|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Fatiha Suresi |
istiazeyle İlgili
Hükümler:
Yüce
Allah şöyle buyuruyor: "Sen af yolunu tut, ma'rufu emret ve cahillerden
yüz çevir. Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın. Şüphesiz ki o, her şeyi
işiten ve bilendir." (A'raf, 199-200) "Sen, kötülüğü en güzel bir
tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz. Ve
de ki:
Rabbim!
Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Onların yanımda bulunmalarından
da sana sığınırım, Rabbim!" (Mü'minun, 96- 98) "İyilikle kötülük bir
olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında
düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.. Buna (bu güzel davranışa)
ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse
kavuşturulur. Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen
Allah'a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir." (Fussilet, 34-36)
Allah
(c.c) üç ayette -ki bunların aynı manayı ifade eden dördüncüleri yoktur- insan
cinsinden düşmana güzel davranmayı ve iyilikte bulunmayı, böylece onun köklü,
asil ve güzel tabiatının kendisini dostluk, muhabbet ve içten davranışa
itmesini sağlamayı emretmektedir. Şeytan cinsinden düşmana karşı ise kaçınılmaz
olarak sığınmayı (istiaze) emretmektedir. Çünkü şeytan, Ademoğulları ile
arasındaki şiddetli düşmanlıktan dolayı hiçbir iyilik ve ihsanı kabul etmez,
Ademoğlunun helakından başkasını arzulamaz. Allah (c.c)'nun buyurduğu gibi:
"Muhakkak ki şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin.
O, taraftarlarını ancak çılgın ateşli alevin halkı olmaya çağırır."
(Fatır, 6) Allah (c.c) yine şöyle buyurmuştur: "Hani biz meleklere: Adem'e
secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis
cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve
onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler
için bu ne fena bir değişmedir!" (Kehf, 50) Şeytan insanların atası Adem
(a.s)'a kendisinin, onun için öğüt verdiğine ve onun iyiliğini düşündüğüne
yemin ettiği halde sözünde yalancı çıkmış ve gereğini yapmamıştır. Peki
hakkımızda şunları söylemiş olan şeytanın bizimle muamelesi nasılolacaktır?:
"İblis: Senin mutlak kudretine and olsun ki onların hepsini mutlaka
azdıracağım. Ancak onlardan ihlaslı kulların hariç, dedi." (Sad, 82-83)
"Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! Gerçek şu ki:
İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir
hakimiyeti yoktur. Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a
ortak koşanlaradır." (Nahl, 98-100)
Karilerden
ve başka alimlerden bir grup, istiazenin Kur'an okuduktan sonra yapılacağını
söylediler ve bunda ayetin zahiri bağlamına dayandılar. Onlara göre bunun
hikmeti, ibadetten sonra insanda meydana gelen 'kendini beğenme'yi (ucub) def
etmektir. İbn Kaluka ve Ebu Hatim'in Hamza'dan naklettiklerine göre bu görüşte
olanlardan biri Hamza' dır. Bunu Ebu Kasım el-Hüzeli el-Mağribi,
"el-Kamil" adındaki kitabında zikretmiştir. Bu görüş, Ebu Hureyre
(r.a.)'dan da nakledilmiştir, fakat rivayet gariptir. Fahreddin Razi de bunu
tefsirinde İbn Sirin’den kendi görüşü olarak nakletmiştir. O şöyle der: Bu,
İbrahim en-Nehai ve Davud-u Zahiri'nin görüşüdür. Kurtubi, Ebu Bekir b.
el-Arabi'nin Mecmua'dan İmam Malik'in güya "Kur'an okuyan kişi Fatiha'dan
sonra istiaze okur" dediğini aktarmış ve Ebu Bekir b. el-Arabi bunu garip
bulmuştur.
Üçüncü
bir görüş daha nakledilir ki ona göre her iki delille amel etmiş olmak için
istiaze, Fatiha'dan önce ve sonra olmak üzere iki defa okunur. Bunu da
Fahreddin Razi nakletmiştir.
Cumhur'un
üzerinde birleştiği meşhur görüşe göre ise istiaze, şeytanın vesvesesini def
etmek için sadece Kur'an (fatiha) okumaya başlarken yapılır. Onlara göre
"Kur'an okuduğunda kovulmuş şeytandan Allah'a sığın" (Nahl, 98)
ayetinin manası "Kur'an okumak istediğin zaman ... " şeklindedir. Bu
üslup aynen "Namaza durduğunuzda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın. Başınızı da meshedin." (Maide, 6) ayetindeki gibidir. Onun manası
da "namaza durmak istediğiniz zaman" dır. Buna Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’den rivayet edilen hadislerde de delil vardır.
[256]
Nitekim Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gece kalktığında tekbir getirip namaza
başlar ve:
''Allah'ım!
Seni hamdinle birlikte tesbih / tenzih ederim. Senin ismin mübarek, şerefin
yücedir. Senden başka hiçbir İlah yoktur." der, ardından üç defa "La
ilahe illallah" der, sonra da:
"Şeytanın
aldatmacasından, üfürmesinden ve okumasından, her şeyi bilen ve işiten Allah'a
sığınırım." derdi. Dört Sünen sahibi muhaddisler bu hadisi Ca'fer İbn
Süleyman tarikıyla Ali İbn Ali'den nakletmişlerdir. Tirmizi:
Bu
hadis, bu konuda en meşhur hadistir demiştir.
(Bazı
ravilerce) hadiste geçen "hemz"; leş olmak, yani boğularak ölmekle,
"nefh" kelimesi kibirle, "nefs" kelimesi de şiirle tefsir
edilmiştir.
[257]
Nitekim Ebu Davud ile İbn Mace ise Cübeyr b. Mut'am'dan şöyle rivayet
etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaza başlarken üç
defa "Allah'u ekber kebir: Allah en büyüktür", üç defa
"Elhamdulillahi kesira: Allah'a çok hamd olsun", üç defa
"Sübhanallahi bukratan ve esila: Sabah akşam Allah'ı tenzih ederim"
derdi. Sonra şu duayı okurdu:
"Allah'ım!
Şeytanın hemz'inden, nefh'inden ve nefs'inden Allah'a sığınırım."
Ravilerden Amr şöyle demiştir: Hemz boğularak ölmek, nefh kibir, nefs ise
şiirdir.
[258]
İbn Mace de İbn Mes'ud (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
dediğini rivayet etmiştir:
''Allah'ım!
Kovulmuş şeytandan ve onun hemz'inden, nefh'inden ve nefs'inden Allah'a
sığınırım." Ravi dedi ki: Hemz boğularak ölmek, nefh kibir, nefs ise
şiirdir.
[259]
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Ümame el-Bahili'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaza kalktığında üç defa tekbir
getirir, sonra üç defa "La ilahe illallah" der, üç defa da
"Sübhanallahi ve bihamdih" dedikten sonra şöyle derdi:
"Kovulmuş
şeytanın hemz'inden, nefh'inden ve nefs'inden Allah'a sığınırım."
[260]
Hafız Ebu Ya'la el-Mevsıll, Müsned'inde, Übeyy b. Ka'b (r.a.)'dan şöyle rivayet
etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda iki kişi
birbiriyle çekişti ve içlerinden birinin öfkeden burnu kızardı. Bunun üzerine
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben öyle bir şey biliyorum
ki onu söyleseydi kendindeki bu hal giderdi: Euzu billahi
mine'ş-şeytanir'racim: kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım." buyurdu.
Bunu Nesai rivayet etmiştir.
[261]
Bunu Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai, Muaz b. Cebel (r.a.)'dan
şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
huzurunda iki adam birbirlerine küfrettiler. Onlardan biri öyle öfkelendi ki
bana öfkesinin şiddetinden burnu kıpkırmızı olmuş gibi geldi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Gerçekten ben öyle bir kelime biliyorum ki
onu söylese, hissettiği bu hal ondan gider" buyurdu. Muaz: "Nedir
07" diye sordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Euzübillahimineşşeytanirracim"
deseydi, içinde bulunduğu bu halondan giderdi" diye cevap verdi. Bunun
üzerine Muaz b. Cebel adamın yanına gitti ve ona bunu söylemesini tavsiye
etmeye başladı. Fakat adam nasihati reddedip sözlü atışmasına devam etti ve öfkesi
daha da arttı.
Hadisin
metni Ebu Davud'un rivayetidir. Tirmizi: Bu mürseldir, demiştir.
Çünkü
İbn Ebi Leyla, Muaz b. Cebel ile buluşmamıştır. Zıra Muaz b. Cebel ondan yirmi
yıl evvel vefat etmiştir.
Ben
derim ki: Bunu İbn Ebi Leyla, daha önce geçtiği gibi Übeyy b. Ka'b (r.a.)'dan
duymuş, Übeyy de ona Muaz b. Cebel (radıyallilhu anh)'dan nakletmiş olabilir.
Zıra bu olaya birden çok sahabi tanık olmuştur. Allah (c.c) hepsinden razı
olsun.
[262]
İmam Buhari, Süleyman b. Sured (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Biz Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında otururken iki adam
birbirlerine sövdüler. Onlardan biri, diğerine öfkeden yüzü kıpkırmızı olmuş
halde sövüyordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ben öyle bir
söz biliyorum ki adam onu söyleseydi kendindeki bu hal ondan giderdi. Euzu
billahi mine'ş-şeytanirracim deseydi" buyurdu. Bunun üzerine adama
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in söylediğini duymuyor musun?"
dediler. Adam: Ben deli değilim, diye karşılık verdi. Bunu Müslim, Ebu Davud ve
Nesai de çok tarikle rivayet etmişlerdir.
İstiaze
hususunda birçok hadis gelmiştir ve onları burada zikredersek söz uzar. Onun
yeri, zikir ve dua kitapları ile fazilet amellerini konu edinen kitaplardır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Cebrail
(a.s)'ın Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e getirdiği ilk şeyin istiaze
olduğu da rivayet edilmiştir. Nitekim İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle
rivayet etmiştir:
[263]
Cebrail (a.s) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ilk geldiğinde
"Ey Muhammed! Allah'a sığın!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'de "Esteizu billahi mine'ş-şeytanirracim" dedi. Cebrail
sonra "Bismillahirrahmanirrahim, de" dedi. Sonra da ona: "Oku!
Yaradan Rabbinin adıyla oku! ... " ayetlerini söyledi. Abdullah b. Abbas
(r.a.): Bu, Allah'ın (c.c) Cebrail (a.s) diliyle Hz. Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e indirdiği ilk suredir, demiştir. Bu eser gariptir. Biz
sadece bilinmesi için zikrettik. Çünkü senedinde zayıflık ve kopukluk vardır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bir
Mesele: istiazenin Hükmü:
Cumhur-u
ulemaya göre istiaze müstehaptır, terkinden dolayı günaha girilen bir vacip
değildir. Fahreddin Razi ise Ata b. Ebi Rebah'tan, onun, namaz içinde ve
dışında, her Kur an okuyacağı zaman istiaze okumanın vacip olduğu görüşünü
rivayet etmiştir. Fahreddin Razi, daha sonra İbn Sirin'in:
Ömürde
bir defa yaparsa vaciplik hükmü ondan düşer, sözünü nakletmiştir. Fahreddin
Razi, Ata'nın görüşü için şu delilleri zikretmiştir. Allah (c. c) "Allah'a
sığın" buyurmaktadır. Bu bir emirdir ve zahiri vaciplik ifade eder. Hem de
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona hiç terk etmeksizin devam
etmiştir. Ayrıca istiaze, şeytanın şerrini def eder. (Şeytandan uzak durmak da
vaciptir). Bu vacip ancak istiaze ile gerçekleşeceğine göre, istiaze de
vaciptir. İstiaze en ihtiyatlısı ve bu vacibi gerçekleştirecek yollardan
biridir.
Bazıları:
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vaciptir, ümmetine ise değildir,
demişlerdir. İmam Malik'ten şöyle naklolunmuştur: Farz namazlarda istiaze
okumaz. Ramazan ayı geldiğinde ise ilk teravihte okur.
Bir
Mesele: istiaze Cehren mi, Sessiz mi Okunur?:
İmam
Şafii, el-İmla kitabında: "İstiazeyi açıktan okur. Gizli okursa da bir şey
olmaz." demiştir. el-Umm'de de tamamen serbest olduğunu belirtmiştir.
Çünkü Abdullah b. Ömer (r.a.) gizliden, Ebu Hureyre (r.a.) ise cehren
okumuştur. İlk rek’attan sonraki rek’atlarda istiaze okumanın müstehap olup
olmadığı hususunda İmam Şafii'den iki kavil (görüş) nakledilmiş ve müstehap
olmadığı görüşü tercih edilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
İstiaze
yapan kimse "Euzu billahi mine'ş-şeytanir' -racim" derse İmam Şafii
ve İmam Ebu Hanife'ye göre bu yeterlidir. Bazıları: "es-Semiu'l-alim:
işiten ve bilen"i ekleyerek "Euzu billahi's-semu'l-alim ... : ... her
şeyi işiten ve bilen Allah'a sığınırım" der, demişlerdir. Bunu İmam
Süfyan-ı Sevri ile İmam Evzai söylemişlerdir. Bazılarından da şöyle nakledilmiştir.
Ayetteki emre aynen uyması için ve daha önce geçen Dahhak'ın İbn Abbas
(r.a.)'dan nakliyle gelen hadisten dolayı "esteizu billahi
mineşşeytanirracim" (yani; 'euzu' yerine 'esteizu', manaları birdir).
Ancak daha önce geçen sahih hadisler ittiba edilmeye (uyulmaya) daha layıktır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bir
Mesele: Namazdaki istiaze Namaz için midir, Kur'an Tilaveti için mi?:
Namazdaki
istiaze Kur’an tilaveti içindir. Bu, Ebu Hanıfe ve Muhammed'in görüşüdür. Ebu
Yusuf ise: Bilakis namaz içindir, demiştir. Bu durumda Ebu Yusuf'a göre imama
uyan kimse Kur’an okumasa da istiazeyi okur. Bayram namazlarında ihramdan sonra
ve bayram tekbirlerinden önce istiaze okur. Cumhura göre ise bu tekbirlerden
sonra ve kıraatten önce okur.
İstiazenin
hikmetlerinden bazıları şunlardır. O, insanın ağzını, sarfettiği boş ve çirkin
sözlerin kirinden temizleme, ağza güzel koku sürme ve Allah'ın kelamını okumak
için hazır hale getirme manasına gelir. İstiaze, Allah'ın yardımını talep
etmektir. Şerrini ancak Allah'ın (c.c) def ve men edeceği gizli düşmanına karşı
koymaktan kendisinin aciz olup Allah'ın (c.c) ise buna muktedir olduğunun
itirafıdır. O öyle bir düşmandır ki hiçbir rüşvet kabul etmez, iyilik yaparak
güzel ilişkiler kurulamaz. Ama Kur’an’ın üç yerinde geçen ayetlerin ifade ettiği
gibi insan türü böyle değildir. Allah (c.c) "Kullanma senin kesinlikle
hiçbir tahakkümün olamayacak. Vekil olarak Rabbin yeter" (İsra, 65)
buyurur. Melekler Bedir günü beşerden düşmanlarla savaşmak üzere indiler. İnsan
türünden düşmanın öldürdüğü kimse şehid, gizli düşmanın öldürdüğü ise
kovulmuştur. Açık düşmanın yenilgiye uğrattığı kimse ecir alır, görünmeyen
düşmanın yendiği ise fitneye düşen veya günah yüklenenlerden olur. Şeytan
insanı, insanın onu görmediği bir yerden gördüğünden dolayı insan istiaze
yapmak suretiyle kendisinin de şeytanın da görmediği birine sığınır.
Bir
Fasıl: istiazenin Manası:
İstiaze;
her şerlinin şerrinden Allah'a iltica edip sığınmak ve ona tutunmak, şerri def
etmesi için korumasına girmek, hayır ve güzellikleri vermesi için O'na
başvurmaktır. Şair Mütenebbi'nin söylediği gibi:
Ey
ümit ettiğim şeyde kendisine başvurduğum. Korktuğum kimselere karşı kendisine
sığındığı m! Senin kırmış olduğun kemiği insanlar onaramazlar. Onardığın bir
kemiği ise, imkansız, kıramazlar.
"Euzu
billahimine'ş-şeytani'r-racim"in manası şudur. Kovulmuş şeytanın benim din
veya dünyama darbe vurmasına veya emrolunduğum bir şeyi yapmaktan alıkoymasına
veyahut yasaklandığım bir şeyi yapmaya teşvik etmesine karşı Allah'ın (c.c)
himaye ve korumasına sığınıyorum. Çünkü şeytanı insandan ancak Allah (c.c) men
eder. Bu yüzden Allah (c.c), insı şey tanlara iyilik yapmak suretiyle onunla
iyi geçinmeye ve güzel ilişkiler kurmaya çalışmayı emretmektedir. Çünkü böyle
yapıldığında özündeki güzel tabiatı onu içinde bulunduğu rezaletten
uzaklaştırır. Cinnı şeytana karşı ise istiazeyi emretmiştir. Çünkü bu, rüşveti
kabul etmez ve ona hiçbir iyilik etki etmez. Çünkü tabiatı itibariyle şerlidir.
Onu da senden ancak onu yaratan engeller. Bu mana Kur’an’ın üç yerinde ifade
edilmekte olup ben bunların dördüncüsünü bilmiyorum. Allah (c.c) A'raf
suresinde "Sen af yolunu tut, ma'rufu emret ve cahillerden yüz
çevir." (A'raf, 199) buyurmaktadır. Bu ayet insan türünden düşmanlarla
ilgili davranış hakkındadır. Allah (c.c) sonra: "Şeytan seni dürtecek
olursa şüphesiz ki O, her şeyi işiten ve bilendir." (A'raf, 200)
buyurmuştur. Mü'minun suresinde de: "Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla
sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz. Ve de ki:
Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Onların yanımda
bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!" (Mü'minun, 96-98)
buyurmaktadır. Fussilet suresinde de: "İyilikle kötülük bir olmaz, Sen
(kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan
kimse, sanki candan bir dost olur. Buna (bu güzel davranışaY ancak sabredenler
kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur. Eğer
şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürlecek olursa hemen Allah'a sığın.
Çünkü O, işiten, bilendir." (Fussilet, 34-36) buyurmaktadır.
Şeytan
kelimesi Arapçada "uzaklaştı" manasına gelen "şetane"
fiilinden türemedir. Zira şeytanın tabiat ve yapısı insanınkinden tamamen
uzaktır. Şeytan fıskıyla her türlü hayırdan uzaktır. "şata" (yandı)
fiilinden türediği de söylenmiştir. Zira o, ateşten yaratılmıştır. Kimisi ise:
Her ikisi de mana itibariyle doğrudur, demişlerdir. Fakat birincisi daha
doğrudur. Arapların sözleri de buna delalet etmektedir. Nitekim Ümeyye b. Ebi
Salt, Süleyman (a.s)'a verilen nimetlerden bahsederken şöyle demektedir:
Helak
olacak biri asi olursa sıkıca bağlar onu. Sonra demir halkalara vurup atar
zindana.
Görüldüğü
gibi şair şait dememiş, şatın demiştir (şait, şata'nın ism-i faili, şatın ise
şetane'nin ism-i failidir).
Nabiğa
ez-Zübyani de -ki kendisi Ziyad b. Amr b. Muaviye ... b. Zübyan'dır- şöyle der:
Suad'ı
alıp senden olabildiğince uzaklaştı. Ve ayrıldı senden, kalp ona rehin halde.
Şair
burada, onu çok uzaklara götürdü, demektedir.
Sibeveyh
der ki: Araplar "filan kişi şeytanın fiilini yaptı" demek
istediklerinde ..... (filan kişi şeytanlaştı)" derler. Çünkü en sahih
görüşe göre şeytan kelimesi şata'dan türemiş olsaydı "....."
derlerdi. Dolayısıyla şeytan kelimesi en sahih görüşe göre "uzaklık"
manasından türetilmedir. Bu yüzden itaatten çıkan her cin, insan ve hayvana
şeytan derler. Allah (c.c) da: "Böylece biz, her peygambere insan ve cin
şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı
sözler fısıldarlar. " (En'am, 112) buyurur.
[264]
İmam Ahmed b. Hanbel de Müsned'inde, Ebu Zerr (r.a.)'dan şöyle rivayet
etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Ebu Zerr! İnsı ve
cinnı şeytanlardan Allah'a sığın!" dedi. Ben "İnsanların da mı
şeytanı var?" dedim, "Evet" buyurdu.
[265]
Müslim de Sahih'inde Ebu Zerr (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Namazı kadın, merkep ve siyah köpek
bozar" buyurdu. Ben "Ya Rasulallah! Siyah köpeğin kırmızı ve sarı
köpeklerden ne farkı var?" diye sordum. "Siyah köpek şeytandır"
buyurdu.
İbn
Vehb der ki: Bana Hişam b. Sa'd'ın, Zeyd b. Eslem'den, o da babasından
naklettiğine göre; Ömer b. Hattab (r.a.) bir katıra binmiş yavaş yavaş
gidiyordu. Hızlı gitmesi için ona vurdukça daha da yavaşlıyordu. Sonunda ondan
indi ve "beni bir şeytandan başka bir şeye bindirmemişsiniz. Ancak
kendimden geçecek hale gelince indim" dedi. Bunun senedi sahihtir.
Racim;
faH vezninde bir ism-i mef'uldür. Yani o bütün hayır ve güzelliklerden kovulmuş
ve uzaklaştırılmıştır. Allah (c.c)'nun şu ayetlerinde buyurduğu gibi: ''And
olsun ki biz yere en yakın göğü kandillerle donattık. Onlarla şeytanların
taşlanmasını sağladık. " (Mülk, 5)
"Şüphesiz
Biz, yakın göğü bir süsle yıldızlarla süsledik. Onu, inatçı her türlü şeytandan
koruduk. Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar.
Onlara sürekli bir azap vardır. Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev
onun peşine düşüverir." (Saffat, 6-11)
''And
olsun ki Biz gökte burçlar yaptık ve onları bakanlar için don attık. Ve onları
kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa apaçık
görülen bir ateş onu kovalar." (Hicr, 16-18) Bu manada başka ayetler de
vardır.
Racim'in
atan manasında fail olduğu da söylenmiştir. Çünkü şeytan insanlara vesveseler
ve pislikler atar. Ancak birinci görüş daha yaygın ve daha sahihtir.
Besmele:
Sahabeler
Allah'ın kitabına besmele ile başlayarak ona en önce bunu yazmışlardır. Alimler
besmelenin Nemi süresinden bir ayet olduğunda hemfikirdirler. Sonra (Tevbe
dışında her sürenin başında bulunan besmele hakkında); onun her bir sürenin
başında müstakil bir ayet mi, her sürenin başında bir ayetin parçası mı, yoksa
diğer sürelerde değil de sadece Fatiha süresinde bir ayetin parçası mı, veyahut
bir ayet olmayıp da sadece süreleri birbirlerinden ayırmak için mi yazıldığı
hususunda ihtilaf etmişlerdir. Selef ve haleften ilim erbabının bu noktada
farklı görüşleri vardır. Bu konu birçok yerde uzunca işlenmiştir.
[266]
Sünen-i Ebi Davüd'da sahih bir senetle İbn Abbas (r.a.)'dan yapılan rivayete
göre; Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Bismillahirrahmanirrahım" inene kadar süreleri birbirinden nasıl
ayıracağını bilmiyordu. Bunu Hakim de Müstedrek'inde rivayet etmiştir. Bu Said
b. Cübeyr’den de mürsel senetle rivayet edilmiştir.
[267]
Sahih-i İbn Huzeyme'de de, Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle rivayet edilmiştir:
Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) besmeleyi Fatiha süresinin başında
okudu ve onu bir ayet saydı. Fakat bu, Ömer b. Harun el-Belhi'nin -ki bu
zayıftır- İbn Cüreyc'den, onun İbn Ebi Müleyke'den rivayetiyle gelmiştir.
Darekutni bunu mütabi olarak Ebü Hureyre (r.a.) kanalıyla ve Rasülullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü şeklinde rivayet etmiştir.
Ali
(r.a.), İbn Abbas (r.a.) ve başkalarından benzeri rivayetler vardır.
Tevbe
suresi dışındaki surelerin başında bir ayet olduğu görüşünde oldukları
belirtilenlerden bazıları şunlardır: Sahabilerden İbn Abbas, İbn Ömer, Abdullah
b. Zübeyr, Ebu Hureyre ve Ali (Allah hepsinden razı olsun). Tabiinden Ata,
Tavus, Said b. Cübeyr, Mekhul ve Zühri. Abdullah b. Mübarek, İmam Şafii, bir
rivayete göre İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuyeh, Ebu Ubeyd (Allah hepsine
rahmet etsin).
İmam
Malik ve İmam Ebu Hanife ile bunların arkadaşları: Besmele Fatiha'dan da başka
surelerden de bir ayet değildir, demişlerdir. Mezhebindeki bazı kavil
tariklerine göre İmam Şafii bir kavlinde onun diğer surelerden değil Fatiha'dan
bir ayet olduğunu söylemiştir. İmam Şafii’den, besmelenin Fatiha ile diğer
surelerde bir ayetin bir parçası olduğu rivayet edilmiştir. İmam Şafii'den
yapılan son iki rivayet gariptir. Davud-u Zahiri: Besmele her surenin başında
ve ondan olmayan müstakil bir ayettir, demiştir ki bu, İmam Ahmed b. Hanbel'den
başka bir rivayettir. Bunu Cassas, Ebu Hasen el-Kerhi’den nakletmiştir ki her
iki zat Hanefi mezhebinin önde gelen fakihlerindendir (Allah'ın rahmeti
hepsinin üzerine olsun). Buraya kadar anlatılanlar, besmelenin Fatiha'dan bir
ayet olup olmadığı hususuydu.
Besmeleyi
cehri namazlarda açıktan okumak ise bundan doğan bir meseledir. Dolayısıyla;
Fatiha'dan bir ayet olmadığı görüşünde olanlara göre besmele cehren okunmaz.
Besmelenin Fatiha'nın başında bir ayet olduğunu söyleyenler de bu görüştedir.
Onun bütün surelerin başında bir ayet olduğunu söyleyenler ise ihtilaf
etmişlerdir. İmam Şafii'ye göre hem Fatiha'nın başında, hem de sonra okunan
surelerin başında açıktan okunur. Bu, selef ve haleften sahabe, tabiin ve
imamlardan bir grubun görüşüdür. Mesela sahabeden Ebu Hureyre, İbn Ömer, İbn
Abbas ve Muaviye bunu açıktan okumuşlardır. İbn Abdilberr ile Beyhaki bunu Ömer
(r.a.) ile Ali (r.a.)'dan rivayet etmişlerdir. Hatib-i Bağdadi bunu dört raşid
halifeden, Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'den rivayet etmiştir, fakat nakil gariptir.
Tabiinden, açıktan okuyanlardan bazıları Said b. Cübeyr, İkrime, Ebu Kılabe,
Zühri, Ali b. Hüseyin ile oğlu, Said b. Müseyyeb, Ata, Tavus, Mücahid, Salim,
Muhammed b. Ka'b el-Kurazi, Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm, Ebu Vail, İbn
Sirin, Muhammed b. Münkedir, Ali b. Abdullah b. Abbas ile oğlu Muhammed, İbn
Ömer (r.a.)'ın azatlı kölesi Nafi', Zeyd b. Eslem, Ömer b. Abdulaziz, Ezrak b.
Kays, Habib b. Ebi Sabit, Ebu Şa'sa, Mekhul, Abdullah b. Ma'ki! b.
Mukarrin'dir. Beyhaki; Abdullah b. Safvan ile Muhammed b. el-Hanefiyye'yi, İbn
Abdilberr de Amr b. Dinar'ı eklemiştir. Bundaki delilleri şudur: Besmele
Fatiha'dan bir parça olduğundan, Fatiha'nın diğer parçaları gibi o da cehri
okunur.
[268]
Yine Nesai, Sünen'inde, İbn Huzeyme ile İbn Hibban, Sahih 'lerinde, Hakim de
Müstedrek'inde şöyle rivayet etmişlerdir: Ebu Hureyre (r.a.) namaz kıldı ve
besmeleyi açıktan okudu. Sonra "Ben, sizin aranızda namazı Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in namazına en çok benzeyen kişiyim." dedi.
Bu rivayeti Darekutni, Hatib-i Bağdadi, Beyhaki ve diğerleri sahih
görmüşlerdir.
[269]
Ebu Davud ile Tirmizi, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet ettiler: Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaza "Bismillahirrahmanirrahim" ile
başlardı. Tirmizi daha sonra: Senedi pek de sahih değil, demiştir.
[270]
Hakim bunu Müstedrek'inde İbn Abbas (r.a.)'dan şu lafızla rivayet etmiştir:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bismillahirrahmanirrahim'i açıktan
okurdu. Hakim daha sonra "sahihtir" demiştir.
[271]
Buhari, Sahih'inde şöyle rivayet etmiştir: Enes (r.a.)'a Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in kıraati soruldu. "Kıraati uzatmalıydı" dedi ve
Bismillahirrahmanirrahim'i okudu. Hem Bismillahi'yi, hem errahman'ı, hem de
er-rahim'i uzatıyordu.
[272]
İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Ebu Davud'un Sünen'inde, İbn Huzeyme'nin
Sahih'inde ve Hakim'in Müstedrek'inde, Ümmü Seleme (r.anha)'dan şu rivayet yer
almaktadır: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "....." suresini
keserek (her ayet sonunda durarak) okurdu. Darekutni: Senedi sahihtir,
demiştir.
İmam
Şafii ile Hakim, Müstedrek'inde şöyle rivayet etmişlerdir: Muaviye Medine'de
namaz kıldığında besmeleyi okumayınca oradaki Muhacir'ler onu eleştirdiler.
Bunun üzerine ikinci defa kıldırdığında besmeleyi (sesli) okudu. Zikrettiğimiz
hadisler ve eserler bu görüşe delil olmaya yetecek miktardadır ve daha
fazlasına gerek yoktur. Bunlara itirazlar, garip rivayetler, onların
tariklerinin, illetlerinin ve zayıf yönlerinin beyanı ve bunların ortaya konup
incelenmesinin yeri ise başkadır (başka kitaplarımızdır).
Diğer
alimler ise besmelenin namazda okunmayacağı görüşündedirler.
Dört
halife ile Abdullah b. Muğaffel'den sahih senetle sabit olan, onların bu
görüşte oldukları şeklindedir. Bu, tabiinden ve haleften bazı grupların
görüşüdür. Ebu Hanıfe, Sevri ve Ahmed b. Hanbel de bu görüştedir. İmam Malik'e
göre besmeleyi ne açıktan ne gizli, hiç okumaz. Bunlar, görüşlerine şunları
delil getirmişlerdir:
[273]
Sahih-i Müslim' de Aişe (r.anha)'dan yapılan rivayette, şöyle demiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaza tekbir ve 'Elhamdulillahi
rabbil alemın"i okuyarak başlardı.
[274]
Buhari ile Müslim, Sahih'lerinde, Enes b. Malik (r.a.)'dan şöyle rivayet
etmişlerdir: Ben, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, Ebu Bekir,
Ömer ve Osman'ın arkalarında namaz kıldım. Onlar kıraata 'Elhamdulillahi rabbil
alemin' ile başlarlardı. Müslim'in rivayetinde şu ziyade vardır:
"Bismillahirrahmanirrahım'i ise kıraatin ne başında ne sonunda, hiç
okumazlardı." Sünen kitaplarında, Abdullah b. Muğaffel'den yapılan rivayet
de buna yakındır.
İmamların
bu mesele hakkındaki delilleri işte bunlar. Aslında ihtilaf basittir. Çünkü
hepsi de besmeleyi açıktan okuyanın namazının da gizli okuyanın namazının da
sahih olduğunda icma etmişlerdir. Hamd ve şükranımız ancak Allah'adır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
1. (Rahman ve
Rahim Allah’ın Adıyla) Bismillahirrahmanirrahim