İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

10.ayet

 

10. Onların kalblerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır.

 

Tefsiri:

 

Süddi; Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre el-Hemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden, bu ayetin tefsirinde şunları nakleder: "Bir hastalık vardır" ile "hastalıklarını artırmıştır" cümlelerindeki "hastalık"tan kasıt, şek ve şüphedir. Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Onların kalblerinde bir hastalık vardır." Yani, şüphe vardır. Mücahid, İkrime, Hasan-ı Basrl, Ebu Aliye, Rebi' b. Enes ve Katade de böyle demişlerdir. İkrime ve TavUs'tan: Hastalıktan kasıt riyadır, dedikleri de rivayet edilmiştir. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Bir hastalık vardır" ile "hastahklarını artırmıştır" cümlelerindeki "hastalık"tan kasıt, nHaktır. Her ikisinde de mana birdir. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem "Onların kalblerinde bir hastalık vardır." ayeti hakkında şöyle der: Bu, dünyada, bedeni olmayan bir hastahktır. Ayette bahsedilenler, münafıklardır. Hastalık, kalplerine girmiş İslam'a dair şüphedir. ''Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. " Yani, pisliklerini çoğaltmıştır. Nitekim Allah (c.c) "Herhangi bir sure indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: 'Bu, sizin hanginizin imanını artırdı?' İman edenlere gelince (bu sure) onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler. Kalplerinde hastalık (kafirlik ve münafıklık) olanlara gelince onların da pisliklerine pislik katar." (Tevbe, 124-125) buyurmuştur. Yani; şerlerine şer, sapıklıklarına sapıklık katar. Abdurrahman'ın söylediği güzeldir ve bu, "amelin mükafat veya cezasını aynı türden bir şeyle verme" kabilindendir. Evvelkiler de böyle demişlerdir. Bu, Allah'ın (c.c) "Doğru yolu bulanlara gelince Allah onların hidayetlerini arttım ve sakınmalarını sağlar. " (Muhammed, 17) buyruğunun benzeridir.

"Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır." Ayet ....: yalan söylemeleri" şeklinde okunduğu gibi ...... : yalanlamaları" şeklinde de okunmuştur. Zaten münafıklar her iki vasfa da sahiptirler. Zıra onlar hem yalancı idiler, hem de hakikati yalanlıyorlardı. Her iki vasıf onlarda vardı.

 

Kurtubı ve başka müfessirler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şahıs olarak bildiği halde münafıkları öldürmemesinin hikmetini sormuşlar ve buna birtakım cevaplar vermişlerdir ki bazıları şunlardır:

 

 

[380] Buhari ve Müslim' de geçen bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ömer (r.a.)'a: "Ben Arapların 'Muhammed arkadaşlarını öldürüyor' diye konuşmalarını istemem" buyurmuştur. Yani Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), bunun birçok Arabın İslam'a girmede karar değiştirmeye yol açmasından korkuyordu. Çünkü onlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onları öldürme sebebini, onları sadece kafir olmalarından dolayı öldürdüğünü bilemeyeceklerdi. Sadece görünüşe bakarak "Muhammed arkadaşlarını öldürüyor" diyeceklerdi. Kurtubı der ki: Bu bizim alimlerimizin ve başka alimlerin görüşüdür. Bu, inançlarının bozukluğu bilinmesine rağmen müellefe-i kulub'a (kalpleri İslam'a ısındırılmak istenenler) zekat verilmesine benzer. 

 

İbn Atiyye der ki: Bu, İmam Malik’e tabi fukahanın görüşüdür. Muhammed b. Cehm, Kadı İsmail, el-Ebheri ve İbn Macişun bunu bizzat belirtmişlerdir.

Bir başka sebebi İmam Malik'in (rh.a) şu sözüyle ifade ettiği şeydir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) münafıkları, ümmetine, yöneticinin kendi bilgisine dayanarak hüküm veremeyeceğini öğretmek için öldürmedi.

Kurtubı der ki: Nimler öldürme dışındaki konularda ihtilaf etmiş olsalar da yargıcın kendi bilgisine göre öldürme hükmü veremeyeceği hususunda müttefiktirler.

 

Bir hikmeti de İmam Şafii'nin söylediğidir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nifaklarını bildiği halde Müslüman gibi görünen münafıkları öldürmekten engelledi; çünkü onların açığa vurdukları, ondan öncesini siliyordu.

 

 

[381] Bunu Buhari, Müslim ve başkalarının rivayet ettikleri sahih hadisteki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisi desteklemektedir: "Ben insanlar "La ilahe illallah" deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum.

 

Eğer bunu söylerlerse, hak etmeleri durumu dışında kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a kalmıştır. " Yani, bu sözü her söyleyene İslam'ın zahiri hükümleri uygulanır. Söylediğine kalbi de inanıyorsa onun mükafatını ahirette görür. İnanmıyorsa, hakkında İslam hükümlerinin uygulanmasının ve iman ehliyle iç içe olmasının ona hiçbir faydası dokunmaz. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Mü'minler de) derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı! .. " (Hadid, 14) Münafıklar mahşerde bir süre mü'minlerle karışık olacaklar. Haklarında hüküm verilince ise onlardan ayrılıp geride kalacaklar. Sonra da: ''Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şeyarasına perde çekilmiştir." (Sebe, 54) Hadislerde ifade edildiği gibi münafıklar mü'minlerle birlikte secde edemeyecekler.

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in münafıkları öldürmemesindeki bir başka hikmet, bazılarının söylediği şu husustur: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hayatta idi ve onların arasında olup onlara Allah'ın (c.c) ayetlerini okuyordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları öldürdüğü taktirde kendisine bir kötülük gelmesinden çekindi. Vefatından sonra ise onlar münafıklıklarını açığa vururlarsa ve Müslümanlar da bunu bilirlerse öldürülürler. İmam Malik der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanındaki münafık, günümüzdeki zındığın ta kendisidir.

 

Ben derim ki: Küfrünü açığa vuran zındığın tevbeye çağrılması (veya çağrılmayıp direk öldürülmesi) konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Tevbeye her halükarda çağrılacağı veya hiçbir şekilde çağrılmayacağı, sapık fikirlerini yayıp yaymamasına, yahut ilk kez veya defalarca irtidat etmiş olmasına, veyahut Müslüman olur olmaz veya üzerinde İslam'ın şiarları görüldükten sonra irtidat etmiş olmasına bakılacağı yönünde farklı görüşler vardır. Bu görüşlerle sahiplerinin beyanı ve uzun açıklamalar el-Ahkam kitabımızda yer almaktadır.

Tenbih: Resulullah(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bazı münafıkları şahsen biliyordu görüşünün dayanağı, on dört münafığın adının geçtiği Huzeyfe b. Yeman (r.a.) hadisidir. Huzeyfe (r.a.)'dan nakledildiğine göre bu münafıklar Tebuk seferi esnasında oradaki bir dağ yolunda, gece karanlığında ilerlerken Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e suikast yapmayı kararlaştırdılar. Üzerinden düşmesi için devesini ürküteceklerdi. Allah (c. c) Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu vahiyle bildirdi, O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu Huzeyfe'ye haber verdi. Bu on dört münafığın öldürülmemesi de, bahsettiğimiz sebepten veya başka sebeplerden dolayı olabilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bunların dışındaki münafıklara gelince; Allah (c.c) onlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Çevrenizdeki bedevi Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları." (Tevbe, 101) ''And olsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar (fuhuş düşüncesi taşıyanlar), şehirde kötü haber yayanlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz (onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Hepsi de lanetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse, yakalanır ve mutlaka öldürülürler." (Ahzab, 60-61) Bu ayetler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e münafıklara yönelik bir yaptırım emri verilmediğini, onları şahıs olarak tanımadığını, sadece sıfatlarının zikredilip O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunları bazılarında gözlemlediğini göstermektedir. Nitekim Allah (c.c) "Biz dileseydik onları sana gösterirdik de, sen onları yüzlerinden tanırdın. And olsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın. " (Muhammed, 30) buyurur.

 

Münafıkların en meşhuru Abdullah b. Übeyy idi. Zeyd b. Erkam da bahsettiğimiz sıfatlara binaen bunlara tanık olmuştu. Bununla birlikte Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde diğer Müslümanlar gibi onların defnine katıldı.

 

Hz. Ömer (r.a.) münafıklara karşı tutumundan dolayı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i eleştirdi, O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise şöyle buyurdu:

 

 

[382] "Ben Arapların 'Muhammed arkadaşlarını öldürüyor' demelerini istemiyorum. "

 

 

[383] Başka bir sahih rivayette ise: "Muhayyer bırakıldım, ben de (onlara dokunmamayı) seçtim. " buyurdu.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiği zaman, "Biz ancak ıslah edicileriz" derler.

12. Şunu bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.