İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Fatiha Suresi

1.ayet

 

(Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla) Bismillahirrahmanirrahim

 

Besmele’nin Fazileti

 

[275] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Osman b. Affan (r.a.) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e besmeleyi sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"O, Allah'ın isimlerinden bir isimdir. Onunla Allah'ın en büyük ismi (ism-i a'zam) arasında, sadece gözlerin karasıyla akı arasındaki kadar yakınlık vardır. "

 

 

[276] Hafız İbn Merdüveyh de, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s)'ı annesi yazmayı öğretmesi için bir muallime teslim etti. Muallim ona: Yaz, dedi. İsa (a.s): Ne yazayım? diye sordu. Muallim: Bismillah yaz, dedi. İsa (a.s): Bismillah nedir? diye sorduğunda Muallim: Bilmiyorum, dedi. İsa (a.s) dedi ki: "Be" Allah'ın behası (güzelliği), sin senası (yüceliği), mim ise memleketidir. "Allah" ilahlar ilahı, "Rahman" dünya ve ahirette son derece merhametli (esirgeyici), "Rahim" ise ahirette çok merhametli (bağışlayıcı) dır. " Bunu İmam Taberi de rivayet etmiştir. Bu, çok garib bir rivayettir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra gelen birinin (sahabe ve tabiin) sözü olarak sahih olabilir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözünden değil de israiliyyattan da olması mümkündür. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Nitekim Cüveybir, Dahhak'tan buna benzer bir rivayette bulunmuştur.

 

 

[277] İbn Merduyeh, İbn Büreyde vasıtasıyla babasından şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana öyle bir ayet indi ki o benimle Süleyman (a.s) dışında hiçbir Peygambere inmemiştir. o, Bismillahirrahmanirrahim'dir. " İbn Merduyeh, Cabir b. Abdullah (r.a.)'dan, onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir. "Besmele nazil olunca bulut doğuya gitti, rüzgar sakinleşti, deniz coştu, hayvanlar kulaklarını verdiler ve şeytanlar gökten kovuldu. Allah (c. c) "Kendisinin ismi her neyin üzerine anılırsa (her neye besmele ile başlanırsa) onu bereketli kılacağına dair izzet ve celali üzerine yemin etti. Vekı de İbn Mes'ud'a varan senetle onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Kim Allah'ın kendisini on dokuz cehennem zebanisinden korumasını istiyorsa Bismillahirrahmanirrahım'i okusun. Böylece Allah her bir harfini onların her birine karşı kalkan yapar." Bunu İbn Atiyye ile Kurtubı söylemişlerdir. İbn Atiyye bunu önemsemiş ve şu hadisle de desteklemiştir:

 

 

[278] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namazda rükudan kalkarken "..... Allah kendisine hamd edeni işitir" dediğinde namaz kılanlardan biri "..... Rabbimiz, hamd sana mahsustur; bol, halisane ve hayırlada dolu bir hamd ile sana hamd ederiz" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) selam verdikten sonra "Otuzdan daha fazla bir melek topluluğu gördüm; bu sözü daha önce yazabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı." buyurdu. Zıra "semiallahu ... " sözü 34 harftir. İbn Atiyye başka deliller de getirmiştir.

 

 

[279] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde, Asım'dan şöyle nakletmiştir. Ebu Temime bana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in terkisinde iken aralarında geçen şu olayı anlattı. Merkebi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i tökezletince ben "Kör olası şeytan!" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kör olası şeytan, deme. Çünkü sen "kör olası şeytan!" dediğinde o böbürlenir ve bunu gücümle yıktım" der. Ama "Bismillah" dediğinde ise küçüldükçe küçülür ve bir sinek gibi olur." buyurdu. İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayetinde böyle geçmektedir.

 

 

[280] Nesai, Amelu'l-yevmi ve'l-leyle' de ve İbn Merduyeh, tefsirinde, Üsame b. Umeyr'den şöyle rivayet etmişlerdir: Ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in terkisindeydim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Böyle söyleme. Çünkü o durumda büyüklenir ve dev gibi olur. "Bismillah" dediğinde ise küçülür ve sinek gibi olur. "

 

Bu, besmelenin bereketiyledir. Bu yüzden her iş ve söze besmele ile başlamak müstehaptır. Dolayısıyla hutbenin başında besmele çekmek müstehaptır. Zira bir hadiste:

 

 

[281] '''Bismillahirrahmanirrahim' ile başlamayan her şey kopuktur (hayır ve bereketten yoksundur)" buyurulmuştur.

 

Tuvalete gireceği zaman besmele çekmek de hakkında bulunan hadisten dolayı, müstehaptır.

 

Abdestin başında da besmele çekmek müstehaptır. Zira:

 

 

[282] İmam Ahmed b. Hanbel'in Sünen'inde ve diğer Sünen kitaplarında Ebu Hureyre, Said b. Zeyd ve Ebu Said el-Hudri (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ''Allah'ın ismini anmadan abdest alan kimsenin abdesti olmaz. " Bu hasen bir hadistir. Bazı alimler besmeleyi abdeste başlarken çekmeyi vacip sayarken bazıları herhangi bir vakitte çekmekle vacibi yerine getirmiş olacağını söylemişlerdir.

 

Yine, Şafii mezhebinde ve bir grup alime göre hayvan boğazlanırken besmele çekmek müstehaptır. Bazı alimler de bunu zikir anında, diğerleri herhangi bir vakitte okumanın vacip olduğunu söylemişlerdir. İnşaallah açıklaması yerinde gelecek.

 

Şeyh Fahreddin Razı, tefsirinde besmelenin fazileti hakkında birtakım hadisler zikretmiştir ki onlardan biri şudur.

 

 

[283] Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Ailene yaklaşmak istediğinde besmele çek. Çünkü o birleşmeden bir çocuğun olursa onun ve zürriyetinin nefesleri sayısınca sana sevap yazılır." Veya benzeri bir ifadeyle rivayet edilmiştir: Bu, asılsızdır. Muteber kitaplarda veya başka hiçbir kitapta görmedim.

Yemek yerken de besmele çekmek müstehaptır.

 

 

[284] Zıra Müslim'in Sahih'inde rivayet ettiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üveyoğlu Ömer b. Ebi Seleme'ye "Bismillah, de. Sağ elinle ye. Önünden ye!" buyurmuştur. Alimlerden bazıları besmelenin bu durumda vacip olduğu görüşündedirler.

 

Cima esnasında da besmele çekmek müstehaptır. Zira:

 

 

[285] Buhari ve Müslim'in, Sahih'lerinde, İbn Abbas (r.a.)'dan naklettikleri bir hadiste Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Sizden biri ailesine yaklaşmak istediğinde

 

 

''Allah'ım! Bizi şeytandan uzak tut. Şeytanı bize lutfedeceğin çocuktan uzak tut!" derse aralarındaki bu ilişkiden bir çocuk takdir edilirse şeytan ona ebediyyen zarar veremez. "

 

Böylece, bismillah'daki be harfinin isme mi fiile mi müteallık olduğu hususundaki iki görüşün birbirine yakın olduğu belli olmaktadır. Zıra Kur'an'da her ikisi de gelmiştir. Tealluk ettiği şeyi isim sayanlara göre takdiri "bismillahi ibtidai: başlamam Allah'ın adıyladır" şeklindedir ve bunun Kur'an'dan delili Allah'ın "(Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir." (Hud, 41) buyruğudur. Gizli fiili "....." veya "....." gibi emir veya haber fiili olarak takdir edenlerin Kur'an'dan delilleri, Allah'ın (c.c) ".....Yaradan Rabbinin adıyla oku!" (Alak, 1) buyruğudur. Her ikisi de doğrudur. Çünkü mı zorunlu olarak masdara ihtiyaç duyar. Dolayısıyla sen mı veya masdar olarak takdir edebilirsin ve bu, başlarken besmele çektiğin eyleme göre değişir. Sonuç itibariyle yapacağın şey kalkmak, oturmak, yemek, içmek, okumak, abdest almak ve namaz kılmak vs. ise bunların hepsine, hayır ve bereketli olması, Allah'ın yardımını celbetmesi ve yapıldıktan sonra kabul etmesini sağlaması niyetiyle Allah'ın (c.c) adıyla başlamak meşru ve güzel bir şeydir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[286] Bu yüzden; Taberi ile İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Cebrail (a.s)'ın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ilk geldiğinde "Ey Muhammed! Esteizu billahi's-semii'l-alimi mine'şşeytanirracim: Kovulmuş şeytandan, her şeyi işiten ve bilen Allah'a sığınırım, de" dedi. Cebrail sonra "Bismillahirrahmanirrahim, de" dedi. Sonra da ona:

"Bismillah de ey Muhammed! Oku! Rabbin Allah'ı zikrederek oku. Allah'ın zikriyle oturup kalk!" dedi, Bu Taberi'nin metnidir.

 

İsmin, ismi olduğu zatın (müsemma) kendisi mi başkası mı olduğu meselesine gelince; bunda alimlere ait üç görüş vardır. İsim, müsemmanın kendisidir. Bu Ebu Ubeyd ile Sibeveyh'in görüşü olup Bakillani ile İbn Fevruk bunu tercih etmişlerdir. Fahreddin Razi -ki adı Muhammed b. Ömer'dir ve Reyy şehri hatibinin oğlu adıyla meşhurdur- tefsirinin mukaddimesinde şöyle der: Haşeviler, Kerramiler ve Eş'ariler: İsim, adlandırıldığı şeyin (müsemma) kendisi, fakat adlandırmanın (tesmiye) gayrisidir, demişlerdir. Mutezile: İsim, müsemmanın gayrisi, isimlendirmenin aynısıdır, demiştir. Bize göre ise tercihe şayan görüş; isim, müsemmadan da isimlendirmeden de ayrıdır. Sonra deriz ki: Eğer isimden kasıt birtakım sesler ve harfler topluluğu ise onun müsemmadan ayrı olduğu, bilinen, kesin bir şeydir. Ama kasıt, ismi olduğu zat ise bu da açık olanın ifade edilmesi kabilindendir ki bu da anlamsızdır. Dolayısıyla anlaşılıyor ki bu meseleye dalmak her halükarda abesle iştigaldir. Razi daha sonra ismin adı olduğu zattan ayrı olduğuna delil getirmeye başlamış ve şöyle demiştir: "Yok" kelimesi gibi, bazen isim olur, ismi olduğu şey yoktur. Bazen, eşanlamlılarda olduğu bir şeyin birden çok ismi olur. Müşterek lafızda olduğu gibi bazen de isim tek, mana çok olur. Bunlar ise ismin, adı olduğu şeyden farklı olduğunu gösterir. Ayrıca; isim lafızdır ve lafız ise arazdır (zatta bulunan hal ve vasıf). Adı olduğu şey ise hep zattır ve bazısı mümkün (olup olmaması aklen imkan dahilinde) iken bazısı varlığı vacip (zorunlu, kaçınılmaz) olur. Hem de; ateş ile kar kelimeleri, adları oldukları şeylerin aynısı olsalardı bunları telaffuz eden kişinin, ateşin sıcaklığını ve karın soğukluğunu hissetmesi gerekirdi. Bunu ise akıl sahibi hiçbir kimse söylemez. Nitekim Allah (c.c) da "En güzel isimler (el-esmaü'l-hüsna) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. " (A'raf, 180) buyurmuş, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de:

 

 

[287] "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır." demiştir. Bu isimler çok, konuldukları zat ise birdir ki o da Allah'tır. Hem de; Allah (c.c) "En güzel isimler (el-esmaü'l-hüsna) Allah'ındır." buyruğunda isimleri kendisine nispet etmiş, "Öyleyse büyük Rabbinin ismini tenzih et." (Vakıa, 74) buyruğunda da aynı şekilde ismi Rabb'e izafet etmiştir. İzafet ise izafet edilen ile kendisine izafet edilenin birbirinden farklı olmalarını gerektirir. Ayrıca; Allah'ın (c.c) "O halde O'na bunlarla dua edin"in manası "Allah'a güzel isimleriyle dua edin"dir. Bu da ismin adı olduğu şeyden (müsemma) ayrı olduğunu göstermektedir.

 

İsmin müsemmanın kendisi olduğunu söyleyenler, Allah'ın (c. c) "Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir." (Rahman, 78) buyurduğunu delil getirmişlerdir. Zira büyük, yücelerden yüce diye ifade edilen Allah'ın (c. c) kendisidir. Cevap: İsme yüce zata olan saygı ve tazimin ifadesi olarak tazim edilir. Diğer delilleri: Adam karısını kastederek "Zeyneb boştur" dediğinde kadın boş olur. İsim müsemmadan ayrı olsaydı boşanma gerçekleşmezdi. Cevap: Onun sözünün manası "bu adı taşıyan zat boştur" şeklindedir.

 

Razi devamla şöyle demiştir: Tesmiye (adlandırma) ise; belli bir ismi belli bir şeye (zatalmanaya) koyarak onu belirleyici kılmaktır.

 

 

*

"Allah" Kelimesinin Aslı:

 

Allah lafzı, Yüce Rabb'in özel ismidir. Bunun ism-i a'zam olduğu söylenir.

Çünkü Allah'ın diğer tüm sıfatları (ve isimleri) ona sıfat gelebilir. Nitekim Allah (c. c) şöyle buyurur: "o, öyle Allah'tır ki O'ndan başka ilah yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. O, öyle Allah'tır ki kendisinden başka hiçbir İlah yoktur. o, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selomet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir. o, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şonını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir." (Haşr, 22-24) Görüldüğü gibi Allah (c.c) diğer isimlerinin tümünü Allah lafzına sıfat yapmıştır. Şu ayetlerde de olduğu gibi: "En güzel isimler (el-esmaü'l-hüsno) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin." Başka bir ayette: "De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır." (İsra, 110) buyurmuştur.

 

 

[288] Buhari ve Müslim de Sahih'lerinde Ebu Hureyre (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim onları özümseyerek ezberlerse cennete girer. " İsimlerin tek tek sayımı Tirmizi ile İbn Mace'nin rivayetlerinde geçmektedir ve ikisi arasında eksiklik ve fazlalık bakımından farklılıklar vardır.

 

Fahreddin Razi, tefsirinde, birilerinden şöyle rivayet etmiştir: "Allah'ın (c.c) beş bin ismi vardır. Bunların bini Kur'an'da ve sahih Sünnette, bini Tevrat'ta, bini İncil'de', bini Zebur'da, bini de Levh-i Mahfuz'dadır."

 

Bu, Yüce Allah'tan başka hiçbir kimseye verilmeyen bir isimdir. Bu sebeple Arapçada bunun "feale yef'alu" şeklindeki çekimden bir türeyişi bilinmemektedir. Dolayısıyla bazı nahivciler (dilbilimciler) onun kökü bulunmayan ve türememiş camid bir isim olduğu görüşündedirler. Kurtubı bunu aralarında Şafii, Hattabı, İmamu'l-Harameyn ve Gazali'nin bulunduğu bazı alimlerden nakletmiştir. Halil ve Sibeveyh'ten, başındaki elif ve la harflerinin onun ayrılmaz bir parçası olduğu görüşü nakledilmiştir. Hattabı: Baksana, sen "Ya Allah!" dersin de "Ya er-Rahman" diyemezsin. Ondaki elif lam harfleri aslından olmasaydı, başına bu şekilde (başındaki elif lam atılmadan) "ya" nida harfi getirilemezdi.

 

Yüce "Allah" kelimesinin masdardan / fiilden türeme (müştak) olduğu da söylenmiş, buna Ru'be b. el-Accac'ın şu şiiri delil getirilmiştir:

 

Helal olsun o şarkıcı meddah kadınlara ki!

Kendimi Allah'a ibadete verişime "Subhanallah" dediler, istirca ettiler.

Şair burada kelimenin masdar kipini kullanmıştır ki o "teelluh"tur. Teelluh (..... çekimli fiilin mezıdı olan teellehe fiilinden masdardır. İbn Abbas (r.a.) hakkında da onun seni ve ilahlarını bırakmasını" ayetini "......'' şeklinde okuyup, ardından "ve ibadetek: ve sana ibadeti" dediği rivayet olunmuştur. Yani Allah (c.c)'ya ibadet edilir, o kimseye ibadet etmez. Mücahid ve bazıları böyle söylemişlerdir.

 

Bazıları Allah lafzının türemiş (müştak) olduğuna Allah'ın (c. c) "O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir." (En'am, 3) ayetini delil getirmişlerdir. Çünkü manası 'gökte ve yerde yegane ibadet edilen' (mabud)'dur. Nitekim başka bir ayette de: "Gökteki İlah da yerdeki İlah da O'dur. O, hakimdir, her şeyi bilendir." (Zuhruf, 84) buyurulmuştur. Sibeveyh, Halil’den şöyle nakletmiştir: Allah kelimesinin aslı "fial" vezninde ".'YVilah"tır. Baştaki hemzenin yerine elif ile lam getirilmiştir. Sibeveyh der ki: "....." (insanlar) kelimesi gibi. Zıra onun aslı da "ünas" idi.

 

Denilir ki: Allah kelimesinin aslı "lah" idi ve başına elif lam takısı tazim ve saygı için geldi. Bu, meşhur nahivci Sibeveyh'in tercihidir. Şair şöyle der:

 

Gizlen, amcan oğluyum, şeref te benden üstün değilsin.

Hem efendim değilsin ki beni yönetesin.

 

Kesai ile Ferra ise: Aslı el-İlah'tır. Araplar baştaki elifi hazfettikten sonra ilk lamı ikinci ile idgam ettiler. "..... Fakat O Allah, benim Rabbimdir. " ayetindeki "....." de olduğu gibi. Zıra onun aslı "..... fakat ben" idi ve hatta Hasan bunu böyle okumuştur.

 

Kurtubi der ki: Sonra bazıları bunun "şaşkın oldu" manasına gelen "....." fiilinden türediğini söylemişlerdir. Masdarı veleh de aklın baştan gitmesi demektir. Mesela (üzüntü, aşk vs. den) aklı başından gitmiş adama "raculün valih" ve böylesi kadına "imraatun velha" denir. Sahraya gönderilen suya da "maun muleh" denir. Bu Allah'a isim yapılmıştır; çünkü akıllar ve fikirler O'nun sıfatlarının hakikatleri hususunda şaşakalır. Buna göre aslı vilah'tır ve vav harfi elife çevrilmiştir. Vişah (atkı, kılıç)'a aynı zamanda işah, visade (yastık)'a da isade dendiği gibi. ..

 

Fahreddin Razi der ki: Denildi ki: Allah kelimesi ..... yani "filan kişide sükunet buldum" cümlesindeki fiilden türetilmedir. Zira akıllar ancak O'nu anmakla tatmin olur ve ruhlar ancak O'nu tanımakla sevinç duyar. Çünkü O (c.c) yegane kamil olandır, O'nun dışında hiçbir varlık öyle değildir. Allah (c.c) "Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd, 28) buyurmaktadır.

 

Kimisi Allah isminin "perdelendi" manasına gelen "....." fiilinden türediğini söylemiştir. Kimisi, ".....", yani "deve yavrusu anasına bağımlı ve düşkün oldu" cümlesindeki fiilden türediğini söylemiştir. Zıra kullar her durumlarında Allah'a (c.c) yalvarmaya bağımlı ve düşkündürler, onsuz yapamazlar. Kimisi: ".....", yani "başına gelen bir musibetten dolayı Allah'a koşan ve sığındı" fiilinden türemedir, demiştir. Allah'ın onu koruması da "....." cümlesi (Allah da onu himayesine aldı) ile ifade edilir. Allah'a bundan türeme ad verilmiştir; çünkü tüm mahlukatı, karşılaştıkları zarar ve zorluklarda koruyan O'dur; Allah (c.c) şöyle buyurur: "Kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor." (Mü'minün, 88) Nimetler bahşeden O'dur; Allah (c.c) "Sizde her ne nimet varsa Allah'tandır" (Nem!, 53) buyurur. Yediren O'dur; Allah (c.c) "O yedirir, yedirilmez." (En'am, 14) Her şeyi yoktan var eden O'dur. Nitekim Allah (c. c) "De ki: Her şey Allah katındandır" (Nisa, 14) buyurur.

 

Fahreddin Razı, Allah isminin hiçbir kelimeden türemediği görüşünü tercih etmiş ve: Nitekim Halil ve Sibeveyh ile usulcülerin ve fakihlerin çoğunluğunun görüşü de böyledir, demiştir. Sonra buna birçok yönden deliller getirmeye başlamıştır ki bazıları şunlardır:

 

Bir: Türemiş olsaydı başka birçok türevi de bulunurdu.

İki: Allah'ın diğer isimleri buna sıfat olarak getirilir. Mesela "Allahu erRahmanu er-Rahımu el-Meliku el-Kuddusu: Rahman, Rahım olan, mülkün sahibi ve eksiklikten münezzeh Allah" dersin. Bu da onun müştak olmadığını göstermektedir.

 

Fakat "..... Her şeye galip (ve) övgüye layık olan Allah'ın yoluna" (İbrahim, 1-2) ayetinde "Allah" kelimesini (Aziz ve Hamid gibi) mecrur okuyan kıraat buna problem teşkil etmez (burada 'Allah' ismi diğer sıfatların ve isimlerin sıfatı gelmiştir, denemez). Çünkü o sıfat değil, atf-ı beyandır (öncesini açıklamak ve pekiştirmek için gelen isim). Getirdiği bir diğer delil Allah'ın (c.c) "O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur)." (Meryem, 65) buyruğudur. Fakat bunun, "Allah" lafza-i celalinin müştak olmadığına delil getirilmesi pek de isabetli değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

Fahreddin Razı, bazılarından "Allah" yüce isminin Arapça değil İbranice olduğu görüşünü nakletmiş, sonra zayıf olduğunu söylemiştir. Gerçekten de söylediği gibi zayıf sayılmayı hak etmektedir. Fahreddin Razı bu görüşü naklettikten sonra şöyle demiştir: Bil ki mahlukat iki kısımdır. Biri marifet denizinin sahiline ulaşanlardır. Diğeri ise şaşkınlık karanlığında ve cehalet şaşkınlığında kalıp bundan mahrum olanlardır. Bunlar akıllarını ve ruhlarını kaybetmiş gibidirler. Yollarını bulanlar ise aydınlık sahasına, büyüklük ve yüceliğin genişliğine ulaşmışlardır. Onlar Samediyyet (her şeyin Allah'a dayanması ve muhtaçlığı) meydanlarında şaşkındırlar, vahdaniyet sahasında kendilerini kaybetmişlerdir. Böylece tüm mahlukatın Allah'ı (c.c) bilmede şaşkın oldukları ortaya çıkmaktadır. Halil b. Ahmed: Çünkü mahlukat şaşkındır, aklı başından gitmiştir (.....), demiştir. Bu fiildeki lam harfinin harekesi, ötre de esre de olabilir, bunlar iki lugattır.

 

Bir görüşe göre Allah kelimesi, yükselme manasından türetilmiştir. Çünkü Araplar her yüksek şeye "lah" derler. Güneş doğduğunda (ve semada yükseldiğinde) de "..... Güneş doğdu / yükseldi" derler. Denildi ki:

Allah lafza-i celali, "ibadet etti" manasına gelen "....." cümlesindeki fiilden ve "kendini ibadete verdi" manasına gelen "....." fiilinden türetilmiştir. Nitekim İbn Abbas (r.a.) ...... seni ve ilahlarını bırakmasını" ayetini ''....." şeklinde okumuştur ki oradaki "ilahetek", "ve sana ibadet etmeyi" manasına gelir. Buna göre kelimenin aslı ilah' tır. Baştaki hemze harfi hazfedildi ve baştaki tarif lam’ı ile kelimenin ikinci kelimesi (aynu'l-fiili) olan lam karşılaşınca biri diğerinde idgam edildi (ve şeddeli oldu). Sonunda bunlar lafzen tek bir lam oldular. Saygı ve tazim için de lam harfi kalınlaştırıldı ve "Allah" denildi.

Rahmetin Kaynağı Allah:

 

 

*

"O, Rahman ve Rahim'dir. "

 

Bunlar rahmet kelimesinden mübalağa için türetilmiş iki isimdir. Rahman, Rahım'den daha mübalağalıdır. İmam Taberi'nin sözünden bu hususta ittifak olduğu manası çıkmaktadır. Daha önce geçen ve İsa (a.s)'ın "Allah dünya ve ahirette esirgeyen (Rahman), ahirette bağışlayandır (Rahım)" dediğine dair rivayette olduğu gibi, seleften bazılarından da bu manaya delalet eden sözler vardır. Bazıları bu isimlerin müştak (türemiş) olmadığını iddia etmişlerdir. Zıra öyle olsaydı rahmetin vaki oldukları da zikredilirdi. Oysa "...... Allah mü'minlere karşı daima çok merhametlidir." (Ahzab, 43) buyurulmuştur.

 

İbn Abbas (r.a.): Bunlar iki şefkat ve merhamet ismidir ve biri diğerinden daha çoğu ifade eder, demiştir. Yani daha çok merhamete delalet eder. Razı daha sonra Hattabı ve başkalarının bunu müşkil bulduklarını ve "Muhtemelen 'erakk: daha ince' değil de 'erfak: daha yumuşak ve halim' demiştir." dediklerini nakletmiştir. Şu hadiste olduğu gibi:

 

 

[290] "Şüphesiz Allah yumuşak ve sakindir, her işte yumuşaklık ve sükuneti sever. Şurası kesin ki hiddete verilmeyen nice şeyler (fırsatlar, güzellikler, belaları savmalar) sakinliğe verilir. "

 

İbn Mübarek: Rahman, istendiğinde veren, Rahım ise istenmediğinde kızandır, demiştir. Tirmizi ile İbn Mace'nin Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet ettikleri şu hadiste ifade edilen aynı manadır:

 

 

[291] Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim Allah'tan

istemezse Allah (c. c) ona gazap eder. "

 

Bir şair şöyle der:

 

Evladım! Hiçbir Ademden bir şey isteme!

Sen kapısı hiç kapanmayandan iste.

Allah, sen istemediğinde kızar.

Ademoğlu ise ondan istediğinde kızar.

 

Taberi, Arzemi’den şöyle rivayet etmiştir: Rahman tüm mahlukata, Rahım ise sadece mü'minlere merhametli olandır. Onun için Allah (c.c) "(Allah) ... Sonra Arş'a istiva etti. O Rahman'dır" (Furkan, 59) ve "Rahman Arş'a istiva etti." (Taha, 5) buyurmuştur. İstiva'nın Rahman ismiyle birlikte zikredilmesi, rahmetinin tüm varlığı kuşattığını bildirmek içindir. Allah (c.c) "Allah mü'minlere karşı da çok merhametlidir." (Ahzab, 43) buyurarak bu ismini mü'minlere mahsus kılmıştır. Bunlar derler ki: Rahman ismindeki rahmet, Rahım'dekinden daha çoktur. Çünkü Rahman iki dünyayı ve tüm mahlukatı kapsarken Rahım ismi sadece mü'minlere mahsustur. Fakat rivayet olunan bir duada şöyle denmektedir:

 

 

[292] "Ey Dünya ve ahiretin Rahman ve Rahim'i!"

 

Allah'ın (c.c) Rahman ismi de O'na (c.c) mahsustur ve başka hiç kimseye verilmemiştir. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: "De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır." Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut." (İsra, 110) Yine şöyle buyurmaktadır: "Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahman'dan başka tapılacak ilahlar (edinin diye) emretmiş miyiz?" (Zuhruf, 45) Yalancı peygamber Müseyleme, halkı yanına alıp kendine Rahman adını takınca Allah (c.c) ona yalancılık elbisesi (lakabı) giydirdi ve onunla meşhur etti. Şehirlerde ve köylerde, şehirliler ve bedeviler arasında yalancılıkta mesel haline geldi.

Bazıları Rahim'in Rahman'dan daha fazla rahmeti ifade ettiğini iddia etmişlerdir. Çünkü Rahim, Rahman'dan sonra gelerek onu pekiştirmiştir. Pekiştiren de pekiştirilenden daha kuvvetli olmak zorundadır. Bunun cevabı şudur: Rahim'in cümledeki yeri pekiştiricilik değildir. Bilakis bu, sıfatların ardı ardına zikredilmeleri kabilindendir. Onda söyledikleri şeyin olması gerekmez. Buna göre evvela Allah'tan başka hiçbir mahluka verilmeyen isim olan Allah ismi zikredilmiş, sonra ilk olarak Allah'tan başkasına isim olarak kullanılması yasaklanan Rahman ismiyle nitelendirilmiştir. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "De ki: "İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır." Müseyleme-i Kezzab da Rahman ismini kullanarak etrafına kalabalıklar topladı, fakat onu sadece sapıklıkta onunla birlikte olanlar takip ettiler.

 

Rahim'e gelince; Allah (c.c) kendisinden başkalarını da onunla nitelemiş ve şöyle buyurmuştur: ''And olsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir" (Tevbe, 128) Nitekim kendinden başkalarını diğer isimleriyle de nitelemiştir. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "Gerçek şu ki biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık." (İnsan, 2 - İsra, 110)

 

Özetle; Allah'ın (c.c) isimlerinden bazıları başkalarına da isim olabilir, bazıları ise olamaz. Mesela Allah, Rahman, Halık (yaradan), Rezzak (rızıklandıran) gibi isimler Allah dışında kimseye isim yapılamaz. O sebepten Allah ismiyle başlanmış, ardından Rahman ismi zikredilmiştir. Çünkü oRahim'den daha özel ve daha bilindiktir. Çünkü bir şeyin birçok ismi anılacağı zaman evvela en şerefli ve değerli olanıyla başlanılır. Bu yüzden en özelden genele doğru gidilmiştir.

 

Şayet: "Rahman, Rahim'den daha mübalağalı (daha çok rahmete delalet ediyor) ise neden onunla yetinilmeyip Rahim de zikredildi?" denirse;

el-Cevap: Ata el-Horasani’den şu manada bir söz rivayet edilmiştir: Bazıları kendilerine Rahman adını koyduklarından dolayı besmelede Rahman sıfatından sonra Rahim sıfatı da getirilmiş, böylece buradaki Rahman'dan Allah'tan başkasının kastedilme ihtimali ortadan kaldırıldı. Çünkü "Rahman ve Rahim" vasfı birlikte Allah'tan başka hiç kimseye verilmez. Taberi, Ata'dan böyle rivayet etmiş ve soruyu bu istikamette cevaplamıştır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bazıları Arapların Rahman'ı bilmediklerini, bu yüzden de Allah'ın (c.c) onlara "De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır." (İsra, 110) ayetiyle cevap verdiğini iddia etmişlerdir.

 

 

[293] Bu yüzden Hudeybiye andlaşmasının imzalandığı gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ali (r.a.)'a "Bismillahirrahmanirrahim, yaz" diye emrettiğinde Kureyş kafirleri "Biz Rahman'ı da Rahim'i de bilmeyiz" diye itiraz etmişlerdi. Bunu Buhari rivayet etmiştir. Bazı rivayetlerde ise "Biz Rahman'ı tanımayız, sadece Yemame'nin Rahman'ını biliriz." dedikleri geçmektedir. Nitekim Allah (c.c) da: "Onlara: Rahman'a secde edin! denildiği zaman: "Rahman da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!" derler ve bu emir onların nefretini arttırır. " (Furkan, 60) buyurur. Anlaşılan o ki onlar bunu inat, hakka karşı direnme ve küfürde ısrarlarından dolayı yapıyorlardı. Zira onların cahiliyye şiirlerinde Allah'ın Rahman adı geçmektedir:

 

O genç kız, ayıplamasını bırakmaz mı? Rabbim Rahman onun yeminini budamaz mı?

 

Selame b. Cendel es-Sa'di de şöyle der:

 

Size acele edişimiz gibi siz de bize acele ettiniz.

Rahman dilerse hem bağlar, hem çözer.

 

İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: İki fiil de rahmet kökündendir ve Arapçadır. Rahman ve Rahim; rahmet etmek istediğine karşı şefkatli ve yumuşak, sert olmak istediğine de sert ve şefkatten uzak davranır. Allah'ın tüm isimleri böyledir. Taberi, Hasan-ı Basri'den şöyle rivayet etmiştir: Rahman (konulması) yasak bir isimdir. İbn Ebi Hatim de yine Hasan-ı Basri'den: "Rahman insanların kendilerine koyamayacakları bir isimdir. Bunu o yüce ve mübarek zat almıştır." sözünü nakletmiştir.

 

 

*

Besmele ile Sonrasının Okunuşu:

 

[294] Ümmü Seleme (r.anha)'dan yapılan bir rivayette o (r.a.) şöyle demektedir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bismillahi Errahmani Errahim (1) El-hamdu lillahi Rabbil Alemin (2) Maliki yevmiddin (3) ... aralarını keserek (her ayet sonunda durarak) okurdu. Onun için bazıları -ki onlar Kufelilerden bir gruptur- böyle okumuşlardır. Bazıları da besmeleyi "Elhamdulillahi rabbil alemin" ile bitişik okumuşlar ve besmelenin sonundaki mim'i iki sakinin bir araya gelmesinden dolayı esreli yapmışlardır ki onlar cumhurdur. Kisai bazı Araplardan, besmelenin sonundaki mim'i, sonrasındaki elifle birleştirme sebebiyle üstün okuyarak "Bismillahi errahmani errahim (1) elhamdu lillahi Rabbi el-alemin" dediklerini (errahim) söylemiştir. Bunlar elhamdu'nun başındaki hemzenin harekesini, mim'in harekesini attıktan sonra ona taşımışlardır. Bu, onların "Elif lam mim Allahu la ilahe illa huve..." ayetini "elif lam mimallahu .. " şeklinde (mimin harekesini üstün) okumalarına benzer. İbn Atiyye: "Bildiğim kadarıyla hiç kimseden böyle bir kıraat varid olmamıştır." der.

 

(Buradaki arapça ifadeler latin harflerine tarafımca çevrildi, muhakkak ki hatalıdır ve ileride de olacağı gibi sadece hatırlatma ve kolaylık içindir. Öğrenmek için aslını görmek şarttır)mahir

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

2. Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur