İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

238 ve 239.ayetler

 

Namazı Hiçbir Koşulda Bırakmayın:

 

238. Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'ın huzuruna saygı ve bağlılık içinde durun.

239. Eğer (bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yaya yahut binmiş olarak (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın).

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah namazları hep vaktinde kılmayı, kurallarına riayet etmeyi ve vakitlerinde eda etmeyi emrediyor.

 

 

[1116] Nitekim Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir. Ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "En faziletli amel hangisidir?" diye sordum, "Vaktinde kılınan namazdır" buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim, "Allah yolunda cihaddır" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim, ''Anne babaya iyiliktir" buyurdu. Bunları bana Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) söyledi. Şayet daha fazlasını sorsaydım cevap vermeye devam ederdi. 

 

 

[1117] İmam Ahmed b. Hanbel, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e biat edenlerden biri olan Ümmü Ferve’den naklettiğine göre o, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in amellerden bahsederken şöyle buyurduğunu işitti: "Allah'ın en sevdiği amel, ilk vaktinde kılınan namazdır. " Ebu Davud ve Tirmizi de bunu böyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Bunu sadece Umeri'nin rivayetiyle biliyoruz. O ise hadisçiler nezdinde kuvvetli değildir.

 

Yüce Allah namazlar arasında orta namazı özellikle vurgulamıştır. Selef ve halef onun hangi namaz olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Kimisi onun sabah namazı olduğunu söylemiştir. Bu görüşü İmam Malik, el-Muvatta'da, Hz. Ali (r.a.) ile İbn Abbas (r.a.)'tan belağ yoluyla ("bana ulaştığına göre" diyerek) rivayet etmiştir. Hüşeym, İbn Uleyye, Gunder, İbn Ebi Adiyy, Abdülvehhab ve Şüreyk ile başkaları Avf el-A'rabi'den, o da Ebu Reca el-Utaridl'den şöyle rivayet etmiştir: İbn Abbas'ın arkasında sabah namazı kıldım. Ellerini kaldırarak kunut duası okudu. (Namazdan) sonra şöyle dedi: "Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde kunut yapmakla emrolunduğumuz orta namaz işte budur." Hadisi İmam Taberi rivayet etmiştir. Bu hadis, başka bir senetle İbn Abbas'tan tamamen aynı lafızla rivayet edilmiştir. İmam Taberi, Ebu Aliye’den de şöyle rivayet etmiştir: İbn Abbas (r.a.) Basra camisinde sabah namazını kıldırdı. Rükudan önce kunut duası okudu. Sonra Allah'ın (c. c) Kitabında zikrettiği orta namaz budur, dedi ve "Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun. " ayetini okudu. İmam Taberi yine Ebu Aliye’den şöyle nakleder: Basra'da Abdullah b. Kays'ın arkasında sabah namazı kıldım. Yanımda bulunan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından birine "Orta namaz hangisidir?" diye sordum, "işte bu namaz" dedi. Başka bir tarikle Ebu Aliye’den şöyle nakledilmiştir: Bir sabah namazını Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabıyla birlikte kıldım. Namaz bitince onlara "Namazların hangisi orta namazdır?" diye sordum. "Biraz önce kıldığın namaz" dediler. İmam Taberi, Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet eder: Orta namaz sabah namazıdır. İbn Ebi Hatim bu görüşü İbn Ömer, Ebu Umame, Enes, Ebu'lNiye, Ubeyd, Ata, Mücahid, Cabir İbn Zeyd, İkrime ve Rebi’ İbn Enes'ten nakletmiştir. İbn Cerir de Abdullah İbn Şeddad'dan rivayet etmiştir. İmam Malik'in bu görüşü, İmam Şafii'nin de "Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun (kunut yapın)" ayetini delil göstererek zikrettiği görüştür. Bunu Dimyati Ömer, İbn Abbas, İbn Ömer, Aişe (bunlardan farklı rivayetler bulunmakla birlikte), Ebu Musa el-Eş'ari, Cabir b. Abdullah, Enes b. Malik, Ebu Şa'sa, Tavus, Ata, ikrime ve Mücahid'den nakletmiştir.

 

Bazıları: Sabah namazının orta namaz oluşu, seferde kısaltılmamasından dolayıdır, demiştir. Bu namaz kısaltılabilen iki namazın ortasında yer almaktadır. Ancak buna itiraz olarak (aynı konumdaki) akşam namazı öne sürülebilir. Bir başka sebep olarak şöyle denmiştir: Çünkü sabah namazı, iki cehri namaz ile kıraatin gizli okunduğu iki namaz arasında yer almaktadır.

Kimine göre ise orta namazdan kasıt, öğle namazıdır.

 

 

[1118] Ebu Davud Tayalisi, Müsned'inde Zühre b. Ma'bid'den şöyle nakleder: Biz Zeyd b. Sabit'in yanında oturuyorduk. Üsame'ye bir haber geldi. Ona orta namazın ne olduğunu soruyorlardı. "O, öğle namazıdır. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu sıcağın şiddetli vaktinde kılardı." dedi.

 

 

[1119] imam Ahmed b. Hanbel, Zeyd b. Sabit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğle namazını şiddetli sıcak vaktinde kılardı. O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ashabına bundan daha ağır gelen bir namaz kıldırmamıştı. işte "Namazlara ve orta namaza devam edin. " buyruğu bu yüzden indi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bundan önce iki namaz, sonra iki namaz vardır" buyurdu. Bunu Ebu Davud da Şu'be kanalıyla rivayet etmiştir.

 

 

[1120] imam Ahmed b. Hanbel, Zeberkan'dan şöyle nakleder: Zeyd b.

Sabit bir grup Kureyşli'nin yanından geçerken orta namazın ne olduğunu sorması için ona iki genç gönderdiler. Zeyd: ikindi namazıdır, dedi. Sonra iki Kureyşli kalkarak tekrar sordular. "O öğle namazıdır" dedi. Sonra bu iki kişi Üsame b. Zeyd'e gidip bunu ona sordular. Üsame: O öğle namazıdır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öğle namazını sıcakta kılar ve arkasında sadece bir-iki saf olurdu. O vakit insanlar kaylule uykularında ve ticaretlerinde olurlardı. Bunun üzerine Allah (c.c): "Namazlara ve orta namaza devam edin." ayetini nazil buyurdu. Ayet inince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bazıları ya bunu (öğle namazına gelmemeyi) kesin bir şekilde bırakırlar, ya da onların evlerini mutlaka yakarım" buyurdu. Zeberkan, Amr b. Ümeyye ed-Damr'nin oğlu olup hiçbir sahabiye yetişmemiştir. Doğrusu, onun daha önce geçen ve Zühre b. Mus'ab ile Urve b. Zübeyr'den yaptığı rivayettir. Şu'be ile Hemmam'ın Zeyd b. Sabit'ten rivayet ettiklerine göre o:

"Orta namaz öğle namazıdır" demiştir. Ebu Davud Tayalisi ve diğer mu haddisler başka bir tarikle Zeyd b. Sabit'ten şöyle nakletmiştir: Orta namaz öğle namazıdır.

 

 

[1121] İmam Taberi, Zeyd b. Sabit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Orta namaz öğle namazıdır. " Orta namazından kastın öğle namazı olduğu, İbn Ömer, Ebu Said el-Hudri ve Aişe (r.anha)'dan rivayet edilmiştir. Bu sahabilerden başka rivayetler de vardır. Bu görüş ayrıca Urve b. Zübeyr ile Abdullah b. Şeddad el-Had'in görüşü, İmam Ebu Hanife'den de bir rivayettir.

 

Kİmisine göre de orta namazdan kasıt ikindi namazıdır. Tirmizi ile Beğavi (Allah onlara rahmet eylesin) şöyle demişlerdir: Bu, sahabilerin ve başka zamanlardaki imamların çoğunluğunun görüşüdür. Kadı Maverdi: Tabiinin büyük çoğunluğunun görüşü de böyledir, demiştir. Hafız İbn Abdilberr: Bu, hadisçilerin büyük çoğunluğunun görüşüdür, demiştir. İbn Atiyye, tefsirinde: Bu, insanların büyük çoğunluğunun görüşüdür, demiştir. Hafız Dimyati, "Orta namazının açıklanarak perdenin kaldırılması" mealindeki kitabında, bundan kastın ikindi namazı olduğunu kesin bir şekilde bildirmiş, asıl sahih rivayetlere göre şu kimselerin de bu görüşte olduklarını söylemiştir: Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes'ud, Ebu Eyyub, Abdullah İbn Amr, Semure İbn Cündüb,

 

Ebu Hureyre, Ebu Said el-Hudri, Hafsa, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, İbn Ömer, İbn Abbas ve Hz. Aişe, Ubeyde, İbrahim en-Nehai, Zerr İbn Hübeyş, Said İbn Cübeyr, İbn Sirin, Hasan, Katade, Dahhak, Kelbi, Mukatil, Ubeyd İbn Meryem vs. Ahmed İbn Hanbel'in görüşü de böyledir. Kadı Maverdi:

 

İmam Şafii de böyle söylemiştir, demiştir. İbn Münzir: İmam Ebu Hanife, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’den gelen sahih rivayete göre bunlar da böyle söylemişlerdir. Malikilerden İbn Habib de bunu tercih etmiştir. (Allah hepsine rahmet eylesin).

 

 

Orta Namazdan Kastın ikindi Olduğunun Delilleri:

 

[1122] İmam Ahmed b. Hanbel, Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ahzab gününde (Hendek savaşında) "Kalirler bizi orta namazdan, ikindi namazından oyaladılar. Allah (c.c) onların kalplerini ve evlerini ateşle doldursun" buyurdu. Sonra onu akşam ile yatsı arasında kıldı (kaza etti). Bunu Müslim ile Nesai de Ali İbn Ebi Talib'e varan senetlerle rivayet etmişlerdir. Hadisi Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, Müsned, Sünen ve Sıhah sahiplerinden birçoğu, muhtelif tariklerle Hz. Ali'ye varan senetlerle tahric etmişlerdir. Hadisi Tirmizi ve Nesai de Hasan el-Basri tarikiyle Hz. Ali’den böyle rivayet etmiş, Tirmizi: "Hasan-ı Basri'nin ondan hadis işittiği bilinmiyor." demiştir.

 

 

[1123] İbn Ebi Hatim, Zin'den şöyle nakleder: Ben Abide'ye, "Hz. Ali (r.a.)'a orta namazının ne olduğunu sor" dedim. Sorunca Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi: Biz Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Hendek günü şöyle derken işitinceye dek bunu sabah -başka bir rivayette: fecr- namazı sanıyorduk: "Bizi orta namazdan, ikindi namazından oyaladılar. Allah (c.c) onların kabirlerini ve içlerini -veya evlerini- ateşle doldursun. " Bunu İmam Taberi de Bündar'ın İbn Mehdi’den nakliyle rivayet etmiştir. Hendek savaşı ve müşriklerin Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile ashabını o günün ikindi namazını kılmaktan oyalamaları ve alıkoymaları birçok sahabiden rivayet edilmiştir ve bunları saydığımızda söz uzar. Burada bizim için gerekli olan, orta namazının ikindi namazı olduğunu açıkça ifade eden rivayetlerdir. Nitekim İmam Müslim bunu ayrıca İbn Mes'ud (r.a.) ile Bera b. Azib’den (r.a.) rivayet etmiştir.

 

 

[1124] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Semure'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Orta namaz, ikindi namazıdır. "

 

 

[1125] İmam Ahmed b. Hanbel, başka bir tarikle yine Semure (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Namazlara ve orta namaza devam edin." ayetini okudu ve bize onun ikindi namazı olduğunu söyledi,

 

 

[1126] İmam Ahmed b. Hanbel, Semure b. Cündeb'den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O ikindi namazıdır" buyurdu. Ravilerden Muhammed b. Cafer'in rivayetinde "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ikindi namazı sorulunca" ziyadesi vardır. Bunu Tirmizi de farklı senetle yine Semure (r.a.)'tan rivayet etmiş ve "Hasen-sahih hadistir. Hasan-ı Basri'nin, Semure'den hadis işitmişliği vardır" demiştir.

 

 

[1127] (Başka bir hadis): İmam Taberi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Orta namaz, ikindi namazıdır" buyurdu. 

 

 

[1128] (Başka bir hadis): İmam Taberi, Küheyl b. Harmele'den şöyle nakletmiştir: Ebu Hureyre (r.a.)'a orta namazın ne olduğu sorulunca şöyle dedi. "Sizin gibi biz de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in evinin avlusunda ihtilaf ettik. Aramızda Ebu Haşim b. Utbe adında salih birisi vardı. "Ben size bunu bildiririm" dedi. Kalkıp gitti ve izin isteyip Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girdi. Sonra yanımıza çıkageldi ve "Bize onun ikindi namazı olduğunu bildirdi" dedi. Hadis bu kanalla çok gariptir.

 

 

[1129] (Başka bir hadis). İmam Taberi, İbrahim b. Yezid ed-Dimeşki'den şöyle nakleder: Ben Abdulaziz b. Mervan'ın yanında oturuyordum. "Ey filan! Falana git de 'Sen orta namaz hakkında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ne işittin?' diye sor" dedi. Ben söyleyince orada oturanlardan biri şöyle dedi: Yaşı küçük bir çocukken Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer beni orta namazını öğrenmem için gönderdiler. O da benim küçük parmağımı tutup "Bu sabah namazıdır" dedi. Sonra bir önceki parmağımı tutup "Bu öğle namazıdır" buyurdu. Sonra baş parmağımı tutup "Bu akşam namazıdır" dedi. Sonra ilerisindeki parmağımı tuttu ve "Bu da yatsı namazıdır" buyurdu. Sonra "Hangi parmağın kaldı?" dedi, "Orta parmağım" dedim. "Hangi namaz kaldı?" buyurdu, "İkindi namazı" dedim. "İşte o ikindi namazıdır" buyurdu. Bu da çok gariptir.

 

 

[1130] (Başka bir hadis): İmam Taberi, Ebu Malik Eş'arl'den şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Orta namaz, ikindi namazıdır" buyurdu. Bunun senedi fena değildir.

 

 

[1131] (Başka bir hadis); İbn Hibban, Sahih'inde İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Orta namaz ikindi namazıdır" buyurdu.

 

 

[1132] Tirmizi de İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Orta namaz, ikindi namazıdır" buyurdu. Tirmizi daha sonra: Hasen-sahih hadistir, demiştir.

 

 

[1133] Bunu Müslim de, Sahih'inde, Muhammed b. Talha tarikiyle rivayet etmiş olup, lafzı şöyledir: "Bizi orta namazdan, ikindi namazından alıkoydular"

 

Bu hadisler mesele hakkında başka bir ihtimal bırakmayan kesin ifadelerdir. Bunu ikindi namazına devam etmeyi ve bırakmamayı emreden başka hadisler de pekiştirmektedir.

 

 

[1134] Zühri'nin Salim'den, onun babasından naklettiği sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Kimin ikindi namazı geçmişse sanki aile efradını ve malını (bunların hepsini) kaybetmiş gibidir. "

 

 

[1135] Buhari'deki, Büreyde b. Huseyb'den gelen başka bir sahih rivayette Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bulutlu günde namazı (ikindi namazını) erken kılın. Çünkü kim ikindi namazını terk ederse amelleri boşa gider. "

 

 

[1136] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Basra el-Gıffari'den şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Muhassas denilen bir vadi de bize ikindi namazını kıldırdı ve "Bu namaz, ikindi namazı sizden evvelkilere de yüklenildi. Fakat onlar hakkını vermeyip zayi ettiler. İyi bilin ki kim onu kılarsa sevabı iki kat verilir. İyi bilin ki ondan sonra şahid (yıldız) görülene kadar hiçbir namaz yoktur." buyurdu. İmam Ahmed b. Hanbel bunu başka bir tarikle daha rivayet etmiştir. Bunu Müslim ile Nesai de Kuteybe'nin Leys'ten nakliyle rivayet etmişlerdir. Müslim bunu ayrıca Muhammed b. İshak'ın rivayetiyle tahric etmiştir.

 

 

[1137] İmam Ahmed b. Hanbel, Aişe (r.anha)'nın azatlı kölesi Ebu Yunus'tan şöyle nakleder: Aişe (r.anha) bana kendisine bir mushaf yazmamı emretti ve "Namazlara ve orta namaza devam edin." ayetine gelince bana haber ver" dedi. Oraya varınca kendisine söyledim. Bana: "Namazlara ve orta namaza, ikindi namazına devam edin. Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun." şeklinde yazdırdı ve "Ben bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den böyle işittim" dedi. Bunu İmam Müslim de Yahya b. Yahya'nın Malik'ten rivayetiyle tahric etmiştir. İmam Taberi ... Urve'den şöyle nakleder: Aişe (r.anha)'nın mushafında "Namazlara ve orta namaza devam edin, ki o ikindi namazıdır." yazılı idi. İmam Taberi, Hasan-ı Basri’den de böyle rivayet etmiştir ve lafzı: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu böyle okudu" şeklindedir.

 

 

[1138] Yine İmam Malik, Amr b. Rafi'den şöyle nakleder: Ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in eşi Hafsa'nın mushafını yazıyordum. Bana: "Namazlara ve orta namaza devam edin' ayetine geldiğinde bana bildir" dedi. Oraya geldiğimde kendisine bildirdim. Bana '''Namazlara ve orta namaza, ikindi namazına devam edin. Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun.' yazmamı emretti. Bunu Muhammed b. İshak b. Yesar da Amr b. Nafi"den böyle rivayet etmiştir ve onda Hafsa (r.anha)'nın ayrıca şu sözü vardır: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ezberlediğim gibi..."

 

 

[1139] İmam Taberi, Salim b. Abdullah'tan şöyle nakleder: Hafsa bir insana, kendisine bir mushaf yazmasını emretti ve "Namazlara ve orta namaza devam edin.' ayetine geldiğinde bana bildir" dedi. Oraya geldiğinde Hafsa'ya haber verince, ona: "Namazlara ve orta namaza, ikindi namazına devam edin. " diye yazdırdı. 

 

 

[1140] İmam Taberi, Nafi'den şöyle nakleder: Hafsa (r.anha) bir kölesine, kendisine bir mushaf yazmasını emretti ve "Namazlara ve orta namaza devam edin." ayetine geldiğinde, ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i nasılokurken duyduysam sana öyle yazdıracağım, başka şekilde yazma" dedi. Oraya ulaştığında kölesine "Namazlara ve orta namaza, ikindi namazına devam edin. Allah'a huzuruna saygı ve bağlılık içinde durun." yazdırdı. Nafi' der ki: Ben bu mushafı okudum ve onda "..." harfini gördüm. İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.) ile Ubeyd b. Umeyr hakkında da onların ayeti böyle okuduklarını rivayet etmiştir.

 

 

[1141] İmam Taberi, Ömer (r.a.)'ın azatlı kölesi Amr b. Rafi" den şöyle nakleder: Hafsa'nın (r.anha) mushafında "Namazlara ve orta namaza, ikindi namazına devam edin. Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun." yazılıydı. 

 

Burada bir itiraz var. Rivayet edilen kimselerin mushaflarında yazılı olduğu bildirilen ifade "...." şeklindedir. Yani aralarında "....." atıf harfi vardır. Oysa atıf harfi, öncesi ile sonrasının birbirinden farklı şeyler olmasını gerektirir. Buna birkaç yönden cevap verilmiştir:

 

Bir: Bu bir haber ise, Hz. Ali (r.a.)'tan (1133. numaralı hadiste) rivayet edilen, bunların en sahihi ve en açık ifadelisidir. (Orada ise "....." harfi yoktur.) Kaldı ki buradaki vav harfinin şu ayetlerde olduğu gibi ziyade olması mümkündür: "..... / Böylece suçluların yolu belli olsun diye ayetleri iyice açıklıyoruz." (En'am, 55) "..... / Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekutunu gösteriyorduk." (En'am, 75) Veya şu ayetlerde olduğu gibi burada zatların değil sıfatların (birbirine) atlı söz konusudur: "..... Fakat o, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudu:!' (Ahzab, 40) "..... / Yüce Rabbinin adını, yaratıp duzene koyan, takdir edip yol gösteren, (topraktan) yeşil otu çıkaran ... " (A'la, 1-4) Bunun benzerleri pek çoktur. Şair de şöyle der: Tazim edilen efendi ve kahraman cömerdin oğluna, Ve savaş esnasında birliğin arslanı olan hükümdara. ..

 

Bir şair şöyle der:

 

Onlara ölüm ve yok oluş musallat edildi.

Kabirlerde beyinlerini kemiren kurtlar vardır.

 

Bir şair de şöyle der:

 

Deriyi kollarındaki ana damarlara kadar parçaladı.

Onun söylediği sözleri yalan ve dolan buldum.

 

Şiirdeki meyn kelimesi kezib (yalan) ile tamamen aynı manadadır. Nahiv ilminin piri Sibeveyh de ''.....'' (Senin arkadaşına ve kardeşine uğradım) denmesini ve arkadaştan kardeş kastedilmesini (manası: senin dostun olan kardeşin) dilbilgisi kuralları bakımından doğru bulmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

Ama "orta namaz"dan sonraki "ikindi namazı" mealindeki bu fazlalık, Kur’an’ın kendisi olarak rivayet edilmişse, bu tevatür derecesine ulaşmamıştır ve böyle bir şey vahid haberle sabit olmaz. Bu yüzden mü'minlerin emiri Osman b. Affan (r.a.) bunu Ana mushaf'a yazdırmamıştır. Kıraatları hüccet olan ne yedi kurradan biri, ne de başka bir kurra böyle okumamıştır. Ayrıca bu hadiste bahsedilen kıraatin neshedildiğine dair rivayetler bulunmaktadır:

 

 

[1142] Müslim, Bera b. Azib'den şöyle nakleder:586 Önce "Namazlara ve ikindi namazına devam edin" ayeti indi ve biz bunu Allah'ın dilediği süre boyunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e okuduk. Sonra Yüce Allah bunu neshederek "Namazlara ve orta namaza titizlikle devam edin." ayetini indirdi. Şakik'in yanında bulunan Zahir adında bir adam, Şakik bunu söyleyince ona "Peki o ikindi namazı mıdır?" dedi. Şakik: "Ben sana ayetin nasıl nazil olduğunu ve Allah'ın onu nasıl neshettiğini anlattım ya!" dedi. Müslim ayrıca şöyle demiştir: Bunu ayrıca Eşcaci, Süfyan-ı Sevri'den, o Esved'den, o da Şakik'ten rivayet etti. Ben derim ki: İmam Müslim Şakik'ten bu hadisten başka bir hadis rivayet etmemiştir. İşin doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu hadise göre bu tilavette (yani okuduğumuz kıraatte); eğer vav harfi kendinden öncesiyle sonrasının birbirinden farklı olduğuna delalet ediyorsa, Aişe (radıyallahu anha) ve Hafsa (radıyallahu anha)'nın rivayetlerinin hem lafzını hem manasını neshetmiştir. Vav harfi buna delalet etmiyorsa onun sadece lafzını neshetmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Kimisi de orta namazın akşam namazı olduğunu söylemiştir. Bunu İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (radıyallilhu anh)'tan rivayet etmiştir, fakat senedi problemlidir. Çünkü İbn Ebi Hatim babasından, o Ebu Cumahir'den, o Said b. Beşir'den, o Katade'den, o Ebu Halil'den, o amcasından, o da İbn Abbas (radıyallilhu anh)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Orta namaz akşam namazıdır." Bu görüşü İmam Taberi, Kabisa b. Züeyb'den rivayet etmiştir. Farklı rivayetleri bulunmakla birlikte, Katade'den de rivayet etmiştir. Bazıları bunu şöyle açıklamışlardır: Çünkü akşam namazı, sayı bakımından dört ile iki arasında kalmaktadır. Hem de bu farz namazların tek rek'atlısıdır. Ayrıca akşam namazının fazileti hakkındaki hadisleri de delil göstermişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İmam Taberi, tefsirinde şöyle der: ... o da Kabisa b. Züeyb'den, onun şöyle dediğini rivayet etmiştir: Orta namaz, akşam namazıdır. Baksana sayıca ne en azı ne de çoğudur. Yolculukta da kasrı yapılmaz. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de onu ne vaktinden sonraya bırakmış, ne de öne almıştır.

Kimine göre de orta namazından maksat, yatsı namazıdır. Bunu da Ali b. Ahmed, meşhur tefsirinde tercih etmiştir.

 

Bir görüşe göre de orta namaz beş vakit namazdan belirsiz bir namazdır.

Kadir gecesi sene içinde veya Ramazan ayı veyahut Ramazan ayının son on günü içinde müphem bırakıldığı gibi, bu da beş vakit içinde müphem bırakılmıştır. Bu görüş Said b. Müseyyeb, Kadı Şurayh, İbn Ömer (r.a.)'ın azatlı kölesi Nafi' ve Rebi' b. Huseym'den rivayet edilmiştir. Ayrıca Zeyd b. Sabit'ten nakledilmiştir. İmamulharemeyn de Nihaye isimli kitabında bunu tercih etmiştir.

Kimi de orta namazın beş vakit namazın toplamı olduğunu söylemiştir. Bunu İbn Ebi Hatim, İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet etmiştir. Bu rivayetin sahih olduğu şüphelidir. İlginç olan, bu görüşü deniz ötesi ülkenin (Endülüs) imamı İbn Abdilberr tercih etmiştir. Bu ise onun büyük bir yanılgısıdır. Çünkü ilimlerdeki geniş bilgi dağarcığına ve ezberine rağmen Kitap, Sünnet ve Eser’den hiçbir delili bulunmayan bir görüşü tercih etmiştir.

 

Kimisi: Orta namazı, yatsı namazı ile sabah namazıdır; kimisi: Cemaat namazıdır; kimisi: Cuma namazıdır; kimisi: Korku namazıdır; kimisi: Ramazan bayramı namazıdır; kimisi: Kurban bayramı namazıdır; kimisi: Vitir namazıdır; kimisi: Duha namazıdır, demiştir. Kimisi de delillerin (zahirde) birbiriyle çatışması ve tercih sebebi bulamamaları sebebiyle mesele hakkında susup herhangi bir tercih te bulunmamıştır. Hiçbir görüşte icma oluşmuş değildir. Bilakis sahabe döneminden şu ana kadar ihtilaf devam edegelmiştir.

İmam Taberi'nin, kendi senediyle Said b. Müseyyeb'den naklettiğine göre o, parmaklarını birbirine geçirdi ve: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı orta namaz hakkında böylesine ihtilaf içinde idiler." dedi. Fahreddin Razi, tefsirinde aralarında Zeyd b. Sabit ile Rebi' b. Huseym'in bulunduğu bir grup ilim erbabından şöyle rivayet etmiştir: Orta namazının ne olduğu açıklanmak istenmemiştir. Kadir gecesinin Ramazan ayında, duanın kabul vaktinin Cuma gününde, ism-i a'zamda ve ölüme her an hazır bulunmaları için kulun ölüm vaktinin müphem ve belirsiz yapılmasında olduğu gibi bu husus da müphem bırakılmıştır. Yine insanların dikkat etmeleri ve her an hazır olmaları için veba hastalığının indirildiği gece de müphem bırakılmıştır. Kıyametin kopuş vaktinin bilgisini de Allah (c.c) sadece kendisine saklamıştır, dolayısıyla aniden gelecektir. Sadece kıyametin kopuş vaktinin yaklaştığını gösteren alamet ve emareler hakkında hadisler varit olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu görüşlerin her biri, öncesine göre zayıftır. Tartışmanın etrafında dönüp dolaştığı asıl eksen, sabah namazı ile ikindi namazıdır. Sünnet'te bunun ikindi namazı olduğu sabit olduğuna göre buna tutunmak kaçınılmaz olmuştur.

 

Nitekim İmam Ebu Hatim er-Razi, "İmam Şafii'nin faziletleri" isimli kitabında şöyle der: İmam Şafii şöyle demiştir: Söylediğim hangi görüş Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisine aykırı ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi alınmaya daha layıktır. O durumda beni taklit etmeyin, bana uymayın. Rebi', Zaferani ve Ahmed b. Hanbel de İmam Şafii'den böyle rivayet etmişlerdir. Musa Ebu'l-Velid, İmam Şafii’den şöyle nakleder:

Bir hadis sahih olursa ve ben başka bir görüş söylemişsem, görüşü mü değiştirip o hadisteki görüşe dönüyorum. Bu, onun asaletinden ve ilmi emanetinden ileri gelmektedir. Onun imam kardeşleri de böyledirler. Allah hepsine rahmet etsin ve razı olsun. Amin. Kadı Maverdi de buna dayanarak İmam Şafii'nin orta namazı hakkındaki görüşünün ikindi namazı olduğunu söylemiştir. Çünkü ikindi namazı olduğuna dair hadisler sahihtir. Allah'a hamd-u senalar olsun ki mezhebin muhaddislerinden bir grup da bunda onun görüşüne katılmışlardır. Şafii mezhebindeki bazı fakihler İmam Şafii'nin görüşünün ikindi namazı olmasına karşı çıkmış ve tek görüşünün sabah namazı olduğunda ısrar etmişlerdir. Maverdi, meselede İmam Şafii'nin iki kavlinin bulunduğu görüşünü nakletmiştir. Burası, bu konudaki tartışmaları ve cevapları uzunca ortaya koymaya uygun değildir. Nitekim, Allah'a hamd-u senalar olsun, biz bunu müstakil bir kitapta ele aldık. (Orta namazı hakkındaki uzun konu burada sona erdi).

 

Allah (c.c) ''Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun." buyuruyor. Yani, huzurunda korku ve saygı içinde, kendinizi zelil ve hakir görerek, boynu bükük bir halde durun. Bu emir, aykırı düştüğünden dolayı, namazda konuşmamayı gerektirmektedir.

 

 

[1143] Bu yüzden Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), namazda iken İbn Mes'ud (r.a.)'ın selamına cevap veremeyince, ona mazeretini böyle açıklamıştır: "Şüphesiz namazda büyük bir meşguliyet vardır. "

 

 

[1144] Sahih-i Müslim'de geçen bir hadise göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), namazda konuştuğunda Muaviye b. Hakem es-Silmi'ye "Şüphesiz bu namazda insan kelamı konuşmak olmaz. Namaz tesbih (tenzih etme), tekbir (yüceltme) ve Allah'ı zikretmekten ibarettir" buyurmuştur.

 

 

[1145] İmam Ahmed b. Hanbel, Zeyd b. Erkam'dan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde birisi namazda ihtiyacı olan konu hakkında konuşurdu. Nihayet "Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun." ayeti indi ve böylece susmakla emrolunduk. Bunu Kütüb-i Sitte sahiplerinden İbn Mace dışında tamamı, birçok tarikle İsmail’den rivayet etmişlerdir. Bu hadis bazı alimler için kafa karıştırıcı olmuştur. Çünkü onlara göre namazda konuşmak, Medine'ye hicretten önce ve Habeşistan'a hicretten sonra yasaklanmıştır.

 

 

[1146] Nitekim Sahih-i Buharive Sahih-i Müslim' de İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Biz Habeşistan'a hicretten önce namazda iken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e selam verirdik. Oradan döndükten sonra kendisine selam verdim de almadı. Beni yakın ve uzak, türlü düşünceler aldı. Selam verince: "Ben sana selamı sadece namazda olduğum için vermedim. Allah yeni yeni emirleri dilediği gibi verir. Allah'ın (c.c) yeni verdiği emirlerden biri de 'Namazda konuşmayın' emridir." buyurdu. İbn Mes'ud (r.a.) ilk Müslümanlardan olup, Habeşistan'a hicret eden, sonra oradan gelenlerle birlikte Mekke'ye gelen, sonra Medine'ye hicret eden mü'minlerdendi. "Allah'ın huzurunda saygı ve bağlılık içinde durun." buyruğu da ihtilafsız Medeni ayetlerdendir. Bazıları şöyle demişlerdir: Zeyd b. Erkam "kişi namazda iken bir ihtiyacı hakkında kardeşiyle konuşabilirdi." ifadesiyle her türlü konuşma türünü kastetmiş ve buna anladığı şekliyle bu ayeti delil göstermiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bazıları ise: İbn Mes'ud (r.a.) yasağın Medine'ye hicretten sonra geldiğini kastettiğini söylemişlerdir. Bu durumda konuşmak iki defa serbest bırakılmış, iki defa yasaklanmış demektir. Nitekim bizim alimlerimizden (Şafiilerden) ve başka alimlerden bir grup bunu tercih etmiştir. Birincisi daha kuvvetlidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1147] Hafız Ebu Ya'la, İbn Mes'ud (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Biz namazda iken birbirimize selam verirdik. Bir defasında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in yanından geçerken ona selam verdim, almadı. Kalbime, hakkımda bir ayet indiği düşüncesi geldi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) selam verince "Ey Müslüman, Allah'ın selam ve rahmeti senin üzerine olsun. Allah dilediği yeni yeni hükümler verir. Artık namazda iken boynu eğik durun ve konuşmayın." buyurdu.

 

 

Korku Namazı:

 

"Eğer (bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yaya yahut binmiş olarak (kılın). Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın)." Allah (c.c) kullarına namaza titizlikle ve dikkatle devam etmeyi ve kurallarına uymayı emredip, pekiştirici bir üslupla meselenin önemini vurguladıktan sonra, şimdi de kişinin namazı mükemmel eda edemeyeceği bir durumdan bahsediyor ki o da savaş esnasındaki ve harbin şiddetli anındaki namazdır: "Eğer (bir şeyden) korkarsanız (namazlarınızı) yaya yahut binmiş olarak (kılın)." Yani, namazı yaya veya binek üzerinde, her durumda kılın. Yani, ister kıbleye dönük halde, ister dönmeden ...

 

 

[1148] Nitekim İmam Malik, Nafi"den şöyle nakleder: İbn Ömer (r.a.)'a korku namazının keyfiyeti sorulduğunda onu anlatır, sonra şöyle derdi: Eğer korku bundan daha şiddetli ise ayakları üzeri yaya olarak veya binekleri üzerinde, kıbleye dönerek veya dönmeden namaz kıladar. Nafi' der ki: Bence İbn Ömer (r.a.) bunu olsa olsa Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işitmiştir. Bunu Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. Lafız Buhari'nindir. İmam Buhari bunu başka bir tarikle yakın bir lafızla rivayet etmiştir. Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'tan rivayetindeki ifade de şöyledir: Eğer korku daha şiddetli olursa o durumda da namazı binitli veya ayakta, ima ederek kıL.

 

 

[1149] Abdullah b. Enis hadisinde de şöyle geçmektedir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Abdullah b. Enis'i, öldürmesi için Halid b. Süfyan el-Hüzeli'ye gönderdi. Urene (vadisinde) veya Arafat'ta onunla tam karşı karşıya geldiği anda ikindi namazının vakti girdi. Abdullah der ki: Namazın geçmesinden korktum ve imayla kılmaya başladım. Hadisi uzun haliyle İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davud ceyyit bir senetle rivayet etmiştir. Bu, Allah'ın (c.c) kullarına verdiği bir ruhsat, onlardan ağırlıkları ve bağları kaldırması cümlesindendir. Nitekim İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayetle ilgili olarak şöyle nakleder: Süvari biniti üzerinde, yaya da yürüyerek namaz kılar. İbn Ebi Hatim der ki: Hasan-ı Basri, Mücahid, Mekhul, Süddi, Hakem, Malik, Evzai, Süfyan-ı Sevri'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. Bunlara bir de: "Nereye yönelirse başıyla ima eder." sözü ilave edilmiştir. İbn Ebi Hatim sonra şöyle der: Bize .... Cabir b. Abdullah'tan şöyle nakledildi: Kılıçla çarpışırken yüzü ne tarafa dönük olursa olsun, başıyla ima etmeye devam eder. Allah'ın (c. c) "yaya veya binmiş olarak" buyruğu da bunu ifade etmektedir. Hasan-ı Basri, Mücahid, Said b. Cübeyr, Ata, Atiyye, Hakem, Hammad ve Katade’den benzeri rivayetler yapılmıştır. İmam Ahmed b. Hanbel'in bizzat belirttiğine göre, kendisi, ordu birbirine girip göğüs göğüse çarpıştığında namaz bir rek'at kılınır, görüşündedir.

 

 

[1150] İmam Müslim, Ebu Davud, Nesai, İbn Mace ve Taberi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan yaptıkları şu rivayet bu manaya delalet etmektedir: "Allah (c. c) peygamberinizin diliyle, mukim iken dört, yolcu iken iki, korku anında da bir rek'at namaz koydu." Hasan-ı Basri, Katade, Dahhak ve başkaları da bu görüştedirler. İmam Taberi, Şu'be'den şöyle nakleder:

 

Hakem, Hammad ve Katade'ye, kılıç kılıca dövüşürken kılınan namazı sordum, "dört rek'attır" dediler. Süfyan-ı Sevri de onlardan böyle rivayet etmiştir. İmam Taberi, Cabir b. Abdullah'tan şöyle nakleder: Korku namazı bir rek’attır. İmam Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.

 

 

[1151] İmam Buhari "Kılıçların kuşanılması ve düşmanla karşılaşıldığı vakit kılınan namaz babı" başlığı altında şöyle der: Evzai şöyle demiştir: Fetih nasip edilir de namaz kılamazlarsa her biri kendi başına im ayla kılar. İmaya güçleri yetmezse savaşın durmasına veya güvene kavuşuncaya kadar geciktirip iki rek’at kılarlar. Buna da güçleri yetmezse bir rek’at ve iki secde olarak kılarlar. Bunu da yapamayacaklarsa sırf tekbir almaları yeterli olmaz. Namazı güvene kavuştukları vakte kadar ertelerler. Mekhul da böyle demiştir. Enes b. Malik der ki: Tüster kalesinin kuşatmasında bulundum. Tan yeri aydınlanırken savaş şiddetlendi ve mücahidler namaz kılamadılar. Ancak güneş doğup yükseldikten sonra kılabildik. Namaz kılarken Ebu Musa el-Eş'ari de bizimleydi ve sonunda fetih nasip oldu. Enes der ki: Dünya ve içindekiler bana o namaz kadar huzur bahşedemezdi. Hadisin lafzı Buhari'nindir.

 

 

[1152] İmam Buhari daha sonra buna Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Hendek günü savaş gerekçesiyle namazı güneş batımı sonrasına ertelemesini ve Kureyza kabilesiyle savaşa hazırlarken ashabına "Sakın sizden kimse ikindi namazını Beni Kureyza kabilesinin olduğu yerden başka bir yerde kılmasın" buyurmasını delil göstermişlerdir. Yoldayken ikindi namazı vakti girince bazı sahabiler namazı kıldılar ve "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bizden istediği sadece hızlı gitmemizdi" dediler. Bazılan ise namaz vakti geldiği halde Beni Kureyza' da güneş batıncaya kadar namaz kılmadılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise iki gruptan hiçbirini eleştirmedi. Bu, İmam Buhari'nin bu görüşü tercih ettiğini göstermektedir. Cumhur ise farklı görüştedirler. Onlara göre Kur'an'ın Nisa suresinde ve ilgili hadislerde anlatıldığı şekliyle korku namazı, hendek savaşında henüz yoktu. Bu, Ebu Said el-Hudri (r.a.) hadisinde ve diğer hadislerde açıkça ifade edilir. Mekhul, Evzai ve Buhari ise şöyle demişlerdir: Korku namazının daha sonra meşru kılınması, onun caiz olmasına engel teşkil etmez. Çünkü bu nadir ve özel bir durumdur. Dolayısıyla bunda, söylediğimiz gibi yapmak caizdir. Delili ise Hz. Ömer (r.a.) devrinde gerçekleşen Tüster'in fethinde sahabilerin böyle yapmaları, şöhret bulduğu halde kimse tarafından eleştirilmemeleridir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Güvene kavuştuğunuz zaman, siz bilmezken Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu anın (namaz kılın)." Yani, emrolunduğunuz gibi kılın; rükularını, secdelerini, kıyamını, huşusunu ve kuudunu tam yapın. ''Allah'ın size öğrettiği şekilde" yani, Allah (c.c) size lütfettiği, imana erdirdiği, size dünya ve ahirette fayda verecek şeyleri öğrettiği gibi siz de bunlara şükür ve zikirle karşılık verin. Bu, Nisa suresinde korku namazı anlatıldıktan sonraki "Güvene kavuştuğunuzda namazı dosdoğru kılın. Şüphesiz namaz mü'minler üzerine vakitleri belli kılınarak farz olmuştur." (Nisa, 103) ifadesine benzemektedir. Korku namazı ve nasıl kılınacağı konusundaki hadisler Nisa suresindeki: "Sen onların içinde olup da namazlarını kıldırdığın zaman ... " (Nisa, 102) ayetinde gelecek.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

240. Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. Allah Azizdir, Hakimdir.

241. Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır. Bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur.

242. Allah size işte böylece ayetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız.