İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Fatiha Suresi

7..ayet

 

Doğru Yol Nedir? 

 

7. Kendilerine lütuflarda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil.

 

Tefsiri:

 

Kendilerine lütufta Bulunulanlar:

 

'..... Daha önce geçtiği gibi, kul "Bizi dosdoğru yola ilet" dediğinde Allah (c.c) "Bu kısım da kuluma aittir ve kulumun istediği kendinin olacaktır." buyurur. Allah'ın (c.c) "Kendilerine lütuflarda bulunduğun kimselerin yoluna" buyruğu "sırat-ı müstakim"in açıklamasıdır. Nahivcilerce bu cümle ondan bedeldir. Atf-ı beyan olması da caizdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Allah'ın (c. c) kendilerine lütuflarda bulunduğu kimseler Nisa suresinde sözü edilen şu kimselerdir: "Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddikler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır! Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter." (Nisa, 69-70) Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet eder: "Yani sana itaat ve ibadet etme lütfunda bulunduğun meleklerinin, peygamberlerinin, sıddıkların, şehitlerin ve salih kişilerin yoluna." Bu, biraz önce geçen Rabbimizin "Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse işte onlar ... " buyruğunun benzeridir. Ebu Cafer er-Razi, Rebi' b. Enes'ten şöyle nakleder: "Kendilerine lütuflarda bulunduğun kimseler" ayetinde kastedilenler, peygamberlerdir. İbn Cüreyc, İbn Abbas (r.a.)'dan:

 

Onlar mü'minlerdir, dediğini rivayet etmiştir. Mücahid de böyle demiştir. Veki: "Onlar Müslümanlardır." demiştir. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem: Onlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberindekilerdir, demiştir. İbn Abbas (r.a.)'ın en başta geçen tefsiri en genel ve en kapsamlısıdır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

Gazaba Uğrayanlar:

 

"..... : Gazaba uğrayanların yoluna değil." Cumhur ğayr'i, (ellezine'nin) sıfatı olmak üzere "....." şeklinde mecrur (esre) okumuşlardır.

 

Bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Ömer (r.a.)'ın kıraatidir. İbn Kesir'den böyle rivayet edilmiştir. Hal sahibi "....."deki zamir, amili ''....."dir. Mana şöyledir: "Bizi dosdoğru yola, sıfatları ve nitelikleri daha önce geçen, kendilerine lütufta bulunduğun o kimselerin yoluna ilet. Onlar ki hidayet ve istikamet üzere olan, Allah ve Rasulü'ne itaat eden, emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınan kimselerdir. Bizleri, gazap edilmişlerin yoluna iletme. Ki onlar niyetleri bozulan, bu yüzden hakkı bildikleri halde ondan başka yere sapan kimselerdir. Sapmışların yoluna da iletme. Onlar da doğru bilgiyi kaybettiklerinden dolayı sapıklık içinde kendilerini yitiren ve hak yolu bulamayan kimselerdir. İki ayrı bozuk yol -ki onlar Yahudiler ve Hristiyanlardır- bulunduğunu göstermesi için söz "....." ile pekiştirilmiştir. Bazı nahivciler buradaki "....."ın istisna edatı olduğunu söylemişlerdir ki o durumda 'munkatı' istisna' olur. Çünkü gazap edilenler ve sapıklar "nimet verilenler" den olmadıkları halde onlardan istisna edilmişlerdir. Ama başta söylediğimiz daha evladır. Çünkü şair şöyle der:

 

Sen kurumuş ve yıpranmış olduğundan ayaklarının arkasından, Takırtı sesleri gelen Beni Ukayş kabilesinin develeri gibisin.

 

Mana; "....."dır, yani Beni Ukayş kabilesinin develerinden bir deve. Burada sıfat sahibi (mevsuf) hazfedilmiş ve sıfatla yetinilmiştir. "..... : kendilerine gazap edilenlerin değil"de böyledir: Yani; "..... : kendilerine gazap edilenlerin yoluna değil." Muzaf ileyh ile yetinilerek muzaf'a gerek duyulmamıştır. Cümlenin öncesi de buna delalet eder; zıra ".....  : Bizi doğru yola ilet. Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna" denildikten sonra "..... gazap edilenler dışında" denilmiştir. Kimisi ".....: sapanların da değil" deki "....."nın ziyade, cümlenin takdirinin de "....." şeklinde 'La' sız olduğunu iddia etmiş, buna da Accac'ın recez veznindeki şiirini örnek getirmiştir:

 

Helak edici bir kuyuda yürüyüp gitti, farkında olmadan.

 

Yani cümlenin takdirinde ..... edatı yoktur. Doğrusu, yukarıda söylediğimizdir. Bu yüzden Ebu Ubeyd'in Fedailu'l-Kur'an'da Esved'den rivayet ettiğine göre Ömer (r.a.) bu ayeti ...... okurdu. Bunun senedi sahihtir ve aynı zamanda Übeyy b. Ka'b'ın da böyle okuduğu rivayet edilir. Bu rivayetler onların bunu ayetin tefsiri maksadıyla böyle okuduklarına hamlolunur ve bu da bizim biraz önce zikrettiğimiz "....." edatının nefyi pekiştirmek maksadıyla geldiğini gösterir. Pekiştirmedeki hikmet ise onun, "....." üzerine matuf olduğu zannını ortadan kaldırmaktır. Diğer sebebi iki yolu ayrı ayrı zikretmek suretiyle her ikisinden sakınılmasını sağlamaktır. Çünkü iman ehlinin yolu hakkı bilmek ve onunla amel etmektir. Yahudiler ameli, Hristiyanlar ise ilmi kaybetmişlerdir. Bu yüzden Yahudiler gazaba uğramış, Hristiyanlar ise sapıtmışlardır. Çünkü bilip de yapmayan kimse gazabı hak eder, ama bilmeyen böyle değildir. Hristiyanlar iyi bir şeyler yapmak istedikleri halde yollarını bulamadıklarından sapıtmışlardır. Zıra işe kapısından girmemişlerdir ki o hak peygambere uymaktır. Yahudiler ve Hristiyanlar hem sapık hem de gazaba uğramış topluluklardır. Ancak Yahudilerin en karakteristik özelliği Allah'ın (c.c) ''Allah kimi lanetlemiş ve gazap etmişse" (Maide, 60) ayetinde olduğu gibi gazaba uğramış olmaları, Hristiyanların en karakteristik özelliği Allah'ın (c.c) "De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın." (Maide, 77) ayetinde buyurduğu gibi sapmış olmalarıdır.

 

Bu manada hadisler ve eserler rivayet olunmuştur. Bu, İmam Ahmed b.

Hanbel'in Adiyy b. Hatem'den yaptığı şu rivayette açıktır:

 

 

[318] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in atlıları gelerek halamı ve bazı insanları alıp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına götürmüş ve sıraya dizmişler. Halam: "Ya Rasulallah! Heyet uzakta kaldı ve çoluk çocuk kalmadı. Ben ise ihtiyar bir kadınım. Hizmet edecek kimsem yoktur. Bana lütufta bulun ki Allah da sana lütufta bulunsun." demiş. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Senin heyetin hangisidir?" diye sormuş, Halam: Adiyy b. Hatem'in heyetidir, demiş. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ''Allah ve Rasulü'nden kaçan adam mı?" buyurmuş. Halam tekrar: Bana lutfet, demiş. O beraberinde biriyle -sanıyorum Ali idi- döndüğünde ''ondan bir binek iste" demiş, o da isteyince bir merkep verilmesini emretmiş. Halam bana geldi ve "Öyle bir şey yaptın ki baban olsaydı yapmazdı. Çünkü ona filan geldi, bir şeyler verip ihsanda bulundu, filan geldi ona da iyilikte bulundu" dedi. Bunun üzerine ben yanına gittim. Yanında bir kadın ile bir veya birkaç çocuk vardı. İbn Adiyy, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlara nasıl yakın davrandığından bahsettikten sonra şöyle der: Böylece onun Kisra ve Kayser gibi bir hükümdar olmadığını anladım. Bana "Ey Adiyy! "La ilahe illallah" denilmesinden seni ürküten nedir? Allah'tan başka bir İlah mı var? Seni Allah en büyüktür demekten ürküten nedir? Allah'tan daha büyük bir şey var mı?" dedi. Bunun üzerine Müslüman oldum. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sevincini yüzünde görebiliyordum. "Ey Adiyy! Gazap edilenler Yahudiler, sapmışlar ise Hristiyanlardır" buyurdu ...  Bunu Tirmizi de Semmak b. Harb'in rivayetiyle tahric etmiş ve "Hasen ve gariptir. Bunu sadece onun nakliyle biliyoruz" demiştir.

 

Ben derim ki: Adiyy b. Hatim'den başka bir tarikle de şöyle rivayet edilmiştir:

 

 

[319] Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e (Fatiha' daki) gazap edilenlerin kim olduklarını sordum, "Onlar Yahudilerdir" buyurdu. "Sapmışlar"ı sordum, "Hristiyanlar, sapmışlar onlardır" buyurdu. Adiyy b. Hatem hadisi birçok yollardan ve birçok lafızla rivayet edilmiştir. Zikredecek olursak söz uzar.

 

 

[320] Abdurrezzak'ın Abdullah b. Şakik'ten rivayetine göre bir adam tanık olduğu şu hadiseyi anlatmış: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kura vadisinde atının üzerindeyken Beni Kayn kabilesinden bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Ya Resulullah! Bunlar kimlerdir?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yahudilere işaret ederek "Gazap edilenlerdir. Sapıklar ise Hristiyanlardır" buyurdu.

 

Bunu Cüreyri, Urve ve Halid el-Hazza, Abdullah b. Şakik'ten mürsel olarak rivayet ettiler ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işiten kimsenin adını söylemediler. Urve'nin rivayetinde ise o kişi, Abdullah b. Ömer (r.a.) olarak geçmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[321] İbn Merduyeh, Ebu Zerr (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e "gazap edilenler"in kim olduklarını sordum, "Yahudilerdir" buyurdu. "Sapanlar?" dedim, "Hristiyanlardır" buyurdu.

Süddi; Ebu Malik, İbn Abbas, İbn Mes'ud ve bir grup sahabiden; onların "gazap edilenler"in Yahudiler, "sapanların" da Hristiyanlar olduklarını söylediklerini rivayet etmiştir. Rebi' b. Enes, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem ve daha pek çok kişi de böyle demiştir. İbn Ebi Hatim der ki: Ben müfessirler arasında bu konuda hiçbir ihtilaf bilmiyorum. Bu imamların, Yahudilerin gazaba uğrayanlar, sapanların ise Hristiyanlar olduklarına dair görüşlerinin şahidi biraz önce geçen hadis ile Allah'ın (c.c) İsrailOğullarına hitabıdır. Nitekim Allah (c.c) Bakara suresinde şöyle buyurur: "Allah'ın kullarından dilediğine peygamberlik ihsan etmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini (Kur'an'ı) inkar ederek kendilerini harcamaları ne kötü bir şeydir! Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Ayrıca kafirler için alçaltıcı bir azap vardır." (Bakara, 90) Maide suresinde de şöyle buyurur: "De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır." (Maide, 60) Allah (c.c) yine aynı surede şöyle buyurur: "İsrailoğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar, işledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. And olsun yaptıkları ne kötüdür!" (Maide, 78-79)

İbn Hişam, Siret kitabında Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'den naklettiğine göre; kendisi bir grup arkadaşıyla hanif dinini aramak üzere Şam diyarına yolculuğa çıktı. Yahudiler ona "Allah'ın gazabından nasibini almadan aramıza giremezsin" dediler. "Ben zaten Allah'ın (c.c) gazabından kaçıyorum." dedi. Hristiyanlar'da: "Allah'ın gazabından nasibini almadan aramıza giremezsin." dediler. O da "Bunu yapamam" dedi. Sonra fıtratı üzere yaşamaya başlayarak, putlara tapmaktan ve müşriklerin dininden uzak durdu. Yahudi veya Hristiyan'da olmadı. Arkadaşları ise Hristiyanlık dinine girip Hristiyan oldular. Çünkü o vakit onları hakka Yahudilerden daha yakın buldular. Onlar arasında Varaka b. Nevfel de bulunuyordu. Nihayet Allah (c.c) onu gönderdiği peygambere ulaştırdı ve o da bulduğu vahye iman etti. Allah ondan razı olsun.

Bir Mesele .... / Dad Harfini Yanlış Okumak):

 

Alimlerin görüşlerinden doğru olana göre; mahreçleri birbirine yakın olduğundan ..... / dad ile bizı harflerini net şekilde nutk etmeden okumak affolunur, bir zararı yoktur. Çünkü dat harfinin mahreci, dilin ucuyla ardındaki azı dişleri, harfinin mahreci ise dilin ucu ile ön üst dişlerinin uçlarıdır. Ayrıca her iki harf de mechur, rihve ve mutbak harflerdendir. Bu yüzden bunları birbirinden ayırt edemeyen kimseler bunda mazur görülürler ve bir zararı olmaz. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[322] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nispet edilen "Ben dat harfini en iyi nutk edenim" sözünün ise aslı yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Fatiha Suresinin içeriği