m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Fitneler

 

Fitne Olaylarına Katılmak istemeyen ve Fitnelerden Allah'a Sığınanlar

KIYAMET ALAMETLERİ

 

38264. Abdurrahman b. Abdi Rabbi'I-Kabe anlatıyor: (Bir gün) Abdullah b. Amr'ın yanına vardım. Kabe'nin gölgesinde oturmuş, etrafına toplanmış insanlara şöyle diyordu: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir seferdeydik. Bir süre sonra konakladık; kimimiz çadırını kurmaya çalışıyor, kimimiz ok atışı yapıyor, kimimiz de meradaki hayvanlarıyla ilgileniyordu. Tam bu sırada Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) münadisi: "Namaza toplanın!" diye seslendi, toplandık. O zaman Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağa kalkarak bize şu konuşmayı yaptı:

 

"Kuşkusuz - benden önce gelmiş geçmiş her peygamber, ümmetine kendileri için hayırlı olanı göstermeyi ve onları, bildiği kötülüklere karşı uyarmayı Allah'ın kendisine verdiği bir görev olarak bilmiştir. Biliniz ki sizin bu ümmetinize, ilk çağında sağlık ve afiyet verilmiştir. Son dönemlerinde ise, daha evvel bilmedikleri bazı sıkıntılar ve olaylar yaşayacaklardır. İşte o zaman fitne çıkar ve mümin ''Bu benim felaketim olacak'' der. Ama sonra fitne diner. Sizden kim cehennemden uzaklaşıp, cennete girmek isterse, Allah'a ve ahiret gününe inandığı sırada ölümü tatsın. Ziyaretine gelmesini arzuladığı insanları ziyaret etsin. Kim bir imama (devlet başkanına) biat edip, ona biat elini uzatır, ruhunu teslim ederse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Ondan sonra biri çıkıp da onunla iktidar mücadelesine girerse, ikincisinin boynunu vurun."

 

Ben insanların arasından başımı çıkarıp Abdullah b. Amr'a dedim ki: "Allah aşkına söyler misin? Sen bunu Resulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittin mi?" -Elleriyle kulaklarına işaret ederek- liBunu, şu iki kulağım işitti ve kalbim belledi" dedi.

 

Dedim ki: Senin şu amcaoğlun var ya, o bize, aramızda mallarımızı haksız yollarla yememizi, birbirimizi öldürmemizi emrediyor. Oysa ki Allah şöyle buyuruyor: "Aranızda mallarınızı haksız yollarla yemeyin; bile bile günaha girip insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.'' Ben bunu söyleyince Abdullah b. Amr ellerini başının üstüne koyup, başını eğerek bir müddet öyle durdu. Sonra dedi ki: ''Allah'a itaat hususunda ona itaat et; ama Allah'a isyan hususunda itaat etme.''

 

 

 

38265. Abdurrahman b. Abdi Rabbi'l-Ka'be, Abdullah b. Amr kanalıyla Hz.

Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benzer bir hadis nakleder. Ancak senedinde ismi geçen Ve ki, şu ilaveyi zikreder: "Son dönemlerinde ise bir takım bela ve fitnelere maruz kalacaklar; birbirlerini köleleştirecekler" "Sizden kim cehennemden uzaklaşıp, cennete girmek isterse .... ölümü tatsın.''

 

 

 

38266. Müslim b. Ebi Bekre'nin, babası kanalıyla naklettiğine göre bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Fitne zuhur edecektir. Fitne döneminde uzanıp yatan, oturandan daha hayırlıdır. Oturan, ayakta durandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen de koşandan daha hayırlıdır."

 

Bunun üzerine bir adam: "Ya Resulallah! O dönemde bana ne yapmamı emredersin?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise: "Develeri olan, develerinin yanına gitsin. Koyunları olan, koyunlarının yanına gitsin. Arazisi bulunan, arazisine gitsin. Bunlardan hiçbirine sahip olmayan da kılıcını alıp ucunu kayaya vursun. Sonra da kendini kurtarabilirse, kurtarsın" buyurdu. 

 

 

 

38267. Sa'd'ın bildirdiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur -veya bir rivayette Sa'd dedi ki-: "Fitne zuhur edecektir. Fitne döneminde yerinde oturan, ayağa kalkandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, seğirtenden daha hayırlıdır. Seğirten, süratle koşandan daha hayırlıdır."

 

 

 

38268, Halid b. Subey' veya Subey' b. Halid anlatıyor: Kufe'ye gittim. Oradan biraz hayvan getirdim, Ben Kufe mescidindeydim, bir adam çıkageldi ve hemen insanlar etrafını sardı. "Kimdir bu?" diye sordum. "Huzeyfe b. el-Yeman" dediler. Ben de halkaya oturuverdim. Dedi ki: insanlar Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hayrı sorarlardı. Ben ise şerri sorardım. Bir gün kendisine şöyle sordum: "Ey Allah'ın Resulü! Bugün biz hayırlı bir dönemde yaşıyoruz. Söyler misin? Bundan daha kötü bir dönem oldu mu? Bundan sonra daha kötü bir dönem olacak mı?" "Evet, olacak" buyurdu. "Ondan korunmanın yolu nedir?" diye sordum. "Kılıç" buyurdu. "Ya Resulallah! Kılıç kullanıldıktan sonra hayatta kalan olacak mı?" dedim "Evet, barış olacaktır" buyurdu. "Ya Resulallah! Peki barıştan sonra neler yaşanacak?" diye sordum.

 

Buyurdu ki: "Sapkınlık (dalalet) davetçileri zuhur edecektir. Eğer bir halife görürsen, ona bağlan, isterse belini kırsın ve malını gasp etsin. Halife yoksa kaç, ta ki (açlıktan) bir ağacı ısırırken ölüm seni yakalayıncaya dek." Ben: "Ya Resulallah! Daha sonra neler yaşanacak?" diye sordum. "Deccal zuhur edecek" buyurdu. "Ey Allah'ın Resulü! Deccal neyle gelecek?" diye sordum. Buyurdu ki: "Bir ateş ve bir nehirle gelecek. Deccal'in ateşine giren, sevabı hak eder ve günahı silinir. Nehrine giren ise günahı hak eder ve sevabı silinir" buyurdu. Ben: "Ya Resulallah! Deccal'den sonra ne olacak?" diye sordum. Buyurdu ki: "(Kıyametin kopmasına az bir süre kalır. Öyle ki) Sizden birinin kısrağı doğursa, daha tayına binmeden kıyamet kopar" buyurdu.

 

 

 

38269. Yeşkurı der ki: Ben, Huzeyfe'yi şöyle anlatırken dinledim: insanlar Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hayrı sorarlardı. Ben ise şerri sorardım. Çünkü hayrı kaçırmayacağımı anlamıştım. Bir gün Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Allah'ın Resulü! Bu hayırlı dönemden sonra şer olacak mı?" diye sordum. Üç kere: "Ey Huzeyfe! Sen Allah'ın Kitab'ını öğren ve içindekilere uy" dedi. Ben tekrar: "Ey Allah'ın Restılü! Bu hayırlı dönemden sonra şer olacak mı?" diye sordum. "Fitne ve şer olacak" buyurdu. Ben: "Ya Resulallah! O şerden sonra hayır olacak mı?" diye sordum. Üç kere: "Ey Huzeyfe! Sen Allah'ın Kitab'ını öğren ve içindekilere uy" dedi.

 

Ben ısrarla tekrar: "Ya Resulallah! Bu hayırlı dönemden sonra şer olacak mı?" diye sordum. Bunun üzerine buyurdu ki: "Kör ve sağır bir fitne patlak verecektir. Cehennem kapıları önünde ona davet eden bir takım davetçiler türeyecektir. Ey Huzeyfe! Senin bir ağaç kökünü ısırırken ölmen, onlardan birine tabi olmandan daha hayırlıdır.''

 

 

 

38270. Abdullah b. Amr anlatıyor: Bizler Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında halka olmuş oturuyorduk. Derken ya kendisi fitneden söz açtı ya da birileri tarafından bahis konusu yapıldı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da: "İnsanların pek sözlerinde durmadıklarını, emanete riayeti umursamadıklarını ve -parmaklarını birbirine geçirerek- şu hale geldiklerini gördüğün zaman (fitne patlak vermiş demektir)" buyurdu. Ben bunu duyunca yanına kadar giderek "Canım uğruna feda olsun! O devirde ben nasıl davranayım?" diye sordum. Bana dedi ki: "Sen evinden ayrılma, dilini tut, bildiklerini e amel et, bilmediklerinden uzak dur. Sen sadece kendi işinle meşgulol, halkın işine karışma".

 

 

 

38271. Ebu Said'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Müslüman için en hayırlı malın davar sürüsü olduğu dönemin gelmesi pek yakındır. O zaman sürü sahibi Müslüman, davarlarını alıp dağ başlarına ve yağış alan yerlere gider. Böylece fitnelerden uzak durup, dinini korur.''

 

 

 

38272. Huceyr b. er-Rabi' anlatıyor: imran b. Husayn bana şöyle dedi:

"Kavmine git ve onları bu meseleyi hafife almamaları konusunda uyar.

Ben: "Ben onlar tarafından sayılan biri değilim. Beni dinlemezler" deyip itiraz ettim. Bunun üzerine dedi ki: "Öyleyse benden onlara şu mesajı götür: isabet ettireyim ya da ıskalayayım, (Müslümanların karşı karşıya gelen) iki grub(un)dan birine ok atmaktansa, zenci bir köle olup, ölüm gelip çatıncaya kadar dağ başında kara keçileri otlatmayı yeğlerim"

 

 

 

38273. Huzeyfe der ki: "Fitnenin bir uykuda olduğu dönemler, bir de uyanık olduğu dönemler vardır. Eğer fitnenin uykuda olduğu dönemlerde ölebilirsen, öl."

 

 

 

38274. Abdullah b. Amr der ki: "Arapların kökünü kazıyacak fitne veya fitneler zuhur edecektir. Fitne olaylarında öldürülenler cehennemliktir. O dönemlerde dil, kılıçtan daha etkili olur.''

 

 

 

38275. Ebu Kebşe es-$edusı anlatıyor: Bir gün Ebu Musa bize bir hutbe irat etti, hutbesinde şunları söyledi: "Pek yakında karanlık gecenin dilimleri gibi fitneler zuhur edecektir. Bu dönemde kişi Müslüman olarak sabahladığı halde kafir olarak akşamlar. Kafir olarak sabahladığı halde Müslüman olarak akşamlar. Bu dönemde oturan, ayağa kalkandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen de binekliden daha hayırlıdır!"

Bunun üzerine: "O zamanda ne yapmamızı önerirsin?" diye sordular. "Evlerinizde oturun" dedi.

 

 

 

38276. Mücahid'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet öncesinde karanlık gecenin dilimleri gibi fitneler yaşanır. O dönemde kişi mümin olarak sabahlarken kafir olarak akşamlar. Mümin olarak akşamlarken, kafir olarak sabahlar. Bir takım milletler, geçici dünya menfaati karşılığında dinlerini satarlar."

 

 

 

38277. Ebu Musa'nın bildirdiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Yaylarınızı kırınız -yani fitne dönemlerinde-, kirişlerini kesiniz, evlerinizden dışarı çıkmayınız ve o zamanda Adem'in iki oğlundan en hayırlısı gibi davranınız".

 

 

 

38278. Ebu Zer anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün bana "Ey Ebu Zer! İnsanların birbirleriyle çatışmaya girip Hicaretü'z-Zeye bölgesinin kana bulandığını görürsen ne yaparsın?" diye sordu; "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. ''Evine gir!" buyurdu. Ben: "Silahlanayım mı?" dedim. "O zaman (fitneye) karışmış olursun" buyurdu. "Öyleyse nasıl yapayım ey Allah'ın Resulü?" diye sordum. Buyurdu ki: "Güneş ışınlarından yandığını hissedersen, entarinin (ridanın) bir ucunu yüzüne ört. Bu surette (katil) hem senin, hem de kendi günahını yüklenmiş olur."

 

 

 

38279. Ebu Musa anlatıyor: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yakında öyle günler gelecek ki o günlerde cahillik hakim olur, ilim kaldırılır ve herc artar" buyurdu. "Ya Resulallah! Herc nedir?" diye sordular; "Katliam (pervasızca) öldürme" buyurdu.

 

 

 

38280. Huzeyfe der ki: "Karanlık gecenin saatleri gibi fitne olayları çıktı çıkacak. O olaylar sırasında her cesur yiğit, her hızlı süvari ve her gür sesli edip hatip helak olur.''

 

 

 

38281. Kürz b. Alkame el-Huzai'nin anlattığına göre bir adam: "Ya Resulallah! islam'ın bir sonu olacak mı?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet. Allah, Araplardan veya Acemlerden hayır murat ettiği her hane halkına İslam'a girmeyi nasip etti" buyurdu. Adam: "Sonra ne olacak?" diye sordu. Allah Resalü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Sonra kara bulutlar misali fitneler zuhur eder ve sizler, başını kaldırıp avının üzerine atlayan yılanlar gibi, birbirinizin boynunu vuran düşmanlara dönersiniz" buyurdu.

 

 

 

38282. Usame bildiriyor: Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine surlarından bir surun üzerine çıktı ve: "Benim gördüğümü görebiliyor musunuz? Ben, evlerinizin arasından yağmur tanelerinin düşmesi gibi fitne olaylanrun zuhur ettiğini görüyorum" buyurdu.

 

 

 

18283. Ebu'l-Minhal Seyyar b. Selame anlatıyor: İbn Ziyad döneminde Şam'da Mervan, Mekke'de ibnü'z-Zübeyr ve Basra'da Kariler (Hariciler) ayaklandı. Bu durum babamı çok üzdü. -Ebu'I-Minhal babasını hayırla yad ederdi- Bir gün babam bana dedi ki: Oğlum! Haydi, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından olan şu zatın yanına gidelim. Sonra oldukça sıcak bir günde yola çıkıp Ebu Berze el-Eslemi'nin yanına vardık. Ebu Berze el-Eslemi kamıştan yapılma çardağının gölgesinde oturuyordu. Babam söze başlayıp sohbet açtı. Dedi ki: “Ebu Berze! Görmez misin? Görmez misin?'' Bu ağzından çıkan ilk sözlerdi. Sonra şöyle devam etti: Ben Kureyş kabilelerine çok öfkeliyim. Siz Araplar, bildiğiniz gibi, sayıca az ve cahil bir kavim idiniz. Allah, islam ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sayesinde sizi bu durumdan kurtardı ve bugün gördüğünüz duruma getirdi. Sizin aranızı asıl bu dünya bozdu. O Şam'da ayaklanan zat -Mervan'ı kastediyor- Vallahi dünya dışında bir amaç için savaşmıyar. O Mekke'de ayaklanan zat -ibnü'z-Zübeyr'i kastediyor- Vallahi dünya dışında bir amaç için savaşmıyar. Şu sizin etrafınızda dolaşan ve kariler diye isimlendirdikleriniz de Vallahi dünya dışında bir amaç için savaşmıyarlar. Babam saymadık kimse koymadı ve sonra Ebu Berze'ye: “Ebu Berze! Sen ne düşünüyorsun?" diye sordu. Ebu Berze şöyle cevap verdi: "Ben bugün kendilerini gizleyen, insanların mallarından karınlarına haram lokma girmemiş, onların canlarına kıyıp günahlarını yüklenmemiş gruptan daha hayırlısını görmüyorum."

 

 

 

38284. Huzeyfe anlatıyor: Hz. Ömer'in yanında oturuyorduk. "Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) fitne hakkında söylediği sözünü hanginiz aynen onun söylediği gibi ezbere bilmektedir?" diye sordu.

 

"Ben biliyorum" dedim. "Pek de cüretkarmışsın! Ne söyledi (anlat bakalım)?" dedi. Ben de şöyle anlattım: Ben, Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kişinin ailesi, malı, canı ve komşusu hakkında işlediği kusurlara oruç, sadaka, iyiliği emir ve kötülükten men gibi ameller kefaret olur" buyururken işittim.

Ömer: "Ben bunu istemiyorum. Bilakis denizin kabarması gibi kaynayacak fitne kazanını kastediyorum" deyince, ben: "Bundan sana ne? Ey müminlerin emiri. Seninle fitne arasında kapalı bir kapı var" dedim. "Kapı kırılır ya da açılırsa?" dedi. Ben: "Maalesef kırılacak" deyince, "işte ondan sonra bir daha kapanmayabilir" dedi.

Ravi der ki: Huzeyfe'ye: "Ömer o kapının kim olduğunu biliyor muydu?" diye sorduk.

"Evet, benim yarının, bu geceden sonraki gün olduğunu bildiğim gibi biliyordu. Çünkü ben ona, içinde yalan ve yanlış bulunmayan bir hadis naklettim" dedi.

Ravi der ki: Biz o kapının kim olduğunu Huzeyfe'ye sormaktan çekindik ve Mesruk'a: "Sen sor" dedik. Sordu. O da: "Ömer" dedi.

 

 

 

38285. Huzeyfe: "Kuşkusuz kırbaç fitnesi, kılıç fitnesinden daha şiddetlidir" dedi. "Bu nasılolur?" diye sorduklarında ise "Kişi tabuta konuncaya (ölen e) kadar kırbaçlanır" diye cevap verdi.

 

 

 

38286. Said b. Zeyd anlatıyor: Bir gün Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanındaydık. Derken bir fitneden bahsedip tesirinin büyük olacağını anlattı. Bunun üzerine biz: "Ya Resulallah! O döneme yetişirsek muhakkak helak oluruz!" deyince, "Asla, öldürülmeniz sizin için yeterlidir" buyurdu.

Said der ki: Daha sonra ben kardeşlerimin öldürüldüğünü gördüm.

 

 

 

38287. Huzeyfe anlatıyor: Üç fitne olayı yaşanır. Dördüncüsü ise insanları Deccal'e götürür. Birincisi kolayatlatılır. ikincisi biraz daha ağır geçer. En karanlık olanı ise denizin kabarması misali (cadı kazanı gibi) kaynar.

 

 

 

38288. Yine Huzeyfe'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Kör ve sağır bir fitne olayı patlak verir. Cehennemin kapısında bir takım davetçiler (halkı) ona katılmaya davet eder. Ey Huzeyfe! Bir ağaç kökünü ısırırken ölmen, senin için onlardan birine uymaktan daha hayırlıdır. ''

 

 

 

38289. Bir adam Huzeyfe'ye: "Namaz kılan Müslümanlar birbirleriyle savaşa tutuştukları zaman ben ne yapayım?" diye sorar. O da: "De ki: Ben seni öldürmeyeceğim. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.

 

 

 

38290. Yine Huzeyfe der ki: "Fitne olaylarına üç kişi yol açar. Biri, öngörülü ve akıllı biridir. Kendisine kalkan her başı kılıcıyla yok eder. ikincisi, hatiptir. Gelişmeler onu öne çıkarır. Diğeri de ünlü bir aslızadedir. Öngörülü ve akıllı olanı alt edersin. Son ikisini ise araştırır, denersin''.

 

 

 

38291. Yine Huzeyfe dedi ki: "(Fitne) yularını çekerek gelip (yurdunuza) yerleştiği, her taraftan üstünüze üstünüze geldiği zaman ne yaparsınız?!"

Yanındakiler: "Vallahi bilmiyoruz" deyince, şöyle devam etti: "Fakat Vallahi ben biliyorum. O gün sizler köle ile efendisinin durumuna düşersiniz. Efendisi ona sövse, o efendisine sövemez, Efendisi onu dövse o efendisini dövemez,"

 

 

 

38292. Yine Huzeyfe dedi ki: "Kadın mahrem yerini açıp tecavüzcülere karşı korumasız kaldığı gibi, sizler de dininizden uzaklaştığınız zamanda haliniz nasıl olur?!"

 

Yanındakiler: "Hiçbir bilgimiz yoktur" deyince, şöyle söyledi: "Fakat Vallahi ben biliyorum. O gün siz ya çaresiz ya da günahkar biri olursunuz" dedi.

içlerinden biri: "Bu durumda çaresiz kalan kişiye yazıklar olsun!" deyince Huzeyfe: "Asıl sana yazıklar olsun, sana yazıklar olsun" dedi.

 

 

 

38293. Haraşe anlatıyor: Bir gün Huzeyfe mescide girdi ve birbirlerine Kur'an okutan bir topluluğun yanına vararak: "Eğer doğru yoldaysanız (bilin ki) siz çok gerilerde kaldınız. Fakat Kur'an'ı okumayı bırakırsanız, sapıtırsınız" dedi. Sonra gidip bir ders halkasına oturdu ve şöyle dedi: "Biz Kur'an'ı okumadan inanmış bir topluluktuk. Öyle bir topluluk gelecek ki onlar inanmadan, Kur'an'ı okurlar." içlerinden biri: "Fitneden mi bahsediyorsun?" diye sorunca Huzeyfe:

"Evet. Fitne sizleri üzecek biçimde önünüzde zuhur etti. Sonra üzerinize sağanak sağanak kesintisiz biçimde gelmeye devam edecek. O zaman insan iki durumdan birine düşer: Acizlik veya fasıklık."

Haraşe der ki: Bu konuşma üzerinden fazla zaman geçmeden ben, kişinin kılıcını çekip dışarı çıktığını ve önüne geleni öldürdüğünü gördüm.

 

 

 

28394. Zeyd b. Vehb'in naklettiğine göre Huzeyfe'ye "Fitnenin durduğu anlar ve harekete geçtiği anlar ne demektir?" diye soruldu. O da: "Harekete geçtiği anlar, kılıcın çekilmesi, durduğu anlar ise kılıcın kınına sokulması, demektir" diye cevap verir. 

 

 

 

38295. Ebu't-Tufeyl Amir b. Vasile anlatıyor: Huzeyfe, "insanların en hayırlısının uzak durup gizlendiği fitne patlak verince sen ne yaparsın?" diye sordu.

"Ne yaparım ki? O bizden birinin hediyesidir; dilediği yere verir" dedim. O da: "Sen ibnu'l-mehad (iki yaşına girmiş erkek deve) gibi ol; çünkü İbn Mehad, binilecek yaşta değil ki binilsin, sağmal değil ki sağılsın'' dedi.

 

 

 

38296. Yine Huzeyfe şöyle demiştir: "Öyle bir fitne patlak verecek ki ortaya çıkarken sureti haktan görünür, fakat dönüp giderken batılolduğu anlaşılır. Fitne çıkınca, çobanın sürüsünün arkasında sopasına yapışıp kaldığı gibi, olduğunuz yerde tutunmak için çalışın, fitne tufanı sizi alıp götürmesin."

 

 

 

38297. Meymun b. Ebi Şebib'in anlattığına göre Huzeyfe'ye: "İsrail oğulları bir günde mi inkar ettiler?" diye soruldu. Şu karşılığı verdi: "Hayır. Bilakis fitneye karışmaları için kendilerine teklif yapılır, onlar da reddederlerdi. Sonra buna zorlanırlardı. Sonra tekrar kendilerine teklif yapılır, yine reddederlerdi. Sonunda fitneye karışmaları için kırbaçlandılar, kılıçla tehdit edildiler. Onlar da suya dalar gibi fitneye daldılar. Ondan sonra ne iyiliği iyilik bildiler, ne de kötülüğe karşı çıktılar!"

 

 

 

38298. Rib'ı anlatıyor: Huzeyfe'nin cenazesinde bir adamdan duydum. Dedi ki: Ben bu tabuttaki zatı şöyle derken işittim: "Ben, Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (fitneyle ilgili sözlerini) duyduktan sonra, artık gam yemem. Sizler birbirinizle çatışmaya başladığınızda ben evime kapanacağım. Eğer zorla evime girilirse, (mütecavize): ''işte boynum, vur! Hem benim hem de kendi günahını yüklen'' diyeceğim."

 

 

 

38299. Huzeyfe der ki: "Kim topluluktan bir karış ayrılırsa, islam'dan çıkmış olur." 

 

 

 

38300. Huzeyfe der ki: "insanlar öyle bir dönem geçirecekler ki, o dönemde, ancak boğulmak üzere olan kimsenin yaptığı dua gibi dua eden kurtulacaktır."

 

 

 

38301. Huzeyfe der ki: "insanlar öyle bir dönem geçirecekler ki, o dönemde ancak boğulmak üzere olan kimsenin yaptığı dua gibi dua eden kurtulacaktır."

 

 

 

38302. Huzeyfe dedi ki: ''Vallahi kişi gözleri sağlam olarak sabahlar. Sonra akşama erdiğinde kirpikleriyle bakamaz olur."

 

 

 

38303. Zeyd anlatıyor: Huzeyfe "Küfrün önderleriyle savaşın''5 ayetini okudu ve "Henüz bu ayette işaret edilen kişilerle savaşılmadı" dedi.

 

 

 

38304. Muhammed b. Mesleme anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana bir kılıç vererek şöyle buyurdu: "Müşriklerle savaşıldığı sürece sen de bu kılıçla onlara karşı savaş. Ne zaman ki insanların (Müslümanların) birbirlerinin boyunlarını vurmaya başladığını gördün, o zaman bunu alıp bir kayanın başına git. Sonra kırılıncaya kadar onu kayaya vur. Sonra evine git ve şaşkın bir el ya da verilmiş ölüm hükmü (ecel) seni yakalayıncaya kadar oradan çıkma.''

 

 

 

38305. Ebu'l-Mütevekkil en-Naci'nin bildirdiğine göre Ebu Said el-Hudri:

"Sakın fitne (ımmiyye) savaşına girmeyin ve cahiliye ölümüyle ölmeyin" dedi.

Ebu'l-Mütevekkil der ki: Kendisine: "Fitne savaşı (ımmiyye) nedir?" diye sordum. "Ey Falan, ey Falan oğulları" diye bir çağrıya icabet edip savaşmaktır" dedi. "Peki, cahiliye ölümü nedir?" diye sordum. "Devlet başkanına (halifeye) bağlı olmaksızın ölmendir" dedi.

 

 

 

38306. Aynı şekilde Hasan el-Basri de: "Fitne sırasında savaşa iştirak edip ölmek, cahiliye ölümüdür" demiştir.

 

 

 

38307. Abdullah b. Amir anlatıyor: insanlar, Hz. Osman hakkında ileri geri konuşmaya başlayınca, babam kalkıp gece namaz kıldı ve sonra uyudu. Kendisine: ''Kaik ve salih kullarını koruduğu fitneden seni koruması için Allah'a dua et'' denildi. Bunun ?zerine yatağından kalktı. Ancak çok geçmeden hastalandı. Ondan sonra ölünceye kadar da dışarı çıktığı görülmedi.

 

 

 

38308. Hz. Ali der ki: ''İslamiyet her geçen gün güç kaybeder. Öyle bir dönem gelir ki ''Allah Allah'' sözleri dahi işitilmez olur. O döneme gelinince dinin önderi kendini gösterir (yani, dinin zemini sağlamlaşır). O zaman bir topluluk gönderilir. Bunlar son bahar bulutlarının toplandığı gibi toplanıp biraya gelirler. Vallahi ben onların kumandanlarının (emirinin) ismini de süvarilerinin karargahını da biliyorum."

 

 

 

38309. Huzeyfe: ''Kim topluluktan bir karış olsun ayrılırsa, islam bağını boynundan çıkarıp atmış olur" demiştir.

 

 

 

38310. Hz. Ali der ki: ''Halifeler (devlet başkanları) Kureyş'tendir. Kim topluluktan bir karış olsun ayrılırsa, islam bağını boynundan çıKarıp atmış olur.''

 

 

 

38311. Abdullah (b. Mes'ud) der ki: Fitne elbisesini giydiğinizde haliniz nasıl olur? O öyle bir fitne ki çocukları yaşlandırır, yaşlıları ihtiyarlatır. insanlar onu gelenek olarak kanıksarlar ve ondan bir şey değiştirilse, ''gelenek değiştirildi'' denir. 

Kendisine: "Ey Ebu Abdirrahman! Bu ne zaman olacaktır?" diye sorduklarında da "içinizde kariler (Kur'an okuyucuları) çoğalıp, güvenilir (emin) insanlar azaldığı, emirler (valileler) artıp, fakihler azaldığı ve ahiret ameliyle dünyalık peşinde koşulduğu zaman" diye cevap verdi.

 

 

 

38312. Hz. Ali der ki: "Allah bu ümmete beş fitne yaşatır. Önce umumi bir fitne, sonra hususi bir fitne yaşanır. Sonra tekrar umumi bir fitne ve ardından yine hususi bir fitne yaşanır. Sonra öyle bir fitne çıkar ki denizin kabarması gibi kabarıp kaynar ve o dönemde insanlar adeta hayvana dönüşürler."

 

 

 

38313. Ebu Reca el-Utaridi anlatıyor: Ben İbn Abbas'ı minberde şöyle söylerken işittim: "Kim topluluktan bir karış olsun ayrılırsa, cahiliye ölümüyle ölmüş olur."

 

 

 

38314. Huzeyfe der ki: "Sizden hak istendiğinde verdiğiniz, ama sızın hakkınız verilmediği dönem geldiğinde ne yaparsınız?" Zeyd: "Sabrederiz" der. Huzeyfe de: "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki o zaman oraya girersiniz" der.

 

 

 

38315. Ebu Salih el-Hanefı anlatıyor: Kufe halkı (kendilerine vali olarak gönderilen) Said b. el-As'ı kabul etmeyip kovmuşlardı. O sırada bir adam mescitte oturmakta olan Huzeyfe ve Ebu Mes'ud el-Ensar'i"nin yanına vararak: "insanlar ayaklanıp isyan başlatmışken siz niçin burada oturuyorsunuz? Vallahi biz doğru yoldayız (yani doğrusunu yapmaktayız)!?" dedi. Huzeyfe ve Ebu Mes'ud da: "Nasıl doğru yolda olabilirsiniz ki! Siz valinizi (imamı) kovdunuz!? Vallahi, çoban (yönetici) merhametli, sürü (tebaa) de muti (itaatkar) olmadıkça istikamet üzere olamazsınız" dediler.

Bir adam: "Çoban merhametli, sürü de muti etmezse, bize ne yapmamızı önerirsin?" diye sorunca Huzeyfe: "O zaman çıkar gideriz ve sizi kendi halinize bırakım" dedi.

 

 

 

38316. Yezid b. Suheyb el-Fakır der ki: "Öğrendiğim bir habere göre fitne sırasında kılıç kuşanan herkes, onu (boynundan) çıkarıncaya kadar kendisinden öfke duyulan birisi olarak yaşar."

 

 

 

38317. Süleyman b. Amr, babasından şöyle naklediyor: Veda haccında Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Hangi gün daha kutsaldır" -üç kere- "Hacc-ı ekber günü" dediler. "Bilin ki kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız, bu beldenizde bu ayınızda bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup dokunulmazdır. Dinleyin! Cinayet işleyen, ancak kendisine karşı cinayet işlemiş olur. Cinayet işleyen, ancak kendisine karşı cinayet işlemiş olur. Hiçbir baba çocuğuna karşı cinayet işlemez. Hiçbir çocuk da babasına karşı cinayet işlemez. Dikkat edin ey ümmetim! Tebliğ ettim mi?"

 

"Evet, tebliğ ettin" dediler. Bunun üzerine üç kere "Şahit ol Allahım!" dedi.

 

 

 

38318. Abdülmecid Ebu Amr naklediyor: Ben Adda b. Halid b. Hevze'yi şöyle anlatırken işittim: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Veda haccı na katıldım. O gün Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üzengiler üzerinde ayağa kalkmış, şöyle hitap ederken dinledim:

"Biliyor musunuz, bu ay hangi aydır? Bu belde hangi beldedir?" Sonra şöyle buyurdu: "Bilin ki kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız, bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup dokunulmazdır. Tebliğ ettim mi?"

"Evet, tebliğ ettin" dediler. Bunun üzerine üç kere "Şahit ol Allahım!" dedi.

 

 

 

38319. Ebu Bekre anlatıyor: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu ay hangi aydır?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Sustu. Öyle ki ayı başka bir adla anacağını sandık. Sonra "Zilhicce değil midir?" buyurdu. "Evet. Zilhicce'dir" dedik. "Bu belde hangi beldedir?" diye sordu. Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Sustu. Öyle ki onu başka bir adla anacağını düşündük. Sonra "Kutsal belde değil midir?" buyurdu. "Evet, öyledir" dedik. Sonra "Bu gün hangi gündür?" diye sordu. "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedik. Sustu. Öyle ki onu başka bir isimle anacağını sandık. Sonra: "Kurban bayramı günü değil midir?" buyurdu. "Evet, öyledir ya Resulallah!" dedik. Sonra şöyle buyurdu:

"Bilin ki kanlarınız, mallarınız -İbn Sirin'in rivayetine göre- ve ırzlarınız, bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup dokunulmazdır. (Bir gün) Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız ve O sizi amellerinizden hesaba çekecektir."

 

 

 

38320. Cabir anlatıyor: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccında "Biliyor musunuz, hangi gün daha kutsaldır?" diye sordu. "Bu günümüz" dedik. "Hangi belde daha kutsaldır?" diye sordu. "Bu beldemiz" dedik. "Hangi ay daha kutsaldır?" diye sordu. "Bu ayımız" dedik. Sonra şöyle buyurdu: "Bilin ki kanlarınız ve mallarınız, bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup dokunulmazdır."

 

 

 

38321. Murre'nin naklettiğine göre Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir zat şöyle anlatmış: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kulağı hafif kesilmiş kızıl bir deve üzerinde ayağa kalkarak bize şöyle hitap etti:

"Biliyor musunuz? Bu gününüz hangi gündür? Biliyor musunuz? Bu ayınız hangi aydır? Biliyor musunuz? Bu beldeniz hangi beldedir? Bilin ki kanlarınız ve mallarınız, bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsalolup birbirinize haramdır.''

 

 

 

 

38322. Zeyd anlatıyor: Cer'a günü Huzeyfe'ye "Sen niçin halkla beraber çıkmıyorsun?" diye soruldu. O da şöyle cevap verdi: "Onlarla birlikte niçin çıkayım? Ben biliyorum ki onlar, aralarında bir damla bile kan dökülmeden geri dönecekler. Cer'a olayıyla ilgili çok şeyanlatıldı. Ben, evinizdekilere karşılık onları sizinle paylaşmak istemem. Hiç kuşkunuz olmasın, fitne, arayanı bulur.''

 

 

 

38323. Huzeyfe der ki: "Keşke yanımda, kalpleri altından yüz adam olsaydı.

Hemen bir kayanın üzerine çıkar, onlara öyle bir konuşma yapardım ki ondan sonra fitne asla kendilerine zarar veremezdi. Sonra yavaş yavaş uzaklaşırdım ve ben onları onlar da beni göremezlerdi."

 

 

 

38324. Yine Huzeyfe şöyle demiştir: "Eğer bildiklerimi size anlatacak olsam, bana karşı tavrınızda üçe bölünürdünüz; bir grup benimle savaşır, bir grup beni yalnız bırakır, bir grup da beni yalanlardı."

 

 

 

38325. Huzeyfe dedi ki: "Herkesin, kendisine bağlı bulunan taraftarı vardır ki zafer onları bozar. Bundan yalnız iki kişi müstesnadır. Bunlardan biri ortaya çıkmıştır. Diğeri ise tartışmalıdır. Ortaya çıkan Ömer'dir. Tartışmalı olan ise Ali'dir."

 

 

 

38326. ibnü'I-Hanefiyye der ki: "Allah, eline hakim olup, dilini tutan, gönlü zengin olup, evinde oturan kişiyi esirgesin. Bu kişi umduğu sevabı kazanır ve kıyamet günü sevdikleriyle birlikte olur. Unutmayın ki, Müminlerin kılıçlarından önce amelleri onlara yetişir. Dikkat edin. Hakkın da bir devleti vardır ve Allah, dilediği zaman onu kurar.''

 

 

 

38327. Sunabihi der ki: Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Ben Havz'ın başına sizden önce varacağım ve diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Sakın benden sonra birbirinizle çatışmaya girmeyin."

 

 

 

38328. Yine Sunabihi el-Ahmesi, Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benzer bir hadis nakletmiştir.

 

 

 

38329. Abdullah b. Ömer'den nakledildiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccında: "Acırım sizlere veya yazıklar olsun size! Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmeyin" buyurmuştur.

 

 

 

38330. Cerir anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana bir gün "İnsanları sustur!" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Sakın sizleri, benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmüş olarak bilmeyeyim."

 

 

 

38331. Yine Cerir anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccında "İnsanları sustur" dedi. Sonra "Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmeyin" buyurdu.

 

 

 

38332. Huzeyfe anlatıyor: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana dedi ki: "Ben sizden önce Havz'ın başına varacağım. Bazı kavimler için mücadele edeceğim ve fakat onları kurtarmayı başaramayacağım. Ben: ''Ya Rabbi! Onlar benim ashabım'' diyeceğim. Fakat bana: ''Sen, onların senden sonra neler yaptıklarını bilmiyorsun'' denilecek.''

 

 

 

38333. Enes b. Malik anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana şöyle dedi: "Kevser, Rabbimin bana vaad ettiği ve pek çok hayrın kaynağı olan bir nehirdir. O kıyamet günü ümmetimin başında toplanacağı Havz'ımdır ki yanında, yıldızların sayısınca kap vardır. Aralarından bir kul çekilip alınır ve ben: ''Ya Rabbi! O, benim ümmetimdendir'' derim. Rabbim de: ''Sen onun, senden sonra neler yaptığını bilmiyorsun'' der.''

 

 

 

38334. Ümmü Seleme der ki: Ben şu minberde Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Ben sizden önce Kevser'in başına varacağım. Ben Kevser'in başında beklerken bir de bakarım ki sizler bölük bölük oradan geçirilip götürülüyorsunuz. Ben: ''Bu tarafa doğru gelin'' diye seslenirim. Bir münadi: ''Bil ki onlar senden sonra (dinlerini) değiştirdiler'' der. Ben de: ''Kahrolsunlar öyleyse'' derim."

 

 

 

38335. Murre'den nakledildiğine göre Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir zat şöyle anlatmış: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağa kalkarak şöyle buyurdu: "Ben Havz'ın başına sizden önce varacağım. Orada sizi bekleyeceğim ve diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Ona göre yüzümü kara çıkarmayın.''

 

 

 

38336. Ebu'l-Bahterı anlatıyor: Hz. Ömer, Ebu Musa'ya şöyle yazdı: "Bil ki insanlar sultanlarından nefret ederler. Kendim ve sizin adınıza kalplerde beslenen kinlere, üstün tutulan dünyalığa ve peşinden gidilen arzulara bulaşmaktan Allah'a sığınırım. Kabileler (kabilecilik düşüncesiyle) çağırılmaya başlar ki bu, şeytandan kaynaklanan bir gururdur. Eğer bunlar olur da kılıç kullanmak gerekirse, kılıç kullan. Öldürmek gerekirse öldür. Ta ki ''Ey Müslümanlar! Ey Müslümanlar!'' diye çağırsınlar.''

 

 

 

38337. Ubey b. Ka'b der ki: Ben, Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim kabilecilik davası güderse, ona ''Babanın şeyini ısır'' deyin, kinaye kullanmayın'' diye buyururken işittim.

 

 

 

38338. Yine Ubey, Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aynı hadisi nakleder.

 

 

 

38339. Hz. Ömer der ki: "Kim kabilecilik yaparsa, ona ''Babanın şeyini yala'' deyin.''

 

 

 

38340. Talha b. Ubeydillah b. Kerlz'in naklettiğine göre Hz. Ömer, ordu kumandanlarına şöyle yazmış: "Eğer kabileler, kabilecilik yapmaya başlarsa, islam çağrısına dönünceye kadar kılıçla onların boyunlarını vurun."

 

 

 

38341. Ebu Salih der ki: "Her kim ''ey falan oğulları!'' diye çağrıda bulunursa, bu şekilde sadece cehennem ateşine davet etmiş olur."

 

 

 

38342. Mesruk'tan nakledildiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sakın benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere döndüğünüzü görmeyeyim. Çünkü kişi, kardeşinin ya da babasının işlediği suçtan dolayı sorgulanmaz."

 

 

 

38343. Abdullah (b. Mes’ud) der ki: "Bir takım fesatlar ve karışıklıklar ortaya çıkacak. Aman sen sağduyulu ol. Zira hayır yolunda (başkasının) tabi(si) olman, şer yolunda lider olmandan daha iyidir."

 

 

 

38344. Şa'bi'den nakledildiğine göre bir adam: "Yetiş ey Dabbe!" diye seslendi. Hemen bir mektupla durum Hz. Ömer'e bildirildi. Ömer de valisine şöyle yazdı: "Onu cezalandır veya tedip et. Dabbe bu zamana kadar onlardan ne bir kötülüğü savmış, ne de onlara hayır getirmiştir.''

 

 

 

38345. Zeyd b. Sabit naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gizli açık her türlü fitneden Allah'a sığının" buyurdu. Biz de "Gizli açık her türlü fitneden Allah'a sığınırız" dedik.

 

 

 

38346. Abdullah (b. Mes'ud) naklediyor: Hz. Osman kendisine bir elçi göndererek Medine'ye doğru yola çıkmasını emredince insanlar yanında toplanıp ona şöyle dediler: "Kal, gitme! Biz seni koruruz. Sana hiç bir zarar veremez." Abdullah ise: "Bir takım olaylar ve fitneler çıkacak. Fitne kapısını ilk açan kişi ben olmak istemem. Ona itaat borcum var" diyerek insanların teklifini reddedip yola çıktı.

 

 

 

38347. Yüseyr b. Amr anlatıyor: Ebu Mes'ud'u uğurlamaya çıktık. Kadisiye yolu üzerinde konakladı. Bir bahçeye girerek ihtiyaç giderdi. Sonra abdest aldı. Çorapları üzerine mesh etti. Sonra bahçeden çıktı. Sakallarından hala su damlıyordu. Kendisine dedik ki: "Bize ne tavsiye edersin? Çünkü insanlar fitneye düştüler. Bir daha seninle karşılaşır mıyız, karşılaşmaz mıyız bilemiyoruz." O da şu tavsiyede bulundu: "Allah'tan korkun, sabredin. Sonunda iyi olan rahat nefes alacak ya da kötü olandan insanlar kurtulacak. Topluluktan sakın ayrılmayın. Zira Allah, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetini dalalet üzere birleştirmez."

 

 

 

38348. Enes b. Malik der ki: "Önce melikler / krallar çıkacak, onları zalim hükümdarlar takip edecek, sonra da tağutlarfzorbalar zuhur edecektir."

 

 

 

38349. Ubeyd b. Umeyr anlatıyor: (Bir sabah) Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) odaların sahiplerinin (eşlerinin?) yanına çıkarak şöyle seslendi: "Ey odalarda oturanlar, Cehennem ateşi tutuşturuldu. Karanlık gecenin saatleri gibi fitneler (peş peşe) çıkmaya başladı. Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.''

 

 

 

38350. Huzeyfe der ki: "Sığır sürüsü gibi fitnelerin gölgesi üzerimize düştü.

Bu fitne olaylarında herkes helak olur. Sadece çıkmadan önce onları bilenler bundan kurtulur."

 

 

 

38351. Abs oğullarından bir adam anlatıyor: Bir gün Huzeyfe bize "Allah, Muhammed ümmetinin işinden inayetini çekince haliniz nice olur?" dedi. Bir adam: "Sen de bize felaket tellallığı yapmaya devam ediyorsun! Allah, Muhammed ümmetinin işinden inayetini çeker mi?!" deyince, Huzeyfe: "Söyler misin? Ümmetin başına, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bile ağırlığı (değeri) olmayan biri geçerse, o zaman Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetinin işi bitmiş olmaz mı?!" dedi.

 

 

 

38352. Halid b. Urfuta'dan nakledildiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine şöyle buyurmuş: "Ey Halid! Gelecekte bir takım olaylar ve ihtilaflar -Affan rivayetine göre: ve tefrika- yaşanacaktır. Olaylar patlak verdiğinde, olabilirsen, öldüren (katil) değil, öldürülen (maktul) ol".

 

 

 

38353. Ebu Bürde anlatıyor: Bir gün Muhammed b. Mesleme'nin yanına girdim ve ona: "Allah seni esirgesin! Senin bu dinde bir yerin var. Halkın arasına çıksan da onlara (iyiliği) emredip (kötülükten) men etsen?" dedim. Bana yanıtı şu oldu: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Gelecekte bir takım fitne, tefrika ve ihtilaflar yaşanacaktır. Bunlar olunca kılıcını alıp Uhud'a git ve onu parçalayıncaya kadar (kayaya) vurmaya devam et. Sonra da evine çekil, şaşkın bir el ya da ölüm hükmü (ecel) gelinceye kadar (evinden) çıkma". Bahsettiği olaylar vuku buldu ve ben Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana söylediği gibi yaptım.

 

 

 

38354. İbn Sirin der ki: Öğrendiğim bir habere göre Şam, sakinleri (bedevileri) Şamlı olmadığı sürece huzurlu bir belde olmaya devam edecektir? 

 

 

 

38355. Abdullah b. Amir'in, babasına dayandırarak naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Hiç (bir devlet başkanına) biat etmeden ölen kişi cahiliye ölümüyle ölmüştür. Biat ettikten sonra itaatsizlik edeninse, mazereti yoktur".

 

 

 

38356. Kasım b. Abdirrahman'ın bildirdiğine göre Asım el-Beceli şöyle demiştir: Adamınız Bikali'ye -yani Nevf'e- Şaban ayındaki işareti, Ramazan'daki olayları, Şevval'deki temyizi, Zilkade'deki öldürme ve çatışmayı ve Zilhicce'deki hükmü sorun?''

 

 

 

38357. Selman b. Rabia anlatıyor: Bir gün Hz. Ömer dedi ki: "Gelecekte öyle yöneticiler (emirler) ve valiler zuhur edecek ki onlara yakınlık fitne, muhalefet ise küfürdür."

Ben bunu duyunca: "Allahü ekber, bir daha söyle, ey müminlerin emiri! Beni rahatlattın" dedim. O da dediklerini tekrarladı.

Selman b. Rabia der ki: Allah "Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür"[Bakara, 191] buyuruyor. Ben ise fitneyi, adam öldürmeye yeğlerim.

 

 

 

38358. Muhammed (b. Sirin) anlatıyor: Ebu Mes’ud el-Ensarı, ölümüyle sonuçlanan hastalığı sırasında Huzeyfe'nin yanına girdi, onu kucakladı ve "Ayrılık günü geldi mi?" dedi. Huzeyfe ise dedi ki: "Evet, ayrılık günü geldi. Dost, tam zamanında geldi. Pişmanlık duyan, iflah olmaz. Bildiğim fitneler benden sonra çıkacak değil mi?"

 

 

 

38359. Huzeyfe anlatıyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize birçok darbımesel verdi; bir, üç, beş, yedi, dokuz, on bir. Sonra bunlardan birini bize açıkladı, diğerlerine ise değinmedi. Buyurdu ki: "Zayıf ve yoksul durumda olan bir millet vardı. Bunlar, hilebaz ve zalim bir milletle savaşıp, onlara galip geldiler. Sonra onları uygunsuz işlerde çalıştırıp zulmettiler. Böylece Rablerinin gazabını üzerlerine çektiler.''

 

 

 

38360. Ala b. Abdilkerım anlatıyor: Bizim bedevilerden biri anlattı. Dedi ki:

Ben Kufe'ye hicret ettim. Maaşımı aldım. Sonra oradan ayrılmak isteyince insanlar: "Asla hicret sevabı alamazsın" dediler. Sonra Süveyd b. Gafele ile karşılaştım ve bunu kendisine sordum. Dedi ki: "Keşke bir bineğim ve geçinecek malım olsa da bu yörelerde kalsam l"

 

 

 

38361. Hilal b. Habbab Ebu'l-Ala naklediyor: Said b. Cübeyr'e "Ey Ebu Abdillah! insanların helak olmasının alameti nedir?" diye sordum. "Alimlerinin ölmesidir'' dedi.

 

 

 

38362. Huzeyfe der ki: "Vallahi, insanlar rahatlarını kaçıracak bir olay yaşarlar. Daha onun sıkıntısı geçmeden, peşinden onu unutturacak başka bir olayla karşı karşıya kalırlar.''

 

 

 

38363. Mekhul der ki: "(Büyük) savaş, Kostantiniye'nin (istanbul'un) fethi ve Deccal'in çıkışı, sadece yedi ay kadar bir süreyle birbirlerini izler. Bu, ipi kopup boncukları peş peşe dağılan gerdanlığa benzer."

 

 

 

38364. Mekhul'ün naklettiğine göre Muaz b. Cebel şöyle demiştir:

"Beytü'I-Makdis'in (Kudüs'ün) imarı, Yesrib'in (Medine'nin) harabı demektir.

Büyük savaşın çıkması, Kostantiniye'nin (istanbul'un) fethi demektir. Kontantiniye'nin fethi de, Deccal'in çıkması demektir." Sonra eliyle bir adamın omzuna vurarak "Vallahi bunlar, muhakkak olacaktır" dedi.

 

 

 

38365. Yüsey' der ki: "Kufe'nin etrafının duvarla çevrildiğini görsen, sürünerek de olsa oradan çık. Zira orası al ve siyah atların işgaline uğrar. Hatta iki erkek bir kadın için tartışırlar; biri der, kolu benim, öbürü der, baldırı benim."

mektupta bu söz de geçer. İfadeden, onun Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ait olduğu izlenimi çıkmaktadır.

 

 

 

38366. ibnü'I-Hanefiyye der ki: "Eğer Ali, günümüze yetişseydi, konak yeri şurası olurdu. Yani Şi'b (dağ yolu)."

 

 

 

38367. Abdurrahman b. Suhar'ın, babası kanalıyla naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Bazı kabileler yere batırılmadıkça kıyamet kopmaz. Hatta kişiye ''Falan oğullarından hayatta kimse kaldı mı?'' diye de sorulur."

Ravi der ki: Anladım ki Araplar, kabilelerinin adıyla, Acemler ise şehirlerinin adıyla çağrılırlar.

 

 

 

38368. Abdullah b. Amr der ki: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ümmetimden yere batırılanlar, sureti (hayvan suretine) değiştirilenler ve iftiraya kurban gidenler olacaktır" diye buyururken işittim.

 

 

 

38369. Zeyneb binti Cahş anlatıyor: Bir gün Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gözleri kıpkırmızı olmuş vaziyette uykusundan şunları söyleyerek uyandı: "La ilahe illallah. Araplara yazık olacak. Zira bir şerrin çıkma zamanı pek yaklaştı. Bugün Ye'cuc ile Me'cuc'ün suru açıldı." -Bunu söylerken parmaklarıyla 10 yaptı- Zeynep: "Ya Resulallah! Aramızda salih insanlar bulunduğu halde yine helak olur muyuz?" diye sordu. "Evet, kötülük yaygınlaşırsa" buyurdu. 

 

 

 

38370. Bir kadının Hz. Aişe'ye dayandırarak naklettiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş: "Yeryüzünde kötülük egemen olduğunda Allah yeryüzündeki halklara cezasını indirir". Hz. Aişe der ki:

Ben: "Ya Resulallah! Aralarında Allah'a itaat eden kullar bulunsa da mı?" diye sordum. "Evet. Ama onlar (öldükten) sonra Allah'ın rahmetine mazhar olurlar" buyurdu.

 

 

 

38371. Enes'den nakledildiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet öncesinde karanlık gecenin saatleri gibi bir takım fitneler zuhur edecektir. O zaman kişi mümin olarak sabahlarken kafir olarak akşamlar. Kafir olarak sabahlarken, mümin olarak akşamlar. Bir millet de dünyanın geçici menfaati karşılığında dinini satar"

 

 

 

38372. Kays'tan nakledildiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün başını göğe doğru çevirerek şöyle buyurdu: "Sübhanallah! Üzerinize yağmur taneleri gibi (peş peşe) fitneler gönderilmektedir''

 

 

 

38373. Ebu'd-Duha anlatıyor: Bir adam Hz. Ömer'in yanında "Allahım! fitneden -veya fitnelerden- sana sığınırım" dedi. Ömer de: "Allahım! Cahillikten sana sığınırım" dedi. Sonra adama dönerek: "Allah'ın mal ve çocuk vermemesini ister misin?! Eğer sizden biriniz fitnelerden (Allah'a) sığınmak isterse, saptırıcı fitnelerden sığınsın" dedi.

 

 

 

38374. Ubeydullah b. el-Kıbtiyye naklediyor: Bir gün Haris b. Ebi Rabia ve Abdullah b. Safvan, Ümmü Seleme'nin yanına girdiler. Ben de yanlarındaydım. Ona, yere batırılan orduyu sordular. Dönem, ibnü'z-Zübeyr dönemi idi. Ümmü Seleme şöyle dedi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Bir kişi Beytullah'a sığınır ve üzerine bir ordu gönderilir. Ordu Beyda'ya gelince yerin dibine geçirilider."

"Ya Resulallah, ya silah zoruyla sefere çıkarılan kişiye ne yapılır?" diye sorduk.

"O da diğerleriyle birlikte yerin dibine geçirilir. Sonra kıyamet günü niyetine göre diriltilir" buyurdu.

Ebu Cafer, hadiste sözü geçen Beyda'nın, Medine Beydası olduğunu söyler.

 

 

 

38375. Ebu Musa'nın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İki Müslüman kılıçlarını çekip karşı karşıya gelir ve biri diğerini öldürürse, ikisi de cehenneme girer" buyurdu.

"Ya Resulallah! Katili anladık. Ya maktulün suçu nedir?" diye sordular. "O da arkadaşını öldürmek istemişti" buyurdu.

 

 

 

38376. Ebu'r-Rukad anlatıyor: Bir gün efendimle birlikte dışarı çıktım. Henüz çocuk yaştaydım. Beni Huzeyfe'nin yanına soktular. Huzeyfe diyordu ki: "Kişi Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde bir söz söylese, münafık olurdu. Ben aynı sözü, sizden birinden aynı yerde dört kere işittim! Ya iyiliği emreder, . kötülükten men eder ve birbirinizi hayra teşvik edersiniz ya da Allah hepinizi azaba uğratır veya başınıza kötülerinizi idareci olarak geçirir. Ondan sonra iyileriniz dua eder de duaları kabul olmaz.''

 

 

 

38377. Servan b. Milhan anlatıyor: Mescitte oturuyorduk, Derken Ammar b.

Yasir uğradı. Kendisine: "Bize Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) fitne ile ilgili sözünü anlat" dedik. O da şöyle anlattı: Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Benden sonra iktidar uğruna savaşan bir takım valiler zuhur edecek ve bunun için birbirlerini öldürecekler" diye buyururken işittim Biz: "Eğer bunu başkası anlatsaydı, inanmazdık" dedik. "Ama bu mutlaka olacaktır" dedi.

 

 

 

38378. Ümmü Seleme'nin naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Rükün (Kabe'nin, Hacer-i Esved'in bulunduğu köşesi) ile Makam-ı İbrahim arasında Bedir savaşına katılanların sayısı kadar insan bir şahsa biat ederler. Sonra Irak orduları (fırkaları) ve Şam abdalları (kendisine biat etmek üzere) gelirler. Bunun üzerine Şamlılardan oluşan bir ordu kendilerine savaş ilan eder ve ordu Beyda'ya geldiğinde yere batırılır. Sonra Kureyş'ten bir adam onlarla savaşmak üzere yola çıkar, ki dayıları Kelb kabilesindendir. İki taraf karşılaşır ve Allah onları da hezimete uğratır."

Bu olaydan sonra "Asıl zarara uğrayanları Kelb kabilesinin ganimetlerini kaçıranlardır" denirdi.

 

 

 

38379. Safiyye'nin naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar şu Beytullah'a savaş açmaktan bıkmazlar. Hatta bir ordu Kabe'ye karşı savaşmak üzere yola çıkar. Beyda'ya -veya yeryüzünde bir Beyda'ya- ulaştıklarında başı da sonu da yere geçirilir, ayrıca ortası da kurtulamaz". Safiyye der ki: "Ya içlerinde zorla savaşa çıkarılanlar varsa?" diye sordum. "Allah onları niyetlerine göre diriltir" buyurdu.

 

 

 

38380. Meymune der ki: Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize:

"Din yozlaştığı, dünyaya rağbet arttığı, kardeşler birbirine düştüğü ve Beyt-i Atik (Kabe) yakıldığı zaman haliniz nice olur!?" dedi.

 

 

 

38381. Ebu Hureyre, Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kabe'yi ince bacaklı bir Habeşistanlı yıkacaktır" dediğini nakleder.

 

 

 

38382. Selman der ki: "Bu Beyt (Beytullah) Zübeyr ailesinden bir adamın eliyle yıkılacaktır."

 

 

 

38383. Mücahid, İbn Amr'ı şöyle derken işitmiş: liSanki kel kafalı ve çarpık parmaklı birini Kabe'nin üstüne çıkmış, kazmasıyla onu yıkarken görür gibiyim." Mücahid der ki: Daha sonra ibnü'z-Zübeyr, Kabe'yi yıktığı zaman İbn Amr'ın bu nitelemesini düşündüm de dediklerini onda göremedim.

 

 

 

38384. Mücahid der ki: ibnü'z-Zübeyr Kabe'yi yıkmaya karar verince, Mina'ya çıkıp üç gün azap inmesini bekledik.

 

 

 

38385. Hz. Ali der ki: ilKel kafalı, küçük kulaklı ve ince bacaklı bir Habeşistanlıyı Kabe'nin üstüne oturmuş, onu yıkarken görür gibiyim."

 

 

 

38386. Süleyman b. Mına der ki: Ben İbn Amr şöyle derken işittim:

''Kureyşlilerin Kabe'yi yıktıklarını, sonra onu yeniden inşa edip tezyin ettiklerini görürseniz, ölebilirsen öl (zira, ondan sonra yaşamanın bir anlamı yoktur)."

 

 

 

38387. Ya'la b. Ata, babasından naklediyor: Abdullah b. Amr'ın bineğinin dizginini tutuyordum. Dedi ki: Bu Beyt'i (Beytullah'ı) yıktığınız, taş taş üstünde bırakmadığınız zaman haliniz nice olur!?''

 

Yanındakiler: liBunu, Müslüman olduğumuz halde mi yaparız?" dediler. ''Evet, Müslüman olduğunuz halde yaparsınız" dedi.

 

Ben: "Sonra ne olurr diye sordum. Dedi ki: "Sonra olabilecek en güzel tarzda Kabe yeniden inşa edilir. Mekke'nin her tarafında su kanalları açıldığını ve binaların yüksekliğinin dağları aştığını gördüğünde, bil ki yolun sonu görünmüştür (kıyametin gölgesi düşmüştür)."

 

 

 

38388. Abdullah b. Amr der ki: "Bu Beyt (Beytullah), yeryüzünden kaldırılmadan önce ondan istifade edin; çünkü orası iki kere yıkılacak, üçüncüsünde tamamen kaldırılacaktır.''

 

 

 

38389. Abdurrahman b. Bişr naklediyor: Bir adam Abdullah (b. Mes’ud)'a gelerek "Ben ne zaman şaşkın olurumr diye sordu. O da: "Başınıza, itaat etsen seni saptıracak; isyan etsen öldürecek idareciler geçtiği zaman!" diye cevap verdi.

 

 

 

38390. Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yetmişli yılın başıyla çocukların yönetici olmasından Allah'a sığının" buyurmuştur.

 

 

 

38391. Ebu Hureyre der ki: "Araplara yazık olacak! Çünkü bir felaketin zamanı; çocukların idareyi ele geçirme zamanı yaklaşmıştır. Öyle ki insanlar itaat etseler, cehenneme götürürler; karşı çıksalar, boyunlarını vururlar."

 

 

 

38392. Ubade b. es-Samit der ki: "Ben sevdiğim kişinin malının az, ölümünün erken olmasını temenni ederim."

Yanındakiler: "Biz kimsenin sevdiği kişi için böyle bir temennide bulunduğunu görmedik" deyince şöyle dedi: "Başınıza öyle yöneticiler geçmesinden endişe ediyorum ki, onlara itaat etseniz, sizi cehenneme götürürler; karşı çıksanız, sizi öldürürler." Bunun üzerine biri: "Onları bize tarif et de gözlerini çıkaralım -Şu'be rivayetine göre: veya yüzlerine toprak atalım-" dedi. Ubade ise: "Muhtemeldir ki onların zamanına yetişirsiniz ve onlar senin gözünü çıkarırlar ve yüzüne toprak atarlar!" diye cevap verdi.

 

 

 

38393. Huzeyfe der ki: "Fitne dönemine yetişen herkes için endişe ederim; ancak Muhammed b. Mesleme için endişe etmem. Çünkü Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: ''Sana fitne zarar veremez'' diye buyururken işittim."

 

 

 

38394. Ali b. Zeyd'in naklettiğine göre Hz. Ali, elçi göndererek Muhammed b. Mesleme'yi yanına çağırttı. "Gelmezse, zorla getirin" dedi. Elçiler geldiler. Ancak Muhammed gitmeyi reddetti. Elçiler: "Eğer gelmezsen, bize, seni zorla götürmemiz emredildi" dediler. Şu yanıtı verdi: "Ona gidin, deyin ki:

Amcazaden ve dostum bana şu sırrı verdi: ''Pek yakında bir takım fitne, tefrika ve ihtilaflar zuhur edecek. Bunlar olduğu zaman ölüm hükmü ya da şaşkın bir el sana uzanıncaya kadar evinde otur, kılıcını kır''. Allah'tan kork Ali! O şaşkın el sen olma."

Adamları geri dönüp, durumu Ali'ye bildirdiler. O da: "Bırakın onu" dedi.

 

 

 

38395. Huzeyfe der ki: "Bir fitne çıkacak ve ardından herkes tövbe edecek ve birlik beraberlik sağlanacak. Sonra bir fitne daha çıkacak ve ondan sonra ne tövbe olacak, ne de birlik beraberlik sağlanacak."

 

 

 

38396. Beşir b. Gavs der ki: Ben Hz. Ali'yi şöyle derken işittim: "145 yılına gelindiğinde deniz ürün vermez. 150 yılına gelindiğinde kara ürün vermez. 160 yılına gelindiğinde, kimileri yere batırılır, kimilerinin suretleri (hayvan suretine) değiştirilir ve deprem yaşanır."

 

 

 

38397. Said b. Cübeyr anlatıyor: Fitne sırasında bir rahiple karşılaştım. Bana dedi ki: "Ey Said b. Cübeyr! Kim Allah'a ibadet ediyor, kim tağuta (putlara) tapıyor iyi öğren!"

 

 

 

38398. Ebu Kays b. Riyah el-Kaysı naklediyor: Ebu Hureyre'den işittiğime göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuş: "Kim itaati bırakır, topluluktan ayrılırsa, cahiliye ölümüyle ölmüş olur. Kim batıl bir dava uğruna savaşır, bir millet adına öfke duyar ya da (milliyetçilik duygusuyla) bir millete yardım eder veya milliyetçilik davası güder ve bu uğurda öldürülürse, cahiliye ölümüyle öldürülmüş olur. Kim ümmetime karşı savaş ilan eder; suçlu ve masum ayırt etmeden önüne geleni öldürür, mümininden uzak durmaz, anlaşmalıya karşı anlaşma şartlarını gözetmezse, ne o bendendir, ne de ben ondan''

 

 

 

38399. Said b. Sem'an der ki: Ben Ebu Hureyre'yi, Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) naklen Ebu Katade'ye şöyle derken işittim:

"Rükun ile Makam arasında bir kişiye bi at edilecek. Beyt'in (Beytullah) kudsiyetini ancak oranın halkı ihlal edecek. Oranın kudsiyetini ihlal ettikleri zaman, artık Arapların helakini sorma! Sonra Habeşliler gelecek ve Beytullah'ı o kadar tahrip edecekler ki, bir daha onarılmayacak. Oranın hazinelerini de onlar çıkaracaklar.''

 

 

 

38400. Hz. Ali der ki: "Taneyi yaran ve canlıyı yaratana yemin ederim ki dağları yerinden söküp atmak, geçici hükümranlığı yıkmaktan daha kolaydır. Ama aralarında ihtilaf / tefrika baş gösterdiğinde, kelerler dahi üzerlerine saldırsa, muhakkak onları mağlup ederler."

 

 

 

38401. Abdullah b. Amr der ki: "Kadınlar putlar etrafında etek sallamaya başlamadıkça kıyamet kopmaz.''

 

 

 

38402. Sevban der ki: "Kalabalığın yemek kabına üşüştükleri gibi milletlerin sizin üzerinize üşüşmeleri pek yakındır. O zaman düşmanlarınızın kalbinden zayıflık duygusu alınıp, sizin kalbinize yerleştirilir ve size dünya sevdirilir."

Kendisine: "Bu, sayımızın azlığından mı kaynaklanır?" diye sorarlar. "(Hayır.

Ama) çoğunuz, deniz köpüğü gibidir" diye cevap verir.

 

 

 

38403. Huzeyfe b. el-Yeman der ki: "Bir fitne zuhur eder ve bazı kimseler onun karşısına dikilir ve dönüp gidinceye kadar burnuna vururlar. Sonra bir fitne daha zuhur eder. Yine bazı kimseler karşısına dikilir ve geri dönüp gidinceye kadar' burnuna vururlar. Sonra bir fitne daha zuhur eder. Yine bir takım kimseler karşısına dikilir, geri dönüp gidinceye kadar burnuna vururlar. Sonra bir fitne daha zuhur eder. Yine bir takım kimseler onun karşısına çıkar ve geri dönüp gidinceye kadar burnuna vururlar. Sonra beşincisi her yeri saran kapkara fitne olarak zuhur eder ve durmadan fışkıran su gibi yeryüzüne yayılır.''

 

 

 

38404. Ebu Miclez'in naklettiğine göre bir adam: "Ey Temim oğulları!" diye seslendi" ve bu yüzden Ömer b. el-Hattab, onları bir yıl atadan (devlet yardımından) mahrum etti. Ondan sonraki yıldan itibaren tekrar vermeye başladı.

 

 

 

38405. Ali b. Ebi Talib der ki: "Kim o zamana yetişirse, ne mızrak saplasın, ne kılıç kullansın, ne de taş atsın. Sabredin; zira mutlu son (akıbet) muttakilerindir.''

 

 

 

38406. Ebu Hureyre der ki: "Yazık olacak Araplara! Zira bir şerrin çıkma zamanı pek yaklaştı. Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki gölgesi üzerimize düştü bile! Vallahi gelişi, eğitimli ve çevik atın gelişinden daha çabuk olacaktır. Bu, hak ile batılın birbirine karıştığı kör ve sağır bir fitnedir. Onda kişi sabah başka, akşam başka olur. O zamanda oturan, ayaktakinden daha hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Eğer size bütün bildiklerimi söylersem, -ravi Abdullah elinin ucuyla ensesine işaret ederekboynumu şuradan kesersiniz. Allahım! Ebu Hureyre'ye çocukların yönetici olduğu dönemi gösterme."

 

 

 

38407. Ebu Hureyre der ki: "Yazık olacak Araplara! Zira bir şerrin çıkma zamanı pek yaklaştı. O zaman elini sakınanlar (uzak duranlar) kurtulur.

 

 

 

38408. Munahhil b. Gadban naklediyor: Ben Asım b. Amr el-Beceli ile arkadaşlık yaptım. Bir gün bana dedi ki: "Bak yeğenim! Mağrib kapısı bir kere açıldı mı, bir daha kapanmaz!"

 

 

 

38409. Hz. Ali şöyle demiştir: "Ben şu milletin size üstün geleceğini düşünüyorum. Çünkü sizler sahip olduğunuz hakikat hakkında ihtilaf ederken, onlar batılları üzerinde ittifak halindedirler. (Şunu bilin ki) devlet başkanı kılı yaramaz! Hata da eder, isabet de eder. Başınızda, halkına adil ve eşit davranan bir devlet başkanı varsa, onu dinleyin ve itaat edin. Çünkü halkın işleri ister salih, isterse fasık olsun; ancak bir devlet başkanının varlığıyla düzene girer. Eğer devlet başkanı salih ise bu hem yönetici, hem de yönetilen için faydalı olur. Eğer fasık ise onun yönetiminde mümin Rabbine kulluk eder, fasık da eceli gelinceye kadar yaşar. Size bana sövmeniz ve benden teberri etmeniz teklif edilecektir. (Şunu bilin ki) bana söven kimseye ben sövmem. Fakat benim dinimden teberri etmeyin; çünkü ben islam üzereyim."

 

 

 

38410. Kesır b. Nemir anlatıyorı: Bir adam bir takım kimseleri yakalayıp Hz.

Ali'nin huzuruna getirerek: "Ben bunların seni tehdit edip kaçtıklarını gördüm ve içlerinden bunu yakaladım" dedi. Ali: "Ben, beni öldürmeyen birini mi öldüreyim?!" dedi. Adam: "Ama o sana sövdü" deyince Ali: "Sen de ona söv, ya da serbest bırak" dedi.

 

 

 

38411. Şimr, bir adamdan nakleder: Ben Hz. Ali döneminde (kavmimimin) bilirkişi(si)ydim. Bir gün Ali bize bir şeyemretti. Sonra: "Size emrettiğimi yaptınız mı?" diye sordu. Biz: "Hayır" deyince şöyle dedi: "Vallahi ya size emrettiğimi yaparsınız, ya da Yahudi ve Hıristiyanlar sırtınıza biner.''

 

 

 

38412. Ubade b. es-Samit der ki: "Bizler zorlukta da kolaylıkta da, bollukta da darlıkta da dinlemek ve itaat etmek, bir konuda başkaları bize tercih edilse bile (sabretmek), bir iş hususunda ehliyle mücadele etmemek, her yerde doğruyu söylemek ve Allah için kimsenin kınamasından korkmamak üzere Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) biat ettik.

 

 

 

38413. Bukeyr b. Abdillah b. el-Eşec anlatıyor: Ubade b. es-Samit, Cünade b.

Ebi Umeyye el-Ensarı'ye şöyle dedi: "Gel de sana hak ve görevlerini söyleyeyim: Zorlukta ve kolaylıkta, bollukta ve darlıkta, başkası sana tercih edildiğinde dahi dinlemek ve itaat etmek, dilinle (hakkı) söylemek ve apaçık inkar belirtisi görmedikçe, iş hususunda ehliyle mücadele etmemek (senin görevlerindendir)."

 

 

 

38414. Cerir'in bildirdiğine göre za Amr kendisine şöyle demiş: "Ey Cerir! Senin bana üstünlüğün var. Bak sana ne söyleyeceğim. Siz Araplar! Başınızdaki yönetici ölünce, başka birini yönetici seçtiğiniz sürece, savaş durumunda hükümdarlarınızın öfkesiyle öfkelenip yine onların razı olduğuna razı olup, bu geleneğinizi koruduğunuz sürece selamette olursunuz."

 

 

 

38415. Eba Hureyre'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "İsrail oğullarını peygamberleri yönetirdi. Bir peygamber vefat edince, yerine başka bir peygamber geçerdi. Ancak sizde, benden sonra başka peygamber olmayacaktır."

 

Ashabı: "Ya ne olacak ey Allah Resulü!"? diye sordular. "Pek çok halifeler olacak" buyurdu. "(Onlara karşı) nasıl hareket edelim?" diye sordular.

 

"Öncelik sırasına göre biatinize sadık kalın. Siz kendi üzerinize düşeni yapın. Allah onlara, sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerini soracaktır" buyurdu.

 

 

 

38416. Alkame b. Vail anlatıyor: Bir gün Seleme el-Cu'fı kalkıp Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gitti ve "Ya Resulallah! Ya senden sonra başımıza bir takım kimseler geçer ve bizden kendi haklarını alırlarken, onlar bize Allah'ın hakkını vermezlerse (ne yapalım)?!" diye sordu. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cevap vermedi. Seleme ikinci defa kalkıp aynı şeyi sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine cevap vermedi. Seleme üçüncü kez aynı şeyi sorunca Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onların sorumlulukları kendilerine, sizin sorumluluğunuz kendinize. Dolayısıyla onları dinleyip itaat edin" buyurdu.

 

 

 

38417. Diğer bir kanalla yukarıdaki hadisin aynısı merfu olarak nakledilmiştir.

 

 

 

38418. Ebu Hureyre der ki: "Karanlık gecenin dilimleri gibi fitnelerin gölgesi üzerinize düştü. Fitneler sırasında kurtulması en muhtemelolan kişi, dağ başında yaşayıp davar sürüsünden elde ettiği yiyeceklerle beslenen ya da atını dizginleyip düşman geçitlerini tutan, kılıcının gücüyle elde ettiği ganimetlerle geçinen kişidir.''

 

 

 

38419. Ebu Salih anlatıyor: Bir gün Ebu Hureyre bana: "Ölebilirsen öl" dedi.

Ben de: "Ecelim gelmeden ölemem!" dedim.

 

 

 

38420. Abdullah (b. Mes’ud)'un bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Benden sonra tarafgirlik ve hoşunuza gitmeyen bir takım işler yaşanacaktır". Abdullah der ki: Biz de: "Bizden o döneme yetişenlere ne yapmalarını emredersin?" diye sorduk. "Siz kendi borcunuz olan hakkı verirsiniz, sonra alacağınız olan hakkı Allah'tan istersiniz" buyurdu.

 

 

 

38421. İbn Abbas naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccı sırasında: "Ey insanlar! Bugün hangi gündür?" diye sordu. "Kutsal bir gündür" dediler. "Bu belde hangi beldedir?" diye sordu. "Kutsal bir beldedir" dediler. "Bu ay hangi aydır?" diye sordu. "Kutsal bir aydır" dediler.

olarak). İlk yerde Hakim, rivayetin sahabiye ait sahih bir rivayet olduğunu belirtirken diğer yerlerde onun, Buhari ve Müslim'in şartlarına uydukları halde Sahih'lerinde nakletmedikleri, senedi sahih bir rivayet olduğunu söyler. Zehebi de onun bütün değerlendirmelerine katılır.

 

Sonra: "Kuşkusuz mallarınız, canlarınız ve ırzlarınız bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün kutsallığı gibi kutsaldır, dokunulmaz" buyurdu ve bunu defalarca tekrarladı. Ardından başını göğe doğru kaldırarak defalarca:

"Allahım, tebliğ ettim mi?" diye niyaz etti.

ibn Abbas der ki: Vallahi bu onun Rabbine vasiyeti idi. Sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Dinleyin! Burada bulunanlar bulunmayanlara (söylediklerimi) tebliğ etsin. Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmeyin".

 

 

 

 

38422. (Muhammed) İbn Sirin anlatıyor: Muhammed b. Ebi Huzeyfe bir gemide Ka'b(u'I-Ahbar) ile beraberdi. Bir gün Ka'b'a: "Ey Ka'b! Tevrat'ta bu gemi hakkında bir şey bulabiliyor musun? Nasıl akıp gidiyor? Nasıl ve nasıl?" diye sordu. Ka'b: "Tevrat'la dalga geçme. O Allah'ın Kitab'ıdır ve onda bulunanlar haktır" dedi. Muhammed, Ka'b'a sorusunu yineledi. Aynı şeyi üçüncü kez sorunca, Ka'b da şöyle cevap verdi: "Hayır. Ama ben orada şunu gördüm: Kureyş kabilesinden ağzında fazla dişi bulunan bir adam, eşeğin yular altında huysuzlandığı gibi fitneye karışmak için can atar. Allah'tan kork ve o sen olma."

Muhammed b. Sirin ekledi: Nitekim o kişi, o oldu.

 

 

 

38423. Ali b. Müdrik naklediyor: Ben Abdullah b. Ruva'yı şöyle derken işittim: İbn Mes’ud'un yanında fitneden bahis açılınca dedi ki: "Evine gir. Eğer zorla evine girilirse, ağırdan alan deve gibi ol; çünkü o ancak zor kullanılarak yerinden kaldırılır, ancak zor kullanılarak hareket ettirilir.

 

 

 

38424. Yine Ali b. Müdrik naklediyor: Ben Ebu Salih şöyle anlatırken işittim:

Cer'a günü Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir zat yanımıza oturdu. Dedi ki: Osman b. Affan, Said b. el-As'ı Kufe'ye gönderdi. Kufeliler onu şehir dışına çıkarak karşıladılar. Topluluk içinden bir adam: Biz, istikamet (sünnet) üzereyiz" dedi. O da: "Yönetici şefkatli, yönetilenler de itaatkar olmadıkça, istikamet üzere olamazsınız" diye karşılık verdi. 

 

 

 

38425. Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bugün Ye'cuc ile Me'cuc'ün surları (seddi) şöyle açıldı". Ravi Vuheyb, bunu söylerken elleriyle 90 yaptı.

 

 

 

38426. Muhammed b. Usame'nin azatlısı Ebu Hakim'in naklettiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ne bir dinar, ne bir dirhem hiç geliriniz kalmadığında haliniz nice olur?" buyurdu. Ashabı: "Bu ne zaman olacak?" diye sordu.

"Siz anlaşmayı bozduğunuz zaman Allah düşmanınızın yüreğine cesaret verir ve size karşı kendilerini savunurlar" buyurdu.

 

 

 

38427. Huzeyfe der ki: "Öyle bir devir gelecek ki o devirde insan, dünya malı yerine eşekler sırtında Şam'a yük taşımayı yeğleyecektir."

 

 

 

38428. Abdullah b. Amr der ki: "163. yıla gelindiğinde eğer bir işaret göremezseniz, kabrimde bana lanet okuyun."

 

 

 

38429. Abdullah b. Amr'ın naklettiğine göre Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Alametler, ip üzerine dizilmiş boncuklara benzer. Şu halde ip kopmuş bulunmaktadır. Bundan sonra boncuklar birbiri ardınca gelir.''

 

 

 

38430. Huzeyfe der ki: "Bir kimse Allah yolunda bir kısrak adasa, sonra o kısrak alametlerin ilki belirdiğinde bir tay dünyaya getirse, ona, otaya binmek nasip olmadan alametlerin sonuncusunu görür."

 

 

 

38431. Huzeyfe der ki: "Alametlerin ilkini gördüğünüzde diğerleri birbirini izler."

 

 

 

38432. Abdullah b. Amr b. el-As der ki: "insanlar, eşekler gibi yolortasında çiftleşmedikçe kıyamet kopmaz."

 

 

 

38433. Ebu Hureyre naklediyor: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Zaman kısalır, ilim azalır, cimrilik artar, fitneler çıkar ve herc çoğalır" buyurdu.

Ashabı: "Ey Allah'ın Resulü here nedir?" diye sordular. "Katliam / pervasızca öldürme" buyurdu.

 

 

 

38434. Mesruk anlatıyor: Hz. Ömer'in yanına gittik. Bize: "Nasılsınız?" diye sordu. Biz de: "Bir milletin sahip olacağı en müreffeh hayata sahibiz. Ama insanlar Deccal'den korkuyorlar" dedik. Bunun üzerine "Deccal öncesi sizin için daha korkuncu; yani herc var" dedi. "Here" nedir?" diye sordum. "Adam öldürmedir. Öyle ki o zamanda kişi babasını dahi öldürür!" dedi.

 

 

 

38435. Enes naklediyor: Ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim -ki benden sonra kimse size Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şey buyururken işittiğini söyleyemez-: "ilmin kaldırılması, cehaletin yaygınlaşması, içki içilmesi, zinanın artması, erkek nüfusu azalırken kadın nüfusunun çoğalması kıyamet alametlerindendir."

 

 

 

38436. Muaz der ki: "Sizler darlıkla imtihan edildiniz ve sabrettiniz. Aynı şekilde bollukla da imtihan edileceksiniz. Sizin için en çok korktuğum şey, altın takılar takan, ince Şam fistanı giyen, zengini yoran, fakire gücünün yetmeyeceği masraflar çıkaran kadınlarla imtihandır."

 

 

 

38437. Usame b. Zeyd'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Geride ümmetimin erkekleri için kadınlardan daha zor bir imtihan (fitne) bırakmadım".

 

 

 

38438. Ebu Ubeyde b. Abdillah (b. Mes’ud), babasından şöyle nakleder:

Kıyamet alametleri olarak zikredilenlerden şu dördü hariç hepsi gerçekleşti:

Güneş'in batıdan doğması, Deccal, Dabbetü'l-arz ve Ye'cuc ile Me'cuc'ün çıkması. Amel defterlerinin kapanacağı alamet ise Güneş'in batıdan doğmasıdır. Aziz ve celilolan Allah'ın şu sözünü işitmedin mi?: "Ama Rabbinin bazı işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz ... "

 

 

 

38439. Hişam der ki: Hasan (el-Basri)'nin iddiasına göre Allah'ın peygamberi MAsa (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Rabbinin ona Dabbe'yi göstermesini istemiş, Dabbe üç günlüğüne zuhur etmiş ve (azametinden bir anda) iki tarafı da görünmüyormuş. Bunun üzerine MAsa: "Ya Rabbi onu eski haline çevir" diye dua etmiş ve hayvan eski haline dönmüş.

 

 

 

38440. Huzeyfe anlatıyor: Dabbe iki kez ortaya çıkar. Bir kere kıyamet öncesinde çıkar ve onun yüzünden bir takım kimseler so pa yer. Sonra bir kere de en büyük mescidinizin yanında zuhur eder ve bir adamın yanında toplanmış bulunan bir topluluğun yanına giderek: "Bu Allah düşmanının yanında niçin toplandınız?" der. Hemen ona doğru seğirtirler. O da kafirlere damga vurur. Öyle ki iki kişi alışveriş yapar ve biri diğerine, "Ai ey mümin", diğeri de, "Ai ey kafir" diye hitap eder.

 

 

 

38441. Abdullah b. Amr der ki: "Dabbe, teşrik günlerinde halkın Mina'da bulunduğu bir esnada Ciyad dağından çıkacaktır. Hacılar için, halkın selamette olduğu haberini getirecek müjdeci tayin etme adeti bu sebeple icat edilmiştir.''

 

 

 

38442. İbn Amr der ki: "Dabbe, Safa'daki bir yarıktan çıkar. Kısrak koşusuyla üç gün çıkmaya devam eder ve üçte biri bile çıkmış olmaz.''

 

 

 

38443. Ebu Zür'a naklediyor: Müslümanlardan üç kişi Mervan b. elHakem'in yanında oturmuş, ondan kıyamet alametlerini dinlemişler. Mervan "ilk alamet Deccal'in çıkmasıdır" deyince, o üç kişi hemen kalkıp Abdullah b. Amr'ın yanına gitmişler ve kıyamet alametleri ile ilgili Mervan b. el-Hakem'den duydukları "ilk alamet Deccal'in çıkmasıdır" sözünü anlatmışlar. Abdullah da şöyle demiş: Mervan bir şey söylemiş. Ben Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işittiğim bir sözü henüz unutmadım. Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "İlk ortaya çıkacak kıyamet alameti, güneşin batıdan doğmasıdır veya bir kuşluk vakti Dabbe'nin insanların karşısına çıkmasıdır. Bunlardan hangisi daha önce çıkarsa, diğeri hemen peşinden gelir."

Sonra eski kutsal kitapları da okumuş olan ekledi: Sanırım ilk ortaya çıkacak olanı Güneş'in batıdan doğmasıdır. Şöyle ki güneş her battığında Arş'ın altına gider, tekrar dönmek için izin ister ve kendisine izin verilir. Bu, Allah'ın onun batıdan doğmasını dilemesine kadar böyle devam eder. O zaman yine Arş'ın altına gelir, secdeye kapanır ve dönmek için izin ister, ama kendisine cevap verilmez. Tekrar izin ister, yine cevap alamaz. Sonra üçüncü kez izin ister. Yine cevap alamaz. Ta ki Allah'ın dilediği kadar geceden vakit geçince, anlar ki kendisine izin verilse bile doğuş anına yetişemeyecektir. O zaman der ki: "Ya Rabbi! Doğu ne kadar uzak!? Ya Rabbi beni insanlara kim yetiştirecek? Halka şeklinde ufuk aydınlamaya başladığı sırada, geri dönmek için izin ister. Kendisine: "Bulunduğun yerden doğ" denir. O da insanların üzerine batıdan doğar. Sonra Abdullah şu ayeti okur: "Ama Rabbinin bazı işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz .. "[En'am, 158]

 

 

 

38444. Huzeyfe anlatıyor: Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberdik. "Müslüman olduğunu söyleyen herkesi sayın" diye emir verdi.

"Ya Resulallah, sayımız 600-700'e ulaşmışken, sen bizim için endişe mi duyuyorsun" dedik. "Siz bilmiyorsunuz. Belki sınanacaksınız" buyurdu.

Hakikaten sınandık ve öyle zamanlar oldu ki insan namazını bile gizli kılardı.

 

 

 

38445. Huzeyfe der ki: "Üzerinize peş pe şe şerlerin gönderilmesine fazla süre kalmadı. Sadece bir kişinin ölmesi beklenmektedir. O da Ömer'dir.''

 

 

38446. Enes b. Malik der ki: "Ben namazdan başka bir şey bilmem.''

 

 

38447. ismail anlatıyor. Bana yiyecek satan bir adam şöyle anlattı: Huzeyfe, Cuha'ya geldiğinde Ebu Mes’ud'un yanına varıp selam verdi. Ebu Mes’ud: "Ey Ebu Abdillah! Bu kılıcın sende işi ne!?" dedi.

Huzeyfe: "Osman, beni Cuha'ya vali tayin etti" deyince Ebu Mes’ud: -Halkın Said b. el-As'ı kovdukları zamanı kastederek- "Yoksa bu olayın fitne olmasından mı korkuyorsun?" dedi. Huzeyfe: "Ey Ebu Mes’ud, sen dinini bilmiyor musun?" dedi. Ebu Mes’ud: "Evet, biliyorum" dedi. O da: "Sen dinini bildiğin sürece fitnenin sana zararı olmaz. Asıl fitne hak ile batılı karıştırman, hangisine uyacağını bilememendir. işte fitne budur" dedi.

 

 

 

38448. Muhammed (b. Sirin)'in bildirdiğine göre Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından bir zat şöyle demiş: "Bizden hiç kimse fitne zamanına kadar yaşamayacaktır. Sadece Abdullah b. Ömer'in o döneme yetişeceğini söyleyebilirim.''

 

 

 

38449. Abdullah (b. Mes’ud) der ki: "Ey insanlar, şüphesiz sizler bu sultanla sınanmaktasınız. Eğer adil davranırsa, sevabını alır. Bu durumda size şükretmek düşer. Zulmederse, günahını yüklenir. Bu durumda ise size sabretmek düşer."

 

 

 

38450. Utey anlatıyor: Bana Ubey dedi ki: "Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki bu günkü yöneticiler helak oldular. Kendileri helak olduğu gibi pek çok kimseyi de helak ettiler. Vallahi, ben onlara üzülmüyorum. Fakat Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetinden helak ettikleri insanlara üzülüyorum."

 

 

 

38451. Ümmü Seleme'nin naklettiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir takım yöneticiler iş başına gelecek, onların bazı davranışlarını beğenirken, bazı davranışlarını beğenmeyeceksiniz. Onların yanlış davranışlarını reddeden, kendini kurtarır. Onların yanlışlarını hoş karşılamayan, sorumluluktan kurtulur. Fakat onların yaptıklarına rıza gösterip, onları takip edenler ... (helak olur)".

Ashabı: "Ya Resulallah! O tür yöneticilerle savaşmayalım mı?" diye sorduğunda ise Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır. Namaz kıldıkları sürece onlarla savaşmayın" buyurmuştur.

 

 

 

38452. Umeyr b. ishak'ın bildirdiğine göre Ebu Hureyre şöyle demiştir: "(Öyle devirler gelecek ki) kadın yakalanıp, karnı yarılacak ve çocuk doğurması korkusuyla rahmindeki cenin alınıp atılacak."

 

 

 

38453. Ebu Hureyre der ki: "Çok yazık olacak! -Vallahi- hayvanın derisinin soyulması gibi görevinden azledilecek. Yazık ki ne yazık! Ceylan derisinin soyulması gibi görevinden azledilecek."

 

 

 

38454. Ma'kıl b. Yesar'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fitne döneminde yapılan ibadet, bana katılmak için yapılan hicret değerindedir" buyurmuştur.

 

 

 

38455. Ahnef b. Kays anlatıyor: Medine mescidinde oturuyordum. Derken içeri bir adam girdi. Onu gören halk, ondan kaçtı. Sonunda adam benim oturduğum halkaya kadar geldi. Herkes kaçtı, ben olduğum yerde kaldım.

 

Ona: "Sen kimsin?" diye sordum. "Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahabisi Ebu Zer'im" dedi. "insanlar senden niçin kaçıyorlar?" diye sordum.

 

"Çünkü ben onları mal biriktirmekten men ediyorum" dedi. "Yani, bize verilen mal mülk çoğalıp artsa, sen bu yüzden bizim için endişe mi duyarsın?" dedim.

 

"Bugün için böyle bir tehlike yoktur. Ama pek yakında dininizi satmaya başlayacaksınız. O zaman sen insanları, kazandıklarıyla baş başa bırak" dedi.

 

 

 

38456. Muaviye b. Sa'lebe anlatıyor: Muhammed b. el-Hanefiyye'ye gidip, şöyle dedim: "Muhtar'ın elçisi bize gelip, çağrı yaptı." ibnü'I-Hanefiyye:

"Savaşma! Ben bu ümmete kötülük etmek ya da onları yanlış yönlendirmek istemem" dedi.

 

 

 

38457. Zübeyr b. Adı der ki: İbrahim(-i Nehai) bana "Sakın fitne sırasında öldürülme!" dedi.

 

 

 

38458. Ebu Vail anlatıyor: Ebu Musa ve Ebu Mes'ud halkı (savaş için) seferber eden Ammar'ın yanına girdiler ve ona: "Müslüman olduğun günden beri senden, bu işe (Ali'nin yanında savaşmaya) bu kadar hızlı bulaşman kadar çirkin bir davranış görmedik" dediler. O da: "Ben de siz ikinizden Müslüman olduğunuz günden bu yana, bu işte yavaş davranmanız kadar çirkin bir davranış görmedim" diye karşılık verdi. Sonra (Ammar) onlara birer kaftan giydirdi.

 

 

 

38459. Haris b. Hubeyş el-Esedı anlatıyor: Said b. el-As, beni hediyelerle Medine halkına gönderdi ve Ali'yi kayırdı. Bana şöyle dedi: "Ona de ki:

Kardeşinin oğlu sana selam söylüyor ve der ki: Sana gönderdiğim kadar kimseye hediye göndermedim. Ki o kadar hediye, ancak Emirü'l-Mümininin hazinesinde olur."

Ali de şöyle cevap gönderdi: "Beni en çok düşündüren, Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mirasıdır. Vallahi, ona bir sahip olursam, toprağa düşen ciğer parçasını silkeleyip temizler gibi onu silkeleyip temizleyeceğim."

 

 

 

38460. Rukeyn, babasından naklediyor: İbn Mes’ud, Hz. Ömer'in halifeliği döneminde bize derdi ki: "Bir takım çirkinlikler yaşanacaktır. insan, hoşlanmadığı bir şey görürse, onun için, Allah'ın o şeyi çirkin gördüğünü bilmesi yeterlidir.''

 

 

 

38461. İbn Tavus'un bildirdiğine göre babası şöyle anlatmış: İbn Abbas'a:

"Yöneticimi (valiyi) günah işlemekten men edeyim mi?" diye sordum. "Hayır. Fitne çıkar" dedi. Ben: "Ya bana günah işlemeyi emrederse?" dedim. "O zaman emrini yerine getirme" dedi.

 

 

 

38462. Said b. Cübeyr anlatıyor: Bir adam İbn Abbas'a: "Yöneticime iyiliği emredeyim mi?" diye sordu. "Seni öldürmesinden korkuyorsan, yapma. Devlet başkanını (siyasi lideri) eleştirme. Mutlaka yapman gerekiyorsa, sadece seninle onun arasında olanlar sebebiyle eleştir."

 

 

 

38463. Abdullah (b. Mes'ud) der ki: "Mümin yöneticinin (valinin) yanına gittiğin zaman onu kimsenin önünde eleştirme."

 

 

 

38464. Tavus anlatıyor: İbn Abbas'ın yanında valilerden (yöneticilerden) söz açıldı. Bir adam yöneticilere dil uzatıp onları eleştirdi, o kadar ki, evde ondan daha uzun dillisini görmedim. Bunun üzerine İbn Abbas ona: "Kendini zalimler topluluğu için fitne vesilesi yapma" dedi. O da geri durup eleştirmeyi bıraktı, öyle ki, evde ondan daha sessizini görmedim.

 

 

 

38465. Eyyub es-Sahtiyanı anlatıyor: İbn Mes’ud, Sa'd, İbn Ömer ve Ammar bir araya gelerek gelecekte baş gösterecek olan fitneyi müzakere ettiler. Sa'd:

"Ben evimde oturur, dışarı çıkmam" dedi. İbn Mes’ud: "Ben de dediğin gibi yaparım" dedi. İbn Ömer: "Ben de aynısını yaparım" dedi. Ammar ise: "Fakat ben fitnenin ortasına dalar, burnunun en büyük kemiğini kırarım I" dedi.

 

 

 

38466. İbrahim et-Teymı anlatıyor: Haris b. Süveyd bir grupla birlikteydi.

Onlara: "Sakın fitne olaylarına karışmayın. Fitneler artık zuhur etmiştir" dedi. içlerinden biri: "Sen Ali'nin yanında yer almıştın!" diye itiraz edince, o da: "Siz Ali gibi imamı (halifeyi) nereden bulacaksınız!?" diye karşılık verdi.

 

 

 

38467. Ka'b(u'I-Ahbar) der ki: "Her millet için bir köpek hazırlanmıştır. Eğer sen, Allah'tan korkup sakınırsan, onun sana bir zararı olmaz."

 

 

 

38468. Cündeb b. Abdillah, fitne ile ilgili olarak der ki: "Kim gözlerini diker fitneye bakarsa, (fitne) onu bozar.''

 

 

 

38469. Ebu Zer der ki: "Çok yakında Medine'ye artık hayvan sırtında yiyecek gelmeyebilir. Medine halkının yiyeceği, yine Medine'de kazanılır. Kiminin kökü (ailesi) oradadır. Kiminin ekini vardır. Kimininse, arkası bulutlara kadar uzanan hayvan sürüleri vardır. Şayet binaların yüksekliğinin Sel' dağını geçtiğini görürseniz, orada kalın, bir yere ayrılmayın.''

 

 

 

38470. Ebu Zer anlatıyor: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir seferden dönüyordu. Medine'ye yaklaşınca, bazıları sabırsız olup, yollarına devam ettiler. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birini gönderip onları geri çağırttı. Geldiklerinde onlara: "Niçin acele ettiniz?" dedi. Onlar da: "Sen bize izin vermemiş miydin?" dediler.

 

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır. Ne izin verdim, ne de izine benzer bir şey söyledim. Ama siz bir an önce Medine' deki kadınlarınıza kavuşmak için acele ettiniz" buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Keşke ömrün yetse de Virak dağı tarafından çıkacak olan ateşin zamanına yetişsem. Öyle bir ateş ki, Aden-i Ebyen'den Berk-i Gımad'a kadarki bölgede çökmüş develerin boyunlarını gündüz gibi aydınlatır!?".

 

 

 

38471. Enes anlatıyor: Abdullah b. Selam, Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kıyamet alametlerinin ilki nedir?" diye sordu. Resulullah da: "Az evvel Cebrail bana Maşrık (Doğu) tarafından bir ateşin çıkıp insanları süreceğini bildirdi" dedi.

 

 

 

38472. Hz. Ömer der ki: "Ey insanlar! Habeşistan taraflarına göç edin. Çünkü Ali oğulları vadilerinden bir ateş çıkacak ve Yemen tarafından gelerek insanları önüne katıp sürecek; onlar yürüdükçe yürüyecek, uykuya daldıklarında duracak. Hatta bu ateş, bok böceklerini bile sürüp götürür. Bütün insanları Busra'ya kadar sürecek. Öyle ki bir kişi düşecek olsa durup onu bile alır."

 

 

 

38473. Dahhak, "Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi kurtaramaz ve yardımlaşamazsınız''[Rahman, 35] ayeti ile ilgili olarak der ki:

"Mağrib tarafından bir ateş çıkar ve insanları önüne katlp sürer. Hatta maymunları ve domuzları bile sürüp götürür. insanların gecelediği yerde geceler, öğle uykusu na yattıkları yerde, o da yatar.''

 

 

 

38474. Ebu Zer'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Keşke ömrüm yetse de Virak dağı tarafından çıkacak olan ateşin zamanına yetişsem. Öyle bir ateş ki Busra'daki çökmüş develerin boyunlarını gündüz gibi aydınlatıt."

 

 

 

38475. Abdullah b. Ömer naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününden önce Hadramut denizinden bir ateş çıkarak insanları önüne katıp sürecek" buyurdu. Ashabı: "Ya Resulallah! O zamanda ne yapmamızı emredersin?" diye sordular. "Şam'dan ayrılmayın" buyurdu.

 

 

 

38476. Hüzeyl b. Şurahbil anlatıyor: Muaviye, bir gün insanlara şöyle hutbe irad etti: "Ey insanlar! Sizler gelip gönüllü olarak bana biat ettiniz. Eğer kesik burunlu Habeşistanlı bir köleye biat etseydiniz, ben de sizinle birlikte gider, ona biat ederdim."

Minberden inince Amr b. el-As: "Bugün ne yaptığını biliyor musun? Sen insanların sana gönüllü olarak biat ettiklerini sanıyorsun. Bir de Habeşistanlı bir köleye dahi biat etseler, onlarla birlikte gidip ona biat edecekmişsin" diye itiraz etti. Yaptığına pişman olan Muaviye, geri dönerek tekrar minbere çıktı ve bu sefer: "Ey insanlar! Bu göreve benden daha layık biri var mı? Bu göreve benden daha layık biri var mı?" şeklinde konuştu. İbn Ömer de aradaydı. Daha sonra İbn Ömer şöyle dedi: Muaviye'ye, "Sana ve babana dayak zoruyla islam'ı benimseten kişi, bu göreve senden daha layıktır" diyecektim. Ama bu sözümün, ortalığı karıştırmasından korktum. Sonra Allah'ın cennet bahçelerinde hazırladığı nimetleri hatırladım ve bu, söyleyeceklerimi içinde tutma mı kolaylaştırdı."

 

 

 

38477. Hişam, babasından (Urve'den) naklediyor: Kays b. Sa'd b. Ubade, Hz.

Ali'nin öncü birliğindeydi. Ali'nin ölümünden sonra saçlarını kazıtmış beş bin askeri vardı. Hasan, Muaviye'ye biat edince Kays biat etmeyi reddetti ve askerlerine şöyle seslendi: "Ne istersiniz? isterseniz, eceli gelecek olan ölünceye kadar sizinle beraber sonsuza dek mücadeleye devam ederim. isterseniz, sizin için güvence (eman) alırım." Askerleri: "Bizim için eman dile" dediler. Bunun üzerine askerleri için şu şu güvenceleri aldı, onların hiçbir surette cezalandırılmamalarını istedi. Ben de onlardan bir neferim, dedi ve kendisi için özel talepleri olmadı. Sonra askerleriyle beraber Medine'ye gitmek üzere hareket etti. (Medine'ye) varıncaya kadar, sefer sırasında askerlerine günde bir deve kesti.

 

 

 

38478. Muhammed b. Sirin'in naklettiğine göre İbn Ömer dermiş ki: "Allah, ibnü'z-Zübeyr'i esirgesin! O, Şam'ın dinarlarına sahip olmak istedi. Allah, Mervan'ı esirgesin! O da Irak'ın dirhemlerine sahip olmak istedi."

 

 

 

38479. Muhammed b. Ali b. el-Hanefiyye der ki: "Bu fitnelerden uzak durun.

Çünkü fitne önüne kim çıkarsa, ezer geçer. Bilin ki bu milletin bir eceli ve vadesi vardır. Yeryüzündekilerin hepsi onların iktidarlarını yıkmak için bir araya gelseler dahi, buna güçleri yetmez, ta ki Allah buna izin verinceye dek. Siz hiç şu dağları yerinden oynatmaya güç yetirebilir misiniz?"

 

 

 

38480. İbn Ömer anlatıyor: Hz. Ali, kendisine biat edildikten sonra bana geldi ve "Sen Şam halkı tarafından sevilen birisin. Ben seni onlara vali olarak görevlendirdim. Haydi, onlara git" dedi. Ben de akrabalık ve hısımlık bağlarımı düşünerek: "Fakat ben sana biat etmiyorum" dedim. Bunun üzerine çıkıp gitti.

Rivayet edildiğine göre bir süre sonra İbn Ömer, (Hz. Ömer'in dul eşi) Ümmü Külsüm'e uğrayıp selam verir, sonra Mekke'ye gitmek üzere yola çıkar. Sonra Ali, gelir. Kendisine: "ibn Ömer Şam'a gitmek üzere yola çıktı" denir. Ali, bunu duyunca hemen halkı harekete geçirir. Herkes o kadar acele ediyordu ki, kimisi entarisini devesinin boynuna atıp, öylece yola çıkıyordu. Sonra biri Ümmü Külsüm'e gidip, durumu kendisine haber verir. O da babasına (Hz. Ali'ye): "Ne yapıyorsun sen?! Adam (ibn Ömer) yanıma gelip bana selam verdi, sonra Mekke'ye gitmek üzere yola çıktı" der. Bunun üzerine insanlar geri dönerler.

 

 

 

38481. Hişam, babasından (Urve'den) naklediyor: Ben ve Abdullah b. ezZübeyr, onun öldürülmesinden on gün önce (annemiz) Esma'nın yanına girdik. Esma acı içinde kıvranıyordu. Abdullah: "Nasılsın?'' diye sordu. "Ağrılarım var" dedi. Abdullah: "Ölüm şifadır'' dedi. Esma da ona şöyle karşılık verdi: "Sanki ölmemi ister gibisin. Yoksa bu yüzden mi ölmeyi temenni ediyorsun? Vallahi sen şu iki şıktan birine ulaşmadan ben senin ölmeni istemiyorum; ya öldürülürsün ki bu durumda ben, ecrini Allah'tan bekleyip sabrederim. Ya da galip gelirsin de gözüm aydın olur. Sakın ölüm korkusuyla sana uymayan bir anlaşma teklifini kabul etme.''

 

Esasen ibnü'z-Zübeyr, kendisinin öldürüleceğini ve bunun, Esma'yı üzeceğini demek istemişti.

 

 

 

38482. İbn Ebi Müleyke anlatıyor: Abdullah b. ez-Zübeyr'in öldürülmesinden sonra Esma'yı ziyarete gittim. Bana dedi ki: "Öğrendim ki (oğlum) Abdullah'ı baş aşağı asmışlar. Onunla birlikte bir de kedi asmışlar! Vallahi isterim ki ölmeden önce onu bana versinler, onu yıkayıp kokuladıktan sonra defnedeyim,"

 

Çok geçmeden Abdullah b. ez-Zübeyr'in naaşının ailesine teslim edilmesi için Abdülmelik'in mektubu geldi. Naaşını Esma'ya teslim ettiler. Esma da onu yıkayıp bedenine koku sürdü. Sonra kefenleyip defnetti.

 

 

 

38483. Mansur b. Safiyye, annesinden naklediyor: İbn Ömer, mescide girdi. ibnü'z-Zübeyr'in cesedi orada asılı halde duruyordu. Dediler ki "Bu (gelen), Esma'dır." O da yanına giderek, onu (Esma'yı) nasihat ve öğütleriyle teselli etmeye çalıştı. "Ceset hiçbir şey ifade etmez. Asıl ruhlar, Allah katına yükselir. Sabredip, Allah'tan sevabını bekle" dedi. Esma da: "Tabii ki sabredeceğim. Nitekim Yahya b. Zekeriya'nın başı da israil oğullarının fahişelerinden bir fahişeye hediye edilmişti!" diye karşılık verdi.

 

 

 

 

38484. Halef b. Halife, babasından naklediyor: Öğrendiğime göre ibnü'zZübeyr öldürülünce, Haccac cesedini alıp Mina'ya getirmiş ve Batnü'l-Vadi'de, Seniyye'nin yanına asmış. Sonra da halka şöyle söylemiş: "Buna iyi bakın. Bu ümmetin en kötüsüdür!" Sonra İbn Ömer'in dişi bir katır üzerinde geldiğini gördüm. Katırı darağacına yaklaştırmaya çalışıyor, fakat hayvan ürküp geri çekiliyordu. Azatlısına: "Kahrolasıca! Şunu dizgininden tut da yaklaştır" dedi. O da hayvanı tutup yaklaştırdı ve Abdullah b. Ömer durup şöyle dedi: "Allah seni esirgesin. Sen çokça oruç tutar, çokça ibadet ederdin. En kötüleri senin gibi olan ümmet kurtuluşa ermiş demektir."

 

 

 

38485. Hilal b. Yesaf anlatıyor: Bana Muhtar (es-Sekafı)'nin başını, Abdullah b. ez-Zübeyr'e getiren postacı anlattı, dedi ki: Ben Muhtar'ın başını Abdullah'ın önüne koyduğumda, o şunu söyledi: "Ben, Ka'b'ın bana anlattığı hadisin ispatının bu olmadığını düşünüyorum. Çünkü o bana, Sakif kabilesinden bir adamın beni öldüreceğini söylemişti. Fakat burada görüyorum ki, ben onu öldürdüm."

 

 

 

38486. Münzir anlatıyor: Ben, bir gün ibnü'I-Hanefiyye'nin yanındaydım.

Yatağında bir sağa bir sola dönüp pufluyordu. Karısı: "Şu Allah düşmanı ibnü'zZübeyr'in meselesi seni neden bu kadar rahatsız ediyor!?" dedi. O da: "Beni Allah düşmanı ibnü'z-Zübeyr meselesi rahatsız etmiyor. Fakat yarın Allah'ın Hareminde olacaklar rahatsız ediyor" dedi. Sonra ellerini semaya kaldırarak şöyle niyaz etti: "Allahım, sen biliyorsun. Ben senin bana öğrettiğinden biliyorum ki o, Haremden öldürülmüş olarak çıkacak ve başı bütün şehirlerde veya pazarlarda dolaştırılacak."

 

 

 

38487. ishak b. Said, babasından naklen anlatıyor: Abdullah b. Ömer, Abdullah b. ez-Zübeyr'e giderek ona şunları söyledi: "Ey Zübeyr'in oğlu! Allah'ın haremi içinde sakın yanlış bir davranışta bulunma! Zira ben Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Kureyşli bir adam Harem içinde, oranın saygınlığına yakışmayan bir davranış ta bulunacak ki o kişinin günahları, insanlarla cinlerin (sekaleynin) günahlarıyla karşılaştırılsa, muhakkak onun günahları ağır basar." iyi düşün, bu kişi sen olma."

 

 

 

38488. ishak, babasından naklediyor: Mus'ab b. ez-Zübeyr, Safa ile Merve arasında sa'y yapmakta olan Abdullah b. Ömer'in yanına vardı. İbn Ömer:

"Kimsin sen?" diye sordu. Mus'ab: "Yeğenin Mus'ab b. ez-Zübeyr'im" deyince Abdullah b. Ömer: "Irak valisi mi?" dedi.

Mus'ab: "Evet" dedi ve ekledi: "Bir topluluk ki isyan edip kan döktü, vergi topladı. Bu yüzden kendileriyle savaşıldı ve savaşta yenildiler. Sonra bunlar bir kaleye sığınıp korundular. Sonra eman dilediler ve kendilerine eman verildi. (Eman verildikten) sonra da öldürüldüler. Böyle bir topluluğun durumunu sormak için sana geldim."

Abdullah b. Ömer: "Sayıları ne kadardı?" diye sordu. Mus'ab: "Beş bin!" dedi. Abdullah b. Ömer, Sübhanallah çektikten sonra: "Allah için söyle ibnü'zZübeyr! Şayet bir adam Zübeyr'in sürüsünün yanına gidip, bir sabahta onların beş binini kesseydi, o kişinin çizmeyi aşıp haksızlık yaptığını düşünür müydün?"dedi.

Mus'ab: "Evet, düşünürdüm" dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer:

"Demek sen, Allah nedir bilmeyen hayvanlara yapılan bu muameleyi zulüm olarak değerlendiriyorsun da bütün gün Allah'ı tehlil edip anan kimselere yapılan benzer muameleyi helal görüyorsun, öyle mi?!" dedi.

 

 

 

38489. Ebu Hasın der ki: "Ben, ibnü'z-Zübeyr'e sövüldüğü kadar hiç kimseye sövüldüğünü görmedim."

 

 

 

38490. Hişam'ın, babasına (Urve'ye) dayandırarak naklettiğine göre Şamlılar ibnü'z-Zübeyr'e karşı savaşırken ona "Ey iki kuşaklı kadının (Zatü nitakayn) çocuğu!" diye bağırırlardı.

ibnü'z-Zübeyr de annesi Esma'ya: "Bu kusurdan sende eser yoktur" diye şiir okudu. Esma: "Seni bununla mı ayıplıyorlar?!" dedi. ibnü'z-Zübeyr: "Evet" deyince, annesi: "Fakat Vallahi, bu doğrudur" dedi.

 

 

 

38491. Hişam b. Urve anlatıyor: ibnü'z-Zübeyr düşmanları üzerine hamle yaparak onları (Mescid-i Haram'ın) kapılar(ın)dan dışarı sürüyordu. Bir taraftan da şöyle şiir okuyordu: "Rakibim bir kişi olsaydı, işini bitirirdim"

Yine şöyle şiir okuyordu: "Topuklarımızdaki yaralar kanamıyar. Bilakis ayaklarımıza kanlar damlıyor".

 

 

 

38492. Abdullah (b. Mes'ud) der ki: "itaati bırakmayın ve topluluktan ayrılmayın. Zira itaat, Allah'ın tutunmayı emrettiği ipidir. Toplulukla birlikteyken rahatsızlık duyduğunuz şeyler, fırkalara bölünüp ayrılmanız halinde sizi memnun edecek şeylerden daha hayırlıdır. Şüphesiz ki Allah yarattığı her şey için bir zirve takdir etmiştir. Bu din de zirveye ulaşmıştır. Bundan sonra her geçen gün eksilecektir. Bu eksilmenin belirtileri ise şunlardır: Akrabalık bağlarının kopması, haksız yere başkasının malına el konulması, kan dökülmesi, insanın akrabalıktan yakınması ve akrabalıktan hiç fayda görmemesi, iki Cuma arası dolaşan dilencinin eline hiçbir şey konmaması. insanlar bu halde iken yeryüzü birden sığır böğürmesi gibi öyle bir böğürür ki, herkes sesin kendi tarafından geldiğini sanır. insanlar bu halde iken yeryüzü içinde sakladığı altın ve gümüş parçalarını dışarı atar ve artık hiçbir şey yarar sağlamaz. O vakitten sonra ne altınını ne de gümüşün yararı olur."

 

 

 

38493. Ebu Hasın'in naklettiğine göre Mesruk şöyle demiş: Bir gün Abdullah (b. Mes'ud), yukarıdan evine baktı ve "Onda çok büyük tahribat yapılacak. Her taraftan kuşatılacak!" dedi. "Kimler kuşatacak?" diye sorulduğunda "Şu yönden gelecek bir takım insanlar" dedi. Ebu Hasını bunu söylerken, eliyle Batı tarafına doğru işaret ediyordu.

 

 

 

38494. Erkam b. Ya'kub anlatıyor: Abdullah (b. Mes'ud)u şöyle söylerken işittim: "Bu topraklarınızdan çıkıp Arap yarımadasına ve (kurak yerlerde yetiştirilen) pelin otu topraklarına geri döndüğünüzde haliniz nice olur? Ben: "Bizi topraklarımızdan kim çıkaracak?" diye sordum. "Allah düşmanı" diye cevap verdi.

 

 

 

38495. Huzeyfe der ki: "Sanki, Fırat'ın iki yakasına bağladıkları atlarının kulaklarının uçlarını görür gibiyim!."

 

 

 

38496. Huzeyfe der ki: "Hangi kavim karşılıklı lanetleşmişse, muhakkak üzerlerine aldıkları lanet gerçekleşmiştir."

 

 

 

38497. Hemmam b. el-Haris'den nakledildiğine göre yine Huzeyfe: "Hz. Ömer öldürüldükten sonra, kimin öldürüleceği umurumda bile değil" demiştir.

 

 

 

38498. Huzeyfe dedi ki: "Fitne kalplere arz edilir. Hangi kalp onu benimserse, üzerine siyah bir nokta konur. Hangi kalp onu reddederse, üzerine beyaz bir nokta konur. Buna göre sizden kim fitneye bulaşıp bulaşmadığını öğrenmek istiyorsa, baksın; eğer daha evvel helal gördüğü bir şeyi şimdi haram görüyorsa ya da daha önce haram gördüğü bir şeyi şimdi helal görüyorsa, fitneye bulaşmış demektir."

 

 

 

38499. Huzeyfe der ki: "Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda Cuma namazında insanlara bir ok atsan, attığın ok, muhakkak bir kafire isabet eder."

 

 

 

38500. Huzeyfe şöyle demiştir: "Fitnenin bir uykuda olduğu dönemler, bir de uyanık olduğu dönemler vardır. Sen eğer fitnenin uykuda olduğu dönemlerde ölebilirsen, öl. içki bile, fitneler kadar insanları / kişileri sarhoş edip aklını alamaz.''

 

 

 

38501. Rufey' Ebu KesTre anlatıyor: Ebu'l-Hasan Hz. Ali'yi şöyle derken işittim: "Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolar. Öyle ki her evi korku ve yağmacılık düşüncesi sarar. insanlar iki dirhem gümüş ve iki ölçek (cerib) erzak isterler de bu onlardan esirgenir. Bu yüzden aralarında savaş üstüne savaş çıkar, ordu üzerine ordu sevk edilir. Derken Allah hepsini kendi şehirlerinde kuşatır. Sonra yeryüzü adalet ve hakkaniyetle dolar."

 

 

 

38502. Tarık b. Şihab anlatıyor: Halid b. el-Velid bir adamı had cezası olarak kırbaçladı. Ertesi günü olunca, başka bir adama yine had cezası olarak kırbaç uyguladı. Buna tanık olan bir adam şöyle dedi: Vallahi bu fitnedir. Dün had

 

 

 

cezası olarak bir kişiye kırbaç uyguladı. Bugün bir kişiye daha yine had cezası olarak kırbaç uyguladı!" Halid ise şöyle dedi: "Fitne bu değildir. Asıl fitne, günah işlenen bir yerden, günah işlenmeyen başka bir yere çıkmak istediğinde, öyle bir yer bulamamandır!"

 

 

 

38503. Sa'd b. Huzeyfe anlatıyor: insanlar Said b. el-As'ı azletmeye karar verince, başlarına kendi maslahatları ve dinleri bakımından razı olmayacakları birinin vali atanmaması hususunda aralarında bir mektup yazdılar. Onlar bu halde iken, Huzeyfe Medain'den geldi. Hemen yazdıkları mektubu ona götürerek şöyle dediler: "Ey Ebu Abdillah! Biz falan kişiye, senin de duymuş olduğun şeyleri yaptık. Sonra bu mektubu yazdık ve istedik ki, senin görüşünü almadan hiçbir konuda kesin karar vermeyelim!"

Huzeyfe yazdıkları mektuba şöyle bir göz attı ve güldü. Sonra: "Vallahi ne istediğinizi anlayamadım? Hakkınız olmayan topluluğun yönetimini mi üslenmek istiyorsunuz? Yoksa bu fitneyi ilk çıktığı ve büyüdüğü yere geri göndermek mi istiyorsunuz? Şunu bilin ki, bu fitne yeryüzüne Allah tarafından gönderilmiştir. O yeryüzünde otlanacak ve iyice yerleşecek. Öyle ki ondan sonra insanlardan hiç kimse onu geri göndermeye güç yetiremeyecektir. insanlardan her kim bu fitne uğruna savaşırsa, muhakkak öldürülür. Sonunda Allah sonbahar bulutları gibi ince bulutlar gönderir de bunlar onların aralarına girer (yani çatışmalar ve savaşlar durur)."

 

 

 

38504. Zazanı anlatıyor: Huzeyfe'yi şöyle derken işittim: "Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda sizin en hayırlınız, iyiliği emretmeyip kötülükten menetmeyen olacaktır."

Topluluktan biri: "Bizim, kötülüğü görüp de onu değiştirmeyeceğimiz bir zaman gelecek, öyle mi? Asla. Vallahi (kötülük olursa, onu) muhakkak değiştiririz'' dedi. Huzeyfe de eliyle gözüne işaret ederek üç kere: "Vallahi sen yalan söylüyorsun" dedi. Nitekim daha sonra o adam: "Ben yalancı çıktım, o doğru" dedi.

 

 

 

38505. İbrahim et-Teymı, babasından şu sözünü nakleder: Huzeyfe'yi şöyle derken işittim: "Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda insan ölümü temenni eder; ya öldürülür ya da inkara düşer. Yine öyle bir zaman gelecektir ki o zamanda insan fakirlikten başka bir nedenden dolayı ölümü temenni eder.

 

 

 

38506. İbn Ebi Bekre, babasından naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yerin adını andı. Andığı yer, Basra veya Busayra'ydır. Yanıbaşında Dicle isminde bir nehir vardır. Pek çok hurmalıkları vardır. Oraya Kantura oğulları gelip yerleşir. Sonra halk üç fırkaya bölünür: Bir fırka helak olup, atalarına katılır. Bir fırka, kendi başlarına hareket edip, inkara düşerler. Bir fırka da çoluk çocuklarını arkalarına alarak savaşırlar. Bunlardan öldürülenler, şehittirler. Allah, bunlardan geride kalanları muzaffer kılar.

 

 

 

38507. Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizler, nalınları kıldan olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Sizler, küçük / çekik gözlü bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz.''

 

 

 

38508. Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizler, çarıklarılnalınları kıldan olan bir milletle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Yine, sizler küçük / çekik gözlü, kısa burunlu, adeta kat kat işlenmiş kalkan gibi yüzleri olan bir milletle savaşmadıkça kıyamet kopmaz."

 

 

 

38509. Sa'd b. Tarık'ın naklettiğine göre babası, Hz. peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ashabıma, başlarına gelecek katliam (öldürme) yeter" buyururken işitmiş".

 

 

 

38510. Useyd b. Hudayr'ın naklettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar'a: "Sizler benden sonra bencillik göreceksiniz. Havz'ın başında benimle buluşuncaya kadar sabredin" buyurmuş.

 

 

 

38511. Rivayet edildiğine göre Hz. Hüseyin'in öldürüldüğü haberi alınınca Rabı' b. Husaym: "Allahım! ihtilaf ettikleri hususlarda kulların arasında sen hüküm verirsin" diye niyaz etmiş.

 

 

 

38512. Ebu'l-Garıf anlatıyor: Bizler, Hasan b. Ali'nin 12 000 askerden oluşan ve ölüme atılırcasına fedakarca savaşan Mesken'deki öncü birliği idik. Şamlılarla girdiğimiz şiddetli savaşta kılıçlarımızdan kan damlıyordu. Komutanımız, Ebu'l-Amarrata idi. Hasan b. Ali'nin Muaviye ile sulh yaptığı haberi bize ulaşınca, duyduğumuz üzüntü ve öfkeden sanki belimiz kırılmışt!. Sonra Hasan b. Ali, Kufe'ye geldiğinde bizden, Ebu Amir künyeli biri kalkıp yanına gitti ve ona: "Selam olsun sana, ey müminleri zelil eden kişi" dedi. Hasan b. Ali: “Ebu Amir öyle söyleme. Doğrusu ben, iktidar mücadelesine girerek insanları öldürmek istemedim" dedi.

 

 

 

38513. Riyah b. el-Haris anlatıyor: Hasan b. Ali, Hz. Ali'nin vefatından sonra ayağa kalkarak insanlara bir hutbe irat etti. Allah'a hamdü senadan sonra hutbesinde şunları söyledi: "Muhakkakki her gelecek yakındır. insanlar istemese de Allah'ın emri, muhakkak gerçekleşecektir. Vallahi ben, kendim için faydalıyı zararlıdan ayırt etmeye başladığımdan beri, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetinin yönetimiyle ilgili bir hardal tanesi ağırlığında bile bir görevin bana tevdi edilmesini ve bunun için bir damla kanın dahi dökülmesini istememişimdir. Bu yüzden hepiniz bineklerinizin yanına gidiniz."

 

 

 

38514. Umeyr b. ishak anlatıyor: Ben ve bir zat, hastalığı sebebiyle Hasan b.

Ali'yi ziyarete girdik. Hasan, yanımdaki zata: "Ne isteyeceksen benden şimdi iste" dedi. O da: "Ben senden bir şey istemiyorum. Allah sana sağlık afiyet versin" dedi. Sonra Hasan kalkıp kenefe girdi, tekrar yanımıza gelince şöyle dedi: "Ciğerimin bir parçasını bu çubukla çıkarıp, tükürdüm; yanınıza öyle geldim. Bana defalarca zehir içirildi. Ancak hiçbirisi bu seferki kadar şiddetli değildi." Sonra ertesi günü sabahleyin yanına gittiğimizde, ruhunu teslim etmek üzereydi.

Sonra Hüseyin geldi ve başucuna oturup, "Ey kardeşim! Seni zehirleyen kimdir?" diye sordu. Hasan: "Onu öldürmek mi istiyorsun?" dedi. Hüseyin: "Evet" deyince, şöyle söyledi: "Eğer (bunu yapan) düşündüğüm kimse ise, (bilsin ki) Allah'ın azabı daha şiddetlidir. Eğer o suçsuz ise (benim yüzümden) bir masumun öldürülmesini istemem."

 

 

 

38515. Bişr b. Galib anlatıyor: Abdullah b. ez-Zübeyr, Mekke'de Hüseyin b. Ali'yle karşılaştı. Hüseyin'e: "Ebu Abdillah! Duydum ki Irak'a gitmek istiyormuşsun?" dedi. Hüseyin: "Doğrudur" deyince Abdullah: "Sakın gitme. Onlar babanı öldürdüler. Kardeşini zehirlediler. Eğer yanlarına gidersen, onlar seni de öldürürler" dedi.

 

 

 

38516. Cebele binti'l-Musaffih anlatıyor: Malik b. Damre, kendi savaş araç gereçlerini Damre oğullarına vasiyet etti. Ancak onlarla Ehl-i Beyt'e karşı savaşılmamasını şart koştu. Başucunda bulunan kardeşi: "Sen bunu ölüm döşeğinde mi söylüyorsun?" deyince o da: "Aynen öyle" diye cevap verdi. Kardeşi: "Eğer çocukların onu satma gereği duyarlarsa, satabilir miyiz?" diye sordu. "Evet, satabilirsiniz" dedi. Bunun üzerine bütün silahları satıldı. Geriye sadece bir mızrak kaldı.

Cebele der ki: Hüseyin'in üzerine yürüyen orduda bulunanlardan biri gelerek "Ey İbn Malik! Ey Musa! Bana babanın mızrağını ödünç ver de onunla savaşayım'' dedi. O da (cariyesine): "Cariye! Mızrağı ona ver'' dedi. Hemen ailesinden bir kadın: "Musa! Sen babanın vasiyetini hatırlamıyor musun?!" diye itiraz etti. -O sırada adam mızrağı alıp gitmişti.- Musa hemen koşup adama yetişti ve mızrağı ondan geri alıp kırdı.

 

 

 

38517. Hasan( -ı Basri) der ki: Bir gün Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hasan b. Ali'yi yanına alıp minbere çıkardı ve cemaate: "Benim bu oğlum, seyyiddir. Muhtemeldir ki Allah, onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki grup arasında barış sağlar" buyurdu.

 

 

 

38518. Münzir es-Sevri'den nakledildiğine göre ibnü'I-Hanefiyye: "Fitnenin karşısına çıkan, yok olur" demiştir.

 

 

 

38519. İbn Abbas anlatıyor: Hz. Hüseyin, Irak'a gidip gitmemek konusunda istişare etmek için bana geldi. Ona dedim ki: "Ben ve sen, eğer alay konusu olmayacağımızı bilsem, saçlarından tutarak ''Nereye gidiyorsun? Babanı öldüren, kardeşini zehirleyen millete mi?'' derdim. Zira bu işlerden elini eteğini çeken bir zat bana dedi ki: ''Bir kişi yüzünden şu Harem'in kudsiyeti çiğnenecektir. O kişi ben olmaktansa, falan yerde öldürülmeyi yeğlerim'' kendisi böyle bir şeyi uzak ihtimalolarak görürdü-."

 

 

 

38520. Hz. Ali der ki: "Hüseyin, hunharca öldürülecektir. Üstelik ben onun öldürüleceği toprağı yakinen biliyorum; iki nehrin yakınında bir yerde öldürülecektir."

 

 

 

38521. Ümmü Seleme anlatıyor: Hz. Hüseyin, bir gün Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdi. Ben kapının önünde oturuyordum. Başımı uzatıp içeri baktığımda Hz. Peygamber'in elinde bir şey gördüm. Hüseyin, karnı üzerinde uyurken o şeyi elinde çevirip duruyordu. Daha sonra kendisine: "Ya Resulallah! Başımı uzatıp içeri baktığımda elinde bir şeyi çevirip durduğunu gördüm. O sırada çocuk karnın üzerinde uyuyordu ve senin gözlerinden yaşlar akıyordu" dedim. Buyurdu ki: "Cebrail, bana, Hüseyin'in öldürüleceği yerin toprağını getirdi. Bana, onu ümmetimin öldüreceğini bildirdi".

 

 

 

38522. Abdullah b. Nücey el-Hadrami'nin babasına dayandırarak naklettiğine göre babası, Hz. Ali ile birlikte sefere katılmış. -Kendisi onun ibrikçisiymiş- Dediğine göre Hz. Ali, Sıffin'e doğru hareket ederken Nineva mevkiinin hizasına geldiğinde, "Sabır, ey Ebu Abdillah! Sabır, ey Ebu Abdillah!" diye kendi kendine söylendi. Ben: "Ebu Abdillah, derken kimi kastediyorsun!?" diye sordum. Şöyle anlattı:

 

Bir gün Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdim. Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. "Ya Resulallah! Niçin ağlıyorsun? Seni biri mi kızdırdı?" diye sordum. Buyurdu ki: "Biraz evvel Cebrail yanımdaydı. Bana, Hüseyin'in Fırat'ın kenarında öldürüleceğini haber verdi. Ben de, gözlerimden yaşlar akmasını engel olamadım".

 

 

 

38523. Selam Ebu Şurahbil'in, Ebu Hüreym'e dayandırarak naklettiğine göre bir gün Ebu Hüreym'e ait bir koyun pisledi ve Ebu Hüreym cariyesine dedi ki: "Cerda! Bu dışkı bana Müminlerin emirinden (Ali'den) işittiğim bir hadisi hatırlattı. Kerbela'da onunla birlikteydim. Altında ceylan dışkıları bulunan bir ağaca rastladı ve ondan bir avuç alıp kokladı. Sonra "Bu yerden yetmiş bin kişi diriltilecek ve hepSi de hesapsız olarak cennete girecekler" dedi.

 

 

 

38524. Hz. Hüseyin'in Kerbela'daki şahadetine tanık olan Vail b. Alkame anlatıyor: Bir ara bir adam geldi ve "Aranızda Hüseyin var mı?" diye sordu. Hüseyin: "Kimsin sen?" diye sordu. Adam: "Ben, cehennemi müjdelerim" dedi Hüseyin de: "Bilakis Rab bağışlar, esirger ve ona itaat edilir" dedi. Sonra (tekrar) "Sen kimsin?" diye sordu. "Ben İbn Hüveyze'yim" deyince onun için "Allahım! Onu ateşe at" diye beddua etti. Sonra adam gitti. Bir süre sonra atı ürküp, iki ayağı üzerinde şaha kalktı. Adam da düşüp paramparça oldu. Üzengiye takılıp kalan ayağından başka sağlam yeri kalmadı!

 

 

 

38525. Ümmü Hakımi anlatıyor: Hüseyin b. Ali öldürüldüğünde ben ergenlik çağına ulaşmış -ya da ulaşmak üzere olan- bir genç kızdım. Onun öldürülmesinden sonra gökyüzü günlerce kıpkızıl bir bulut gibi kaldı.

 

 

 

38526. Tarık b. Şihab anlatıyor: Hz. Osman'ın öldürüldüğü haberi geldiğinde ben kendimi, savaşa iştirak edecek çağda delikanlı ve güçlü hissediyordum. insanların arasına katılmak için hemen yola çıktım. Rabeze'ye geldiğimde Hz. Ali'nin de orada olduğunu gördüm. Cemaate ikindi namazını kıldırdı. Selam verince sırtını mescidin duvarına, yüzünü ise cemaate döndü. Sonra Hasan b. Ali yanına varıp, onunla konuşmaya başladı. Bir taraftan da ağlıyordu. Ali:

"Söyle ne söyleyeceksen, kız gibi ağlayıp durma I" dedi. O da şunları söyledi: "insanlar bu kişiyi (Hz. Osman'ı) muhasara ettikleri zaman sana, Mekke'ye gidip orada kalmanı söyledim, dinlemedin. Sonra öldürülünce, Araplar akıllarını başlarına devşirinceye kadar evinden dışarı çıkmamanı söyledim. Sen keler deliğine de girsen, develerini üzerine sürerler ve seni bulunduğun delikten çıkarırlar, dedim, yine dinlemedin. Şimdi Allah için senden şunu istiyorum:

Irak'a gidip de orada tek başına kalıp öldürülme."

Ali şöyle cevap verdi: "Mekke'ye git diyorsun. Ben, Mekke'de oturması caiz olan biri değilim. insanlar Osman'ı öldürdü, diyorsun. insanlar onu öldürmüşse, bunda benim ne günahım var? Irak'a gitme diyorsun, o zaman yukarıdaki sesleri duyup yuvasından çıkan sırtlan durumuna düşerim."

 

 

 

38527. Şa’bi anlatıyor: Hasan b. Ali ile Muaviye arasında barış yapıldıktan sonra Hasan, Medine'ye gitmek istedi. Muaviye: "insanlara hutbe vermeden bir yere gidemezsin" dedi.

Şa’bi der ki: Hasan'ı minberde dinledim. Allah'a hamdü senadan sonra şöyle dedi: "imdi, akılların en üstünü, takvadır. Acizliklerin en acizliği de fasıklıktır. Benimle Muaviye arasında ihtilafa yol açan şu yönetim makamı, benim hakkımdı; ama ben, Muaviye adına ondan vazgeçtim. Ya da bu makam, ona benden daha layık bir kişinin hakkıydı. Bunu, sadece sizin canlarınızı korumak için yaptım. "Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan (fitne) ve bir vakte kadar yararlanmadır"[Enbiya,111]. Sonra hutbeden indi.

 

 

 

38528. Usame b. Şerik'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim olursa olsun, birlik ve bütünlük içinde bulunan ümmetimi fırkalara ayıran kişinin kellesini alın" buyurmuştur.

 

 

 

38529. Füseyle4 isimli bir kadın, babasından naklediyor: Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ya Resulallah! Kişinin kendi milletini sevmesi ırkçılık / kavmiyetçilik midir?'' diye sordum. "Hayır. Fakat kişinin kendi milletine, zulümde yardım etmesi ırkçılıktır / kavmiyetçiliktir" buyurdu.

 

 

 

38530. Ebu Vakıd el-leysı naklediyor: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huneyn'e geldiğinde müşriklerin silahlarını astıkları "Zat-ı envat" denen bir ağacın yanından geçti. Ashabı: "Bize de bir Zat-ı envat belirle'' dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Bu, Musa'nın kavminin Musa'ya dediği söze benziyor: ''Onların kendilerine ait tanrıları olduğu gibi sen de bize de tanrı yapsana''[A'raf, 138] Siz, sizden öncekilerin yoluna muhakkak uyacaksınız" buyurdu.

 

 

 

38531. Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekilerin yoluna kulaç kulaç, arşın arşın, karış karış uyacaksınız. Hatta onlar keler deliğine girseler, siz de girersiniz" buyurdu. "Ya Resulallah! Yahudilerle Hıristiyanları       mı kastediyorsun?" dediler. "Başka kimi olacak?!" buyurdu.

 

 

 

38532. Abdullah b. Amr der ki: "Tatlısıyla acısıyla muhakkak sizden öncekilerin yoluna uyacaksınız.''

 

 

 

38533. Abdullah (ibn Ömer) der ki: "insanlar arasında sizler, yol ve yaşayış olarak israil oğullarına en çok benzeyenlerisiniz. Onların yoluna karış karış, adım adım uyacaksınız."

Yine Abdullah der ki: "Beyanın (ifade sanatının) öylesi vardır ki (insanı) büyüler."

 

 

 

38534. Huzeyfe der ki: "israil oğullarında ne olmuşsa, muhakkak onun benzeri sizde de olur." Bir adam: "Bizde de Lut kavmi gibi insanlar (homoseksüeller) olur mu?" diye sordu. Huzeyfe de: "Evet, olacaktır. Hay, senin anan ölsün! Sen işin bu noktaya varacağına inanmıyor musun?" dedi.

 

 

 

38535. Yine Huzeyfe dedi ki: "israil oğullarının yaptıklarını siz de yapacaksınız.

Onlarda olan her şeyin benzeri sizde de olacaktır." Bir adam: "Bizden de maymun ve domuzlar(a dönüşenler) olacak mı?" diye sordu. Huzeyfe de: "Hayanasız kalasın! Seni böyle olmaktan ne koruyabilir?" diye cevap verdi.

 

İnsanlar: "Anlatmaya devam et, ey Ebu Abdillah!" dediler. O da şöyle karşılık verdi: "Eğer ben size her şeyi anlatırsam, üç gruba bölünürsünüz. Bir grup benimle kavga eder. Bir grup bana destek olmaz. Bir grup da beni yalanlar. Fakat yine de ben size anlatacağım; ama Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demeyeceğim. Söyler misiniz? Size dersem ki sizler kitabınızı alıp yakacaksınız, onu çöplüklere atacaksınız, bana inanır mısınız?" Dinleyenler:

"Sübhanallah! Bu kadarı da olur muymuş" derler. Huzeyfe devamla: "Söyler misiniz? Size dersem ki kıblegahınızı kırıp parçalayacaksınız, bana inanır mısınız?" der. "Sübhanallah! Bu kadarı da olur muymuş" diye tepki verdiler.

Huzeyfe: "Söyler misiniz? Size dersem ki anneniz Müslümanlardan bir fırkaya katılarak size karşı savaşacaktır, bana inanır mısınız?" diye devam etti. Yine "Sübhanallah! Bu kadarı da olur muymuş" dediler.

 

 

 

38536. Habib der ki: Ben, İbn Ömer "Ey Iraklılar! Sizler sürekli sorun çıkarıyorsunuz!" derken işittim.

 

 

 

38537. Avf b. Malik anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber'in yanına girmek için izin istedim. "Gir!" buyurdu. "Tam mı gireyim, yarım mı?" dedim. "Tam gir" buyurdu. Yanına girdiğimde ağır ağır abdest alıyordu. Buyurdu ki: "Dinle Avf b. Malik! Şu altı şey kıyametten önce vuku bulacaktır: Peygamberinizin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölümü. Biri bu." Allah Resalü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu söyleyince, sanki kalbim yerinden sökülmüş gibi hissettim. "Beytü'lMakdis'in fethi, davar sürüsünün kırıldığı gibi sizi kırıp geçecek olan ölüm, servetin artması, öyle ki kişiye yüz dinar verilir de o bundan memnun kalmaz. Küfür şehrinin fethi, Bizanslılarla (=Benu Asfar) aranızda barış imzalanması. Barış için sizler, her birinin ardında 12 000 nefer bulunan 80 bayrakla gelirsiniz. O zaman onlar hıyanet planları kurmaya sizden daha yakındırlar."

 

 

 

38538. Muaz b. Cebel'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Şu altı şey kıyamet alametlerindendir: Benim ölümüm, Beytü'l-Makdis'in fethi, kişiye bin dinar verildiği halde bundan memnun kalmaması, her Müslüman hanesinde hüzne sebep olacak fitne, davar sürüsünün kırılması gibi insanları kırıp geçirecek ölüm, Rumların hıyanet etmesi ki, her birinin arkasında 12 000 asker bulunan 12 bayraklal harekete geçerler."

 

 

 

38539. Esıd b. el-Müteşemmis anlatıyor: Bir gün Ebu Musa'nın yanındaydık.

"Size, Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize anlatıp durduğu bir hadisi nakledeyim mi?" dedi. Biz: "Olur, naklet" deyince, şöyle anlattı: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Here çoğalmadıkça kıyamet kopmaz" buyurdu. Biz: "Herc nedir? Ya Resulallah!" diye sorduk. "Adam öldürmedir, adam öldürme" buyurdu. "O zamanda, bizim bugün öldürdüğümüzden daha çok mu insan öldürülür?" diye sorduk. "Sizin kafirleri öldürmenizi kastetmiyorum. Fakat insan komşusunu, kardeşini ve amcaoğlunu öldürür" buyurdu.

Bu habere o kadar üzüldük ki bizden kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. "O gün aklımız başımızda olacak mı?" diye sorduk. "O devrin insanlarının çoğunun akılları başlarından alınacak ve zayıf akıllı bir nesil gelecektir. Bu neslin ekserisi bir şey yaptıldarını sanırlar; oysa ki hiçbir değerleri yoktur. Canım kudret elinde bulunan (Allah)a yemin ederim ki!1 Benim ve sizin o günlere yetişmesinden korkuyorum. Eğer o günlere yetişirsek, benim de sizin de yaşananlardan sıyrılmamızın tek çıkış yolu vardır; o işlere nasıl bulaştıysak, öyle çıkarız.''

 

 

 

38540. Ebu Bekre'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "İki Müslümandan biri diğerine karşı silahlanırsa, ikisi de cehennemin tam kenarında olurlar. Şayet biri diğerini öldürürse, ikisi de cehenneme girerler". 

 

 

 

38541. Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Melekler, içinizden kardeşine silah çevirene lanet eder; isterse baba bir ya da ana bir kardeş olsun" buyurmuştur.

 

 

 

38542. Huzeyfe der ki: "Muhakkak sizler israil oğullarının yoluna adım adım, karış karış uyacaksınız. Fakat buzağıya tapıp tapmayacağınızı bilmiyorum."

 

 

 

38543. Yine Huzeyfe der ki: "Şam halkı arasında köleler yaygınlaştığında, ölmeyi başarabilen, ölsün.''

 

 

 

38544. Abdurrahman b. Ebi Bekre anlatıyor: Bir gün Şam'a gittim. Orada Abdullah b. Amr'ın yanına girip selam versem, diye aklımdan geçirdim. Sonra yanına varıp selam verdim. Bana: "Sen kimsin?" diye sordu. "Abdurrahman b. Ebi Bekre'yim" dedim. "Kantura oğullarının3 sizi Irak topraklarından sürmesi pek yakındır'' dedi. "Sonra geri dönecek miyiz?" diye sordum. "Sen böyle bir şeyi arzu eder misin?" dedi. Ben de: "Evet'' deyince "Sizin tatmin edici- bir yaşam standardınız olacaktır" dedi.

 

 

 

38545. Zeyd b. Vehb anlatıyor: Münafıklardan biri öldü ve Huzeyfe onun cenaze namazını kıldırmadı. Bunun üzerine Ömer: "O, (Hz. Peygamber'in münafık olarak isimlerini zikrettiği) topluluktan mı?" diye sordu. Huzeyfe "Evet" deyince, "Allah aşkına söyle! Ben de onlardan biri miyim?" diye sordu. Huzeyfe de: "Hayır. Ama senden sonra artık kimseye söylemeyeceğim" dedi.

 

 

 

38546. Zeyd anlatıyor: Huzeyfe dedi ki: (Hz. Peygamber'in bana bildirdiği) Münafıklardan sadece dört kişi hayatta kaldı. Biri, soğuğu sıcağı hissedemeyecek derece yaşlı bir ihtiyardır.

Bir adam: "Peki, evlerimizin duvarlarını delerek içeri girip, direklerdeki asılı eşyalarımızı çalanlar kimlerdir?" deyince Huzeyfe: "Allah iyiliğini versin! Onlar fasıklardır" dedi.

 

 

 

38547. Zeyd anlatıyor: Huzeyfe, "Küfrün elebaşlarıyla savaşın''[Tevbe, 12] ayetini okudu ve "Henüz bu ayette işaret edilenlerle savaşılmadı" dedi.

 

 

 

38548. Ebu'l-Bahterı anlatıyor: Bir adam: "Allahım, münafıkları helak eyle!" diye beddua edince Huzeyfe: "Eğer münafıklar helak olurlarsa, düşmanınızdan intikam alamazsınız" dedi.

 

 

 

38549. Şimr anlatıyor: Huzeyfe bana: "insanların en facirini öldürmek ister misin?" dedi. Ben "Evet" deyince, "O zaman sen ondan daha facir olursun" dedi.

 

 

 

38550. Huzeyfe der ki: "Dört çeşit kalp vardır. Biri ikiyüzlü kalptir ki, bu, münafığın kalbidir. ikincisi, önüne perde çekilmiş kalp ki, bu kafirin kalbidir. Üçüncüsü, adeta kandil gibi parlayan temiz kalptir ki bu müminin kalbidir. Bir de içinde hem iman, hem de nifak bulunan kalp vardır ki bu, hem irin, hem de kanla beslenen yaraya benzer veya hem kirli, hem de temiz suyla sulanan ağaca benzer; hangi su baskın gelirse, ona göre şekil alır."

 

 

 

38551. Şakık anlatıyor: Bir gün Huzeyfe dedi ki: "Bugün sizin aranızdaki münafıklar, Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dönemindeki münafıklardan daha zararlıdırlar." Biz: "Ey Ebu Abdillah! Bu nasılolur?" diye sorunca, "Çünkü onlar münafıklıklarını gizliyorlar, bunlar ise açığa vuruyorlar" diye cevap verdi.

 

 

 

38552. Huzeyfe der ki: "70. yıldan3 sonra şu mescidinizin tepesine çıkarak bir taş atıp, içinizden on kişiyi öldürsem, üzülmem.''

 

 

 

38553, Muhavvel, Abdülkays oğullarından bir adamdan naklediyor: Bir gün Huzeyfe ile birlikte idik. Eline çakıl taşları aldı, birbiri üstüne koydu, Sonra bize dönerek: "Bakın bakalım, bunlarda ne kadar ışık görüyorsunuz?" dedi. Biz: "Hafif bir ışık görüyoruz" deyince, "Vallahi batıl, hakkın üzerine öyle çökecek ki, o zaman hakkı ancak bu kadar görebileceksiniz" dedi.

 

 

 

38554. Şakık'in bildirdiğine göre Huzeyfe şöyle demiş: "Gökten üzerinize azap yağması pek yakındır. Hatta bu azap Feyafilere kadar uzanacaktır." "Ey Ebu Abdillah! Feyafi'yle neyi kastediyorsun?" diye sorulduğunda "Çorak / çöl toprakları" diye cevap vermiş.

 

 

 

38555, Ebu't-Tufeyl anlatıyor: Amr b. Suley' adında Muharib kabilesinden bir adam Huzeyfe'nin yanında gelerek ona: "Ey Ebu Abdillah! Bize gördüklerini ve şahit olduklarını anlatıver" dedi. Huzeyfe: "Ya Amr b. Suley'! Muharib, Mudar'a mı bağlıdır?" dedi. Amr: "Evet" deyince şöyle söyledi: "Mudar kabilesi, gördüğü her mümini öldürmek, onu dininden saptırmak için mücadelesini sürdürecektir. Ya da Allah, melekler ve müminler onlara öyle bir darbe indirecekler ki, zelil ve hakir bir duruma düşecekler. Muharib, Kaysi Aylan'a mı bağlıdır?" Amr yine: "Evet" deyince, şöyle söyledi: "Aylan'ın Şam'a inip yerleştiğini görürsen, dikkatli ol.''

 

 

 

38556. Rib'i anlatıyor: Bir gün Huzeyfe dedi ki: "Ey Mudarlılar yaklaşın! Vallahi sizler, karşılaştığınız her mümini dininden çevirmek ve onu öldürmek için mücadeleye devam edeceksiniz. Sonunda Allah, melekler ve inananlar size öyle bir darbe indirecekler ki, zelil ve hakir bir duruma düşeceksiniz." Mudarlılar: "Madem bizler öyleyiz, o zaman bizi neden yanına yaklaştırıyorsun?" diye sorunca da şöyle dedi: "Çünkü sizin aranızdan Ademoğullarının efendisi çıkmıştır. Sizin aranızdan öncü atlı birlikleri gibi (hayır ve iyilikte ileri giden) öncüler çıkmıştır" dedi.

 

 

 

38557. Amr b. Hanzale anlatıyor: Bir gün Huzeyfe dedi ki: "Mudarlılar, Allah'ın hiçbir mümin kulunu rahat bırakmaz, onu muhakkak fitneye düşürür ya da öldürür veya Allah, melekler ve inananlar onlara şiddetli bir darbe indirirler de iyice zelil ve hakir duruma düşerler." Bunu duyan bir adam: "Ey Ebu Abdillah! Kendin de Mudarlı olduğun halde böyle mi diyorsun?" diye itiraz edince, Huzeyfe: "Ben sadece Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dediklerini söylüyorum" dedi.

 

 

 

38558. Huzeyfe der ki: "Basralılar bir hidayet kapısı açmadıkları gibi hiçbir sapkınlık kapısını da terk etmezler. Tufan, bütün yeryüzünden kaldırıldığı halde Basra'dan kaldırılmamıştır."

 

 

 

38559. Rabia b. Cevşen anlatıyor: Bir gün Şam'a gittim. Orada Abdullah b.

Amr'ın yanına girdim. "Kimlerdensin?" diye sordu. "Basralıyım" dedim. "Ya da oradan değilsin. Ey Basralılar hazırlıklı olun" dedi. "Niye hazırlıklı olalım?" diye sorduğumuzda şöyle söyledi: "Su tulumlarınızı ve kırbalarınızı hazırlayın. Bugün en değerli mal, erkek develerdir. Kişi onlara aile fertleri bindirip, yola çıkarır. Yine, güçlü ve sert tırnaklı kısrak da değerlidir. Vallahi Kantura oğullarının sizi Basra'dan çıkarıp Rukbe'ye kadar sürmesi pek yakındır." "Kantura oğulları3 ne demektir?" diye sorduk. "Kitapta bu şekilde yazmaktadır. Fakat özellikleri, Türklerin özelliklerine uymaktadır" dedi.

 

 

 

38560. Ebu Hureyre der ki: "Sizin için ne bir dinar, ne bir dirhem, ne de bir kafiz (bir tür ölçek) erzak toplanmadığı zaman haliniz nice olur?''

 

 

 

38561. Ebu Miclez der ki: Hz. Ömer, hiçbir şehir bırakmayıp hepsini ziyaret etmek isteyince Ka'b(u'l-Ahbar) : "Irak'a gitme. Çünkü şerrin onda dokuzu oradadır" dedi.

 

 

 

38562. Kasame b. Züheyr naklediyor: Ben Ebu Musa'yı şöyle derken işittim:

"Bu şehrin (Basra'nın) dört ismi vardır: Basra, Huraybe, Tedmür ve Mü'tefike.

nedir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Allah'a ve ResUl'üne verilen sözler tutulmaz. Allah da zimmılerin kalplerini katılaştırır, ellerindekini (onlara) vermezler." Ebu Hureyre'nin nefsi kudret elinde olana yemin ederim ki, bu iki kere gerçekleşecektir."

Bu metin, İbn Hanbel'e aittir. Daha açık olduğu için onu zikrettim.

Ayrıca Müslim, (4/2220:33) Ebu Hureyre'den şöyle nakleder: "Irak halkı dirhemini (gümüş nakit) ve kafizini (ölçek) vermeyi reddetti. Şam halkı müddünü (ölçek) ve dinarını (altın nakit) vermeyi reddetti. Mısır halkı, irdebini (ölçek) ve dinarını vermeyi reddetti. Böylece başladığınız noktaya geri döndünüz, başladığınız noktaya geri döndünüz, başladığınız noktaya geri döndünüz". Ebu Hureyre'nin eti ve kanı buna tanık oldu.

İbn Hacer, Fethu '/-Btiri'de 6/280 (3180) yukarıdaki hadisi zikrettikten sonra der ki: "Hadis geçmiş fiil sıygasıyla zikredilmiştir. Maksat, gelecek zamandır. Bu şekilde olayın muhakkak gerçekleşeceğine vurgu yapılmak istenmiştir." Olay, yaşanmış ve zamanı geçmiş gibi anlatılmıştır.

 

Rivayette geçen kafiz, müd ve irdeb, bilinen eski ölçeklerdir.

Yine Müslim (4/2234:67) Ebu Nadre'den şöyle nakleder: Bir gün Gıbir b. Abdillah'la birlikteydik. Dedi ki: "Irak halkı için ne bir kafiz hububat, ne de bir dirhem para toplanmayacağı günler pek yakındıL" "Buna kim mani olacaktır?" diye sorduk. "Acemler, bunu engelleyecekler" dedi ve ekledi: "Şam halkı için ne bir dinar (para) ne de bir müd (hububat) toplanmayacağı günler pek yakındır" "Buna kim mani olacaktır?" diye sorduk. "Rumlar" dedi.

 

Bu rivayet, sahabe sözüdür; ancak hükmen Hz. Peygamber sözü değerindedir. Bu yönüyle bu babta zikredilen hadisin de şahidi olmaktadır.

Hadisde işaret edilen engelleme, günümüzde "ekonomik ambargo" diye isimlendirilir.

 

 

 

38563. İbn Sirin anlatıyor: Rüyamda Kesir b. Eflah'ı1 gördüm. Ona: ''Ey İbn Eflah! Nasılsınız?" diye sordum. ''İyiyiz" dedi. liSizler, şehitler misiniz?'' diye sordum. ''Haylr. Müslümanların öldürdükleri (Müslümanlar), şehit değillerdir. Fakat bizler, nedibleriz (şerefli insanlarız)" dedi.

 

 

 

38564. Yahya b. Husayn der ki: Ben kabile fertlerinden birçok kez şunu anlattıklarını işittim: Ubey, Sa'd b. Ebi Vakkas'a: liSen, niçin savaşa katılmıyorsun?" diye sordu. O da: ''Siz bana mümini kafirden ayırt eden bir kılıç vermedikçe ben (inananlar arasındaki) savaşa katılmam!'' diye cevap verdi.

 

 

 

38565. Abdullah b. Amr der ki: ''Yönetici (vali) öldürüldüğü ya da azledildiği zaman halk ancak cahiliye çağında olabilecek bir dava uğruna birbirleriyle çatışırlar. İki gruptan biri üstün gelir. Ancak görünürde üstün gelse bile, aslında o da gücünü kaybetmiştir. Bu durumu fark eden yakındaki düşman, umutlanır ve üzerlerine yürür. Sonunda bir takım kimseler, şuursuzca küfrün kucağına atılır.''

 

 

 

38566. Abdullah b. Harrabaz'un1 bildirdiğine göre Abdullah b. Amr: "iki kolun baştan, başın da iki koldan çok çekeceği var!" demiş. Şu'be der ki: "iki koldan maksat nedir?" diye sordum. "Irak ve Mısır'dır. Baştan maksat da Şam'dır'' dedi.

 

 

 

38567. Ebu Osman en-Nehai'nin bildirdiğine göre Abdullah b. Amr şöyle demiş: "Zulüm ve haksızlıklar arttığı zaman, evler ve yurtlar yere batırılacaktır.''

 

 

 

38568. Galib b. Acred anlatıyor: Bir arkadaşımla birlikte Abdullah b. Amr'ın yanına gittik. Abdullah, halkla sohbet ediyordu. Bize: "Kimlerdensiniz?" diye sordu. "Basralıyız" deyince "Öyleyse Basra'nın açık alanlarına (veya dağlık bölgelerine) çekilin" dedi. insanlar etrafından dağıldıktan sonra yanına yaklaşarak biraz evvel söylediğin "Kimlerdensiniz?", ''Basra'nın açık alanlarına / dağlık bölgelerine çekilin'' sözlerin anlamı nedir?'' diye sorduk. "Çünkü Basra ve çevresindeki evler ve yurtlar tehlikelerle doludur'' diye cevap verdi.

 

 

 

38569. Ebu Osman anlatıyor: Bir adam Huzeyfe'ye gelerek "Ben Basra'ya gitmek istiyorum" dedi. O da: "Mutlçıka oraya gitmen gerekiyorsa, kenarında bir yerde konakla, ortasında konaklama" dedi.

 

 

 

38570. Ebu Yahya1 anlatıyor: Huzeyfe'ye "Münafık kimdir?" diye soruldu. "islam'ı anlatıp da onu yaşamayan kimsedir" dedi.

 

 

 

38571. Abdullah b. Amr der ki: "insanlar yollarda eşekler gibi alenen çiftleşmedikçe kıyamet kopmaz. Sonra iblis gelir ve onları putlara tapınmaya sürükler."

 

 

 

38572. Ka'b(u'I-Ahbar) der ki: "Kur'an ile iktidar mücadele eder. Sonra iktidar, Kur'an'ın kulağı üzerine basar ve Kur'an, ıh mıh etse de kurtulamaz."

 

 

 

38573. Ka'b(u'I-Ahbar) der ki: "Yemen'den ateşin çıkması iyice yaklaşmıştır.

O ateş insanları önüne katıp sürer; sabah yola çıksalar, o da onlarla beraber gider, öğle uykusu na yatsalar, o da onlarla beraber yatar, ikindi vakti hareket etseler, o da onlarla beraber hareket eder. Ateşin çıktığını işittiğinizde, Şam'a kaçın."

 

 

 

38574. Yine Ka'b(u'I-Ahbar) der ki: "Yağmurun kesildiğini görürsen bil ki insanlar zekatı vermemişlerdir. Bu yüzden Allah, kendi katındaki bereketi kesmiştir. Kılıçların çekildiğini görürsen, bil ki, Allah'ın hükmü kaldırılmıştır. Bunun sonucu insanlar birbirlerinden intikam almaya başlamışlardır. Zinanın yaygınlaştığını görürsen de, bil ki, faiz yaygınlaşmıştır."

 

 

 

38575. Zeyd b. Suhan anlatıyor: Selman bana: "Sultan (iktidar) ile Kur'an çatışmaya başlayınca sen ne yaparsın?" diye sordu. "Tabii ki Kur'an'ın yanında yer alırım" dedim. "O zaman sen ne iyi Zeydciksin" dedi. -Fitnelerden nefret eden- Ebu Kurre "Ben de evimde otururum" dedi. Selman da: "Dokuz evin en uzak olanında otursan bile, muhakkak iki gruptan birinin yanında yer alırsın" dedi.

 

 

 

38576. Zeyd b. Vehb anlatıyor: Bizler Nehravan'dan dönünce Hz. Ali:

"Yemen'deki bir topluluk da bizimle birlikteydi" dedi. Biz: "Bu nasıloldu, ey müminlerin emiri!" diye sorduk. "Niyetleri bizimle olmaktı" dedi.

 

 

 

38577. Abdullah (b. Mes'ud) der ki: "Kişi günah işlendiğine tanık olur da onu benimsemezse, onu hiç görmemiş gibi muamele görür. Aynı şekilde günah işlendiğine tanık olmaz ve fakat onu benimserse, ona tanık olmuş muamelesi görür."

 

 

 

38578. Huzeyfe: "Kişi fitneye (fiilen) iştirak etmediği halde (manen) onun içinde yer alabilir" demiştir.

 

 

 

38579. Abdullah b. Subey' anlatıyor: Bir gün Hz. Ali bize hutbe irat etti ve hutbede: "Şurası, şurasının kanlarıyla boyanacaktır. -yani sakalları başının kanlarıyla boyanacaktır-" dedi. Cemaat: "Bize katilin adı ver, öldürelim" dedi. Ali: "O zaman katilimi değil, beni öldürmüş olursunuz" dedi. Cemaat: "Yerine, başımıza halife tayin et" dediler. Ali: "Hayır, yapmam. Fakat sizi, Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sizleri baş başa bıraktığı şeyle baş başa bırakırım" dedi. Cemaat: "Yarın Rabbinin huzuruna çıktığın zaman, ona ne diyeceksin?" diye sordular. Ali: "Diyeceğim ki: ''Allahım, ben onların arasındayken sen de onlarla beraberdin; dilersen, onları ıslah edersin, dilersen, ifsat edersin''" dedi.

 

 

 

38580. Abdullah (b. Mes’ud) der ki: "Vallahi, sağlam bir dağı kaldırmaya çalışmak, bana henüz vakti gelmemiş bir iktidarı omuzlamaktan daha kolay gelir."

 

 

 

38581. Amir b. Matar anlatıyor: Huzeyfe ile birlikteydim. Dedi ki: "Kadının cinsel organını savunmasız bıraktığı gibi insanların da dinlerinden uzaklaşıp onu savunmasız bıraktıklarını göreceğin günler pek yakındır. O zamanda sen bugünkü yaşantını muhafazaya çalış; çünkü apaçık (doğru) yol, odur. Ey Amir! insanlar bir yol tuttuğu, Kur'an başka bir yol önerdiği zaman senin tavrın nasıl olur? Hangi yola girersin?" Ben: "Ben Kur'an'la yaşar, Kur'an'la ölürüm" deyince, "O zaman sen, kendin olursun" dedi.

 

 

 

38582. ibnü'I-Hanefiyye der ki: "Sizden öncekilerden bir millet, yollarını şaşırdılar, fırkalara bölündüler ve sonunda yok olup gittiler. Öyle ki onlardan birine arkasından seslenilse, o önüne dönüp cevap verirdi. Önünden seslenilse, arkasına dönüp cevap verirdi."

 

 

 

38583. Huzeyfe der ki: "şu zaman geldiğinde haliniz nice olur? O zamanda sizden biri perdelerle süslü çadırından çıkar, bahçesine (veya kenefe) gider. Sonra sureti maymuna dönüştürülmüş olarak geri döner, eski yerini arar, ama bulamaz?!"

 

 

 

38584. Amr b. Vabisa el-Esedi, babasından naklediyor: Ben Kufe'de evimdeydim. Birden kapıda "Selamün aleyküm, girebilir miyim?" diye bir ses işittim. "Aleyküm selam, gir" dedim. Baktım ki gelen Abdullah b. Mes’ud. "Ey Ebu Abdirrahman! Vakit, ziyaret için pek uygun bir vakit değildir?" dedim. Çünkü vakit, tam öğlenin ilk saatleriydi. Dedi ki: "Gün bana uzun geldi, konuşacak birini aradım." Sonra o bana, ben ona Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözler anlatıp durduk. işte o zaman Abdullah şöyle demişti: Ben Resulullah'ı (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Uyuyanın maruz kalacağı fitne, uzanmış yatanınkinden daha hafif olur. O günlerde uzanıp yatan, oturandan daha hayırlıdır. Oturan, ayağa kalkandan daha hayırlıdır. Ayaktaki, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Fitne olayları sırasında öldürülenlerin hepsi cehennemliktir. "

Ben: "Ya Resulallah, o zaman ne zamandır?" diye sordum. "Here günleri" buyurdu. "Herc günleri ne zamandır?" diye sordum. "Kişi arkadaşından emin olmadığı zamandır" buyurdu. "Eğer o zamana yetişirsem bana ne yapmamı emredersin?" diye sordum. "Evine gir" buyurdu. "Eğer evime zorla girilirse" dedim. "Sığınağına gir" buyurdu. "Oraya da zorla girilirse" dedim. "O zaman ''Benim de senin de günahını yüklen'' de ve Allah'ın (öldüren değil) öldürülen kulu ol" buyurdu.

 

 

 

38585. -Bedle'den bir zat olan- Cundub b. Süfyan'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Benden sonra karanlık gecenin dilimleri gibi fitneler zuhur edecektir.

Bunlar kişiye, boğaların boynuzlarıyla taslaması gibi toslar. Bu dönemde kişi Müslüman olarak sabahlar, kafir olarak akşamlar. Müslüman olarak akşamlar, kafir olarak sabahlar."

Müslümanlardan bir adam: "O zamanda nasıl hareket edelim ya Resulallah?" diye sordu. "Evlerinize kapanıp, kendinizi gizleyin" buyurdu.

Yine Müslümanlardan biri: "Şayet herhangi birimizin evine zorla girilirse ne yapalım" diye sordu. "Direnmesin. Allah'ın öldürülen kulu olsun, öldüren kulu olmasın. Zira kişi İslam şemsiyesi altında kardeşinin malını yer, kanını döker, Rabbine isyan eder, yaratıcısını inkar eder ve böylece cehennemi hak eder" buyurdu.

 

 

 

38586. İbn Ömer'in bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Biri, sizden birinizi öldürmek için geldiğinde, ona -ellerinden birini diğerinin üzerine koyarak- şöyle demekten aciz midir? Böylece Adem'in iki oğlundan daha hayırlı olanı gibi olur. Çünkü O cennete girdiği halde katili (olan diğeri) cehenneme girmiştir.''

 

 

 

38587. Şakık'den nakledildiğine göre Şureyh "Fitne zuhur ettikten beri ne kimseye bir haber naklettim, ne de kimse benden bir haber sordu" dedi. Bunun üzerine Mesruk: "Ben senin gibi olsaydım, ölmüş olmayı yeğlerdim" deyince, Şureyh de ona şöyle cevap verdi: "Ya hafızamda daha fazlası varsa. Bundan sonra daha, iki grup karşı karşıya gelecek ve ben onlardan birini, diğerinden daha çok tutacağım."

 

 

 

38588. Safvan b. Muhriz der ki: "Herkes kendini korusun. Bir avuç Müslümanın kanı, onun cennete girmesine mani olmasın.''

 

 

 

38589. Ebu'l-Aliye anlatıyor: Bizler, "Öyle bir zaman gelecek ki o zamanın en hayırlısı, doğruyu görüp yol yakınken fitnelerden uzaklaşan kimsedir" diye anlatıp dururduk.

 

 

 

38590. Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mümin, hileyle (adam) öldürmez. İmanı, onun hileye başvurmasını engeller" buyurmuştur.

 

 

 

38591. Hasan(-ı Basri) anlatıyor: Cemel vakası sırasında bir adam Zübeyr'in yanına gelerek "Senin için Ali'yi öldüreyim mi?" dedi. Zübeyr: "Bunun nasıl yapacaksın?" diye sordu. Adam: "Yanına gider, ona onun tarafında olacağımı söyler, sonra bir dalgınlık anında üzerine atlar, onu öldürürüm" deyince Zübeyr: "Hayır, böyle olmaz. Çünkü ben Allah Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "İman, hileli öldürmeyi engeller. Mümin, hileyle (adam) öldürmez" dedi.

 

 

 

38592. Ebu'l-Bahteri'den nakledildiğine göre Huzeyfe: "Ey dostlarım, sizler hayrı öğrenin. Ben şerri öğrendim" demiş. "Niçin böyle davrandın?" diye sorduklarında da: "Çünkü şerrin olduğu yeri bilen, oradan uzak durur" demiş.

 

 

 

38593. Ebu Zür'a b. Amr'ın bildirdiğine göre Ebu Hureyre bir gün: "Kişi kıyamet günü bin kere öldürülür" demiş. Asım b. Ebi'n-Necud: "Ey Ebu Zür'a! Bir adam bin kere öldürülür mü!" diye itiraz edince, o da: "Evet, öldürdükleri sayısınca (öldürülür)" diye cevap vermiş.

 

 

 

38594. Hz. Ali der ki: "Benimle birlikte olduğunuz sürece Sevad (Irak) topraklarını ekmeyin; çünkü siz o toprakları ekerseniz, su yüzünden kılıçları çeker, kavga edersiniz. Kavgaya tutuştuğunuzda da küfre düşersiniz."

 

 

 

38595. Harise b. Mudarrib'in bildirdiğine göre Hz. Ali: "Urayne, Akide ve Usayye kabileleri alçaklığı hiç bırakmadılar" demiş.

 

 

 

38596. Seleme b. Kuheyl anlatıyor: Ebu Zabyan, Hz. Ömer'in yanındaydı.

Ömer ona: "Kendine servet ayır, çokça mal mülk edin; çünkü pek yakında size gelen atalar (devlet yardımı) kesilebilir" dedi.

 

 

 

38597. Hz. Ali der ki: "Atayı, yiyecek yardımı olarak verildiği zaman alın.

Fakat ata, dininizden taviz vermeniz için verilirse, onu kesinlikle reddedin."

 

 

 

38598. Selman der ki: "Ata (devlet yardımı), helalolduğu sürece onu alın.

Ancak, helalliği konusunda kuşku duyarsanız onu kesinlikle reddedin."

 

 

 

38599. Ebu Hureyre der ki: "Çok zaman geçmeden tilki gelip, mescidin iki direği arasında kestirecek." (Ravi) Abdülmelik der ki: Maksat, Medine mescididir. (Ebu Hureyre) Bu sözleriyle oranın tahrip edileceğini demek istemiştir.

 

 

 

38600. Ebu Hureyre der ki: "Katil niçin öldürdüğünü, maktul da niçin öldürüldüğünü bilmeyeceği zaman gelinceye kadar bu ümmete zeval olmaz.''

 

 

 

38601. Leys'in bildirdiğine göre Tavus: "O kadar çok karı (hafız) öldürülecek ki haberleri Yemen'e kadar gidecek" demiş. Bir adam: "Zaten Haccac bunu yapmadı mı ki?" deyince "Bu henüz gerçekleşmedi" demiş.

 

 

 

38602. Zübeyr b. Adı der ki: "İbrahim(-i Nehai) bana, ''Sakın fitne sırasında öldürülme!'' dedi."

 

 

 

38603. Huzeyfe b. el-Yeman şöyle demiş: "Sizden kimse, sakın ola ki, tahkir etmek maksadıyla yöneticinin üzerine bir adım bile yürümesin. Allah'a yemin ederim ki, kendi yöneticilerini zelil duruma düşüren bir topluluk, kıyamete kadar zelil halde yaşamaya mahkum olurlar."

 

 

 

38604. Huzeyfe der ki: "Şu kenef uğruna iki grup çatışır. Bunlardan hangisinde yer alırsan al, benim için fark etmez."

Bunun üzerine bir adam: "Bunlar cennetlik mi, yoksa cehennemlik midirler?" diye sorar. Huzeyfe: "Ben sana bu kadarını söylüyorum" der. Adam:

"Onlardan öldürülenlerin durumu nedir?" diye sorar. "Cahiliye döneminde öldürülenler gibi muamele görürler" der.

 

 

 

38605. Suhaym b. Nevfel anlatıyor: Abdullah b. Mes’ud bir gün bana:

"Musalliler (namaz kılanlar) birbiriyle çatışmaya başladığında sen ne yaparsın?" diye sordu. Ben: "Böyle bir şeyolur mu?" deyince, "Elbette olacak. Muhammed'in ashabı birbiriyle savaşacak" dedi. Ben: "O zaman ne yapayım?" diye sordum. "Dilini koru, yerini gizle ve doğru bildiklerinden ayrılma. Bilmediğin şeyler için bildiklerinden vazgeçme" dedi.

 

 

 

38606. Haris b. Kays anlatıyor: Abdullah b. Mes’ud bir gün bana: "Allah'ın seni cennetin ortasında oturtmasını ister misin?" diye sordu. Ben de: "Kurbanın olayım. Bundan başka daha ne isterim?" dedim. Bunun üzerine: "Öyleyse topluluktan ayrılma" dedi.

 

 

 

38607. Eyyub anlatıyor: Hasan (el-Basri) bir gün bana: "Said b. Cübeyr'in şu yaptığına bak! Bazı ordu komutanlarıyla birlikte yanıma girip, benden Haccac'a karşı savaşmanın hükmünü soruyor?!" dedi. Ordu komutanlarıyla ibnü'lEş'as'ın askerlerini kastetmektedir.

 

 

 

38608. İbn Avn der ki: Müslim b. Yesar, Basra halkı nazarında Hasan elBasri'den daha değerliydi, ta ki ibnü'I-Eş'as'e boyun eğinceye kadar. Oysa ki Hasan (el-Basri) ona katılmaktan kaçınmıştı. Bu sebeple Ebu Said (Hasan elBasri) ondan sonra da saygın biri olarak yaşamaya devam etti. Diğeri (Müslim) ise itibarını kaybetti.

 

 

 

38609. Cerir b. Hazım anlatıyor: Bana Mekkelilerden bir ihtiyar şöyle anlattı: ibnü'z-Zübeyr'in isyanı sırasında İbn Ömer'i gördüm. Mescid'e girdi. Orada silah görünce, ta Hacer-i Esved'i istilama başlayıncaya kadar, "Sizler dünyayı yücelttiniz, dünyayı yücelttiniz" deyip durdu.

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

Deccal'in Fitnesi