|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 243 – 245.ayetler |
Korkarak Yurtlarından
Çıkanlar:
243. Binlerce
oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin
mi? Allah onlara "Ölün!" dedi (öldüler). Sonra onları diriltti.
Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez.
244. Allah yolunda
savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.
245. Verdiğinin kat
kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz
ödünç) verecek yok mu? Darlık veren de bolluk veren de Allah'tır. Sadece O'na
döndürüleceksiniz.
Tefsiri:
İbn Abbas (r.a.)'tan
rivayet edildiğine göre bunlar dört bin kişiydiler. Ondan yapılan başka bir
rivayete göre sayıları sekiz bin idi. Ebu Salih’e göre dokuz bin, İbn Abbas
(r.a.)'tan başka bir rivayete göre kırk bin, Vehb b. Münebbih ile Ebu Malik'e
göre ise otuz bin küsur idi. İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Bunlar Daverdan adındaki kasaba halkıydı. Süddi ve Ebu Salih de böyle
demişlerdir. Ebu Salih ayrıca: (Irak'taki) Vasıt civarında bir yerde, demiştir.
Said b. Abdulaziz: Bunlar Ezriat beldesi halkıydı, demiştir. İbn Cüreyc'in
Ata'dan nakline göre ise bu sadece bir misaldir. Ali b. Asım ise: Vasıt'a bir
fersah uzaklıktaki Daverdan kasabası halkıdır, demiştir.
Veki' b. Cerrah,
tefsirinde, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan "Binlerce
oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin
mi?" buyruğu hakkında şunları nakleder: Bunlar dört bin kişiydiler.
Taundan kaçarak kasabalarından çıkmışlar ve "ölüm tehlikesi bulunmayan bir
yere" gidelim diyerek yer arıyorlardı. Bir yere vardıklarında Allah (c.c)
onlara "ölün!" emrini verdi ve anında öldüler. Bir ara Allah'ın (c.c)
bir peygamberi oradan geçerken oradakileri diriltmesi için Allah'a dua etti.
Allah (c.c) da onları diriltti. İşte "Binlerce oldukları halde, ölüm
korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi?" buyruğunda
anlatılan budur. Seleften birçok zatın anlattığına göre; bunlar İsrailoğulları
döneminde yaşayan bir kasaba halkı idi. Topraklarının tehlikeli olduğunu
düşünüyorlardı; çünkü kasaba ağır bir veba hastalığına yakalanmıştı. Ölümden
kurtulmak için hızla kasabalarını terk ederek çöle kaçtılar. Orada açık bir
vadiye inip vadinin iki tarafını baştan sona doldurdular. Yüce Allah onlara,
biri vadinin altından, diğeri yukarısından olmak üzere iki melek gönderdi.
Bunlar onlara öyle bir çığlık attılar ki tamamı bir insanın ölüşü gibi bir anda
ölüverdi. Bunlar başka insanlar tarafından çukurlara sürüklenip, üzerlerine
duvarlar ve kabirler yapıldı. Bir süre sonra bedenleri paramparça olup dağıldı
ve yokluğa karıştı. Uzun bir vakit sonra İsrailOğulları peygamberlerinden
Hizakıl adında bir peygamber oradan geçerken onları kendi eliyle diriltmesi
için Allah'a dua etti. Yüce Allah duasını kabul etti ve "Ey çürümüş
kemikler! Allah size bir araya toplanmanızı emrediyor" demesini emretti. O
bunu dediği anda herkesin kemikleri bir araya toplandı. Sonra Allah'ın emriyle
"Ey kemikler! Allah (c. c) size et, sinir ve deri giyinmenizi
emrediyor" dedi. Bunlar, gözleri önünde aynen gerçekleşti. Peygamber daha
sonra Allah'ın emri üzerine "Ey ruhlar! Allah sizden her birinizin daha
önce hayat verdiği cesede dönmesini emrediyor." dedi. Sonunda diri
insanlar halinde ayağa kalktılar. Allah (c. c) onları uzun uykularından sonra
diriltmişti. Onlar sürekli "Seni tenzih ederiz. Senden başka hiçbir İlah
yoktur." diyorlardı.
Bunların diriltilmesinde
büyük bir ibret ve bedenin kıyamet gününde tekrar diriltileceğine kesin bir
delil vardı. Bu yüzden Yüce Allah "Şüphesiz Allah insanlara karşı
lütufkardır." buyurmuştur. Yani, onlara gösterdiği dehşet verici ayetler,
kesin hüccetler ve karşı konulamaz deliller onlar için büyük nimettir. ''Ama
insanların çoğu şükretmez." Yani, Allah'ın kendilerine verdiği dini ve
dünyevi nimetlerin şükrünü eda etmezler. Bu kıssada sakınmanın kaderi
değiştirmeyeceğine, Allah'tan başka sığınılacak biri olmayıp O'ndan yine O'na
sığınmak gerektiğine delil vardır. Çünkü onlar uzun bir yaşam sürdürebilmek
için vebadan kaçıyorlardı. Fakat kastettiklerinin zıttıyla karşılık gördüler;
ölüm onlara çok hızlı bir şekilde, bir anda geliverdi.
[1154] İmam Ahmed b.
Hanbel'in İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiği şu olay da bu kabildendir: Hz. Ömer
b. Hattab (r.a.) Şam'a giderken Besrağ denen yere vardığında ordu komutanı Ebu
Ubeyde el-Cerrah ile bazı adamları onu karşıladılar ve ona Şam'da veba olduğunu
bildirdiler. Bu hadiste belirtildiğine göre Hz. Ömer (r.a.) o yıl geri dönüp
dönmeme hususunda ilk Muhacir'lere, Ensar'a, Mekke'nin fethinde bulunan
Müslümanlara danışıyor. İnsanlar ona farklı farklı görüşler sunuyorlar. Kimisi
geri dönmesini, kimisi ise oraya girmesini tavsiye ediyor. Sonunda geri dönmeye
karar veriyor. Ebu Ubeyde ona "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun?"
deyince Ömer (r.a.) şöyle diyor: "Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine
kaçıyoruz. Ne dersin; biri bol otlu, diğeri çorak, iki yamacı bulunan bir
vadide konaklasam, otu bol yamaçta otlattığımda Allah'ın kaderiyle otlatmış,
çorak yamaçta otlattığımda yine Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıyım?"
Başta bir işinden dolayı orada bulunmayan Abdurrahman b. Avf o sırada
çıkageliyor ve şöyle diyor: Bu konuda bende kesin bir bilgi var. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Bir beldede
veba olduğunda oradaysanız kaçıp çıkmayın. Başka bir yerde veba olduğunu
duyarsanız oraya da gitmeyin." Bunun üzerine Ömer (r.a.) Allah'a hamdetti,
sonra oradan ayrıldı. Bunu Buhari ile Müslim, Sahih'lerinde, Zühri'nin
rivayetiyle tahric etmişlerdir.
[1155] (Bir kısmının
başka tarikleri) İmam Ahmed b. Hanbel'in Abdullah b. Amir b. Rebia'dan
naklettiğine göre Ömer (r.a.) Şam'da iken ona Abdurrahman b. Avf, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu anlattı: "Bu hastalıkla
sizden önceki ümmetlere azap edilmiştir. Dolayısıyla siz bir yerde onun
olduğunu işittiğinizde oraya girmeyin. Siz bir yerde iken o hastalık çıkacak
olursa ondan kaçareasına oradan çıkmayın." Bunun üzerine Ömer (r.a.) Şam'a
geri döndü. Bunu Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde buna yakın lafızla Malik'in
Zühri'den rivayetiyle tahric etmişlerdir.
"Allah yolunda
savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir." Yani, korkunun
kaderi değiştirme etkisi bulunmadığı gibi, cihaddan kaçmanın ve ondan geri durmanın
da hiçbir eceli öne veya arkaya alma etkisi yoktur. Bilakis kesin ecel, taksim
edilmiş rızık kader ve kanun haline gelmiştir, dolayısıyla onda hiçbir çoğalma
veya eksilme olmaz. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "(Evlerinde) oturup
da kardeşleri hakkında: 'Bize uysalardı öldürülmezlerdi' diyenlere, 'Eğer doğru
sözlü insanlar iseniz, canlarınızı ölümden kurtarın bakalım!' de." (Al-i
İmran, 168) Yüce Allah yine şöyle buyurur: "Rabbimiz! Savaşı bize niçin
yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz
kılmasan) olmaz mıydı?"dediler. Onlara de ki: "Dünya menfaati
önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı
kadar haksızlık edilmez. Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam
kalelerde olsanız bile!" (Nisa, 77-78) Bize orduların başkumandanı,
askerlerin komutanı, İslam diyarlarının hamisi, Allah'ın düşmanlarına karşı
çekilmiş kılıcı Halid b. Velid (r.a.)'tan nakledildiğine göre, o ölmek üzere
iken şöyle demiştir: "Vallahi ben şu şu cihadlara katıldım. Her bir
uzvumda mutlaka ya bir ok izi veya bir mızrak yarası ya da bir kılıç darbesi
vardır. Ama işte ben eşekler gibi yatağımda ölüyorum! Korkakların gözüne uyku
girmesin." Yani, elhad'da öldürülmek suretiyle ölmediği için ızdırap duyuyor,
buna hayıflanıyor ve yatağında ölmekten dolayı acı çekiyordu.
Yüce Allah
"Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir
borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu?" buyruğuyla kullarını kendi
yolunda infaka teşvik ediyor. Yüce Allah bu ayeti Aziz Kitabı'nda birçok defa
tekrarlamıştır.
[1156] Allah'ın (c.c)
geceleyin yeryüzü semasına inişini anlatan hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Allah'ın (c.c) şöyle nida ettiğini haber vermektedir:
"Yokluk nedir bilmeyen ve hiç haksızlık yapmayana kim borç vermek
ister?"
[1157] İbn Ebi Hatim de
İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Verdiğinin kat kat
fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz
ödünç) verecek yok mu?" ayeti nazil olunca Ensar'dan Ebu Dahdah: "Ya
Rasulallah! Aziz ve Celil olan Allah bizden borç mu istiyor?" dedi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet ey Ebu Dahdah!"
buyurdu. Ebu Dahdah: "Bana elini göster ey Allah Rasulü!" dedi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona elini verdi. Ebu Dahdah:
"Öyleyse ben Rabbime bahçemi borç verdim. Bahçemde 600 hurma ağacı vardır.
Ebu Dahdah ve ailesi de onun sınırları içinde yaşamaktadır" dedi. Daha
sonra Ebu Dahdah ailesinin yanına gitti ve karısına "Ey Ümmü Dahdah!"
diye seslendi. Karısı:
Buyur, dedi. Ebu Dahdah:
"Buradan Çık. Ben burayı Rabbime borç verdim" dedi. Bunu benzer
lafızla İbn Merduyeh de Ömer (r.a.) kanalıyla merfu olarak rivayet etmiştir.
Ömer (r.a.) ve seleften
başkalarından yapılan rivayete göre "güzel bir borç"tan kasıt, Allah
yolunda infaktır. Bir görüşe göre aile efradına yapılan harcamalar
kastedilmiştir. Bundan kastın tesbih ve takdis olduğu da söylenmiştir.
"Verdiğinin kat kat
fazlasını kendisine ödemesi için." buyruğunun benzeri şu ayetlerdir:
"Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane
gibidir ki her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını
verir. Allah'ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir ... " (Bakara, 261 vd) Bu
konu yakında gelecek.
(1158] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Osman en-Nehdi'den şöyle nakleder: Ebu Hureyre (r.a.)'a gittim ve
"Duyduğuma göre sen bir iyiliğin sevabının bin kere bine (bir milyona)
katlanacağını söylüyormuşsun!" dedim. "Bunda seni hayrete düşüren
nokta nedir ki? Vallahi, ben onu -yani Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i- şöyle buyururken işittim: "Şüphesiz Allah iyiliği bir milyon
sevapla mükafatlandırır. " Bu garip bir hadistir. Ravilerinden Ali b. Zeyd
b. Cüd'an, münker rivayetleri olan biridir.
[1159] Ancak İbn Ebi
Hatim bunu başka bir tarikle rivayet etmiştir. Onda Ebu Osman en-Nehdi şöyle
anlatır: Ebu Hureyre (r.a.) ile benden daha çok oturup kalkan biri yoktu. Hacca
benden önce gitti ve ben ondan sonra yola çıktım. Olay şöyle gerçekleşti.
Basralıların ondan: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken işittim: "Şüphesiz Allah (c.c) iyiliğin mükafatını bin kere
bine (bir milyon) katlayarak verir. " diye naklettiklerini işitince
onlara: "yazıklar olsun size. Vallahi Ebu Hureyre ile benden daha çok
oturup kalkan biri olmadığı halde ben ondan bu hadisi işitmedim" dedim.
Ona yetişmek için toparlandım. Fakat onu hacca gitmek üzere yola çıkmış buldum.
Bu hadis uğruna ona yetişmek için ben de hacca çıktım. Onunla buluştuğumda
kendisine, "Ey Ebu Hureyre! Basralılar senden, benim hiç duymadığım bir
hadisi naklediyorlar?" dedim. "Nedir o?" dedi. "İddia
ettiklerine göre sen şöyle demişsin: Allah (c.c) iyiliği bin kere bine (bir
milyon) katlar." Ebu Hureyre (r.a.): Ey Ebu Osman, sen buna neden hayret
ediyorsun ki? Oysa Allah (c.c) "Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine
ödemesi için Allah'a güzel bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok
mu?" buyuruyor. Yüce Allah yine: "Halbuki dünya hayatının geçimi
ahiretin yanında pek azdır." (Tevbe, 38) buyuruyor. Canımı elinde tutan
Allah'a and olsun ki ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
derken işittim: "Şüphesiz Allah (c.c) iyiliği iki bin kere bin (iki
milyon) katıyla mükafatlandırır. "
[1160] Tirmizi ve
başkalarının Hz. Ömer (r.a.)'tan rivayet ettikleri şu hadis de bu manadadır:
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim
çarşılardan bir çarşıya çıkarken, "La ilahe illallahu vahdehu la şerıke
leh. Lehul mülkü ve lehu'l-hamdu ve huve ala kulli şey'in kadir:
Allah'tan başka hiçbir
İlah yoktur. O tektir, hiçbir ortağı yoktur. Mülk yalnız O'nun, hamd sadece
O'na mahsustur. Ve O her şeye kadirdir" derse Allah ona bin kere bin (bir
milyon) sevap yazar, onun bin kere bin (bir milyon) günahını siler. "
[1161] İbn Ebi Hatim,
İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: ''Allah yolunda mallarını harcayanların
örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki her başakta yüz dane vardır.
Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi
bilir." (Bakara, 261) ayeti nazil olunca Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) "Rabbim, ümmetim için artır" diye dua etti. Bunun üzerine
"Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel bir
borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu?" ayeti nazil oldu. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine: "Rabbim, daha da artır"
dedi. Bunun üzerine "Yalnız sabredenlere ecirleri hesapsız olarak
ödenecektir. " (Zümer, 10) ayeti nazil oldu.
Yine İbn Ebi Hatim'in
Ka'b el-Ahbar'dan naklettiğine göre; bir adam ona gelerek şöyle dedi: Ben bir
adamı "Kim 'Kul huvallahu ehad'ı (ihlas suresi) bir defa okursa Allah
(c.c) ona cennette inci ve yakuttan on bin kere bin (on milyon) oda bina
eder" derken işittim. Ben buna inanayım mı?" dedi. Ka'b el-Ahbar şöyle
cevap verdi: Evet, buna şaşırdın mı? Evet. Allah (c.c) yirmi bin kere bin de
(yirmi milyon) verir, otuz bin kere bin de (otuz milyon) verir. Yalnızca
Allah'ın (c.c) sayabileceği kadar da verir. Ka'b el-Ahbar daha sonra Allah'ın
(c. c) "Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için Allah'a güzel
bir borç (isteyene faizsiz ödünç) verecek yok mu?" buyruğunu okudu. Zıra
Allah'tan olan, çok sayılamaz."
"Darlık veren de
bolluk veren de Allah'tır." Yani, hiç aldırış etmeksizin infak yapın.
Çünkü rızık veren Allah'tır. O rızkı kullarından dilediklerine daraltır,
dilediklerine de genişletir. Bunda ulaşılmaz hikmet yalnız O'ndadır.
"Ve" kıyamet günü siz "sadece O'na döndürüleceksiniz."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |