|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
MUKADDİME |
Kur'an Hatızına Gıpta
Etmek:
[121]
İmam Buhari, Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Şu iki kişi hariç,
başkasına gıpta edilmez. İlki, Allah'ın Kur'an'ı (öğrenip ezberlemeyi)
lutfettiği kişidir. Bu kimse, gece boyu zamanını Kur'an'la ihya eder. Diğeri
ise, Allah'ın servet bahşettiği kimsedir. Bu da, malını gece gündüz tasadduk
eder. " Hadisi bu kanalla sadece İmam Buhari rivayet etmiştir. Süfyan'ın
Zühri’den rivayetini ise hem Buhari hem Müslim rivayet etmiştir.
[122]
İmam Buhari ardından, Ebu Hureyre (r.a.)'dan şu rivayeti zikretmiştir:
"Ancak şu iki kişiye gıpta edilir: Biri, Allah'ın Kur'an öğrettiği
kimsedir. Bu kişi, gece ve gündüzün belirli vakitlerinde Kur'an okur. Komşusu
onun okuyuşunu duyunca 'keşke falancaya lutfedilen bu özellik bana da
bahşedilseydi de, ben de onun gibi yapsaydım. ' diye temennide bulunur. Diğeri
ise, Allah'ın servet verdiği adamdır. Bu kişi, hak yolunda malını harcar. Onu
gören biri, 'keşke falancaya verilen bana da verilseydi de, ben de onun gibi
yapsaydım' diye temennide bulunur. "
Bu
iki hadisin içerdiği mana şudur ki; Kur’an ehli daima gıpta edilmeye layık bir
hal üzeredir. Bu güzel bir durumdur. Dolayısıyla içinde olduğu nimetin
kıymetini bilip mutluluk duymalı, başkalarını da buna özendirmeli ve gıpta
ettirmelidir. Arapçada "....." çekimli fiil; başkasında olan bir
nimetin aynısının kendinde de olmasını arzulamaktır. Yerilen hased /
çekememezlik ise bundan farklıdır. Zıra o, hased ettiği nimete kendisi ulaşsın
veya ulaşmasın, onun hased ettiği kişiden gitmesini arzulamaktır. Dolayısıyla
şeriatın yerdiği şeylerdendir, helak edicidir. Hased, İblis'in -Allah'ın laneti
üzerine olsun-, Allah'ın (c.c) verdiği değerden, saygı ve tazim’den dolayı
Adem'i (a.s) kıskanmakla işlediği ilk günahıdır. Övülen meşru kılınmış hased,
mutlu edici hal üzere bulunan kimsenin bu halinin kendisinde de olmasını
temenni etmektir. Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Ancak
iki kimseye hased edilir" buyurmuş ve biri, faydası sadece kendisine olan
bir nimet -ki o gece gündüz Kur'an okumaktır-, diğeri faydası başkasına olan
bir nimet -ki o da malını gece gündüz infak etmektir- olmak üzere iki nimet
zikretmiştir. Nitekim Allah (c.c) bir ayet-i kerimede: ''Allah'ın Kitabına
uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık
sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler. " (Fatır, 29)
buyurmaktadır.
[123]
Bu hadis, başka bir vecihten daha rivayet edilmiştir: İmam Ahmed b. Hanbel'in
oğlu Abdullah şöyle der: Ben, babamın kitabında kendi el yazısıyla yazılmış şu
yazıyı buldum: Rebi' b. Nafi" (Ebu Tevbe) bana bir mektup gönderdi. Onda
şöyle yazılıydı: Bize ... rivayet etti ki ona da Yezid b. Ahnes şöyle demiş:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Aranızda sadece iki
şeyde yarışma-çekişme olabilir. Biri, Allah'ın (c.c) kendisine Kur'an
bahşettiği ve gece gündüz Kur'an'la (uzun uzun Kur'an okuyarak) namaz kılmayı
ve ondakilere uymayı nasip ettiği kişidir. (Öyle ki onu gören) kişi: Keşke
Allah (c.c) ona verdiğinin aynısını bana da verseydi de onun Kur'an'la kıyam
ettiği gibi ben de kıyam etseydim' der. Diğeri de Allah'ın mal verdiği, onun da
infak yapıp tasadduk eden kişidir. Biri: Keşke Allah (c.c) ona verdiğinin
aynısını bana da verseydi de onu sadaka olarak dağıtsaydım' der. "
[124]
Buna yakın bir rivayet de Ahmed b. Hanbel'in Ebu Kebşe'den yaptığı şu
rivayettir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken
işittim: "Üç şey hususunda size yemin ederim. Size bir şey daha
söyleyeceğim ki onu da ezberleyin: Sadakadan dolayı hiçbir kulun malı eksilmez.
Bir kula haksızlık yapılır, o da sabrederse Allah onun izzetini artırır. Bir
kul 'insanlardan isteme kapısı'nı açarsa Allah ona fakirlik kapısını
açar." (veya buna benzer bir ifade söyledi).
"Size
bir şey söyleyeceğim, onu ezberleyin: Dünya sadece şu dört kişi içindir: (Biri)
Allah'ın kendisine mal ve ilim verdiği kuldur ki o bunda Rabbinden korkar,
akrabasına iyilik ulaştırır ve ondaki Allah'ın hakkını bilir (ve öder). Bu en
iyi derecededir. (İkincisi) Allah'ın sadece ilim lutfettiği, mal ise vermediği
kuldur ki o da iyi niyetlidir; "malım olsaydı da filanın yaptığını yapsaydım"
der. Bu kul niyetine göre değerlendirilir ve ikisinin sevabı aynı olur.
(Üçüncüsü) Allah'ın mal lutfedip ilim vermediği kuldur ki malını cahilce ve
rastgele harcar, onda Rabbinden korkmaz, akrabalarına (malıyla) iyilikte
bulunmaz ve Allah'ın ondaki hakkını bilmez. Bu, en kötü konumdadır. (Dördüncüsü
de) Allah'ın mal da ilim de vermediği bir kuldur ki o da "Malım olsaydı
filanın (kötü kişinin) yaptığını yapardım" der. Bu da niyetine göre
değerlendirilir, dolayısıyla bunların (bununla üçüncünün) günahları aynı olur.
"
[125]
İmam Ahmed b. Hanbel yine Ebu Kebşe el-Ensari'den şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bu ümmetin hali
şu dört adamın haline benzer. Birisine Allah (c.c) hem mal hem ilim vermiştir ve
o ilimle amel eder, malı hak ettiği yerlere harcar. Bir adama da Allah (c.c)
ilim vermiş, mal vermemiştir ve o "benim şu adamınki kadar malım olsaydı
da onun gibi yapsaydım" der." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) sonra: "Bu ikisinin sevabı aynıdır" buyurdu. Daha sonra şöyle
dedi: "Bir adama da Allah mal vermiş, ilim vermemiştir ve o dengesizlik
yapar, onu hak etmeyen yerlere harcar. Bir adama da Allah (c.c) mal da ilim de
vermemiştir ve o "Şu (kötü) adamın sahip olduklarının aynısı benim de
olsaydı da onun gibi yapsaydım" der. " Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bunları söyledikten sonra: "Bu ikisi de günahta eşittirler.
" buyurdu. Hadisin senedi sahihtir.
Sizin
En Hayırlınız Kur'an'. Öğrenen ve Öğreteninizdir:
[126]
İmam Buhari, Osman b. Affan (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı
öğrenen ve öğreteninizdir. " Hadisi Müslim dışındaki tüm Kütüb-i Sitte
sahipleri rivayet etmişlerdir.
[127]
İmam Buhariyine Osman b. Affan (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin en faziletliniz
elbette Kur'an'ı öğrenen ve öğreteninizdir. "
Anlatılmak
istenen o ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sizin en hayırlınız
Kur'an'ı öğrenen ve öğreteninizdir." buyurmuştur. Bu, peygamberlere tabi
olan mü'minlerin hasletidir. Zira onlar, kendileri kamil olan, başkalarını
kemale erdiren kişilerdir ki bunda kendine ve başkalarına faydalı olma durumu
vardır. Zorba kafirler ise bunun aksine ne başkalarına faydalı olurlar, ne de
faydalanmaları mümkün olan kimselere bu imkanı verirler. Allah (c.c)'nun
buyruğu gibi: "İnkar edip de (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar var
ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat
kat artıracağız." (Nahl, 88) Allah (c.c) yine şöyle buyurur: "Onlar,
hem insanları Peygamber’e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de
kendileri ondan uzaklaşırlar." (En'am, 26) Nitekim müfessirlerin ayet hakkındaki
iki görüşünden en sahihine göre mana, "onlar hem başkalarının Kur'an'a
tabi olmalarını engellerler, hem de kendileri uzak dururlar, yanaşmazlar.
Böylece kendilerinde 'yalanlama' ile 'engelleme' özelliğini aynı anda
bulundururlar. Allah (c.c)'nun buyurduğu gibi: ''Allah'ın ayetlerini yalanlayıp
onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?" Kafirlerin hali böyledir.
Bunun gibi en müttaki ve en iyi Müslümanlar da hem kendileri kamildirler /
kendilerini tamamlamışlardır, hem de başkalarını kamilleştirmeye / tamamlamaya
çalışırlar. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Sizin en
hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğreteninizdir" hadisinde, Allah'ın (c.c)
"(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben
Müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha güzeldir?" (Fussilet, 33) ayetinde
buyurduğu gibi. Ayette anlatılan kişi; hem ezan okumakla ve Kur'an'ı, hadisi,
fıkhı ve Allah (c.c) rızası için yapılan başka amelleri öğretmek yoluyla
Allah'a çağırmakta, hem de kendisi salih amel işleyip güzel sözler söylemekte
ve böylece bu güzellikleri bir arada bulundurmaktadır. Dolayısıyla ondan daha
iyi halde olan biri düşünülemez. İslam'ın büyük önder ve alimlerinden Ebu
Abdurrahman es-Sülemi de bu makama ulaşmayı arzulayan ve bunun için
çalışanlardandI. Hz. Osman (r.a.)'ın hilafetinden Haccac dönemine kadar hep
Kur'an öğretmekle uğraştı. Kur’an'ı öğrettiği yılların 70'i bulduğu söylenir.
Allah ona rahmet etsin ve arzuladığına kavuşturarak mutlu ve mesrur eylesin.
Amin.
[128]
İmam Buhari daha sonra, Sehl b. Sa'd'dan şöyle rivayet etmiştir:
Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e bir hanım geldi. Ona kendisini
Allah'a ve Rasulü'ne hediye ettiğini söyledi. Bunun üzerine Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Benim kadınlara ihtiyacım yok"
buyurdu. Hemen oradan biri "(Ey Allah'ın elçisi!) Onu benimle
evlendir" dedi. Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ona
(mehir olarak) bir elbise ver" deyince adam "Hayır, buna gücüm
yetmez" diye karşılık verdi. Bu defa Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Demirden bir yüzük dahi olsa ona bir şeyler ver" dedi.
Adamcağız bir şey veremediği için mahzun oldu. Son olarak Allah Rasülü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Kur'an'dan bildiğin ayet var mı?"
diye sordu. O da, "Şunu, şunu biliyorum" diyerek öğrendiği Kur'an
sürelerini saydı. Bunun üzerine Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Ezberindeki bu Kur'an sureleri karşılığında, onu seninle
evlendirdim." buyurdu.
Muhaddisler
bu hadisi birçok yoldan rivayet etmişlerdir. İmam Buhari bu başlık altında
getirmekle şunu anlatmak istemiştir: Bu adam Kur'an'dan öğrendiği kadar bir
şeyler öğrenmişti ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu
bildiklerini evleneceği kadına öğretmesini emretti ve bunu ona vereceği mehire
saydı. Burada, şu noktalar üzerinde alimlerin farklı görüşleri vardır:
Böyle
bir şeyin mehir yapılması caiz midir? Kur’an öğretme karşılığında ücret almak
mübah mıdır? Bu sadece o adama mahsus bir hüküm müydü? Rasülullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in "Ezberindeki bu Kur'an sureleri karşılığında, onu
seninle evlendirdim." sözünün manası nedir? Bunun anlamı, "Sende
bulunan Kur'an süreleri sebebiyle" midir ve İmam Ahmed b. Hanbel'in
söylediği gibi "Bundan dolayı sana ikramda bulunuyoruz" mudur? Yoksa
"sendeki Kur'an mukabilinde" midir? Ki bu, hadisin Sahih-i
Müslim'deki "O zaman bildiklerini ona öğret" lafzı sebebiyle daha
kuvvetlidir. Nitekim İmam Buhari'nin hadisi burada getirmedeki maksadı da
budur. Bu ihtilaf detaylıca "Nikah ve İcare" Kitabı'nda ele
alınmıştır. Allah'tan yardım dileriz.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
Kur'an'ı Mushaf'a
Bakmadan Ezbere Okumak