İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

MUKADDİME

 

Kur'an'ın Cem Edilmesi:

 

Müellif (İbn Kesir), tefsirinin ilk cildinin dış kısmındaki yazısında şöyle demektedir: Güzel ve değerli bir not:

 

 

[23] Buhari ve Müslim'in sahihlerinde Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: Kur'an'ı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde hepsi Ensar'dan olan dört kişi topladı: Übey, Muaz b. Cebel, Ebu Zeyd ve Zeyd b. Sabit. Enes'ten rivayet eden Katade der ki: Enes'e: "Ebu Zeyd kimdir?" dedim. "Amcalarımdan biri" dedi. Buhari'nin Enes'ten yaptığı başka bir rivayetteki ifade şöyledir: Kur'an'ı şu dördün dışında hiç kimse toplamadı:

 

Ebu Derda, Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit ve Ebu Zeyd. Biz ise onu miras aldık.

Ben derim ki: Bu Ebu Zeyd meşhur biri değildir. Çünkü çok önce ölmüştür. Onu Bedir gazvesinde şehit olanlar arasında saymışlardır. Bazılan adının Said b. Ubeyd olduğunu söylemişlerdir. Enes (r.a.)'ın "Kur'an'ı toplamadı" sözüyle, Ensar'dan bunlardan başka kimsenin Kur'an'ı ezberlemediğini kastetmiştir. Yoksa Muhacir'lerden Ebu Bekir, İbn Mes'ud ve Ebu Huzeyfe'nin kölesi Salim gibi bir grup kişi de Kur’an'ı toplamıştı (ezberlemişti).

 

Ebu Hasen el-Eş’ari (rh.a) der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ölüm hastalığında insanlara namaz kıldırması için Ebu Bekir (r.a.)'a işaret ettiği, bilinen kesin bir husustur. Mütevatir bir hadiste de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu sabittir:

 

 

[24] "Cemaate imamlığı Kur'an'ı en iyi okuyanlar / bilenler yapar. " Ebu Bekir Sıddik, sahabenin Kur'an'ı en iyi bileni olmasaydı onların önüne geçirmezdi. Bunu Ebu Bekir b. Zenceveyh "Ebu Bekir Sıddik'ın Faziletleri" kitabında, İmam Eş'ari'den rivayet etmiştir.

 

Kurtubi de tefsirinin başlarında Kadı Ebu Bekir el-Bakıllani'nin bu hadisi zikrettikten sonra şöyle dediğini nakletmiştir: Tevatür yoluyla sabit olmuştur ki Kur'an'ı Osman, Ali, Temim-i Dari, Ubade b. Samit ve Abdullah b. Amr toplamışlardır (tamamını ezberlemişlerdir). Dolayısıyla Enes'in (r.a.) "Onu dört kişiden başkası toplamadı" sözünden kastının, "Kur'an'ı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sadece bu dört kişi doğrudan aldı. Diğerleri ise onu birbirlerinden aldılar" olması muhtemeldir. Sonra şöyle demiştir: Birbirini destekleyen birçok rivayet, dört halifenin Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında Kur'an'ın tamamını ezberlediklerini ifade göstermektedir. Zira onlar ilk Müslümanlardandılar ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara saygı ve hürmet gösteriyordu.

 

Kurtubi der ki: Kadı Bakıllani İbn Mes'ud ile Ebu Huzeyfe'nin azatlı kölesi Salim'i zikretmemiş. Oysa bunlar da Kur'an'ın tamamını ezberleyen sahabilerdendiler. 

 

 

[25] İmam Buhari Zeyd b. Sabit (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir:

Zeyd İbn Sabit'ten şöyle söylediği nakledilmiştir: "Hz. Ebu Bekir Yemame'de kurraların / Kur’an hafızlarının öldürülmesinin ardından haber yollayıp beni çağırttı. Yanına vardığım zaman, Hz. Ömer'in orada bulunduğunu fark ettim. Hz. Ebu Bekir dedi ki: Ömer bana gelip 'Yemame savaşında Kur'an hafızlarından önemli bir kısmı şehid oldu. Ben diğer savaşlarda da, hafızların ağır zayiat vermesinden ve Kur'an'ın birçok kısmının kaybolmasından endişe ediyorum. Bu yüzden Kur'an'ın toplanmasını emretmen gerektiğini düşünüyorum' dedi. Ona 'Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparız?' diye itiraz ettim. Ömer, 'Allah'a and olsun ki bu hayırlı bir iştir' dedi. Israrla benden böyle bir şey yapmamı istedi. Nihayet Allah Teala aklıma bu işi yatırdı. Ben de Ömer gibi düşünür oldum."

 

Zeyd olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Ebu Bekir bana 'sen genç ve akıllı birisin. Bugüne kadar senin bir eksikliğini gören ve seni bir konuda itham eden olmadı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için vahyi yazıyordun. O halde, Kur'an'ı araştırıp topla!' dedi. Allah'a and olsun ki beni dağlardan birini taşımakla sorumlu tutsaydı, bu, bana emrettiği Kur'an'ı toplama görevinden daha ağır olmazdı.

 

Ebu Bekir'e 'Allah Rasulü'nün yapmadığı bir şeyi sizler nasıl yaparsınız' diyerek itiraz ettim. O da 'Allah'a and olsun ki bu hayırlı bir iştir' dedi. Ebu Bekir beni ikna etmek için ısrarlarını sürdürdü. Nihayet, Allah Teala Ebu Bekir ve Ömer'in aklına yatanı, benim de aklıma yatırdı. Sonunda Kur'an'ı bir araya getirmek için o güne kadar hurma dallarında, yassı taşlar üzerinde yazılı olanları ve hafızların hafızalarında bulunanları toplamaya başladım. ''And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. " (Tevbe, 128) ayetinden itibaren Tevbe suresinin sonuna kadar olan (iki ayetlik) kısmı sadece Ebu Huzeyme el-Ensari'nin yanında buldum. Onun dışında başka birinde bulamadım.

 

Toplayıp yazdığım ve bir araya getirdiğim sahifeleri Halife Ebu Bekir'e teslim ettim. Bunlar, vefat edinceye kadar Ebu Bekir'in yanında kaldı. Sonra Ömer halife olunca o teslim aldı ve hayatı boyunca onda kaldı. Daha sonra bu mushaf, Ömer'in kızı Hafsa'ya geçti." İmam Buhari bu hadisi kitabının birçok yerinde zikretmiştir. Hadisi Ahmed b. Hanbel, Tirmizi ve Nesai de Zühri kanalıyla rivayet etmişlerdir. Bu, Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın en güzel, en değerli ve en büyük hizmetlerindendir. Zira Allah (c.c) onu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra ondan başkasına yakışmayacak bir makama getirdi. Ebu Bekir (r.a.) zekatı vermeyi reddeden düşmanlarla, mürtedlerle, İranlılarla ve Rumlarla savaştı. Ordular gönderdi, birlikler ve seriyyeler yolladı. Sonunda, bir zamanlar dağılıp yok olmasından korkulan bu davanın kökleşmesini ve istikrar bulmasını sağladı. Okuyanların, tamamını ezberleyebilmeleri için Kur'an-ı Kerim'in dağınık ayet ve surelerini bir araya toplayıp kitap haline getirdi. Bu, Allah'ın (c.c) "Şüphesiz bu zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik ve muhakkak onu biz koruyacağız." (Hicr, 9) ayetinin sırlarındandı. Böylece Ebu Bekir es-Sıddik nice güzellikleri ve iyilikleri toplayıp, şerleri de def etti. Allah (c. c) ondan razı olsun ve onu razı etsin.

 

Bu yüzden, aralarında Veki ve İbn Zeyd'in bulunduğu birçok kimse Ali (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: "Kur'an hususunda en büyük sevabı kazanan Ebu Bekir'dir. Ebu Bekir, Kur'an-ı Kerim'i iki kapak arasında toplayan ilk kişiydi." Bunun senedi sahihtir.

 

İbn Ebi Davud, Mesahif kitabında Hişam'dan şöyle rivayet etmiştir: Babam şöyle dedi: Kur’an’ı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra ilk toplayan, Ebu Bekir'dir. Başka bir rivayette: "Hatmeden" (sonuna kadar bitiren) ifadesi geçmektedir ki o da doğrudur.

 

Bunu onun aklına getiren ise Hz. Ömer (r.a.) olmuştur. Zira Müslümanların Yemame savaşında ölüm bahçesi denen yerde yalancı peygamber Müseyleme-i Kezzab, adamları ve Hanifeoğullarıyla girdikleri şiddetli ve hararetli savaş neticesinde Kur'an hafızlarından çok zayiat verilmişti. Zira bu savaşta Müseyleme'nin etrafında yüz bine yakın mürted toplanmıştı. Ebu Bekir (r.a.) da onunla savaşması için Halid b. Velid'i on üç bin kişilik bir orduyla gönderdi. Müslüman ordusu, aralarındaki bedevi Arapların kalabalık olması (dolayısıyla üstün başarı gösterecek savaşçıların azlığı) sebebiyle dağıldı. Sahabelerin büyüklerinden olan kurralar (hafızlar) "Ey Halid! Bizi onlardan ayır" diye seslendiler. Bedevilerden ayrılmak istiyorlardı ve sonunda onlardan ayrılıp tek başlarına kaldılar. Sayıları üç bine yakındı. Sonra ciddi bir saldırı başlatarak var güçleriyle savaştılar. Birbirlerine "Ey Bakara suresinin adamları!" diye sesleniyorlardı. Bu şekilde savaşmaya devam ettiler ve sonunda Allah (c.c) onlara fetih nasip etti ve kafirler firar edip kaçtılar. Müslüman kılıçlar onları ardlarından kovaladılar ve bir kısmını öldürüp bir kısmını esir aldılar. Allah (c.c) Müseyleme'yi öldürdü ve adamlarını yenilgiye uğrattı. Bu mürtedler daha sonra tekrar İslam'a döndüler. O gün beş yüze yakın kari (hafız) öldürüldü (Allah onlardan razı olsun). Bu olay üzerine Ömer (r.a.) başka bölgelerdeki cihad etmekte olan Kur’an hafızı diğer sahabelerin de ölümüyle Kur’an'dan bir şeylerin eksilmemesi için Ebu Bekir (r.a.)'a Kur'an-ı Kerim'i cem etme tavsiyesinde bulundu. Kur'an yazılıp korumaya alınırsa zayi olmaktan kurtulacak, böylece onu ulaştıranların hayatta olmalarıyla ölmüş olmaları fark etmeyecekti. Ebu Bekir Sıddik da meselede doğru karara varmak için bir süre düşündü, sonra Ömer (r.a.)'ın fikrine katıldı. Aynı şekilde Zeyd b. Sabit de mesele etrafında düşünüp durdu ve sonunda Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.)'ın görüşlerine geldi (Allah hepsinden razı olsun). Bu, Ensar'dan Zeyd b. Sabit'in, hayatındaki en şerefli ve faziletli konumudur.

 

Ancak İbn Ebi Davud, Hasan-ı BasrI'den de şöyle rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab, Allah'ın (c.c) kitabındaki bir ayeti sordu, "Onu filan ezbere biliyordu, o ise bu dünyadan göçtü" dediler. Bunun üzerine Ömer (r.a.), (başa bir musibet geldiğinde söylenen bir söz olarak) "İnna lillahi" dedi. Sonra Kur’an’ın cem edilmesini emretti ve emri üzerine Kur’an cem edildi. Böylece Ömer (r.a.) Kur'an-ı Kerim'i ilk cem eden kişi oldu.

 

Bu rivayetin senedinde kopukluk vardır. Zira Hasan-ı BasrI'nin Ömer (r.a.) ile buluşmuşluğu yoktur. Hem de manası şöyledir: Ömer (r.a.) cem edilmesi görüşünü sundu ve o da (kabul edip) cem edildi. Bu yüzden, İbn Ebi Davud'un rivayet ettiği gibi, Ömer (r.a.) Kur'an'ın korunması ve cem edilmesi faaliyetinin yönlendiricisi ve gözetmeniydi. Nitekim İbn Ebi Davud, Yahya b. Abdurrahman b. Hatıb'dan şöyle rivayet etmiştir: Ömer (r.a.) Kur'an'ı cem ederken hiç kimseden iki şahit getirmedikçe bir şey kabul etmiyordu. O da bunu Ebu Bekir es-Sıddık'ın emriyle yapıyordu. Nitekim İbn Ebi Davud, Urve’den şöyle rivayet etmiştir:

 

O savaş, hafızları silip süpürünce, o vakit Ebu Bekir Kur'an'ın kaybolup gitmesinden korktu ve Ömer b. Hattab ile Zeyd b. Sabit'e: Her kim size Allah'ın kitabından bir şeyi iki şahitle birlikte getirirse onu yazın, dedi. Senedi kopuk ve hasendir.

 

 

[26] Bu yüzden Zeyd b. Sabit şöyle anlatır: Tevbe suresinin son iki ayetini, yani ''And olsun ki size kendinizden bir elçi gelmiştir ... " Ensar'dan Ebu Huzeyme'nin -başka bir rivayette, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şahitliğini iki kişinin şahitliği yerine saydığı Huzeyme b. Sabit'in- yanında buldum. Başka hiçbir kimsede bulamadım. Buna rağmen ondan bunu alıp yazdılar.

 

 

[27] Çünkü -Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir bedeviden bir at satın alıp bedevinin inkar etmesi ve Huzeyme'nin Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onayıyla şahitlik etmesi, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in de onun şahitliğini geçerli sayıp atı bedeviden alması hadisesinde geçtiği üzere Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun şahitliğini iki şahitlik kabul etmiştir. Hadisi Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir ve bu olay meşhurdur. Ebu Cafer er-Hazı, Ebu Aliye'den şöyle rivayet etmiştir: Übey b. Ka'b bu ayetleri Huzeyme b. Sabit'le birlikte (onun şahitliğinde) yazdırdı.

 

İbn Vehb, Yahya b. Abdurrahman b. Hatıb'dan; bunlarda (Tevbe suresinin son ayetlerinde) Hz. Osman'ın da şahitlik ettiğini rivayet etmiştir.

 

Zeyd b. Sabit'in "Ben de Kur'an'ı teker teker araştırıp hurma dallarında ve ince beyaz taşlar üzerinde yazılı olanlarla insanların göğüslerinde (belleklerinde) bulunanları" ifadesine gelince -ki başka bir rivayette; hurma dalları, tahta tabletler ve kaburga kemikleri, bir diğer rivayette de; kürek kemikleri, semerler ve insanların göğüslerindekiler" şeklindedir-; Usub; "asıb"in çoğuludur. Cevheri der ki: Bu, hurma ağacının gövdesinin hemen üstündeki yapraklanmamış daldır. Üzerinde yaprak bitmişse ona seaf denir.

 

Lihaf lahfe'nin çoğuludur. Lahfe, ince taş parçasına denir. Sahabiler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den dinledikleri Kur'an'ı bu taşların, hurma dallarının ve yazmaya elverişli başka şeylerin üzerine yazıyorlardı.

 

Onlardan kimisi de güzel yazamadığından veya hafızasına güvendiğinden, ezberliyordu. İşte Zeyd b. Sabit, birinden hurma dalını, diğerinden ince beyaz taşı, öbüründen göğsündekini, yani ezberindekini alıyordu. Onlar emaneti yerine ulaştırmada son derece titiz insanlardı ki bu en büyük emanetti. Çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kur'an'ı, kendinden sonra geleceklere ulaştırmaları için onlara emanet bırakmıştı. Zıra Allah (c.c) "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et"(Maide, 67) diye emretmiş, Rasulullah da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu yapmıştı.

 

 

[28] Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda haccındaki veda hutbesinde tüm topluluğa -ki onların çoğunluğunu sahabiler oluşturuyordu- şöyle seslendi: "Size ben sorulacağım. Siz ne diyeceksiniz?" Sahabiler:

 

Şahitlik ederiz ki sen tebliğ ettin, ulaştırdın ve nasihat ettin, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şehadet parmağını semaya kaldırıp onunla insanlara işaret ederek: ''Allah'ım! Şahid ol. Allah'ım! Şah id ol. Allah'ım! Şahid ol" dedi. Bunu Müslim, Cabir'den rivayet etmiştir.

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetinden orada bulunanlara, O'ndan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aldıklarını orada bulunmayanlara ulaştırmalarını emrederek şöyle buyurdu:

 

 

[29] "Tek bir ayet bile olsa benden (başkalarına mutlaka bir şeyler) ulaştırın. " Yani birinizde tek bir ayet bulunsa bile onu arkadan gelenlere ulaştırsın. Onlar da Kur'an'ı Kur'an, Sünneti Sünnet olarak nakletmişler, bunları birbirine karıştırmamışlardır.

 

 

[30] Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kim benden, Kur'an'dan başka bir şey yazarsa onu silsin" buyurmuştur. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu Sünnet'in Kur’an ile karışmaması maksadıyla söylemiştir. Yoksa Sünneti ezberlememeleri ve rivayet etmemeleri manasında söylememiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bu yüzden kesin olarak biliyoruz ki -Allah'a hamd ve şükürler olsunRasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlara Kur’an'dan ulaştırıp da onların bize ulaştırmadıkları hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla iki büyük sahabi Ebu Bekir ile Ömer'in, Kur'an'ı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den alanların vefatıyla Kur'an'dan bir şeylerin gitmemesi için onu sayfalarda toplama hizmetleri dine yapılan en büyük ve en önemli hizmetlerdendir. Sonra bu sayfalar hayatı boyunca Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın yanında kaldı. Sonra bunları halifeliği döneminde Hz. Ömer (r.a.) aldı. Hz. Ömer (r.a.) bunları büyük bir saygı ve tazimle yanında korudu. Vefat edince bu mushafı (kızı ve) mü'minlerin annesi Hafsa (r.anha) aldı. Çünkü Hz. Ömer'in evladı olarak vakıf ve terikelerinin vasisi o idi. İnşaallah ileride zikredeceğimiz gibi daha sonra Osman (r.a.) alana kadar da Hafsa'da (r.anha) kaldı.

 

 

[31] İmam Buhari, Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Enes İbn Malik'in rivayet ettiğine göre; "Huzeyfe b. Yeman Hz. Osman'ın huzuruna çıktı. Ermenistan ve Azerbaycan'ın fethi sırasında Iraklılarla Şamlılar birbirleriyle tartışmışlardı. İki tarafın kıraatler konusunda ihtilafa düşmesi Huzeyfe'yi endişelendirmişti. Bu yüzden Hz. Osman'a 'Ey mü'minlerin Emiri! Yahudi ve Hristiyanların ihtilafı gibi, Kitap hakkında ihtilafa düşmeden önce ümmet için tedbir al!' dedi. Bunun üzerine Hz. Osman, Hafsa'ya haber gönderdi ve 'Mushafı bize gönder, onu çoğaltıp tekrar sana iade edelim' dedi. Hafsa, mushafı Hz. Osman'a gönderdi. O da, Zeyd İbn Sabit, Abdullah İbnu'z-Zübeyr, Said İbnu'l-As ve Abdurrahman İbnu'l-Hıris İbn Hişam'a Kur'an nüshalarının çoğaltılmasını emretti. Komisyonun üç Kureyşli üyesine şöyle tenbih etti: Siz, Zeyd İbn Sabit ile herhangi bir ayetin yazımı konusunda ayrılığa düşerseniz, onu Kureyş lehçesiyle yazın! Çünkü Kur'an onların diliyle indi. Üyeler de bu talimatı yerine getirdi. Sonunda mushafı çoğalttılar. Hz. Osman da, ana mushafı Hafsa'ya geri verdi. Daha sonra çoğalttıkları mushaflardan her tarafa birer tane gönderdi. Bunun dışında sahifelerde yazılı bulunan veya mushaf şeklinde yazılmış olan Kur'anların yakılmasını emretti." Zeyd b. Sabit'in oğlu, babası Zeyd'i şöyle söylerken işittiğini rivayet etmiştir: "Mushafı çoğaltırken Ahzab suresinden bir ayeti bulamadım. Oysa Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O ayeti okuduğunu işitmiştim. Bu yüzden onu aradık. Nihayet o ayeti Ensar'dan Huzeyme İbn Sabit'in yanında bulduk. (Söz konusu ayet şuydu:) "Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var ... " (Ahzab, 23) Sonra bu ayeti, geçtiği surenin içine koyup mushafa ilave ettik. "

 

Bu da mü'minlerin emiri Osman b. Affan (r.a.)'ın yaptığı en faziletli amellerden ve hizmetlerdendir. Çünkü Ebu Bekir ile Ömer ondan önce Kur’an’ı koruma hizmetinde bulundular. Osman (r.a.) ise insanların Kur’an' da ihtilaf etmemeleri için onları tek bir kıraat üzerinde topladı. Bunda onun görüşüne katıldılar ve desteklediler. Abdullah b. İbn Mes'ud (r.a.)'un ise mushafları yazanlar arasına katmadığı için öfkelendiği ve Hz. Osman ana mushaf dışındaki mushafların tümünü yakma emri verdiğinde mushaflarını gizlemelerini emrettiği rivayet edilmiştir. Fakat İbn Mes'ud (r.a.) daha sonra onun görüşüne gelmiştir. Hatta Hz. Ali (r.a.): Onu Osman yapmasaydı ben yapardım, demiştir. Böylece imamların hepsi; Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (Allah onlardan razı olsun) bunun dini bir hizmet ve maslahat olduğunda ittifak etmişlerdir ki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların hakkında:

 

 

[32] "Benim Sünnetime ve benden sonraki raşid halifelerin Sünnetine tutunun" buyurmuştur.

 

Buna sebep olan da Huzeyfe b. Yeman (r.a.) oldu. Ermenistan ve Azerbeycan ülkelerinin fethi esnasında Şamlılar ile Iraklılar orada bir arada bulunuyorlardı. Huzeyfe b. Yeman onlardan farklı şekillerde kıraatler işitiyor, aralarında ihtilaf ve ayrılmalar görüyordu. Osman (r.a.)'ın yanına geldiğinde durumu ona anlattı ve "Ümmet, Yahudiler ve Hristiyanlar gibi kitaplarında ihtilaf etmeden yardımlarına yetiş" dedi. Zira Yahudiler ve Hristiyanlar ellerindeki kitapları hususunda hemfikir değildirler. Samirilerin Tevrat nüshası lafız ve mana itibariyle diğerlerinden çok farklıdır. Mesela Samirilerin Tevratında hemze ve ya harfleri yoktur. Hristiyanların elinde de Ahd-i Atik dedikleri bir Tevrat vardır ki o da Yahudiler ve Samirilerdeki Tevrat'tan farklıdır. Hristiyanların elinde ise dört İncil bulunmaktadır: Markos incili, Luka İncili, Matta İncili ve Yuhanna İncili. Bunlar da birbirlerinden çok farklıdırlar. Bu dört İncil küçük hacimli bir kitap olup bazısı orta hatla yazılmış 14 yaprak, bazısı onun ya bir buçuk veya iki kat fazlası büyüklüktedir. Onda Allah'ın (c.c) kelamı diye iddia ettikleri çok az bir şey vardır. Bununla birlikte daha önce söylediğimiz gibi o kısım da her birinde, diğerinden farklıdır. Tevrat da, onda yapılan değiştirmeler ve tahrifler yanında İncil gibidir. Zaten her ikisi pak Muhammedi şeriatla nesholunmuştur.

 

Huzeyfe (r.a.) bunu Osman (r.a.)'a söyleyince endişeye kapıldı. Ebu Bekir ile Ömer'in yazdıkları mushaf'ı tek bir mushaf'a yazıp toplamak, dört bir yana göndermek ve insanları tek bir kıraat üzerinde toplayıp onun dışında kalan mushafları terk etmek üzere, Ebu Bekir ile Ömer'in topladıkları mushaf'ı göndermesi için mü'minlerin annesi Hafsa'ya haber yolladı. Hafsa da söylediğini yaptı. Osman (r.a.) dört kişiye emir verdi ki onlar şunlardı: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vahiy katiplerinden Zeyd b. Sabit. Sahabenin fakihlerinden ve ilim, amel, soy ve faziletçe seçkinlerinden Kureyşli Abdullah b. Zübeyr b. Avvam. Kureyşli ve Ümeyye oğullarından Said b. As b. Said. Cömert, asil ve herkesçe övülen Said, aynı zamanda lehçesi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in lehçesine en çok benzeyen sahabiydi. Dördüncü kişi ise Kureyş'in Mahzum kabilesinden Haris b. Hişam. Bu kurul Kur'an-ı Kerim'i birkaç nüsha yazmak üzere bir araya geldiler. Yazımı hangi lehçeye göre yapacakları hususunda ihtilafa düştüklerinde Hz. Osman'a başvuruyorlardı. Tabut kelimesindeki son harfin açık te mi yoksa kapalı te mi yazılması hususunda ihtilaf ettikleri gibi. .. Zeyd b. Sabit: Sonunun (aslının he olduğuna işaret için) yuvarlak te olmasını söylerken diğer üç Kureyşli bunun tabut olduğunu söylüyorlardı. Sonunda meseleyi Hz. Osman (r.a.)'a götürdüler. O da: Kureyş'in lehçesiyle yazın; zıra Kur'an onların diliyle nazil oldu, dedi.

Allahu A'lem, mushaftaki sureleri mevcut sırasına Hz. Osman dizdirmiştir. En başa "Yedi uzun sureyi" (seb'i tıval), sonrasına "yüz civarı ayetli surelerıli o koymuştur.

 

 

[33] Bu yüzden Taberi, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai birçok büyük imam’ın İbn Abbas (r.a.)'dan şu rivayetini zikretmişlerdi: Osman (r.a.)'a Mesanı surelerden (ayet sayısı yüzden az) olan Enfal suresi ile ayetlerinin sayısı yüz civarında olan Berae (Tevbe) suresini birleştirip aralarına besmele yazmamanıza ve ikisini birlikte "yedi uzun sureler"in arasına koymanıza sebeb nedir? Sizi böyle yapmaya ne sevk etti? dedim. Osman şu cevabı verdi: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ayetler indirilmekte iken vahiy katiplerini çağırır ve "bu ayetleri şu surelerin şurasına koyunuz" buyururdu. Enfal suresi Medine'de inen ilk surelerden, Berae (Tevbe) ise Kur’an’ın son inen suresiydi. ikisinin konusu aynı olduğundan onları bir sure zannetmişimdir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), bu iki surenin ayrı mı bir mi olduğunu açıklamadan vefat etti. Ben de araya besmele koymaksızın ikisini birleştirdim ve bunları yedi uzun sure arasına kattım.

 

Bu hadisten, sureler içindeki ayetlerin kendi aralarındaki sıralamasının Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bildirmesiyle vahiy kaynaklı iken, sureler arasındaki sıralamanın Hz. Osman (r.a.)'ın emriyle olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden hiç kimse Kur'an'ı (ayetleri) bu tertibe aykırı okuyamaz. Ters okursa büyük hata işlemiş olur. Sureleri Osman (r.a.)'a uyarak mushaftaki sıraya göre okumak ise müstehaptır. Evla olan, bunları Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in okuduğu gibi, ardı ardına okumaktır.

 

 

[34] Nitekim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cuma namazında Cuma ile Münafikun surelerini, bazen A'la ile Gaşiye surelerini okurdu. Sureler arasında ara vererek okursa, o da caizdir.

 

 

[35] Zıra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bayram namazında (Kur'an'ın 50. suresi) Kaf ile (54. suresi) Kamer surelerini okuduğu sabittir. Bunu Müslim, Ebu Vakıd'dan rivayet etmiştir.

 

 

[36] Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde Ebu Hureyre (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cuma günü sabah namazında Secde suresi ile insan surelerini okurdu.

Kur’an' da sonra gelen sureyi öne alırsa bu da caizdir.

 

 

[37] Zira Huzeyfe (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önce (Kur'an'ın 2. sıradaki) Bakara suresini, sonra (4. sıradaki) Nisa suresini, daha sonra (3. sıradaki) Al-i imran suresini okudu. Bunu Müslim rivayet etmiştir. Ömer (r.a.) da sabah namazında ilk (16. sıradaki) Nahl suresini, sonra (12. sırada yer alan) Yusuf suresini okumuştur.

 

Sonra Osman (r.a.) bu mushafı Hafsa (r.anha)'ya iade etti. ileriki yıllarda Mervan b. Hakem Hafsa'ya onu yollaması için haber gönderse de o vermedi ve vefat edene kadar onda kaldı. Hafsa'nın vefatından sonra Mervan b. Hakem onu Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan aldı ve Hz. Osman (r.a.)'ın islam merkezlerine gönderdiği mushaftan farklı olmaması için yaktı. Zıra Osman (r.a.) bir Mekke'ye, bir Basra'ya, bir Kufe'ye, bir Şam'a, bir Yemen'e, bir de Bahreyn'e mushaf göndermişti. Bunu İbn Ebi Davud, Ebu Hatim'den rivayet etmiştir. Kurtubi, Osman (r.a.)'ın sadece dört yere mushaf gönderdiği rivayetini sahih bulmuştur ki bu gariptir. Osman (r.a.) farklı ülkelerdeki Müslümanların her birinin Kur'an-ı Kerim'i farklı farklı okumalarının önüne geçmek için insanlardaki mushafların yakılmasını emretti. Dönemindeki sahabiler onun görüşüne katıldılar ve onlardan karşı çıkan hiç kimse olmadı. Bu mushafa düşmanlığı, yalnızca Hz. Osman'a karşı birleşip onu öldürenler (Allah onları kahretsin) yaptılar. Bu, onların hilafetten azletmek için Osman (r.a.) hakkında öne sürdükleri asılsız iddialardan biriydi. Sahabeler ile onların çağında yetişen tabiinden saygıdeğer Müslümanlar ise onun görüşüne katıldılar ve desteklediler. Ebu Davud, Tayalisi, İbn Mehdi ve Gunder, Ali (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: "Onu Osman yapmasaydı, ben yapardım."

 

İbn Ebi Davud, Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Osman mushafları yaktığında (faziletli) insanlar çoktu ve bunu hepsi beğendiler." Başka bir rivayette: "Onlardan hiç kimse buna karşı çıkmadı." Bunun senedi sahihtir.

 

İbn Ebi Davud, Sabit b. İmare el-Hanefi'den şöyle rivayet etmiştir. Guneym b. Kays el-Mazini: "Ben Kur'an'ı her iki harf üzere de okudum. Ama vallahi her bir Müslüman'ın her sabah bir oğlu olup çocuklarına yeni çocuklar katılsaydı, bu beni Osman'ın mushafı yazması kadar sevindirmezdi." dedi. Ona: "Neden ey Ebu Anber?" dedik. "Osman mushafı yazmasaydı insanlar şiir okumaya başlarlardı." dedi. İbn Ebi Davud, Ebu Miclez'den şöyle rivayet etmiştir: "Osman Kur'an'ı yazmasaydı insanları şiir okur bulurdun." İbn Mehdi'den de şöyle rivayet edilmiştir: "Osman'ın iki hasleti var ki onlara ne Ebu Bekir ne de Ömer sahip olmuştur. Biri nefsi için sabredip mazlum olarak öldürülmesi, diğeri ise insanları bir mushaf üzerinde toplaması. "

 

İbn Mes'ud (r.a.)'a gelince; Humeyd b. Malik'ten şöyle rivayet edilmiştir: Osman mushaflar hakkında emir verince -yani diğer mushafların yakılmasını emredince- bu İbn Mes'ud (r.a.)'ın hoşuna gitmedi ve şöyle dedi: Kim bir mushafı kaçırıp hiç edebiliyorsa yapsın. Zira "kim neyi kaçırıp hiç ederse kıyamet günü onunla gelir." (ayette kastedilen, ganimet ve kamu malı kaçırmaktır).

 

 

[38] Abdullah daha sonra şöyle demiştir: Vallahi ben Zeyd çocukken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ağzından yetmiş sure dinledim. Şimdi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in dilinden aldığımı bırakayım mı?

 

 

[39] İbn Ebi Davud, Ebu Vai!’den şöyle rivayet etmiştir: İbn Mes'ud bir gün minberde verdiği hutbede şöyle dedi: "Kim hıyanet edip de ganimetten veya kamuya ait hasılattan bir şey aşırır, bunu da gizlerse, kıyamet gününde o vebalini aldığı şeyler, boynuna asılı olarak gelir." (Al-i İmran, 161) Mushaflarınızı kaçırın. Zeyd çocuklarla yanıma iki perçemli haliyle geldiği vakit ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ağzından yetmiş küsur sure okumuştum. Öyle iken siz bana Zeyd b. Sabit'in kıraatıyla okumamı nasıl emredersiniz? Vallahi Kur'an'da nazil olan her bir ayetin ne hakkında indiğini biliyorum. Vallahi, ben sizin en faziletliniz olmasam da Allah'ın Kitabı'nı benden daha iyi bilen yoktur. Develerin ulaşabileceği bir beldede Allah'ın (c.c) kitabını benden daha iyi bilen biri olsaydı ona giderdim." Bunu rivayet eden Ebu Vail der ki: Minberden indikten sonra insanların sohbet halkalarında bulundum da onun sözünü inkar eden hiç kimse görmedim. Bu rivayet aslı itibariyle Buhari ve Müslim'in sahihlerinde de bulunmaktadır. Onlardaki ifadesi şöyledir: "Muhammed'in ashabı bilir ki ben onlar arasında Allah'ın Kitabı'nı en iyi bilenim." Ebu Vail'in: "Onu tenkit eden hiç kimse görmedim" sözünden kastı, onun fazilet, ilim ve ezberini inkar edendir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Mes'ud (r.a.)'ın mushafların aşırılması ve saklanması emrini ise birçok kişi tenkit etmiştir. Zira Alkame’den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Şam'a gittiğim de Ebu Derda ile karşılaştım, şöyle dedi: Biz Abdullah'ı korkak sayardık. Ona ne oldu da emirlere saldırıyor?

 

 

[40] İbn Ebi Davud "Abdullah İbn Mes'ud, Osman'ın mushafları toplamasını kabul ediyor babı" adında bir başlık atmış, daha sonra Fulfule el-Cu'fi'den şöyle rivayet etmiştir: mushaflar konusunda endişeye kapılanlarla birlikte Abdullah'a koştuk ve yanına girdik. Kalabalıktan biri: "Biz senin yanına ziyaret için gelmedik. Asıl bizi korkutan bu haberi işitince geldik." dedi. İbn Mes'ud (r.a.): "Bu Kur'an, sizin peygamberiniz üzerine yedi kapıdan yedi harf olarak indi. Sizden önceki kitaplar ise tek bir kapıdan ve tek bir harf üzere iniyordu -başka bir rivayette: indi-ıl dedi. İbn Ebi Davud'un (rh.a), İbn Mes'ud (r.a.)'ın tavrını değiştirdiğine dair getirdiği bu rivayet pek tutarlı değildir. Zira bu ifadeden, daha önceki görüşünden döndüğü anlaşılmamaktadır.

Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Yine İbn Ebi Davud, Mus'ab b. Sa'd'dan şöyle rivayet etmiştir: Osman, kalkıp insanlara hutbe verdi ve "Ey insanlar! Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ayrılmanızın üzerinden sadece on üç yıl geçmişken siz Kur'an'da şüphe ediyor ve Übeyy'in kıraatı, Abdullah'ın kıraatı diyorsunuz. Biri tutup "Vallahi kıraatin düzgün olmadı" diyor. Ben, her birinizden, Kur'an'dan yanında bulunanları getirmesini istiyorum." dedi. Adamlar Kur'an yazılı kağıtları ve derileri getiriyorlardı. Sonunda onlardan, büyük bir kalabalık toplandı. Osman (r.a.) da onları teker teker yanına alıyor ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine yazdırdığı halde onlara "Bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittin mi?" diye ona yemin ettiriyor, o da evet diyordu (diyorsa kabul ediyordu). Osman bunu bitirdikten sonra, "Yazısı en iyi olanınız kimdir?" diye sordu. "Zeyd b. Sabit'tir" dediler. "Arapçayı en iyi bileniniz kimdir?" dedi. "Sa'd b. As'tır" dediler. Osman (r.a.):

 

"Öyleyse Said okusun, Zeyd yazsın" dedi. Zeyd mushafları yazdıktan sonra Osman (r.a.) onları insanlara dağıttı. Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazılarını "Güzel yaptı" derken işittim. Bunun senedi sahihtir.

 

Yine İbn Ebi Davud, Kesir b. Eflah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Osman (r.a.) mushafları yazmak istediğinde Kureyşli ve Ensar'dan, aralarında Übey b. Ka'b ile Zeyd b. Sabit'in bulunduğu on iki adam topladı. Bunlardan bazıları Ömer'in evinde bulunan toplu kitabı (Rab'a) getirmek için gönderildiler ve onlar da alıp getirdiler. Osman (r.a.) onları sürekli takip ediyor ve denetliyordu. Bir şeyde bir karara varamadıklarında yazmayı ertelerlerdi." Bunu Kesir’den rivayet eden Muhammed der ki: Yazıcılar arasında bulunan Kesir'e "Neden geciktirirlerdi, biliyor musunuz?" dedim. "Hayır" dedi. Muhammed devamla der ki: "Öyle sanıyorum ki onlar Kur'an'ın Cebrail'e son sunumuna en yakın olanına bakmak ve ona göre yazmak için geciktiriyorlardı." Bu da sahihtir.

 

Ben derim ki: Rab'a; bir araya toplanarak kitap haline getirilmiş sayfalara denir. Bu, Hafsa'nın (r.anha) yanındaydı. Osman (r.a.) onları toplayıp mushaf halinde yazdırdıktan sonra Hafsa'ya geri gönderdi. Yaktığı diğer mushaflarla birlikte yakmadı. yazdığı mushaf onun bizzat kendisiydi, fakat onu ayrıca düzene soktu. Sonra onu Hafsa'ya gönderene kadar muhafaza etti. Bu mushaf, vefat edene kadar Hafsa'nın yanında kaldı. Sonra Mervan b. Hakem alıp yaktı. Bundaki açıklaması da Osman (r.a.)'ın açıklamasının aynısıydı. Zıra İbn Ebi Davud, Salim b. Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: Mervan, Hafsa'ya haber göndererek Kur'an yazılı sayfaları istiyor, ancak Hafsa onları ona vermeyi reddediyordu. Hafsa vefat edince, defninden döner dönmez Mervan kararlı bir şekilde Ömer'in oğlu Abdullah'a "Bana o sayfaları mutlaka göndereceksin" diye haber gönderdi. Abdullah b. Ömer (r.a.) onları gönderdi ve Mervan'ın emriyle o sayfalar yırtıldı. Mervan: "Ben bunu şunun için yaptım. Bunun içindekiler mushaflara yazılmış ve onlarda muhafaza edilmiş bulunmaktadır. Uzun bir zaman geçtikten sonra bu sayfalar hakkında birilerinin şüphe etmesinden veya 'ondaki bazı şeyler mushaflara yazılmadı' demesinden korktum" dedi. Bunun senedi de sahihtir.

 

Zühri'nin Harice'den, onun da babasından Ahzab suresindeki ayet ve bunun sureye eklenmesi hakkındaki rivayeti ve bunun Osman (r.a.) Kur'an'ı topladıktan sonra olduğunu söylemesi su götürür bir şeydir. Zira söylediği şey Hz. Ebu Bekir Sıddik'ın (r.a.) Kur'an'ı toplaması esnasında gerçekleşmiştir. Nitekim Zühri'den yapılan ve onun Zeyd b. Sabit'ten yaptığı rivayetlerde bu böyle açıklanmıştır. Delili ondaki: "Biz onu mushaf'taki suresine ekledik." sözüdür. Bu ayet ise Osman mushaflarının sayfa kenarında bulunmamaktadır. Bunlar, raşid imamların, Ebu Bekir ile Ömer'in hemen harekete geçerek yaptıkları bu hizmet, onların sevabı en büyük amellerindendir. Onlar Kur’an’ı, ondan hiçbir şey kaybolmaması için korumuş ve toplamışlar; Osman (r.a.) ise insanları tek bir kıraatte, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ömrünün son yılında, Ramazan ayı sonunda Cebrail'in (a.s) ona gelerek okuduğu son hali üzere toplamıştır. Zira Cebrail (a.s) o yıl Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e iki defa gelmişti.

 

 

[41] Bu nedenle Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hastalandığında kızı Fatıma'ya şöyle demişti: "Ben bunun sadece ecelimin yaklaşmasından dolayı olduğunu düşünüyorum. " Bunu Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir.

Rivayet edildiğine göre; Hz. Ali (r.a.)'da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra Kur’an'ı nüzul sırasına göre sıraya dizmeyi düşündü.

 

Nitekim İbn Ebi Davud, Muhammed b. Sirin'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat edince Kur'an'ı bir mushafta toplayana kadar abasını cuma dışında hiç giymeyeceğine yemin etti. Birkaç gün sonra Ebu Bekir (r.a.) ona "Benim halife olmam hoşuna gitmedi mi ey Ebu Hasan?" diye haber gönderdi. Ali (r.a.): "Hayır vallahi. Fakat Cuma günü dışında hiç aba giymeyeceğime yemin ettim (de ondan gelemiyorum)" dedi ve ona biat edip geri döndü. İbn Ebi Davud böyle rivayet etmiştir. Senedinde kopukluk vardır. İbn Ebi Davud sonra şöyle demiştir:

 

"Mushaf ravilerden sadece Eş'as'ın rivayetinde geçmektedir." O ise hadis rivayetinde leyyin (zayıf) biridir. Diğerlerinin rivayetindeki ifade ise: "Kur'an'ı toplamadıkça"dır ve Hz. Ali'nin bundan kastı Kur'an hıfzını tamamlamasıdır. Zira Kur'an'ın tamamını ezberleyen kişi için "Kur'an'ı topladı" denir.

 

Ben derim ki: İbn Ebi Davud'un bu söylediği -Allahu A'lem- daha kuvvetli gözükmektedir. Zira Ali (r.a.)'a ait bir mushafın bulunduğuna dair ne böyle ne de başka türlü bir rivayet vardır. Var olan sadece Osman mushaflarıdır. Bunların Hz. Ali (r.a.)'ın hattıyla yazılı olduğu söylenmektedir. Fakat bu isabetli değildir. Hatta bazısında: "(Bunu Ali (r.a.) yazdı) yazılıdır. Bu hatalı bir cümledir ve Ali (r.a.) bunu yapmayacak bir kişidir (çünkü bu Arapçada ketebe ile değil neseha ile ifade edilir). Çünkü yaygın olarak bilindiği gibi Hz. Ali (r.a.) Ebu Esved ed-Dueli'nin ondan naklettiği üzere Nahiv ilmini ilk koyan kişidir. Buna göre cümlenin ögelerini isim, fiil ve harf olmak üzere üçe ayırdı. Bazı şeyler daha söyledi ve vefatından sonra kalanını Ebu Esved tamamladı. Sonra insanlar bunu ondan alıp genişlettiler, açıkladılar ve sonunda müstakil bir ilim haline geldi.

Temel Osman mushaflarının günümüzdeki en ünlüsü ise Şam'daki Dımeşk camisinin Allah'ın zikriyle ihya olunan doğu rüknünde bulunan nüshadır. Daha önceleri Taberiyye şehrinde iken sonra (hicri) 510 yıllarında buraya getirilmiştir. Onu deve derisinden yapılma sandığım parşömenlere (deriden yapılma kağıt) dayanıklı bir mürekkep kullanılarak güzel ve açık hatla yazılmış büyük, değerli ve heybetli bir kitap halinde bizzat kendim gördüm. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Allah (c.c) onun şerefini, değerini ve heybetini artırsın. Bilindiği kadarıyla mushafları Osman (r.a.)'ın kendi el yazısıyla yazdığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Bilinen, sadece, bunu Zeyd b. Sabit'in -belki de başkasının- Hz. Osman zamanında yazdığıdır. Hz. Osman'ın emir ve direktifiyle olduğundan, bu mushaflar Osman (r.a.)'a nispet edilerek "Osman mushafı" denmiştir. Bu mushaflar yazıldıktan sonra onun önünde okunmuş, sonra dört bir tarafa gönderilmiştir. Allah (c.c) ondan razı olsun.

 

İbn Ebi Davud, Ebu Üseyd'in azatlı kölesi Ebu Said'den şöyle rivayet etmiştir: Mısırlı isyancılar Osman'ın yanına girdiklerinde kılıçla koluna vurdular ve kolu Kur’an’ın ''Allah onlara karşı sana yetecektir. Her şeyi işiten ve her şeyi bilen O'dur" (Bakara, 137) ayetinin üzerine düştü. Bunun üzerine elini uzattı ve "Vallahi bu mufassal sureleri (Kur'an'ın sonlarındaki kısa sureler) ilk yazan eldir." dedi.

 

İbn Ebi Davud, İbn Vehb'den şöyle rivayet etmiştir: İmam Malik'e Osman mushafını sordum, "o gitti" dedi. İbn Vehb'in sorduğu, kendi el yazısıyla yazdığı mushaf da olabilir, Medine' de bıraktığı mushaf da olabilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Ben derim ki: Araplarda yazı yazma, nadir bir şeydi. Hişam b. Muhammed el-Kelbi ve başkalarının anlattıklarına göre ilk öğrenmeleri şöyle oldu. Yazıyı ilk olarak Ükeydir Dume'nin kardeşi Bişr b. Abdulmelik Enbarlılardan öğrendi. Sonra Mekke'ye geldi. Orada Ebu Süfyan'ın kız kardeşi Harb kızı Sahba ile evlendi. Yazıyı Harb ile oğlu Ebu Süfyan'a öğretti. Onu Ömer, Harb b. Ümeyye'den, Muaviye de amcası Süfyan b. Harb'den öğrendiler. Denilir ki: Yazıyı ilk olarak Tay kabilesinden bir grup kişi, Enbar yakınlarındaki Bakka denilen bir belde öğrendi. Sonra onu geliştirip düzene soktular ve Arap yarımadasında yaydılar. Böylece insanlar yazı yazmayı öğrendiler.

Bu nedenle İbn Ebi Davud, Şa'bi'den şöyle rivayet etmiştir: Muhacirlere "Siz yazı yazmayı nereden öğrendiniz?" diye sorduk. "Hirelilerden" dediler. Hirelilere "Yazı yazmayı siz nereden öğrendiniz?" diye sorduk. Onlar da "Enbarlılardan" dediler.

 

Ben derim ki: Selef döneminde yaygın olan, geometrik yazı türüydü.

Sonra onu Vezir Ebu Ali b. Mukle (İbn Mukle) terbiye ederek bunun yazımında özgün bir yol ve üslup ortaya koydu. İbn Bevvab adıyla meşhur Ali b. Hilal el-Bağdadi daha da kolaylaştırdı ve insanlar bunda onu takip ettiler. Onun yazısı açık ve güzeldir. Anlatmak istediğimiz o ki hat sahabe döneminde muhkem hale gelmediğinden, mushaflar yazılırken kelimelerin konmasında mana yönünden değil de hat sanatı açısından farklılıklar oldu. Alimler bu hususta kitaplar kaleme aldılar. Büyük imam Ebu Ubeyd Kasım b. Selam (rh.a) "Kur'an'ın Faziletleri" kitabında ve büyük muhaddis İbn Ebi Davud bu konu üzerinde titizlikle durdular. Bu konuya özel başlık attılar ve Kur’an yazımı sanatında çok miktarda bilgiler sundular ki bizim asıl konumuz bu değiL. Bu sebepten İmam Malik (rh.a) mushafların "Ana mushaf" şekli dışında yazılamayacağını açıkça ifade etmiş, başkaları ise buna cevaz vermişlerdir. Hareke ve sükunları koymada ise ihtilaf etmişlerdir ve kimisi ruhsat verirken kimisi izin vermemiştir. Surelerin ve ayetlerinin yazılması, Kur’an’ın aşrlere, hiziplere ve cüzlere bölünmesi ise zamanımızdaki mushaflarda yaygındır. Ama selef-i salihine uymak daha evladır. 

 

 

[42] İmam Buhari sonra "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Katipleri" başlığını atmış ve onda Zühri'nin İbn Sebbak'tan, onun Zeyd b. Sabit'ten (r.a.) şu rivayetini zikretmiştir: Ebu Bekir bana "Sen Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için vahiy yazıyordun." dedi. Hadisin gerisinde Zeyd b. Sabit daha önce geçen rivayetteki benzer şeyleri söylemiştir.

 

 

[43] İmam Buhari "Mü'minlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyle Allah yolunda cihad edenler bir olmaz." (Nisa, 95) ayetinin nüzulü ile ilgili Zeyd b. Sabit hadisini getirmiştir. İnşaallah Nisa suresinde bunun üzerinde konuşulacak. İmam Buhari bu babda vahiy katiplerinden sadece Zeyd b. Sabit'i zikretmiştir. Bu, hayret verici bir şey! Herhalde getirecek başka hadis bulamamıştır. Doğrusunu en iyi Allah (c.c.) bilir. Bunun asıl yeri Siret Kitabı'nda, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in katiplerini zikrettiği yerdir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Yedi Harf