İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

234.ayet

 

Kocası Vefat Eden Kadının iddeti:

 

234. Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir.

 

Tefsiri:

 

Bu da Allah'ın (c. c) eşleri ölen kadınlara dört ay on gün iddet beklemeleri emridir. Bu hüküm, icmayla gerdeğe giren kadınlarla, girmeyen kadınları kapsar. Meselenin gerdeğe girenler hakkındaki dayanağı bu ayet-i kerimenin genelliği ile şu hadistir:

 

 

[1106] İmam Ahmed b. Hanbel, Sünen Müellifleri ve Tirmizi -sahih olduğunu belirterek- şöyle rivayet etmişlerdir: İbn Mes'ud (r.a.)'a bir kadınla evlenen ve onunla gerdeğe girmeden ve mehir belirlemeden ölen kocanın durumu soruldu. İnsanlar cevap alabilmek için ona defalarca gittiler. İbn Mes'ud (r.a.) sonunda şöyle dedi: "Bunu kendi içtihadıma göre söyleyeceğim. Doğru ise Allah'tandır, yanlış ise benden ve şeytandan olup Allah ve Rasulü ondan berıdir. Kadının mehrin tamamını alma hakkı vardır." Başka bir rivayette: "Kadının ne çok ne eksik, tam mehr-i misil hakkı vardır. İddet beklemesi gerekir. Mirastan da hak payı vardır." dedi.

 

Bunun üzerine Ma'kil b. Sinan el-Eşcai ayağa kalkarak şöyle dedi: Ben de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Vaşık kızı Berva' hakkında böyle hüküm verirken işittim. İbn Mes'ud (r.a.) buna çok sevindi. Başka bir rivayette; Bunun üzerine Eşca' kabilesinden birtakım kişiler ayağa kalkarak "Biz de şahitlik ederiz ki Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Vaşık kızı Berva' hakkında böyle hüküm vermiştir." dediler. Bunun tek istisnası, hamileyken kocasını kaybeden kadındır. Zıra onun iddeti, doğum yapmasıyla sona erer. Kadın bundan sonra bir an dahi beklemeyebilir. Çünkü Allah'ın (c.c) "Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır." (Talak, 4) buyruğu geneldir. İbn Abbas (r.a.) ise her iki ayetle amel etmiş olmak için bu kadının doğum yapmaya kadarki süre ile dört ay on günden en uzununu bekleyeceği görüşündedir. Sünnet'te sabit olan şu hadis olmasaydı bu, güzel bir delil ve kuvvetli bir yol idi:

 

 

[1107] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer alan ve birçok tarikle gelen hadise göre Sübey'a el-Eslemi hamile iken kocası Sa'd b. Havle vefat etti. Sübey'a çok geçmeden doğum yaptı. Başka bir rivayette: Çocuğu birkaç gece (gün) sonra doğurdu. Loğusa dönemi bitince talipliler için süslendi. Bir gün Ebu Senabii b. Ba'kek yanına gittiğinde ona, "Ne o, seni süslenmiş olarak görüyorum? Yoksa evlenmek mi istiyorsun? Vallahi dört ay on gün geçmeden evlenemezsin" dedi. Sübey'a der ki: O bana böyle deyince akşam olduğunda elbisemi üzerime alıp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gittim ve ona bunu sordum. Bana doğumla birlikte iddetten çıktığımı söyledi ve uygun görürsem evlenmemi emretti. 

 

İbn Abdilberr der ki: İbn Abbas (r.a.)'ın daha sonra Sübey'a hadisindeki görüşe döndüğü rivayet edilmiştir. Yani, kendisine delil olarak sunulunca kabul etmiş ve bu görüşe dönmüştür. İbn Abbas (r.a.)'ın arkadaşlarının, tüm ilim erbabı gibi Sübey'a hadisine göre fetva vermeleri bu rivayeti desteklemektedir.

 

Bundan, bir de kocası ölen kadının cariye olması istisnadır. Çünkü onun iddeti hür kadının iddetinin yarısı, cumhura göre iki ay beş gündür. Çünkü had cezalarında hür kadının yarısına çarptırılınca iddette de aynı şekilde yarısı olsun, denmiştir. Muhammed b. Sirin ve bazı Zahiriler gibi bu konuda cariyeyi hür kadınla aynı tutan alimler de vardır. Çünkü ayetin ifadesi geneldir. Hem de iddet her kadının eşit olduğu fıtri şeylerdendir. Nitekim Said b. Müseyyeb, Ebu Aliye ve başkaları, vefat iddetinin dört ay on gün yapılmasının hikmetini, rahimde çocuk bulunma ihtimali olarak açıklamışlardır. Kadın bu kadar bekleyince, bebek varsa ortaya çıkar.

 

 

[1108] Nitekim Buhari, Müslim ve başkalarının İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her birinizin anne karnındaki varlığının oluşumu kırk günde nutfe, o kadar bir zamanda alaka ve ardından yine kırk gün mudğa (et parçası) olarak gerçekleşir. Sonra Allah Teala dört hususu yazmakla görevli bir melek gönderir. " Bu, üç tane "kırk gün", dört ay eder. Sonraki on gün ise bazı ayların eksik olma ihtimali ile çocukta hareketliliğin ona ruh üflenmesinden bir süre sonra ortaya çıkmasından dolayı, ihtiyaten konmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Said b. Arube, Katade'den şöyle nakleder: Said b. Müseyyeb’e "Dört aydan sonraki on gün nedir?" diye sordum. "Onda da ruh üflenir" dedi. Rebi' b. Enes der ki: Ebu Aliye'ye "Dört aydan sonraki on gün neden konmuştur?" dedim, "Çünkü o sürede ona ruh üflenir" dedi. İkisini de İmam Taberi rivayet etmiştir. Buradan hareketle -bir rivayete göreİmam Ahmed b. Hanbel cariyenin iddetinin burada hür kadının iddeti gibi olduğunu söylemiştir. Çünkü o, hür kadınlar gibi bir kocaya eş olmuştur.

 

 

[1109] Ahmed b. Hanbel'in Amr b. el-As (r.a.)'tan rivayetine göre de o şöyle demiştir: Peygamberimizin sünnetini bize karmaşık hale getirmeyin. Üm mü Veled'in efendisi öldüğünde iddeti dört ay on gündür. Bunu Ebu Davud da rivayet etmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel'den, onun bu hadisi kabul etmediği ve "Kabisa, Amr b. el-As'tan hadis işitmemiştir" dediği rivayet edilmiştir. Seleften bir grup zat, bu hadisin ifade ettiği görüştedirler ki onlardan bazıları Said b. Müseyyeb, Mücahid, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri, İbn Sirin, Ebu İyaz, Zühri ve Ömer b. Abdulaziz'dir. Halife Yezid b. Abdulmelik b. Mervan da böyle emrederdi. Evzai ve İshak b. Rahuyeh ile bir rivayete göre Ahmed b. Hanbel de böyle demişlerdir. TavUs ve Katade ise: Ümmü Veled'in efendisi öldüğünde bekleyeceği iddet iki ay beş gündür, demişlerdir. İmam Ebu Hanıfe ve arkadaşları ile Süfyan-ı Sevri ve Hasan b. Salih b. Hayy ise üç haylZ bekler, demişlerdir. Bu Ali, İbn Mes'ud, Ata ve İbrahim en-Neha'i'nin de görüşüdür. İmam Malik, İmam Şafit ve meşhur rivayete göre İmam Ahmed b. Hanbelonun iddetinin bir haylZ süresi olduğunu söylemişlerdir.

 

"Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur." Bu cümleden, kocası vefat eden kadının iddet beklemesinin vacip olduğu sonucu çıkmaktadır.

 

 

[1110] Nitekim Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde birçok kanalla mü'minlerin annesi Ümmü Habibe ile Cahş kızı Zeyneb'ten şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Ancak kocası için dört ay yas tutar. "

 

 

[1111] Yine Buhari ve Müslim'in Sahıh'lerinde Ümmü Seleme'den şöyle rivayet edilmiştir: Bir kadın, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek:

"Ey Allah'ın Rasulü! Kızımın kocası vefat etti. Gözlerinden de rahatsızlandı, ona sürme çekebilir miyiz?" diye sordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):

"Hayır" buyurdu ve bunu iki veya üç defa tekrarladıktan sonra: "Hepsi zaten dört ay on günden ibarettir. Halbuki cahiliye döneminde sizden herhangi biriniz bir yıl yas tutardı" buyurdu. Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb der ki:

Kocası öldüğünde kadın evin küçük bölmesine girer, en kötü elbiselerini giyer ve bir yıl geçene kadar herhangi bir koku veya başka bir şey sürünmezdi. Sonra oradan çıkar ve kendisine hayvan pisliği verilir ve o bunları atardı. Sonra ona eşek, koyun ya da kuş türünden bir hayvan getirilir ve o da vücudunu bunlara sürterdi. Vücudunu bunlardan bir şeye değdirip de ölmediği ise çok az olurdu. 

 

Bundan hareketle İbn Abbas (r.a.) ve benzeri bazı ilim erbabı, bu ayetin biraz ileride gelecek "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler." (Bakara, 240) ayetini neshettiğini söylemişlerdir. Açıklaması ileride geleceği gibi, bu pek isabetli değildir.

Özetle yas, kadının erkekleri ona cezbettirecek koku, süs eşyası ve benzeri şeyleri terk etmesidir. Bu, kocanın vefatında ittifakla vaciptir. Bunun ric'ı talakta vacip olmadığı hususunda da ittifak vardır. Bain talakta (iddet müddeti içinde geri dönüşü olmayan kesin boşama) vacip olup olmadığı hususunda ise iki görüş vardır. Kocası ölen kadınlar ister küçük, ister hayızdan ve nifastan kesilmiş, ister hür, ister cariye, ister Müslüman, ister kafir olsunlar, hepsine de yas tutmaları vaciptir. Çünkü ayetin ifadesi geneldir. İmam Süfyan-ı Sevri, İmam Ebu Hanife ve ashabı ise kafir kadının yas tutması vacip değildir, demişlerdir.

İmam Malik'in talebelerinden Eşheb ve İbn Nafi' de böyle demişlerdir.

Bu görüş sahiplerinin delili Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına üç günden fazla yas tutmak helal değildir. Ancak ölen kocası ise, bu dört ay on gündür. " hadisidir. Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yas tutmayı bir ibadet saymıştır. İmam Ebu Hanıfe ve ashabı, Süfyan-ı Sevri mükellef olmadığından dolayı küçük kızı da bu kapsamda değerlendirmişlerdir. İmam Ebu Hanife ve ashabı, iddetinin kısa olması sebebiyle cariyeyi de buna eklemişlerdir. Bunlar fıkıh ve füruat kitaplarında genişçe ele alınır. Doğruya muvaffak kılan ancak Allah'tır.

 

"Bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit" yani, iddetleri sona erdiğinde ...

Dahhak ve Rebi’ b. Enes böyle demişlerdir. "Kendileri hakkında yaptıkları", yani iddeti sona eren kadınların yaptıkları "meşru işlerde size" yani kadının velilerine "bir günah yoktur. Allah yapmakta olduklarınızı bilir." Atiyye el-Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kadın, kocası tarafından boşanır veya kocası ölürse, iddeti sona erdikten sonra kendisine çekidüzen vermesinde, süslenmesinde ve evlenmesini sağlayacak şeyler yapmasında hiçbir sakınca yoktur. Meşru olan da budur. Mukatil b. Hayyan'dan bunun benzeri rivayet edilmiştir. İbn Cüreyc, Mücahid'den şöyle nakleder: "Kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur." ayetinde kastedilen helal ve güzel evliliktir. Hasan-ı Basrl, Zühri ve Süddi’den de bunun benzeri rivayet edilmiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

235. (İddet beklemekte olan) kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Lakin, meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlarla gizlice sözleşmeyin. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikah bağını bağlamaya kalkışmayın. Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple Allah'tan sakının. Şunu iyi bilin ki Allah gafurdur, halimdir.