İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

MUKADDİME

 

 

FATİHA SÜRESİNE BAŞLAMADAN EVVEL FAYDALI BİR MUKADDİME

 

Ebu Bekir el-Enbari, Katade'den şöyle rivayet etmiştir: Kur’an’ın Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, Ental, Tevbe, Ra'd, Nahl, Hacc, Nur, Ahzab, Muhammed, Feth, Hücurat, Rahman, Hadid, Mücadele, Haşr, Mümtehine, Saff, Cuma, Münatikun, Teğabun, Talak, Tahrim'in ilk dokuz ayeti, Zilzal ve Nasr sureleri Medine' de, diğerleri ise Mekke' de nazil oldular.

 

Kur'an'ın ayet sayısı ise (ortalama) altı bindir. Sonra bundan fazlasının olup olmadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kimisi: Fazlası yoktur; kimisi: 204 ayet fazladır; kimisi: 14 ayet fazladır; kimisi: 219 ayet fazladır; kimisi: 225 ayet fazladır; kimisi: 26 ayet fazladır; kimisi: 236 ayet fazladır, demiştir. Bunları Ebu Bekir ed-Dani, el-Beyan kitabında zikretmiştir.

 

Kelimeleri hakkında ise; Ata b. Yesar'dan: 77439 kelimedir, dediği rivayet edilmiştir.

 

Harfleri konusunda da Mücahid'den: "Bizim Kur’an'dan saydığımız böyle; saydık 321.180 harf çıktı." dediği rivayet edilmiştir. Fadl b. Ata ise: 323.015 harf, demiştir. Selam b. Ebu Muhammed el-Hamani şöyle anlatır: Haccac karileri, hafızları ve hattatları toplayarak onlara "Bana Kur'an'da kaç harf olduğunu bildirin" dedi. Biz de saydık ve herkes 340.740 harf olduğunda ittifak etti. Haccac: Bana tam ortasını söyleyin, dedi. Tam ortasının Kehf suresinin ''..... zarif ve dikkatli davransın" kelimesindeki f harfi olduğu ortaya çıktı. İlk üçte biri Tevbe suresinin yüzüncü ayetinin başıydı. İkinci üçte biri buradan Şuara suresinin 100 veya 101. ayetinin başına kadardı. Üçüncü üçte biri ise buradan Kur'an'ın sonuna kadar olan bölümdü. Kur’an’ın ilk yedide biri, başından Nisa suresi 55. ayetteki "..... Onlardan bir kısmı İbrahim'e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi" ayetindeki dal harfiydi. İkinci yedide biri A'raf suresindeki (147. ayet) ''..... boşa gitti '' cümlesindeki te harfine kadardı. Üçüncü yedide bir, Ra'd suresindeki "..... yiyecekleri" kelimesindeki hemzeye kadardı. Dördüncü yedide bir Hacc suresindeki "..... biz her ümmete kurban kesmeyi zorunlu kıldık" cümlesindeki elife kadardı. Beşinci yedide bir Ahzab suresi 36. ayetteki "..... hiçbir mü'min erkek veya kadının (muhayyerlik hakkı yoktur)" 'ifadesindeki yuvarlak te harfine kadardı. Altıncı yedide bir, Fetih suresinin 6. ayetindeki ''...... Allah hakkında kötü zanda bulunanlar" cümlesindeki vav harfine kadardı. Yedinci yedide bir ise Kur’an’ın sonuna kadardı. Selam Ebu Muhammed der ki: Biz bunu 14 ayda öğrendik. Haccac da Kur'an'ı her dört gecede bir hatmederdi. İlk gece Kur'an'ın başından En'am suresinin sonuna kadar, ikinci gece Kehf suresinin 19. ayetine kadar, üçüncü gece Zümer suresinin sonuna kadar, dördüncü gece de Kur'an'ın sonuna kadar okurdu.

 

Şeyh Ebu Amr ed-Danı, el-Beyan adındaki kitabında bunların hepsinde farklı görüşler nakletmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Kur'an'ın hizp ve cüzlere ayrılmasına gelince; okullarda ve benzeri müesseselerde olduğu gibi bunların otuz cüz'e bölünmesi ün yapmıştır. Sahabenin Kur’an’ı bölümlere ayırmasına dair yapılan rivayetleri daha önce zikrettik ve orada şu hadise de yer verdik:

 

 

[227] Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, İbn Mace ve diğerleri, Evs b.

Huzeyfe'den şöyle rivayet ettiler: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabına "Siz Kur'an'ı hiziplere (bölümlere) nasıl ayırıyorsunuz?" diye sorduk. "Kur'an-ı hiziplere; üç sure, beş sure, yedi süre, dokuz sure, on bir sure, on üç sure ve (yedinci günde ise) Kaf suresinden Kur’an’ın sonuna kadar olan Mufassal sureler şeklinde ayırıyoruz" dediler.

 

 

Sure ve Ayetin Manaları

 

Alimler surenin ne manaya geldiği ve nereden türeme olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ayrılmak ve yükselmek manasından türemedir, diyen olmuştur. Nabiğa şöyle der:

 

Görmedin mi; Allah sana öyle bir "ayrıcalık ve yükseklik" vermiş ki, Dışındaki tüm krallıkları hep yalpalama halinde görürsün.

 

Sanki Kur’an okuyan kişi de menzilden menzile geçmektedir.

 

Denildi ki: Şerefinden ve şehirlerdeki surlar gibi yüksek olmasından dolayı böyle denmiştir. Yine denildi ki: Kur'an'ın bir parçası ve cüz'ü olduğundan dolayı böyle denmiştir ve kaptaki yemek artığı için söylenen "....." kelimesinden alınmadır. Buna göre aslı hemzelidir (ilk görüşe göre eliftir ve vav elif'ten dönüşmedir). Hemze kolaylık için elife, sonra da kendinden öncesi ötre olduğundan vava dönüştürülmüştür. Bir görüşe göre tam ve mükemmel olduğundan dolayı sure denmiştir. Nitekim araplar hiçbir kusuru bulunmayan dişi deveye sure derler.

 

Ben derim ki: Kale surlarına şehrin evlerini ve binalarını kuşattığından dolayı sur dendiği gibi, ayetleri bir arada bulundurmasından ve kuşatmasından dolayı da buna sure denmiş olabilir.

 

Surenin çoğulu suver'dir. Sura(t) ve suvera(t) şeklinde çoğul yapıldığı da olur.

Ayet ise biten cümleyle sonrasındaki cümleyi birbirinden ayırmak için konan alamete denen "ayet"ten gelmedir. Buna göre her bir ayet diğerinden ayrı ve müstakil olduğu için bu ad verilmiştir. Ayetin alamet manasına gelmesine örnek, Allah'ın (c.c) “Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alameti Tabut'un size gelmesidir" (Bakara, 248) buyruğudur. Nabiğa da şöyle demiştir:

 

Altı yıl boyunca ona alamet olacak şeyleri düşünüp öğrendim. Bu ise yedinci yıl.

Ayete, Kur'an'ın birtakım harf ve topluluğundan oluştuğu için bu adın verildiği de söylenmiştir. Nitekim "....." cümlesi, insanlar, topluluklarıyla çıktılar" manasına gelmektedir. Şair de şöyle der:

 

Nakbeyn'den emsali olmayan bir kabile olarak topluluğumuzla (ayat) Çıktık.

Zürrİyetİmiz olan çocuklarımızı önümüze katarak.

 

Bir görüşe göre ayete, beşeri, benzerini konuşmaktan aciz bırakan hayreti mucip bir söz olduğu için bu isim verilmiştir.

 

Sibeveyh der ki: 'Ayet'in aslı eyeye(t)'tir (ayet'in sonundaki yuvarlak te olup üzerinde vakfedildiğinde nutkedilmez); Ekeme(t) (tepe; yığın, küme) ve şecere(t) (ağaç) gibi. Ye harfi, kendisi harekeli ve öncesi fethalı olunca elife dönüşmüştür. Böylece hemze ile başlayan ve elif sebebiyle uzatılan "....." halini almıştır. Kesai der ki: Aslı Amine gibi Ayiye(t)'tir.

 

Kesai şöyle demiştir: Aslı "amine(t)" gibi "ayiye(t)" idi. İlk ya harfi elife dönüştürülmüş, sonra karışmaması için hazfedilmiştir. Ferra: "Aslı eyye(t)'tir ve şeddeyi kaldırmak için ye harfi elife dönüştürülmüştür." demiştir.

 

Ayet'in çoğulu Ay, Ayat ve Ayay gelir.

 

Kelime tek lafza denir. Bazen ma ve la kelimelerinde olduğu gibi tek harften (hece harfi) oluşur. Bazen daha fazla olur. En fazla ise, şu ayetlerde olduğu gibi on harften oluşur: "......"[Hud, 28]

 

Bazen tek bir kelime, ayeti oluşturur. "......." örneklerindeki gibi. Kufeli Arap bilginlerine göre Elif lam mim, Taha, Yasın, ve Hamım de böyledir. Onlara göre "....." iki kelimedir. Diğerleri bunlara ayet demezler, sadece "sure başları / girişleri" (fevatihu's-suver) derler. Nitekim Ebu Amr ed-Dani: "Kur'fın'da bir kelimeden oluşan bildiğim tek bir ayet var, o da Rahman suresindeki ''....."dır, demiştir.

 

 

 

Kur'an'da Arapça Dışında Bir Şey Var mıdır?

 

İmam Kurtubi şöyle demiştir: Alimler Kur’an'da Acemlerin dilinde hiçbir terkibin bulunmadığında ittifak etmişlerdir. Onda İbrahim, Nuh ve Lut gibi Acemce özel isimlerin bulunduğunda da hemfikirdirler. Bunların dışında Arapça kelimeler bulunup bulunmadığı hususu ise ihtilaflıdır. Bakıllani ve Taberi bunu kabul etmeyerek, Arapça' da Acemce kelimelerin bulunmasının, diller arasındaki tevafuki benzerlik ve uygunluk kabilinden olduğunu söylemişlerdir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Fatiha Suresi / Fatiha Suresi Hakkında Genel Bilgiler