|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 219, 220.ayetler |
İçki ve Kumar:
219. Sana, içki ve
kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve
insanlar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından
daha büyüktür. Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar.
"İhtiyaç fazlasını" de. Allah size ayetleri böyle açıklar ki
düşünesiniz.
220. Dünya ve ahiret
hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De
ki: Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte
yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah,
bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz
Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tefsiri:
[959] imam Ahmed b.
Hanbel'in, Ömer (r.a.)'tan şöyle naklettiğine göre; içkiyi haram eden ayet
nazil olunca Hz. Ömer (r.a.):
"Allah'ım! içki
konusunda bizi rahatlatan bir açıklama gönder" diye dua etti. Bunun
üzerine Bakara suresindeki "Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar.
De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar
vardır ... "ayeti nazil oldu. Hz. Ömer (r.a.) çağrıldı ve kendisine bu
ayet okundu. Ömer (r.a.) yine: "Allah'ım! içki hususunda bize rahatlatıcı
tam bir açıklama gönder" diye dua etti. Bunun üzerine "Ey iman
edenler! Sarhoş olarak namaza yaklaşmayın" ayeti nazil oldu. Bu ayetten
sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in görevlendirdiği bir münadi
"Sakın hiçbir sarhoş namaza yaklaşmasın" diye duyuru yapardı. Bu ayet
nazil olunca Ömer (r.a.) çağrılıp ona bu ayet okundu. Ömer (r.a.) yine,
"Allah'ım! içki hususunda bize rahatlatıcı tam bir açıklama gönder"
diye dua etti. Bunun üzerine Maide suresindeki bu ayet nazil oldu. Ömer (r.a.)
yine çağrıldı ve kendisine bu ayet okundu. ''Artık bundan vazgeçecek
misiniz?" buyruğuna gelindiğinde Ömer (r.a.): "Vazgeçtik,
vazgeçtik" dedi. Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai de birçok tarikten, onların
İsrail, onun da Ebu İshak'tan nakliyle rivayet etmişlerdir. İbn Ebi Hatim ve
İbn Merduyeh de Sevri’nin Ebu İshak'tan, onun Ebu Meysere'den onun da Ömer
(r.a.)'tan nakliyle böyle rivayet etmişlerdir. Ebu Meysere'nin Hz. Ömer
(r.a.)'tan bundan başka hiçbir rivayeti bulunmamaktadır. Buna rağmen Ebu Zür'a:
Ebu Meysere'nin Ömer (r.a.)'tan işitmişliği yoktur, demiştir. Doğrusunu en iyi
Allah bilir. Ali b. el-Medını: Senedi salih ve sahihtir, demiştir. Tirmizi de
bunun sahih olduğunu söylemiştir. İbn Ebi Hatim'in rivayetinde şu ziyade
vardır: Ömer (r.a.) "Vazgeçtik. Çünkü o malı heba eder, aklı baştan
alır." dedi. Bu hadis, Maide suresindeki "Ey iman edenler! Şarap,
kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir
... " (Maide, 90) ayetinde Ahmed b. Hanbel'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan
rivayetiyle de gelecek.
"Sana, içki ve
kumar hakkında soru sorarlar." İçki, Mü'minlerin emiri Ömer (r.a.)'ın
söylediği gibi, "aklı örten şey"e denir. Bunun ve kumarın ne demek
olduğunun açıklaması Maide suresinde gelecektir.
"Her ikisinde de
büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. " Bunların
günahı / zararı dinı, faydaları ise dünyevldir. Zıra içkinin bedene birtakım
faydaları vardır. Hazmı kolaylaştırır, vücuttaki artıkları atar, zihne bir süre
canlılık verir, insana moral verir ve rahatlatır. Nitekim Hassan b. Sabit
kendisinin cahiliyye çağında şöyle demiştir:
İçkiyi içeriz de o bizi
düşmanla karşılaşmaktan, Hiç çekinmeyen kral ve arslanlar yapar.
Yine içkiyi satmak ve
ondan para kazanmak da onun dünyevı faydalarındandır. Nitekim bazıları kumardan
kazandıkları paraları biriktirip onunla kendisinin ve aile efradının
ihtiyaçlarını görürdü. Fakat bu faydalar onun çok büyük zararları ve
tahribatıyla kıyaslanamayacak kadar basit kalır. Çünkü bu zararlar akla ve dine
gelen zararlardır. Bu sebeple Yüce Allah ''Ancak her ikisinin de günahı
faydasından daha büyüktür." buyurmuştur. O yüzden bu ayet-i kerime içkinin
daha sonra kesin bir şekilde haram kılınması için hazırlık aşaması olmuştur.
Burada o, açıkça söylenmeyip ima edilmiştir. Nitekim kendisine bu ayet
okunduğunda Hz. Ömer (r.a.) "Allah'ım! Bize içki hususunda rahatlatıcı bir
açıklama gönder" demiştir. Nihayet içkinin haram olduğunu açıklayan Maide
suresindeki şu ayet inmiştir: "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili
taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak
durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar yoluyla ancak aranıza
düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.
Artık (bunlardan) vazgeçtiniz, değil mi?" (Maide, 90-91) Bu konu hakkında
inşaallah Maide süresinde konuşacağız. Yegane güvencemiz Yüce Allah'tır.
Abdullah İbn Ömer,
Şa'bi, Mücahid, Katade, Rebi' İbn Enes ve Abdurrahman İbn Eslem; içki konusunda
ilk inen ayetin "Sana, içki ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her
ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır."
ayeti olduğunu söylemişlerdir. Daha sonra Nisa suresindeki ayet, ardından da
Maide suresindeki ayet inmiş ve içkiyi haram kılmıştır.
"Yine sana iyilik
yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. 'İhtiyaç fazlasını (afv)' de."
Ayetteki "ihtiyaç fazlası" manasına gelen "....."
kelimesinin sonu bazı kıraatlerde ötre, bazı kıraatlerde üstün okunmuştur.
Bunların ikisi de güzel, isabetli ve mana bakımından da birbirine yakındır.
[960] İbn Ebi Hatim'in
Yahya'dan naklettiğine göre ona şöyle anlatılmıştır: Muaz b. Cebel (r.a.) ile
Sa'lebe (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek "Ya
Rasulallah! Bizim malolarak kölelerimiz ve ailelerimiz var" dediler. Bunun
üzerine Allah (c.c) "Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını
sorarlar. 'İhtiyaç fazlasını (afv)' de." ayetini nazil etti. Hakem, Miksem
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, onun "afv" kelimesi için: "O, aile
ne harcadıklarından arta kalandır" dediğini rivayet etmişlerdir. Aynı
şekilde Abdullah İbn Ömer, Mücahid, Ata, İkrime, Said İbn Cübeyr, Muhammed İbn
Ka'b, Hasan, Katade, Kasım, Salim, Ata el-Horasani, Rebi' İbn Enes ve başka
birçok kişiden de onların ayetteki "afv" kelimesini "arta kalan
ve fazlalık" diye tefsir ettikleri rivayet edilmiştir. Tavus'tan: Afv her
şeyden az bir miktardır, dediği; Rebi" den ayrıca: Senin en değerli ve en
hoş malından, dediği rivayet edilmiştir. Bu tefsirlerin hepsinin dönüp geldiği
mana "fazlalık ve artakalan"dır. Abd b. Humeyd de, tefsirinde Hasan-ı
Basri'den bu buyruk hakkında şöyle rivayet eder: Bu, malını zorla dağıtınan,
sonra oturup insanlardan dilenmendir.
[961] Bu manaya delalet
eden bir rivayet de İmam Taberi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'tan naklettiği şu
hadistir. Bir adam "Ya Rasulallah! Benim bir dinarım var" dedi.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu kendine harca"
buyurdu. Adam: "Bir dinarım daha var" dedi. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Onu eşine harca" buyurdu. "Bir dinarım daha
var" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu çocuklarına
harca" buyurdu. Adam:
"Bir dinarım daha
var" deyince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onu ne
yapacağını kendin daha iyi bilirsin" buyurdu. Bunu Müslim, Sahih'inde
rivayet etmiştir.
[962] Yine İmam Müslim,
Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir adama şöyle buyurdu: "Önce senden başlayıp kendine
harca. Parandan bir şeyartarsa aile efradına, ondan bir şey artarsa akrabalarına,
ondan da bir şeyartarsa şöyle şöyle dağıt" buyurdu.
[963] Yine Müslim'in Ebu
Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "En hayırlı sadaka zengini ihtiyaçsız halde iken verilen
sadakadır. Yüksek el, alçak elden daha hayırlıdır. Sen harcamaya, bakmakla
sorumlu olduğun kimselerden başla." buyurdu.
[964] Başka bir hadiste
de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ey
Ademoğlu! Elindeki fazla malı harcaman senin için en hayırlısı, onu elinde
tutup vermemen senin için en kötüsüdür. Sen kendi geçimin için yaptığın
harcamalardan kınanmazsın. "
Sonra, bu ayetin zekat
ayetiyle neshedildiği söylenmiştir. Bunu Ali b.
Ebi Talha ile Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan rivayet etmişlerdir. Ata' elHorasani ile Süddi de böyle
söylemişlerdir. Bunun zekat ayetinin tefsiri olduğunu söyleyenler de vardır.
Mücahid ve başkaları bu görüştedirler ki bu daha isabetlidir.
"Allah size
ayetleri böyle açıklar ki düşünesiniz. Dünya ve ahiret hakkında. " Yani,
Yüce Allah bu hükümleri size açıkladığı ve beyan ettiği gibi diğer ayetlerde de
hüküm, vaad ve tehditlerini ortaya koyar. Ta ki siz dünya ve ahiret hususunda
tefekkür edesiniz, düşünesiniz. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Yani, dünyanın fani olduğunu ve yok olup gideceğini, ahiretin ise
gelmekte olup, onun sonsuza dek devam edeceğini düşünesiniz. İbn Ebi Hatim,
Sa'k et-Temimi’den şöyle nakleder: Hasan-ı Basri'yi dinledim; Bakara
suresindeki bu "Umulur ki dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz"
ayetini okudu ve şöyle dedi: Vallahi bu dünya hakkında düşünüp onun sınav yurdu
olduğunu, sona ereceğini idrak etmesi, ahiretin de amellerin karşılığının
görüleceği bir yurt olup sonsuza dek süreceğini idrak etmesidir. Katade, İbn
Cüreyc ve başkaları da böyle demişlerdir. Abdurrezzak da Mamer kanalıyla
Katade'den şöyle rivayet etmiştir: Ta ki ahiretin dünyadan daha üstün ve
değerli olduğunu bilesiniz. Başka bir rivayette Katade şöyle demiştir: Öyleyse
ahireti dünyaya tercih ediniz. Biz "Göklerin ve yerin yaratılışında ...
akıl sahipleri için ayetler vardır" (Al-i İmran, 190) ayetinde tefekkür ve
öğüt almanın manası hususunda selef-i salihinden birçok eser zikrettik.
"Sana yetimler
hakkında soruyorlar. De ki: Onların işlerini düzeltmek (yüzüstü bırakmaktan)
daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin
kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi,
sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. .. "
[965] İmam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Yetim’in malına ancak en güzel şekilde
yaklaşın." (En'am, 152) ayeti ile "Haksızlıkla yetimlerin mallarını
yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar
alevlenmiş ateşe gireceklerdir. " (Nisa, 4) ayeti nazil olunca yanlarında
yetim bulunanlar yiyecek ve içeceklerini yetimlerin yiyecek ve içeceklerinden
ayırdılar. Yetimin yemeği arttığında kaldırıyor ve yetim yiyene veya yemek
bozulana kadar bekletiyorlar (ondan bir lokma olsun almıyorlardı). Ancak bu
onlara meşakkatli geldi ve durumu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
söylediler. Bunun üzerine Allah (c.c): "Sana yetimler hakkında soruyorlar.
De ki: Onların işlerini düzeltmek (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer
onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir."
ayetini nazil etti. Bunun üzerine Müslümanlar yiyecek ve içeceklerini
yetimlerin yiyecek ve içecekleriyle karıştırdılar. Ebu Davud, Nesai, İbn Ebi
Hatim, İbn Merduyeh ve Hakim Müstedrek'inde birçok tarikle Ata b. Saib'den
böyle rivayet etmişlerdir. Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas (r.a.)'tan böyle
rivayet etmiştir. Süddi, Ebu Malik ile Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas
(r.a.)'tan, Mürre kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'tan bunun benzerini rivayet
etmiştir. Mücahid, Ata, Şa'bi, İbn Ebi Leyla ve Katade ile selef ve haleften
birçok kişi de bu ayetin nüzul sebebini böyle açıklamışlardır.
Veki' b. Cerrah ... Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakleder: "Ben yetimin malının yanımda benim malımdan
ayrı durmasından hoşlanmıyorum. Yemeğimi yemeğine, içeceğimi içeceğine
katmadıkça içim rahat etmiyor." Dolayısıyla "Onların işlerini
düzeltmek"ten kasıt, onlara ayrı yerde yalnız bakmaktır. "Eğer
onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir.
" buyruğunun manası ise şöyledir: Siz yemeğinizi onların yemeğine,
içeceğinizi onların içeceğine katarsanız bunda bir beis yoktur. Çünkü onlar
sizin kardeşlerinizdir. Bu yüzden Allah (c.c): "Allah, işleri bozanla
düzelteni bilir." buyurmuştur. Yani, niyet ve kastı bozmak olan ile düzeltmek
olanı bilir. "Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı.
" Yani, Allah (c.c) dileseydi sizi darlığa ve zorluğa sokardı. Fakat O
(c.c) size genişlik verdi, hükmü hafifletti, onlarla güzel şekilde iç içe
olmanızı mübah kıldı. "Şüphesiz Allah güçlüdür, hakimdir." Nitekim
Allah (c. c) başka bir ayette de:
"Yetimin malına
ancak en güzel şekilde yaklaşın." (En'am, 152) buyurmuştur. Hatta Yüce
Allah fakire, yetimin malından normal miktarda yemesi için izin vermiştir. Ya
durumu iyileştiğinde ödeme şartıyla veya tamamen karşılıksız olarak ondan
alabilir. Bunun açıklaması, Allah'ın izniyle Nisa suresinde gelecek. Yegane
güvencemiz Allah (c.c)'dur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |