İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

196.ayetler

 

Hac ve Umre:

 

196. Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere bir fidye vermesi gerekir. Emin olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Kurban kesemeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çok şiddetlidir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah orucun ahkamını zikrettikten, ardından cihaddan bahsettikten sonra şimdi de haccın menasikini (ibadetlerini) açıklamaya başlıyor. Allah (c.c) burada hac ve umreyi tamamlamayı emrediyor. Cümlenin akışından kastın "hac ve umreye başladıktan sonra bu iki ibadetin amellerini eksiksiz yapmak" manası olduğu anlaşılıyor. Bu yüzden daha sonra "Eğer alıkonursanız" buyurmuştur. Yani, Kabe'ye ulaşmanız engellenir, hac ve umreyi tamamlamanıza mani olunursa ... O yüzden alimler hac ve umre'ye başlamanın, bunları tamamlamayı zorunlu hale getirdiği hususunda hemfikirdirler. Bu, alimlerin umrenin vacip veya müstehap olduğunu söyleyen iki kesimine göre de böyledir. Allah'a hamd-u senalar olsun, bu iki görüşü delilleriyle birlikte Ahkam kitabımızda zikrettik.

 

Abdullah b. Seleme, Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Haccı ve umreyi Allah için tam yapın." ayetinin manası, "İhrama ailenin bulunduğu evden çıkarken gir" dir. İbn Abbas (r.a.), Said b. Cübeyr ve Tavus da böyle demişlerdir. Süfyan-ı Sevri'den, bu ayet hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: Hac ve umreyi tam yapmak, ailenden ayrılırken hac ve umreye niyet ederek ihrama girmen, hac mikatlarına vardıktan sonra da tehlil getirmendir. Evinden ticaret veya başka bir maksatla çıktıktan sonra Mekke yakınlarında iken "bir de haccedeyim" veya "bir umre yapayım" demen değildir. Bununla hac ve umre olur. Fakat tam hac ve umre, evden başka değil, sadece bunlar için çıkman la olur.

 

Mekhul: Tam hac ve umre, hac ve umre ibadetlerinin mikat yerinden itibaren yapılmasıdır, demiştir.

 

Abdurrezzak, Zühri'den şöyle nakleder: Bize Ömer (r.a.)'tan ulaştığına göre o "Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. " ayeti hakkında şöyle demiş: Bunların tam olmasını sağlayan şeylerden biri, bunların her biri için diğerinden ayrı olarak ihrama girmen, bir diğeri umreyi hac ayları dışında yapmandır. Zira Allah "Hac (vakti) belli aylardır" buyurmuştur. Hüşeym, İbn Avn'dan şöyle nakleder: Kasım b. Muhammed’i şöyle derken duydum: "Hac aylarında yapılan umre tam umre değildir." Ona "Peki Muharrem ayındaki umre nasıldır?" diye sordular. "Onun tam umre olduğu kanaatindeydiler." dedi. Katade b. Diame'den de böyle rivayet edilmiştir. Bu görüş (ancak hac ayları dışında yapılan umrenin tam umre olduğu) pek isabetli olmayan, tartışmaya açık bir görüştür;

 

 

[861] Çünkü sabit olduğu üzere Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dört defa umre yapmıştır ve bunların hepsi de Zilkade ayında olmuştur. Bunlar; hicretin 6. yılının Zilkade ayında Hudeybiye umresi, diğeri yedinci yılının Zilkade ayındaki kaza umresi, hicretin 8. yılındaki Cirrane'den ihrama girdiği umre, sonuncusu da hicretin 10. yılında ihrama hac ile birlikte girdiği umresi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hicretinden sonra bunlardan başka hiçbir umre yapmamıştır.

 

 

[862] Fakat o kadın (Ümmü Hani') hakkında: "Ramazan ayındaki bir um-re benimle birlikte yapılmış bir hacca denktir" buyurmuştur. Sebebi ise, Buhari' deki hadiste uzunca anlatıldığı gibi; bu kadın Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile haccetmeye niyet etmişken hayzından dolayı bundan mahrum kalmıştı. Said b. Cübeyr, Ramazan'daki bir umrenin Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yapılan bir hacca bedeloluşunun sadece bu kadına mahsus bir şeyolduğunu söylemiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Süddi, "Haccı ve umreyi Allah için tam yapın." ayetini; yani, hac ve umreyi yapın diye tefsir etmiştir. Ali b. Ebi Talha bu ayetle ilgili olarak İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir kimsenin hac veya umre için ihrama girdiğinde, onları tamamlamadan ihramdan çıkması helal olmaz. Hacc, bayram günü Akabe cemresini taşlaması, Kabe'yi tavaf edip Safa ile Merve arasındaki sa'y'ı yapmasıyla tamam olur. Bunları yaptığında ihramdan çıkabilir. Zürare, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hac, Arafat; Umre ise tavaftır. Aynı şekilde A'meş de İbrahim en-Nehai kanalıyla Alkame'den bu ayet hakkında şöyle rivayet etmiştir: Bu, İbn Mes'ud (r.a.)'ın kıraatında ''.....: Haccı ve umreyi" Kabe'ye kadar yerine getirin" şeklinde olup manası, "Umrede Kabe'den öteye geçmeyin"dir. İbrahim en-Nehai der ki: Bunu Said b. Cübeyr'e söyledim, "İbn Abbas (r.a.) da böyle demişti" dedi. Süfyan, A'meş kanalıyla İbrahim'den, o da Alkame'den şöyle nakletmiştir: Hac ve umreyi Beytullah'a kadar yerine getirin. Süfyan-ı Sevri'den de böyle rivayet edilmiştir. Mansur'un İbrahim'den naklettiğine göre o da ayeti '....." şeklinde okumuştur. Şa'bi ise "....." şeklinde, umre'yi merfu (ötreli) okumuş ve (bunun üzerine "Umre Allah içindir" manasına dönüşen cümleyi) "umre vacip değildir" diye tefsir etmiştir. Şa'bi'den bunun zıttı da rivayet edilmiştir.

 

Enes (r.a.) ve bir grup sahabiden birçok tarikle gelen hadislerde Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hac ile umreye birlikte ihrama girdiği rivayet olunmuştur:

 

 

[863] Sahih rivayetle gelen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Yanında kurbanı olan hac ve umre için ihrama girsin" buyurmuştur.

 

 

[864] Yine sahih bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Umre kıyamet gününe kadar hacca girdi. " buyurmuştur.

 

 

[865] İmam Muhammed b. Ebi Hatim, bu ayetin nüzul sebebi hakkında garip bir rivayet zikreder. Safvan b. Ümeyye'den yaptığı rivayet şöyledir:

Zaferan kokusuna adeta batmış birisi, üzerinde bir cübbeyle gelerek, "Ya Rasulallah! Bana umremde ne emredersin?" dedi. Bir süre sonra "Haccı ve umreyi Allah için tam yapın." ayeti indi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "O umreyi soran kim idi?" dedi .. Adam: O benim, deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Üzerindeki elbiseyi at. Sonra guslet ve yapabildiğin şekilde burnuna su çek ve temizle. Sonra da haccda yaptıklarının aynısını umrende yap" buyurdu. Bu garip bir hadis, ilginç bir metindir.

 

 

[866] Buhari ve Müslim'in, Ya'la b. Ümeyye'den yaptıkları Ciarrane'de soru soran adam olayı şöyledir: Ciarrane'de bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Ya Rasulallah! Üzerindeki cübbe ve güzel kokuyla ihrama giren adam hakkında ne dersin?" dedi. Allah Rasulü bir süre sustu, sonra kendisine vahiy geldi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) başını kaldırdı ve "Soru soran nerede?" buyurdu. Adam: "İşte ben o kimseyim" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Cübbeyi çıkar, üzerindeki kokuyu yıka. Sonra haccında yaptıklarının aynısını umrende yap" buyurdu. Fakat bu rivayette gusül, istinşak ve nazil olan ayetin bu olduğu geçmemektedir. Hem de bu Safvan b. Ümeyye'den değil, Ya'la b. Ümeyye'den rivayet edilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Eğer alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin." Alimler bu ayetin hicri 6. yılda, yani Hudeybiye senesinde müşrikler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Kabe'ye gitmesine engelolduklarında indiğini söylemişlerdir. Allah (c.c) Fetih suresinin tamamını orada nazil etmiştir. Onlara ruhsat olarak, beraberlerinde bulunan hayvanları -ki yetmiş adet büyükbaş hayvandı- kurban etmelerine, başlarını traş edip ihramdan çıkmalarına izin vermiştir. Bu sure inince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara saçlarını tıraş ederek ihramdan çıkmalarını emretti. Fakat sahabiler neshedilmesini ümit ederek yapmadılar. Nihayet Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çıkıp saçını tıraş edince insanlar da aynısını yaptılar. Onlardan saçlarını tam tıraş etmeyip kısaltanlar oldu. Bunun üzerine,

 

 

[867] Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Allah saçlarını tam tıraş edenlere merhamet etsin." buyurdu. Bazıları: "Kısaltanlara da dua et ya Rasulallah" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nihayet üçüncü defada, ''Allah'ım! Kısaltanlara da merhamet et" buyurdu. Sahabilerden her yedi kişi bir araya gelerek ortaklaşa bir büyükbaş hayvan kestiler. Müslümanların sayısı 1400 idi. Hudeybiye' de konakladıkları yer de Harem-i Şerif bölgesinin dışındaydı. Konakladıkları yerin Harem-i Şerif'in hemen ucunda! kenarında olduğu da söylenir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bu yüzden alimler ihsar (hac veya umrenin rükünlerini ifadan engellenme) hükmünün sadece düşmanla mı sınırlı olup hastalık ve benzeri durumları kapsayıp kapsamadığı hususunda ikiye ayrılmışlardır. İbn Ebi Hatim; Amr b. Dinar'ın, Tavus'un ve İbn Ebi Necih'in İbn Abbas (r.a.)'tan, "Sadece düşman engellemesi ihsardır" dediğini rivayet etmişlerdir. İmam Şafii de Müsned'inde İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Sadece düşman engellemesi ihsardır. Hastalanır, bir acısı-sızısı olur veya kaybolursa ona hiçbir şey gerekmez. Allah (c.c) "Emniyette olduğunuz vakit" buyurmuştur, emniyet ise ihsar değildir. İbn Ömer (r.a.), Tavus, Zühri ve Zeyd b. Eslem'den de benzer sözler rivayet edilmiştir.

 

İkinci görüşe göre ihsar düşman, hastalık, kaybolma -yani yolunu kaybetme- ve benzeri durumları da kapsayan daha geniş bir durumdur.

 

 

[868] Nitekim İmamAhmed b. Hanbel, Haccac b. Amrel-Ensari (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kimin ayağı kırılır veya aksarsa ihramdan çıkar ve ertesi yıl hac yapması gerekir. " Bunu Haccac'dan rivayet eden İkrime der ki: Bunu İbn Abbas (r.a.) ile Ebu Hureyre (r.a.)'a sordum, "(Haccac) doğru rivayet etmiş" dediler. Bunu dört Sünen sahibi de Yahya b. Ebi Kesir'in rivayetiyle zikretmişlerdir. Ebu Davud ve İbn Mace'nin rivayetindeki ifade, "kimin ayağı aksar veya kırılır veyahut hastalanırsa" şeklindedir. Bunu İbn Ebi Hatim de başka bir tarikle yine Haccac b. Ebi Osman'dan rivayet etmiştir.

 

 

[869] Bunu Abd b. Humeyd de te fs irinde yine Haccac b. Amr'dan şöyle rivayet etmiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kimin ihramlı iken ayağı kırılır veya topal hale gelirse ihramdan çıkar. Sonra gelecek yıl haccetmesi gerekir. " İkrime der ki: Bunu İbn Abbas (r.a.) ile Ebu Hureyre (r.a.)'a sordum, "Haccac doğru söylemiş" dediler. Abd b. Humeyd daha sonra şöyle der: İbn Mes'ud (r.a.), Abdullah b. Zübeyr, Alkame, Said b. Müseyyeb, Urve b. Zübeyr, Mücahid, Nehai, Ata ve Mukatil b. Hayyan'dan, onların şöyle dedikleri rivayet edildi:

 

İhsar düşman, hastalık veya ayağın kırılmasından dolayı olur. Süfyan-ı Sevri de: İhsar kişiye ıstırap veren her şeyde olur, demiştir.

 

 

[870] BuhMi ve Müslim, Sahih'lerinde, Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zübeyr'in kızı Dubaa' nın yanına girdi. Dubaa: Ya Resulallah! Ben hastayım ama haccetmek istiyorum, dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Haccet ve (ihrama girerken) onu ''Allah'ım! Haccımı tamamlamaktan alıkoyacağın yerde ben ihramdan çıkmış olacağım' diyerek kayıtla" buyurdu. Bunu Müslim de İbn Abbas (r.a.)'tan benzer şekilde rivayet etmiştir. Bazı alimler bu hadisten dolayı haccda niyet ederken bazı şartların koşulabileceğini söylemişlerdir. İmam Şafii bu görüşün doğruluğunun bu hadisin sahih olmasına bağlı olduğunu söylemiş, Beyhaki ve başka muhaddisler de: Allah'a hamd olsun, hadisin sahih olduğu kesinleşmiştir, demişlerdir.

 

"Kolayınıza gelen kurbanı (gönderin)." İmam Malik der ki: Cafer b. Abdullah, babasından rivayet ettiğine göre Hz. Ali (r.a.): "Kolayınıza gelen kurban (hedy)" ile kastedilen koyundur, derdi. İbn Abbas (r.a.): Hedy kurbanı (hac ve umre yapan kimselerin Harem-i Şerif sınırları içinde kestikleri kurban) sekiz çift hayvandan olur: Deve, sığır, keçi ve koyun. Süfyan-ı Servi de Habib'den, o Said b. Cübeyr'den, o da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "kolayınıza gelen kurban" ile kastedilen, koyundur. Ata, Mücahid, Tavus, Ebu'l-Aliye, Muhammed b. Ali İbn Hüseyn, Abdurrahman b. Kasım, Şa'bi, Hasan, Katade, Dahhak, Nehai, Ata, Mukatil b. Hayyan ve diğerleri de böyle demişlerdir. Dört imamın görüşü de böyledir.

 

İbn Ebi Hatim'in Aişe (r.anha) ile İbn Ömer (r.a.)'tan rivayetine göre ise onlar, "Kolayınıza gelen kurban (hedy)" ayetinde ifade edilen kurbanın sadece deve ve sığır olduğunu söylemişlerdir. İbn Ebi Hatim; Salim, Kasım, Urve b. Zübeyr ve Said b. Cübeyr’den de benzerinin rivayet edildiğini söylemiştir.

Ben derim ki: Anlaşılan, onların bu görüşlerindeki dayanakları Hudeybiye hadisesidir. Zira oradaki hiçbir sahabinin ihramdan çıkmak için koyun kestiği rivayet edilmemiştir. Onlar deve ve sığırdan başka bir şey kesmemişlerdir.

 

 

[871] Cabir (r.a.)'tan da şöyle rivayet edilmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize her bir büyükbaş hayvanda yedi kişi olmak üzere, deve ve sığıra ortak olup birlikte kesmemizi emretti. Abdurrezzak, Tavus kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kolayınıza gelen kurbanı gönderin"den kasıt "maddi durumunuza uygun düşen bir kurban" dır. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan onun: "Zenginse deve, yoksa sığır, yoksa koyun gönderir" dediğini rivayet etmiştir. Hişam b. Urve, babasının "kolayınıza gelen kurbanı gönderin" ayeti hakkında; bu ucuzla pahalı arası bir şeydir, dediğini rivayet etmiştir.

 

Cumhurun, ihsarda koyun kesmenin yeterli olduğu şeklindeki görüşünün doğruluğunun delili şudur: Allah (c. c) gücün yettiği bir kurbanın, yani, ne kadar basit olursa olsun kurban (hedy) adı taşıyan herhangi bir hayvanın kesilmesini emretmiştir. Hedy de dört ayaklı davar cinsinden olur ki onlar da, -Kur'an'ın tercümanı ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in amcası oğlu derya-ı allame İbn Abbas (r.a.)'ın söylediği gibi- deve, sığır ve koyundur.

 

 

[872] Buhari ve Müslim'in, Sahih'lerinde Aişe (r.anha)'dan rivayet ettiklerine göre de o (r.anha) şöyle demiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir defasında hedy kurbanı olarak davar (küçükbaş hayvan) gönderdi.

 

"Kurban, yerine varıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin." cümlesi, Taberi'nin iddia ettiği gibi hemen öncesindeki "Eğer alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin." cümlesine değil, "Haccı ve umreyi Allah için tam yapın / tamamlayın. " cümlesine matuftur (Yani, bu, ihsar haline özel değil, haccın genel hükmüdür). Çünkü Hudeybiye yılında Kureyşliler Harem-i Şerif’e girmelerini engelleyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı Harem-i Şerif dışında tıraş olup hedy kurbanlarını kestiler. Oysa güvenliğin olduğu ve Harem-i Şerif'e ulaşma imkanının bulunduğu durumda tıraş olmak "Kurban, yerine varıncaya kadar" caiz değildir.

 

Hacının, kıran haccı yapıyorsa hac ve umrenin ibadetlerini yapınca, ifrad veya temettü' haccı yapıyorsa bunlardan birini yapınca ibadeti sona erer.

 

 

[873] Zıra Buharive Müslim'in Hafsa (radıyallahuanha)'dan rivayetine göre kendisi "Ey Allah'ın Resulü! Umreden sonra ihramdan çıkanların durumu nedir? Halbuki sen umreden sonra ihramdan çıkmadın?" diye sorunca, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ben dağılmaması için saçlarımı bir (yapışkan bir) madde ile tutturdum ve hedy kurbanıma da gerdanlığını taktım. Artık onu kesinceye kadar ihramdan çıkmayacağım" diye cevap verdi. 

 

Allah şöyle buyuruyor: "Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere bir fidye vermesi gerekir. "

 

 

[874] İmam Buhari, Abdullah b. Ma'kil'den şöyle rivayet etmiştir: Bu camide -yani Kufe camisinde- Ka'b b. Ucre'nin yanına oturarak "oruç ... olmak üzere fidye gerekir" ayetini sordum. Şöyle cevap verdi: Yüzüme bitler dökülmekte iken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına götürüldüm. Bana "Galiba, bitler yüzünden dermansız kalmışsın. Bir koyuna gücün yetmez mi?" diye sordu. Ben "Hayır" diye cevap verince, "(O zaman) üç gün oruç tut veya altı yoksulu doyur. Her birine yarım sa' miktarı yiyecek ver ve başını tıraş et!" buyurdu. Bu ayet sadece benim hakkımda nazil oldu. Ancak hepiniz için de geçerlidir." 

 

 

[875] İmam Ahmed b. Hanbel, Ka'b b. Ucre'den şöyle rivayet etmiştir: Bitler (başımdan) yüzüme -bir rivayette: kaşlarıma- saçılıp dökülürken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanıma gelerek, "Başındaki haşereler seni rahatsız ediyor mu?" diye sordu. Ben: "Evet", deyince, "O halde saçlarını tıraş et. Veya üç gün oruç tut. Yahut altı yoksula yemek yedir. Ya da bir kurban kes." buyurdu. Eyyub dedi ki: "Bunların hangisi ile (söze) başladığını bilmiyorum. "

 

 

[876] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Ka'b b. Ucre'den şöyle rivayet etmiştir: Biz Hudeybiye yılında Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte ihramlı haldeydik. Müşrikler Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Kabe'den engellemişlerdi. Saçlarını gür olduğundan haşereler üzerime üşüşüyorlardı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanımdan geçerken bana "Başındaki haşereler seni rahatsız ediyor mu?" diye sordu ve tıraş olmamı emretti. Bunun üzerine Allah'ın (c.c) "Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere bir fidye vermesi gerekir." buyruğu nazil oldu. Bunu, yakın lafızlarla Affan, Şu'be ve İmam Malik de rivayet etmişlerdir. Sa'd b. İshak'ın, senediyle Hasan-ı Basrl'den rivayetine göre o, Ka'b b. Ucre'yi: Ben de bir koyun kestim, derken işittiğini söylemiştir: Bunu İbn Merduyeh rivayet etmiştir.

 

 

[877] İmam Ahmed b. Hanbel ayrıca Ömer b. Kays'ın -ki zayıf bir ravidirAta'dan, onun da İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(Ayette geçen) kurban koyun, oruç üç gün, yemek ise altı kişiye dağıtılacak ferak miktarı yiyecektir" buyurdu. Ali, Muhammed b. Ka'b, Alkame, İbrahim en-Nehai, Mücahid, Ata, Süddi ve Rebi’ b. Enes'ten de böyle rivayet edilmiştir.

 

 

[878] İbn Ebi Hatim'in; Mücahid'in İbn Ebi Leyla'dan, onun da Ka'b b. Ucre'den rivayeti olarak zikrettiğine göre; Ka'b Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte iken bitler onu rahatsız etmeye başlayınca Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona başını tıraş etmesini emretti ve "Ya üç gün oruç tut veya her birine ikişer müdd olmak üzere altı yoksulu doyur veyahut bir koyun kes. Bunlardan hangisini yaparsan olur" buyurdu. Leys b. Ebi Selim de Mücahid'den, İbn Abbas (r.a.)'ın " ... oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere bir fidye vermesi gerekir. " ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Veya ile ifade edildiğine göre hangisini alırsan sorumluluktan kurtulursun." İbn Ebi Hatim; Mücahid, İkrime, Ata, Tavus, Hasan-ı Basri, Humeyd el-A'rec, İbrahim en-Nehai ve Dahhak'tan da böyle rivayet etmiştir.

 

Ben derim ki: Dört imam ile alimlerin geneli de aynı şekilde kişinin burada üç şeyarasında muhayyer olduğu görüşündedirler. Dilerse oruç tutar, dilerse bir ferak yiyecek tasadduk eder ki bu üç sa' eder ve her bir fakire yarım sa', yani iki müdd düşer. Dilerse de bir koyun kesip onu fakirlere dağıtır. Bunların hangisini yaparsa yeterli olur. Kur’an burada bir ruhsattan bahsettiğinden, seçenekleri en kolaydan zora doğru sıralayarak: "Oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere bir fidye vermesi gerekir. " buyurmuştur.

 

 

[879] Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu Ka'b b. Ucre'ye emrederken ise en faziletlisinden geriye doğru sıralamış ve "Bir koyun kes veya altı yoksulu doyur veyahut üç gün oruç tut" buyurmuştur. Hepsi de yerinde, güzel ve uygundur. Hamd ve lütuf Allah'a mahsustur.

 

İmam Taberi, A'meş'ten şöyle rivayet etmiştir: İbrahim en-Nehai, Said b. Cübeyr'e " ... oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. " ayetini sorunca Said şöyle cevap verdi: Ona yoksula yedirmesinin vacip olduğu ile hükmedilir. İmkanı varsa davar alır, yoksa koyunun değerini tespit edip paraya dönüştürür ve onunla yiyecek alıp tasadduk eder. O da yoksa her yarım sa' yiyecek için bir gün oruç tutar. İbrahim: Ben Alkame'yi de " böyle derken işittim, dedikten sonra şöyle dedi: Said b. Cübeyr bana, "Bu adam kimdir, ne de zarif birisi!" diye sorunca ben "İbrahim'dir" dedim. Said b. Cübeyr: "Ne kadar zarif!" dedi. Ben bunu bizimle sohbet etmekte olan İbrahim'e anlatırken "Bizimle sohbet ediyordu" deyince birden yerinden fırladı. İmam Taberi, " ... oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. " buyruğu hakkında Hasan-ı Basri’den de şöyle rivayet etmiştir: İhramdaki kişinin başında onu rahatsız eden bir şeyolduğunda başını tıraş eder ve şu üç şeyden birini fidye olarak verir: Ya on gün oruç tutar. Veya her birine hurma veya buğdaydan birer müdd olmak üzere on yoksula sadaka verir. Ayette geçen kurbandan kasıt ise koyundur. Katade'nin Hasan-ı Basri ile İkrime’den naklettiğine göre onlar, " ... oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir." ayeti hakkında: On yoksulu doyurur, demişlerdir.

 

Said b. Cübeyr, Alkame, Hasan-ı Basri ve İkrime'den nakledilen bu iki görüş pek de isabetli olmayan nadir bir görüştür. Çünkü Ka'b b. Ucre'nin hadisiyle sabit olan Sünnette on gün değil üç gün oruç tutar veya altı yoksulu doyurur veyahut bir koyun keser. Ve Kur'an'ın ifadesinden anlaşıldığı gibi bunda ona seçim hakkı tanınmıştır. Bu sıralama Kur’an’ın bizzatbelirttiği ve fukahanın ittifak ettikleri gibi av öldürme durumundaki bilinen meşhur sıralama gibidir. Fakihler orada icma etmişlerdir, fakat burada icma yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

Hüşeym, Leys'ten şöyle rivayet etmiştir: Tavus şöyle derdi: Borcu kan akıtarak ödeyecekse bunun Mekke' de olması şarttır. Yoksula yedirmeyi ve orucu ise dilediği yerde yapabilir. Hüşeym, İbn Cafer'in azatlı kölesi Ebu Esma'dan şöyle nakleder: Osman b. Affan (r.a.), Ali (r.a.) ve oğlu Hüseyin ile birlikte hacca gitmişlerdi. Osman yola çıktı. Ebu Esma der ki: Ben de İbn Cafer'le beraberdim. Birden, devesi baş ucunda olduğu halde uyumakta olan bir adam gördük. Ben: Ey uykucu! dedim. Uyandığında baktım ki Ali (r.a.)'ın oğlu Hüseyin! İbn Cafer onu kaldırıp suyun olduğu yere kadar getirdi. İbn Cafer, Ali (r.a.)'a haber gönderdi ve Ali (r.a.) beraberinde Umeys kızı Esma ile geldi. Yirmi gün kadar onun hastalığıyla ilgilendik. Ali (r.a.) Hüseyin’e "Şikayetin nedir?" deyince Hüseyin başını işaret etti. Bunun üzerine Ali (r.a.) başıyla işaret ederek saçının kesilmesini emretti. O da yaptı. Sonra dişi bir deve getirterek onu kurban etti. Eğer dişi deve tıraştan dolayı kesildiyse, kurbanı Mekke dışında kesmiş olmaktadır (ki bu problemlidir. Engel sebebiyle haccedemeyip) ihramdan çıkıldığı için kesildiyse mesele açık olup herhangi bir problem yoktur.

"Emniyette olduğunuz vakit kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir. " Yani, hac ibadetlerini yerine getirme imkanı bulursanız; hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isteyenin kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. "Hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse ... " Bahsedilen 'temettü' (faydalanma) hem hac hem umre için ihrama gireni kapsadığı gibi önce umre için ihrama girip onu bitirince hac için ihrama giren kimseyi de kapsar, Fakihlerin ıstılahındaki

emettü' denilen hac türü bunların ikincisidir. Genel manada temettü' ise, sahih hadislerin delalet ettiği gibi her iki kısmı da içerir. Çünkü ravilerden bazıları "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) temettü' yaptı" derken, bazıları "kıran yaptı" demişlerdir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hedy kurbanı gönderdiğinde ise ihtilaf yoktur.

 

"Kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir." Yani, gücünün yettiği hedy kurbanını kessin. Bunun en azı ise davardır. Sığır da kesebilir. Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eşleri için sığır kesmiştir.

 

 

[880] Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Allah Rasölü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) temettü' haccı yapan eşleri için sığır kesti. İbn Merduyeh'in rivayet ettiği bu hadis temettü' haccının meşru olduğunu göstermektedir.

 

 

[881] Nitekim Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde, İmran b. Husayn'dan şöyle rivayet etmişlerdir: "Allah'ın kitabında temettü' haccı ile ilgili ayet indi. Biz de Allah Rasölü ile birlikte bu şekilde haccettik. Bunu haram kılan bir ayet de nazil olmadı. Allah Rasölü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat ettiği zaman bu hac yasaklanmamıştı. Ancak adamın biri, kendi kafasından dilediği gibi konuşuyor. " İmam Buhari onun "adamın biri" ile Hz. Ömer (r.a.)'ı kastettiğini söylemiştir. İmam Buhari'nin söylediği başka bir rivayette, "Ömer (r.a.) insanları temettü' haccından engeller ve 'Biz Allah'ın kitabını alacaksak Allah (c.c) tamamlamayı emrediyor' derdi" şeklinde açık ifadeyle gelmiştir. Hz. Ömer (r.a.) bununla da Allah'ın (c.c) "Haccı ve umreyi Allah için tam yapın." buyruğunu kastetmektedir. Ayrıca Ömer (r.a.)'in bundan nehyi, yasaklama şeklinde değildi. Kendisinin de ifade ettiği gibi o (r.a.) bunu sadece insanların hac ve umre için daha çok gelmelerini sağlamak maksadıyla yapıyordu.

 

"Kurban kesemeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki hepsi tam on gündür." Allah (c. c) burada buyuruyor ki: Kim de kurban kesemeyecekse haccda iken, yani hac günlerinde üç gün oruç tutsun. Arafat vakfesinden önce, Zilkade ayının ilk on gününde tutması daha evladır. Ata böyle söylemiştir. İbn Abbas (r.a.) ve başkaları ise, "hac günlerinde" ifadesine dayanarak, orucu ihramh iken tutar, demişlerdir. Bazıları da Şevval'in başından itibaren oruç tutmayı caiz görmüşlerdir ki bunu da Tavus, Mücahid ve daha birçok kişi söylemiştir. Şa'bi'ye göre Arafat ile öncesindeki iki gün oruç tutmak caizdir. Mücahid, Said b. Cübeyr, Süddi, Ata, Tavus, Hakem, Hasan-ı Basri, Hammad, İbrahim, Ebu Cafer el-Bakır, Rebi' ve Mukatil b. Hayyan da böyle söylemişlerdir. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hedy kurbanı bulamazsa Arafaftan önce hac günlerinde üç gün oruç tutması vaciptir. Arafat günü, orucunun üçüncü günü olursa orucu tamamlanmış olur. Yedi gün de memleketine döndüğünde tutar. Ebu İshak, Vebre kanalıyla İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir Tevriye gününden önceki gün, bir Tevriye günü, bir de Arafat günü oruç tutar. Cafer b. Muhammed, babasından, o da Ali (r.a.)'tan da böyle rivayet etmiştir.

 

Bayramdan önce üç günlük orucun hepsini veya bir kısmını tutmamışsa onları teşrik günlerinde tutması caiz midir, değil midir? Bunda alimlerin iki görüşü vardır ki bunlar aynı zamanda İmam Şafii'nin görüşleridir. İmam Şafii'nin ilk mezhebindeki görüşü, oruç tutmasının caiz olduğu yönündedir.

 

 

[882] Zira Sahih-i Buhari' de yer alan bir rivayette Aişe (r.anha) ile İbn Ömer (r.a.): Teşrik günlerinde bu oruçları tutma ruhsatı sadece kurban bulamayan kimselere verilmiştir, demişlerdir. Bunu İmam Malik de aynı lafızla; "Zühri'den, o Urve'den, o da Aişe'den" ile 'Salim'den, o da İbn Ömer'den" senet zincirleriyle rivayet etmiştir. Bu söz onlardan birçok tarikle rivayet edilmiştir. Süfyan, Cafer b. Muhammed'den, o da babasından şöyle nakleder: Ali (r.a.) şöyle derdi: Kim hac döneminde üç gün oruç tutamazsa onları teşrik günlerinde tutar. Ubeyd b. Umeyr el-leysi, İkrime, Hasan-ı Basrı ve Urve b. Zübeyr de böyle demiştir. Onlar bunu Allah'ın (c.c) "hac günlerinde üç gün oruç tutar" buyruğundaki genel ifadeye dayanarak söylemişlerdir.

 

İmam Şafii'nin yeni mezhebindeki görüşüne göre ise bu oruçları teşrik günlerinde tutmak caiz değildir.

 

 

[883] Zira İmam Müslim, Nübeyşe el-Hüzeli (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Teşrik günleri yeme, içme ve Allah'ı zikretme günleridir." 

"Memleketinize döndüğünüzde de yedi gün oruç" buyruğundaki memlekete dönüşten kastın ne olduğuna dair iki görüş vardır. Birincisine göre; "memleketinize dönerken yolda" dır. Bu yüzden Mücahid: Bu bir ruhsattır. İsterse bunları yolda tutar, demiştir. Ata b. Ebi Rebah da böyle demiştir. İkinci görüşe göre ise mana "memleketinize döndüğünüzde" dir. Abdurrezzak, Salim'den şöyle rivayet etmiştir: İbn Ömer (r.a.)'ı şöyle derken işittim: "Kurban kesemeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar. " Yedi gün orucu ailesinin yanına döndükten sonra tutar. Said b. Cübeyr, Ebu Aliye, Mücahid, Ata, İkrime, Hasan-ı Basri, Katade, Zühri ve Rebi’ b. Enes'ten de böyle rivayet edilmiştir. Hatta İbn Cerir bu konuda icma olduğunu nakleder.

 

 

[884] Nitekim İmam Buhari, Salim b. Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah Veda Haccı'nda, hacdan önce bir umre yaptı ve beraberinde Zülhuleyfe'den hedy kurbanı getirdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önce umre sonra da hac niyetiyle telbiye getirdi. Diğer insanlar da Rasulullah ile birlikte hacca kadar bir umre yaptılar. Bazıları hedy kurbanı getirmiş, bazıları ise getirmemişti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye geldiği zaman, "Hedy kurbanı bulunanlar haccını tamamlayana kadar ihramdan çıkmasın, kurbanı bulunmayanlar ise Kabe'yi tavaf edip, Safa ile Merve arasında sa'y ettikten sonra tıraş olup ihramdan çıksın. Kurban bulamayanlar ise hac sırasında üç, evine döndükten sonra da yedi gün olmak üzere (toplam on gün) oruç tutsun" buyurdu ...  Zühri der ki: Bana Urve, Aişe (r.anha)'dan, Salim'in babasından naklettiğinin aynısını nakletti. Hadis Zühri'nin bu lafızla rivayetiyle Buhari ve Müslim' de geçmektedir.

 

"Hepsi tam on gündür. " cümlesi, pekiştirme cümlesidir. Nitekim Araplar "gözümle gördüm", "kulağımla işittim" ve "ellerimle yazdım" gibi pekiştirme üslubunu kullanırlar. Aynı şekilde Allah (c.c)'ın "Kanatlarıyla uçan hiçbir kuş" (En'am,38) "Ve sen onu iki elinle yazmazdın ... " (Ankebut, 48) "Biz Musa'ya otuz geceyi sözleşmiş ve onu on ile tamamlamıştık. Böylece Rabbi'nin buluşma süresi kırk geceye ulaştı" (A'raf, 142) buyruklarında da pekiştirme vardır.

 

Denildi ki: ".....: tam" ifadesiyle oruçların eksiksiz ve tam tutulması emredilmiştir. İmam Taberi bunu tercih eder. Bir görüşe göre "tam on gün oruç"tan kasıt "hedy kurbanının yerine geçen on gün" dür. Hüşeym, Hasan-ı Basrl'den "tam on gün"den kasıt "hedy kurbanının yerini tutacak on günlük oruç"tur.

 

"Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. " İmam Taberi der ki: Müfessirler, kastedilenlerin Harem-i Şerif bölgesi sakinleri olup onların temettü' haccı yapamayacakları hususunda ittifak etmişlerdir. Ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir." ile kimlerin kastedildiği hususunda ise ihtilaf etmişlerdir. Kimisi: Sadece Harem-i Şerif bölgesi sakinleri kastedilmiştir, demiştir. Süfyan-ı Sevri, İbn Abbas (r.a.)'tan: Onlar Harem-i Şerif halkıdır, dediğini rivayet etmiştir. İbn Abbas'tan (r.a.) yapılan başka bir rivayette şu ziyade vardır: İlim ehli bu düşüncededirler. Katade der ki: Bize anlatıldığına göre İbn Abbas (r.a.) şöyle dermiş: Ey Mekkeliler! Size temettü' yoktur. Bu, dışarıdan gelenlere helal, size ise haram kılınmıştır. Sizden biri (umre için ihrama gireceği zaman), bir vadiyi geçer -veya: kendisiyle Harem arasına bir vadi koyar- sonra umreye niyet edip telbiyede bulunur. Abdurrezzak ... Tavlıs'un oğlundan, babası Tavlıs'tan şöyle rivayet etmiştir: Temettü' Mekkeliler için değildir. Ailesi Harem-i Şerif'te olmayan başka insanlar içindir. Allah'ın (c.c) "Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir." buyruğunda ifade edilen de budur. Abdurrezzak der ki: Bana İbn Abbas (r.a.)'tan da Tavlıs'un sözünün aynısı ulaştı.

 

Bazılarına göre ise burada Harem-i Şerif halkının yanında Harem-i Şerif ile mikadar arasında bulunan halk da kastedilmiştir. Örneğin Abdurrezzak, Ata'dan şöyle nakleder: Kimin ailesi mikat sınırları içinde ise o da Mekkeli sayılır ve temettü' haccı yapamaz. Abdullah b. Mübarek, Abdurrahman b. Yezid b. Cabir kanalıyla Mekhul'den "Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. " buyruğu hakkında: Bunlar mikat içinde kalan kimselerdir, dediğini nakleder. İbn Cüreyc, Ata'dan: Burası Arafat, Merre, Urene, Dacnan ve Reciğ' dir, dediğini rivayet etmiştir.

 

Abdurrezzak'ın Zühri'den rivayetine göre o: "Ailesi Mekke'ye bir günlük mesafede oturan, temettü' haccı yapabilir, demiştir. Ondan başka bir rivayete göre: Bir iki günlük mesafede oturan, demiştir. İmam Taberi bu hususta İmam Şafii'nin, "kastedilenler Harem-i Şerif halkı ile namazlarda kısaltma yapılmayan yolculuk mesafesi kadar uzaklıkta oturanlardır" şeklindeki görüşünü tercih etmiştir. Çünkü bunlar yolcu değil, "hazır ve mukim" dirler. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

''Allah'tan korkun." Yani, size emir ve yasaklarında O'ndan korkun ve "Bilin ki Allah'ın" emirlerini çiğneyen ve yasaklarını işleyenleri "cezalandırması çok şiddetlidir. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

197. Hacc, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı kendisine farz ederse, hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, tartışmak yoktur, ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvadır. Eyakıl sahipleri! Benden korkun.