|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 200 – 202.ayetler |
Sırf Dünyayı
isteyenlerle Onunla Birlikte Ahireti de isteyenler:
200. Hac
ibadetlerinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi hatta ondan daha kuvvetli bir
şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki; "Ey Rabbimiz! Bize
dünyada ver" derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
201. Onların bir kısmı
da "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi
cehennem azabından koru" derler.
202. İşte onlar için,
kazandıklarından büyük bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görendir.
Tefsiri:
Allah'u Teala hac
ibadetlerini yerine getirenlere, bundan sonra da kendisini bol bol
zikretmelerini emir buyuruyor.
"Babalarınızı
andığınız gibi" ifadesinden ne kastedildiği hususunda ihtilafvardır. İbn
Cüreyc'in, Ata'dan nakletliğine göre mana şöyledir: Allah'ı çocuğun "Baba,
anne" demesi gibi zikredin. Yani, bebek anne ve baba sözlerini dilinden
düşürmediği gibi, siz de hac menasikini bitirdikten sonra Allah'ın (c. c) adını
dilinizden düşürmeyin. Dahhak ve Rebi’ b. Enes de böyle söylemişlerdir. İmam
Taberi, Avfi kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'ın da benzer sözünü rivayet etmiştir.
Said b. Cübeyr de, İbn Abbas (r.a.) 'tan şöyle nakleder: İslamdan önce insanlar
hac mevsiminde bir yerde dururlar ve her bir kimse, "Babam şöyle yemek
yedirirdi, şu işleri yapardı, diyetleri yüklenirdi" derdi. Onlar
atalarının yaptıklarını anlatmaktan başka bir iş yapmazlardı. Bu yüzden Yüce
Allah, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Babalarınızı andığınız
gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın." ayetini inzal
buyurdu. Ebu Hatım der ki; Enes b. Malik, Ebu Vail, kendisine atfedilen iki
sözden birinde Ata b. Ebi Rebah, Said b. Cübeyr, iki rivayetten birinde İkrime,
Mücahid, Süddi, Ata el-Horasanı, Rebi’ b. Enes, Hasan, Katade, Muhammed b. Ka'b
ve Mukatil b. Hayyan'dan böyle rivayet olunmuştur. Taberi de bir grup ilim
ehlinden böyle rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Ayetten asıl kasıt,
Allah'ı (c.c) çok anmaya teşviktir. Bu yüzden ".....: Ev eşedde
zikran" daki "zikran" gramer açısından temyiz ve mansuptur.
Cümlenin takdirinde "minhu" ziyadesi vardır. Yani, "ev eşedde
minhu zikran." Burada "-ev- veya" edatı, bahsedilen hususta
(ev'den öncesi ile sonrası) arasında bir fark bulunmadığını ifade etmek
içindir. Aynen şu ayet-i kerimelerde olduğu gibi: "Sonra kalbiniz yine
katılaştı. Taş gibi veya daha da katı oldu." (Bakara, 74) "Allah'tan
korkar gibi veya daha çok korkarlar." (Nisa, 77) "Onu yüz bin veya
daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik." (Saffat,47) "Araları iki
yayaralığı kadar veya daha yakın oldu. " (Necm, 9) Bu ifadelerde hiçbir
şekilde şüphe ve tereddüt yoktur. Bilakis haber verilen şeyin öyle veya daha
fazla olduğu bildirilmektedir.
Allah Teala kendisini
çok zikretmeyi emretmesinin ardından şimdi de onları çok dua etmeye
yönlendiriyor. Çünkü bu zaman ve mekanlar duaların kabul ihtimalinin kuvvetli
olduğu zaman ve mekanlardır. Allah (c. c) ahiretine sırt çevirerek sadece
dünyalıklar isteyenleri kınayarak şöyle buyuruyor: "İnsanlardan öyleleri
var ki; "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver" derler. Böyle kimselerin
ahiretten hiç nasibi yoktur." "....." nasip ve pay demektir. Bu
kınama aynı zamanda bu tür kimselere benzemekten korkutma ve kaçındırmayı
içermektedir. Said b. Cübeyr, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bazı
bedeviler vakfeye geldiklerinde "Allah'ım! Bu yılı yağmur, bereket ve
güzeloğullar yılı eyle" diye dua ederler, ahirete dair hiçbir dua
etmezlerdi. Allah (c.c) bunlar hakkında: "İnsanlardan öyleleri var ki;
"Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver" derler. Böyle kimselerin ahiretten
hiç nasibi yoktur." ayetini inzal buyurdu. Daha sonra gelen mü'minler ise,
"Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi
cehennem azabından koru" diye dua ediyorlardı. Allah (c. c) onlar hakkında
da: "İşte onlar için, kazandıklarından büyük bir nasip vardır. Allah,
hesabı çok çabuk görendir." ayetini nazil etti. Böylece kendisinden hem
dünyayı hem ahireti isteyenleri övdü.
"Ey Rabbimiz! Bize
dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından
koru" duası dünyevi her güzelliği toplamakta, her türlü şerri de bertaraf
etmektedir. Çünkü "dünyadaki iyilik", müfessirlerin ifadelerinde
geçen afiyet, geniş ev, iyi eş, geniş rızık, faydalı ilim, salih amel, hızlı
ulaşım vasıtası, iyilikle yad edilme ve benzeri tüm dünyevi faydalan ve
arzulanan nimetleri kapsamaktadır. Bunlar arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü
hepsi de "dünyanın iyilikleri" kapsamında yer alır. Ahiretteki
iyiliğin zirvesi ise cennete girmek ve onun sonucu mahşerdeki en korkunç
anlarda kendini güvende ve rahat hissetmek, hesabın kolay görülmesi gibi uhrevi
güzellikleridir. Cehennemden kurtulmak ise, dünyada buna vesile olacak
"haramlardan ve günahlardan kaçınma, şüpheleri ve haramları terk
etme" gibi şeylerin ku la kolaylaştırılmasıyla gerçekleşir. Kasım Ebu
Abdurrahman der ki: Kime şükreden bir kalp, zikreden bir dil ve sabreden bir
beden verilmişse ona dünyada iyilik ve ahirette iyilik verilmiş, cehennem
azabından da korunmuştur. Bu yüzden, hadislerde bu duaya teşvik edilmiştir.
[918] İmam Buhari, Enes
b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle derdi: ''Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver,
ahirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından
koru. "
[919] İmam Ahmed b.
Hanbel, Abdulaziz b. Suheyb'den şöyle rivayet etmiştir: Katade, Enes b. Malik'e
"Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in en çok yaptığı dua
hangisiydi?" diye sordu: Enes: "Şöyle derdi, dedi: ''Allah'ım! Ey
Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından
koru."
Enes (r.a.) da tek bir
dua etmek istediğinde bunu söyler, birden fazla dua edeceği zaman onun arasında
bu duayı yapardı. Bunu Müslim rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim, Abdusselam b.
Şeddad'dan şöyle nakleder: Enes b. Malik (r.a.)'ın yanındaydım. Sabit ona:
"Kardeşlerin kendilerine dua etmeni arzuluyorlar" deyince,
"Allah'ım! Bize
dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından
koru" diye dua etti. Bir süre sohbet ettiler. Sonra kalkmak istediklerinde
Sabit, "Ey Ebu Hamza, kardeşlerin kalkmak istiyorlar, onlara dua et!"
dedi. Bunun üzerine Enes b. Malik şöyle dedi: "Size işi zorlaştırmamı mı
istiyorsunuz? Allah size dünyada iyilik, ahirette iyilik verir ve ateş
azabından da korursa, size her nimeti vermiş olur."
[920] Yine Ahmed b.
Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) adeta civcive dönüşmüş bir Müslüman'ı ziyaret etti. Ona
''Allah'a bir şey için dua ediyor veya O'ndan bir şey istiyor muydun?"
diye sordu. Adam: "Evet, "Allah'ım! Bana ahirette vereceğin azabı öne
alarak dünyada ver" dedim. Bunun üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Subhanallah! Ona gücün yetmez -veya güç yetiremezsin-, şöyle
deseydin ya 'Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi
cehennem azabından koru!'" Ondan sonra adam böyle dua etti de Allah (c. c)
ona şifa verdi. Bunu (diğer muhaddislerden) sadece Müslim tahric etmiş ve İbn
Ebi Adiyy'in rivayetiyle rivayet etmiştir.
[921] İmam Şafii'nin
Abdullah b. Saib (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o, Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i Rükn-i Yemani ile Rükn-i Hacer-i Esved arasında "Ey
Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem
azabından koru." diye dua ederken işitmiştir. Sevri'nin İbn Cüreyc’den
rivayetindeki lafız da böyledir. Bunu İbn Mace de Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet etmiştir. Fakat bunun
senedinde zayıflık vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[922] İbn Merduyeh, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Ben Rükn'ün yanından her geçtiğimde, ''Amin"
diyen bir melek gördüm. Onun için oradan geçtiğinizde, 'Ey Rabbimiz! Bize
dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.' deyin.
"
Hakim, Müstedrek'inde
Said b. Cübeyr'den şöyle rivayet etmiştir: Birisi İbn Abbas (r.a.)'a gelerek
"Hac yolculuklarında kendilerine ücret karşılığı hizmet etmek üzere
kavmimle anlaştım. Sonra (hac ibadetinin yapıldığı birkaç günde hizmet beklemeyip)
hac ibadetini ifa etmeme izin vermeleri karşılığında ücretin bir kısmını
düşürdüm. Haccı ifa etmiş olur muyum?" diye sordu. İbn Abbas (r.a.) ona
şöyle dedi: Sen haklarında Allah'ın (c.c) "İşte onlar için,
kazandıklarından büyük bir nasip vardır. Allah, hesabı çok çabuk görendir.
" buyurduğu kimselerdensin." Hakim daha sonra: Buhari ve Müslim
tahric etmemiş olsalar da bu, onların koşullarında bir hadistir, demiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |