İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

246 – 252.ayetler

 

Talut ile Calut:

 

246. Musa'dan sonra, Beni İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız? dedi. Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştınImış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım? dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.

sayfanın devamında 247-252 ayetler var

 

Tefsiri:

 

Abdurrezzak, Mamer kanalıyla Katade'den, ayette bahsedilen peygamberin Yuşa b. Nun olduğunu rivayet etmiştir. İmam Taberi: Bu, Yusuf (a.s)'ın oğlu Afrayim' dir, demiştir. Bu doğrudan uzak bir görüştür. Çünkü bu peygamber Musa (a.s)'dan uzun bir süre sonra yaşamıştır. Oysa, kıssada açıkça ifade edildiği gibi bu, Davud (a.s) zamanında yaşamıştır. Davud (a.s) ile Musa (a.s) arasında ise bin yıldan fazla bir zaman vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Süddi bunun Şem'un (a.s), Mücahid ise Şemuyel olduğunu söylemiştir. Muhammed b. İshak, Vehb b. Münebbih'in oğlundan şöyle nakleder:

 

Ayette bahsedilen peygamber Şemuyel b. Bali b. Alkame b. Yerham b. Elihu b. Tehos b. Suf b. Alkame b. Mahis b. Amusa b. Azriya b. Safine b. Alkame b. Ebu Yasif b. Karun b. Yashur b. Kahes b. Lavi b. Ya'kub b. İshak b. Allah'ın halili İbrahim (a.s.)'dır. Vehb b. Münebbih ve başkaları şöyle demişlerdir:

 

İsrailOğulları Musa (a.s)'ın ardından bir süre istikamet üzere yaşadılar. Sonra yeni yeni şeyler icad ettiler, hatta bazıları putlara taptı. Oysa aralarında, kendilerine iyiliği emredip kötülükten sakındıran ve onları Tevrat'ın yolunda tutmaya çalışan peygamberler vardı. Bu durum, İsrailOğullarının yapıp ettiklerinden dolayı Allah'ın onlara düşmanlarını musallat etmesine kadar devam etti. Allah musallat edince düşmanları onlardan çok sayıda kişiyi öldürdüler, çok sayıda kişiyi esir aldılar ve birçok kasabalarını ele geçirdiler. Oysa İsrailoğulları hangi milletle savaşırlarsa mutlaka onları yenerlerdi. Çünkü eski zamanlardan kalma Tevrat ile Tabut ellerinde bulunuyordu. Bu, Musa (a.s)'a kadar nesilden nesile aktarıldı. Onların sapıklıktaki ısrarları devam edince savaşların birinde krallardan biri bunları ele geçirdi. Zaten içlerinde Tevrafı koruyacak az sayıda kişi kalmıştı. Böylece peygamberlik onların soyundan tamamen kesildi. Peygamberlerin gelmeye devam ettiği Lavi kabilesinden de sadece, kocasından hamile bir kadın kalmıştı. Onu bir eve hapsettiler. Allah'ın (c. c) ona bir çocuk lutfetmesini ve doğan çocuğun kendilerine peygamber olmasını ümit ediyorlardı. Kadın kendisine bir erkek çocuk vermesi için Allah'a dua edip durdu. Allah (c.c) duasını kabul edip ona bir erkek çocuğu lutfetti. Kadın adını "Allah duamı kabul etti" manasına gelen "Şumayı" koydu. Bazıları Şem'un diyorlardı ve o da aynı manaya geliyordu. Çocuk aralarında büyüyüp yetişti. Allah (c. c) onun güzel bir şekilde yetişmesini sağladı. Nihayet peygamberlik çağına gelince ona vahyetti ve kendisine, birliğine çağırmasını emretti. O da İsrailoğullarını bunlara çağırdı. İsrailoğulları düşmanlarına karşı kendileriyle birlikte savaşması için bir hükümdar tayin etmesini istediler. Zıra artık aralarından hükümdar dahi çıkmıyordu. Peygamber onlara "Sizin için bir kral seçtiğimde onunla birlikte savaşacağınıza dair sözünüzde durmazsanız ne olacak?" dedi.

 

"Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde ... " Yani, yurtlarımız bir bir elimizden alınmış ve çocuklarımız esir alınıp köle edinilmişken, ''Allah yolunda neden savaşmayalım?" dediler." Allah (c.c) buyuruyor ki: "Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar." Yani, vaadlerinde durmadılar. Bilakis çoğu cihaddan yüz çevirdi. ''Allah zalimleri iyi bilir. " Yüce Allah onları iyi bilir.

 

 

 

247. Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Talut'u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkanlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? dediler. Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir, dedi.

 

Tefsiri:

 

Yani, kendilerinden bir hükümdar belirlemesini istemeleri üzerine peygamber onlara Talut'u hükümdar tayin etti. Ama Talut onların askerlerinden biriydi, kral ailesinden değildi. Çünkü kral hep Yahuda kabilesinden olurdu. Bu ise o kabileden değildi. O yüzden "Biz, hükümdarıZğa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkanlar verilmemişken" dediler. Yani, o, kral ailesinden olmadığı gibi aynı zamanda fakirken, krallığı yürütecek bir serveti yokken, 'b bize nasıl hükümdar olur?" yani, nasıl üzerimizde yönetici ve hükümdar olur? Bazıları onun sucu, bazıları ise deri tabaklayıcı olduğunu söylemiştir. Bu sözleriyle onlar peygamberlerine itiraz ediyor ve karşı geliyorlardı. Oysa itaat edip güzel söz söylemeleri gerekirdi.

 

Peygamber onlara şöyle dedi: "Allah sizin üzerinize onu seçti. " Yani, Allah onu da sizleri de çok iyi bildiği halde aranızdan onu seçti. Yani, onu ben kendiliğimden belirlemedim. Bilakis, benden istemeniz üzerine Allah (c. c) bana böyle emretti. "İlimde ve bedende ona üstünlük verdi. " Bununla birlikte TalOt sizin en bilgili, en asil, fizikçe en güzel, savaşta en güçlü, en sabırlı ve en bilgilinizdir. Yani, bilgi ve fizik bakımından sizden daha mükemmeldir. Bu ayetten, kralın bilgili, fiziken güzel, bedensel ve psikolojik olarak çok güçlü biri olmasının şart olduğu sonucu çıkmaktadır. Yüce Allah daha sonra şöyle der: ''lillah mülkünü dilediğine verir." Yani, dilediği her şeyi yapan hakim güç O'dur. Allah (c.c) yaptıklarından sorulmaz, fakat bilgisinden, hikmetinden ve kullarına olan şefkatinden dolayı onlar sorguya çekilirler. Bu yüzden şöyle buyuruyor: "Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir" dedi. " Yani, Allah'ın lütfu her şeyi kuşatır, O rahmetini dilediğine bahşeder. Hükümdarlığa kimin layık olup kimin olmadığını çok iyi bilir.

 

 

 

248. Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlzğının alameti, Tabut'un size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükunet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalzntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alamet vardır, dedi.

 

Tefsiri:

 

Peygamberleri onlara dedi ki: "Talut'un size kral yapılmasının bereketinin alameti, sizden alınan Tabut'un elinize tekrar geçmesidir. "Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir 'sükunet ve rahatlık' (sekine) vardır." Sekine'den kastın vakarlık ve yücelik olduğu söylenmiştir. Abdurrezzak, Mamer kanalıyla Katade'den "Sekine'den kasıt vakardır" dediğini rivayet etmiştir. Rebi' ise: Sekine rahmettir, demiştir. Avfi kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle de rivayet edilmiştir. İbn Cüreyc der ki: Ata'ya "Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükunet vardır." ayetini sordum, dedi ki: Yani, Allah'ın bildiğiniz ve onunla ferahlayacağınız birtakım ayetleri vardır. Hasan-ı Basrı de böyle demiştir. Bir görüşe göre; sekine, içinde peygamberlerin kalplerinin yıkandığı altından bir tas olup Allah (c.c) onu Musa (a.s)'a vermiş, o da Tevrat levhalarını ona koymuştur. Bunu Süddi, Ebu Malik kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiştir. Süfyan-ı Sevri ... Ali (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Sekinenin insan gibi bir yüzü vardır. Sonra o hafif bir ruhtur. İmam Taberi, Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Sekine iki başı bulunan bir fırtınadır. Mücahid de: İki kanadı ve kuyruğu vardır, demiştir. Muhammed b. İshak, Vehb b. Münebbih'ten şöyle nakleder: Sekine ölü bir kedinin başıydı ve Tabut'ta bağırması kesin zafer müjdesi olup o durumda mutlaka zafer elde edilirdi. Abdurrezzak, Vehb b. Münebbih'ten şöyle nakleder: Sekine, konuşan, Allah'tan bir ruhtur. Bir şeyde anlaşmazlığa düştüklerinde konuşarak onlara bilmek istedikleri şeyin hakikatini haber verir.

 

"Musa ve Harun hanedonlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır."

 

İmam Taberi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o, bunu "Harun hanedanlarının asası ve levha kırıntıları vardır" diye tefsir etmiştir. Katade, Süddi, Rebi' b. Enes ve İkrime de böyle demişlerdir. İkrime ayrıca "ve Tevrat vardır" demiştir. Ebu Salih der ki: "Musa ve Harun hanedonlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır." Yani, Musa (a.s)'ın asası, Harun (a.s)'ın asası, Tevrat'tan iki levha, bir de kudret helvası vardır. Atiyye b. Sa'd der ki: Kalıntılar Musa (a.s) ile Harun (a.s)'ın asaları ile elbiseleri, bir de levha kırıntılarıdır. Abdurrezzak der ki: Sevri'ye "Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır." buyruğunu sordum, şöyle cevap verdi:

Kimisi onun bir ölçek kudret helvası ile levha kırıntıları, kimisi ise asa ile iki ayakkabı olduğunu söylemiştir.

 

"Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde ... " İbn Cüreyc'in naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Melekler gökle yer arasında Tabut'u taşıyarak gelirler ve insanların gözü önünde onu Talut'un önüne bırakırlar. Süddi der ki: Tabut, Talut'un evine girdi ve bunun üzerine insanlar Şem'un'un peygamberliğine inandılar, Talut'a itaat ettiler. Abdurrezzak, Süfyan-ı Sevri kanalıyla onun bazı hocalarından şöyle nakleder: Melekler onu bir ineğin -başka bir rivayete göre iki ineğin- çektiği bir araba üzerinde getirdiler. Onlardan biri de şöyle demiştir: Tabut, Eriha'da idi. Müşrikler onu putlarının hanesindeki büyük putlarının altına koydular. Tabut bir zaman sonra putun başına çıktı. Sonra onu indirip altına koydular, ancak yine aynısı oldu. Bu defa onu altına çaktılar. Sonra geldiklerinde putu ayakları kırık ve uzağa savrulmuş halde buldular. Böylece bunun Allah tarafından olduğunu ve başa çıkamayacaklarını anladılar. Bunun üzerine tabutu beldelerinden çıkarıp başka bir kasabaya götürdüler. Bu defa da kasaba halkının boyunlarında bir hastalık peyda oldu. İsrailoğullarından esir almış oldukları bir cariye bu hastalıktan kurtulmak için onu İsrailoğullarına teslim etmelerini tavsiye etti. Onlar da tabutu iki inek üzerine yükleyip onlara götürdüler. Tabuta kim yaklaşsa ölüyordu. İsrailoğullarının beldelerine yaklaşınca inekler boyunduruklarını kırarak geri döndüler. İsrailoğulları gelip onu aldılar. Tabutu Davud (a.s)'ın teslim aldığı ve ineklerin yanına vardığında sevincinden utandığı söylenir. Onu onlardan iki gencin aldığı da söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Tabut'un o zaman Filistin'deki Ezdud adındaki bir kasabada olduğu da söylenir.

 

"Eğer" Allah'a ve ahiret gününe "inanmış kimseler iseniz sizin için bunda" yani size getirdiğim peygamberlik iddiamda ve Talut'a itaati emretmemde doğru olduğuma dair "şüphesiz bir alamet vardır, dedi."

 

 

 

249. Talut askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca dedi ki: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna, kim ondan içmezse bendendir. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak hiçbir gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah bu ayette İsrailOğulları hükümdarı Tallit'tan anlatıyor. Tallit, İsrailOğullarından askerler ve kendisine itaat edenlerle birlikte yola çıkmıştı. Süddi'nin belirttiğine göre askerlerinin o gün sayısı seksen bin idi. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek." Yani sınayacak. İbn Abbas (r.a.) buradaki nehrin Ürdün ile Filistin arasında bir nehir, yani meşhur "Şeria nehri" olduğunu söylemiştir. "Kim ondan içerse benden değildir. " Bugün bu şekilde benimle olmasın. "Eliyle bir avuç içen müstesna; kim ondan içmezse bendendir. " Yani bir avuç içmesinde hiçbir sakınca yoktur. Allah (c. c) buyuruyor ki: "İçlerinden pek azı müstesna, hepsi ırmaktan içtiler." İbn Cüreyc'in rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Ondan bir avuç alanlar kandılar, içenler ise kanmadılar." Süddi de Ebu Malik kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Katade ve İbn Şevbez de böyle demiştir. Süddi der ki: Ordu seksen bin kişiydi. Bunların yetmiş dört bini içti, geriye Tallit'la sadece dört bin kişi kaldı. Süddi böyle demiştir.

 

 

[1162] İmam Taberi de Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder:

Biz aramızda Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabının Bedir günü üç yüz kişi olduğunu, Tallit'la birlikte nehri geçenlerin sayısı kadar olduklarını konuşurduk. Nehri onunla birlikte sadece iman eden kimse geçebilmişti. 

 

 

[1163] İmam Buhari de Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bizler, yani Muhammed'in ashabı kendi aramızda şöyle konuşurduk: Bedir’e katılanların sayısı Talılt ile birlikte nehri aşıp geçenlerin sayısı kadardı. Onunla beraber mü' min olmayan bir kimse nehri aşmış değildir. Sayıları da üç yüz on küsur idi." İmam Buhari daha sonra bunu Süfyan-ı Sevri'nin, Bera'dan nakliyle ve benzer bir lafızla rivayet etmiştir. O yüzden Yüce Allah "Talut ve iman edenler beraberce ırmağı geçince:

 

Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler." buyurmuştur. Yani, kalabalık düşmanları karşısında kendilerini az buldular. Ama alimleri, yani, Allah'ın vaadinin hak olup zaferin sayı ve teçhizat çokluğuyla değil Allah katından yardımla kazanılacağını bilenler ise onları teşvik ettiler. O yüzden şöyle dediler: ''Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik, Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. "

 

 

 

250. Calut ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sebat ettir. Kafir kavme karşı bize yardım et, dediler.

251. Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Calut'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lakin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.

252. İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana, doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.

 

Tefsiri:

 

Yani, Talut'un adamlarından oluşan az sayıda iman ordusu, Calut'un sayıca kalabalık adamlarından oluşan düşmanlarıyla karşılaştıklarında, "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır." Bize senin katından (büyük bir) sabır yağdır. "Ayaklarımızı sebat ettir", yani, düşmanla karşılaşmamızda bizi kaçmaktan ve acziyetten koru, "kafir kavme karşı bize yardım et, dediler."

 

Yüce Allah buyuruyor ki: "Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler."

 

Yani, Allah'ın yardımıyla onlara karşı galip geldiler, onları hezimete uğrattılar. "Davud da Calut'u öldürdü." İsrailiyat rivayetlerinde şöyle anlatılır:

Talut, Calut'u elindeki bir sapanla öldürdü. Sapanla atış yaptı ve isabet etmesi sonucu onu öldürdü. Talut, Calut'u kim öldürürse kızını onunla evlendireceğini, elindeki nimetleri onunla paylaşıp onu işlerinde kendisine ortak edeceğini vaad etmişti. Bu vaadlerini yerine getirdi. Daha sonra hükümdarlık, Allah'ın (c.c) kendisine lutfettiği büyük peygamberlik makamıyla birlikte Davud (a.s)'a geçti. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi." Yani, hükümdarlığı Talut'tan sonra, peygamberliği de Şamuyel'den sonra ona verdi. "Dilediği ilimlerden ona öğretti." Yani, Allah (c.c) Davud (a.s)'a sadece ona mahsus olmasını dilediği birtakım bilgiler öğretti.

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu." Yani, Allah, Talut'un savaşması ve Davud (a.s)'ın cesareti sayesinde İsrailoğullarından şerri def ettiği gibi, birtakım kimselerin şerrini başka kimseler yoluyla def etmeseydi insanlar kesin biçimde helak olurlardı. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi ... " (Hacc: 40)

 

 

[1164] İmam Taberi, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah, salih bir kul sebebiyle onlara komşu olan yüz hane halkından belayı savar. " Bunun senedi zayıftır. Çünkü ravilerden Yahya b. Said, -ki o el-Attar el-Hımsi'dir-, çok zayıf bir ravldir.

 

 

[1165] İmam Taberi daha sonra Cabir b. Abdullah (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet eder: "Muhakkak Allah (c.c) salih bir Müslüman adamın salihliği sebebiyle, onun çocuğunu, çocuğunun çocuğunu, ev halkını ve etrafındaki evlerin halkını düzeltir. O olduğu sürece bunlar Allah'ın (c.c) korumasında olurlar. " Bu da geçen sebepten dolayı garip ve zayıftır.

 

 

[1166] İbn Merduyeh, Sevban kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Yedi sınıf insan, aranızdan hiç eksik olmayacak. Allah'ın emri gelene kadar hep onlar sebebiyle muzaffer olunacak, yağmura kavuşacak, onlar sayesinde rızıklandırılacaksınız. "

 

 

[1167] Yine İbn Merduyeh, Ubade b. Samit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetimdeki ebdallerin sayısı otuzdur. Yerküre onlar sayesinde ayakta duracak, siz onlar sayesinde rızıklandırılacak ve yağmura nail olacak, onlar sayesinde muzaffer kılınacaksınız. " Katade der ki: Vallahi ben Hasan-ı Basrl'nin onlardan biri olduğunu sanıyorum. İki hadis de zayıftır, her ikisinin senedi sabit değildir.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Fakat Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir." İnsanlara karşı lütufkar ve merhametlidir. Onların şerlerini birbirleriyle savar. Hüküm koyma hakkı sadece O'nundur. Tüm mı ve sözlerinde büyük bir hikmete ve insanlara karşı (kuvvetli) hüccete sahiptir.

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "İşte bunlar Allah'ın ayetleridir.

Biz onları sana, doğru olarak anlatıyoruz." Yani, bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz bunları sana bir hakikat olarak, yani Ehl-i kitabın bildiği gerçeklerle bire bir örtüşen gerçekler olarak anlatıyoruz. "Şüphesiz sen" ey Muhammed! ''Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin. " Bu ifade bir pekiştirme ve yemine hazırlıktır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

253. O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkar etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lakin Allah dilediğini yapar.