İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

240 – 242.ayetler

 

Boşanmayla ilgili Bazı Hükümler:

 

240. Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. Allah Azizdir, Hakimdir.

241. Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır. Bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur.

242. Allah size işte böylece ayetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız.

 

Tefsiri:

 

ilim erbabının çoğu şöyle demiştir: Bu ayet-i kerime daha önce geçen "boşanmış kadınlar ... kendi başlarına dört ay on gün beklerler." (Bakara, 234) buyruğuyla neshedilmiştir. İmam Buhari, İbn Zübeyr’den şöyle nakleder: Osman b. Affan (r.a.)'a "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. " ayetini diğer ayet neshettiği halde bunu hala neden yazıyorsun -veya: mushaf'ta bırakıyorsun-?" dedi. Osman (r.a.): Yeğenim, ben hiçbir şeyin yerini değiştirmem, dedi. İbn Zübeyr'in Hz. Osman (r.a.)'a söylediği problemin mEması şudur: Eğer bu ayetin hükmü dört ay on gün ile neshedilmişse, hükmü kaldırıldığı halde hala yazılmasının hikmeti nedir? Çünkü mushaf'ta yazılı olması, hükmünün de devam ettiği zannını verir. Mü'minlerin emiri de ona şöyle cevap vermiştir: Bu tevkıfı (vahye bağlı olup akıl yürütülemeyecek) bir şeydir. Ben hem bunu, hem sonraki ayeti mushaf'ta yazılı buldum ve olduğu gibi bıraktım. İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. " ayeti hakkında şöyle nakleder: Kocası vefat etmiş kadının bir yıl boyunca kocasının evinde kalma ve harcamalarını onun malından yapma hakkı vardı. Sonra miras ayeti bunu neshetti; kadınlara kocalarının bıraktığı malın dörtte biri veya sekizde biri ayrıldı." İbn Ebi Hatim der ki: Ebu Musa el-Eş' arı, İbn Zübeyr, Mücahid, İbrahim, Ata, Hasan, İkrime, Katade, Dahhak, Zeyd İbn Eslem, Süddi, Mukatil b. Hayyan, Ata el-Horasanı ve Rebi’ b. Enes'ten rivayet edildiğine göre, onlar da bu ayetin mensuh olduğunu söylemişlerdir. Birçok tarikle Ali b. Ebi Talha'dan, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Adam ölür de ardında karısını bırakırsa, karısı evinde bir yıl iddet bekler, kocasının malından kendisine harcardı. Sonra Allah Teala:

 

"Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler. " (Bakara, 234) ayetini indirdi. Bu, kocası ölen kadının iddetidir. Ancak hamile ise iddeti doğum yapana kadardır. Yüce Allah başka bir ayette de "çocuğun uz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). çocuğun uz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır." (Nisa, 12) buyurarak kadının kocasından alacağı miras hakkını açıkladı. Vasiyet ve nafakayı ise kaldırdı. İbn Ebi Hatim der ki: Mücahid, Hasan-ı Basrl, İkrime, Katade, Dahhak, Rebi’ b. Enes ve Mukatil b. Hayyan'dan da, onların: "Bu ayeti "dört ay on gün" ayeti neshetti" dedikleri rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hatim devamla şöyle der:

 

Said b. Müseyyeb'den de şöyle rivayet edilmiştir: Bunu Ahzab suresindeki "Ey ıman etmiş olanlar, mü'min kadınları nikahlayıp sonra onlarla temasta bulunmadan önce boşadığınızda ... " (Ahzab, 49) ayeti ne sh etti.

 

Ben derim ki: Katade’den de bunun (kocanın evinde bir yıl kalma hükmünün) miras ayetiyle neshedildiği rivayet edilmiştir. İmam Buhari, Mücahid’den de şöyle nakleder: "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler." ayeti, kocası ölüp de iddet bekleyen kadınlar hakkındaydı. Önceleri kadının, kocasının ailesi yanında iddet beklemesi vacipti. Daha sonra Allah (c.c) "Sizden ölüp de (dul) eşler bırakan kimseler, zevcelerinin, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda (sağlıklarında) vasiyet etsinler. Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur." ayetini indirdi. Böylece senenin kalan yedi ay yirmi gününü vasiyetten dolayı dilerse kocasının evinde geçirir, dilerse çıkardı. " ... evlerinden çıkarılmadan ... Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. " buyruğu, işte bunu ifade etmektedir. İddet, olduğu gibi kadın üzerine vaciptir. Buhari bunun Mücahid'den (rh.a) rivayet edildiğini iddia etmiştir. Ata der ki: İbn Abbas (r.a.) şöyle dedi: Bu ayeti, kadının kendi ailesi yanında iddet bekleme hükmü kaldırmıştır. Dolayısıyla orada dilediği kadar iddet bekleyebilir. Bu, Allah'ın "kocalarının evlerinden çıkarılmadan" buyruğudur. Ata der ki: Kadın dilerse ailesinin yanında iddet bekler ve vasiyet edildiği şekilde orada kalır. Dilerse Allah'ın (c.c) "Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur." buyruğundan dolayı çıkabilir. Ata devamla şöyle der: Sonra miras ayeti gelerek, kocasının evinde kalma hükmünü kaldırdı. Böylece kadın dilediği kadar iddet beklerdi, fakat kocasının evinde kalma hakkı yoktu. İmam Buhari daha sonra bu görüşün benzerini İbn Abbas (r.a.)'tan müsned olarak rivayet etmiştir. Mücahid ile Ata'ya göre bu ayet, cumhurun iddia ettiği gibi bir yıl iddet beklemeye delalet etmiyor ki dört ay on gün ayeti bunu neshetmiş olsun. Bu ayet sadece, kocaların vefat ederken arzuladıkları takdirde hanımlarının bir yıl evlerinde kalabileceklerine dair bir vasiyette bulunmaları durumunda kadınların evlerinde barındırılmalarını emretmektedir. Bu yüzden ayette "vasiyet etsinler" buyurulmuştur. Yani, Allah (c.c) size onlar hakkında vasiyette bulunmanızı emreder. Bu, şu ayet gibidir: ''Allah size çocuklarınız hakkında vasiyet eder ki... " (Nisa, 11) Allah (c. c) başka bir ayette de ''Allah'tan bir vasiyet olarak" (Nisa, 12) buyurmuştur. Bir görüşe göre "vasiyyeten" kelimesi "kadınlar için vasiyette bulunsunlar" manasında (mef'ul-ü mutlak olarak) mansup yapılmıştır. Bazılarına göre ise bu kelime "vasiyyetun" şeklinde merfudur ve takdiri: "......" .(size vasiyet farz kılındı) şeklindedir (yani; mukadder bir fiilin naib-i failidir). Imam Taberi bunların ikincisini tercih etmiştir.

 

Kadınlar bundan alıkonamazlar. Çünkü ayette "evlerinden çıkarılmadan" buyurulmuştur. Ama dört ay on gün geçmesi veya doğum yapması sebebiyle iddeti sona erer ve evden çıkıp kendi evine geçmeyi tercih ederse bundan engellenemezler. Çünkü Allah (c.c): "Eğer o kadınlar, (kendiliklerinden) çıkıp giderlerse, kendileri hakkında yaptıkları meşru şeylerden size bir günah yoktur. " buyuruyor. Bu görüşün de haklı yönü vardır. Cümle de bu manayı kabul eder tarzdadır. Nitekim aralarında İbn Teymiye ile İbn Abdilberr'in bulunduğu bir grup alim bunu tercih etmiştir.

 

Ata ile ona tabi olanlar, "bu ayet miras ayetiyle neshedilmiştir" görüşleriyle dört ay on günden sonrasını kastediyorlarsa bu kabul edilir. Fakat dört ay on gün kocasının evinde oturma hakkının, kocanın terikesinden karşılanmasının vacip olmadığını kastediyorlarsa, işte bu, imamlar arasında ihtilaflı konu olup İmam Şafii'nin de bu konuda iki kavli vardır.

 

 

[1153] Kocasının evinde oturmasının vacip olduğunu söyleyenler buna İmam Malik'in Ka'b b. Ucre'nin kızı Zeyneb'den yaptığı şu rivayeti delil getirmişlerdir: Malik b. Sinan'ın kızı Furey'a'nın -ki o Ebu Said el-Hudri (r.a.)'ın kız kardeşidir- anlattığına göre; kendisi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek Hudreoğulları kabilesindeki ailesinin evine dönüp dönemeyeceğini sordu. Zira kocası, kaçan kölelerinin peşine düşmüş, Kadum denen yerde onlara yetişmiş, ancak onu öldürmüşlerdi. Fürey'a der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'a "Hudreoğullarındaki ailemin yanına dönmek istiyorum. Çünkü kocam bana kendisine ait ne bir ev ne bir nafaka bıraktı" dedim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet, gidebilirsin" buyurdu. Yanından ayrıldım ve odada iken bana seslendi veya emretti. Ben de cevap verdim. "Sen nasıl dedin?" dedi. Ben de kocamla ilgili hikayemi anlattım. "İddetin dolana kadar evinde kal" buyurdu. Ben de dört ay on gün iddet bekledim. Osman b. Affan (r.a.) bana birisini göndererek bunu sordurduğunda ona olayı anlatınca, bana uydu ve konuyla ilgili meselelerde söylediğime göre hükmetti. Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai de Malik'in nakliyle rivayet etmişlerdir. Nesai ve İbn Mace bunu birçok tarikle Sa'd b. İshak'tan böyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi bu hadis için: Hasen ve sahihtir, demiştir.

 

"Boşanmış kadınların, hakkaniyet ölçülerinde (kocalarından) menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur. " Abdurrahman b. Zeyd der ki: "Münasip bir mut'a vermek, iyiler için bir borçtur." (Bakara,236) ayeti nazil olunca bir adam: "İyilik yapmayı istersem yaparım, istemezsem yapmam" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah menfaat sağlamak haklarıdır; bu, Allah korkusu taşıyanlar üzerine bir borçtur." ayetini indirdi. Kendisine mehir belirlenmiş olsun veya olmasın, zifaftan önce veya sonra boşanmış olsun, boşanan her kadının mut'a hakkının bulunduğunu söyleyen alimler bu ayeti delil getirmişlerdir. İmam Şafii'nin görüşü budur. Said b. Cübeyr ve seleften daha başka kimseler de bu görüştedirler. İmam Taberi de bunu tercih etmiştir. Bunun vacip olmadığını söyleyen alimler ise bu ayetin genelliğinden, "Nikahtan sonra henüz dokunmadan veya onlar için belli bir mehir tayin etmeden kadınları boşarsanız bunda size bir sorumluluk yoktur. Bu durumda onlara mut'a (hediye cinsinden bir şeyler) verin. Zengin olana durumuna göre, fakir olana da durumuna göre vermek düşer. Münasip bir mut'a vermek iyiler için bir borçtur." ayetinin ifade ettiği manayı çıkarırlar. Diğerleri buna şöyle cevap vermişlerdir: Bu, "genelin bazı fertlerinden bahsetme" kabilindendir. Dolayısıyla, kesin bildirilen meşhur görüşe göre burada "bazı fertlerini genelin hükmünden ayırma" (tahsis) diye bir şey yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

''Allah size işte böylece ayetlerini açıklar. " Yani, helal ve haramları, farz ve sınırları ile ilgili hükümlerini size verdiği emirler ve bildirdiği yasaklar şeklinde açıklamaktadır. Onları detaylı olarak ortaya koymuş, izah etmiş ve açıklamasım yapmış, böylece ihtiyaç duyduğunuzda size kapalı gelecek hiçbir şey bırakmamıştır. "Ta ki akledesiniz. " Yani, anlayıp üzerinde düşünesiniz.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

243. Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara "Ölün!" dedi (öldüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez.

244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.

245. Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na döndürüleceksiniz.