m u s a n n e f

İbn Ebi Şeybe

Fitneler

 

CEMEL VAKASl - Aişe, Hz. Ali, Talha ve Zübeyr'in Harekete Geçmeleri

 

38912. Asım b. Küleyb el-Cermı, babasından naklediyor: Tevvec'i muhasara altına aldık. Komutanımız, Süleym oğullarından Mücaşi' b. Mes'ud adında biriydi. Tevvec'i fethettiğimizde, -üzerimde eski bir gömlek vardı- öldürdüğümüz Acemlerden birinin yanına vardım ve onun gömleğini aldım. Gömlek kanlıydı. Taşların arasında onu yıkayıp ovdum. Böylece onu temizleyip giydim. Sonra bu şekilde köye girdim ve iğne iplik alıp kendi gömleğimi diktim. Sonra Müdışi' ayağa kalkarak: ''Ey insanlar! Ganimet malından hiçbir şeyi gizlice almayın. Kim, bir iğne dahi olsa böyle bir şeyi gizlice alırsa, kıyamet günü onunla birlikte gelir" dedi.

 

2. Hemen gidip o gömleği üzerimden çıkardım. Kendi gömleğimi de sökmeye başladım. Vallahi, ey oğul, gömleği diktiğim ip kopmasın diye kendi gömleğimi parçaladım. Sonra ipleri, iğneği ve ganimet mallarından almış olduğum gömleği götürüp ganimetlerin arasına attım. Fakat ben henüz dünyadan göçmeden, insanların (ganimet mallarından) vesak vesak (yani kilolarca) gizlice çaldıklarını gördüm!. "Bu yaptığınız nedir?" diye sorduğumda da ''Bizim ganimetlerdeki payımız bundan daha fazladır" diye cevap verdiler!.

 

3. Asım anlatıyor: Babam rüyasında, Hz. Osman'ın halifeliği döneminde Tevvec'i kuşatanları gördü. -ki babam bir rüya gördü mü, sanki onu gündüz gözüyle görmüş gibi olurdu. Babam Hz. peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yetişmişti.- Şöyle bir rüya görmüştü: Sanki hasta bir adam vardı ve yanındaki bir topluluk kendi aralarında kavga ediyorlardı. Yumrukları inip kalkıyor, sesleri yükseliyordu. Üzerinde yeşil elbiseler bulunan bir kadın da oturmuş, seyrediyordu. Sanki isterse, onların arasını düzeltecek gibiydi. Derken içlerinden biri ayağa kalkıp üzerindeki cübbeyi ters çevirdi ve şöyle seslendi: ''Ey müslümanlar! Sizin islamınız eskidi mi? Bakın bu Allah'ın Nebisi'nin elbisesidir ve sizin aranızdadır. O henüz eskimedi''. Derken topluluktan bir başkası ayağa kalkarak Mushaf'ın iki kapağından birini eline alıp salladı ve Mushaf'ın yaprakları birbirine karıştı."

 

4. Babam bu rüyası nı herkese anlatıyor; ama onu tabir edecek kimse bulamıyordu. Sanki insanlar onu tabir etmekten ürküyorlardı. Sonra babam şöyle dedi: Basra'ya geldiğinde insanların toplanıp ordu kurduklarını gördüm. "Sizin neyiniz var?" diye sorduğumda, bir grubun Hz. Osman'ın üzerine yürüdüğü haberini aldıklarını, bu yüzden ona yetişip yardım etmek için ordu kurduklarını söylediler. Bunun üzerine İbn Amir ayağa kalkarak ''Müminlerin emiri güvendedir" dedi ve böylece topluluk dağıldı. Sonra onlar evlerine henüz varmışlardı ki, Hz. Osman'ın öldürüldüğü haberini aldılar! Babam dedi ki: O gün o kadar çok sayıda yaşlı insan ağladı ve ağlamaktan gözyaşları sakallarını ıslattı ki ömrümde öylesini hiç görmemiştim.

 

5. Çok zaman geçmedi, Zübeyr ve Talha, Basra'ya geldiler. Az bir zaman sonra Ali de Basra'ya geldi. ZO Kar'a konakladı. Bölge insanından iki ihtiyar bana dediler ki: ''Bizi şu adama götür. Davası nedir? Ne amaçla gelmiş?, öğrenelim./1 Hep birlikte yola çıktık. Topluluğa yaklaşıp çadırlarını gördüğümüzde, iri yapılı güçlü bir gencin kampın dışına çıkmış olduğunu gördüm. -Ravilerden Ala: "Sanırım, bir katır üzerinde olduğunu söylemişti" der- Yüzüne bakınca, onu rüyamda, hastanın başında gördüğüm o kadına benzettim. Arkadaşıma dedim ki: "Eğer rüyamda hastanın başında gördüğüm kadının bir erkek kardeşi varsa, o muhakkak budur!"

 

6. Beraberimdeki iki ihtiyardan biri, dirseğiyle beni dürterek: "Bunu mu kastediyorsun?" diye sordu. Genç: liNe dedin?" dedi. ihtiyardan biri: "Bir şey demedi, sen işine bak" dediyse de genç: "Kesinlikle ne dediğini bana söyleyeceksin?" diye ısrar etti. Ben de ona gördüğüm rüyayı anlattım. Bunun üzerine: "Sen bu rüyayı gerçekten gördün mü?" dedi ve korktu. Sonra "Demek sen bu rüyayı gördün ... Demek sen bu rüyayı gördün?!" diye diye oradan uzaklaştı, bir süre sonra da sesi tamamen duyulmaz oldu. Sonra karşılaştığım kimselerden birine: "Biraz evvel gördüğümüz kişi kimdi?" diye sordum. "Muhammed b. Ebi Bekir" dedi. Anladık ki rüyamda gördüğüm o kadın, (onun kardeşi) Hz. Aişe imiş.

 

7. Kampa geldiğinde Arapların en dahisinin -yani Hz. Ali'nin- yanına gittim.

Vallahi Ali başladı bana kavmimin nesebiyle ilgili sorular sormaya. Kendi kendime dedim ki: Vallahi bu kavmimi benden daha iyi biliyor. Hatta söz arasında: "Basra'da Rasib oğulları Kudame oğullarından daha kalabalıktır" dedi. "Doğru söylüyorsun" dedim. Bana: "Kavminin efendisi sen misin?" diye sordu. "Hayır. Kavmim arasında benim sözüm dinlenir; ama onlar arasında benden daha çok sözü dinlenen ve daha saygın olan kimseler vardır" dedim. "Rasib oğullarının efendisi kimdir?" diye sordu.

"Falan kimsedir" dedim. "Kudame oğullarının efendisi kimdir?" diye sordu. "O da falan kimsedir" dedim. "Sen onlara benden iki mektup götürür müsün?" diye sordu. "Evet, götürürüm" dedim.

 

8. Sonra "Bana biat etmiyecek misiniz?" dedi. Yanımdaki iki ihtiyar biat ettiler.

Ali'nin yanındaki topluluk kin ve öfke kusuyordu. Babam elini yumup açarak şöyle devam etti: Sanki üzerlerinde hafiflik vardı! "Biat et, biat et!" diye bağırıyorlardı. Alınları, secde etmekten yıpranmıştı. Ali, topluluğa: "Adamı rahat bırakın" dedi. Babam şöyle devam etti: "Beni kavmim sadece öncü / haberci olarak gönderdi. Gördüklerimi onlara ileteceğim. Eğer onlar sana biat ederlerse, ben de biat ederim. Eğer onlar sana katılmazlarsa, ben de sana katılmam" dedim. Bu söz üzerine Ali dedi ki: "Söyler misin? Kavmin seni öncü olarak göndermiş ve sen de bir bahçe ve su görerek: ''Ey kavim! çayıra koşun, çayıra koşun'' diye seslenmiş olsaydın, senin kendinin istifade ettiği bir şeyi onlar reddederler miydi?" Ben de hemen parmaklarından birini tutarak: "Allah'a itaat ettiğin sürece sana itaat etmek üzere biat ediyorum. Ancak Allah'a isyan edersen, senin bizim üzerimizde itaat hakkın kalmaz" dedim. -Sesini uzatarak- "Tamam" dedi ve ben de elimi elinin üzerine vurdum.

 

9. Sonra -Topluluğun bir kenarında duran- Muhammed b. Hatıb'a dönerek:

"Basra'daki kavminin yanına git ve benim mesajlarımı ve dediklerimi kendilerine iletiver" dedi. Muhammed yüzünü ona doğru döndü ve "Ben kavmimin yanına varınca, onlar bana: ''Senin liderin Osman hakkında ne diyor?'' diye soracaklardır" dedi. Ali'nin etrafındakiler hemen Osman'a sövmeye başladılar. O vakit, onların bu yaptıklarından hoşlanmayan Ali'nin alnının terlemeye başladığını gördüm. Muhammed: "Ey insanlar! Siz susun. Vallahi, ben size sormuyorum. Sizin yaptıklarınızın hesabı da bana sorulmaz" dedi. Bunun üzerine Ali şöyle söyledi: "Onlara bildir ki, benim Osman hakkındaki görüşüm, görüşlerin en iyisidir.

 

Kuşkusuz Osman ''Iman edip iyi ameller işleyen ve sakınan, yine iman edip sakınan ve iyilikte ileri giden''[Maide, 93] kimselerdendi."

 

10. Babam sözlerine söyle devam etti: Çok geçmeden Kufeliler yanıma geldiler.

Beni gördükleri vakit, durmadan "Sence Basralı kardeşlerimiz bizimle savaşacaklar mı?" diye soruyorlar, gülüp şaşıyorlardı. Sonra dediler ki: "Vallahi, eğer karşılaşmış olsaydık, onlarla alacak verecek işimizi hallederdik." Sanki çatışmaya girmeyeceklerini düşünüyor gibiydiler. Sonra ben Hz. Ali'nin mektubunu çıkardım. Mektubun yazıldığı kişilerden biri onu kabul edip davetine icabet etti. Diğerinin yeri gösterildi. Fakat adam gizlendi. Eğer gelenin, Küleyb olduğu söylenseydi, yanına girmeme izin verilmezdi. Yanına girip mektubu kendisine verdim. "Bu, Ali'nin mektubudur" dedim ve kendisine, Ali'ye, onun kavminin efendisi olduğunu söylediğimi belirttim. Mektubu kabul etmek istemedi. "Bugün efendi olmak gibi bir ihtiyacımız yoktur. Bugün sizin efendileriniz, piçlere, alçaklara ve soysuzlara benzemektedir. Ona söyle ki, bugün bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yoktur" dedi ve Ali'nin davetine icabet etmeyi reddetti.

 

11. Vallahi Ali'nin yanına döndüğümde iki ordu birbirine iyice yaklaşmıştı.

Çatışma başlayınca Ali ile birlikte olan kariler (hafızlar) da bineklerine bindiler (savaşa iştirak ettiler). Ali'nin yanına ancak taraflar savaşmayı durdurunca, ulaşabildim. Eşter'in yanına girdim. Yaralanmış olduğunu gördüm. -Asım der ki:

Bizimle onun arasında anne tarafından akrabalık vardı. Eşter babamı görünce, evin içi askerleriyle dolu olduğu halde- "Küleyb! Sen Basra'yı bizden daha iyi bilirsin. Git, bana orada bulabileceğin en hızlı deveyi satın al" dedi. Ben de gidip tay uzmanı birinden devesini 500 akçeye satın aldım. Eşter dedi ki: "Onu Aişe'ye götür ve de ki: Oğlun Malik'in (el-Eşter) sana selamı var. Diyor ki: Bu deveyi alsın, kendi devesini bırakıp onu kullansın." Aişe: "Allah'ın selamı onun üzerine olmasın. O benim oğlum değildir" dedi ve deveyi kabul etmek istemedi.

 

12. Geri dönüp Aişe'nin dediklerini kendisine anlattım. Bunun üzerine doğrulup oturdu. Sonra kolunu sıvadı ve dedi ki: "Aişe, öldürücü ölüm sebebiyle beni kınamaktadır. Ama ben az sayıda çapulcu bir grubla beraber geldim." Birden İbn Utab bineğinden indi ve beni kucaklayarak "Beni ve Malik'i öldürün" diye bağırdı. Kendisine bir darbe indirdim, sert bir şekilde yere yığıldı. Sonra ibnü'z-Zübeyr üzerime atlayarak, "Beni ve Malik'i öldürün" diye bağırdı. -Doğrusu "Beni ve Eşter'i öldürün" demesini istemezdim. Öyle her çapulcu birliğinden erkek çıkmaz?Babam dedi ki: Ben boş bulunduğu bir anında kendisine dürterek dedim ki: "Öyle her çapulcu birliğinden erkek çıkmaz demenin sana bir yararı olmaz!"

 

13. Sonra babam yanına yaklaştı. Babama: "Beni Basra valisine tavsiye et.

Çünkü sizden sonra benim bir makamım olacaktır" dedi. O da: "Eğer Basra valisi seni görseydi, sana izzet ikramda bulunurdu" dedi. Eşter sanki Basra'ya vali olacağını düşünüyor gibiydi. Sonra babam onun yanından ayrıldı. Yolda bir adamla karşılaştı. Adam: "Senden önce müminlerin emiri hutbe okudu ve Basra'ya İbn Abbas'ı vali tayin etti. Şu şu günlerde de Şam üzerine yürümeyi planlamaktadır" dedi. Babam hemen geri dönerek durumu Eşter'e bildirdi. Eşter: "Sen bunları kendi kulağınla işittin mi?" dedi. Babam: "Hayır" deyince onu azarladı ve "Otur! Bu doğru değildir" dedi. Çok geçmeden başka bir adam geldi ve aynen benim anlattıklarımı anlattı. Ona da: "Sen bunu kendi kulağınla işittin mi?" dedi. Adam:

 

"Hayır" deyince onu da azarladı; ama beni azarladığından biraz daha hafif tonla. Ben ordunun bir tarafında bulunuyorum. Bana işaret ederek: "Bu kişi de senin getirdiğin haberi getirdi" dedi.

 

14. Çok zaman geçmemişti ki Utab et-Tağlebi çıkageldi. Omzunda kılıcı titriyordu. "Sizin bağlı bulunduğunuz müminlerin emiri, amcasının oğlunu Basra'ya vali tayin etti. Şu şu günlerde de Şam üzerine yürümeyi planlamaktadır" dedi. Eşter: "Sen bunu kulaklarınla işittin mi ey kör?" dedi. Utab: "Allah'a yemin ederim ki, Eşter, ben bunu şu iki kulağımla işittim" dedi. Eşter, dişleri görünürcesine bir tebessümle, "o zaman Medine'deki ihtiyarı niçin öldürdük, bilmiyoruz" dedi.

 

15. Sonra çapulcu birliğine "Kalk, ata bin!" diye emir verdi. Bindiler. Kanımca o gün Muaviye'ye katılmak istemişti. Hatta bu yüzden Ali bir atlı birliği gönderip onunla savaşmayı bile düşündü. Sonra ona şöyle yazdı: "Benim seni vali tayin etmemem, senin bu işe ehil olmamandan değildir. Fakat ben Şamlılarla savaşmayı planladım. Onlar senin kavmindir. Bu yüzden onlara karşı senden destek almak istedim."

 

Sonra Ali askerlerine hareket emri verdi. Eşter, ilk ordu birlikleri kendisine yetişinceye kadar bekledi. Sanırım Ali, hareket için Pazartesi gününü belirlemişti. Fakat Eşter'in bu yaptıklarından sonra, askerlerine daha erken hareket emri verdi.

 

 

 

38913. A'meş, ismini zikrettiği bir adamdan naklediyor: Ben Cemel vakasına katıldım. Velid'in evine ne zaman girsem, Cemel vakasını; o gün kılıç darbelerinin miğferlere nasıl indiğini hatırlarım. O gün Hz. Ali'yi gördüm; hamle yapıp, kılıcı eğilinceye kadar vuruşur, sonra dönüp, "Beni ayıplamayın, bunu -kılıcı- ayıplayın" derdi. Sonra dönüp, kılıcını doğrultur (tekrar hamle yapar)dı.

 

 

 

38914. Meysere Ebu Cemile anlatıyor: Haricilerin ilk tartıştıkları konu, Cemel vakası olmuştur. Dediler ki: "Ali, hasımlarımızın kanlarını akıtmamıza müsaade etti de onların mallarını, kadınlarını ve çocuklarını esir almamızı neden yasakladı.?!" Buna Ali şöyle cevap verdi: "Çoluk çocuklar benim için boğaz ve göğüs mesabesindedirler. Sizin için 500, 500 (dirhem?) ganimet malı var. Onu size ayırıyorum. Böylece, çoluk çocuğu esir almanıza gerek kalmaz."

 

 

 

38915. Hureys b. Muhaşşi der ki: -Cemel vakasında- Hz. Ali'nin kullandığı bayrak, siyahtı. Diğerlerinin sembolü ise deveydi. (=cemel)

 

 

 

38916. Zübeyr b. Adı anlatıyor: Huzeyfe, bir adama "Annen ne yapıyor?" diye sordu. "Öldü" dedi. Huzeyfe: "Hayır. Sen onunla savaşacaksın" deyince adam şaşırdı. Sonra (onun anneden) maksadının, Hz. Aişe'nin olduğu ortaya çıktı.

 

 

 

38917. Şa’bi naklediyor: Hz. Ali, Cemel yakasında öldürülenlerin miraslarını, Müslümanların belirlenmiş miras oranlarına göre bölüştürdü. Yani eşe sekizde birini, kıza kendi payını (nasib), oğula belirlenmiş payını Ifariza) ve anneye de

hissesini (sehm) verdi.

 

 

 

38918. Ebu'l-Bahterı naklediyor: Hz. Ali'ye Cemel vakasında karşı tarafın durumu; yani, müşrik olup olmadıkları soruldu. O da: "Zaten şirkten kaçtılar" dedi. "Peki, münafıklar mı?" diye soruldu. "Münafıklar Allah'ı pek az anarlar" dedi. "Öyleyse onlar kimdir?" diye soruldu. "Bize başkaldıran kardeşlerimizdir" diye cevap verdi.

 

 

 

38919. Şakık b. Seleme'den nakledildiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasında ne esir almış, ne de yaralı birini öldürmüştür.

 

 

 

38920. Abdü Hayr'ın naklettiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasında ne esir almış, ne de karşıtlarının mallarından beşte bir payayırmıştır. Kendisine: "Ey müminlerin emiri! Onların mallarından beşte birlik payı ayırıp almayacak mısın?" diye sorduklarında "Aişe burada; (onu almak isteyen) kendisine danışsın" dedi. Bunun üzerine (kızıp) "Bundan başka bildiğin yok, bundan başka bildiğin yok" dediler.

 

 

 

38921. Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'in naklettiğine göre Eşter ile ibnü'z-Zübeyr karşı karşıya gelirler. ibnü'z-Zübeyr der ki: O bana beş altı darbe vurmadan ben ona bir darbe bile vurmadım. Sonra beni bacağımdan tutup yere attı ve "Vallahi, eğer Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) akrabası olmasaydın, bedeninde bir tane bile organ bırakmaz, parçalardım" dedi.

Aişe: "Esma! Oğlun öldürüldü!" diye feryat etti. Fakat sonradan, onun (yeğeninin) hayatta olduğunu müjdeleyen kişiye 10000 (dirhem) ödül verdi.

 

 

 

38922. Abdullah b. Muhammed'in, babasına dayandırarak naklettiğine göre Hz.

Ali cemel vakasında şöyle demiş: "Bizler, onların Allah'tan başka ilah bulunmadığına dair şahadetlerini kabul ediyor, babaları oğullarına mirasçı yapıyoruz.''

 

 

 

38923. Sabit b. Ubeyd der ki: Ben Ebu Cafer'i "Cemel vakasına karışanlar küfre düşmemişlerdir" derken işittim.

 

 

 

38924. Süveyd b. el-Haris anlatıyor: Cemel vakasında neler yaşadıklarımıza tanık oldum. Bizlerin mızrakları onların mızraklarıyla birbirine girdi. Adamlar isteselerdi, üzerlerinde yürürlerdi. Berikiler "Allahü ekber" diyorlar. Diğerleri "Sübhanallah, Allahü ekber" diye karşılık veriyorlardı. Olaylar bu şekilde cereyan edip gidiyordu. Kimsede tereddüt yoktu. Keşke o vakaya katılmasaydım.

 

Abdullah b. Selime ise: ''Fakat ben, o vakayı kaçırmak istemezdim. Keşke Ali'nin katıldığı her savaşa, onunla beraber ben de katılabilseydim'' dedi.

 

 

 

38925. Kays naklediyor: Cemel vakasında Mervan b. el-Hakem, Talhalya bir ok atıp dizinden vurdu. Ok yarasından kan akmaya başladı, kan bir türlü durmuyordu. Dizini tuttuklarında duruyor, bıraktıklarında tekrar akmaya başlıyordu. Talha:

''Bırakın, aksın'' dedi. Yarayı kapattıkları zaman dizi şişiyordu. Talha: ''Olduğu gibi bırakın. O oku bana Allah gönderdi'' dedi. Sonra (kan kaybından) öldü.

Sonra onu nehir kıyısının yakınına defnettik. Aile fertlerinden biri rüyasında onu ''Beni bu sudan kurtarın! -üç kere- Suda boğuldum'' dediğini görmüş. Bunun üzerine mezarını kazdılar. Bedeni, adeta pazı gibi yeşile dönmüştü. Kabrindeki suyu çektiler. Sonra cesedini çıkardılar. Sakalının ve yüzünün toprağa gelen kısımlarının çürümüş olduğunu gördüler. Bunun üzerine onun için Ebu Bekre ailesinden 10000 (dirheme) bir ev satın alıp onun içine gömdüler.

 

 

 

38926. Kays anlatıyor: Hz. Aişe, geceleyin Amir oğullarına ait su kuyularından birinin yanına ulaşınca, köpekler havladı. Aişe: "Bu hangi kuyudur?" diye sordu. "Hav'eb kuyusu" dediler. Bunu duyunca durdu ve "Sanırım, geri dönmemden başka çare yoktur" dedi. Talha ve Zübeyr: "Yavaş ol! Allah esirgesin. Bilakis ilerlemeye devam edeceksin. Ta ki Müslümanlar seni görecek ve Allah (senin vesilenle) aralarında barışı sağlayacak" dediler. Aişe yineledi: "Sanırım, dönmekten başka çarem yoktur. Zira ben Allah Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün bize şöyle buyururken işittim: "Sizden birinize Hav'eb köpekleri havladığı zaman vayonun haline?" 

 

 

 

38927. Kays'ın bildirdiğine göre vefatı yaklaşınca Hz. Aişe şöyle demiş: "Beni Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eşlerinin yanına gömün. Çünkü ben ondan sonra bir bid'at işledim.''

 

 

 

38928. Sa'd b. İbrahim, babasından naklediyor: Ali b. Ebi Talib, Talha'nın "Ben sadece kılıç tepemde olduğu için (Ali'ye) biat ettim" dediğini duyunca, İbn Abbas'ı gönderip bunu sordurdu. Usame b. Zeyd: "Asla kılıç tepesinde olmadı. Fakat isteksiz olarak biat etti" dedi. O böyle söyleyince insanlar üzerine yürüdü. Neredeyse onu öldüreceklerdi. Sonra ben Suheyb'le birlikte dışarı çıktık. Suheyb bana dönerek dedi ki: "Zannımca Ümmü Avf hainmiş".

 

 

 

38929. Ebu Cafer der ki: "Cemel vakasında Hz. Ali ve arkadaşları oturup (ölen) Talha ve Zübeyr için ağladılar."

 

 

 

38930. Ebu Nadre'nin anlattığına göre Rabia kabilesi, Selime oğulları mescidinde Talha ile konuştu. Dediler ki: "Biz, tam düşmanın karşısına çıkmıştık ki, senin şu adama biat ettiğin haberi geldi. Şimdi de kalkmış ona karşı savaşıyorsun!?" -ya da buna benzer bir şey dediler-. Talha da şöyle cevap verdi:

"Ben bir çöplüğe sokuldum, boynuma kılıç dayandı ve ''Biat et, yoksa seni öldürürüz!'' dediler. Bu sebeple dalalet üzerine biat olduğunu bile bile ona biat ettim."

Temimı'nin bildirdiğine göre Velid b. Abdilmelik şöyle demiş: Irak münafıklarından bir münafık olan Cebele b. Hukeym, Zübeyr'e: "Sen biat ettin mi?" diye sormuş. O da şöyle cevap vermiş: "Boynuma kılıç dayadılar ve bana ''Biat et. Yoksa seni öldürürüz'' dediler. Ben de biat ettim.''

 

 

 

38931. Ümmü Raşid anlatıyor: Bir gün (kız kardeşi) Ümmü Hani'nin yanındaydım. Derken Hz. Ali geldi. Ümmü Hani onun için yemek istedi. Ali:

"Evinizde bereket göremiyorum. Neden?" dedi. -Koyunu kastediyordu-. Ümmü Hani: "Sübhanallah. Bilakis, Vallahi evimizde bereket vardır" diye itiraz edince Ali: "Ben koyun kastediyorum" dedi. Sonra aşağı indim. Merdivenlerde iki kişiyle karşılaştım. Birinin diğerine şöyle dediğini işittim: "Ellerimiz biat etti; ama kalplerimiz biat etmedi." Ben: "Bu iki zat kimdir?" diye sordum. "Talha ve Zübeyr" dediler. Biri diğerine şöyle derken işittim: "Ellerimiz biat etti; ama kalplerimiz biat etmedi.'' Ali de şu ayeti okudu: "Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükatat verecektir."

 

 

 

38932. Abdü Hayr anlatıyor: Cemel vakasında iki ordu arasında çadır kuruldu ve üç gün kurulu durdu. Ali, Zübeyr ve Talha oraya giriyorlar, Allah'ın dilediği bir zamana kadar görüşmeler yapıyorlardı. Üçüncü günü Güneş'in zeval vaktinde Ali çadırın kenarını kaldırarak savaş emri verdi. Bunun üzerine birbirimizle çarpışmaya başladık, mızraklarla vuruştuk. Öyle ki biri mızrakların üzerinde yürümek istese, yürürdü. Sonra kılıçları çektik. Kılıçları ancak Velid'in evine benzetebildim.

 

 

 

38933. Abdü Hayr'ın naklettiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasında şöyle emir vermiş: ''Arkasını dönüp kaçanın peşine düşmeyin, yaralıyı öldürmeyin. Silahını atan da güvendedir."

 

 

 

38934. Hucr b. Anbes'in bildirdiğine göre Hz. Ali, Basra'da askerlerine 500, 500 (dirhem) ata vermiş.

 

 

 

38935. Ebu'I-Bahterl anlatıyor: Cemelordusu (Hz. Aişe'nin taraftarları) yenilince, Ali şöyle emir verdi: ''Karargah dışında kalanların peşine düşülmesin. Silah ve binek hayvanları sizindir. Ama ümmü veled almanıza müsaade yoktur. Miraslar, Allah'ın belirlemiş olduğu oranlara göre dağıtılacaktır. Kocası öldürülen kadın, dört ay on gün iddet beklesin."

Askerleri: "Ey müminlerin emiri! Sen bize onların kanlarını helal kılıyorsun, ama kadınlarını helal kılmıyorsun" dediler ve bu konuda onunla tartıştılar. Ali: ''Ehl-i kıble (inananlar) hakkındaki uygulama böyledir. (Mademki esir kadınları bölüşmek istiyorsunuz) öyleyse oklarınıZ! getirin ve Aişe için kura çekin. Çünkü bu işin başı ve lideri odur!" dedi. Askerler bunu duyunca, yaptıkları hatayı anladılar ve ''Allah'tan mağfiret dileriz" dediler. Böylece Ali onları susturmuş oldu.

 

 

 

38936. Hakım b. Cabir der ki: Ben Cemel vakasında Talha b. Ubeydillah'ı şöyle derken işittim: "Bizler Osman konusunda ihanet etmiştik ve biat etmekten başka çare göremedik."

 

 

 

38937. Şa’bi der ki: Cemel vakasına Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabı, Muhacir ve Ensar'dan sadece Ali, Ammar, Talha ve Zübeyr katıldılar. Beşincisini söylesinler, ben kendimi yalancı ilan edeceğim.

 

 

 

38938. Ammar b. Yasir der ki: Annemiz (Aişe), bu sefere çıktı. Vallahi o, dünyada ve ahirette Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eşidir. Fakat Allah, kendisine mi, yoksa Aişe'ye mi itaat ediyoruz, göstermek için, bizi onunla imtihan etti. 

 

 

 

38939. Umeyr b. Said anlatıyor: Hz. Ali, Cemel vakasından dönüp, Sıffin için hazırlık yapmaya başlayınca, Nehalliler toplanıp Eşter'in yanına girdiler. Eşter:

"Evde Nehai olmayan var mı?" diye sordu. "Hayır" dediler. Sonra şöyle hitap etti: "Bu millet, en hayırlılarının üzerine yürüdü ve öldürdü. Sonra Basralıların üzerine yürüdük ki onların üzerinde biat hakkımız vardı, biatlerini bozdukları için galip geldik. Yarın ise Şamlıların üzerine yürüyeceksiniz ve onlar üzerinde biat hakkımız yoktur. Dolayısıyla sizden her biriniz kılıcını nereye koyduğuna baksın."

 

 

 

38940. İbn Abbas'ın bildirdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (eşlerine hitaben): "Yüzü tüylü devenin sahibi hanginizdir? O devenin çevresinde pek çok insan öldürülecektir. Sahibi ise öldürülmekten son anda kurtulacaktır" buyurmuştur.

 

 

 

38941. Ömer b. el-Hecenna' naklediyor: Ebu Bekre'ye: "Niçin Cemel vakasında memleketin Basracık için savaşmadın?" diye soruldu. Dedi ki: Ben Allah Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İleride helak olmuş bir topluluk çıkacak ve bunlar kurtulamayacaklar. Onların kumandanları bir kadındır. Ancak kumandanları cennetliktir" diye buyururken işittim.

 

 

 

38942. Ebu Bekre der ki: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "İşlerini bir kanına havale eden bir millet iflah olmaz."

 

 

 

38943. Haris b. Cümhan el-Cu'fı anlatıyor: Cemel vakasında neler yaşadıklarımıza tanık oldum. Bizlerin mızraklarıyla onların mızrakları birbirine girmişti. Biri onların üzerinde yürümek isteseydi, yürürdü. Berikiler "La ilahe illallah, Allahü ekber" diyorlar, diğerleri de "La ilahe illallah, Allahü ekber" diye karşılık veriyorlardı.

 

 

 

38944. Dahhak'ın naklettiğine göre Hz. Ali, Talha ve askerlerini mağlup edince, münadisi şöyle seslenmiş: "Teslim olup, bize katılan ya da arkasını dönüp kaçan hiç kimse öldürülmesin. (Kapalı olan) hiçbir kapı açılmasın. Kimsenin namusuna ya da malına dokunulmasın."

 

 

 

38945. Abdü Hayr der ki: Hz. Ali, bir münadiye emir verdi, Cemel vakasında şu ilanı yaptı: "Hiçbir yaralı sakın öldürülmesin ve arkasını dönüp kaçan hiç kimse takip edilmesin."

 

 

 

38946. ibnü'l-Hanefiyye der ki: Cemel vakasında bir adamın üzerine atladım.

Onu tam hançerleyecektim ki, "Ben Ali b. Ebi Talib'in dini üzereyim!" dedi. Onun ne demek istediğini anladım ve kendisini serbest bıraktım.

 

 

 

38947. İbn Abbas anlatıyor: Hz. Ali, beni, Cemel vakası sırasında Talha ve Zübeyr'e gönderdi. Onlara dedim ki: "Kardeşinizin (Ali'nin) size selamı var. Der ki: Hiç hüküm verirken haktan saptığımı veya ganimet mallarını sadece kendime ayırdığımı ya da şöyle, şöyle yaptığımı gördünüz mü?" Zübeyr: "Bunların hiçbirini yaptığını görmedik. Fakat korku, tamahı artırır" dedi.

 

 

 

38948. Muhammed b. el-Hanefiyye anlatıyor: Dağ geçidinde (Şi'b'de) Hz.

Osman'ın dedikodusunu yapıyorduk. Bir gün onun hakkında haddi aştık ve Abdullah b. Abbas'a dönerek dedim ki: "Ey Ebu Abbas! Cemel vakası arifesini hatırlıyor musun? Ben Ali'nin sağında, sen solunda duruyardun. Derken Medine tarafından bir çığırtı duymuştuk." İbn Abbas şöyle cevap verdi: "Evet. çığırtının ne olduğu öğrenmek üzere (Ali) falan oğlu falanı göndermişti. O kişi gelip müminlerin annesi Aişe'nin hurma kurutma yerinde Osman'ın katillerine lanet okuduğunu haber vermişti. Bunun üzerine Ali de şöyle demişti: ''Allah, Osman'ın katillerine ova ve dağda, karada ve denizde lanet etsin.'' Ben o zaman Ali'nin sağında, bu da solundaydı." ibnü'l-Hanefiyye der ki: "Ben ve İbn Abbas, bunu Ali'nin ağzından duyduk. Vallahi bugüne kadar ben Osman'ı asla kınamadım."

 

 

 

 

38949. Temim b. Zühl ed-Dabbı anlatıyor: Ben, Cemel vakasında Hz. Ali'nin devesini tutuyordum. Onunla birlikte mücadele ediyor, cennetlik olduğumuzu düşünüyordum. Ali öldürülenleri kontrol ediyordu. Öldürülenler arasında görünümünden etkilendiği bir adama rastladı. "Bunu tanıyan var mı?" diye sordu. Ben: "Bu, falan ed-Dabbı, bu da onun oğludur" dedim ve aynı şekilde onun etrafında öldürülmüş yatan yedi isim saydım. Bunun üzerine Ali: "Keşke yeryüzündeki her Dabbı bu ihtiyarın yanında olsaydı" dedi.

 

 

 

38950. Salt b. Abdillah b. el-Haris, babasından naklediyor: Cemel vakasından dönünce Hz. Ali'nin yanında gittim. Elimden tutarak beni evine götürdü. Baktım hanımı ve iki kızı ağlıyorlardı. Ali gelince, kendilerine haber versin diye bir kız çocuğunu (cariyeyi) kapının önüne oturtmuşlardı. Fakat kız çocuğu, kadınların ağlayışlarını görüp daldı ve o farkında olmadan Ali, kadınların yanına girdi. Ben geride durup, kapıda bekledim. Kadınlar hemen sustular. Ali "Sizin neyiniz var?" diye sordu ve onları bir iki kere azarladı. Kadınlardan biri "Senin duyduklarını söyleyip durduk. Osman'ı ve akrabalığını, Zübeyr'i ve akrabalığını hatırladık" deyince Ali şöyle söyledi: "Ben bizlerin, Allah'ın şu sözlerinin kapsamına gireceğimizi umarım: ''Biz onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar''[Hicr, 47] Eğer bu kişiler bizler değilsek kimlerdir?! Kimlerdir?!" Ali bunu o kadar çok tekrarlayıp durdu ki, artık (içimden) sussa, dedim.

 

 

 

38951. Talha b. Musarrif'den nakledildiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasında (ölmüş) Talha'yı oturtup yüzünden toprakları silmiş, sonra (oğlu) Hasan'a dönerek "Keşke daha önce ölseydim!" demiş.

 

 

 

38952. Humeyr b. Malik'in bildirdiğine göre Cemel vakasında Ammar, Ali'ye "Çoluk çocuğun esir edilmesine ne dersin?" diye sormuş. O da: "Biz sadece bizimle savaşanlarla savaştık" diye cevap vermiş. Bunun üzerine Ammar: "Eğer başka türlü görüş bildirseydin, senden ayrılırdık" demiş.

 

 

 

38953. Ahnef b. Kays anlatıyor: Haccetmek maksadıyla Medine'ye uğradık. Tam yüklerimizi evlerimize indiriyorduk ki bir adam çıkageldi ve "insanlar korkup Mescid'de toplandılar" dedi. Hemen oraya koştum. insanlar Mescid'de toplanmışlardı. Ali, Zübeyr, Talha ve Sa'd b. Ebi Vakkas da oradaydılar. Biz bu halde bulunurken Osman çıkageldi. "işte Osman geldi" dediler. içeri girdi. Üzerinde sarı bir giysi vardı. Onunla başını örtmüştü. Osman: "Ali burada mı?" diye sordu. "Evet. Burada" dediler."Zübeyr burada mı?" diye sordu. "Burada" dediler. "Talha burada mı?" diye sordu. "Burada" dediler. "Sa'd burada mı?" diye sordu. "Burada" dediler. Osman: "Öyleyse kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah için söyleyin, sizler Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Falanca kişinin mirbedini (hurma kurutma yerini) kim satın alırsa, Allah onu bağışlar'' buyurduğunu bilmiyor musunuz? Orasını ben 20 000 veya 25 000 (dirheme) satın aldım. Sonra Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gidip ''Orasını ben satın aldım'' dedim. O da: ''Orasını Mescidimize kat. Sevabım al'' buyurdu" deyince hepsi: "Evet. Biliyoruz" dediler.

 

2. Osman şöyle devam etti: Kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah aşkına söyleyin, sizler bilmez misiniz ki: Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Rume kuyusunu kim satın alırsa, Allah onu bağışlar" diye buyurmuştu da ben orasını şu şu fiyata satın almıştım. Sonra yanına gidip, "Orasını ben satım aldım" demiştim. O da: "Orasını Müslümanlara vakfet, sevabım sen al" buyurmuştu. "Allah şahidimiz olsun ki biliyoruz" dediler.

 

3. "Kendisinden başka tanrı bulunmayan Allah aşkına söyleyin. Sizler bilmez misiniz ki Resulullan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cemaatin yüzüne bakarak "Bunları kim savaşa hazırlarsa -yani zorluk ordusunu-, Allah onu bağışlar" buyurmuştu. Sonra o askerleri savaş alet ve edevatıyla ben donatmıştım. Ne bir yular, ne de ayak bağı (develer için), hiçbir şeyleri eksik kalmamıştı. "Allah şahidimiz olsun ki biliyoruz" dediler. Bunun üzerine Osman -üç kere-: "Allahım, şahit oll" dedi.

 

4. Ahnef der ki: Çıkıp Talha ve Zübeyr'in yanına gittim ve onlara "Bana kimin yanında yer almamı ve kimi desteklememi emredersiniz? Çünkü ben, bu zatın öldürüleceğini düşünmekteyim" dedim. "Sana Ali'yi desteklemeni emrederiz" dediler. Ben: "Siz ikiniz bana, benim onun yanında yer almamı ve onu desteklememi mi emrediyorsunuz?" diye tekrar sordum. "Evet" dediler.

 

5. Sonra hac vazifesini yapmak üzere yola çıkıp Mekke'ye vardım. Biz Mekke'de iken, Osman'ın öldürüldüğü haberi geldi. Müminlerin annesi Aişe de oradaydı. Onunla karşılaştığımda kendisine "Bana kime biat etmemi emredersin?" diye sordum. "Ali'ye" dedi. "Bana, ona biat edip onu desteklememi mi emrediyorsun?" diye tekrar sordum. "Evet" dedi.

 

6. Sonra Medine'de Ali'nin yanına uğrayıp kendisine biat ettim. Ardından Basra'ya döndüm. Düzenin sağlandığını düşünüyordum. Ben böyle düşünürken, yanıma bir adam çıkıp geldi ve "Müminlerin annesi Aişe, Talha ve Zübeyr, Hureybe'nin kıyısına inip kamp kurmuşlar" dedi. "Ben niçin gelmişler?" diye sordum. "Sana haber göndererek haksız yere öldürülen Osman'ın intikamının alınması için senden destek istiyorlar" dedi. Ben de dedim ki: "Ey müminlerin annesi! Allah aşkına söyle! Ben sana, ''Bana kime biat etmemi emredersin?'' diye sormadım mı? Sen de ''Ali'ye biat et'' demedin mi? Sana ''Bana ona biat edip onu desteklememi mi emrediyorsun?'' diye sormadım mı? Sen de ''Evet'' demedin mi?" Aişe: "Evet dedim. Ama o (Ali) değişti" dedi.

 

7. "Ey Zübeyr! Ey Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) havarisi, ey Talha! Siz ikiniz Allah için söyleyin. Size ''Bana kime biat edip kimi desteklememi emredersiniz?'' diye sormadım mı? Siz de ''Ali'ye'' demediniz mi? Ben: ''Bana ona bi at edip onu desteklememi mi emrediyorsunuz?'' diye tekrar sormadım mı? Siz de ''Evet'' demediniz mi?" dedim. Onlar da: "Evet, dedik. Ama o değişti" dediler.

 

8. Bunun üzerine ben de dedim ki: "Hayır Vallahi, aranızda müminlerin annesi ve Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) havarisi bulunduğu sürece size karşı savaşmam. Sizin bana, kendisine bi at etmemi emrettiğiniz Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) amcazadesine karşı da savaşmam. Öyleyse benim şu üç şeyden birini yapmama müsaade edin. Ya bana köprünün kapısını açın; Acem topraklarına gidip yerleşeyim, Allah hükmünü verinceye kadar orada kalayım. Ya Mekke'ye gidip, Allah hükmünü verinceye kadar orada kalayım. Yahut yakın bir yere çekileyim."

"Aramızda bir görüşelim, sana haber yollarız" dediler. Sonra aralarında görüşüp şu sonuca vardılar: Eğer biz ona köprüyü açarsak, muhalifler ve ayrılıkçılar ona katılır. Mekke'ye giderse, sizin peşinizi bırakmaz, oradakilere sizin haberlerinizi taşır. Bu da uygun değildir. Onu burada yakınınızda tutun. Burada onu kontrol altında tutar, takip edersiniz.

 

9. Bunun üzerine Basra'ya iki fersah mesafedeki Celha'ya çekildi. Onunla beraber yaklaşık 6 000 kişi de oraya çekildiler.

 

10. Sonra iki ordu karşılaştı. ilk öldürülen Talha oldu. Ka'b b. Sus da elinde Mushaf'la iki tarafı uyarırken, arada kalıp öldürüldü. Zübeyr kaçıp Basra'nın Sefevan bölgesine gitti. Size göre Kadisiye gibi bir yer. Orada -Mücaşi' oğullarından- Nair ile karşılaştı. Nair: "Ey Allah Resulü'nün havarisi nereye gidiyorsun? Bana gel. Sen benim güvencemdesin. Kimse sana dokunamaz" dedi. Zübeyr onunla birlikte gitti. Derken biri gidip Ahnef'e "Zübeyr Sefevan'a kaçtı" dedi. Ahnef: "Orada nasıl güvende olacaktır? Müslümanları bir araya getirip onların kılıçlarını çekip birbirine düşmelerine sebep oldu. Sonra da kaçıp evine ve ailesine geri döndü!" dedi.. Bunu Umeyr b. Cürmüz, Temim oğulları sapkınlarından bir grup sapkın, Fadale b. Habis ve Nufey' duydular ve atlarına atlayıp onun peşine düştüler. Onu Nair'le beraber yakaladılar. Umeyr b. Cürmaz -cılız bir atın üzerinde- yaklaşarak ona hafif bir darbe indirdi. Zübeyr, Zu'I-Hımar isimli atının üzerinde Umeyr'in üzerine saldırdı. Umeyr onun kendisini öldüreceğini sanarak: "Ey Nufey', ey Fadale!" diye arkadaşlarına seslendi ve hepsi Zübeyr'e saldırarak onu öldürdüler.

 

 

 

38954. Tarık b. Şihab anlatıyor: Hz. Osman öldürülünce kendi kendime dedim ki: "Artık neden Irak'ta kalayım ki!? Asıl topluluk, Medine'de Ensar ve Muhacirlerdir." Sonra yola çıktım, Bana, insanların Hz. Ali'ye biat ettikleri söylendi. Rabeze'ye vardığımda Ali'nin orada olduğunu gördüm. Kendisi için bir oturak yapılmış ve üzerine oturmuştu. Sonra ayağa kalkıp Allah'a hamdü sena ettikten sonra şöyle hitap etti:

"Talha ve Zübeyr bana icbar olmaksızın kendi istekleriyle biat ettiler. Sonra ortalığı karıştırıp Müslümanların birlik ve beraberliğini parçalamak istediler, onları (bana karşı) savaşmaya teşvik ettiler." Hasan b. Ali hemen ayağa kalkarak şöyle itiraz etti: "Ben sana demedim mi, bu zat öldürülürse Araplar isyan eder. Keşke evinde -Medine'de- oturup kalsaydın. Zira yardımcısız kalman halinde senin de öldürüleceğinden endişe ediyorum!?"

 

Ali ona şu yanıtı verdi: "Otur yerine! Cariye gibi sızlanıp duruyorsun. Allah için söyle, Medine'de kalayım da yukarıdaki sesleri duyup yuvasından çıkan (ve bu yüzden avlanan) sırtlan durumuna mı düşeyim! Ben bu konu üzerinde kılı kırk yararcasına düşündüm. Kılıç kuşan(ıp isyancı grupla savaş)mak ya da (Muhammed'e indirileni) inkar etmekten başka çıkar yol göremedim."

 

 

 

38955. Seyf b. Fulan b. Muaviye el-Anezı anlatıyor. Dayım, dedemden nakletti:

Cemel vakası yaşanıp da insanlar ne yapacaklarını bilemeyince, kalkıp Hz. Ali'nin yanına gittiler ve bir takım iddialarda bulundular. Uzun uzun konuşmalarına rağmen Ali, dediklerinden hiç bir şeyanlamadı ve "Aranızda bu söylenenleri beş altı cümleyle özetleyecek kimse yok mu?" diye sordu. Hemen tek ayağımın üzerinde fırladım, içimden "Eğer sözlerimi beğenmezse, en azından yakınına oturmuş olurum" dedim ve "Ey müminlerin emiri! Söylenenleri özetlemek için beş altı cümleye gerek yoktur. Bunun için iki cümle yeterlidir. "Ya onları affet ya da kısas uygula" dedim. Bana bakıp parmaklarıyla 30 rakamı yaptı. Sonra "Ne dersiniz? Saydığınız ganimet mallarını, şu iki ayağımın altına alayım mı?" dedi.

 

 

 

38956. Ebu Nadre anlatıyor: Ebu Said'in yanında Hz. Ali, Osman ve Talha'yı andılar. O da: "Bunlar geçmişte (islam adına) büyük işler yapan; ancak sonra fitneye kapılan zatlardır. Bu yüzden işleri Allah'a kalmıştır" dedi.

 

 

 

38957. Habıb b. Ebi Sabit'in bildirdiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasında:

"Allahım! ben böyle olmasını arzu etmedim. Allahım! ben böyle olmasını arzu etmedim" diye yakarmış.

 

 

 

38958. Kays anlatıyor: Cemel vakasında Mervanı Talha ile birlikteydi. Harb başlayınca, Mervan: "Bugünden sonra intikam almayacağım" dedi ve sonra bir ok atarak Talha'yı dizinden vurdu. Kan bir türlü durmadı ve Talha, kan kaybından öldü. Talha ise: "Olduğu gibi bırakın. O, Allah'ın göndermiş olduğu bir oktur" dedi.

 

 

 

38959. Eş'as b. Sevvar, babasından naklediyor: Musa b. Talha, birini göndererek bir iş için beni çağırttı. Gittim. Ben onun yanındayken, birden cami cemaatinden bazı kimseler içeri giriverdiler ve: "Ey Ebu isa! Bize bu geceki esirlerden bahsef' dediler (O da şöyle dedi:)2 insanların "Musa b. Talha yarın sabah öldürülecek" diye konuştuklarını duydum. Sabah namazını kıldıktan sonra, bir adam koşarak geldi "Esirlerı esirler!" diye bağırıyordu. Peşinden başka biri geldi. "Musa b. Talha! Musa b. Talha!" diye bağırıyordu. Hemen çıktım, müminlerin emirinin yanına girip selam verdim. "Biat edip insanların kabul ettiğini sen de kabul edecek misin?" diye sordu. "Evet" dedim ve -elini açıp uzatarak- "Bu şekilde biat ettim." Sonra bana: "Şimdi ailenin ve malının yanına geri dön" dedi. insanlar benim onun yanından çıktığımı görünce, hepsi girip biat etmeye başladılar.

 

 

 

38960. Süddı, "Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır'[Enfal, 25] ayetiyle, Cemel vakasına katılanların kastedildiğini söyler.

 

 

 

38961. Avf der ki: "Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah azabı çetin olandır"[Enfal, 25] ayeti bağlamında Hasan'ın (el-Basri), "Maksat, falan ve falan kimselerdir'' dediğini biliyorum.

 

 

 

38962. Cafer'in, babasına dayandırarak naklettiğine göre bir adam, Hz. Ali'nin yanında Cemel vakasına katılanları anlattı, hatta onların küfre düştüklerinden söz etti. Ali ise onu böyle konuşmaktan menetti.

 

 

 

38963. Hureys b. Muhaşşı: "(emel vakasını saymazsak, Uleys gününden5 daha şiddetli bir savaş görmedim'' demiştir.

 

 

 

38964. Ebu Bekr b. Amr b. Utbe der ki: Sıffin savaşı ile Cemel vakası arasında iki üç aylık bir zaman vardır.

 

 

 

38965. Ebu Cafer anlatıyor: Cemel vakası sırasında Hz. Ali, müminleri annesinin bulunduğu tarafta bir ses duydu. "Bakın bakalım, ne diyorlar?" dedi. Bakıp geldiler. "Osman'ın katilleri aleyhine slogan atıyorlar" dediler. Ali de: "Allahım! Osman'ın katillerini perişan eyle!" diye beddua etti.

 

 

 

38966. Hz. Aişe der ki: Sefere çıkmayıp evde otursaydım, bu benim için, Allah Resulü'nden (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Haris b. Hişam'ın çocukları gibi on çocuk sahibi olmaktan daha hayırlı olurdu.

 

 

 

38967. Süleyman b. Surad anlatıyor: Cemel vakası sırasında Hz. Ali'nin yanına gittim. Yanında Hasan'la birlikte taraftarlarından bazı kimseler de vardır. Ali beni görünce "Ey İbn Surad! Sen işi ağırdan aldın, uzak durdun ve Allah'ın ne yapacağını görmeyi bekledin. Ama Allah (bizi) sana muhtaç etmedi I" dedi. Ben de: "Ey müminlerin emiri! Henüz savaş bitmedi. Daha pek çok yaşanacak olay var. O olaylar sırasında sen asıl dostunu düşmanını öğreneceksin" dedim. Sonra Hasan kalkınca, hemen yanına giderek ona dedim ki: "Müminlerin emirinin yanında bana bir yararın olmadı, beni aklamadın. (Sen de biliyorsun ki) Ben onunla birlikte olmayı çok istiyordum."1 Hasan şöyle cevap verdi: "O seni bu yüzden kınıyor. Cemel vakasında insanlar birbirine girdiklerinde bana ''Hasan! Hay ölesin sen! Bu iki orduyu birleştiren kişi hakkındaki düşüncen nedir? Vallahi ben bundan sonrasını iyi görmüyorum'' demişti. Ben de: ''Sus, taraftarların duymasın! Sonra tereddüt ediyonı deyip seni öldürürler" dedim.

 

 

 

38968. Hasan(-ı Basri) anlatıyor: Cemel vakası sırasında bir adam Zübeyr'e giderek: "Senin için Ali'yi öldüreyim mi?" dedi. O da: "Nasıl?" diye sordu. Adam: "Yanına gider, ona kendisinden yana olduğumu söyler, hileyle onu öldürürüm" deyince, Zübeyr şöyle karşılık verdi: Ben Allah Resulü'nü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "İman, hileli öldürmeye engeldir. Mümin, kimseyi hileli yolla öldürmez".

 

 

 

38969. Abdullah b. ez-Zübeyr anlatıyor: Cemel vakasında Zübeyr durup, beni çağırdı. Gidip yanı başında durdum. Dedi ki: "Ancak zalim veya mazlum öldürülür. Ben kendimin bugün mazlum biri olarak öldürüleceğimi düşünüyorum. En büyük endişem, borcumdur. Sence borcum çıkınca, malımdan arta bir şey kalır mı?" Sonra şöyle dedi: "Eyoğullarım! Malımızı satıp borcumuzu ödeyin! Sana malımın üçte birini vasiyet ediyorum -Üçte ikisi de oğullarına kaldı- Borç ödendikten sonra malımdan bir şey kalırsa, onun üçte biri senin çocuğuna kalsın."

Abdullah b. ez-Zübeyr der ki: Bana babam onun borcunu ödememi vasiyet ediyor ve "Eyoğlum! Eğer borcumu ödeyemezsen, onun için mevlamdan yardım iste" diyordu. "Vallahi mevlasının kim olduğunu bilemedim ve "Babacığım! Senin mevlan kimdir?" diye sordum. "Allah" dedi. Vallahi, daha sonra borcunu öderken ne zaman bir sıkıntıya girsem, "Ey Zübeyr'in mevlası! Borcunu öde" diye dua ederdim. O da öderdi.

Zübeyr öldürüldüğünde geride ne bir dinar, ne de bir dirhem miras bıraktı.

Sadece iki arazi bıraktı ki biri Gabe'dirı. Ayrıca Medine'de on bir ev, Basra'da iki ev, Kufe'de bir ev ve Mısır'da bir ev bıraktı. Borcu şundan kaynaklanmıştı: Biri ona mal getirir ve emanet olarak yanında bırakmak isterse, Zübeyr: "Kabul etmem. Sadece bunu borç olarak görürsen kabul ederim. Çünkü emanetin kaybolmasından korkarım" derdi. Onun valilik görevi, vergi memurluğu ya da haraç gibi şeylerden bir kazancı olmamıştır. Fakat Hz. Peygamber, Ebu Bekir, Ömer ve Osman dönemlerinde savaşlardan hiç geri kalmamıştı (yani, onun asıl kazancı ganimet mallarından ileri gelmekteydi).

 

 

 

38970. Ebu Harb b. Ebi'I-Esved'in, babasına dayandırarak naklettiğine göre Zübeyr b. el-Avvam, Basra'ya gelince, beytülmale girdi ve orada altınlar ve gümüşler görünce şöyle dedi: "Allah buyuruyor ki: "Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir .... Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah'ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır ... "[Fetih, 20,21] Bu bizim içindir."

 

 

 

38971. Cafer(-i Sadık), babasından naklediyor: Hz. Ali, münadisine emir verdi. O da Basra günü (Cemel vakasında) şu ilanı yaptı: "Arkasını dönüp kaçan takip edilmesin, yaralı öldürülmesin, esir öldürülmesin. Kapısını kapatan, güvendedir. Silahını atan, güvendedir." Ali, karşıtlarının mallarından da (ganimet olarak) bir şey almadı.

 

 

 

38972. Ebu'l-Ala der ki: Cemel vakasında Zeyd b. Suhan yaralanınca dedi ki:

Bana dostum Selman el-Farisı bu durumu, "Bu ümmeti ancak ahitlerini bozmaları helak eder" sözüyle haber vermişti.

 

 

 

38973. Hz. Aişe der ki: "Keşke yaş bir dal olsaydım da bu sefere çıkmasaydım."

 

 

 

38974. Yine Aişe'ye, Cemelolayı sorulunca "Bu, bir kaderdi" dedi.

 

 

 

38975. ibnü'l-Hanefiyye'den nakledildiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasından sonra karargahta, karşı taraftan elde edilen silah ve atları bölüştürdü.

 

 

 

38976. Hz. Ali dedi ki: "Benim, Talha ve Zübeyr'in, Allah'ın ''Biz onların kalplerindeki kini söküp attık''[Hicr, 47] sözünün kapsamına gireceğimizi umuyorum.

 

 

 

38977. Cemel vakası ve Sıffin savaşına, Hz. Ali'nin yanında katılan- Abdullah b.

Selime: "Bu savaşları, yeryüzündekilere değişmem" demiştir.

 

 

 

38978. Mücahid'den nakledildiğine göre Muhammed b. Ebi Bekir -veya Muhammed b. Talha- Cemel vakasında Aişe'ye "Ey müminlerin annesi! Bana ne emredersin?" diye sordu. O da: "Evladım! Eğer Adem'in iki oğlundan en hayırlısı gibi olabilirsen, (ölen) ol" dedi.

 

 

 

38979. Ebu Salih'in bildirdiğine göre Hz. Ali, Cemel vakasında: "Keşke yirmi yıl önce ölseydim" demiştir.

 

 

 

38980. Yezid b. Dubay'a dedi ki: Hz. Ali, Cemel vakasında şöyle emir vermiş:

"Arkasını dönüp kaçan takip edilmesin, yaralı öldürülmesin."

 

 

 

38981. Ebu Nadre, Dubey'a oğullarından bir adamdan nakleder: Talha ve Zübeyr'in yanlarına gittim. Onlara: "Sizler Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabından iki kişisiniz. Allah için bana bu yolculuğunuz hakkında bilgi verin! Bu konuda Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) size bir şey söyledi mi? Yoksa bu sizin kendi görüşünüz mü?" diye sordum. Talha başını yere eğdi, konuşmadı. Zübeyr ise bize burada pek çok dirhemin bulunduğu söylendi. Biz de onları almaya geldik" dedi.

 

 

 

38982. -Hayye oğullarından- Abdüsselam anlatıyor: Cemel vakasında Hz. Ali ile Zübeyr baş başa kaldılar. Hz. Ali, Zübeyr'e: "Allah aşkına söyle. Sen Allah Resulü'nün '(Sallallahu aleyhi ve Sellem) -falan kimsenin çardağında elimi tutup kıvırırken- sana: ''Sen, kuşkusuz, haksız olduğun halde bununla savaşacaksın ve bu, sana galip gelecektir'' diye buyururken işitmemiş miydin?" dedi. O da:

"Doğru. Öyle derken işitmiştim. Ancak ben seninle savaşmayacağım'' dedi.

 

 

 

38983. Esved b. Kays der ki: Bana Zübeyr'in mızrakla atları öldürdüğünü gören biri anlattı. Dedi ki: Derken Hz. Ali ona: "Ey Allah'ın kulu, ey Allah'ın kulu!" diye seslendi. Zübeyr dönüp onun yanına gitti. O kadar yaklaştı ki binekleri kafa kafaya değdiler. Ali ona: "Allah için söyle. Şu günü hatırlıyar musun? Ben seninle gizli gizli konuşurken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımıza gelmişti de şöyle buyurmuştu: ''Demek, onunla gizli gizli konuşuyorsun, öyle mi?! Ama, vallahi bir gün o, haksız olduğu halde seninle savaşacaktır''" Bunun üzerine Zübeyr hayvanını çevirip oradan uzaklaştı.

 

 

 

38984. Abdullah b. Muhammed anlatıyor: Hz. Ali, Basralılardan öldürülenlerin yanına uğradı ve "Allahım! Bunları bağışla!" diye dua etti. Yanında Muhammed b. Ebi Bekir ve Ammar b. Yasir de vardı. Bunlardan biri diğerine: "Ne dediğini duymuyor musun?" dedi. Diğeri de: "Sus. Bunun sana bir yararı yoktur" diye karşılık verdi.

 

 

 

38985. Ahnef b. Kays anlatıyor: Hz. Ali, Basralıları yenince Aişe'ye "Medine'ye, evine geri dön!" diye haber gönderdi. Aişe reddedince elçisiyle tekrar şu haberi gönderdi: "Vallahi ya geri dönersin ya da sana Bekir b. Vail oğullarından, ellerinde keskin bıçaklarla kadınlar gönderirim. Seni doğrarlar!" Aişe, durumun nazikliğini anlayınca, dönüp gitti.

 

 

 

38986. İbn Ebza anlatıyor: Abdullah b. Budeyl, Cemel vakasında, hevdecinde bulunan Aişe'nin yanına kadar gitti ve ona şöyle dedi: "Ey müminlerin annesi! Allah aşkına söyler misin? Hatırlıyar musun ben Osman'ın öldürüldüğü günü sana gelip, ''Osman öldürüldü. Ne yapmamı emredersin?'' diye sormuştum. Sen de bana: ''Ali'den ayrılma. Vallahi o ne değişti, ne de değiştirdi'' demiştin." Aişe sustu, cevap vermedi. Abdullah aynı şeyi üç kere tekrarladı. Aişe hepsinde sustu cevap vermedi. Bunun üzerine Abdullah: "Deveyi kesin" diye emir verdi. Kestiler. Ben ve Aişe'nin kardeşi Muhammed b. Ebi Bekir, hayvanlarımızdan indik, hevdecini omuzlayarak getirip Hz. Ali'nin önüne koyduk. Ali, emir verdi ve hevdec, Abdullah b. Budeyl'in konağına kondu.

 

Cafer b. Ebi'l-Muğire der ki: Halam Abdullah b. Budeyl'in nikahlısıydı ve bana devamını şöyle anlattı: Aişe, "Beni içeri al" dedi. Ben de içeri aldım. Kendisine bir su tası ve bir de ibrik getirerek kapıyı üzerine kapat(ıp çık)tım. Sonra kapı aralığından baktım. Başında bir yerini tedavi ediyordu; yarık mıydı? Ok yarası mıydı, anlayamadım.

 

 

 

38987. Amr b. Murre anlatıyor: -Sahabeliği bulunan- Süleyman b. Surad, Cemel vakasında savaşın sona ermesinden sonra Ali b. Ebi Talib'e gitti. Hz. Ali, insanların yanında ona: "Sen bizi yalnız bıraktın, bizden uzak durdun, şöyle şöyle yaptın" dedi. Daha sonra Süleyman, Hasan b. Ali'yle karşılaştı. Hasan: "Müminlerin emiri sananasıl davrandı?" diye sordu. O da "insanların yanında bana şöyle şöyle söyledi" deyince Hasan: "Bu seni ürkütmesin. Çünkü o şu anda savaştadır. Cemel vakasında kılıçlar çekilip ortamın tam kızlŞtığl bir sırada ben onun ''Keşke 20 yıl önce ölseydim'' dediğini işittim" dedi.

 

 

 

38988. Zeyd b. Vehb anlatıyor: Talha ve Zübeyr gelip Basra'da kamp kurdular.

Hz. Ali'nin kendilerine elçi olarak gönderdiği Sehl b. Huneyf'i kaldırıp yere attılar. Ali, bunu haber alınca harekete geçti ve ilerleyip za Karıda kamp kurdu, Sonra Abdullah b. Abbas'ı Kufe'ye gönderdi. Kufeliler gecikti. Sonra Ammar gitti ve o gelince yola çıktılar.

 

Zeyd der ki: Ben de Ali ile birlikte sefere katılanlardandım. Ali, başta Talha, Zübeyr ve arkadaşlarına ilişmedi, onları teslim olmaya davet etti, ta ki karşı taraf savaşı başlatıncaya değin. Öğle namazından sonra onlarla savaşa tutuştu. Güneş battığında Aişe'nin devesinin etrafında, onu savunanlardan kırpan tek bir göz bile kalmamıştı. Sonra Ali şöyle emir verdi: "Yaralıyı öldürmeyinı arkasını dönüp kaçanı takip etmeyin. Kapısını kapatıp silahını atan, güvendedir." Savaş sadece o gün akşama kadar sürdü ve bitti.

 

2. Ertesi gün (askerleri) gelip Ali ile ganimetler konusunu konuştular. Hz. Ali, onlara şöyle dedi: "Allah buyuruyor ki: "Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a, Peygamber'e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir" [Enfal, 41] buyuruyor. Aişe'yi hanginiz alacak?" Hepsi birden: "Sübhanallah! O bizim annemizdir'' dediler. Ali: "o size haram mıdır?" diye sordu. "Evet" dediler. Ali: "O haramsa, onun kızları da size haramdır" dedi. Sonra şöyle devam etti: "Kocaları öldürüldüğü için dört ay on gün iddet beklemeleri gerekmez mi?" "Evet. Gerekir" dediler. Ali: "Kocalarının mirasından dörtte bir, sekizde bir payalmaları gerekmez mi?" diye sordu. ''Evet. Gerekirli dediler. "Peki, yetimlerin suçu nedir de mallarını alamıyorlar?" dedi. Sonra "Kanber! Kim malını tanırsa, alsın" diye emir verdi.

Zeyd der ki: Böylece Ali, karargahta ve karargah dışında bulunan malları, sahiplerine iade etti.

 

3. Ali, Talha ve Zübeyr'e "Siz bana biat etmemiş miydiniz?" diye sordu. Onlar da: "Biz Osman'ın kanının peşindeyiz" dediler. Buna Ali: "Osman'ın kanının suçlusu ben değilim" diye karşılık verdi.

Ömer b. Kays der ki: Bize Ebu Kays isimli Hadramevt'den bir adamın bildirdiğine göre Kanber: "Kim malını tanırsa, alsın'' diye ilan edince, bir adam bizim yemek pişirdiğimiz tencereyi görüp aldı. "Yemeğimiz pişene kadar bırakıl dediysek de adam (tencereye) bir tekme atıp (yemeği döküp) onu aldı.

 

 

 

38989. Ebu Vail anlatıyor: Ebu Musa ve Ebu Mes'ud, Ammar'ın yanına girdiler.

Ammar halkı savaşa teşvik ediyordu. Ona dediler ki: "Müslüman olduğun günden beri senin bu işte böyle aceleci davranmandan daha çirkin bir davranışını görmedik." Ammar: "Siz de Müslüman olduğunuzdan beri ben, sizin bu işte yavaş davranmanızdan daha çirkin bir davranışınızı görmedim!" dedi. Sonra onlara birer elbise giydirdi ve hep birlikte namaza çıktılar.

 

 

 

38990. Ebu'd-Duha anlatıyor: Süleyman b. Surad el-Huzai, Hasan b. Ali'ye "Beni müminlerin emirinin yanında tezkiye ediver. Cemel savaşına katılmama şu şu işler mani oldu" dedi. Hasan: "Ben onu savaşın şiddetlendiği bir sırada bana sığınıp ''Ey Hasan! Keşke bundan 20 sene önce ölseydim'' dediğini işittim" dedi.

 

 

 

38991. isnak b. Süveyd el-Adevı der ki: "Cemel vakasında devenin etrafında bizden, hepsi de Kur'an okumuş elli kişi öldürüldü."

 

SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ KULLAN

 

Sıffin Savaşı