|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
MUKADDİME |
KUR'AN'IN FAZİLETLERİ
İmam
Buhari (rh.a) "Vahiy nasıl inerdi ve ilk inen vahiy" başlığı attıktan
sonra şöyle demiştir: İbn Abbas (r.a.) dedi ki: "el-Müheymin, emin
demektir. Kur'an, kendisinden önceki bütün kitaplar için emindir."
[13]
Hz. Aişe ve İbn Abbas'tan, şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'
de on yıl kaldı. Medine'de de on yıl kaldı."
İmam
Buhari (rh.a), Sahih'inde, Fezailu'l-Kur'an (Kur'an'ın Faziletleri) Kitabı'nı
Tefsir Kitabı'ndan sonraya almıştır. Çünkü tefsir daha önemlidir, onun için
önce onunla başlamıştır. Biz ise Kur'an'ın faziletlerini tefsirden öne aldık ve
her bir surenin faziletini tefsirinden önce zikrettik ki kişiyi Kur’an'ı
ezberlemeye, anlamaya ve içindekilerle amel etmeye itsin. Muvaffakiyet
Allah'tandır.
İmam
Buhari, İbn Abbas (r.a.)'ın Müheymin tefsirini Allah'ın (c. c) "Sana da,
daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı
(Kur'an'ı) gönderdik" (Maide, 48) ayetinin tefsiri olarak getirmiştir.
İmam
Taberi (rh.a) İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Müheymin, emin
demektir. Kur’an, kendisinden önceki bütün kitaplar üzerinde emindir."
Başka bir rivayette: "Bütün kitaplar üzerinde şehittir (şahittir)"
geçmektedir. Süfyan-ı Sevri ile birçok imam, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmişlerdir: "Müheyminen aleyh"in manası "onlar hakkında itimat
edilen, güvenilen" dir. Mücahid, Süddi, Katade, İbn Cüreyc, Hasan-ı Basri
ve selef önderlerinden birçok kişi de buna benzer şeyler söylemişlerdir.
Müheymin'in
mastarı olan "heymene" asıl itibariyle koruma ve gözetleme manalarına
gelmektedir. Kişi bir şeyi gözetlediği, koruduğu ve yanında bulunduğunda
"Filan filan üzerinde heymene yaptı" denir. Çekimi "heymene,
yuheyminu ve heymeneten" şeklindedir. Allah'ın (c.c) isimlerinden biri
olan "Müheymin" her şeye tanık olan manasına gelir. Rakib de her şeyi
koruyan demektir.
Buhari'nin
İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiği "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), vahiy inmeye başladıktan sonra Mekke'de on yıl kaldı. Medine'de de on
yıl kaldı." sözü, Müslim'in rivayet etmeyip Buhari'nin rivayet ettiği
hadislerdendir. Bunu Nesai de rivayet etmiştir.
Ebu
Ubeyde el-Kasım, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Kur’an kadir
gecesi toplu halde indi. Sonra yirmi yıl boyunca inmeye devam etti. İbn Abbas
(r.a.) daha sonra "Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın
diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık; ve onu peyderpey indirdik" (İsra,
106) ayetini okumuştur. Bunun senedi sahihtir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in Medine' de on yıl kaldığı, ihtilaf bulunmayan bir husustur.
Kendisine peygamberlik geldikten sonra Mekke' de kaldığı hususunda ise meşhur
görüş, on üç yıl kaldığıdır. Çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e
kırk yaşında iken vahiy geldi ve en sahih görüşe göre, vefat ettiğinde altmış
üç yaşındaydı. İbn Abbas (r.a.)'ın sözü kısa tutmak maksadıyla ondan ötesini
söylememiş olması mümkündür. Çünkü Arapların sözlerinde küsuratları atmaları
çok vakidir. Diğer ihtimal, ikisinin Cebrail (a.s)'ın dönemini itibara almış
olmalarıdır. Zira İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayetine göre işin başlangıcında
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sözlü ve fiili vahyi Mikail (a.s)
ulaştırıyordu. Sonra onunla Cebrail (a.s) birlikte oldu.
Bu
hadisin Kur'an'ın faziletleriyle alakası şudur; Vahyin nüzulü, şerefli bir
zaman olan Ramazan ayında olduğu gibi, şerefli bir mekan olan Beled-i Haram'da
(Mekke) başlamıştır. Böylece onda zaman ve mekanın şerefi bir araya gelmiştir.
Onun için Ramazan ayında çok Kur’an okumak müstehaptır. Zira onun nüzulü o
vakit başlamıştır. Bu yüzden Cebrail (a.s) her yıl Ramazan ayında Kur’an’ı
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile karşılıklı olarak okurdu.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefat edeceği yıl ise pekiştirmek
ve sağlamlaştırmak için karşılıklı iki defa okudu.
Ayrıca
bu hadiste Kur'an'ın bir kısmının Mekki, bir kısmının Medeni olduğu
açıklanmaktadır. Mekkiler hicretten önce nazil olanlar, Medeniler ise ister
Medine' de ister başka bir beldede olsun, hicretten sonra nazil olanlardır.
Hatta Mekke veya Arafafta nazil olanlar bile Medeni'dir.
Bazı
surelerin Mekki veya Medeni olduğu hususu, alimler arasında ittifaklıdır.
Bazı
surelerin Mekki veya Medeni oldukları hususu alimlerce ittifaklı iken
bazılarında ihtilaf edilmiştir. Kimi alimler bunu hem belirlenmesi zor, hem de tartışılabilir
bazı kurallara bağlamak istemişlerdir. Bazıları ise şöyle demişlerdir: Bakara
ve Al-i İmran sureleri dışında huruf-u mukattaa ile başlayan her sure Mekki,
"Ey iman edenler!" hitabıyla başlayan her sure Medenidir. "Ey
insanlad" hitabıyla başlayan her sure ise her ikisinden olma ihtimali
bulunmakla birlikte genelde Mekki' dir. Bakara suresinde geçen şu ayetlerde
olduğu gibi, Medeni olması mümkündür: "Ey insanlar! Sizi ve sizden
öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş
(Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz. " (Bakara, 21)
"Ey
insanlar! Yeryüzünde bulunanların heldı ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın
peşine düşmeyin; zıra şeytan sizin açık bir düşmanınızdır." (Bakara, 168)
Ebu
Ubeyd, İbrahim b. Alkame'den şöyle rivayet etmiştir: "Ey iman
edenler!" ile başlayan her şey Medine'de, "Ey insanlar!" diye
başlayan her şey ise Mekke'de inmiştir. Ebu Ubeyd daha sonra Meymun b.
Mihran'dan şöyle rivayet etmiştir: "Kur'an'da "Ey insanlad" ve
"Ey Ademoğulları!" ile başlayan her şey Mekki, "Ey iman
edenled" ile başlayan her şey ise Medeni'dir.
Bazıları
ise: Bazı sureler, biri Mekke' de diğeri Medine' de olmak üzere iki defa nazil
olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bazıları
da Hacc ve başka surelerde olduğu gibi, Mekki surelerden Medeni olduğu iddia
edilen bazı ayetleri istisna edip onları Medeni saymışlardır.
Hakikat
ise sahih delilin gösterdiğidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Ebu
Ubeyd, İbn Ebi Talha'dan şöyle rivayet etmiştir: Şu sureler Medine' de nazil
oldu: Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, Enfal, Tevbe, Hacc, Nur, Ahzab,
"Ellezine keferCı: Kafir olanlar" (ile başlayan sure, yani Muhammed
suresi), Fetih, Hadid, Mücadele, Haşr, Mümtehine, Saff, Teğabun, Talak, Tahrım,
Fecr, Leyl, Kadr, Beyyine, Zilzal ve Nasr. Diğer sureler ise Mekke'de nazil
oldu.
İbn
Ebi Talha'dan nakledilen bu söz, senedi sahih meşhur bir "selef
sözü"dür. İbn Ebi Talha ise İbn Abbas (r.a.)'tan tefsir rivayet edenlerden
biridir. Fakat onun Medeniler arasında saydıkları arasında Medeni olduğu su
götürür sureler vardır. Hücurat, Felak ve Nas surelerini ise Medeniler arasında
sayması gerekirken, saymamıştır.
[14]
İmam Buhari, Ebu Osman'dan şöyle rivayet etmiştir: Ebu Osman'dan rivayet
edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Bana haber verildiğine göre, Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanında iken Cebrail
(a.s) gelip onunla konuşurdu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü
Seleme'ye 'Bu kimdir? Tanıyor musun?' diye sordu. Ya da buna benzer bir soru yöneltti.
O da, 'Dihye' diye karşılık verdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
kalkınca Ümmü Seleme 'Allah'a and olsun ki onun ancak Dihye olduğunu
düşünüyorum', dedi. Ravi, 'Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
Cebrail haberini anlattığı hutbesini dinledim' dedi veya buna yakın bir söz
söyledi. Babam şöyle dedi: Ebu Osman'a bu hadisi kimden duyduğunu sordum. O, bu
hadisi Üsame İbn Zeyd'den duyduğunu haber verdi."
İmam
Buhari bunu ayrıca Nübüvvetin Alametleri Kitabı'nda Abbas b.
Velid
en-Nersi’den, Müslim ise Abdu'l-A'la b. Hammad ile Muhammed b. Abdu'I-A'la'dan
rivayet etmiştir.
Bu
hadisin burada zikredilmesinden maksat, Allah (c. c) ile Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) arasındaki elçinin Cebrail (a.s) olduğunun beyanıdır. Cebrilil
(a.s) değerli, kıymetli, saygın ve önemli konuma sahip bir melektir. Nitekim
Allah (c.c) onun hakkında şöyle buyurmuştur: "(Rasulüm!) Onu Ruhu'I-Emin
(Cebrail) indirdi. Senin kalbine; uyarıcılardan olman için ... " (Şuara,
193-194) Allah (c.c) yine şöyle buyurmuştur: "O (Kur'an), şüphesiz değerli
bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür. O elçi güçlü, Arş'ın sahibi
(Allah'ın) katında çok itibarlıdır. O, orada sayılan, güvenilen (bir elçi) dir.
Arkadaşınız (Muhammed) de mecnun değildir." (Tekvir, 19-22) Rabb Teala bu
ayetlerde iki kulunu ve iki elçisini, Cebrail (a.s) ile Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i övmüştür. Cebrail (a.s)'ın yüksek makamını İnşaallah asıl
yerine ulaştığımızda uzunca ele alacağız.
Müslim'in
söylediği gibi bu hadiste bu büyük meleği görmesi sebebiyle Ümmü Seleme'nin
yüksek faziletini görmekteyiz. Dihye el-Kelbi'nin de yüksek faziletini
görüyoruz. Zira Cebrail (a.s) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
yanına çoğu zaman yakışıklı biri olan Dihye el-Kelbi'nin suretinde gelirdi.
Bunların tümü Kuzaalılardan Kelb b. Vebera kabilesine mensuptular. Kuzaalıların
ise Adnan kabilesinden olduklarını söyleyenler, Kahtan kabilesinden olduklarını
söyleyenler ve kendi başına müstakil olduklarını söyleyenler olmuştur.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[15]
Üçüncü hadis: İmam Buhari, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bütün peygamberlere, insanların,
onların benzerine iman ettiği birtakım mucizeler verilmiştir. Bana verilen
mucize ise, Allah'ın bana ilka ettiği vahiydir. Bu nedenle, kıyamet günü
peygamberler arasında kendisine uyanların en fazla olduğu peygamber olmayı
umuyorum." buyurdu. İmam Buhari bunu İ'tisam (Kur'an ve Sünnet'e
bağlanmak) Kitabı'nda da rivayet etmiştir. Müslim ve Nesai ise Said b. Ebi
Said'in, babasından rivayetiyle zikretmişlerdir ki onun adı Keysan
el-Makburi'dir.
Bu
hadis de Kur'an-ı Mecid'in peygamberlere verilen bütün mucizelerden daha büyük
mucize, indirilen tüm kitaplardan daha üstün bir kitap olduğuna delalet
etmektedir. Zira hadisin manası şöyledir: Her peygambere mutlaka beşerin
inanacağı, yani getirdiği şeylerde doğru olduğuna delil olabilecek mahiyette
mucizeler verilmiş ve ona insanlardan uyanlar uymuştur. Sonra peygamberler
ölünce arkalarında sadece, onların zamanında yaşayan takipçilerinin şahit
olduklarından anlattıkları kalır. Risaletin son elçisi Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e Allah'ın verdiği mucizelerin çoğunluğunu ise Allah'tan
(c.c) O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) verilen ve insanlar tarafından tevatür
yoluyla nakledilen vahiy oluşturuyordu. Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem):
[15]
"Bu nedenle, kıyamet günü peygamberler arasında kendisine uyanların en çok
olduğu peygamber olmayı umuyorum. " buyurmuştur. Öyle de olmuştur. Zıra
getirdiği mesajın evrenselliği, kıyamete kadar devam etmesi ve mucizelerinin
sürekliliği sebebiyle onun takipçileri diğer peygamberlerin takipçilerinden
daha fazladır. Bu yüzden Allah (c.c) "Alemlere uyarıcı olsun diye kulu
Muhammed'e Furkan'ı indiren Allah, yüceler yücesidir." (Furkan, 1)
buyurdu. Yine: "De ki: And olsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak
üzere insü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun
benzerini ortaya getiremezler" (İsra, 88) buyurdu. Sonra bunu on süreye
indirerek şöyle buyurdu: "Yoksa, "Onu (Kur'an'ı) kendisi
uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah'tan başka
çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sure
getirin" (Hud 13) Sonra onun benzeri tek bir süreyi getirmeleri için
meydan okudu ve "Yoksa, Onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer
sizler doğru iseniz Allah'tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep
beraber) onun benzeri bir sure getirin" (Yunus, 38) buyurdu. Fakat bundan
da aciz kaldılar. Söylediğimiz gibi bu şekilde meydan okuma Mekkı sürelerle
sınırlı kaldı. Medine'de de şöyle seslenildi: "Ey insanlar! Sizi ve sizden
öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş
(Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz. O Rab ki yeri sizin için
bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size
besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a
şirk koşmayın. Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye
düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz
Allah'tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın." (Bakara,
21-23) Böylece Allah (c.c) onlara Kur'an'a karşı koymaktan aciz olduklarını,
gelecekte de bundan aciz kalacaklarını haber verdi. Üstelik onlar insanların en
fasihleri, belagat, şiir ve edebiyatın farklı türlerinde en bilgilileriydiler.
Fakat onlara beşerden hiçbir kimsenin karşı koyamayacağı, faydalı pek çok
bilgileri içeren, geçmiş ve gelecekteki gaybe dair doğru bilgileri, haberleri,
sağlam ve adil hükümleri içeren, kısa, beliğ, fasih ve doğru bir söz geldi.
Allah'ın (c. c) buyurduğu gibi: "Rabbinin sözleri (kelimat), doğruluk ve
adalet bakımından tamamlanmıştır. "
[16]
Ahmed b. Hanbel, Haris b. Abdullah el-A'ver'den şöyle rivayet etmiştir: Ben
"Mutlaka mü'minlerin emirine gidip yatsı vakti duyduğum şeyi haber
vereceğim" dedim ve yatsıdan sonra gidip yanına girdim. Sonra dedi ki: Ben
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:
"Cebrail bana gelerek "Ey Muhammed! Ümmetin senden sonra ihtilafa
düşecek" dedi. Ben: "Ey Cebrail! Çıkış yolu nedir?" dedim.
''Allah'ın Kitabıdır" dedi ''Allah her zorbanın belini onunla kırar. Kim
ona tutunursa kurtulur ve kim terk ederse helak olur. -bunu iki defa söyledi-.
O, hakla batılı ayıran kesin hüküm olup, saçmalama değildir. Onun sözlerini
diller oluşturamaz. Onun hayret verici halleri bitmez. Onda sizden öncekilerin
hikayesi, aranızdaki olayların hükmü, sizden sonra olacakların haberi vardır.
" Bunu İmam Ahmed b. Hanbel böyle rivayet etmiştir.
[17]
İmam Tirmizi, Haris el-A'ver'den şöyle rivayet etmiştir: Caminin yanından
geçerken insanları dedikadulara dalmış halde gördüm. Hemen Ali (r.a.)'a gittim
ve "Ey mü'minlerin emiri! İnsanların lüzümsuz dedi-kodulara daldıklarını
görmüyor musunuz?" dedim. Ali (r.a.): Gerçekten öyle mi yapıyorlar? dedi.
"Evet" dedim. Bunun üzerine Ali şöyle dedi:
Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i "Dikkat edin büyük bir fitne
olacaktır!" buyururken işittim ve "Bu fitneden kurtuluş nasıl
olacaktır Ey Allah Rasulü!" dedim. Buyurdu ki: ''Allah'ın Kitabına
sarılmakla ... Çünkü sizden öncekilerin kıssaları, sizden sonrakilerin haberi
ve aranızdaki meselelerin hükmü ondadır. O, hak ile batılı birbirinden ayıran
kesin bir hüküm olup saçmalama değildir. Onu hangi zorba terk ederse Allah
(c.c) belini kırar (mahveder). Her kim de doğru yolu ondan başkasında ararsa
Allah onu sapıklığa düşürür. Kur'an, Allah'ın sağlam ipi ve hikmet dolu
sözleridir. Onun sayesinde he va ve arzular sapmaz, diller onu telaffuzda
karıştırmaz. Alimler ona doyamazlar. Çok okumakla eskimez. Hayret veren yönleri
bitip tükenmez. Nitekim cinlerden bir grup onu dinleyince şöyle demek
mecburiyetinde kalmışlardır: "Biz, doğruyu gösteren hayret verici bir
Kur'an işittik." (Cin, 1-2) Kim ondan (buna dayanarak) konuşursa doğru
söylemiş, onunla amel ederse sevap kazanmış, onunla hükmederse adaleti
gerçekleştirmiş ve ona çağırırsa doğru yola iletilmiş olur. " Bunları
kendin için al ey A'ver! Tirmizi sonra şöyle demiştir: Bu garib bir hadistir.
Hamza b. Zeyyat'tan başka birinin rivayet ettiğini bilmiyoruz. Senedi
meçhuldür. Haris'in rivayeti hakkında da söylenti vardır.
Ben
derim ki: Bunu sadece Hamza ez-Zeyyat rivayet etmemiştir. Bilakis Muhammed b.
İshak da, Muhammed b. Ka'b'ın, Haris el-Xver’den rivayetiyle zikretmiştir.
Dolayısıyla Hamza sorumluluktan kurtulmuştur. Kaldı ki Hamza rivayette zayıf
olsa da kıraatta imamdır. Bu hadis Haris el-A'ver'in rivayetiyle meşhurdur.
Onun hakkında da olumsuz şeyler söylenmiş, hatta bazıları görüş ve inançları
açısından yalancılıkla itham etmişlerdir. Ancak hadis rivayetinde yalan
söylemesi vaki değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Hadis en kötü ihtimalle
mü'minlerin emiri Ali (r.a.)'ın sözü olup bazıları yanlışlıkla Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nispet etmiştir. Söz olarak ise güzel ve doğru
bir sözdür. Üstelik onun İbn Mes'ud (r.a.)'tan nakledilen bir şahidi
bulunmaktadır. Zıra İmam Ebu Ubeyd (Kasım b. Selam) (rh.a) Kur’an’ın
Faziletleri kitabında şöyle demiştir:
[18]
İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet edildi ki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bu Kur'an, Allah'ın (c.c) ziyafetidir. Onun
için Allah'ın ziyafetinden öğrenebildiğinizi öğrenin. Şüphesiz bu Kur'an, Aziz
ve Celil olan Allah'ın ipidir. O açık nur, faydalı şifa, tutunana koruma, tabi
olana kurtuluştur. Eğrilmez ki doğrultulsun, sapmaz ki özür dilemesi istensin.
Hayret verici halleri bitip tükenmez. Çok okumakla ve dinlemekle eskimez.
Öyleyse onu okuyun. Zıra Allah (c.c) onu okumanızda her bir harfi on sevapla
mükafatlandıracak. Ben Eliflammım bir harftir, demiyorum. Bilakis elif bir
harf, lam bir harf, mim bir harftir. " Hadis bu tarikle garibdir. Bunu
ayrıca Muhammed b. Fudayl, Ebu İshak el-Hicri'den rivayet etmiştir. Adı İbrahim
b. Müslim olan bu zat tabiindendir. Fakat cerh ve tadil alimleri onun hakkında
(olumsuz) çok şeyler söylemişlerdir. Ebu Hatim er-Razi: Kuvvetli değildir; Ebu
Feth el-Ezdi: Başkasının sözünü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sözü olarak naklettiği çok olur. Çok hata yapar, demiştir. Ben derim ki:
Allah'u Xlem, muhtemelen bu sözü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
hadisi olarak nakletmesinde de hata etmiştir. Bu, İbn Mes'ud (r.a.)'ın sözüdür.
Ancak bunun başka bir vecihten şahidi bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
Yine
Ebu Ubeyd, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: İnsan, nefsini sadece
Kur'an'da hesaba çeksin, yeter (yeterli ipucu verir); zira Kur'an'ı seviyorsa
Allah ve Rasülü'nü de seviyordur.
[19]
Dördüncü Hadis: İmam Buhari Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir:
"Allah Teala Hz. Peygamber vefat edinceye kadar vahiy indirdi. Hatta
vefatından önce çok sık vahiy gelirdi. Sonra Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ahirete irtihal etti" Hadisi Müslim ve Nesai de rivayet
etmişlerdir. Manası; Allah (c. c) peygamberine ihtiyaç duydukça her vakit
sürekli biçimde vahyetti. Meleğin ''Rabbinin adıyla oku!" ilahi buyruğunu
getirmesinden sonraki geçici vahiy kesintisi dışında hiçbir kesiklik yaşanmadı.
Zira ondan sonra vahiy bir süre -bunun iki yıl veya daha fazla olduğu söylenir-
durakladı. Bu duraklamanın ardından vahiy hızlandı ve peş peşe nazil oldu.
Bundan sonra ilk inen ise "Ey bürünüp sarınan (Rasulüm)! Kalk ve
(insanları) uyar." (Müddessir, 1-2) ilahi buyruğuydu.
[20]
Beşinci hadis: Cündüb'den şöyle rivayet edilmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir iki gece (gün) hastalanınca yanına bir kadın gelerek,
"Ey Muhammed! Gördüğüm tek şey var, o da şeytanın seni terk etmiş
olması" dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "And olsun kuşluk vaktine ve
sükuna erdiğinde geceye ki Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı."
(Duha, 1-3) süresini indirdi. Bunu Buhari -kitabının birçok yerinde-, Müslim,
Tirmizi ve Nesai rivayet etmişlerdir. İnşaallah Duha süresini tefsir ederken bu
hadis üzerinde duracağız.
Bununla
bir önceki hadisin "Kur'an'ın Faziletleri" konusunda
zikredilmelerinin sebebi şudur: Allah (c.c)'nun vahyi kesmeyip devam ettirmesi,
Peygamberine verdiği büyük önemi ve aşırı sevgiyi göstermektedir. Bu yüzden,
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e olan ilgi, önem ve ihtimamını,
izzet ve ikramını daha iyi sergilemek için O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Kur’an'ı bölük bölük indirmiştir.
İmam
Buhari (rh.a) der ki: Kur'an Kureyş'in ve Arapların diliyle, dili açık /
anlaşılır bir Arapça kitap olarak nazil oldu.
[21]
Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Osman; Zeyd İbn
Sabit, Said İbnu'l-As, Abdullah İbnu'z-Zubeyr ve Abdurrahman İbnu'l-Haris İbn
Hişam'a Kur'an nüshalarını çoğaltmalarını emretti. Onlara şöyle talimat verdi:
Siz ve Zeyd İbn Sabit, Kur'an'ın Arapçası hususunda herhangi bir yerde ihtilafa
düşerseniz, onu Kureyş lehçesi ile yazınız. Çünkü Kur'an, onların lehçesi ile
nazil oldu. Komisyon üyeleri bu talimata uydular."
Bu,
yakında açıklaması gelecek uzun bir hadisten bir parçadır. İmam Buhari'nin
hadisi getirmesinden kastı açıktır ki o da şudur: Kur'an, Kureyş diliyle
inmiştir. Kureyş de Arapların özü ve hülasasıdır. O yüzden İbnu'l-Arabi, Cabir
b. Semure'den şöyle rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab'ı şöyle derken işittim:
Bizim bu mushaflarımızı Kureyşli ve Sakifli gençler dışında kimse yazmasın.
Bunun senedi sahihtir. İbnu'l-Arabi, Abdullah b. Fudale'den de şöyle rivayet
etmiştir: Ömer, mushaftarı yazdırmaya niyetlenince bir grup arkadaşıyla oturup
konuştu ve şöyle dedi: Lehçede ihtilafa düştüğünüzde Mudar'ın lehçesine göre
yazın. Çünkü Kur'an, Mudar lehçesine göre inmiştir.
Nitekim
Allah (c.c) da şöyle buyurmuştur: "Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir
Kur'an indirdik." (Zümer, 28) "Muhakkak ki o (Kur'an) alemlerin
Rabbinin indirmesidir. (Rasulüm!) Onu Ruhu'/-emın (Cebrail) senin kalbine;
uyarıcılardan olman için, apaçık Arapça bir dille indirdi." (Şuara,
192-195) "Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır." (Nahl, 103)
"Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki:
ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden
(kitap) olur mu?" (Fussilet, 44) Bu manayı ifade eden daha pek çok ayet
vardır.
[22]
İmam Buhari daha sonra Ya'la b. Ümeyye'den şöyle rivayet etmiştir: "Ya'la
hep 'keşke vahiy nazil olduğu zaman Rasulullah'ı görseydim' diye temennide
bulunurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ci'rane'de iken üzerinde
kendisini güneşten koruyan bir örtü vardı. Beraberinde ise ashabından bazı
insanlar bulunuyordu. Derken koku sürünmüş bir adam gelip 'Ey Allah'ın Elçisi!
Koku süründükten sonra bir cübbeyle ihrama giren adam hakkında ne buyurursunuz?'
diye sordu. Allah Rasulü bir müddet baktı. Sonra vahiy geldi. Hz. Ömer,
Ya'la'ya 'gel' diye işaret etti. Ya'la gelip başını soktu. Bir de ne görsün,
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yüzü kıpkırmızı kesilmiş. Bir
müddet de horlar gibi ses çıkardı. (Vahiy tamamlanıp) rahata kavuşunca 'biraz
önce umre hakkında soru yönelten nerede?' diye sordu. Bunun üzerine adam arandı
ve Allah Rasulü'nün huzuruna çıkarıldı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ona "Üzerindeki kokuyu üç kez yıka! Cübbeni ise çıkart! Daha sonra
hacda ne yapıyorsan, umre yaparken de onu yap!" buyurdu. Bu hadisi Buhari,
Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai birçok tarikten rivayet etmişlerdir. Bu
konu üzerinde Hacc suresinde konuşulacaktır. Bununla "Kur'an'ın Faziletleri"
başlığı arasında hiçbir alaka bulunmamaktadır. Bir önceki başlık altında
zikredilseydi daha açık ve belli olurdu. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |