklar; birbirlerini köleleştirecekler" "Sizden
kim cehennemden uzaklaşıp, cennete girmek isterse .... ölümü tatsın.''
38266. Müslim b. Ebi
Bekre'nin, babası kanalıyla naklettiğine göre bir gün Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Fitne zuhur edecektir. Fitne döneminde
uzanıp yatan, oturandan daha hayırlıdır. Oturan, ayakta durandan daha
hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen de koşandan daha
hayırlıdır."
Bunun üzerine bir adam:
"Ya Resulallah! O dönemde bana ne yapmamı emredersin?" diye sordu.
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise: "Develeri olan,
develerinin yanına gitsin. Koyunları olan, koyunlarının yanına gitsin. Arazisi
bulunan, arazisine gitsin. Bunlardan hiçbirine sahip olmayan da kılıcını alıp
ucunu kayaya vursun. Sonra da kendini kurtarabilirse, kurtarsın"
buyurdu.
38267. Sa'd'ın
bildirdiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur
-veya bir rivayette Sa'd dedi ki-: "Fitne zuhur edecektir. Fitne döneminde
yerinde oturan, ayağa kalkandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, seğirtenden daha
hayırlıdır. Seğirten, süratle koşandan daha hayırlıdır."
38268, Halid b. Subey'
veya Subey' b. Halid anlatıyor: Kufe'ye gittim. Oradan biraz hayvan getirdim,
Ben Kufe mescidindeydim, bir adam çıkageldi ve hemen insanlar etrafını sardı.
"Kimdir bu?" diye sordum. "Huzeyfe b. el-Yeman" dediler.
Ben de halkaya oturuverdim. Dedi ki: insanlar Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) hayrı sorarlardı. Ben ise şerri sorardım. Bir gün kendisine şöyle
sordum: "Ey Allah'ın Resulü! Bugün biz hayırlı bir dönemde yaşıyoruz.
Söyler misin? Bundan daha kötü bir dönem oldu mu? Bundan sonra daha kötü bir dönem
olacak mı?" "Evet, olacak" buyurdu. "Ondan korunmanın yolu
nedir?" diye sordum. "Kılıç" buyurdu. "Ya Resulallah! Kılıç
kullanıldıktan sonra hayatta kalan olacak mı?" dedim "Evet, barış
olacaktır" buyurdu. "Ya Resulallah! Peki barıştan sonra neler yaşanacak?"
diye sordum.
Buyurdu ki:
"Sapkınlık (dalalet) davetçileri zuhur edecektir. Eğer bir halife
görürsen, ona bağlan, isterse belini kırsın ve malını gasp etsin. Halife yoksa
kaç, ta ki (açlıktan) bir ağacı ısırırken ölüm seni yakalayıncaya dek."
Ben: "Ya Resulallah! Daha sonra neler yaşanacak?" diye sordum.
"Deccal zuhur edecek" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Deccal neyle
gelecek?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bir ateş ve bir nehirle gelecek.
Deccal'in ateşine giren, sevabı hak eder ve günahı silinir. Nehrine giren ise
günahı hak eder ve sevabı silinir" buyurdu. Ben: "Ya Resulallah!
Deccal'den sonra ne olacak?" diye sordum. Buyurdu ki: "(Kıyametin
kopmasına az bir süre kalır. Öyle ki) Sizden birinin kısrağı doğursa, daha
tayına binmeden kıyamet kopar" buyurdu.
38269. Yeşkurı der ki:
Ben, Huzeyfe'yi şöyle anlatırken dinledim: insanlar Allah Resulü'ne (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) hayrı sorarlardı. Ben ise şerri sorardım. Çünkü hayrı
kaçırmayacağımı anlamıştım. Bir gün Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ey Allah'ın Resulü! Bu hayırlı dönemden sonra şer olacak mı?" diye
sordum. Üç kere: "Ey Huzeyfe! Sen Allah'ın Kitab'ını öğren ve içindekilere
uy" dedi. Ben tekrar: "Ey Allah'ın Restılü! Bu hayırlı dönemden sonra
şer olacak mı?" diye sordum. "Fitne ve şer olacak" buyurdu. Ben:
"Ya Resulallah! O şerden sonra hayır olacak mı?" diye sordum. Üç
kere: "Ey Huzeyfe! Sen Allah'ın Kitab'ını öğren ve içindekilere uy"
dedi.
Ben ısrarla tekrar:
"Ya Resulallah! Bu hayırlı dönemden sonra şer olacak mı?" diye sordum.
Bunun üzerine buyurdu ki: "Kör ve sağır bir fitne patlak verecektir.
Cehennem kapıları önünde ona davet eden bir takım davetçiler türeyecektir. Ey
Huzeyfe! Senin bir ağaç kökünü ısırırken ölmen, onlardan birine tabi olmandan
daha hayırlıdır.''
38270. Abdullah b. Amr
anlatıyor: Bizler Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında
halka olmuş oturuyorduk. Derken ya kendisi fitneden söz açtı ya da birileri
tarafından bahis konusu yapıldı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da: "İnsanların
pek sözlerinde durmadıklarını, emanete riayeti umursamadıklarını ve
-parmaklarını birbirine geçirerek- şu hale geldiklerini gördüğün zaman (fitne
patlak vermiş demektir)" buyurdu. Ben bunu duyunca yanına kadar giderek
"Canım uğruna feda olsun! O devirde ben nasıl davranayım?" diye
sordum. Bana dedi ki: "Sen evinden ayrılma, dilini tut, bildiklerini e
amel et, bilmediklerinden uzak dur. Sen sadece kendi işinle meşgulol, halkın
işine karışma".
38271. Ebu Said'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Müslüman için en hayırlı malın davar sürüsü olduğu dönemin gelmesi pek
yakındır. O zaman sürü sahibi Müslüman, davarlarını alıp dağ başlarına ve yağış
alan yerlere gider. Böylece fitnelerden uzak durup, dinini korur.''
38272. Huceyr b.
er-Rabi' anlatıyor: imran b. Husayn bana şöyle dedi:
"Kavmine git ve
onları bu meseleyi hafife almamaları konusunda uyar.
Ben: "Ben onlar
tarafından sayılan biri değilim. Beni dinlemezler" deyip itiraz ettim.
Bunun üzerine dedi ki: "Öyleyse benden onlara şu mesajı götür: isabet
ettireyim ya da ıskalayayım, (Müslümanların karşı karşıya gelen) iki
grub(un)dan birine ok atmaktansa, zenci bir köle olup, ölüm gelip çatıncaya
kadar dağ başında kara keçileri otlatmayı yeğlerim"
38273. Huzeyfe der ki:
"Fitnenin bir uykuda olduğu dönemler, bir de uyanık olduğu dönemler
vardır. Eğer fitnenin uykuda olduğu dönemlerde ölebilirsen, öl."
38274. Abdullah b. Amr
der ki: "Arapların kökünü kazıyacak fitne veya fitneler zuhur edecektir.
Fitne olaylarında öldürülenler cehennemliktir. O dönemlerde dil, kılıçtan daha
etkili olur.''
38275. Ebu Kebşe
es-$edusı anlatıyor: Bir gün Ebu Musa bize bir hutbe irat etti, hutbesinde
şunları söyledi: "Pek yakında karanlık gecenin dilimleri gibi fitneler
zuhur edecektir. Bu dönemde kişi Müslüman olarak sabahladığı halde kafir olarak
akşamlar. Kafir olarak sabahladığı halde Müslüman olarak akşamlar. Bu dönemde
oturan, ayağa kalkandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır.
Yürüyen de binekliden daha hayırlıdır!"
Bunun üzerine: "O
zamanda ne yapmamızı önerirsin?" diye sordular. "Evlerinizde
oturun" dedi.
38276. Mücahid'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet öncesinde karanlık gecenin dilimleri gibi fitneler yaşanır. O
dönemde kişi mümin olarak sabahlarken kafir olarak akşamlar. Mümin olarak
akşamlarken, kafir olarak sabahlar. Bir takım milletler, geçici dünya menfaati
karşılığında dinlerini satarlar."
38277. Ebu Musa'nın bildirdiğine
göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Yaylarınızı kırınız -yani fitne dönemlerinde-, kirişlerini kesiniz,
evlerinizden dışarı çıkmayınız ve o zamanda Adem'in iki oğlundan en hayırlısı
gibi davranınız".
38278. Ebu Zer anlatıyor:
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün bana "Ey Ebu Zer!
İnsanların birbirleriyle çatışmaya girip Hicaretü'z-Zeye bölgesinin kana
bulandığını görürsen ne yaparsın?" diye sordu; "Allah ve Resulü daha
iyi bilir" dedim. ''Evine gir!" buyurdu. Ben: "Silahlanayım
mı?" dedim. "O zaman (fitneye) karışmış olursun" buyurdu.
"Öyleyse nasıl yapayım ey Allah'ın Resulü?" diye sordum. Buyurdu ki:
"Güneş ışınlarından yandığını hissedersen, entarinin (ridanın) bir ucunu
yüzüne ört. Bu surette (katil) hem senin, hem de kendi günahını yüklenmiş
olur."
38279. Ebu Musa
anlatıyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yakında öyle
günler gelecek ki o günlerde cahillik hakim olur, ilim kaldırılır ve herc
artar" buyurdu. "Ya Resulallah! Herc nedir?" diye sordular;
"Katliam (pervasızca) öldürme" buyurdu.
38280. Huzeyfe der ki:
"Karanlık gecenin saatleri gibi fitne olayları çıktı çıkacak. O olaylar
sırasında her cesur yiğit, her hızlı süvari ve her gür sesli edip hatip helak
olur.''
38281. Kürz b. Alkame
el-Huzai'nin anlattığına göre bir adam: "Ya Resulallah! islam'ın bir sonu
olacak mı?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Evet. Allah, Araplardan veya Acemlerden hayır murat ettiği her hane
halkına İslam'a girmeyi nasip etti" buyurdu. Adam: "Sonra ne
olacak?" diye sordu. Allah Resalü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de:
"Sonra kara bulutlar misali fitneler zuhur eder ve sizler, başını kaldırıp
avının üzerine atlayan yılanlar gibi, birbirinizin boynunu vuran düşmanlara
dönersiniz" buyurdu.
38282. Usame bildiriyor:
Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine surlarından bir surun
üzerine çıktı ve: "Benim gördüğümü görebiliyor musunuz? Ben, evlerinizin
arasından yağmur tanelerinin düşmesi gibi fitne olaylanrun zuhur ettiğini
görüyorum" buyurdu.
18283. Ebu'l-Minhal
Seyyar b. Selame anlatıyor: İbn Ziyad döneminde Şam'da Mervan, Mekke'de
ibnü'z-Zübeyr ve Basra'da Kariler (Hariciler) ayaklandı. Bu durum babamı çok
üzdü. -Ebu'I-Minhal babasını hayırla yad ederdi- Bir gün babam bana dedi ki:
Oğlum! Haydi, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından olan şu
zatın yanına gidelim. Sonra oldukça sıcak bir günde yola çıkıp Ebu Berze
el-Eslemi'nin yanına vardık. Ebu Berze el-Eslemi kamıştan yapılma çardağının gölgesinde
oturuyordu. Babam söze başlayıp sohbet açtı. Dedi ki: “Ebu Berze! Görmez misin?
Görmez misin?'' Bu ağzından çıkan ilk sözlerdi. Sonra şöyle devam etti: Ben
Kureyş kabilelerine çok öfkeliyim. Siz Araplar, bildiğiniz gibi, sayıca az ve
cahil bir kavim idiniz. Allah, islam ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
sayesinde sizi bu durumdan kurtardı ve bugün gördüğünüz duruma getirdi. Sizin
aranızı asıl bu dünya bozdu. O Şam'da ayaklanan zat -Mervan'ı kastediyor-
Vallahi dünya dışında bir amaç için savaşmıyar. O Mekke'de ayaklanan zat
-ibnü'z-Zübeyr'i kastediyor- Vallahi dünya dışında bir amaç için savaşmıyar. Şu
sizin etrafınızda dolaşan ve kariler diye isimlendirdikleriniz de Vallahi dünya
dışında bir amaç için savaşmıyarlar. Babam saymadık kimse koymadı ve sonra Ebu
Berze'ye: “Ebu Berze! Sen ne düşünüyorsun?" diye sordu. Ebu Berze şöyle
cevap verdi: "Ben bugün kendilerini gizleyen, insanların mallarından
karınlarına haram lokma girmemiş, onların canlarına kıyıp günahlarını
yüklenmemiş gruptan daha hayırlısını görmüyorum."
38284. Huzeyfe
anlatıyor: Hz. Ömer'in yanında oturuyorduk. "Allah Resulü'nün (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) fitne hakkında söylediği sözünü hanginiz aynen onun söylediği
gibi ezbere bilmektedir?" diye sordu.
"Ben
biliyorum" dedim. "Pek de cüretkarmışsın! Ne söyledi (anlat
bakalım)?" dedi. Ben de şöyle anlattım: Ben, Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Kişinin ailesi, malı, canı ve komşusu hakkında
işlediği kusurlara oruç, sadaka, iyiliği emir ve kötülükten men gibi ameller
kefaret olur" buyururken işittim.
Ömer: "Ben bunu
istemiyorum. Bilakis denizin kabarması gibi kaynayacak fitne kazanını
kastediyorum" deyince, ben: "Bundan sana ne? Ey müminlerin emiri.
Seninle fitne arasında kapalı bir kapı var" dedim. "Kapı kırılır ya
da açılırsa?" dedi. Ben: "Maalesef kırılacak" deyince,
"işte ondan sonra bir daha kapanmayabilir" dedi.
Ravi der ki: Huzeyfe'ye:
"Ömer o kapının kim olduğunu biliyor muydu?" diye sorduk.
"Evet, benim
yarının, bu geceden sonraki gün olduğunu bildiğim gibi biliyordu. Çünkü ben
ona, içinde yalan ve yanlış bulunmayan bir hadis naklettim" dedi.
Ravi der ki: Biz o
kapının kim olduğunu Huzeyfe'ye sormaktan çekindik ve Mesruk'a: "Sen
sor" dedik. Sordu. O da: "Ömer" dedi.
38285. Huzeyfe:
"Kuşkusuz kırbaç fitnesi, kılıç fitnesinden daha şiddetlidir" dedi.
"Bu nasılolur?" diye sorduklarında ise "Kişi tabuta konuncaya
(ölen e) kadar kırbaçlanır" diye cevap verdi.
38286. Said b. Zeyd
anlatıyor: Bir gün Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanındaydık.
Derken bir fitneden bahsedip tesirinin büyük olacağını anlattı. Bunun üzerine
biz: "Ya Resulallah! O döneme yetişirsek muhakkak helak oluruz!"
deyince, "Asla, öldürülmeniz sizin için yeterlidir" buyurdu.
Said der ki: Daha sonra
ben kardeşlerimin öldürüldüğünü gördüm.
38287. Huzeyfe
anlatıyor: Üç fitne olayı yaşanır. Dördüncüsü ise insanları Deccal'e götürür.
Birincisi kolayatlatılır. ikincisi biraz daha ağır geçer. En karanlık olanı ise
denizin kabarması misali (cadı kazanı gibi) kaynar.
38288. Yine Huzeyfe'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kör ve sağır bir fitne olayı patlak verir. Cehennemin kapısında bir takım
davetçiler (halkı) ona katılmaya davet eder. Ey Huzeyfe! Bir ağaç kökünü
ısırırken ölmen, senin için onlardan birine uymaktan daha hayırlıdır. ''
38289. Bir adam
Huzeyfe'ye: "Namaz kılan Müslümanlar birbirleriyle savaşa tutuştukları
zaman ben ne yapayım?" diye sorar. O da: "De ki: Ben seni öldürmeyeceğim.
Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.
38290. Yine Huzeyfe der
ki: "Fitne olaylarına üç kişi yol açar. Biri, öngörülü ve akıllı biridir.
Kendisine kalkan her başı kılıcıyla yok eder. ikincisi, hatiptir. Gelişmeler
onu öne çıkarır. Diğeri de ünlü bir aslızadedir. Öngörülü ve akıllı olanı alt
edersin. Son ikisini ise araştırır, denersin''.
38291. Yine Huzeyfe dedi
ki: "(Fitne) yularını çekerek gelip (yurdunuza) yerleştiği, her taraftan
üstünüze üstünüze geldiği zaman ne yaparsınız?!"
Yanındakiler:
"Vallahi bilmiyoruz" deyince, şöyle devam etti: "Fakat Vallahi
ben biliyorum. O gün sizler köle ile efendisinin durumuna düşersiniz. Efendisi
ona sövse, o efendisine sövemez, Efendisi onu dövse o efendisini dövemez,"
38292. Yine Huzeyfe dedi
ki: "Kadın mahrem yerini açıp tecavüzcülere karşı korumasız kaldığı gibi,
sizler de dininizden uzaklaştığınız zamanda haliniz nasıl olur?!"
Yanındakiler:
"Hiçbir bilgimiz yoktur" deyince, şöyle söyledi: "Fakat Vallahi
ben biliyorum. O gün siz ya çaresiz ya da günahkar biri olursunuz" dedi.
içlerinden biri:
"Bu durumda çaresiz kalan kişiye yazıklar olsun!" deyince Huzeyfe:
"Asıl sana yazıklar olsun, sana yazıklar olsun" dedi.
38293. Haraşe anlatıyor:
Bir gün Huzeyfe mescide girdi ve birbirlerine Kur'an okutan bir topluluğun
yanına vararak: "Eğer doğru yoldaysanız (bilin ki) siz çok gerilerde
kaldınız. Fakat Kur'an'ı okumayı bırakırsanız, sapıtırsınız" dedi. Sonra
gidip bir ders halkasına oturdu ve şöyle dedi: "Biz Kur'an'ı okumadan
inanmış bir topluluktuk. Öyle bir topluluk gelecek ki onlar inanmadan, Kur'an'ı
okurlar." içlerinden biri: "Fitneden mi bahsediyorsun?" diye
sorunca Huzeyfe:
"Evet. Fitne
sizleri üzecek biçimde önünüzde zuhur etti. Sonra üzerinize sağanak sağanak
kesintisiz biçimde gelmeye devam edecek. O zaman insan iki durumdan birine
düşer: Acizlik veya fasıklık."
Haraşe der ki: Bu
konuşma üzerinden fazla zaman geçmeden ben, kişinin kılıcını çekip dışarı
çıktığını ve önüne geleni öldürdüğünü gördüm.
28394. Zeyd b. Vehb'in
naklettiğine göre Huzeyfe'ye "Fitnenin durduğu anlar ve harekete geçtiği
anlar ne demektir?" diye soruldu. O da: "Harekete geçtiği anlar,
kılıcın çekilmesi, durduğu anlar ise kılıcın kınına sokulması, demektir" diye
cevap verir.
38295. Ebu't-Tufeyl Amir
b. Vasile anlatıyor: Huzeyfe, "insanların en hayırlısının uzak durup
gizlendiği fitne patlak verince sen ne yaparsın?" diye sordu.
"Ne yaparım ki? O
bizden birinin hediyesidir; dilediği yere verir" dedim. O da: "Sen
ibnu'l-mehad (iki yaşına girmiş erkek deve) gibi ol; çünkü İbn Mehad, binilecek
yaşta değil ki binilsin, sağmal değil ki sağılsın'' dedi.
38296. Yine Huzeyfe
şöyle demiştir: "Öyle bir fitne patlak verecek ki ortaya çıkarken sureti
haktan görünür, fakat dönüp giderken batılolduğu anlaşılır. Fitne çıkınca,
çobanın sürüsünün arkasında sopasına yapışıp kaldığı gibi, olduğunuz yerde
tutunmak için çalışın, fitne tufanı sizi alıp götürmesin."
38297. Meymun b. Ebi
Şebib'in anlattığına göre Huzeyfe'ye: "İsrail oğulları bir günde mi inkar
ettiler?" diye soruldu. Şu karşılığı verdi: "Hayır. Bilakis fitneye
karışmaları için kendilerine teklif yapılır, onlar da reddederlerdi. Sonra buna
zorlanırlardı. Sonra tekrar kendilerine teklif yapılır, yine reddederlerdi.
Sonunda fitneye karışmaları için kırbaçlandılar, kılıçla tehdit edildiler.
Onlar da suya dalar gibi fitneye daldılar. Ondan sonra ne iyiliği iyilik
bildiler, ne de kötülüğe karşı çıktılar!"
38298. Rib'ı anlatıyor:
Huzeyfe'nin cenazesinde bir adamdan duydum. Dedi ki: Ben bu tabuttaki zatı
şöyle derken işittim: "Ben, Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) (fitneyle ilgili sözlerini) duyduktan sonra, artık gam yemem. Sizler
birbirinizle çatışmaya başladığınızda ben evime kapanacağım. Eğer zorla evime
girilirse, (mütecavize): ''işte boynum, vur! Hem benim hem de kendi günahını
yüklen'' diyeceğim."
38299. Huzeyfe der ki:
"Kim topluluktan bir karış ayrılırsa, islam'dan çıkmış olur."
38300. Huzeyfe der ki:
"insanlar öyle bir dönem geçirecekler ki, o dönemde, ancak boğulmak üzere
olan kimsenin yaptığı dua gibi dua eden kurtulacaktır."
38301. Huzeyfe der ki:
"insanlar öyle bir dönem geçirecekler ki, o dönemde ancak boğulmak üzere
olan kimsenin yaptığı dua gibi dua eden kurtulacaktır."
38302. Huzeyfe dedi ki:
''Vallahi kişi gözleri sağlam olarak sabahlar. Sonra akşama erdiğinde
kirpikleriyle bakamaz olur."
38303. Zeyd anlatıyor:
Huzeyfe "Küfrün önderleriyle savaşın''5 ayetini okudu ve "Henüz bu
ayette işaret edilen kişilerle savaşılmadı" dedi.
38304. Muhammed b.
Mesleme anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana bir kılıç
vererek şöyle buyurdu: "Müşriklerle savaşıldığı sürece sen de bu kılıçla
onlara karşı savaş. Ne zaman ki insanların (Müslümanların) birbirlerinin
boyunlarını vurmaya başladığını gördün, o zaman bunu alıp bir kayanın başına
git. Sonra kırılıncaya kadar onu kayaya vur. Sonra evine git ve şaşkın bir el
ya da verilmiş ölüm hükmü (ecel) seni yakalayıncaya kadar oradan çıkma.''
38305. Ebu'l-Mütevekkil
en-Naci'nin bildirdiğine göre Ebu Said el-Hudri:
"Sakın fitne
(ımmiyye) savaşına girmeyin ve cahiliye ölümüyle ölmeyin" dedi.
Ebu'l-Mütevekkil der ki:
Kendisine: "Fitne savaşı (ımmiyye) nedir?" diye sordum. "Ey
Falan, ey Falan oğulları" diye bir çağrıya icabet edip savaşmaktır"
dedi. "Peki, cahiliye ölümü nedir?" diye sordum. "Devlet
başkanına (halifeye) bağlı olmaksızın ölmendir" dedi.
38306. Aynı şekilde
Hasan el-Basri de: "Fitne sırasında savaşa iştirak edip ölmek, cahiliye
ölümüdür" demiştir.
38307. Abdullah b. Amir
anlatıyor: insanlar, Hz. Osman hakkında ileri geri konuşmaya başlayınca, babam
kalkıp gece namaz kıldı ve sonra uyudu. Kendisine: ''Kaik ve salih kullarını
koruduğu fitneden seni koruması için Allah'a dua et'' denildi. Bunun ?zerine
yatağından kalktı. Ancak çok geçmeden hastalandı. Ondan sonra ölünceye kadar da
dışarı çıktığı görülmedi.
38308. Hz. Ali der ki:
''İslamiyet her geçen gün güç kaybeder. Öyle bir dönem gelir ki ''Allah Allah''
sözleri dahi işitilmez olur. O döneme gelinince dinin önderi kendini gösterir
(yani, dinin zemini sağlamlaşır). O zaman bir topluluk gönderilir. Bunlar son
bahar bulutlarının toplandığı gibi toplanıp biraya gelirler. Vallahi ben onların
kumandanlarının (emirinin) ismini de süvarilerinin karargahını da
biliyorum."
38309. Huzeyfe: ''Kim
topluluktan bir karış olsun ayrılırsa, islam bağını boynundan çıkarıp atmış
olur" demiştir.
38310. Hz. Ali der ki:
''Halifeler (devlet başkanları) Kureyş'tendir. Kim topluluktan bir karış olsun
ayrılırsa, islam bağını boynundan çıKarıp atmış olur.''
38311. Abdullah (b.
Mes'ud) der ki: Fitne elbisesini giydiğinizde haliniz nasıl olur? O öyle bir
fitne ki çocukları yaşlandırır, yaşlıları ihtiyarlatır. insanlar onu gelenek
olarak kanıksarlar ve ondan bir şey değiştirilse, ''gelenek değiştirildi''
denir.
Kendisine: "Ey Ebu
Abdirrahman! Bu ne zaman olacaktır?" diye sorduklarında da "içinizde
kariler (Kur'an okuyucuları) çoğalıp, güvenilir (emin) insanlar azaldığı,
emirler (valileler) artıp, fakihler azaldığı ve ahiret ameliyle dünyalık
peşinde koşulduğu zaman" diye cevap verdi.
38312. Hz. Ali der ki:
"Allah bu ümmete beş fitne yaşatır. Önce umumi bir fitne, sonra hususi bir
fitne yaşanır. Sonra tekrar umumi bir fitne ve ardından yine hususi bir fitne
yaşanır. Sonra öyle bir fitne çıkar ki denizin kabarması gibi kabarıp kaynar ve
o dönemde insanlar adeta hayvana dönüşürler."
38313. Ebu Reca
el-Utaridi anlatıyor: Ben İbn Abbas'ı minberde şöyle söylerken işittim:
"Kim topluluktan bir karış olsun ayrılırsa, cahiliye ölümüyle ölmüş
olur."
38314. Huzeyfe der ki:
"Sizden hak istendiğinde verdiğiniz, ama sızın hakkınız verilmediği dönem
geldiğinde ne yaparsınız?" Zeyd: "Sabrederiz" der. Huzeyfe de:
"Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki o zaman oraya girersiniz" der.
38315. Ebu Salih
el-Hanefı anlatıyor: Kufe halkı (kendilerine vali olarak gönderilen) Said b.
el-As'ı kabul etmeyip kovmuşlardı. O sırada bir adam mescitte oturmakta olan
Huzeyfe ve Ebu Mes'ud el-Ensar'i"nin yanına vararak: "insanlar
ayaklanıp isyan başlatmışken siz niçin burada oturuyorsunuz? Vallahi biz doğru
yoldayız (yani doğrusunu yapmaktayız)!?" dedi. Huzeyfe ve Ebu Mes'ud da:
"Nasıl doğru yolda olabilirsiniz ki! Siz valinizi (imamı) kovdunuz!?
Vallahi, çoban (yönetici) merhametli, sürü (tebaa) de muti (itaatkar) olmadıkça
istikamet üzere olamazsınız" dediler.
Bir adam: "Çoban
merhametli, sürü de muti etmezse, bize ne yapmamızı önerirsin?" diye
sorunca Huzeyfe: "O zaman çıkar gideriz ve sizi kendi halinize
bırakım" dedi.
38316. Yezid b. Suheyb
el-Fakır der ki: "Öğrendiğim bir habere göre fitne sırasında kılıç kuşanan
herkes, onu (boynundan) çıkarıncaya kadar kendisinden öfke duyulan birisi
olarak yaşar."
38317. Süleyman b. Amr,
babasından şöyle naklediyor: Veda haccında Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyururken işittim: "Hangi gün daha kutsaldır" -üç
kere- "Hacc-ı ekber günü" dediler. "Bilin ki kanlarınız, mallarınız
ve ırzlarınız, bu beldenizde bu ayınızda bu gününüzün kutsallığı gibi
kutsalolup dokunulmazdır. Dinleyin! Cinayet işleyen, ancak kendisine karşı
cinayet işlemiş olur. Cinayet işleyen, ancak kendisine karşı cinayet işlemiş
olur. Hiçbir baba çocuğuna karşı cinayet işlemez. Hiçbir çocuk da babasına
karşı cinayet işlemez. Dikkat edin ey ümmetim! Tebliğ ettim mi?"
"Evet, tebliğ
ettin" dediler. Bunun üzerine üç kere "Şahit ol Allahım!" dedi.
38318. Abdülmecid Ebu
Amr naklediyor: Ben Adda b. Halid b. Hevze'yi şöyle anlatırken işittim:
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Veda haccı na katıldım. O
gün Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üzengiler üzerinde ayağa kalkmış,
şöyle hitap ederken dinledim:
"Biliyor musunuz,
bu ay hangi aydır? Bu belde hangi beldedir?" Sonra şöyle buyurdu:
"Bilin ki kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız, bu beldenizde, bu
ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup dokunulmazdır. Tebliğ ettim
mi?"
"Evet, tebliğ
ettin" dediler. Bunun üzerine üç kere "Şahit ol Allahım!" dedi.
38319. Ebu Bekre
anlatıyor: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu ay hangi
aydır?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik.
Sustu. Öyle ki ayı başka bir adla anacağını sandık. Sonra "Zilhicce değil
midir?" buyurdu. "Evet. Zilhicce'dir" dedik. "Bu belde
hangi beldedir?" diye sordu. Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik.
Sustu. Öyle ki onu başka bir adla anacağını düşündük. Sonra "Kutsal belde
değil midir?" buyurdu. "Evet, öyledir" dedik. Sonra "Bu gün
hangi gündür?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir"
dedik. Sustu. Öyle ki onu başka bir isimle anacağını sandık. Sonra:
"Kurban bayramı günü değil midir?" buyurdu. "Evet, öyledir ya
Resulallah!" dedik. Sonra şöyle buyurdu:
"Bilin ki
kanlarınız, mallarınız -İbn Sirin'in rivayetine göre- ve ırzlarınız, bu
beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup dokunulmazdır.
(Bir gün) Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız ve O sizi amellerinizden hesaba
çekecektir."
38320. Cabir anlatıyor:
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccında "Biliyor musunuz,
hangi gün daha kutsaldır?" diye sordu. "Bu günümüz" dedik.
"Hangi belde daha kutsaldır?" diye sordu. "Bu beldemiz"
dedik. "Hangi ay daha kutsaldır?" diye sordu. "Bu ayımız"
dedik. Sonra şöyle buyurdu: "Bilin ki kanlarınız ve mallarınız, bu
beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup
dokunulmazdır."
38321. Murre'nin
naklettiğine göre Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir
zat şöyle anlatmış: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kulağı hafif
kesilmiş kızıl bir deve üzerinde ayağa kalkarak bize şöyle hitap etti:
"Biliyor musunuz?
Bu gününüz hangi gündür? Biliyor musunuz? Bu ayınız hangi aydır? Biliyor
musunuz? Bu beldeniz hangi beldedir? Bilin ki kanlarınız ve mallarınız, bu
beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup birbirinize
haramdır.''
38322. Zeyd anlatıyor:
Cer'a günü Huzeyfe'ye "Sen niçin halkla beraber çıkmıyorsun?" diye
soruldu. O da şöyle cevap verdi: "Onlarla birlikte niçin çıkayım? Ben
biliyorum ki onlar, aralarında bir damla bile kan dökülmeden geri dönecekler.
Cer'a olayıyla ilgili çok şeyanlatıldı. Ben, evinizdekilere karşılık onları
sizinle paylaşmak istemem. Hiç kuşkunuz olmasın, fitne, arayanı bulur.''
38323. Huzeyfe der ki:
"Keşke yanımda, kalpleri altından yüz adam olsaydı.
Hemen bir kayanın
üzerine çıkar, onlara öyle bir konuşma yapardım ki ondan sonra fitne asla
kendilerine zarar veremezdi. Sonra yavaş yavaş uzaklaşırdım ve ben onları onlar
da beni göremezlerdi."
38324. Yine Huzeyfe
şöyle demiştir: "Eğer bildiklerimi size anlatacak olsam, bana karşı
tavrınızda üçe bölünürdünüz; bir grup benimle savaşır, bir grup beni yalnız
bırakır, bir grup da beni yalanlardı."
38325. Huzeyfe dedi ki:
"Herkesin, kendisine bağlı bulunan taraftarı vardır ki zafer onları bozar.
Bundan yalnız iki kişi müstesnadır. Bunlardan biri ortaya çıkmıştır. Diğeri ise
tartışmalıdır. Ortaya çıkan Ömer'dir. Tartışmalı olan ise Ali'dir."
38326. ibnü'I-Hanefiyye
der ki: "Allah, eline hakim olup, dilini tutan, gönlü zengin olup, evinde
oturan kişiyi esirgesin. Bu kişi umduğu sevabı kazanır ve kıyamet günü
sevdikleriyle birlikte olur. Unutmayın ki, Müminlerin kılıçlarından önce
amelleri onlara yetişir. Dikkat edin. Hakkın da bir devleti vardır ve Allah,
dilediği zaman onu kurar.''
38327. Sunabihi der ki:
Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim:
"Ben Havz'ın başına sizden önce varacağım ve diğer ümmetlere karşı sizin
çokluğunuzla övüneceğim. Sakın benden sonra birbirinizle çatışmaya
girmeyin."
38328. Yine Sunabihi
el-Ahmesi, Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benzer bir hadis
nakletmiştir.
38329. Abdullah b.
Ömer'den nakledildiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda
haccında: "Acırım sizlere veya yazıklar olsun size! Sakın benden sonra
birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmeyin" buyurmuştur.
38330. Cerir anlatıyor:
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana bir gün "İnsanları
sustur!" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Sakın sizleri, benden sonra
birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmüş olarak bilmeyeyim."
38331. Yine Cerir
anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccında
"İnsanları sustur" dedi. Sonra "Benden sonra birbirinizin
boynunu vuran kafirlere dönmeyin" buyurdu.
38332. Huzeyfe
anlatıyor: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana dedi ki:
"Ben sizden önce Havz'ın başına varacağım. Bazı kavimler için mücadele
edeceğim ve fakat onları kurtarmayı başaramayacağım. Ben: ''Ya Rabbi! Onlar
benim ashabım'' diyeceğim. Fakat bana: ''Sen, onların senden sonra neler
yaptıklarını bilmiyorsun'' denilecek.''
38333. Enes b. Malik
anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana şöyle dedi:
"Kevser, Rabbimin bana vaad ettiği ve pek çok hayrın kaynağı olan bir
nehirdir. O kıyamet günü ümmetimin başında toplanacağı Havz'ımdır ki yanında,
yıldızların sayısınca kap vardır. Aralarından bir kul çekilip alınır ve ben:
''Ya Rabbi! O, benim ümmetimdendir'' derim. Rabbim de: ''Sen onun, senden sonra
neler yaptığını bilmiyorsun'' der.''
38334. Ümmü Seleme der
ki: Ben şu minberde Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken
işittim: "Ben sizden önce Kevser'in başına varacağım. Ben Kevser'in
başında beklerken bir de bakarım ki sizler bölük bölük oradan geçirilip
götürülüyorsunuz. Ben: ''Bu tarafa doğru gelin'' diye seslenirim. Bir münadi:
''Bil ki onlar senden sonra (dinlerini) değiştirdiler'' der. Ben de:
''Kahrolsunlar öyleyse'' derim."
38335. Murre'den
nakledildiğine göre Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir
zat şöyle anlatmış: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağa
kalkarak şöyle buyurdu: "Ben Havz'ın başına sizden önce varacağım. Orada
sizi bekleyeceğim ve diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Ona
göre yüzümü kara çıkarmayın.''
38336. Ebu'l-Bahterı
anlatıyor: Hz. Ömer, Ebu Musa'ya şöyle yazdı: "Bil ki insanlar
sultanlarından nefret ederler. Kendim ve sizin adınıza kalplerde beslenen
kinlere, üstün tutulan dünyalığa ve peşinden gidilen arzulara bulaşmaktan
Allah'a sığınırım. Kabileler (kabilecilik düşüncesiyle) çağırılmaya başlar ki
bu, şeytandan kaynaklanan bir gururdur. Eğer bunlar olur da kılıç kullanmak
gerekirse, kılıç kullan. Öldürmek gerekirse öldür. Ta ki ''Ey Müslümanlar! Ey
Müslümanlar!'' diye çağırsınlar.''
38337. Ubey b. Ka'b der
ki: Ben, Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim kabilecilik
davası güderse, ona ''Babanın şeyini ısır'' deyin, kinaye kullanmayın'' diye
buyururken işittim.
38338. Yine Ubey,
Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aynı hadisi nakleder.
38339. Hz. Ömer der ki:
"Kim kabilecilik yaparsa, ona ''Babanın şeyini yala'' deyin.''
38340. Talha b.
Ubeydillah b. Kerlz'in naklettiğine göre Hz. Ömer, ordu kumandanlarına şöyle
yazmış: "Eğer kabileler, kabilecilik yapmaya başlarsa, islam çağrısına
dönünceye kadar kılıçla onların boyunlarını vurun."
38341. Ebu Salih der ki:
"Her kim ''ey falan oğulları!'' diye çağrıda bulunursa, bu şekilde sadece
cehennem ateşine davet etmiş olur."
38342. Mesruk'tan
nakledildiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere
döndüğünüzü görmeyeyim. Çünkü kişi, kardeşinin ya da babasının işlediği suçtan
dolayı sorgulanmaz."
38343. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: "Bir takım fesatlar ve karışıklıklar ortaya çıkacak. Aman
sen sağduyulu ol. Zira hayır yolunda (başkasının) tabi(si) olman, şer yolunda
lider olmandan daha iyidir."
38344. Şa'bi'den nakledildiğine
göre bir adam: "Yetiş ey Dabbe!" diye seslendi. Hemen bir mektupla
durum Hz. Ömer'e bildirildi. Ömer de valisine şöyle yazdı: "Onu cezalandır
veya tedip et. Dabbe bu zamana kadar onlardan ne bir kötülüğü savmış, ne de
onlara hayır getirmiştir.''
38345. Zeyd b. Sabit
naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gizli açık her
türlü fitneden Allah'a sığının" buyurdu. Biz de "Gizli açık her türlü
fitneden Allah'a sığınırız" dedik.
38346. Abdullah (b.
Mes'ud) naklediyor: Hz. Osman kendisine bir elçi göndererek Medine'ye doğru
yola çıkmasını emredince insanlar yanında toplanıp ona şöyle dediler:
"Kal, gitme! Biz seni koruruz. Sana hiç bir zarar veremez." Abdullah
ise: "Bir takım olaylar ve fitneler çıkacak. Fitne kapısını ilk açan kişi
ben olmak istemem. Ona itaat borcum var" diyerek insanların teklifini
reddedip yola çıktı.
38347. Yüseyr b. Amr
anlatıyor: Ebu Mes'ud'u uğurlamaya çıktık. Kadisiye yolu üzerinde konakladı.
Bir bahçeye girerek ihtiyaç giderdi. Sonra abdest aldı. Çorapları üzerine mesh
etti. Sonra bahçeden çıktı. Sakallarından hala su damlıyordu. Kendisine dedik
ki: "Bize ne tavsiye edersin? Çünkü insanlar fitneye düştüler. Bir daha
seninle karşılaşır mıyız, karşılaşmaz mıyız bilemiyoruz." O da şu tavsiyede
bulundu: "Allah'tan korkun, sabredin. Sonunda iyi olan rahat nefes alacak
ya da kötü olandan insanlar kurtulacak. Topluluktan sakın ayrılmayın. Zira
Allah, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetini dalalet üzere
birleştirmez."
38348. Enes b. Malik der
ki: "Önce melikler / krallar çıkacak, onları zalim hükümdarlar takip
edecek, sonra da tağutlarfzorbalar zuhur edecektir."
38349. Ubeyd b. Umeyr
anlatıyor: (Bir sabah) Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) odaların
sahiplerinin (eşlerinin?) yanına çıkarak şöyle seslendi: "Ey odalarda
oturanlar, Cehennem ateşi tutuşturuldu. Karanlık gecenin saatleri gibi fitneler
(peş peşe) çıkmaya başladı. Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler
çok ağlardınız.''
38350. Huzeyfe der ki:
"Sığır sürüsü gibi fitnelerin gölgesi üzerimize düştü.
Bu fitne olaylarında
herkes helak olur. Sadece çıkmadan önce onları bilenler bundan kurtulur."
38351. Abs oğullarından
bir adam anlatıyor: Bir gün Huzeyfe bize "Allah, Muhammed ümmetinin
işinden inayetini çekince haliniz nice olur?" dedi. Bir adam: "Sen de
bize felaket tellallığı yapmaya devam ediyorsun! Allah, Muhammed ümmetinin
işinden inayetini çeker mi?!" deyince, Huzeyfe: "Söyler misin?
Ümmetin başına, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bile ağırlığı (değeri)
olmayan biri geçerse, o zaman Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetinin
işi bitmiş olmaz mı?!" dedi.
38352. Halid b.
Urfuta'dan nakledildiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
kendisine şöyle buyurmuş: "Ey Halid! Gelecekte bir takım olaylar ve
ihtilaflar -Affan rivayetine göre: ve tefrika- yaşanacaktır. Olaylar patlak
verdiğinde, olabilirsen, öldüren (katil) değil, öldürülen (maktul) ol".
38353. Ebu Bürde
anlatıyor: Bir gün Muhammed b. Mesleme'nin yanına girdim ve ona: "Allah
seni esirgesin! Senin bu dinde bir yerin var. Halkın arasına çıksan da onlara
(iyiliği) emredip (kötülükten) men etsen?" dedim. Bana yanıtı şu oldu:
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Gelecekte bir takım
fitne, tefrika ve ihtilaflar yaşanacaktır. Bunlar olunca kılıcını alıp Uhud'a
git ve onu parçalayıncaya kadar (kayaya) vurmaya devam et. Sonra da evine
çekil, şaşkın bir el ya da ölüm hükmü (ecel) gelinceye kadar (evinden)
çıkma". Bahsettiği olaylar vuku buldu ve ben Allah Resulü'nün (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bana söylediği gibi yaptım.
38354. İbn Sirin der ki:
Öğrendiğim bir habere göre Şam, sakinleri (bedevileri) Şamlı olmadığı sürece
huzurlu bir belde olmaya devam edecektir?
38355. Abdullah b.
Amir'in, babasına dayandırarak naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Hiç (bir devlet başkanına) biat etmeden
ölen kişi cahiliye ölümüyle ölmüştür. Biat ettikten sonra itaatsizlik edeninse,
mazereti yoktur".
38356. Kasım b.
Abdirrahman'ın bildirdiğine göre Asım el-Beceli şöyle demiştir: Adamınız
Bikali'ye -yani Nevf'e- Şaban ayındaki işareti, Ramazan'daki olayları,
Şevval'deki temyizi, Zilkade'deki öldürme ve çatışmayı ve Zilhicce'deki hükmü
sorun?''
38357. Selman b. Rabia
anlatıyor: Bir gün Hz. Ömer dedi ki: "Gelecekte öyle yöneticiler (emirler)
ve valiler zuhur edecek ki onlara yakınlık fitne, muhalefet ise küfürdür."
Ben bunu duyunca:
"Allahü ekber, bir daha söyle, ey müminlerin emiri! Beni rahatlattın"
dedim. O da dediklerini tekrarladı.
Selman b. Rabia der ki:
Allah "Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür"[Bakara, 191]
buyuruyor. Ben ise fitneyi, adam öldürmeye yeğlerim.
38358. Muhammed (b. Sirin)
anlatıyor: Ebu Mes’ud el-Ensarı, ölümüyle sonuçlanan hastalığı sırasında
Huzeyfe'nin yanına girdi, onu kucakladı ve "Ayrılık günü geldi mi?"
dedi. Huzeyfe ise dedi ki: "Evet, ayrılık günü geldi. Dost, tam zamanında
geldi. Pişmanlık duyan, iflah olmaz. Bildiğim fitneler benden sonra çıkacak
değil mi?"
38359. Huzeyfe
anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize birçok darbımesel
verdi; bir, üç, beş, yedi, dokuz, on bir. Sonra bunlardan birini bize açıkladı,
diğerlerine ise değinmedi. Buyurdu ki: "Zayıf ve yoksul durumda olan bir
millet vardı. Bunlar, hilebaz ve zalim bir milletle savaşıp, onlara galip
geldiler. Sonra onları uygunsuz işlerde çalıştırıp zulmettiler. Böylece
Rablerinin gazabını üzerlerine çektiler.''
38360. Ala b. Abdilkerım
anlatıyor: Bizim bedevilerden biri anlattı. Dedi ki:
Ben Kufe'ye hicret
ettim. Maaşımı aldım. Sonra oradan ayrılmak isteyince insanlar: "Asla
hicret sevabı alamazsın" dediler. Sonra Süveyd b. Gafele ile karşılaştım
ve bunu kendisine sordum. Dedi ki: "Keşke bir bineğim ve geçinecek malım
olsa da bu yörelerde kalsam l"
38361. Hilal b. Habbab
Ebu'l-Ala naklediyor: Said b. Cübeyr'e "Ey Ebu Abdillah! insanların helak
olmasının alameti nedir?" diye sordum. "Alimlerinin ölmesidir'' dedi.
38362. Huzeyfe der ki:
"Vallahi, insanlar rahatlarını kaçıracak bir olay yaşarlar. Daha onun
sıkıntısı geçmeden, peşinden onu unutturacak başka bir olayla karşı karşıya
kalırlar.''
38363. Mekhul der ki:
"(Büyük) savaş, Kostantiniye'nin (istanbul'un) fethi ve Deccal'in çıkışı,
sadece yedi ay kadar bir süreyle birbirlerini izler. Bu, ipi kopup boncukları
peş peşe dağılan gerdanlığa benzer."
38364. Mekhul'ün
naklettiğine göre Muaz b. Cebel şöyle demiştir:
"Beytü'I-Makdis'in
(Kudüs'ün) imarı, Yesrib'in (Medine'nin) harabı demektir.
Büyük savaşın çıkması,
Kostantiniye'nin (istanbul'un) fethi demektir. Kontantiniye'nin fethi de,
Deccal'in çıkması demektir." Sonra eliyle bir adamın omzuna vurarak
"Vallahi bunlar, muhakkak olacaktır" dedi.
38365. Yüsey' der ki:
"Kufe'nin etrafının duvarla çevrildiğini görsen, sürünerek de olsa oradan
çık. Zira orası al ve siyah atların işgaline uğrar. Hatta iki erkek bir kadın
için tartışırlar; biri der, kolu benim, öbürü der, baldırı benim."
mektupta bu söz de
geçer. İfadeden, onun Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ait olduğu
izlenimi çıkmaktadır.
38366. ibnü'I-Hanefiyye
der ki: "Eğer Ali, günümüze yetişseydi, konak yeri şurası olurdu. Yani
Şi'b (dağ yolu)."
38367. Abdurrahman b.
Suhar'ın, babası kanalıyla naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Bazı kabileler
yere batırılmadıkça kıyamet kopmaz. Hatta kişiye ''Falan oğullarından hayatta
kimse kaldı mı?'' diye de sorulur."
Ravi der ki: Anladım ki
Araplar, kabilelerinin adıyla, Acemler ise şehirlerinin adıyla çağrılırlar.
38368. Abdullah b. Amr
der ki: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ümmetimden yere
batırılanlar, sureti (hayvan suretine) değiştirilenler ve iftiraya kurban
gidenler olacaktır" diye buyururken işittim.
38369. Zeyneb binti Cahş
anlatıyor: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gözleri
kıpkırmızı olmuş vaziyette uykusundan şunları söyleyerek uyandı: "La ilahe
illallah. Araplara yazık olacak. Zira bir şerrin çıkma zamanı pek yaklaştı. Bugün
Ye'cuc ile Me'cuc'ün suru açıldı." -Bunu söylerken parmaklarıyla 10 yaptı-
Zeynep: "Ya Resulallah! Aramızda salih insanlar bulunduğu halde yine helak
olur muyuz?" diye sordu. "Evet, kötülük yaygınlaşırsa" buyurdu.
38370. Bir kadının Hz.
Aişe'ye dayandırarak naklettiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuş: "Yeryüzünde kötülük egemen olduğunda Allah
yeryüzündeki halklara cezasını indirir". Hz. Aişe der ki:
Ben: "Ya
Resulallah! Aralarında Allah'a itaat eden kullar bulunsa da mı?" diye
sordum. "Evet. Ama onlar (öldükten) sonra Allah'ın rahmetine mazhar
olurlar" buyurdu.
38371. Enes'den
nakledildiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet öncesinde karanlık gecenin saatleri gibi bir takım fitneler zuhur
edecektir. O zaman kişi mümin olarak sabahlarken kafir olarak akşamlar. Kafir
olarak sabahlarken, mümin olarak akşamlar. Bir millet de dünyanın geçici
menfaati karşılığında dinini satar"
38372. Kays'tan
nakledildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün başını
göğe doğru çevirerek şöyle buyurdu: "Sübhanallah! Üzerinize yağmur
taneleri gibi (peş peşe) fitneler gönderilmektedir''
38373. Ebu'd-Duha
anlatıyor: Bir adam Hz. Ömer'in yanında "Allahım! fitneden -veya
fitnelerden- sana sığınırım" dedi. Ömer de: "Allahım! Cahillikten
sana sığınırım" dedi. Sonra adama dönerek: "Allah'ın mal ve çocuk
vermemesini ister misin?! Eğer sizden biriniz fitnelerden (Allah'a) sığınmak
isterse, saptırıcı fitnelerden sığınsın" dedi.
38374. Ubeydullah b.
el-Kıbtiyye naklediyor: Bir gün Haris b. Ebi Rabia ve Abdullah b. Safvan, Ümmü
Seleme'nin yanına girdiler. Ben de yanlarındaydım. Ona, yere batırılan orduyu
sordular. Dönem, ibnü'z-Zübeyr dönemi idi. Ümmü Seleme şöyle dedi: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Bir kişi Beytullah'a sığınır ve
üzerine bir ordu gönderilir. Ordu Beyda'ya gelince yerin dibine
geçirilider."
"Ya Resulallah, ya
silah zoruyla sefere çıkarılan kişiye ne yapılır?" diye sorduk.
"O da diğerleriyle
birlikte yerin dibine geçirilir. Sonra kıyamet günü niyetine göre
diriltilir" buyurdu.
Ebu Cafer, hadiste sözü
geçen Beyda'nın, Medine Beydası olduğunu söyler.
38375. Ebu Musa'nın
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İki Müslüman
kılıçlarını çekip karşı karşıya gelir ve biri diğerini öldürürse, ikisi de
cehenneme girer" buyurdu.
"Ya Resulallah!
Katili anladık. Ya maktulün suçu nedir?" diye sordular. "O da
arkadaşını öldürmek istemişti" buyurdu.
38376. Ebu'r-Rukad
anlatıyor: Bir gün efendimle birlikte dışarı çıktım. Henüz çocuk yaştaydım.
Beni Huzeyfe'nin yanına soktular. Huzeyfe diyordu ki: "Kişi Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde bir söz söylese, münafık olurdu. Ben
aynı sözü, sizden birinden aynı yerde dört kere işittim! Ya iyiliği emreder, .
kötülükten men eder ve birbirinizi hayra teşvik edersiniz ya da Allah hepinizi
azaba uğratır veya başınıza kötülerinizi idareci olarak geçirir. Ondan sonra
iyileriniz dua eder de duaları kabul olmaz.''
38377. Servan b. Milhan
anlatıyor: Mescitte oturuyorduk, Derken Ammar b.
Yasir uğradı. Kendisine:
"Bize Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) fitne ile ilgili sözünü
anlat" dedik. O da şöyle anlattı: Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Benden sonra iktidar uğruna savaşan bir takım valiler zuhur
edecek ve bunun için birbirlerini öldürecekler" diye buyururken işittim
Biz: "Eğer bunu başkası anlatsaydı, inanmazdık" dedik. "Ama bu
mutlaka olacaktır" dedi.
38378. Ümmü Seleme'nin
naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Rükün (Kabe'nin, Hacer-i Esved'in bulunduğu köşesi) ile Makam-ı İbrahim
arasında Bedir savaşına katılanların sayısı kadar insan bir şahsa biat ederler.
Sonra Irak orduları (fırkaları) ve Şam abdalları (kendisine biat etmek üzere)
gelirler. Bunun üzerine Şamlılardan oluşan bir ordu kendilerine savaş ilan eder
ve ordu Beyda'ya geldiğinde yere batırılır. Sonra Kureyş'ten bir adam onlarla
savaşmak üzere yola çıkar, ki dayıları Kelb kabilesindendir. İki taraf
karşılaşır ve Allah onları da hezimete uğratır."
Bu olaydan sonra
"Asıl zarara uğrayanları Kelb kabilesinin ganimetlerini
kaçıranlardır" denirdi.
38379. Safiyye'nin
naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"İnsanlar şu Beytullah'a savaş açmaktan bıkmazlar. Hatta bir ordu Kabe'ye
karşı savaşmak üzere yola çıkar. Beyda'ya -veya yeryüzünde bir Beyda'ya-
ulaştıklarında başı da sonu da yere geçirilir, ayrıca ortası da
kurtulamaz". Safiyye der ki: "Ya içlerinde zorla savaşa çıkarılanlar
varsa?" diye sordum. "Allah onları niyetlerine göre diriltir"
buyurdu.
38380. Meymune der ki:
Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize:
"Din yozlaştığı,
dünyaya rağbet arttığı, kardeşler birbirine düştüğü ve Beyt-i Atik (Kabe)
yakıldığı zaman haliniz nice olur!?" dedi.
38381. Ebu Hureyre,
Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kabe'yi ince bacaklı bir
Habeşistanlı yıkacaktır" dediğini nakleder.
38382. Selman der ki:
"Bu Beyt (Beytullah) Zübeyr ailesinden bir adamın eliyle
yıkılacaktır."
38383. Mücahid, İbn
Amr'ı şöyle derken işitmiş: liSanki kel kafalı ve çarpık parmaklı birini
Kabe'nin üstüne çıkmış, kazmasıyla onu yıkarken görür gibiyim." Mücahid
der ki: Daha sonra ibnü'z-Zübeyr, Kabe'yi yıktığı zaman İbn Amr'ın bu
nitelemesini düşündüm de dediklerini onda göremedim.
38384. Mücahid der ki:
ibnü'z-Zübeyr Kabe'yi yıkmaya karar verince, Mina'ya çıkıp üç gün azap inmesini
bekledik.
38385. Hz. Ali der ki:
ilKel kafalı, küçük kulaklı ve ince bacaklı bir Habeşistanlıyı Kabe'nin üstüne
oturmuş, onu yıkarken görür gibiyim."
38386. Süleyman b. Mına
der ki: Ben İbn Amr şöyle derken işittim:
''Kureyşlilerin Kabe'yi
yıktıklarını, sonra onu yeniden inşa edip tezyin ettiklerini görürseniz,
ölebilirsen öl (zira, ondan sonra yaşamanın bir anlamı yoktur)."
38387. Ya'la b. Ata,
babasından naklediyor: Abdullah b. Amr'ın bineğinin dizginini tutuyordum. Dedi
ki: Bu Beyt'i (Beytullah'ı) yıktığınız, taş taş üstünde bırakmadığınız zaman
haliniz nice olur!?''
Yanındakiler: liBunu,
Müslüman olduğumuz halde mi yaparız?" dediler. ''Evet, Müslüman olduğunuz
halde yaparsınız" dedi.
Ben: "Sonra ne olurr
diye sordum. Dedi ki: "Sonra olabilecek en güzel tarzda Kabe yeniden inşa
edilir. Mekke'nin her tarafında su kanalları açıldığını ve binaların
yüksekliğinin dağları aştığını gördüğünde, bil ki yolun sonu görünmüştür
(kıyametin gölgesi düşmüştür)."
38388. Abdullah b. Amr
der ki: "Bu Beyt (Beytullah), yeryüzünden kaldırılmadan önce ondan
istifade edin; çünkü orası iki kere yıkılacak, üçüncüsünde tamamen
kaldırılacaktır.''
38389. Abdurrahman b.
Bişr naklediyor: Bir adam Abdullah (b. Mes’ud)'a gelerek "Ben ne zaman
şaşkın olurumr diye sordu. O da: "Başınıza, itaat etsen seni saptıracak;
isyan etsen öldürecek idareciler geçtiği zaman!" diye cevap verdi.
38390. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yetmişli
yılın başıyla çocukların yönetici olmasından Allah'a sığının" buyurmuştur.
38391. Ebu Hureyre der
ki: "Araplara yazık olacak! Çünkü bir felaketin zamanı; çocukların idareyi
ele geçirme zamanı yaklaşmıştır. Öyle ki insanlar itaat etseler, cehenneme
götürürler; karşı çıksalar, boyunlarını vururlar."
38392. Ubade b. es-Samit
der ki: "Ben sevdiğim kişinin malının az, ölümünün erken olmasını temenni
ederim."
Yanındakiler: "Biz
kimsenin sevdiği kişi için böyle bir temennide bulunduğunu görmedik"
deyince şöyle dedi: "Başınıza öyle yöneticiler geçmesinden endişe ediyorum
ki, onlara itaat etseniz, sizi cehenneme götürürler; karşı çıksanız, sizi
öldürürler." Bunun üzerine biri: "Onları bize tarif et de gözlerini
çıkaralım -Şu'be rivayetine göre: veya yüzlerine toprak atalım-" dedi.
Ubade ise: "Muhtemeldir ki onların zamanına yetişirsiniz ve onlar senin
gözünü çıkarırlar ve yüzüne toprak atarlar!" diye cevap verdi.
38393. Huzeyfe der ki:
"Fitne dönemine yetişen herkes için endişe ederim; ancak Muhammed b.
Mesleme için endişe etmem. Çünkü Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ona: ''Sana fitne zarar veremez'' diye buyururken işittim."
38394. Ali b. Zeyd'in
naklettiğine göre Hz. Ali, elçi göndererek Muhammed b. Mesleme'yi yanına
çağırttı. "Gelmezse, zorla getirin" dedi. Elçiler geldiler. Ancak
Muhammed gitmeyi reddetti. Elçiler: "Eğer gelmezsen, bize, seni zorla
götürmemiz emredildi" dediler. Şu yanıtı verdi: "Ona gidin, deyin ki:
Amcazaden ve dostum bana
şu sırrı verdi: ''Pek yakında bir takım fitne, tefrika ve ihtilaflar zuhur
edecek. Bunlar olduğu zaman ölüm hükmü ya da şaşkın bir el sana uzanıncaya
kadar evinde otur, kılıcını kır''. Allah'tan kork Ali! O şaşkın el sen
olma."
Adamları geri dönüp,
durumu Ali'ye bildirdiler. O da: "Bırakın onu" dedi.
38395. Huzeyfe der ki:
"Bir fitne çıkacak ve ardından herkes tövbe edecek ve birlik beraberlik
sağlanacak. Sonra bir fitne daha çıkacak ve ondan sonra ne tövbe olacak, ne de
birlik beraberlik sağlanacak."
38396. Beşir b. Gavs der
ki: Ben Hz. Ali'yi şöyle derken işittim: "145 yılına gelindiğinde deniz
ürün vermez. 150 yılına gelindiğinde kara ürün vermez. 160 yılına gelindiğinde,
kimileri yere batırılır, kimilerinin suretleri (hayvan suretine) değiştirilir
ve deprem yaşanır."
38397. Said b. Cübeyr
anlatıyor: Fitne sırasında bir rahiple karşılaştım. Bana dedi ki: "Ey Said
b. Cübeyr! Kim Allah'a ibadet ediyor, kim tağuta (putlara) tapıyor iyi
öğren!"
38398. Ebu Kays b. Riyah
el-Kaysı naklediyor: Ebu Hureyre'den işittiğime göre Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş: "Kim itaati bırakır, topluluktan
ayrılırsa, cahiliye ölümüyle ölmüş olur. Kim batıl bir dava uğruna savaşır, bir
millet adına öfke duyar ya da (milliyetçilik duygusuyla) bir millete yardım eder
veya milliyetçilik davası güder ve bu uğurda öldürülürse, cahiliye ölümüyle
öldürülmüş olur. Kim ümmetime karşı savaş ilan eder; suçlu ve masum ayırt
etmeden önüne geleni öldürür, mümininden uzak durmaz, anlaşmalıya karşı anlaşma
şartlarını gözetmezse, ne o bendendir, ne de ben ondan''
38399. Said b. Sem'an
der ki: Ben Ebu Hureyre'yi, Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) naklen
Ebu Katade'ye şöyle derken işittim:
"Rükun ile Makam
arasında bir kişiye bi at edilecek. Beyt'in (Beytullah) kudsiyetini ancak
oranın halkı ihlal edecek. Oranın kudsiyetini ihlal ettikleri zaman, artık
Arapların helakini sorma! Sonra Habeşliler gelecek ve Beytullah'ı o kadar
tahrip edecekler ki, bir daha onarılmayacak. Oranın hazinelerini de onlar
çıkaracaklar.''
38400. Hz. Ali der ki:
"Taneyi yaran ve canlıyı yaratana yemin ederim ki dağları yerinden söküp
atmak, geçici hükümranlığı yıkmaktan daha kolaydır. Ama aralarında ihtilaf /
tefrika baş gösterdiğinde, kelerler dahi üzerlerine saldırsa, muhakkak onları
mağlup ederler."
38401. Abdullah b. Amr
der ki: "Kadınlar putlar etrafında etek sallamaya başlamadıkça kıyamet
kopmaz.''
38402. Sevban der ki:
"Kalabalığın yemek kabına üşüştükleri gibi milletlerin sizin üzerinize
üşüşmeleri pek yakındır. O zaman düşmanlarınızın kalbinden zayıflık duygusu
alınıp, sizin kalbinize yerleştirilir ve size dünya sevdirilir."
Kendisine: "Bu,
sayımızın azlığından mı kaynaklanır?" diye sorarlar. "(Hayır.
Ama) çoğunuz, deniz
köpüğü gibidir" diye cevap verir.
38403. Huzeyfe b. el-Yeman
der ki: "Bir fitne zuhur eder ve bazı kimseler onun karşısına dikilir ve
dönüp gidinceye kadar burnuna vururlar. Sonra bir fitne daha zuhur eder. Yine
bazı kimseler karşısına dikilir ve geri dönüp gidinceye kadar' burnuna
vururlar. Sonra bir fitne daha zuhur eder. Yine bir takım kimseler karşısına
dikilir, geri dönüp gidinceye kadar burnuna vururlar. Sonra bir fitne daha
zuhur eder. Yine bir takım kimseler onun karşısına çıkar ve geri dönüp
gidinceye kadar burnuna vururlar. Sonra beşincisi her yeri saran kapkara fitne
olarak zuhur eder ve durmadan fışkıran su gibi yeryüzüne yayılır.''
38404. Ebu Miclez'in
naklettiğine göre bir adam: "Ey Temim oğulları!" diye seslendi"
ve bu yüzden Ömer b. el-Hattab, onları bir yıl atadan (devlet yardımından) mahrum
etti. Ondan sonraki yıldan itibaren tekrar vermeye başladı.
38405. Ali b. Ebi Talib
der ki: "Kim o zamana yetişirse, ne mızrak saplasın, ne kılıç kullansın,
ne de taş atsın. Sabredin; zira mutlu son (akıbet) muttakilerindir.''
38406. Ebu Hureyre der
ki: "Yazık olacak Araplara! Zira bir şerrin çıkma zamanı pek yaklaştı.
Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki gölgesi üzerimize düştü bile! Vallahi gelişi,
eğitimli ve çevik atın gelişinden daha çabuk olacaktır. Bu, hak ile batılın
birbirine karıştığı kör ve sağır bir fitnedir. Onda kişi sabah başka, akşam
başka olur. O zamanda oturan, ayaktakinden daha hayırlıdır. Ayaktaki,
yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Eğer size bütün
bildiklerimi söylersem, -ravi Abdullah elinin ucuyla ensesine işaret
ederekboynumu şuradan kesersiniz. Allahım! Ebu Hureyre'ye çocukların yönetici
olduğu dönemi gösterme."
38407. Ebu Hureyre der
ki: "Yazık olacak Araplara! Zira bir şerrin çıkma zamanı pek yaklaştı. O
zaman elini sakınanlar (uzak duranlar) kurtulur.
38408. Munahhil b.
Gadban naklediyor: Ben Asım b. Amr el-Beceli ile arkadaşlık yaptım. Bir gün
bana dedi ki: "Bak yeğenim! Mağrib kapısı bir kere açıldı mı, bir daha
kapanmaz!"
38409. Hz. Ali şöyle
demiştir: "Ben şu milletin size üstün geleceğini düşünüyorum. Çünkü sizler
sahip olduğunuz hakikat hakkında ihtilaf ederken, onlar batılları üzerinde
ittifak halindedirler. (Şunu bilin ki) devlet başkanı kılı yaramaz! Hata da
eder, isabet de eder. Başınızda, halkına adil ve eşit davranan bir devlet
başkanı varsa, onu dinleyin ve itaat edin. Çünkü halkın işleri ister salih,
isterse fasık olsun; ancak bir devlet başkanının varlığıyla düzene girer. Eğer
devlet başkanı salih ise bu hem yönetici, hem de yönetilen için faydalı olur.
Eğer fasık ise onun yönetiminde mümin Rabbine kulluk eder, fasık da eceli
gelinceye kadar yaşar. Size bana sövmeniz ve benden teberri etmeniz teklif
edilecektir. (Şunu bilin ki) bana söven kimseye ben sövmem. Fakat benim
dinimden teberri etmeyin; çünkü ben islam üzereyim."
38410. Kesır b. Nemir
anlatıyorı: Bir adam bir takım kimseleri yakalayıp Hz.
Ali'nin huzuruna
getirerek: "Ben bunların seni tehdit edip kaçtıklarını gördüm ve
içlerinden bunu yakaladım" dedi. Ali: "Ben, beni öldürmeyen birini mi
öldüreyim?!" dedi. Adam: "Ama o sana sövdü" deyince Ali:
"Sen de ona söv, ya da serbest bırak" dedi.
38411. Şimr, bir adamdan
nakleder: Ben Hz. Ali döneminde (kavmimimin) bilirkişi(si)ydim. Bir gün Ali
bize bir şeyemretti. Sonra: "Size emrettiğimi yaptınız mı?" diye
sordu. Biz: "Hayır" deyince şöyle dedi: "Vallahi ya size
emrettiğimi yaparsınız, ya da Yahudi ve Hıristiyanlar sırtınıza biner.''
38412. Ubade b. es-Samit
der ki: "Bizler zorlukta da kolaylıkta da, bollukta da darlıkta da
dinlemek ve itaat etmek, bir konuda başkaları bize tercih edilse bile
(sabretmek), bir iş hususunda ehliyle mücadele etmemek, her yerde doğruyu
söylemek ve Allah için kimsenin kınamasından korkmamak üzere Allah Resulü'ne
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) biat ettik.
38413. Bukeyr b.
Abdillah b. el-Eşec anlatıyor: Ubade b. es-Samit, Cünade b.
Ebi Umeyye el-Ensarı'ye
şöyle dedi: "Gel de sana hak ve görevlerini söyleyeyim: Zorlukta ve
kolaylıkta, bollukta ve darlıkta, başkası sana tercih edildiğinde dahi dinlemek
ve itaat etmek, dilinle (hakkı) söylemek ve apaçık inkar belirtisi görmedikçe,
iş hususunda ehliyle mücadele etmemek (senin görevlerindendir)."
38414. Cerir'in
bildirdiğine göre za Amr kendisine şöyle demiş: "Ey Cerir! Senin bana
üstünlüğün var. Bak sana ne söyleyeceğim. Siz Araplar! Başınızdaki yönetici
ölünce, başka birini yönetici seçtiğiniz sürece, savaş durumunda
hükümdarlarınızın öfkesiyle öfkelenip yine onların razı olduğuna razı olup, bu
geleneğinizi koruduğunuz sürece selamette olursunuz."
38415. Eba Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"İsrail oğullarını peygamberleri yönetirdi. Bir peygamber vefat edince,
yerine başka bir peygamber geçerdi. Ancak sizde, benden sonra başka peygamber
olmayacaktır."
Ashabı: "Ya ne
olacak ey Allah Resulü!"? diye sordular. "Pek çok halifeler
olacak" buyurdu. "(Onlara karşı) nasıl hareket edelim?" diye
sordular.
"Öncelik sırasına
göre biatinize sadık kalın. Siz kendi üzerinize düşeni yapın. Allah onlara, sorumluluklarını
yerine getirip getirmediklerini soracaktır" buyurdu.
38416. Alkame b. Vail
anlatıyor: Bir gün Seleme el-Cu'fı kalkıp Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) gitti ve "Ya Resulallah! Ya senden sonra başımıza bir takım
kimseler geçer ve bizden kendi haklarını alırlarken, onlar bize Allah'ın
hakkını vermezlerse (ne yapalım)?!" diye sordu. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) cevap vermedi. Seleme ikinci defa kalkıp aynı şeyi sordu.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine cevap vermedi. Seleme üçüncü kez
aynı şeyi sorunca Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onların
sorumlulukları kendilerine, sizin sorumluluğunuz kendinize. Dolayısıyla onları
dinleyip itaat edin" buyurdu.
38417. Diğer bir kanalla
yukarıdaki hadisin aynısı merfu olarak nakledilmiştir.
38418. Ebu Hureyre der
ki: "Karanlık gecenin dilimleri gibi fitnelerin gölgesi üzerinize düştü.
Fitneler sırasında kurtulması en muhtemelolan kişi, dağ başında yaşayıp davar
sürüsünden elde ettiği yiyeceklerle beslenen ya da atını dizginleyip düşman
geçitlerini tutan, kılıcının gücüyle elde ettiği ganimetlerle geçinen
kişidir.''
38419. Ebu Salih
anlatıyor: Bir gün Ebu Hureyre bana: "Ölebilirsen öl" dedi.
Ben de: "Ecelim
gelmeden ölemem!" dedim.
38420. Abdullah (b.
Mes’ud)'un bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Benden sonra tarafgirlik ve hoşunuza gitmeyen bir takım
işler yaşanacaktır". Abdullah der ki: Biz de: "Bizden o döneme
yetişenlere ne yapmalarını emredersin?" diye sorduk. "Siz kendi
borcunuz olan hakkı verirsiniz, sonra alacağınız olan hakkı Allah'tan
istersiniz" buyurdu.
38421. İbn Abbas
naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccı sırasında:
"Ey insanlar! Bugün hangi gündür?" diye sordu. "Kutsal bir
gündür" dediler. "Bu belde hangi beldedir?" diye sordu.
"Kutsal bir beldedir" dediler. "Bu ay hangi aydır?" diye
sordu. "Kutsal bir aydır" dediler.
olarak). İlk yerde
Hakim, rivayetin sahabiye ait sahih bir rivayet olduğunu belirtirken diğer
yerlerde onun, Buhari ve Müslim'in şartlarına uydukları halde Sahih'lerinde
nakletmedikleri, senedi sahih bir rivayet olduğunu söyler. Zehebi de onun bütün
değerlendirmelerine katılır.
Sonra: "Kuşkusuz
mallarınız, canlarınız ve ırzlarınız bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün
kutsallığı gibi kutsaldır, dokunulmaz" buyurdu ve bunu defalarca
tekrarladı. Ardından başını göğe doğru kaldırarak defalarca:
"Allahım, tebliğ
ettim mi?" diye niyaz etti.
ibn Abbas der ki: Vallahi
bu onun Rabbine vasiyeti idi. Sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Dinleyin! Burada bulunanlar bulunmayanlara
(söylediklerimi) tebliğ etsin. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran
kafirlere dönmeyin".
38422. (Muhammed) İbn
Sirin anlatıyor: Muhammed b. Ebi Huzeyfe bir gemide Ka'b(u'I-Ahbar) ile
beraberdi. Bir gün Ka'b'a: "Ey Ka'b! Tevrat'ta bu gemi hakkında bir şey
bulabiliyor musun? Nasıl akıp gidiyor? Nasıl ve nasıl?" diye sordu. Ka'b:
"Tevrat'la dalga geçme. O Allah'ın Kitab'ıdır ve onda bulunanlar
haktır" dedi. Muhammed, Ka'b'a sorusunu yineledi. Aynı şeyi üçüncü kez
sorunca, Ka'b da şöyle cevap verdi: "Hayır. Ama ben orada şunu gördüm:
Kureyş kabilesinden ağzında fazla dişi bulunan bir adam, eşeğin yular altında huysuzlandığı
gibi fitneye karışmak için can atar. Allah'tan kork ve o sen olma."
Muhammed b. Sirin
ekledi: Nitekim o kişi, o oldu.
38423. Ali b. Müdrik
naklediyor: Ben Abdullah b. Ruva'yı şöyle derken işittim: İbn Mes’ud'un yanında
fitneden bahis açılınca dedi ki: "Evine gir. Eğer zorla evine girilirse,
ağırdan alan deve gibi ol; çünkü o ancak zor kullanılarak yerinden kaldırılır,
ancak zor kullanılarak hareket ettirilir.
38424. Yine Ali b.
Müdrik naklediyor: Ben Ebu Salih şöyle anlatırken işittim:
Cer'a günü Resulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir zat yanımıza oturdu. Dedi ki:
Osman b. Affan, Said b. el-As'ı Kufe'ye gönderdi. Kufeliler onu şehir dışına
çıkarak karşıladılar. Topluluk içinden bir adam: Biz, istikamet (sünnet) üzereyiz"
dedi. O da: "Yönetici şefkatli, yönetilenler de itaatkar olmadıkça,
istikamet üzere olamazsınız" diye karşılık verdi.
38425. Ebu Hureyre'nin
naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Bugün Ye'cuc ile Me'cuc'ün surları (seddi) şöyle açıldı". Ravi
Vuheyb, bunu söylerken elleriyle 90 yaptı.
38426. Muhammed b.
Usame'nin azatlısı Ebu Hakim'in naklettiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Ne bir dinar, ne bir dirhem hiç geliriniz kalmadığında
haliniz nice olur?" buyurdu. Ashabı: "Bu ne zaman olacak?" diye
sordu.
"Siz anlaşmayı
bozduğunuz zaman Allah düşmanınızın yüreğine cesaret verir ve size karşı
kendilerini savunurlar" buyurdu.
38427. Huzeyfe der ki:
"Öyle bir devir gelecek ki o devirde insan, dünya malı yerine eşekler
sırtında Şam'a yük taşımayı yeğleyecektir."
38428. Abdullah b. Amr
der ki: "163. yıla gelindiğinde eğer bir işaret göremezseniz, kabrimde
bana lanet okuyun."
38429. Abdullah b. Amr'ın
naklettiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Alametler, ip üzerine dizilmiş boncuklara benzer. Şu halde ip kopmuş
bulunmaktadır. Bundan sonra boncuklar birbiri ardınca gelir.''
38430. Huzeyfe der ki:
"Bir kimse Allah yolunda bir kısrak adasa, sonra o kısrak alametlerin ilki
belirdiğinde bir tay dünyaya getirse, ona, otaya binmek nasip olmadan
alametlerin sonuncusunu görür."
38431. Huzeyfe der ki:
"Alametlerin ilkini gördüğünüzde diğerleri birbirini izler."
38432. Abdullah b. Amr
b. el-As der ki: "insanlar, eşekler gibi yolortasında çiftleşmedikçe
kıyamet kopmaz."
38433. Ebu Hureyre
naklediyor: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Zaman kısalır, ilim
azalır, cimrilik artar, fitneler çıkar ve herc çoğalır" buyurdu.
Ashabı: "Ey
Allah'ın Resulü here nedir?" diye sordular. "Katliam / pervasızca
öldürme" buyurdu.
38434. Mesruk anlatıyor:
Hz. Ömer'in yanına gittik. Bize: "Nasılsınız?" diye sordu. Biz de:
"Bir milletin sahip olacağı en müreffeh hayata sahibiz. Ama insanlar
Deccal'den korkuyorlar" dedik. Bunun üzerine "Deccal öncesi sizin
için daha korkuncu; yani herc var" dedi. "Here" nedir?"
diye sordum. "Adam öldürmedir. Öyle ki o zamanda kişi babasını dahi
öldürür!" dedi.
38435. Enes naklediyor:
Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim -ki
benden sonra kimse size Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şey
buyururken işittiğini söyleyemez-: "ilmin kaldırılması, cehaletin
yaygınlaşması, içki içilmesi, zinanın artması, erkek nüfusu azalırken kadın
nüfusunun çoğalması kıyamet alametlerindendir."
38436. Muaz der ki:
"Sizler darlıkla imtihan edildiniz ve sabrettiniz. Aynı şekilde bollukla
da imtihan edileceksiniz. Sizin için en çok korktuğum şey, altın takılar takan,
ince Şam fistanı giyen, zengini yoran, fakire gücünün yetmeyeceği masraflar
çıkaran kadınlarla imtihandır."
38437. Usame b. Zeyd'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Geride ümmetimin erkekleri için kadınlardan daha zor bir imtihan (fitne)
bırakmadım".
38438. Ebu Ubeyde b.
Abdillah (b. Mes’ud), babasından şöyle nakleder:
Kıyamet alametleri
olarak zikredilenlerden şu dördü hariç hepsi gerçekleşti:
Güneş'in batıdan
doğması, Deccal, Dabbetü'l-arz ve Ye'cuc ile Me'cuc'ün çıkması. Amel
defterlerinin kapanacağı alamet ise Güneş'in batıdan doğmasıdır. Aziz ve
celilolan Allah'ın şu sözünü işitmedin mi?: "Ama Rabbinin bazı
işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır
kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz ... "
38439. Hişam der ki:
Hasan (el-Basri)'nin iddiasına göre Allah'ın peygamberi MAsa (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) Rabbinin ona Dabbe'yi göstermesini istemiş, Dabbe üç günlüğüne zuhur
etmiş ve (azametinden bir anda) iki tarafı da görünmüyormuş. Bunun üzerine
MAsa: "Ya Rabbi onu eski haline çevir" diye dua etmiş ve hayvan eski
haline dönmüş.
38440. Huzeyfe
anlatıyor: Dabbe iki kez ortaya çıkar. Bir kere kıyamet öncesinde çıkar ve onun
yüzünden bir takım kimseler so pa yer. Sonra bir kere de en büyük mescidinizin
yanında zuhur eder ve bir adamın yanında toplanmış bulunan bir topluluğun
yanına giderek: "Bu Allah düşmanının yanında niçin toplandınız?" der.
Hemen ona doğru seğirtirler. O da kafirlere damga vurur. Öyle ki iki kişi
alışveriş yapar ve biri diğerine, "Ai ey mümin", diğeri de, "Ai
ey kafir" diye hitap eder.
38441. Abdullah b. Amr
der ki: "Dabbe, teşrik günlerinde halkın Mina'da bulunduğu bir esnada Ciyad
dağından çıkacaktır. Hacılar için, halkın selamette olduğu haberini getirecek
müjdeci tayin etme adeti bu sebeple icat edilmiştir.''
38442. İbn Amr der ki:
"Dabbe, Safa'daki bir yarıktan çıkar. Kısrak koşusuyla üç gün çıkmaya
devam eder ve üçte biri bile çıkmış olmaz.''
38443. Ebu Zür'a
naklediyor: Müslümanlardan üç kişi Mervan b. elHakem'in yanında oturmuş, ondan
kıyamet alametlerini dinlemişler. Mervan "ilk alamet Deccal'in
çıkmasıdır" deyince, o üç kişi hemen kalkıp Abdullah b. Amr'ın yanına gitmişler
ve kıyamet alametleri ile ilgili Mervan b. el-Hakem'den duydukları "ilk
alamet Deccal'in çıkmasıdır" sözünü anlatmışlar. Abdullah da şöyle demiş:
Mervan bir şey söylemiş. Ben Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
işittiğim bir sözü henüz unutmadım. Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyururken işittim: "İlk ortaya çıkacak kıyamet alameti, güneşin
batıdan doğmasıdır veya bir kuşluk vakti Dabbe'nin insanların karşısına
çıkmasıdır. Bunlardan hangisi daha önce çıkarsa, diğeri hemen peşinden
gelir."
Sonra eski kutsal
kitapları da okumuş olan ekledi: Sanırım ilk ortaya çıkacak olanı Güneş'in
batıdan doğmasıdır. Şöyle ki güneş her battığında Arş'ın altına gider, tekrar
dönmek için izin ister ve kendisine izin verilir. Bu, Allah'ın onun batıdan
doğmasını dilemesine kadar böyle devam eder. O zaman yine Arş'ın altına gelir,
secdeye kapanır ve dönmek için izin ister, ama kendisine cevap verilmez. Tekrar
izin ister, yine cevap alamaz. Sonra üçüncü kez izin ister. Yine cevap alamaz.
Ta ki Allah'ın dilediği kadar geceden vakit geçince, anlar ki kendisine izin
verilse bile doğuş anına yetişemeyecektir. O zaman der ki: "Ya Rabbi! Doğu
ne kadar uzak!? Ya Rabbi beni insanlara kim yetiştirecek? Halka şeklinde ufuk
aydınlamaya başladığı sırada, geri dönmek için izin ister. Kendisine:
"Bulunduğun yerden doğ" denir. O da insanların üzerine batıdan doğar.
Sonra Abdullah şu ayeti okur: "Ama Rabbinin bazı işaretlerinin geldiği
gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık
inanması bir fayda sağlamaz .. "[En'am, 158]
38444. Huzeyfe
anlatıyor: Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberdik.
"Müslüman olduğunu söyleyen herkesi sayın" diye emir verdi.
"Ya Resulallah,
sayımız 600-700'e ulaşmışken, sen bizim için endişe mi duyuyorsun" dedik.
"Siz bilmiyorsunuz. Belki sınanacaksınız" buyurdu.
Hakikaten sınandık ve
öyle zamanlar oldu ki insan namazını bile gizli kılardı.
38445. Huzeyfe der ki:
"Üzerinize peş pe şe şerlerin gönderilmesine fazla süre kalmadı. Sadece
bir kişinin ölmesi beklenmektedir. O da Ömer'dir.''
38446. Enes b. Malik der
ki: "Ben namazdan başka bir şey bilmem.''
38447. ismail anlatıyor.
Bana yiyecek satan bir adam şöyle anlattı: Huzeyfe, Cuha'ya geldiğinde Ebu
Mes’ud'un yanına varıp selam verdi. Ebu Mes’ud: "Ey Ebu Abdillah! Bu
kılıcın sende işi ne!?" dedi.
Huzeyfe: "Osman,
beni Cuha'ya vali tayin etti" deyince Ebu Mes’ud: -Halkın Said b. el-As'ı
kovdukları zamanı kastederek- "Yoksa bu olayın fitne olmasından mı
korkuyorsun?" dedi. Huzeyfe: "Ey Ebu Mes’ud, sen dinini bilmiyor
musun?" dedi. Ebu Mes’ud: "Evet, biliyorum" dedi. O da:
"Sen dinini bildiğin sürece fitnenin sana zararı olmaz. Asıl fitne hak ile
batılı karıştırman, hangisine uyacağını bilememendir. işte fitne budur"
dedi.
38448. Muhammed (b.
Sirin)'in bildirdiğine göre Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ashabından bir zat şöyle demiş: "Bizden hiç kimse fitne zamanına kadar
yaşamayacaktır. Sadece Abdullah b. Ömer'in o döneme yetişeceğini
söyleyebilirim.''
38449. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: "Ey insanlar, şüphesiz sizler bu sultanla sınanmaktasınız.
Eğer adil davranırsa, sevabını alır. Bu durumda size şükretmek düşer.
Zulmederse, günahını yüklenir. Bu durumda ise size sabretmek düşer."
38450. Utey anlatıyor:
Bana Ubey dedi ki: "Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki bu günkü yöneticiler
helak oldular. Kendileri helak olduğu gibi pek çok kimseyi de helak ettiler.
Vallahi, ben onlara üzülmüyorum. Fakat Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ümmetinden helak ettikleri insanlara üzülüyorum."
38451. Ümmü Seleme'nin
naklettiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Bir takım yöneticiler iş başına gelecek, onların bazı davranışlarını
beğenirken, bazı davranışlarını beğenmeyeceksiniz. Onların yanlış
davranışlarını reddeden, kendini kurtarır. Onların yanlışlarını hoş
karşılamayan, sorumluluktan kurtulur. Fakat onların yaptıklarına rıza gösterip,
onları takip edenler ... (helak olur)".
Ashabı: "Ya
Resulallah! O tür yöneticilerle savaşmayalım mı?" diye sorduğunda ise
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır. Namaz kıldıkları
sürece onlarla savaşmayın" buyurmuştur.
38452. Umeyr b. ishak'ın
bildirdiğine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir: "(Öyle devirler gelecek ki)
kadın yakalanıp, karnı yarılacak ve çocuk doğurması korkusuyla rahmindeki cenin
alınıp atılacak."
38453. Ebu Hureyre der
ki: "Çok yazık olacak! -Vallahi- hayvanın derisinin soyulması gibi
görevinden azledilecek. Yazık ki ne yazık! Ceylan derisinin soyulması gibi görevinden
azledilecek."
38454. Ma'kıl b.
Yesar'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Fitne döneminde yapılan ibadet, bana katılmak için yapılan hicret
değerindedir" buyurmuştur.
38455. Ahnef b. Kays anlatıyor:
Medine mescidinde oturuyordum. Derken içeri bir adam girdi. Onu gören halk,
ondan kaçtı. Sonunda adam benim oturduğum halkaya kadar geldi. Herkes kaçtı,
ben olduğum yerde kaldım.
Ona: "Sen
kimsin?" diye sordum. "Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
sahabisi Ebu Zer'im" dedi. "insanlar senden niçin kaçıyorlar?"
diye sordum.
"Çünkü ben onları
mal biriktirmekten men ediyorum" dedi. "Yani, bize verilen mal mülk
çoğalıp artsa, sen bu yüzden bizim için endişe mi duyarsın?" dedim.
"Bugün için böyle
bir tehlike yoktur. Ama pek yakında dininizi satmaya başlayacaksınız. O zaman
sen insanları, kazandıklarıyla baş başa bırak" dedi.
38456. Muaviye b.
Sa'lebe anlatıyor: Muhammed b. el-Hanefiyye'ye gidip, şöyle dedim:
"Muhtar'ın elçisi bize gelip, çağrı yaptı." ibnü'I-Hanefiyye:
"Savaşma! Ben bu
ümmete kötülük etmek ya da onları yanlış yönlendirmek istemem" dedi.
38457. Zübeyr b. Adı der
ki: İbrahim(-i Nehai) bana "Sakın fitne sırasında öldürülme!" dedi.
38458. Ebu Vail
anlatıyor: Ebu Musa ve Ebu Mes'ud halkı (savaş için) seferber eden Ammar'ın
yanına girdiler ve ona: "Müslüman olduğun günden beri senden, bu işe
(Ali'nin yanında savaşmaya) bu kadar hızlı bulaşman kadar çirkin bir davranış
görmedik" dediler. O da: "Ben de siz ikinizden Müslüman olduğunuz
günden bu yana, bu işte yavaş davranmanız kadar çirkin bir davranış
görmedim" diye karşılık verdi. Sonra (Ammar) onlara birer kaftan giydirdi.
38459. Haris b. Hubeyş
el-Esedı anlatıyor: Said b. el-As, beni hediyelerle Medine halkına gönderdi ve
Ali'yi kayırdı. Bana şöyle dedi: "Ona de ki:
Kardeşinin oğlu sana
selam söylüyor ve der ki: Sana gönderdiğim kadar kimseye hediye göndermedim. Ki
o kadar hediye, ancak Emirü'l-Mümininin hazinesinde olur."
Ali de şöyle cevap
gönderdi: "Beni en çok düşündüren, Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) mirasıdır. Vallahi, ona bir sahip olursam, toprağa düşen ciğer
parçasını silkeleyip temizler gibi onu silkeleyip temizleyeceğim."
38460. Rukeyn, babasından
naklediyor: İbn Mes’ud, Hz. Ömer'in halifeliği döneminde bize derdi ki:
"Bir takım çirkinlikler yaşanacaktır. insan, hoşlanmadığı bir şey görürse,
onun için, Allah'ın o şeyi çirkin gördüğünü bilmesi yeterlidir.''
38461. İbn Tavus'un
bildirdiğine göre babası şöyle anlatmış: İbn Abbas'a:
"Yöneticimi
(valiyi) günah işlemekten men edeyim mi?" diye sordum. "Hayır. Fitne
çıkar" dedi. Ben: "Ya bana günah işlemeyi emrederse?" dedim.
"O zaman emrini yerine getirme" dedi.
38462. Said b. Cübeyr
anlatıyor: Bir adam İbn Abbas'a: "Yöneticime iyiliği emredeyim mi?"
diye sordu. "Seni öldürmesinden korkuyorsan, yapma. Devlet başkanını
(siyasi lideri) eleştirme. Mutlaka yapman gerekiyorsa, sadece seninle onun
arasında olanlar sebebiyle eleştir."
38463. Abdullah (b.
Mes'ud) der ki: "Mümin yöneticinin (valinin) yanına gittiğin zaman onu
kimsenin önünde eleştirme."
38464. Tavus anlatıyor:
İbn Abbas'ın yanında valilerden (yöneticilerden) söz açıldı. Bir adam
yöneticilere dil uzatıp onları eleştirdi, o kadar ki, evde ondan daha uzun
dillisini görmedim. Bunun üzerine İbn Abbas ona: "Kendini zalimler
topluluğu için fitne vesilesi yapma" dedi. O da geri durup eleştirmeyi
bıraktı, öyle ki, evde ondan daha sessizini görmedim.
38465. Eyyub
es-Sahtiyanı anlatıyor: İbn Mes’ud, Sa'd, İbn Ömer ve Ammar bir araya gelerek
gelecekte baş gösterecek olan fitneyi müzakere ettiler. Sa'd:
"Ben evimde oturur,
dışarı çıkmam" dedi. İbn Mes’ud: "Ben de dediğin gibi yaparım"
dedi. İbn Ömer: "Ben de aynısını yaparım" dedi. Ammar ise:
"Fakat ben fitnenin ortasına dalar, burnunun en büyük kemiğini kırarım
I" dedi.
38466. İbrahim et-Teymı
anlatıyor: Haris b. Süveyd bir grupla birlikteydi.
Onlara: "Sakın
fitne olaylarına karışmayın. Fitneler artık zuhur etmiştir" dedi. içlerinden
biri: "Sen Ali'nin yanında yer almıştın!" diye itiraz edince, o da:
"Siz Ali gibi imamı (halifeyi) nereden bulacaksınız!?" diye karşılık
verdi.
38467. Ka'b(u'I-Ahbar)
der ki: "Her millet için bir köpek hazırlanmıştır. Eğer sen, Allah'tan korkup
sakınırsan, onun sana bir zararı olmaz."
38468. Cündeb b.
Abdillah, fitne ile ilgili olarak der ki: "Kim gözlerini diker fitneye
bakarsa, (fitne) onu bozar.''
38469. Ebu Zer der ki:
"Çok yakında Medine'ye artık hayvan sırtında yiyecek gelmeyebilir. Medine
halkının yiyeceği, yine Medine'de kazanılır. Kiminin kökü (ailesi) oradadır.
Kiminin ekini vardır. Kimininse, arkası bulutlara kadar uzanan hayvan sürüleri
vardır. Şayet binaların yüksekliğinin Sel' dağını geçtiğini görürseniz, orada
kalın, bir yere ayrılmayın.''
38470. Ebu Zer
anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir seferden dönüyordu.
Medine'ye yaklaşınca, bazıları sabırsız olup, yollarına devam ettiler.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birini gönderip onları geri çağırttı.
Geldiklerinde onlara: "Niçin acele ettiniz?" dedi. Onlar da:
"Sen bize izin vermemiş miydin?" dediler.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Hayır. Ne izin verdim, ne de izine benzer bir şey
söyledim. Ama siz bir an önce Medine' deki kadınlarınıza kavuşmak için acele
ettiniz" buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Keşke ömrün yetse de Virak
dağı tarafından çıkacak olan ateşin zamanına yetişsem. Öyle bir ateş ki, Aden-i
Ebyen'den Berk-i Gımad'a kadarki bölgede çökmüş develerin boyunlarını gündüz gibi
aydınlatır!?".
38471. Enes anlatıyor:
Abdullah b. Selam, Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kıyamet
alametlerinin ilki nedir?" diye sordu. Resulullah da: "Az evvel
Cebrail bana Maşrık (Doğu) tarafından bir ateşin çıkıp insanları süreceğini
bildirdi" dedi.
38472. Hz. Ömer der ki:
"Ey insanlar! Habeşistan taraflarına göç edin. Çünkü Ali oğulları
vadilerinden bir ateş çıkacak ve Yemen tarafından gelerek insanları önüne katıp
sürecek; onlar yürüdükçe yürüyecek, uykuya daldıklarında duracak. Hatta bu
ateş, bok böceklerini bile sürüp götürür. Bütün insanları Busra'ya kadar
sürecek. Öyle ki bir kişi düşecek olsa durup onu bile alır."
38473. Dahhak, "Üzerinize
ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi kurtaramaz ve
yardımlaşamazsınız''[Rahman, 35] ayeti ile ilgili olarak der ki:
"Mağrib tarafından
bir ateş çıkar ve insanları önüne katlp sürer. Hatta maymunları ve domuzları
bile sürüp götürür. insanların gecelediği yerde geceler, öğle uykusu na
yattıkları yerde, o da yatar.''
38474. Ebu Zer'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Keşke ömrüm yetse de Virak dağı tarafından çıkacak olan ateşin zamanına yetişsem.
Öyle bir ateş ki Busra'daki çökmüş develerin boyunlarını gündüz gibi
aydınlatıt."
38475. Abdullah b. Ömer
naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününden
önce Hadramut denizinden bir ateş çıkarak insanları önüne katıp sürecek"
buyurdu. Ashabı: "Ya Resulallah! O zamanda ne yapmamızı emredersin?"
diye sordular. "Şam'dan ayrılmayın" buyurdu.
38476. Hüzeyl b.
Şurahbil anlatıyor: Muaviye, bir gün insanlara şöyle hutbe irad etti: "Ey
insanlar! Sizler gelip gönüllü olarak bana biat ettiniz. Eğer kesik burunlu
Habeşistanlı bir köleye biat etseydiniz, ben de sizinle birlikte gider, ona
biat ederdim."
Minberden inince Amr b.
el-As: "Bugün ne yaptığını biliyor musun? Sen insanların sana gönüllü
olarak biat ettiklerini sanıyorsun. Bir de Habeşistanlı bir köleye dahi biat
etseler, onlarla birlikte gidip ona biat edecekmişsin" diye itiraz etti.
Yaptığına pişman olan Muaviye, geri dönerek tekrar minbere çıktı ve bu sefer:
"Ey insanlar! Bu göreve benden daha layık biri var mı? Bu göreve benden
daha layık biri var mı?" şeklinde konuştu. İbn Ömer de aradaydı. Daha
sonra İbn Ömer şöyle dedi: Muaviye'ye, "Sana ve babana dayak zoruyla
islam'ı benimseten kişi, bu göreve senden daha layıktır" diyecektim. Ama
bu sözümün, ortalığı karıştırmasından korktum. Sonra Allah'ın cennet
bahçelerinde hazırladığı nimetleri hatırladım ve bu, söyleyeceklerimi içinde
tutma mı kolaylaştırdı."
38477. Hişam, babasından
(Urve'den) naklediyor: Kays b. Sa'd b. Ubade, Hz.
Ali'nin öncü
birliğindeydi. Ali'nin ölümünden sonra saçlarını kazıtmış beş bin askeri vardı.
Hasan, Muaviye'ye biat edince Kays biat etmeyi reddetti ve askerlerine şöyle
seslendi: "Ne istersiniz? isterseniz, eceli gelecek olan ölünceye kadar
sizinle beraber sonsuza dek mücadeleye devam ederim. isterseniz, sizin için
güvence (eman) alırım." Askerleri: "Bizim için eman dile"
dediler. Bunun üzerine askerleri için şu şu güvenceleri aldı, onların hiçbir
surette cezalandırılmamalarını istedi. Ben de onlardan bir neferim, dedi ve
kendisi için özel talepleri olmadı. Sonra askerleriyle beraber Medine'ye gitmek
üzere hareket etti. (Medine'ye) varıncaya kadar, sefer sırasında askerlerine
günde bir deve kesti.
38478. Muhammed b.
Sirin'in naklettiğine göre İbn Ömer dermiş ki: "Allah, ibnü'z-Zübeyr'i
esirgesin! O, Şam'ın dinarlarına sahip olmak istedi. Allah, Mervan'ı esirgesin!
O da Irak'ın dirhemlerine sahip olmak istedi."
38479. Muhammed b. Ali
b. el-Hanefiyye der ki: "Bu fitnelerden uzak durun.
Çünkü fitne önüne kim çıkarsa,
ezer geçer. Bilin ki bu milletin bir eceli ve vadesi vardır. Yeryüzündekilerin
hepsi onların iktidarlarını yıkmak için bir araya gelseler dahi, buna güçleri
yetmez, ta ki Allah buna izin verinceye dek. Siz hiç şu dağları yerinden
oynatmaya güç yetirebilir misiniz?"
38480. İbn Ömer
anlatıyor: Hz. Ali, kendisine biat edildikten sonra bana geldi ve "Sen Şam
halkı tarafından sevilen birisin. Ben seni onlara vali olarak görevlendirdim.
Haydi, onlara git" dedi. Ben de akrabalık ve hısımlık bağlarımı düşünerek:
"Fakat ben sana biat etmiyorum" dedim. Bunun üzerine çıkıp gitti.
Rivayet edildiğine göre
bir süre sonra İbn Ömer, (Hz. Ömer'in dul eşi) Ümmü Külsüm'e uğrayıp selam
verir, sonra Mekke'ye gitmek üzere yola çıkar. Sonra Ali, gelir. Kendisine:
"ibn Ömer Şam'a gitmek üzere yola çıktı" denir. Ali, bunu duyunca
hemen halkı harekete geçirir. Herkes o kadar acele ediyordu ki, kimisi
entarisini devesinin boynuna atıp, öylece yola çıkıyordu. Sonra biri Ümmü
Külsüm'e gidip, durumu kendisine haber verir. O da babasına (Hz. Ali'ye):
"Ne yapıyorsun sen?! Adam (ibn Ömer) yanıma gelip bana selam verdi, sonra
Mekke'ye gitmek üzere yola çıktı" der. Bunun üzerine insanlar geri
dönerler.
38481. Hişam, babasından
(Urve'den) naklediyor: Ben ve Abdullah b. ezZübeyr, onun öldürülmesinden on gün
önce (annemiz) Esma'nın yanına girdik. Esma acı içinde kıvranıyordu. Abdullah:
"Nasılsın?'' diye sordu. "Ağrılarım var" dedi. Abdullah:
"Ölüm şifadır'' dedi. Esma da ona şöyle karşılık verdi: "Sanki ölmemi
ister gibisin. Yoksa bu yüzden mi ölmeyi temenni ediyorsun? Vallahi sen şu iki
şıktan birine ulaşmadan ben senin ölmeni istemiyorum; ya öldürülürsün ki bu
durumda ben, ecrini Allah'tan bekleyip sabrederim. Ya da galip gelirsin de
gözüm aydın olur. Sakın ölüm korkusuyla sana uymayan bir anlaşma teklifini
kabul etme.''
Esasen ibnü'z-Zübeyr,
kendisinin öldürüleceğini ve bunun, Esma'yı üzeceğini demek istemişti.
38482. İbn Ebi Müleyke
anlatıyor: Abdullah b. ez-Zübeyr'in öldürülmesinden sonra Esma'yı ziyarete
gittim. Bana dedi ki: "Öğrendim ki (oğlum) Abdullah'ı baş aşağı asmışlar.
Onunla birlikte bir de kedi asmışlar! Vallahi isterim ki ölmeden önce onu bana
versinler, onu yıkayıp kokuladıktan sonra defnedeyim,"
Çok geçmeden Abdullah b.
ez-Zübeyr'in naaşının ailesine teslim edilmesi için Abdülmelik'in mektubu
geldi. Naaşını Esma'ya teslim ettiler. Esma da onu yıkayıp bedenine koku sürdü.
Sonra kefenleyip defnetti.
38483. Mansur b.
Safiyye, annesinden naklediyor: İbn Ömer, mescide girdi. ibnü'z-Zübeyr'in
cesedi orada asılı halde duruyordu. Dediler ki "Bu (gelen),
Esma'dır." O da yanına giderek, onu (Esma'yı) nasihat ve öğütleriyle
teselli etmeye çalıştı. "Ceset hiçbir şey ifade etmez. Asıl ruhlar, Allah
katına yükselir. Sabredip, Allah'tan sevabını bekle" dedi. Esma da: "Tabii
ki sabredeceğim. Nitekim Yahya b. Zekeriya'nın başı da israil oğullarının
fahişelerinden bir fahişeye hediye edilmişti!" diye karşılık verdi.
38484. Halef b. Halife,
babasından naklediyor: Öğrendiğime göre ibnü'zZübeyr öldürülünce, Haccac cesedini
alıp Mina'ya getirmiş ve Batnü'l-Vadi'de, Seniyye'nin yanına asmış. Sonra da
halka şöyle söylemiş: "Buna iyi bakın. Bu ümmetin en kötüsüdür!"
Sonra İbn Ömer'in dişi bir katır üzerinde geldiğini gördüm. Katırı darağacına
yaklaştırmaya çalışıyor, fakat hayvan ürküp geri çekiliyordu. Azatlısına:
"Kahrolasıca! Şunu dizgininden tut da yaklaştır" dedi. O da hayvanı
tutup yaklaştırdı ve Abdullah b. Ömer durup şöyle dedi: "Allah seni
esirgesin. Sen çokça oruç tutar, çokça ibadet ederdin. En kötüleri senin gibi olan
ümmet kurtuluşa ermiş demektir."
38485. Hilal b. Yesaf
anlatıyor: Bana Muhtar (es-Sekafı)'nin başını, Abdullah b. ez-Zübeyr'e getiren
postacı anlattı, dedi ki: Ben Muhtar'ın başını Abdullah'ın önüne koyduğumda, o
şunu söyledi: "Ben, Ka'b'ın bana anlattığı hadisin ispatının bu olmadığını
düşünüyorum. Çünkü o bana, Sakif kabilesinden bir adamın beni öldüreceğini
söylemişti. Fakat burada görüyorum ki, ben onu öldürdüm."
38486. Münzir anlatıyor:
Ben, bir gün ibnü'I-Hanefiyye'nin yanındaydım.
Yatağında bir sağa bir
sola dönüp pufluyordu. Karısı: "Şu Allah düşmanı ibnü'zZübeyr'in meselesi
seni neden bu kadar rahatsız ediyor!?" dedi. O da: "Beni Allah
düşmanı ibnü'z-Zübeyr meselesi rahatsız etmiyor. Fakat yarın Allah'ın Hareminde
olacaklar rahatsız ediyor" dedi. Sonra ellerini semaya kaldırarak şöyle
niyaz etti: "Allahım, sen biliyorsun. Ben senin bana öğrettiğinden
biliyorum ki o, Haremden öldürülmüş olarak çıkacak ve başı bütün şehirlerde
veya pazarlarda dolaştırılacak."
38487. ishak b. Said,
babasından naklen anlatıyor: Abdullah b. Ömer, Abdullah b. ez-Zübeyr'e giderek
ona şunları söyledi: "Ey Zübeyr'in oğlu! Allah'ın haremi içinde sakın
yanlış bir davranışta bulunma! Zira ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyururken işittim: "Kureyşli bir adam Harem içinde, oranın
saygınlığına yakışmayan bir davranış ta bulunacak ki o kişinin günahları,
insanlarla cinlerin (sekaleynin) günahlarıyla karşılaştırılsa, muhakkak onun
günahları ağır basar." iyi düşün, bu kişi sen olma."
38488. ishak, babasından
naklediyor: Mus'ab b. ez-Zübeyr, Safa ile Merve arasında sa'y yapmakta olan
Abdullah b. Ömer'in yanına vardı. İbn Ömer:
"Kimsin sen?"
diye sordu. Mus'ab: "Yeğenin Mus'ab b. ez-Zübeyr'im" deyince Abdullah
b. Ömer: "Irak valisi mi?" dedi.
Mus'ab: "Evet"
dedi ve ekledi: "Bir topluluk ki isyan edip kan döktü, vergi topladı. Bu
yüzden kendileriyle savaşıldı ve savaşta yenildiler. Sonra bunlar bir kaleye
sığınıp korundular. Sonra eman dilediler ve kendilerine eman verildi. (Eman
verildikten) sonra da öldürüldüler. Böyle bir topluluğun durumunu sormak için
sana geldim."
Abdullah b. Ömer:
"Sayıları ne kadardı?" diye sordu. Mus'ab: "Beş bin!" dedi.
Abdullah b. Ömer, Sübhanallah çektikten sonra: "Allah için söyle
ibnü'zZübeyr! Şayet bir adam Zübeyr'in sürüsünün yanına gidip, bir sabahta
onların beş binini kesseydi, o kişinin çizmeyi aşıp haksızlık yaptığını düşünür
müydün?"dedi.
Mus'ab: "Evet,
düşünürdüm" dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer:
"Demek sen, Allah
nedir bilmeyen hayvanlara yapılan bu muameleyi zulüm olarak değerlendiriyorsun
da bütün gün Allah'ı tehlil edip anan kimselere yapılan benzer muameleyi helal
görüyorsun, öyle mi?!" dedi.
38489. Ebu Hasın der ki:
"Ben, ibnü'z-Zübeyr'e sövüldüğü kadar hiç kimseye sövüldüğünü
görmedim."
38490. Hişam'ın,
babasına (Urve'ye) dayandırarak naklettiğine göre Şamlılar ibnü'z-Zübeyr'e
karşı savaşırken ona "Ey iki kuşaklı kadının (Zatü nitakayn) çocuğu!"
diye bağırırlardı.
ibnü'z-Zübeyr de annesi
Esma'ya: "Bu kusurdan sende eser yoktur" diye şiir okudu. Esma:
"Seni bununla mı ayıplıyorlar?!" dedi. ibnü'z-Zübeyr:
"Evet" deyince, annesi: "Fakat Vallahi, bu doğrudur" dedi.
38491. Hişam b. Urve
anlatıyor: ibnü'z-Zübeyr düşmanları üzerine hamle yaparak onları (Mescid-i Haram'ın)
kapılar(ın)dan dışarı sürüyordu. Bir taraftan da şöyle şiir okuyordu:
"Rakibim bir kişi olsaydı, işini bitirirdim"
Yine şöyle şiir
okuyordu: "Topuklarımızdaki yaralar kanamıyar. Bilakis ayaklarımıza kanlar
damlıyor".
38492. Abdullah (b. Mes'ud)
der ki: "itaati bırakmayın ve topluluktan ayrılmayın. Zira itaat, Allah'ın
tutunmayı emrettiği ipidir. Toplulukla birlikteyken rahatsızlık duyduğunuz
şeyler, fırkalara bölünüp ayrılmanız halinde sizi memnun edecek şeylerden daha
hayırlıdır. Şüphesiz ki Allah yarattığı her şey için bir zirve takdir etmiştir.
Bu din de zirveye ulaşmıştır. Bundan sonra her geçen gün eksilecektir. Bu
eksilmenin belirtileri ise şunlardır: Akrabalık bağlarının kopması, haksız yere
başkasının malına el konulması, kan dökülmesi, insanın akrabalıktan yakınması
ve akrabalıktan hiç fayda görmemesi, iki Cuma arası dolaşan dilencinin eline
hiçbir şey konmaması. insanlar bu halde iken yeryüzü birden sığır böğürmesi
gibi öyle bir böğürür ki, herkes sesin kendi tarafından geldiğini sanır.
insanlar bu halde iken yeryüzü içinde sakladığı altın ve gümüş parçalarını
dışarı atar ve artık hiçbir şey yarar sağlamaz. O vakitten sonra ne altınını ne
de gümüşün yararı olur."
38493. Ebu Hasın'in
naklettiğine göre Mesruk şöyle demiş: Bir gün Abdullah (b. Mes'ud), yukarıdan
evine baktı ve "Onda çok büyük tahribat yapılacak. Her taraftan
kuşatılacak!" dedi. "Kimler kuşatacak?" diye sorulduğunda
"Şu yönden gelecek bir takım insanlar" dedi. Ebu Hasını bunu
söylerken, eliyle Batı tarafına doğru işaret ediyordu.
38494. Erkam b. Ya'kub
anlatıyor: Abdullah (b. Mes'ud)u şöyle söylerken işittim: "Bu
topraklarınızdan çıkıp Arap yarımadasına ve (kurak yerlerde yetiştirilen) pelin
otu topraklarına geri döndüğünüzde haliniz nice olur? Ben: "Bizi
topraklarımızdan kim çıkaracak?" diye sordum. "Allah düşmanı"
diye cevap verdi.
38495. Huzeyfe der ki:
"Sanki, Fırat'ın iki yakasına bağladıkları atlarının kulaklarının uçlarını
görür gibiyim!."
38496. Huzeyfe der ki:
"Hangi kavim karşılıklı lanetleşmişse, muhakkak üzerlerine aldıkları lanet
gerçekleşmiştir."
38497. Hemmam b.
el-Haris'den nakledildiğine göre yine Huzeyfe: "Hz. Ömer öldürüldükten
sonra, kimin öldürüleceği umurumda bile değil" demiştir.
38498. Huzeyfe dedi ki:
"Fitne kalplere arz edilir. Hangi kalp onu benimserse, üzerine siyah bir
nokta konur. Hangi kalp onu reddederse, üzerine beyaz bir nokta konur. Buna
göre sizden kim fitneye bulaşıp bulaşmadığını öğrenmek istiyorsa, baksın; eğer
daha evvel helal gördüğü bir şeyi şimdi haram görüyorsa ya da daha önce haram
gördüğü bir şeyi şimdi helal görüyorsa, fitneye bulaşmış demektir."
38499. Huzeyfe der ki:
"Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda Cuma namazında insanlara bir ok
atsan, attığın ok, muhakkak bir kafire isabet eder."
38500. Huzeyfe şöyle
demiştir: "Fitnenin bir uykuda olduğu dönemler, bir de uyanık olduğu
dönemler vardır. Sen eğer fitnenin uykuda olduğu dönemlerde ölebilirsen, öl.
içki bile, fitneler kadar insanları / kişileri sarhoş edip aklını alamaz.''
38501. Rufey' Ebu KesTre
anlatıyor: Ebu'l-Hasan Hz. Ali'yi şöyle derken işittim: "Yeryüzü zulüm ve
haksızlıkla dolar. Öyle ki her evi korku ve yağmacılık düşüncesi sarar.
insanlar iki dirhem gümüş ve iki ölçek (cerib) erzak isterler de bu onlardan esirgenir.
Bu yüzden aralarında savaş üstüne savaş çıkar, ordu üzerine ordu sevk edilir.
Derken Allah hepsini kendi şehirlerinde kuşatır. Sonra yeryüzü adalet ve
hakkaniyetle dolar."
38502. Tarık b. Şihab
anlatıyor: Halid b. el-Velid bir adamı had cezası olarak kırbaçladı. Ertesi
günü olunca, başka bir adama yine had cezası olarak kırbaç uyguladı. Buna tanık
olan bir adam şöyle dedi: Vallahi bu fitnedir. Dün had
cezası olarak bir kişiye
kırbaç uyguladı. Bugün bir kişiye daha yine had cezası olarak kırbaç
uyguladı!" Halid ise şöyle dedi: "Fitne bu değildir. Asıl fitne,
günah işlenen bir yerden, günah işlenmeyen başka bir yere çıkmak istediğinde,
öyle bir yer bulamamandır!"
38503. Sa'd b. Huzeyfe
anlatıyor: insanlar Said b. el-As'ı azletmeye karar verince, başlarına kendi
maslahatları ve dinleri bakımından razı olmayacakları birinin vali atanmaması
hususunda aralarında bir mektup yazdılar. Onlar bu halde iken, Huzeyfe
Medain'den geldi. Hemen yazdıkları mektubu ona götürerek şöyle dediler:
"Ey Ebu Abdillah! Biz falan kişiye, senin de duymuş olduğun şeyleri
yaptık. Sonra bu mektubu yazdık ve istedik ki, senin görüşünü almadan hiçbir
konuda kesin karar vermeyelim!"
Huzeyfe yazdıkları
mektuba şöyle bir göz attı ve güldü. Sonra: "Vallahi ne istediğinizi anlayamadım?
Hakkınız olmayan topluluğun yönetimini mi üslenmek istiyorsunuz? Yoksa bu
fitneyi ilk çıktığı ve büyüdüğü yere geri göndermek mi istiyorsunuz? Şunu bilin
ki, bu fitne yeryüzüne Allah tarafından gönderilmiştir. O yeryüzünde otlanacak
ve iyice yerleşecek. Öyle ki ondan sonra insanlardan hiç kimse onu geri
göndermeye güç yetiremeyecektir. insanlardan her kim bu fitne uğruna savaşırsa,
muhakkak öldürülür. Sonunda Allah sonbahar bulutları gibi ince bulutlar
gönderir de bunlar onların aralarına girer (yani çatışmalar ve savaşlar
durur)."
38504. Zazanı anlatıyor:
Huzeyfe'yi şöyle derken işittim: "Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda
sizin en hayırlınız, iyiliği emretmeyip kötülükten menetmeyen olacaktır."
Topluluktan biri: "Bizim,
kötülüğü görüp de onu değiştirmeyeceğimiz bir zaman gelecek, öyle mi? Asla.
Vallahi (kötülük olursa, onu) muhakkak değiştiririz'' dedi. Huzeyfe de eliyle
gözüne işaret ederek üç kere: "Vallahi sen yalan söylüyorsun" dedi.
Nitekim daha sonra o adam: "Ben yalancı çıktım, o doğru" dedi.
38505. İbrahim et-Teymı,
babasından şu sözünü nakleder: Huzeyfe'yi şöyle derken işittim: "Öyle bir
zaman gelecek ki o zamanda insan ölümü temenni eder; ya öldürülür ya da inkara
düşer. Yine öyle bir zaman gelecektir ki o zamanda insan fakirlikten başka bir
nedenden dolayı ölümü temenni eder.
38506. İbn Ebi Bekre,
babasından naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yerin adını
andı. Andığı yer, Basra veya Busayra'ydır. Yanıbaşında Dicle isminde bir nehir
vardır. Pek çok hurmalıkları vardır. Oraya Kantura oğulları gelip yerleşir.
Sonra halk üç fırkaya bölünür: Bir fırka helak olup, atalarına katılır. Bir
fırka, kendi başlarına hareket edip, inkara düşerler. Bir fırka da çoluk
çocuklarını arkalarına alarak savaşırlar. Bunlardan öldürülenler, şehittirler.
Allah, bunlardan geride kalanları muzaffer kılar.
38507. Ebu Hureyre'nin
naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Sizler, nalınları kıldan olan bir kavimle savaşmadıkça
kıyamet kopmaz. Sizler, küçük / çekik gözlü bir kavimle savaşmadıkça kıyamet
kopmaz.''
38508. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "Sizler, çarıklarılnalınları kıldan olan bir milletle
savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Yine, sizler küçük / çekik gözlü, kısa burunlu,
adeta kat kat işlenmiş kalkan gibi yüzleri olan bir milletle savaşmadıkça
kıyamet kopmaz."
38509. Sa'd b. Tarık'ın
naklettiğine göre babası, Hz. peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ashabıma, başlarına gelecek katliam (öldürme) yeter" buyururken
işitmiş".
38510. Useyd b.
Hudayr'ın naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar'a:
"Sizler benden sonra bencillik göreceksiniz. Havz'ın başında benimle
buluşuncaya kadar sabredin" buyurmuş.
38511. Rivayet
edildiğine göre Hz. Hüseyin'in öldürüldüğü haberi alınınca Rabı' b. Husaym:
"Allahım! ihtilaf ettikleri hususlarda kulların arasında sen hüküm
verirsin" diye niyaz etmiş.
38512. Ebu'l-Garıf anlatıyor:
Bizler, Hasan b. Ali'nin 12 000 askerden oluşan ve ölüme atılırcasına fedakarca
savaşan Mesken'deki öncü birliği idik. Şamlılarla girdiğimiz şiddetli savaşta
kılıçlarımızdan kan damlıyordu. Komutanımız, Ebu'l-Amarrata idi. Hasan b.
Ali'nin Muaviye ile sulh yaptığı haberi bize ulaşınca, duyduğumuz üzüntü ve
öfkeden sanki belimiz kırılmışt!. Sonra Hasan b. Ali, Kufe'ye geldiğinde
bizden, Ebu Amir künyeli biri kalkıp yanına gitti ve ona: "Selam olsun
sana, ey müminleri zelil eden kişi" dedi. Hasan b. Ali: “Ebu Amir öyle
söyleme. Doğrusu ben, iktidar mücadelesine girerek insanları öldürmek
istemedim" dedi.
38513. Riyah b. el-Haris
anlatıyor: Hasan b. Ali, Hz. Ali'nin vefatından sonra ayağa kalkarak insanlara
bir hutbe irat etti. Allah'a hamdü senadan sonra hutbesinde şunları söyledi:
"Muhakkakki her gelecek yakındır. insanlar istemese de Allah'ın emri,
muhakkak gerçekleşecektir. Vallahi ben, kendim için faydalıyı zararlıdan ayırt
etmeye başladığımdan beri, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetinin
yönetimiyle ilgili bir hardal tanesi ağırlığında bile bir görevin bana tevdi
edilmesini ve bunun için bir damla kanın dahi dökülmesini istememişimdir. Bu
yüzden hepiniz bineklerinizin yanına gidiniz."
38514. Umeyr b. ishak
anlatıyor: Ben ve bir zat, hastalığı sebebiyle Hasan b.
Ali'yi ziyarete girdik.
Hasan, yanımdaki zata: "Ne isteyeceksen benden şimdi iste" dedi. O
da: "Ben senden bir şey istemiyorum. Allah sana sağlık afiyet versin"
dedi. Sonra Hasan kalkıp kenefe girdi, tekrar yanımıza gelince şöyle dedi:
"Ciğerimin bir parçasını bu çubukla çıkarıp, tükürdüm; yanınıza öyle
geldim. Bana defalarca zehir içirildi. Ancak hiçbirisi bu seferki kadar
şiddetli değildi." Sonra ertesi günü sabahleyin yanına gittiğimizde,
ruhunu teslim etmek üzereydi.
Sonra Hüseyin geldi ve
başucuna oturup, "Ey kardeşim! Seni zehirleyen kimdir?" diye sordu.
Hasan: "Onu öldürmek mi istiyorsun?" dedi. Hüseyin: "Evet"
deyince, şöyle söyledi: "Eğer (bunu yapan) düşündüğüm kimse ise, (bilsin
ki) Allah'ın azabı daha şiddetlidir. Eğer o suçsuz ise (benim yüzümden) bir
masumun öldürülmesini istemem."
38515. Bişr b. Galib
anlatıyor: Abdullah b. ez-Zübeyr, Mekke'de Hüseyin b. Ali'yle karşılaştı.
Hüseyin'e: "Ebu Abdillah! Duydum ki Irak'a gitmek istiyormuşsun?"
dedi. Hüseyin: "Doğrudur" deyince Abdullah: "Sakın gitme. Onlar
babanı öldürdüler. Kardeşini zehirlediler. Eğer yanlarına gidersen, onlar seni
de öldürürler" dedi.
38516. Cebele
binti'l-Musaffih anlatıyor: Malik b. Damre, kendi savaş araç gereçlerini Damre
oğullarına vasiyet etti. Ancak onlarla Ehl-i Beyt'e karşı savaşılmamasını şart
koştu. Başucunda bulunan kardeşi: "Sen bunu ölüm döşeğinde mi
söylüyorsun?" deyince o da: "Aynen öyle" diye cevap verdi.
Kardeşi: "Eğer çocukların onu satma gereği duyarlarsa, satabilir miyiz?"
diye sordu. "Evet, satabilirsiniz" dedi. Bunun üzerine bütün
silahları satıldı. Geriye sadece bir mızrak kaldı.
Cebele der ki:
Hüseyin'in üzerine yürüyen orduda bulunanlardan biri gelerek "Ey İbn
Malik! Ey Musa! Bana babanın mızrağını ödünç ver de onunla savaşayım'' dedi. O
da (cariyesine): "Cariye! Mızrağı ona ver'' dedi. Hemen ailesinden bir
kadın: "Musa! Sen babanın vasiyetini hatırlamıyor musun?!" diye
itiraz etti. -O sırada adam mızrağı alıp gitmişti.- Musa hemen koşup adama yetişti
ve mızrağı ondan geri alıp kırdı.
38517. Hasan( -ı Basri)
der ki: Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hasan b. Ali'yi yanına
alıp minbere çıkardı ve cemaate: "Benim bu oğlum, seyyiddir. Muhtemeldir
ki Allah, onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki grup arasında barış sağlar"
buyurdu.
38518. Münzir
es-Sevri'den nakledildiğine göre ibnü'I-Hanefiyye: "Fitnenin karşısına
çıkan, yok olur" demiştir.
38519. İbn Abbas
anlatıyor: Hz. Hüseyin, Irak'a gidip gitmemek konusunda istişare etmek için
bana geldi. Ona dedim ki: "Ben ve sen, eğer alay konusu olmayacağımızı
bilsem, saçlarından tutarak ''Nereye gidiyorsun? Babanı öldüren, kardeşini
zehirleyen millete mi?'' derdim. Zira bu işlerden elini eteğini çeken bir zat
bana dedi ki: ''Bir kişi yüzünden şu Harem'in kudsiyeti çiğnenecektir. O kişi
ben olmaktansa, falan yerde öldürülmeyi yeğlerim'' kendisi böyle bir şeyi uzak
ihtimalolarak görürdü-."
38520. Hz. Ali der ki:
"Hüseyin, hunharca öldürülecektir. Üstelik ben onun öldürüleceği toprağı
yakinen biliyorum; iki nehrin yakınında bir yerde öldürülecektir."
38521. Ümmü Seleme
anlatıyor: Hz. Hüseyin, bir gün Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yanına girdi. Ben kapının önünde oturuyordum. Başımı uzatıp içeri baktığımda
Hz. Peygamber'in elinde bir şey gördüm. Hüseyin, karnı üzerinde uyurken o şeyi
elinde çevirip duruyordu. Daha sonra kendisine: "Ya Resulallah! Başımı
uzatıp içeri baktığımda elinde bir şeyi çevirip durduğunu gördüm. O sırada çocuk
karnın üzerinde uyuyordu ve senin gözlerinden yaşlar akıyordu" dedim.
Buyurdu ki: "Cebrail, bana, Hüseyin'in öldürüleceği yerin toprağını
getirdi. Bana, onu ümmetimin öldüreceğini bildirdi".
38522. Abdullah b. Nücey
el-Hadrami'nin babasına dayandırarak naklettiğine göre babası, Hz. Ali ile
birlikte sefere katılmış. -Kendisi onun ibrikçisiymiş- Dediğine göre Hz. Ali,
Sıffin'e doğru hareket ederken Nineva mevkiinin hizasına geldiğinde,
"Sabır, ey Ebu Abdillah! Sabır, ey Ebu Abdillah!" diye kendi kendine
söylendi. Ben: "Ebu Abdillah, derken kimi kastediyorsun!?" diye
sordum. Şöyle anlattı:
Bir gün Hz. Peygamber'in
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdim. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu.
"Ya Resulallah! Niçin ağlıyorsun? Seni biri mi kızdırdı?" diye
sordum. Buyurdu ki: "Biraz evvel Cebrail yanımdaydı. Bana, Hüseyin'in
Fırat'ın kenarında öldürüleceğini haber verdi. Ben de, gözlerimden yaşlar
akmasını engel olamadım".
38523. Selam Ebu
Şurahbil'in, Ebu Hüreym'e dayandırarak naklettiğine göre bir gün Ebu Hüreym'e
ait bir koyun pisledi ve Ebu Hüreym cariyesine dedi ki: "Cerda! Bu dışkı
bana Müminlerin emirinden (Ali'den) işittiğim bir hadisi hatırlattı. Kerbela'da
onunla birlikteydim. Altında ceylan dışkıları bulunan bir ağaca rastladı ve
ondan bir avuç alıp kokladı. Sonra "Bu yerden yetmiş bin kişi diriltilecek
ve hepSi de hesapsız olarak cennete girecekler" dedi.
38524. Hz. Hüseyin'in
Kerbela'daki şahadetine tanık olan Vail b. Alkame anlatıyor: Bir ara bir adam
geldi ve "Aranızda Hüseyin var mı?" diye sordu. Hüseyin: "Kimsin
sen?" diye sordu. Adam: "Ben, cehennemi müjdelerim" dedi Hüseyin
de: "Bilakis Rab bağışlar, esirger ve ona itaat edilir" dedi. Sonra
(tekrar) "Sen kimsin?" diye sordu. "Ben İbn Hüveyze'yim"
deyince onun için "Allahım! Onu ateşe at" diye beddua etti. Sonra
adam gitti. Bir süre sonra atı ürküp, iki ayağı üzerinde şaha kalktı. Adam da
düşüp paramparça oldu. Üzengiye takılıp kalan ayağından başka sağlam yeri
kalmadı!
38525. Ümmü Hakımi
anlatıyor: Hüseyin b. Ali öldürüldüğünde ben ergenlik çağına ulaşmış -ya da
ulaşmak üzere olan- bir genç kızdım. Onun öldürülmesinden sonra gökyüzü
günlerce kıpkızıl bir bulut gibi kaldı.
38526. Tarık b. Şihab
anlatıyor: Hz. Osman'ın öldürüldüğü haberi geldiğinde ben kendimi, savaşa
iştirak edecek çağda delikanlı ve güçlü hissediyordum. insanların arasına
katılmak için hemen yola çıktım. Rabeze'ye geldiğimde Hz. Ali'nin de orada
olduğunu gördüm. Cemaate ikindi namazını kıldırdı. Selam verince sırtını
mescidin duvarına, yüzünü ise cemaate döndü. Sonra Hasan b. Ali yanına varıp,
onunla konuşmaya başladı. Bir taraftan da ağlıyordu. Ali:
"Söyle ne
söyleyeceksen, kız gibi ağlayıp durma I" dedi. O da şunları söyledi:
"insanlar bu kişiyi (Hz. Osman'ı) muhasara ettikleri zaman sana, Mekke'ye
gidip orada kalmanı söyledim, dinlemedin. Sonra öldürülünce, Araplar akıllarını
başlarına devşirinceye kadar evinden dışarı çıkmamanı söyledim. Sen keler
deliğine de girsen, develerini üzerine sürerler ve seni bulunduğun delikten
çıkarırlar, dedim, yine dinlemedin. Şimdi Allah için senden şunu istiyorum:
Irak'a gidip de orada
tek başına kalıp öldürülme."
Ali şöyle cevap verdi:
"Mekke'ye git diyorsun. Ben, Mekke'de oturması caiz olan biri değilim.
insanlar Osman'ı öldürdü, diyorsun. insanlar onu öldürmüşse, bunda benim ne
günahım var? Irak'a gitme diyorsun, o zaman yukarıdaki sesleri duyup yuvasından
çıkan sırtlan durumuna düşerim."
38527. Şa’bi anlatıyor:
Hasan b. Ali ile Muaviye arasında barış yapıldıktan sonra Hasan, Medine'ye
gitmek istedi. Muaviye: "insanlara hutbe vermeden bir yere
gidemezsin" dedi.
Şa’bi der ki: Hasan'ı
minberde dinledim. Allah'a hamdü senadan sonra şöyle dedi: "imdi,
akılların en üstünü, takvadır. Acizliklerin en acizliği de fasıklıktır. Benimle
Muaviye arasında ihtilafa yol açan şu yönetim makamı, benim hakkımdı; ama ben,
Muaviye adına ondan vazgeçtim. Ya da bu makam, ona benden daha layık bir
kişinin hakkıydı. Bunu, sadece sizin canlarınızı korumak için yaptım.
"Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan (fitne) ve bir vakte kadar
yararlanmadır"[Enbiya,111]. Sonra hutbeden indi.
38528. Usame b. Şerik'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim olursa
olsun, birlik ve bütünlük içinde bulunan ümmetimi fırkalara ayıran kişinin
kellesini alın" buyurmuştur.
38529. Füseyle4 isimli
bir kadın, babasından naklediyor: Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ya Resulallah! Kişinin kendi milletini sevmesi ırkçılık /
kavmiyetçilik midir?'' diye sordum. "Hayır. Fakat kişinin kendi milletine,
zulümde yardım etmesi ırkçılıktır / kavmiyetçiliktir" buyurdu.
38530. Ebu Vakıd
el-leysı naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huneyn'e
geldiğinde müşriklerin silahlarını astıkları "Zat-ı envat" denen bir
ağacın yanından geçti. Ashabı: "Bize de bir Zat-ı envat belirle'' dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Bu, Musa'nın kavminin
Musa'ya dediği söze benziyor: ''Onların kendilerine ait tanrıları olduğu gibi
sen de bize de tanrı yapsana''[A'raf, 138] Siz, sizden öncekilerin yoluna
muhakkak uyacaksınız" buyurdu.
38531. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Sizden öncekilerin yoluna kulaç kulaç, arşın arşın, karış karış
uyacaksınız. Hatta onlar keler deliğine girseler, siz de girersiniz"
buyurdu. "Ya Resulallah! Yahudilerle Hıristiyanları mı kastediyorsun?" dediler.
"Başka kimi olacak?!" buyurdu.
38532. Abdullah b. Amr
der ki: "Tatlısıyla acısıyla muhakkak sizden öncekilerin yoluna
uyacaksınız.''
38533. Abdullah (ibn
Ömer) der ki: "insanlar arasında sizler, yol ve yaşayış olarak israil
oğullarına en çok benzeyenlerisiniz. Onların yoluna karış karış, adım adım
uyacaksınız."
Yine Abdullah der ki:
"Beyanın (ifade sanatının) öylesi vardır ki (insanı) büyüler."
38534. Huzeyfe der ki:
"israil oğullarında ne olmuşsa, muhakkak onun benzeri sizde de olur."
Bir adam: "Bizde de Lut kavmi gibi insanlar (homoseksüeller) olur
mu?" diye sordu. Huzeyfe de: "Evet, olacaktır. Hay, senin anan ölsün!
Sen işin bu noktaya varacağına inanmıyor musun?" dedi.
38535. Yine Huzeyfe dedi
ki: "israil oğullarının yaptıklarını siz de yapacaksınız.
Onlarda olan her şeyin
benzeri sizde de olacaktır." Bir adam: "Bizden de maymun ve
domuzlar(a dönüşenler) olacak mı?" diye sordu. Huzeyfe de: "Hayanasız
kalasın! Seni böyle olmaktan ne koruyabilir?" diye cevap verdi.
İnsanlar:
"Anlatmaya devam et, ey Ebu Abdillah!" dediler. O da şöyle karşılık
verdi: "Eğer ben size her şeyi anlatırsam, üç gruba bölünürsünüz. Bir grup
benimle kavga eder. Bir grup bana destek olmaz. Bir grup da beni yalanlar.
Fakat yine de ben size anlatacağım; ama Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu, demeyeceğim. Söyler misiniz? Size dersem ki sizler
kitabınızı alıp yakacaksınız, onu çöplüklere atacaksınız, bana inanır
mısınız?" Dinleyenler:
"Sübhanallah! Bu
kadarı da olur muymuş" derler. Huzeyfe devamla: "Söyler misiniz? Size
dersem ki kıblegahınızı kırıp parçalayacaksınız, bana inanır mısınız?"
der. "Sübhanallah! Bu kadarı da olur muymuş" diye tepki verdiler.
Huzeyfe: "Söyler
misiniz? Size dersem ki anneniz Müslümanlardan bir fırkaya katılarak size karşı
savaşacaktır, bana inanır mısınız?" diye devam etti. Yine
"Sübhanallah! Bu kadarı da olur muymuş" dediler.
38536. Habib der ki:
Ben, İbn Ömer "Ey Iraklılar! Sizler sürekli sorun çıkarıyorsunuz!"
derken işittim.
38537. Avf b. Malik
anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber'in yanına girmek için izin istedim.
"Gir!" buyurdu. "Tam mı gireyim, yarım mı?" dedim.
"Tam gir" buyurdu. Yanına girdiğimde ağır ağır abdest alıyordu.
Buyurdu ki: "Dinle Avf b. Malik! Şu altı şey kıyametten önce vuku
bulacaktır: Peygamberinizin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölümü. Biri bu."
Allah Resalü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu söyleyince, sanki kalbim
yerinden sökülmüş gibi hissettim. "Beytü'lMakdis'in fethi, davar sürüsünün
kırıldığı gibi sizi kırıp geçecek olan ölüm, servetin artması, öyle ki kişiye
yüz dinar verilir de o bundan memnun kalmaz. Küfür şehrinin fethi,
Bizanslılarla (=Benu Asfar) aranızda barış imzalanması. Barış için sizler, her
birinin ardında 12 000 nefer bulunan 80 bayrakla gelirsiniz. O zaman onlar
hıyanet planları kurmaya sizden daha yakındırlar."
38538. Muaz b. Cebel'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Şu altı şey kıyamet alametlerindendir: Benim ölümüm, Beytü'l-Makdis'in
fethi, kişiye bin dinar verildiği halde bundan memnun kalmaması, her Müslüman
hanesinde hüzne sebep olacak fitne, davar sürüsünün kırılması gibi insanları
kırıp geçirecek ölüm, Rumların hıyanet etmesi ki, her birinin arkasında 12 000
asker bulunan 12 bayraklal harekete geçerler."
38539. Esıd b.
el-Müteşemmis anlatıyor: Bir gün Ebu Musa'nın yanındaydık.
"Size, Allah
Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize anlatıp durduğu bir hadisi
nakledeyim mi?" dedi. Biz: "Olur, naklet" deyince, şöyle
anlattı: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Here çoğalmadıkça
kıyamet kopmaz" buyurdu. Biz: "Herc nedir? Ya Resulallah!" diye
sorduk. "Adam öldürmedir, adam öldürme" buyurdu. "O zamanda, bizim
bugün öldürdüğümüzden daha çok mu insan öldürülür?" diye sorduk.
"Sizin kafirleri öldürmenizi kastetmiyorum. Fakat insan komşusunu,
kardeşini ve amcaoğlunu öldürür" buyurdu.
Bu habere o kadar
üzüldük ki bizden kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. "O gün aklımız
başımızda olacak mı?" diye sorduk. "O devrin insanlarının çoğunun
akılları başlarından alınacak ve zayıf akıllı bir nesil gelecektir. Bu neslin
ekserisi bir şey yaptıldarını sanırlar; oysa ki hiçbir değerleri yoktur. Canım
kudret elinde bulunan (Allah)a yemin ederim ki!1 Benim ve sizin o günlere
yetişmesinden korkuyorum. Eğer o günlere yetişirsek, benim de sizin de
yaşananlardan sıyrılmamızın tek çıkış yolu vardır; o işlere nasıl bulaştıysak,
öyle çıkarız.''
38540. Ebu Bekre'den
nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurmuştur: "İki Müslümandan biri diğerine karşı silahlanırsa, ikisi de
cehennemin tam kenarında olurlar. Şayet biri diğerini öldürürse, ikisi de
cehenneme girerler".
38541. Ebu Hureyre'nin
naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Melekler,
içinizden kardeşine silah çevirene lanet eder; isterse baba bir ya da ana bir
kardeş olsun" buyurmuştur.
38542. Huzeyfe der ki:
"Muhakkak sizler israil oğullarının yoluna adım adım, karış karış
uyacaksınız. Fakat buzağıya tapıp tapmayacağınızı bilmiyorum."
38543. Yine Huzeyfe der
ki: "Şam halkı arasında köleler yaygınlaştığında, ölmeyi başarabilen,
ölsün.''
38544. Abdurrahman b. Ebi
Bekre anlatıyor: Bir gün Şam'a gittim. Orada Abdullah b. Amr'ın yanına girip
selam versem, diye aklımdan geçirdim. Sonra yanına varıp selam verdim. Bana:
"Sen kimsin?" diye sordu. "Abdurrahman b. Ebi Bekre'yim"
dedim. "Kantura oğullarının3 sizi Irak topraklarından sürmesi pek
yakındır'' dedi. "Sonra geri dönecek miyiz?" diye sordum. "Sen
böyle bir şeyi arzu eder misin?" dedi. Ben de: "Evet'' deyince
"Sizin tatmin edici- bir yaşam standardınız olacaktır" dedi.
38545. Zeyd b. Vehb
anlatıyor: Münafıklardan biri öldü ve Huzeyfe onun cenaze namazını kıldırmadı.
Bunun üzerine Ömer: "O, (Hz. Peygamber'in münafık olarak isimlerini
zikrettiği) topluluktan mı?" diye sordu. Huzeyfe "Evet" deyince,
"Allah aşkına söyle! Ben de onlardan biri miyim?" diye sordu. Huzeyfe
de: "Hayır. Ama senden sonra artık kimseye söylemeyeceğim" dedi.
38546. Zeyd anlatıyor:
Huzeyfe dedi ki: (Hz. Peygamber'in bana bildirdiği) Münafıklardan sadece dört
kişi hayatta kaldı. Biri, soğuğu sıcağı hissedemeyecek derece yaşlı bir
ihtiyardır.
Bir adam: "Peki,
evlerimizin duvarlarını delerek içeri girip, direklerdeki asılı eşyalarımızı
çalanlar kimlerdir?" deyince Huzeyfe: "Allah iyiliğini versin! Onlar
fasıklardır" dedi.
38547. Zeyd anlatıyor:
Huzeyfe, "Küfrün elebaşlarıyla savaşın''[Tevbe, 12] ayetini okudu ve
"Henüz bu ayette işaret edilenlerle savaşılmadı" dedi.
38548. Ebu'l-Bahterı
anlatıyor: Bir adam: "Allahım, münafıkları helak eyle!" diye beddua
edince Huzeyfe: "Eğer münafıklar helak olurlarsa, düşmanınızdan intikam
alamazsınız" dedi.
38549. Şimr anlatıyor:
Huzeyfe bana: "insanların en facirini öldürmek ister misin?" dedi.
Ben "Evet" deyince, "O zaman sen ondan daha facir olursun"
dedi.
38550. Huzeyfe der ki:
"Dört çeşit kalp vardır. Biri ikiyüzlü kalptir ki, bu, münafığın kalbidir.
ikincisi, önüne perde çekilmiş kalp ki, bu kafirin kalbidir. Üçüncüsü, adeta
kandil gibi parlayan temiz kalptir ki bu müminin kalbidir. Bir de içinde hem
iman, hem de nifak bulunan kalp vardır ki bu, hem irin, hem de kanla beslenen
yaraya benzer veya hem kirli, hem de temiz suyla sulanan ağaca benzer; hangi su
baskın gelirse, ona göre şekil alır."
38551. Şakık anlatıyor:
Bir gün Huzeyfe dedi ki: "Bugün sizin aranızdaki münafıklar, Allah
Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dönemindeki münafıklardan daha
zararlıdırlar." Biz: "Ey Ebu Abdillah! Bu nasılolur?" diye
sorunca, "Çünkü onlar münafıklıklarını gizliyorlar, bunlar ise açığa
vuruyorlar" diye cevap verdi.
38552. Huzeyfe der ki:
"70. yıldan3 sonra şu mescidinizin tepesine çıkarak bir taş atıp,
içinizden on kişiyi öldürsem, üzülmem.''
38553, Muhavvel,
Abdülkays oğullarından bir adamdan naklediyor: Bir gün Huzeyfe ile birlikte
idik. Eline çakıl taşları aldı, birbiri üstüne koydu, Sonra bize dönerek:
"Bakın bakalım, bunlarda ne kadar ışık görüyorsunuz?" dedi. Biz:
"Hafif bir ışık görüyoruz" deyince, "Vallahi batıl, hakkın
üzerine öyle çökecek ki, o zaman hakkı ancak bu kadar görebileceksiniz" dedi.
38554. Şakık'in bildirdiğine
göre Huzeyfe şöyle demiş: "Gökten üzerinize azap yağması pek yakındır.
Hatta bu azap Feyafilere kadar uzanacaktır." "Ey Ebu Abdillah!
Feyafi'yle neyi kastediyorsun?" diye sorulduğunda "Çorak / çöl
toprakları" diye cevap vermiş.
38555, Ebu't-Tufeyl
anlatıyor: Amr b. Suley' adında Muharib kabilesinden bir adam Huzeyfe'nin
yanında gelerek ona: "Ey Ebu Abdillah! Bize gördüklerini ve şahit
olduklarını anlatıver" dedi. Huzeyfe: "Ya Amr b. Suley'! Muharib,
Mudar'a mı bağlıdır?" dedi. Amr: "Evet" deyince şöyle söyledi:
"Mudar kabilesi, gördüğü her mümini öldürmek, onu dininden saptırmak için
mücadelesini sürdürecektir. Ya da Allah, melekler ve müminler onlara öyle bir
darbe indirecekler ki, zelil ve hakir bir duruma düşecekler. Muharib, Kaysi
Aylan'a mı bağlıdır?" Amr yine: "Evet" deyince, şöyle söyledi:
"Aylan'ın Şam'a inip yerleştiğini görürsen, dikkatli ol.''
38556. Rib'i anlatıyor:
Bir gün Huzeyfe dedi ki: "Ey Mudarlılar yaklaşın! Vallahi sizler,
karşılaştığınız her mümini dininden çevirmek ve onu öldürmek için mücadeleye
devam edeceksiniz. Sonunda Allah, melekler ve inananlar size öyle bir darbe
indirecekler ki, zelil ve hakir bir duruma düşeceksiniz." Mudarlılar:
"Madem bizler öyleyiz, o zaman bizi neden yanına yaklaştırıyorsun?" diye
sorunca da şöyle dedi: "Çünkü sizin aranızdan Ademoğullarının efendisi
çıkmıştır. Sizin aranızdan öncü atlı birlikleri gibi (hayır ve iyilikte ileri
giden) öncüler çıkmıştır" dedi.
38557. Amr b. Hanzale
anlatıyor: Bir gün Huzeyfe dedi ki: "Mudarlılar, Allah'ın hiçbir mümin
kulunu rahat bırakmaz, onu muhakkak fitneye düşürür ya da öldürür veya Allah,
melekler ve inananlar onlara şiddetli bir darbe indirirler de iyice zelil ve
hakir duruma düşerler." Bunu duyan bir adam: "Ey Ebu Abdillah! Kendin
de Mudarlı olduğun halde böyle mi diyorsun?" diye itiraz edince, Huzeyfe:
"Ben sadece Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dediklerini
söylüyorum" dedi.
38558. Huzeyfe der ki:
"Basralılar bir hidayet kapısı açmadıkları gibi hiçbir sapkınlık kapısını
da terk etmezler. Tufan, bütün yeryüzünden kaldırıldığı halde Basra'dan
kaldırılmamıştır."
38559. Rabia b. Cevşen
anlatıyor: Bir gün Şam'a gittim. Orada Abdullah b.
Amr'ın yanına girdim.
"Kimlerdensin?" diye sordu. "Basralıyım" dedim. "Ya da
oradan değilsin. Ey Basralılar hazırlıklı olun" dedi. "Niye
hazırlıklı olalım?" diye sorduğumuzda şöyle söyledi: "Su
tulumlarınızı ve kırbalarınızı hazırlayın. Bugün en değerli mal, erkek
develerdir. Kişi onlara aile fertleri bindirip, yola çıkarır. Yine, güçlü ve
sert tırnaklı kısrak da değerlidir. Vallahi Kantura oğullarının sizi Basra'dan
çıkarıp Rukbe'ye kadar sürmesi pek yakındır." "Kantura oğulları3 ne
demektir?" diye sorduk. "Kitapta bu şekilde yazmaktadır. Fakat
özellikleri, Türklerin özelliklerine uymaktadır" dedi.
38560. Ebu Hureyre der
ki: "Sizin için ne bir dinar, ne bir dirhem, ne de bir kafiz (bir tür
ölçek) erzak toplanmadığı zaman haliniz nice olur?''
38561. Ebu Miclez der
ki: Hz. Ömer, hiçbir şehir bırakmayıp hepsini ziyaret etmek isteyince
Ka'b(u'l-Ahbar) : "Irak'a gitme. Çünkü şerrin onda dokuzu oradadır"
dedi.
38562. Kasame b. Züheyr
naklediyor: Ben Ebu Musa'yı şöyle derken işittim:
"Bu şehrin
(Basra'nın) dört ismi vardır: Basra, Huraybe, Tedmür ve Mü'tefike.
nedir?" diye soruldu.
Buyurdu ki: "Allah'a ve ResUl'üne verilen sözler tutulmaz. Allah da
zimmılerin kalplerini katılaştırır, ellerindekini (onlara) vermezler." Ebu
Hureyre'nin nefsi kudret elinde olana yemin ederim ki, bu iki kere
gerçekleşecektir."
Bu metin, İbn Hanbel'e
aittir. Daha açık olduğu için onu zikrettim.
Ayrıca Müslim,
(4/2220:33) Ebu Hureyre'den şöyle nakleder: "Irak halkı dirhemini (gümüş
nakit) ve kafizini (ölçek) vermeyi reddetti. Şam halkı müddünü (ölçek) ve
dinarını (altın nakit) vermeyi reddetti. Mısır halkı, irdebini (ölçek) ve
dinarını vermeyi reddetti. Böylece başladığınız noktaya geri döndünüz,
başladığınız noktaya geri döndünüz, başladığınız noktaya geri döndünüz".
Ebu Hureyre'nin eti ve kanı buna tanık oldu.
İbn Hacer, Fethu
'/-Btiri'de 6/280 (3180) yukarıdaki hadisi zikrettikten sonra der ki:
"Hadis geçmiş fiil sıygasıyla zikredilmiştir. Maksat, gelecek zamandır. Bu
şekilde olayın muhakkak gerçekleşeceğine vurgu yapılmak istenmiştir."
Olay, yaşanmış ve zamanı geçmiş gibi anlatılmıştır.
Rivayette geçen kafiz,
müd ve irdeb, bilinen eski ölçeklerdir.
Yine Müslim (4/2234:67)
Ebu Nadre'den şöyle nakleder: Bir gün Gıbir b. Abdillah'la birlikteydik. Dedi
ki: "Irak halkı için ne bir kafiz hububat, ne de bir dirhem para
toplanmayacağı günler pek yakındıL" "Buna kim mani olacaktır?"
diye sorduk. "Acemler, bunu engelleyecekler" dedi ve ekledi:
"Şam halkı için ne bir dinar (para) ne de bir müd (hububat) toplanmayacağı
günler pek yakındır" "Buna kim mani olacaktır?" diye sorduk.
"Rumlar" dedi.
Bu rivayet, sahabe
sözüdür; ancak hükmen Hz. Peygamber sözü değerindedir. Bu yönüyle bu babta
zikredilen hadisin de şahidi olmaktadır.
Hadisde işaret edilen
engelleme, günümüzde "ekonomik ambargo" diye isimlendirilir.
38563. İbn Sirin
anlatıyor: Rüyamda Kesir b. Eflah'ı1 gördüm. Ona: ''Ey İbn Eflah!
Nasılsınız?" diye sordum. ''İyiyiz" dedi. liSizler, şehitler
misiniz?'' diye sordum. ''Haylr. Müslümanların öldürdükleri (Müslümanlar),
şehit değillerdir. Fakat bizler, nedibleriz (şerefli insanlarız)" dedi.
38564. Yahya b. Husayn
der ki: Ben kabile fertlerinden birçok kez şunu anlattıklarını işittim: Ubey,
Sa'd b. Ebi Vakkas'a: liSen, niçin savaşa katılmıyorsun?" diye sordu. O
da: ''Siz bana mümini kafirden ayırt eden bir kılıç vermedikçe ben (inananlar
arasındaki) savaşa katılmam!'' diye cevap verdi.
38565. Abdullah b. Amr
der ki: ''Yönetici (vali) öldürüldüğü ya da azledildiği zaman halk ancak
cahiliye çağında olabilecek bir dava uğruna birbirleriyle çatışırlar. İki
gruptan biri üstün gelir. Ancak görünürde üstün gelse bile, aslında o da gücünü
kaybetmiştir. Bu durumu fark eden yakındaki düşman, umutlanır ve üzerlerine
yürür. Sonunda bir takım kimseler, şuursuzca küfrün kucağına atılır.''
38566. Abdullah b.
Harrabaz'un1 bildirdiğine göre Abdullah b. Amr: "iki kolun baştan, başın
da iki koldan çok çekeceği var!" demiş. Şu'be der ki: "iki koldan
maksat nedir?" diye sordum. "Irak ve Mısır'dır. Baştan maksat da
Şam'dır'' dedi.
38567. Ebu Osman
en-Nehai'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Amr şöyle demiş: "Zulüm ve
haksızlıklar arttığı zaman, evler ve yurtlar yere batırılacaktır.''
38568. Galib b. Acred
anlatıyor: Bir arkadaşımla birlikte Abdullah b. Amr'ın yanına gittik. Abdullah,
halkla sohbet ediyordu. Bize: "Kimlerdensiniz?" diye sordu. "Basralıyız"
deyince "Öyleyse Basra'nın açık alanlarına (veya dağlık bölgelerine)
çekilin" dedi. insanlar etrafından dağıldıktan sonra yanına yaklaşarak
biraz evvel söylediğin "Kimlerdensiniz?", ''Basra'nın açık alanlarına
/ dağlık bölgelerine çekilin'' sözlerin anlamı nedir?'' diye sorduk.
"Çünkü Basra ve çevresindeki evler ve yurtlar tehlikelerle doludur'' diye
cevap verdi.
38569. Ebu Osman
anlatıyor: Bir adam Huzeyfe'ye gelerek "Ben Basra'ya gitmek
istiyorum" dedi. O da: "Mutlçıka oraya gitmen gerekiyorsa, kenarında
bir yerde konakla, ortasında konaklama" dedi.
38570. Ebu Yahya1
anlatıyor: Huzeyfe'ye "Münafık kimdir?" diye soruldu. "islam'ı
anlatıp da onu yaşamayan kimsedir" dedi.
38571. Abdullah b. Amr
der ki: "insanlar yollarda eşekler gibi alenen çiftleşmedikçe kıyamet
kopmaz. Sonra iblis gelir ve onları putlara tapınmaya sürükler."
38572. Ka'b(u'I-Ahbar)
der ki: "Kur'an ile iktidar mücadele eder. Sonra iktidar, Kur'an'ın kulağı
üzerine basar ve Kur'an, ıh mıh etse de kurtulamaz."
38573. Ka'b(u'I-Ahbar)
der ki: "Yemen'den ateşin çıkması iyice yaklaşmıştır.
O ateş insanları önüne
katıp sürer; sabah yola çıksalar, o da onlarla beraber gider, öğle uykusu na
yatsalar, o da onlarla beraber yatar, ikindi vakti hareket etseler, o da
onlarla beraber hareket eder. Ateşin çıktığını işittiğinizde, Şam'a
kaçın."
38574. Yine
Ka'b(u'I-Ahbar) der ki: "Yağmurun kesildiğini görürsen bil ki insanlar
zekatı vermemişlerdir. Bu yüzden Allah, kendi katındaki bereketi kesmiştir.
Kılıçların çekildiğini görürsen, bil ki, Allah'ın hükmü kaldırılmıştır. Bunun
sonucu insanlar birbirlerinden intikam almaya başlamışlardır. Zinanın
yaygınlaştığını görürsen de, bil ki, faiz yaygınlaşmıştır."
38575. Zeyd b. Suhan
anlatıyor: Selman bana: "Sultan (iktidar) ile Kur'an çatışmaya başlayınca
sen ne yaparsın?" diye sordu. "Tabii ki Kur'an'ın yanında yer
alırım" dedim. "O zaman sen ne iyi Zeydciksin" dedi.
-Fitnelerden nefret eden- Ebu Kurre "Ben de evimde otururum" dedi.
Selman da: "Dokuz evin en uzak olanında otursan bile, muhakkak iki gruptan
birinin yanında yer alırsın" dedi.
38576. Zeyd b. Vehb
anlatıyor: Bizler Nehravan'dan dönünce Hz. Ali:
"Yemen'deki bir
topluluk da bizimle birlikteydi" dedi. Biz: "Bu nasıloldu, ey
müminlerin emiri!" diye sorduk. "Niyetleri bizimle olmaktı"
dedi.
38577. Abdullah (b.
Mes'ud) der ki: "Kişi günah işlendiğine tanık olur da onu benimsemezse,
onu hiç görmemiş gibi muamele görür. Aynı şekilde günah işlendiğine tanık olmaz
ve fakat onu benimserse, ona tanık olmuş muamelesi görür."
38578. Huzeyfe:
"Kişi fitneye (fiilen) iştirak etmediği halde (manen) onun içinde yer
alabilir" demiştir.
38579. Abdullah b.
Subey' anlatıyor: Bir gün Hz. Ali bize hutbe irat etti ve hutbede:
"Şurası, şurasının kanlarıyla boyanacaktır. -yani sakalları başının
kanlarıyla boyanacaktır-" dedi. Cemaat: "Bize katilin adı ver,
öldürelim" dedi. Ali: "O zaman katilimi değil, beni öldürmüş
olursunuz" dedi. Cemaat: "Yerine, başımıza halife tayin et"
dediler. Ali: "Hayır, yapmam. Fakat sizi, Allah Resulü'nün (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) sizleri baş başa bıraktığı şeyle baş başa bırakırım"
dedi. Cemaat: "Yarın Rabbinin huzuruna çıktığın zaman, ona ne
diyeceksin?" diye sordular. Ali: "Diyeceğim ki: ''Allahım, ben onların
arasındayken sen de onlarla beraberdin; dilersen, onları ıslah edersin,
dilersen, ifsat edersin''" dedi.
38580. Abdullah (b.
Mes’ud) der ki: "Vallahi, sağlam bir dağı kaldırmaya çalışmak, bana henüz
vakti gelmemiş bir iktidarı omuzlamaktan daha kolay gelir."
38581. Amir b. Matar
anlatıyor: Huzeyfe ile birlikteydim. Dedi ki: "Kadının cinsel organını
savunmasız bıraktığı gibi insanların da dinlerinden uzaklaşıp onu savunmasız
bıraktıklarını göreceğin günler pek yakındır. O zamanda sen bugünkü yaşantını
muhafazaya çalış; çünkü apaçık (doğru) yol, odur. Ey Amir! insanlar bir yol
tuttuğu, Kur'an başka bir yol önerdiği zaman senin tavrın nasıl olur? Hangi
yola girersin?" Ben: "Ben Kur'an'la yaşar, Kur'an'la ölürüm"
deyince, "O zaman sen, kendin olursun" dedi.
38582. ibnü'I-Hanefiyye
der ki: "Sizden öncekilerden bir millet, yollarını şaşırdılar, fırkalara
bölündüler ve sonunda yok olup gittiler. Öyle ki onlardan birine arkasından
seslenilse, o önüne dönüp cevap verirdi. Önünden seslenilse, arkasına dönüp cevap
verirdi."
38583. Huzeyfe der ki:
"şu zaman geldiğinde haliniz nice olur? O zamanda sizden biri perdelerle
süslü çadırından çıkar, bahçesine (veya kenefe) gider. Sonra sureti maymuna
dönüştürülmüş olarak geri döner, eski yerini arar, ama bulamaz?!"
38584. Amr b. Vabisa
el-Esedi, babasından naklediyor: Ben Kufe'de evimdeydim. Birden kapıda
"Selamün aleyküm, girebilir miyim?" diye bir ses işittim.
"Aleyküm selam, gir" dedim. Baktım ki gelen Abdullah b. Mes’ud.
"Ey Ebu Abdirrahman! Vakit, ziyaret için pek uygun bir vakit
değildir?" dedim. Çünkü vakit, tam öğlenin ilk saatleriydi. Dedi ki:
"Gün bana uzun geldi, konuşacak birini aradım." Sonra o bana, ben ona
Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözler anlatıp durduk. işte o
zaman Abdullah şöyle demişti: Ben Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyururken işittim: "Uyuyanın maruz kalacağı fitne, uzanmış
yatanınkinden daha hafif olur. O günlerde uzanıp yatan, oturandan daha
hayırlıdır. Oturan, ayağa kalkandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha
hayırlıdır. Yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Fitne olayları sırasında
öldürülenlerin hepsi cehennemliktir. "
Ben: "Ya
Resulallah, o zaman ne zamandır?" diye sordum. "Here günleri"
buyurdu. "Herc günleri ne zamandır?" diye sordum. "Kişi arkadaşından
emin olmadığı zamandır" buyurdu. "Eğer o zamana yetişirsem bana ne
yapmamı emredersin?" diye sordum. "Evine gir" buyurdu.
"Eğer evime zorla girilirse" dedim. "Sığınağına gir"
buyurdu. "Oraya da zorla girilirse" dedim. "O zaman ''Benim de
senin de günahını yüklen'' de ve Allah'ın (öldüren değil) öldürülen kulu
ol" buyurdu.
38585. -Bedle'den bir
zat olan- Cundub b. Süfyan'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Benden sonra
karanlık gecenin dilimleri gibi fitneler zuhur edecektir.
Bunlar kişiye, boğaların
boynuzlarıyla taslaması gibi toslar. Bu dönemde kişi Müslüman olarak sabahlar,
kafir olarak akşamlar. Müslüman olarak akşamlar, kafir olarak sabahlar."
Müslümanlardan bir adam:
"O zamanda nasıl hareket edelim ya Resulallah?" diye sordu.
"Evlerinize kapanıp, kendinizi gizleyin" buyurdu.
Yine Müslümanlardan
biri: "Şayet herhangi birimizin evine zorla girilirse ne yapalım"
diye sordu. "Direnmesin. Allah'ın öldürülen kulu olsun, öldüren kulu
olmasın. Zira kişi İslam şemsiyesi altında kardeşinin malını yer, kanını döker,
Rabbine isyan eder, yaratıcısını inkar eder ve böylece cehennemi hak eder"
buyurdu.
38586. İbn Ömer'in
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Biri, sizden birinizi öldürmek için geldiğinde, ona -ellerinden birini
diğerinin üzerine koyarak- şöyle demekten aciz midir? Böylece Adem'in iki
oğlundan daha hayırlı olanı gibi olur. Çünkü O cennete girdiği halde katili
(olan diğeri) cehenneme girmiştir.''
38587. Şakık'den
nakledildiğine göre Şureyh "Fitne zuhur ettikten beri ne kimseye bir haber
naklettim, ne de kimse benden bir haber sordu" dedi. Bunun üzerine Mesruk:
"Ben senin gibi olsaydım, ölmüş olmayı yeğlerdim" deyince, Şureyh de
ona şöyle cevap verdi: "Ya hafızamda daha fazlası varsa. Bundan sonra
daha, iki grup karşı karşıya gelecek ve ben onlardan birini, diğerinden daha
çok tutacağım."
38588. Safvan b. Muhriz
der ki: "Herkes kendini korusun. Bir avuç Müslümanın kanı, onun cennete girmesine
mani olmasın.''
38589. Ebu'l-Aliye
anlatıyor: Bizler, "Öyle bir zaman gelecek ki o zamanın en hayırlısı,
doğruyu görüp yol yakınken fitnelerden uzaklaşan kimsedir" diye anlatıp
dururduk.
38590. Ebu Hureyre'nin
bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mümin,
hileyle (adam) öldürmez. İmanı, onun hileye başvurmasını engeller"
buyurmuştur.
38591. Hasan(-ı Basri)
anlatıyor: Cemel vakası sırasında bir adam Zübeyr'in yanına gelerek "Senin
için Ali'yi öldüreyim mi?" dedi. Zübeyr: "Bunun nasıl
yapacaksın?" diye sordu. Adam: "Yanına gider, ona onun tarafında
olacağımı söyler, sonra bir dalgınlık anında üzerine atlar, onu öldürürüm"
deyince Zübeyr: "Hayır, böyle olmaz. Çünkü ben Allah Resulü'nü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "İman, hileli öldürmeyi
engeller. Mümin, hileyle (adam) öldürmez" dedi.
38592. Ebu'l-Bahteri'den
nakledildiğine göre Huzeyfe: "Ey dostlarım, sizler hayrı öğrenin. Ben
şerri öğrendim" demiş. "Niçin böyle davrandın?" diye
sorduklarında da: "Çünkü şerrin olduğu yeri bilen, oradan uzak durur"
demiş.
38593. Ebu Zür'a b.
Amr'ın bildirdiğine göre Ebu Hureyre bir gün: "Kişi kıyamet günü bin kere
öldürülür" demiş. Asım b. Ebi'n-Necud: "Ey Ebu Zür'a! Bir adam bin
kere öldürülür mü!" diye itiraz edince, o da: "Evet, öldürdükleri
sayısınca (öldürülür)" diye cevap vermiş.
38594. Hz. Ali der ki:
"Benimle birlikte olduğunuz sürece Sevad (Irak) topraklarını ekmeyin;
çünkü siz o toprakları ekerseniz, su yüzünden kılıçları çeker, kavga edersiniz.
Kavgaya tutuştuğunuzda da küfre düşersiniz."
38595. Harise b.
Mudarrib'in bildirdiğine göre Hz. Ali: "Urayne, Akide ve Usayye kabileleri
alçaklığı hiç bırakmadılar" demiş.
38596. Seleme b. Kuheyl
anlatıyor: Ebu Zabyan, Hz. Ömer'in yanındaydı.
Ömer ona: "Kendine
servet ayır, çokça mal mülk edin; çünkü pek yakında size gelen atalar (devlet
yardımı) kesilebilir" dedi.
38597. Hz. Ali der ki:
"Atayı, yiyecek yardımı olarak verildiği zaman alın.
Fakat ata, dininizden
taviz vermeniz için verilirse, onu kesinlikle reddedin."
38598. Selman der ki:
"Ata (devlet yardımı), helalolduğu sürece onu alın.
Ancak, helalliği
konusunda kuşku duyarsanız onu kesinlikle reddedin."
38599. Ebu Hureyre der
ki: "Çok zaman geçmeden tilki gelip, mescidin iki direği arasında
kestirecek." (Ravi) Abdülmelik der ki: Maksat, Medine mescididir. (Ebu
Hureyre) Bu sözleriyle oranın tahrip edileceğini demek istemiştir.
38600. Ebu Hureyre der
ki: "Katil niçin öldürdüğünü, maktul da niçin öldürüldüğünü bilmeyeceği
zaman gelinceye kadar bu ümmete zeval olmaz.''
38601. Leys'in
bildirdiğine göre Tavus: "O kadar çok karı (hafız) öldürülecek ki
haberleri Yemen'e kadar gidecek" demiş. Bir adam: "Zaten Haccac bunu
yapmadı mı ki?" deyince "Bu henüz gerçekleşmedi" demiş.
38602. Zübeyr b. Adı der
ki: "İbrahim(-i Nehai) bana, ''Sakın fitne sırasında öldürülme!''
dedi."
38603. Huzeyfe b.
el-Yeman şöyle demiş: "Sizden kimse, sakın ola ki, tahkir etmek maksadıyla
yöneticinin üzerine bir adım bile yürümesin. Allah'a yemin ederim ki, kendi
yöneticilerini zelil duruma düşüren bir topluluk, kıyamete kadar zelil halde
yaşamaya mahkum olurlar."
38604. Huzeyfe der ki:
"Şu kenef uğruna iki grup çatışır. Bunlardan hangisinde yer alırsan al,
benim için fark etmez."
Bunun üzerine bir adam:
"Bunlar cennetlik mi, yoksa cehennemlik midirler?" diye sorar.
Huzeyfe: "Ben sana bu kadarını söylüyorum" der. Adam:
"Onlardan
öldürülenlerin durumu nedir?" diye sorar. "Cahiliye döneminde
öldürülenler gibi muamele görürler" der.
38605. Suhaym b. Nevfel
anlatıyor: Abdullah b. Mes’ud bir gün bana:
"Musalliler (namaz
kılanlar) birbiriyle çatışmaya başladığında sen ne yaparsın?" diye sordu.
Ben: "Böyle bir şeyolur mu?" deyince, "Elbette olacak.
Muhammed'in ashabı birbiriyle savaşacak" dedi. Ben: "O zaman ne
yapayım?" diye sordum. "Dilini koru, yerini gizle ve doğru
bildiklerinden ayrılma. Bilmediğin şeyler için bildiklerinden vazgeçme"
dedi.
38606. Haris b. Kays
anlatıyor: Abdullah b. Mes’ud bir gün bana: "Allah'ın seni cennetin
ortasında oturtmasını ister misin?" diye sordu. Ben de: "Kurbanın
olayım. Bundan başka daha ne isterim?" dedim. Bunun üzerine: "Öyleyse
topluluktan ayrılma" dedi.
38607. Eyyub anlatıyor:
Hasan (el-Basri) bir gün bana: "Said b. Cübeyr'in şu yaptığına bak! Bazı
ordu komutanlarıyla birlikte yanıma girip, benden Haccac'a karşı savaşmanın
hükmünü soruyor?!" dedi. Ordu komutanlarıyla ibnü'lEş'as'ın askerlerini
kastetmektedir.
38608. İbn Avn der ki:
Müslim b. Yesar, Basra halkı nazarında Hasan elBasri'den daha değerliydi, ta ki
ibnü'I-Eş'as'e boyun eğinceye kadar. Oysa ki Hasan (el-Basri) ona katılmaktan
kaçınmıştı. Bu sebeple Ebu Said (Hasan elBasri) ondan sonra da saygın biri
olarak yaşamaya devam etti. Diğeri (Müslim) ise itibarını kaybetti.
38609. Cerir b. Hazım
anlatıyor: Bana Mekkelilerden bir ihtiyar şöyle anlattı: ibnü'z-Zübeyr'in
isyanı sırasında İbn Ömer'i gördüm. Mescid'e girdi. Orada silah görünce, ta
Hacer-i Esved'i istilama başlayıncaya kadar, "Sizler dünyayı yücelttiniz,
dünyayı yücelttiniz" deyip durdu.
|
SONRAKİ SAYFA İÇİN
AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN |