|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
MUKADDİME |
Bir Fasıl (Tefsirde
ihtiyatlı Olmak):
Ayetin
tefsirini Kur'an ve Sünnet'te bulamazsan, sahabelerde de bulamazsan; birçok
imam bunda tabiinin görüşlerine başvurmuşlardır.
Bunlardan
biri Mücahid b. Cebr'dir. Zıra o, tefsirde müthiş biriydi. Nitekim Muhammed b.
İshak'ın ondan yaptığı bir rivayete göre o şöyle demiştir:
Ben
İbn Abbas'a Kur'an'ın başından sonuna tamamını sundum. Her ayette onu
durduruyor ve ayet hakkında sorular soruyordum. İmam Taberi, Ebu Müleyke'den
şöyle rivayet etmiştir: Mücahid'i, İbn Abbas'a Kur'an'ın tefsirini sorarken
gördüm. Elinde yazı levhaları vardı. İbn Abbas (r.a.) ona: Yaz, diyordu.
Böylece ona tefsirin tamamını sordu. Bu yüzden Süfyan-ı Sevri şöyle derdi:
Tefsir sana Mücahid’den gelmişse, o sana yeter.
Diğer
örnekler Said b. Cübeyr, İbn Abbas (r.a.)'ın azatlı kölesi İkrime, Ata b. Ebi
Rebah, Hasan-ı Basrı, Mesruk b. Ecda', Said b. Müseyyeb, Ebu Aliye, Rebi' b.
Enes, Katade, Dahhak b. Müzahim ve diğer tabiin, tebei tabiin ve daha sonraki
asırlardaki alimlerdir.
Bazen
bunların görüşleri zikredildiğinde ifadeler arasında farklılıklar meydana
gelir. Bilgisi olmayan kişi de bunu ihtilaf sanıp farklı görüşler olarak
nakleder. Oysa öyle değildir. Zıra onlardan kimisi bir şeyi sonucuyla veya bir
örneği ile zikrederken, kimisi bizzat o şeyi zikreder. çoğu
yerde de hepsi aynı manadadır. Akıllı kişi buna dikkat etsin. Doğruya ileten
ancak Allah'tır.
Şu'be
b. Haccac ve başkaları şöyle demişlerdir: Tabiinin görüşü fıkhi meselelerde
hüccet değilken tefsirinde nasıl hüccet olur? Şu'be onlara muhalif
görüştekilere karşı hüccet olmamasını kastetmiştir. Bu doğrudur. Ama bir şeyde
ittifak etmişlerse hüccet olduğunda şüphe edilmez. İhtilaf etmişlerse görüşleri
ne birbirlerine ne de sonra gelenlere karşı hüccet sayılmaz. Onda Kur'an'ın
diline veya Sünnet'e veyahut Arapçanın genelliğine ya da o konudaki sahabilerin
görüşlerine başvurulur. Kur’an'ı tamamen kendi görüşüne dayanarak tefsir etmek
ise haramdır. Zira;
[7]
İmam Taberi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kim Kur'an hakkında
kendi görüşüne göre veya bilgisi olmayan şeylerle konuşursa cehennemdeki yerini
hazırlasın." Bunu Tirmizi ve Nesai birkaç tarikle Süfyan-ı Sevri kanalıyla
bu şekilde rivayet etmişlerdir. Ebu Davud da Müsedded kanalıyla Abdul'a'la'nın
rivayetiyle rivayet etmiştir. Tirmizi: Hasen hadistir, demiştir. İmam Taberi
bunu Abdul'a'la'dan bu şekilde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü
olarak rivayet etmiştir. Ancak Muhammed b. Humeyd, Abdul'a'la'dan, İbn Abbas
(r.a.)'ın kendi sözü olarak rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[8]
İmam Taberi, Cündüb (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim Kur'an hakkında kendi görüşüyle bir şey
söylerse hata eder. " Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai, Süheyl b. Ebi Hazm
el-Kut'i'nin rivayetiyle zikretmişlerdir. Tirmizi: Bu hadis gariptir. Bazı ilim
erbabı Süheyl hakkında (olumsuz) konuşmuşlardır, demiştir.
[9]
Bunların başka bir rivayetindeki hadisin ifadesi şöyledir: "Her kim
Allah'ın Kitabında kendi görüşüyle bir şey söylerse isabet etse bile hata
etmiştir. " Çünkü kendisini bilgisi olmayan bir şeyde zorlamış, emrolunmadığı
bir yola girmiştir. Dolayısıyla haddi zatında doğruya denk gelse bile hata
etmiş sayılır; çünkü ona kapısından girmemiştir. Bu, insanlar arasında
bilgisizce hükmeden kimsenin, verdiği hüküm vakıada doğru olsa bile cehennemlik
olması gibidir. Fakat günahı, hata etme durumunda daha az olur. Doğrusunu en
iyi Allah bilir. Nitekim Allah (c.c) zina isnadında bulunanları yalancılar
adıyla anmış ve şöyle buyurmuştur: "Madem ki
şahitler getiremediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler."
(Nur, 13) Buna göre haddi zatında zina etmiş olsalar da onlara zina isnadında
bulunan kimse yalancıdır. Çünkü o, kendisi bilmiş olsa da söylemesi helal
olmayan şeyi haber vermiştir. Zira bu, kişinin bilmediği bir konuya girmesidir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bu
yüzden seleften bazıları bilgileri olmayan hususlarda konuşmaktan
çekinmişlerdir. Nitekim Şu'be kanalıyla gelen bir rivayette Ebu Bekir (r.a.)
şöyle demiştir: "Allah'ın Kitabı'yla ilgili olarak bilmediğim bir şey
söylersem beni hangi yer barındırır ve hangi gök gölgeler?" İbrahim
et-Teymi'den şöyle rivayet edilmiştir: Ebu Bekir (r.a.)'a "...../ (Meyveler ve mer'alar) [Abese, 31] ayeti soruldu da o
"Allah'ın Kitabı hakkında bilmediğim bir şey söylersem beni hangi gök
gölgeler ve hangi yer barındırır?" dedi. Bu munkaİl' (senedinde kopukluk
bulunan) bir rivayettir.
Enes
(r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Ömer b. Hattab
(r.a.) minberde "Meyveler ve mer'alar (ebb) bitirdik" (Abese, 31)
ayetini okudu ve "İlki meyvedir, onu biliyoruz. Fakat Ebb nedir?"
dedi. Sonra kendi kendine: Bu kendini zorlamanın ta kendisidir ey Ömer! dedi.
Abd
b. Humeyd, Enes (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Biz Ömer b. Hattab'ın
yanındaydık. Gömleğinin sırt kısmında dört yamalık vardı. "Meyveler ve
mer'alar (ebb) bitirdik" (Abese, 31) ayetini okudu ve "Ebb
nedir?" dedi. Sonra: "Bu kendini zorlamadır. Onu bilmezsen sana ne
zararı olur ki?" dedi. Bu durum, "ebb"den ne kastedildiğini
öğrenmeye çalıştıkları şeklinde yorumlanır. Çünkü "Ebb"in yerde
yeşeren bir bitki olduğu açıktır, bilinmeyen bir şey değildir. Zıra Allah (c.c)
"Bu suretle orada ekinler bitirdik, üzümler, yoncalar
... " (Abese, 27-28) buyurmuştur.
İbn
Ebi Müleyke'den şöyle rivayet edilmiştir: İbn Abbas (r.a.)'a öyle bir ayet
soruldu ki size sorulsaydı ona cevap verirdiniz.
Abd
b. Humeyd, Enes (r.a.) 'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam, İbn Abbas
(r.a.)'a ''Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu
işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine
çıkar." (Secde, 5) ayetindeki "bin yıl"ı sordu, İbn Abbas
(r.a.): "Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) elli
bin yıl olan bir günde yükselip çıkar" (Mearic, 4) buyruğunda kastedilen
gün nedir? diye sordu. Adam: Bana anlatman için onu
ben sana sordum, dedi. İbn Abbas (r.a.): Bunlar Allah'ın (c.c), Kitabında
zikrettiği iki gün olup ne olduğunu Allah bilir, dedi. Bilmediği şeyi söylemek
istemedi.
Yine
İmam Taberi, Velid b. Müslim'den şöyle rivayet etmiştir: Talk b.
Habib,
Cündüb b. Abdullah'a gelerek Kur'an'dan bir ayetin manasını sordu. Cündüb: Eğer
Müslüman isen Allah için yanımdan çekip gitmeni veya benimle oturmamanı
istiyorum, dedi.
Rivayete
göre Said b. Müseyyeb'e Kur'an'ın bir ayetinin tefsiri sorulduğunda "Biz
Kur'an hakkında hiçbir şey söylemiyoruz" derdi. Leys'in Yahya b. Said'den
rivayet ettiğine göre; Said b. Müseyyeb Kur’an'dan ancak bilinen şeyler
hakkında konuşurdu. Şu'be, Amr b. Mürre'den şöyle rivayet etmiştir: Bir adam
Said b. Müseyyeb'e Kur'an'ın bir ayetinin manasını sorunca o "Bana
Kur’an'dan mı soruyorsun? Kendisine Kur’an'dan hiçbir şeyin kapalı olmadığını
iddia eden adama sor" dedi.
Yezid
b. Ebi Yezid der ki: Biz Said b. Müseyyeb'e helal ve haramlardan sorardık ve o,
bu konuda insanların en bilgilisiydi. Ona Kur’an'dan bir ayet sorduğumuzda ise
bizi duymazlıktan gelip susardı.
Taberi,
Ubeydullah b. Ömer'den şöyle rivayet etmiştir: Vallahi ben Medine fukahasına
eriştim. Onlar tefsirde konuşmayı çok büyük (önemli, tehlikeli) bir iş
sayıyorlardı. Onlardan bazıları, Salim b. Abdullah, Kasım b. Muhammed, Said b.
Müseyyeb ve Nafi idi.
Hişam
b. Urve'den şöyle rivayet edilmiştir: Babamın Allah'ın Kitabından bir ayeti
bile te'vil (açıklama, tefsir) ettiğini işitmedim, Muhammed b. Sirin der ki:
Abide es-Selmani'ye Kur'an'ın bir ayetini sordum, "Kur'an'ın ayetlerinin
hangi olaylarda ve ne münasebetle indiğini bilenler geçip gittiler. Allah'tan
kork. Sen istikamet üzere olmaya bak" dedi.
Abdullah
b. Müslim b. Yesar, babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Allah'tan
(Kitabından) bahsedeceğin zaman öncesine ve sonrasına bakmadan konuşma!"
Muğire,
İbrahim'den şöyle rivayet etmiştir: Arkadaşlarımız tefsirden korkarlar ve
çekinirlerdi.
Şa'bi
şöyle demiştir: Her ne ayet varsa onun hakkında (bilenlere, alimlere)
sordum. Fakat o aziz ve celil olan Allah'tan nakletmektir.
Mesruk'tan
şöyle rivayet edilmiştir: Tefsir hakkında Allah'tan korkun. Zira o, Allah'tan
haber nakletme manası taşır.
Selefin
önde gelenlerinden bu ve benzeri sahih rivayetler, onların, tefsirde bilgisizce
konuşmaktan çekindikleri manasında yorumlanır. Kişinin sahip olduğu lugat ve
şeriat bilgisi ışığında konuşmasında ise hiçbir beis yoktur. Onun için
bunlardan ve başkalarından ayetleri tefsir ettikleri sözler de rivayet
edilmiştir. Bunda bir çelişki yoktur. Zira onlar bildiklerinde konuşmuşlar,
bilmedikleri şeylerde susmuşlardır. Herkesin yapması gereken de budur. Zira
bilmediği şeyde susmak vacip olduğu gibi bildiği şeyde konuşmak da vaciptir.
Zira Allah (c.c) "Onları mutlaka insanlara açıklayacak ve
gizlemeyeceksiniz." (Al-i İmran 187) buyurmuştur.
[10]
Birçok yoldan gelen bir hadiste de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur: "Her kime bir ilim / bilgi sorulur da onu gizleyip
söylemezse kıyamet gününde ateşten bir gem ile gemlenir. "
[11]
İmam Taberi de Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet
etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kur'an'dan Cebrail'in
(a.s) kendisine öğrettiği sayılı ayetler dışında hiçbir şeyin tefsirini
yapmazdı. Bu, münker ve garib bir hadistir. Ravilerden Cafer hakkında İmam
Buhari: Hadisleri mütabea edilemeyecek derecede zayıftır, demiştir. Ebu Feth
el-Ezdi de: Hadisleri münker derecesinde zayıftır, demiştir. İmam Taberi bu
konuda özetle şunları söylemiştir: Bu ayetler yalnız Allah (c.c)'nun
bildirmesiyle bilinebilecek ayetler kabilinden olup Cebrail (a.s)'ın öğrettiği
ayetlerdir. Hadisin sahih varsayılması durumunda bu, doğru bir açıklamadır.
Çünkü, İbn Abbas (r.a.)'ın açıkça ifade ettiği gibi; Kur'an'dakilerden
bazıları, Allah'ın (c.c) bilgisini kendi katında sakladığı, bazıları alimlerin bildikleri, bazıları Arapların dillerinden dolayı
bildikleri, bazıları ise herkesin bilmesi şart olup bilmemekle hiç kimsenin
mazur görülemeyeceği şeylerdir. Zira İmam Taberi'nin rivayet ettiğine göre İbn
Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Tefsir dört çeşittir. Biri Arapların
Arapçadan dolayı bildikleri tefsir, biri bilmemekle hiç kimsenin mazur
görülemeyeceği tefsir, biri alimlerin bildiği tefsir
ve biri de Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediği tefsir. Taberi şöyle
demiştir: Problemli bir senetle gelen ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in kendi sözü olarak nakledilen böyle bir söz daha vardır ki o da
şöyledir: Bize Yunus b. Abdu'l-a'la es-Sadfi rivayet etti ...
O da İbn Abbas'tan şöyle rivayet etti:
[12]
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kur'an dört harf
/ tür olarak indirildi. Bilmemede kimsenin mazur görülmediği helal ve haramlar.
Arapların tefsir ettikleri tefsir. Alimlerin tefsir
ettikleri tefsir. Bir de Allah'tan başka hiç kimsenin bilemediği müteşabihler
(manası kapalı şeyler). Allah'tan başka her kim onları bildiğini iddia ederse o
yalancıdır. " Senedi hususunda işaret ettiği problem Muhammed b. Saib
el-Kelbi'dir. Zira o, hadisi metruk biridir. Ancak onun hatası, Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak nakletmesinde olabilir. Muhtemelen
bu, daha önce geçtiği gibi İbn Abbas (r.a.)'ın sözüdür.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |