|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 246 – 252.ayetler |
Talut ile Calut:
246. Musa'dan sonra,
Beni İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir
peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda
savaşalım" demişlerdi. Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız? dedi.
Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştınImış olduğumuz halde Allah
yolunda neden savaşmayalım? dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden
pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.
sayfanın devamında
247-252 ayetler var
Tefsiri:
Abdurrezzak, Mamer
kanalıyla Katade'den, ayette bahsedilen peygamberin Yuşa b. Nun olduğunu
rivayet etmiştir. İmam Taberi: Bu, Yusuf (a.s)'ın oğlu Afrayim' dir, demiştir.
Bu doğrudan uzak bir görüştür. Çünkü bu peygamber Musa (a.s)'dan uzun bir süre
sonra yaşamıştır. Oysa, kıssada açıkça ifade edildiği gibi bu, Davud (a.s)
zamanında yaşamıştır. Davud (a.s) ile Musa (a.s) arasında ise bin yıldan fazla
bir zaman vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Süddi bunun Şem'un (a.s),
Mücahid ise Şemuyel olduğunu söylemiştir. Muhammed b. İshak, Vehb b.
Münebbih'in oğlundan şöyle nakleder:
Ayette bahsedilen
peygamber Şemuyel b. Bali b. Alkame b. Yerham b. Elihu b. Tehos b. Suf b.
Alkame b. Mahis b. Amusa b. Azriya b. Safine b. Alkame b. Ebu Yasif b. Karun b.
Yashur b. Kahes b. Lavi b. Ya'kub b. İshak b. Allah'ın halili İbrahim
(a.s.)'dır. Vehb b. Münebbih ve başkaları şöyle demişlerdir:
İsrailOğulları Musa
(a.s)'ın ardından bir süre istikamet üzere yaşadılar. Sonra yeni yeni şeyler
icad ettiler, hatta bazıları putlara taptı. Oysa aralarında, kendilerine
iyiliği emredip kötülükten sakındıran ve onları Tevrat'ın yolunda tutmaya çalışan
peygamberler vardı. Bu durum, İsrailOğullarının yapıp ettiklerinden dolayı
Allah'ın onlara düşmanlarını musallat etmesine kadar devam etti. Allah musallat
edince düşmanları onlardan çok sayıda kişiyi öldürdüler, çok sayıda kişiyi esir
aldılar ve birçok kasabalarını ele geçirdiler. Oysa İsrailoğulları hangi
milletle savaşırlarsa mutlaka onları yenerlerdi. Çünkü eski zamanlardan kalma
Tevrat ile Tabut ellerinde bulunuyordu. Bu, Musa (a.s)'a kadar nesilden nesile
aktarıldı. Onların sapıklıktaki ısrarları devam edince savaşların birinde
krallardan biri bunları ele geçirdi. Zaten içlerinde Tevrafı koruyacak az
sayıda kişi kalmıştı. Böylece peygamberlik onların soyundan tamamen kesildi.
Peygamberlerin gelmeye devam ettiği Lavi kabilesinden de sadece, kocasından
hamile bir kadın kalmıştı. Onu bir eve hapsettiler. Allah'ın (c. c) ona bir
çocuk lutfetmesini ve doğan çocuğun kendilerine peygamber olmasını ümit
ediyorlardı. Kadın kendisine bir erkek çocuk vermesi için Allah'a dua edip
durdu. Allah (c.c) duasını kabul edip ona bir erkek çocuğu lutfetti. Kadın
adını "Allah duamı kabul etti" manasına gelen "Şumayı"
koydu. Bazıları Şem'un diyorlardı ve o da aynı manaya geliyordu. Çocuk
aralarında büyüyüp yetişti. Allah (c. c) onun güzel bir şekilde yetişmesini
sağladı. Nihayet peygamberlik çağına gelince ona vahyetti ve kendisine,
birliğine çağırmasını emretti. O da İsrailoğullarını bunlara çağırdı.
İsrailoğulları düşmanlarına karşı kendileriyle birlikte savaşması için bir
hükümdar tayin etmesini istediler. Zıra artık aralarından hükümdar dahi
çıkmıyordu. Peygamber onlara "Sizin için bir kral seçtiğimde onunla
birlikte savaşacağınıza dair sözünüzde durmazsanız ne olacak?" dedi.
"Yurtlarımızdan
çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde ... " Yani, yurtlarımız
bir bir elimizden alınmış ve çocuklarımız esir alınıp köle edinilmişken,
''Allah yolunda neden savaşmayalım?" dediler." Allah (c.c) buyuruyor
ki: "Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp
kaçtılar." Yani, vaadlerinde durmadılar. Bilakis çoğu cihaddan yüz
çevirdi. ''Allah zalimleri iyi bilir. " Yüce Allah onları iyi bilir.
247. Peygamberleri
onlara: Bilin ki Allah, Talut'u size hükümdar olarak gönderdi, dedi. Bunun
üzerine: Biz, hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve
zenginlik yönünden geniş imkanlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur?
dediler. Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi.
Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir,
dedi.
Tefsiri:
Yani, kendilerinden bir
hükümdar belirlemesini istemeleri üzerine peygamber onlara Talut'u hükümdar
tayin etti. Ama Talut onların askerlerinden biriydi, kral ailesinden değildi.
Çünkü kral hep Yahuda kabilesinden olurdu. Bu ise o kabileden değildi. O yüzden
"Biz, hükümdarıZğa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve
zenginlik yönünden geniş imkanlar verilmemişken" dediler. Yani, o, kral
ailesinden olmadığı gibi aynı zamanda fakirken, krallığı yürütecek bir serveti
yokken, 'b bize nasıl hükümdar olur?" yani, nasıl üzerimizde yönetici ve
hükümdar olur? Bazıları onun sucu, bazıları ise deri tabaklayıcı olduğunu
söylemiştir. Bu sözleriyle onlar peygamberlerine itiraz ediyor ve karşı
geliyorlardı. Oysa itaat edip güzel söz söylemeleri gerekirdi.
Peygamber onlara şöyle
dedi: "Allah sizin üzerinize onu seçti. " Yani, Allah onu da sizleri
de çok iyi bildiği halde aranızdan onu seçti. Yani, onu ben kendiliğimden
belirlemedim. Bilakis, benden istemeniz üzerine Allah (c. c) bana böyle
emretti. "İlimde ve bedende ona üstünlük verdi. " Bununla birlikte
TalOt sizin en bilgili, en asil, fizikçe en güzel, savaşta en güçlü, en sabırlı
ve en bilgilinizdir. Yani, bilgi ve fizik bakımından sizden daha mükemmeldir. Bu
ayetten, kralın bilgili, fiziken güzel, bedensel ve psikolojik olarak çok güçlü
biri olmasının şart olduğu sonucu çıkmaktadır. Yüce Allah daha sonra şöyle der:
''lillah mülkünü dilediğine verir." Yani, dilediği her şeyi yapan hakim
güç O'dur. Allah (c.c) yaptıklarından sorulmaz, fakat bilgisinden, hikmetinden
ve kullarına olan şefkatinden dolayı onlar sorguya çekilirler. Bu yüzden şöyle
buyuruyor: "Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir" dedi.
" Yani, Allah'ın lütfu her şeyi kuşatır, O rahmetini dilediğine bahşeder.
Hükümdarlığa kimin layık olup kimin olmadığını çok iyi bilir.
248. Peygamberleri
onlara: Onun hükümdarlzğının alameti, Tabut'un size gelmesidir. Meleklerin
taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükunet, Musa ve Harun
hanedanlarının bıraktıklarından bir kalzntı vardır. Eğer inanmış kimseler
iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alamet vardır, dedi.
Tefsiri:
Peygamberleri onlara
dedi ki: "Talut'un size kral yapılmasının bereketinin alameti, sizden
alınan Tabut'un elinize tekrar geçmesidir. "Meleklerin taşıdığı o Tabut'un
içinde Rabbinizden size bir 'sükunet ve rahatlık' (sekine) vardır."
Sekine'den kastın vakarlık ve yücelik olduğu söylenmiştir. Abdurrezzak, Mamer
kanalıyla Katade'den "Sekine'den kasıt vakardır" dediğini rivayet
etmiştir. Rebi' ise: Sekine rahmettir, demiştir. Avfi kanalıyla İbn Abbas
(r.a.)'tan böyle de rivayet edilmiştir. İbn Cüreyc der ki: Ata'ya
"Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve
sükunet vardır." ayetini sordum, dedi ki: Yani, Allah'ın bildiğiniz ve
onunla ferahlayacağınız birtakım ayetleri vardır. Hasan-ı Basrı de böyle
demiştir. Bir görüşe göre; sekine, içinde peygamberlerin kalplerinin yıkandığı
altından bir tas olup Allah (c.c) onu Musa (a.s)'a vermiş, o da Tevrat
levhalarını ona koymuştur. Bunu Süddi, Ebu Malik kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan
rivayet etmiştir. Süfyan-ı Sevri ... Ali (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Sekinenin
insan gibi bir yüzü vardır. Sonra o hafif bir ruhtur. İmam Taberi, Ali
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Sekine iki başı bulunan bir fırtınadır. Mücahid de:
İki kanadı ve kuyruğu vardır, demiştir. Muhammed b. İshak, Vehb b. Münebbih'ten
şöyle nakleder: Sekine ölü bir kedinin başıydı ve Tabut'ta bağırması kesin
zafer müjdesi olup o durumda mutlaka zafer elde edilirdi. Abdurrezzak, Vehb b.
Münebbih'ten şöyle nakleder: Sekine, konuşan, Allah'tan bir ruhtur. Bir şeyde
anlaşmazlığa düştüklerinde konuşarak onlara bilmek istedikleri şeyin hakikatini
haber verir.
"Musa ve Harun
hanedonlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır."
İmam Taberi'nin İbn
Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o, bunu "Harun hanedanlarının asası
ve levha kırıntıları vardır" diye tefsir etmiştir. Katade, Süddi, Rebi' b.
Enes ve İkrime de böyle demişlerdir. İkrime ayrıca "ve Tevrat vardır"
demiştir. Ebu Salih der ki: "Musa ve Harun hanedonlarının bıraktıklarından
bir kalıntı vardır." Yani, Musa (a.s)'ın asası, Harun (a.s)'ın asası,
Tevrat'tan iki levha, bir de kudret helvası vardır. Atiyye b. Sa'd der ki:
Kalıntılar Musa (a.s) ile Harun (a.s)'ın asaları ile elbiseleri, bir de levha
kırıntılarıdır. Abdurrezzak der ki: Sevri'ye "Musa ve Harun hanedanlarının
bıraktıklarından bir kalıntı vardır." buyruğunu sordum, şöyle cevap verdi:
Kimisi onun bir ölçek
kudret helvası ile levha kırıntıları, kimisi ise asa ile iki ayakkabı olduğunu
söylemiştir.
"Meleklerin
taşıdığı o Tabut'un içinde ... " İbn Cüreyc'in naklettiğine göre İbn Abbas
(r.a.) şöyle demiştir: Melekler gökle yer arasında Tabut'u taşıyarak gelirler
ve insanların gözü önünde onu Talut'un önüne bırakırlar. Süddi der ki: Tabut,
Talut'un evine girdi ve bunun üzerine insanlar Şem'un'un peygamberliğine
inandılar, Talut'a itaat ettiler. Abdurrezzak, Süfyan-ı Sevri kanalıyla onun
bazı hocalarından şöyle nakleder: Melekler onu bir ineğin -başka bir rivayete
göre iki ineğin- çektiği bir araba üzerinde getirdiler. Onlardan biri de şöyle
demiştir: Tabut, Eriha'da idi. Müşrikler onu putlarının hanesindeki büyük
putlarının altına koydular. Tabut bir zaman sonra putun başına çıktı. Sonra onu
indirip altına koydular, ancak yine aynısı oldu. Bu defa onu altına çaktılar.
Sonra geldiklerinde putu ayakları kırık ve uzağa savrulmuş halde buldular.
Böylece bunun Allah tarafından olduğunu ve başa çıkamayacaklarını anladılar.
Bunun üzerine tabutu beldelerinden çıkarıp başka bir kasabaya götürdüler. Bu
defa da kasaba halkının boyunlarında bir hastalık peyda oldu.
İsrailoğullarından esir almış oldukları bir cariye bu hastalıktan kurtulmak
için onu İsrailoğullarına teslim etmelerini tavsiye etti. Onlar da tabutu iki
inek üzerine yükleyip onlara götürdüler. Tabuta kim yaklaşsa ölüyordu.
İsrailoğullarının beldelerine yaklaşınca inekler boyunduruklarını kırarak geri
döndüler. İsrailoğulları gelip onu aldılar. Tabutu Davud (a.s)'ın teslim aldığı
ve ineklerin yanına vardığında sevincinden utandığı söylenir. Onu onlardan iki
gencin aldığı da söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Tabut'un o zaman
Filistin'deki Ezdud adındaki bir kasabada olduğu da söylenir.
"Eğer" Allah'a
ve ahiret gününe "inanmış kimseler iseniz sizin için bunda" yani size
getirdiğim peygamberlik iddiamda ve Talut'a itaati emretmemde doğru olduğuma
dair "şüphesiz bir alamet vardır, dedi."
249. Talut askerlerle
beraber (cihad için) ayrılınca dedi ki: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna, kim
ondan içmezse bendendir. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler.
Talut ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Calut'a ve
askerlerine karşı koyacak hiçbir gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna
varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok
sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.
Tefsiri:
Yüce Allah bu ayette
İsrailOğulları hükümdarı Tallit'tan anlatıyor. Tallit, İsrailOğullarından
askerler ve kendisine itaat edenlerle birlikte yola çıkmıştı. Süddi'nin
belirttiğine göre askerlerinin o gün sayısı seksen bin idi. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
"Allah sizi bir
ırmakla imtihan edecek." Yani sınayacak. İbn Abbas (r.a.) buradaki nehrin
Ürdün ile Filistin arasında bir nehir, yani meşhur "Şeria nehri"
olduğunu söylemiştir. "Kim ondan içerse benden değildir. " Bugün bu
şekilde benimle olmasın. "Eliyle bir avuç içen müstesna; kim ondan içmezse
bendendir. " Yani bir avuç içmesinde hiçbir sakınca yoktur. Allah (c. c)
buyuruyor ki: "İçlerinden pek azı müstesna, hepsi ırmaktan içtiler."
İbn Cüreyc'in rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Ondan bir
avuç alanlar kandılar, içenler ise kanmadılar." Süddi de Ebu Malik
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Katade ve İbn Şevbez de
böyle demiştir. Süddi der ki: Ordu seksen bin kişiydi. Bunların yetmiş dört
bini içti, geriye Tallit'la sadece dört bin kişi kaldı. Süddi böyle demiştir.
[1162] İmam Taberi de
Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Biz aramızda Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabının Bedir günü üç yüz kişi olduğunu,
Tallit'la birlikte nehri geçenlerin sayısı kadar olduklarını konuşurduk. Nehri
onunla birlikte sadece iman eden kimse geçebilmişti.
[1163] İmam Buhari de
Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bizler, yani Muhammed'in ashabı
kendi aramızda şöyle konuşurduk: Bedir’e katılanların sayısı Talılt ile
birlikte nehri aşıp geçenlerin sayısı kadardı. Onunla beraber mü' min olmayan
bir kimse nehri aşmış değildir. Sayıları da üç yüz on küsur idi." İmam
Buhari daha sonra bunu Süfyan-ı Sevri'nin, Bera'dan nakliyle ve benzer bir
lafızla rivayet etmiştir. O yüzden Yüce Allah "Talut ve iman edenler beraberce
ırmağı geçince:
Bugün bizim Calut'a ve
askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler." buyurmuştur. Yani,
kalabalık düşmanları karşısında kendilerini az buldular. Ama alimleri, yani,
Allah'ın vaadinin hak olup zaferin sayı ve teçhizat çokluğuyla değil Allah
katından yardımla kazanılacağını bilenler ise onları teşvik ettiler. O yüzden
şöyle dediler: ''Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir
birlik, Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.
"
250. Calut ve
askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır.
Ayaklarımızı sebat ettir. Kafir kavme karşı bize yardım et, dediler.
251. Sonunda Allah'ın
izniyle onları yendiler. Davud da Calut'u öldürdü. Allah ona (Davud'a)
hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın
insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette
yeryüzü altüst olurdu. Lakin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem
sahibidir.
252. İşte bunlar
Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana, doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz sen,
Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
Tefsiri:
Yani, Talut'un
adamlarından oluşan az sayıda iman ordusu, Calut'un sayıca kalabalık
adamlarından oluşan düşmanlarıyla karşılaştıklarında, "Ey Rabbimiz!
Üzerimize sabır yağdır." Bize senin katından (büyük bir) sabır yağdır.
"Ayaklarımızı sebat ettir", yani, düşmanla karşılaşmamızda bizi
kaçmaktan ve acziyetten koru, "kafir kavme karşı bize yardım et,
dediler."
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler."
Yani, Allah'ın
yardımıyla onlara karşı galip geldiler, onları hezimete uğrattılar. "Davud
da Calut'u öldürdü." İsrailiyat rivayetlerinde şöyle anlatılır:
Talut, Calut'u elindeki
bir sapanla öldürdü. Sapanla atış yaptı ve isabet etmesi sonucu onu öldürdü.
Talut, Calut'u kim öldürürse kızını onunla evlendireceğini, elindeki nimetleri
onunla paylaşıp onu işlerinde kendisine ortak edeceğini vaad etmişti. Bu
vaadlerini yerine getirdi. Daha sonra hükümdarlık, Allah'ın (c.c) kendisine
lutfettiği büyük peygamberlik makamıyla birlikte Davud (a.s)'a geçti. Bu yüzden
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet
verdi." Yani, hükümdarlığı Talut'tan sonra, peygamberliği de Şamuyel'den
sonra ona verdi. "Dilediği ilimlerden ona öğretti." Yani, Allah (c.c)
Davud (a.s)'a sadece ona mahsus olmasını dilediği birtakım bilgiler öğretti.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle
savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu." Yani, Allah, Talut'un
savaşması ve Davud (a.s)'ın cesareti sayesinde İsrailoğullarından şerri def
ettiği gibi, birtakım kimselerin şerrini başka kimseler yoluyla def etmeseydi
insanlar kesin biçimde helak olurlardı. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette
şöyle buyurur: "Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir
kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol
anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi ... "
(Hacc: 40)
[1164] İmam Taberi, İbn
Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah, salih bir kul sebebiyle onlara komşu olan
yüz hane halkından belayı savar. " Bunun senedi zayıftır. Çünkü ravilerden
Yahya b. Said, -ki o el-Attar el-Hımsi'dir-, çok zayıf bir ravldir.
[1165] İmam Taberi daha
sonra Cabir b. Abdullah (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den şöyle rivayet eder: "Muhakkak Allah (c.c) salih bir Müslüman
adamın salihliği sebebiyle, onun çocuğunu, çocuğunun çocuğunu, ev halkını ve
etrafındaki evlerin halkını düzeltir. O olduğu sürece bunlar Allah'ın (c.c)
korumasında olurlar. " Bu da geçen sebepten dolayı garip ve zayıftır.
[1166] İbn Merduyeh,
Sevban kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet
etmiştir: "Yedi sınıf insan, aranızdan hiç eksik olmayacak. Allah'ın emri
gelene kadar hep onlar sebebiyle muzaffer olunacak, yağmura kavuşacak, onlar sayesinde
rızıklandırılacaksınız. "
[1167] Yine İbn
Merduyeh, Ubade b. Samit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetimdeki ebdallerin sayısı otuzdur.
Yerküre onlar sayesinde ayakta duracak, siz onlar sayesinde rızıklandırılacak
ve yağmura nail olacak, onlar sayesinde muzaffer kılınacaksınız. " Katade
der ki: Vallahi ben Hasan-ı Basrl'nin onlardan biri olduğunu sanıyorum. İki
hadis de zayıftır, her ikisinin senedi sabit değildir.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Fakat Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem
sahibidir." İnsanlara karşı lütufkar ve merhametlidir. Onların şerlerini
birbirleriyle savar. Hüküm koyma hakkı sadece O'nundur. Tüm mı ve sözlerinde
büyük bir hikmete ve insanlara karşı (kuvvetli) hüccete sahiptir.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "İşte bunlar Allah'ın ayetleridir.
Biz onları sana, doğru
olarak anlatıyoruz." Yani, bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz bunları sana
bir hakikat olarak, yani Ehl-i kitabın bildiği gerçeklerle bire bir örtüşen
gerçekler olarak anlatıyoruz. "Şüphesiz sen" ey Muhammed! ''Allah
tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin. " Bu ifade bir pekiştirme ve
yemine hazırlıktır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |