|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 267 – 274.ayetler |
Malın iyisinden infak:
267. Ey iman edenler!
Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra
harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye
vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye layıktır.
268. Şeytan sizi
fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir
mağfiret ve bir lütuf vadeder. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.
269. Allah hikmeti
dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir.
Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.
Tefsiri:
Yüce Allah, mü'min
kullarına kazandıkları malların hoş olanlarından infak etmelerini emir ve
tavsiye ediyor. Ki İbn Abbas (r.a.)'ın söylediğine göre burada infaktan kasıt,
sadakadır. Mücahid’e göre kazanılan maldan kasıt "Allah'ın ticaret yoluyla
nasip ettiği rızık"tır. Ali ve Süddi ise: "Altın ve gümüşten,
toprağın sizin için bitirdiği meyve ve tahıllardan" diye tefsir
etmişlerdir. İbn Abbas (r.a.) der ki: Yüce Allah mü'minlere malların en temiz,
en değerli ve en nefis olanlarından infak etmelerini emrediyor, bayağı ve düşük,
yani pis olanlarından infak etmekten ise men ediyor. Çünkü Yüce Allah ancak hoş
ve temiz olanı kabul eder. Bu yüzden Yüce Allah "Size verilse, gözünüzü
yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. "
buyuruyor. Yani, size verilecek olsa ancak gözlerinizi yumarak alacağınız
malları infak etmeyin. Çünkü Allah (c.c) bu mallarda sizden daha müstağnidir.
Onun için sizin beğenmediğiniz şeyleri Allah'a ayırmayın. Bir görüşe göre
" ... kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın." ayetinin manası
şöyledir: "Helal malı bırakıp harama yönelerek infakınızı ondan
yapmayın."
[1215] Burada İmam Ahmed
b. Hanbel'in İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettiği Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in şu hadisi zikredilir:
"Şüphesiz Allah
(c.c) rızkınızı aranızda paylaştırdığı gibi, ahlakınızı da aranızda
paylaştırmıştır. Allah (c. c) dünyayı sevdiğine de verir, sevmediğine de. Dini
ise ancak sevdiğine verir. Dolayısıyla Allah kime din vermişse onu seviyor
demektir. Canımı elinde tutan Allah'a and olsun ki kul kalbini ve dilini
(Allah'a) teslim etmedikçe Müslüman olamaz. Komşusunu kendisinin kötülüğünden
güvencede eylemedikçe iman etmiş olamaz. " Sahabiler: "Kişinin
komşusuna kötülüğü nedir?" diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): ''Aldatması ve zulmetmesidir. Bir kul haram mal kazanır da ondan
harcarsa bu ona bereketli kılınmaz. Ondan tasadduk ederse kendisinden kabul
edilmez. Arkasına alırsa (saklarsa) bu ancak cehenneme götüren azığı olur.
Şüphesiz Allah kötülüğü kötülükle silmez. Bilakis kötülüğü iyilikle siler.
Çünkü pis pisi silemez." buyurdu. Ancak doğru olan, birinci görüştür.
[1216] İmam Taberi, Bera
b. Azib (r.a.)'tan Allah'ın "Ey iman edenler! Kazandıklarınızın
iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın ...
" ayeti ile ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: Bu ayet ensar hakkında
nazil oldu. Ensar hurma kesme vakti geldiğinde bahçelerinden taze hurmaları
alıp Mescid-i Nebevi' deki iki sütun arasında gerilmiş bulunan bir ipe asarlar,
fakir Muhacir'ler de bunlardan yerlerdi. Sonra onlardan bazıları, caiz olduğunu
sanarak adi hurmaları alıp taze hurmaların arasına koymaya başladılar. Böyle
yapanlar hakkında Allah (c.c) bu ayeti nazil etti. Bunu Taberi ile İbn Mace,
İbn Merduyeh ve Hakim -Müstedrek'te- başka bir senetle, yine Bera b. Azib'den
benzer bir lafızla rivayet etmişlerdir. Hakim:
Buhari ve Müslim rivayet
etmemiş olsalar da onların koşullarını taşıyan sahih bir hadistir, demiştir.
[1217] İbn Ebi Hatim, Bera
b. Azib (r.a.)'tan bu ayet hakkında şöyle rivayet etmiştir: Bu ayet bizim
hakkımızda indi. Biz hurma bahçeleri olan kimselerdik. Adam, azlığına ve
çokluğuna göre bir miktar hurma getirir, salkım şeklinde camiye asardı. Ehl-i
Suffe'nin de yiyecekleri olmazdı. Onlardan biri acıktığında sopayla hurma
salkımına vurur ve ondan yaş ve taze hurma düşer, o da yerdi. Hayır ve iyilik
yapma isteği bulunmayan bazı kimseler ise adi ve kötü, kırılmış ve dökülmüş
hurma salkımlarını getirip asarlardı. Bunun üzerine "Ey iman edenler!
Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan
hayra harcayın ... " ayeti nazil oldu. Yani, sizden biri infak olarak
verdiği bir şeyin aynısı kendisine hediye edilecek olsa ancak göz yumarak ve
utanarak alır. Bu ayetten sonra bizler bir şey getirdiğimizde yanımızdaki iyi
şeyleri getirirdik. Bunu Tirmizi de başka bir rivayet zinciriyle Bera'dan
benzer lafızla rivayet etmiş, sonra "Bu hasen-garip bir hadistir"
demiştir.
[1218] İbn Ebi Hatim,
Sehl b. Hanif'ten şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Cu'rur ve Hubeyk denen iki tür (adi) hurma vermekten men etti. İnsanlar
ürünlerinin en kötülerini alıp onu sadaka olarak veriyorlardı. Bunun üzerine
"Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden
size çıkardıklarımızdan hayra harcayın ... " ayeti nazil oldu.
[1219] Ebu Davud da bu
hadisi Zühri kanalıyla şu lafızla rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) (zekat görevlilerini) Cu'rur ile Hubeyk adındaki (küçük ve
adi) hurma çeşitlerini zekat olarak almaktan nehyetti. Nesai de bunu Zühri'nin Ebu Ümame (r.a.)'tan
nakliyle tahric etmiştir. İbn Ebi Hatim bu ayet hakkında Abdullah b. Ma'kil'den
şöyle rivayet etmiştir: "Müslüman'ın kazancı pis olmaz. Fakat o bozuk
hurmayı, karışık (dolayısıyla değeri düşük) parayı ve hiçbir faydası olmayacak
bir şeyi tasadduk etmez."
[1220] İmam Ahmed b.
Hanbel, Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e bir keler getirildi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu
ne yedi, ne de men etti. Ben: "Ya Rasulallah! Bunu yoksullara vermeyelim
mi?" dedim. "Sizin yemediğinizi onlara yedirmeyiniz" buyurdu.
İmam Ahmed b. Hanbel daha sonra bunu başka bir tarikle ve şu lafızla rivayet
etmiştir: Ben: "Ya Rasulallah! Bunu yoksullara yedirmeyelim mi?"
dedim. "Sizin yemediğinizi onlara yedirmeyin" buyurdu. Ebu Malik,
Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Size verilse, gözünüzü
yummadan alamayacağınız kötü malı. .. " Birinin birinden alacağı olsa ve o
getirip bundan verse onu almaz, alsa bile hakkını eksik verdiğini düşünür. Bunu
İmam Taberi rivayet etmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: Sizin birinden alacağınız olsa ve size hakkınızdan daha
değersiz bir şey getirse, iyiye oranla daha az miktara saymadan kabul
etmezsiniz. İşte Allah'ın "Size verilse, gözünüzü yum madan alamayacağınız
kötü malı" buyruğu bunu ifade etmektedir. Yani, benim sizin malınızdaki
hakkım, onların en temiz ve en değerlisinde iken, kendiniz için razı
olmadığınız şeye benim için nasıl razı oluyorsunuz? Bunu İbn Ebi Hatim ile
Taberi rivayet etmişlerdir. Taberi'nin rivayetinde şu ziyade vardır:
Bu, Allah'ın (c.c)
"Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla iyiliğe (birr'e) erişemezsiniz."
(Al-i İmran, 92) buyruğunun ifadesidir. İbn Ebi Hatim daha sonra bunu Avfi ve
başkalarının İbn Abbas (r.a.)'tan benzer lafızla rivayetiyle zikretmiştir. Daha
pek çok kişi de bunu böyle zikretmiştir.
"Biliniz ki Allah
zengindir, övgüye layıktır." Yani, size sadaka vermeyi ve verilen malın
iyilerinden olmasını emretmekle birlikte kendisi bunlardan müstağnidir. Bu
emirleri sadece, zengin ile fakiri birbirine eşit yapmak için vermektedir.
Nitekim Yüce Allah "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat
O'na sadece sizin takvanız ulaşır. " (Hacc, 37) buyurur. Yüce Allah tüm
mahlukatından müstağnidir, yarattıklarının hepsi O'na muhtaçtırlar. O'nun lütfu
geniştir, katındaki nimetler bitmez tükenmez. Dolayısıyla kim hoş ve temiz
kazancından infak ederse bilsin ki Allah (c. c) kesinlikle zengindir ve lütfu
geniştir. Cömerttir, ihsan sahibidir. Yaptıklarının mükafatını katlayarak
verir. Kim fakir olmayan ve zulmetmeyen Allah'a borç verecek? Allah hamiddir.
Yani, tüm mı ve sözlerinde, şeriat ve kaderinde övgüye layıktır. Ondan başka
hiçbir ilah, O'nun dışında hiçbir rabb yoktur.
Şeytan Fakirlikle
Korkutur:
"Şeytan sizi
fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir
mağfiret ve bir lütuf vadeder. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.
"
[1221] İbn Ebi Hatim,
İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ademoğluna bir şeytanın bir de meleğin
yaklaşıp fısıldaması vardır. Şeytanın fısıldaması, kötü şeylerin olacağı
tehdidi ve hakkı yalanlama yönündedir. Meleğin fısıldaması ise hayırlı vaatler
ve hakkı tasdik yönündedir. Kim kalbinde bunu hissederse bilsin ki bu
Allah'tandır, Allah'a hamd etsin. Kim diğerini hissederse şey tandan Allah'a
sığınsın." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra
"Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise
size katından bir mağfiret ve bir lütuf vadeder." ayetini okudu. Tirmizi
ve Nesai de Sünen kitaplarının Tefsir bölümlerinde Hennad b. Seriyy kanalıyla
böyle rivayet etmişlerdir. Bunu İbn Hibban da rivayet etmiştir. Tirmizi:
Hasen-garip hadistir. Bu, Ebu Ahvas'ın -yani Selam b. Selim'in-rivayetidir.
Bunu, bildiğimiz merfu rivayetini sadece o yapmıştır. Tirmizi böyle demiştir.
Bunu İbn Merduyeh de tefsirinde İbn Mes'ud (r.a.)'tan merfU olarak benzer
lafızla rivayet etmiştir. Fakat Mis'ar'ın Ata b. Saib'den, onun Ebu Ahvas'tan,
onun da İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayetinde bu söz İbn Mes'ud (r.a.)'ın kendi
sözü olarak geçmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Şeytan size
fakirlik vaadinde bulunur" cümlesinin manası, elinizdeki malı tutmanız ve
Allah yolunda harcamamanız için size fakir olma korkusunu empoze eder. "Ve
size cimriliği telkin eder." Yani, sizi fakir olursunuz korkusuyla infaktan
alıkoymasının yanında bir de sizi masiyetleri, günahları ve haramları işlemeye
ve yaratana karşı gelmeye teşvik eder.
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: ''Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vadeder. " Yani,
Yüce Allah şeytanın size kötülük işleme telkinine mukabil bağışlama, şeytanın
fakirlikle korkutmasına mukabil lütuf vaad eder. ''Allah her şeyi ihata eden ve
her şeyi bilendir. "
Hikmetin Manası:
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: ''Allah hikmeti dilediğine verir."
Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hikmetten kasıt, nasihi ve mensuhuyla, muhkemi
ve müteşabihiyle, başta ineni ve sonra ineniyle, helali ve haramıyla vs. Kur’an
bilgileridir.
[1222] Dahhak, İbn Abbas
(r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu
rivayet etmiştir: "Hikmet Kur'an'dır." Kasıt Kur'an'ın tefsiridir.
İbn Abbas (r.a.) der ki: "Zira Kur’an’ı müttakisi de okur, faciri
de." Bunu İbn Merduyeh rivayet etmiştir. İbn Ebi Necih, Mücahid'den şöyle
rivayet etmiştir: "Hikmetten kasıt, sözlerinde isabetliliktir." Leys
b. Ebu Selim, Mücahid'den şöyle nakleder: ''Allah hikmeti dilediğine verir.
" ayetindeki hikmetten kasıt, peygamberlik değildir. Bilakis ilim, fıkıh
ve Kur'an bilgisidir. Ebu Aliye de: Hikmet, Allah korkusudur. Çünkü Allah
korkusu her hikmetin başıdır, demiştir.
[1223] Nitekim İbn
Merduyeh, İbn Mes'ud (r.a.) kanalıyla Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’den şöyle nakleder: "Hikmetin başı Allah korkusudur.
" Başka bir rivayete göre Ebu Aliye: "Hikmet Kur'an ve
anlayıştır" demiştir. İbrahim en-Nehai: Hikmet akıl demektir, demiştir.
Malik:
"Kalbime doğan o ki
hikmet Allah'ın dinini kavrama yetisine (fıkıh) ve anlayışa (fehm) sahip
olmaktır. Allah'ın rahmet ve fazlıyla kalplere koyduğu şeydir. Bunu şu husus
açıklar; sen birini dünya işlerinde akıllı ve dirayetli görürken, başka birini
dünya işlerinde zayıf, ancak din işlerinde bilgili ve basiretli bulursun. Allah
ona dini bilgiler vermiş, fakat diğerinden mahrum etmiştir. Dolayısıyla hikmet,
Allah'ın dinini kavrayıştır." Süddi: Hikmetten kasıt nübüvvettir,
demiştir. Ama cumhurun söylediği gibi, doğrusu, hikmet peygamberliğe mahsus bir
şey değildir. Bilakis ondan daha kapsamlı olup nübüvvet (nebilik) onun en üst
derecesidir. Risalet (rasullük) ise daha özel bir şeydir. Fakat bazı hadislerde
ifade edildiği üzere, peygamberlere tabi olanların onlara bağlılıkları
sebebiyle dolaylı olarak hikmet nimetinden nasipleri vardır.
[1224] Nitekim
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kim Kur'an'ı ezberlerse nübüvvet
onun iki küreği arasına yerleştirilmiş demektir. Şu farkla ki ona
vahyedilmemektedir." buyurmuştur. Bunu Veki' b. Cerrah, tefsirinde. adı
anılmayan birinin Abdullah b. Amr'dan, onun kendi sözü olarak rivayet etmiştir.
[1225] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Yalnız iki şeyde haset (gıpta)
edilir: Adama Allah (çok) mal vermiş ve ona malını hak yolda harcamayı nasip etmiştir.
Bir de adama Allah hikmet vermiştir ve o buna göre hareket etmekte, başkalarına
da öğretmektedir. " Bunu İmam Buhari, Müslim, Nesai ve İbn Mace birçok
tarikle İsmail b. Ebi Halid'den rivayet etmişlerdir.
''Ancak akıl sahipleri
düşünüp ibret alırlar. " Yani, nasihat ve öğütten ancak hitabı ve sözün
manasını anlayacak akıl ve idrak sahipleri faydalanırlar.
270. Yaptığınız her
harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah bilir. Zalimler için hiç
yardımcı yoktur.
271. Eğer sadakaları
(zekat ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne ala! Eğer onu fakirlere
gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple
sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.
Tefsiri:
Yüce Allah nafaka ve nezir
gibi hayır işleri yapanların yaptıklarını bildiğini haber veriyor. Bu ise
Allah'ın, kendi rızasını arzulayarak ve vaadini umarak çalışanları en iyi
ödüllerle mükafatlandıracağı mimasını içermektedir. Yüce Allah kendisine itaat
üzere yaşamayan, bilakis emirlerine aykırı hareket eden, haberlerini
yalanlayan, O'nunla (c.c) birlikte başkalarına da kulluk eden kimseleri tehdit
ederek de "Zalimler için hiç yardımcı yoktur" buyurmuştur. Bu, infak
edenlerin kıyamet günü Allah'ın azabından ve intikamından kurtulacakları
manasını taşır.
"Eğer sadakaları
açıktan verirseniz ne ala!" Yani, eğer infakınızı açıktan yaparsanız bu
güzel bir şeydir. "Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin
için daha hayırlıdır." Bu cümle de sadakayı gizlemenin daha faziletli
olduğuna delil vardır. Çünkü bu şekilde verilen sadaka riyadan daha uzaktır.
Ama açıktan yapmak insanların onu örnek alması gibi tercih sebebi olacak bir
sonuç doğuracaksa, o durumda açıktan verilmesi daha faziletli olur.
[1226] Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "Kur'an'ı açıktan okuyan,
sadakayı açıktan veren gibidir. Kur'an'ı gizli okuyan, sadakayı gizlice veren
gibidir. " Bu ayetten dolayı genel kaide olarak gizliden vermek daha
faziletlidir.
[1227] Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste de
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Şu yedi
kişiyi Allah Tedla, kendi gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı günde
gölgelendirecektir: Adil yönetici. Rabbine ibadetle yetişen genç. Kalbi
camilere bağlı olan adam. Allah için birbirlerini seven iki adam. Bir araya
gelince Allah için bir araya gelip, ayrılınca da Allah için ayrılanlar. Makam
ve güzellik sahibi bir kadının kendisini zinaya davet etmesi durumunda 'Ben Allah'tan
korkarım' diye cevap veren kimse. Sağ elinin infak ettiğini sol eli bilmeyecek
kadar gizli hayır ve hasenatta bulunan kişi. Yalnız başına iken Allah'ı andığı
zaman gözleri dolan kimse. "
[1228] İmam Ahmed b.
Hanbel, Enes b. Malik (r.a.) kanalıyla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den şöyle rivayet eder: "Allah (c.c) yeryüzünü ilk yarattığında
sürekli sallanıyordu. Dağları yaratıp üzerine atın ca yer istikrar buldu.
Melekler dağların yaratılmasına hayret ettiler ve "Ey Rabbimiz,
yarattıkların arasında dağdan daha sağlam ve çetin bir şey var mıdır?"
diye sordular. Allah (c.c) "Evet, demir" buyurdu. "Ondan daha
sağlamı var mıdır?" dediler. "Evet, ateş" buyurdu. "Ey
Rabbimiz, yarattıkların arasında ateşten çetini var mıdır?" dediler.
"Evet, su" buyurdu. "Ey Rabbimiz, yarattıkların arasında sudan
çetini var mıdır?" dediler. "Evet, rüzgar" buyurdu. "Ey
Rabbimiz, yarattıkların arasında rüzgardan çetini var mıdır?" dediler.
"Evet, su" buyurdu. "Rabbimiz, yarattıkların arasında rüzgardan
daha çetini var mıdır?" dediler. "Evet, sağ eliyle verdiğini sol
elinden gizleyen ademoğlu" buyurdu."
[1229] Ayete'l-Kürsi'nin
faziletini anlatırken Ebu Zerr (r.a.)'tan yapılan şu rivayeti zikretmiştik:
Ben, "Ya Rasulallah! En faziletli sadaka hangisidir?" dedim, Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fakire gizlice verilen ile
elinde olmayanın çaba sarf ederek verdiği sadakadır" buyurdu. Hadisi Ahmed
b. Hanbel rivayet etmiştir. Bunu İbn Ebi Hatim de Ebu Zerr (r.a.)'tan rivayet
etmiş olup onda şu ziyade vardır: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha
sonra şu ayeti okumaya başladı: "Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne
ala. Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır
... "
[1230] Rivayet olunan
bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gizli sadaka
Aziz ve Celil olan Rabbın gazabını söndürür. " buyurmuştur.
[1231] İbn Ebi Hatim,
Amir eş-Şa’bi'den "Eğer sadakaları açıktan verirseniz ne ala. Eğer onu
fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır ... "
ayetiyle ilgili olarak şunları nakleder: Bu ayet Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer
(r.a.) hakkında nazil oldu. Zıra Ömer (r.a.) malının yarısını getirip Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e vermişti. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona "Geride ailen için ne bıraktın ey Ömer?" diye
sordu. Ömer (r.a.): "Onlara malımın yarısını bıraktım" dedi. Ebu
Bekir (r.a.) ise malının hepsini verdi ve neredeyse kendisinden gizliyordu. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e verince Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona "Geride ailen için ne bıraktın ey Ebu Bekir?"
diye sordu. Ebu Bekir (r.a.): "Onlara Allah'ın vaadini ve Rasulü'nün
vaadini bıraktım" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) ağladı ve "Annem
babam sana feda olsun ey Ebu Bekir. Vallahi seninle hangi hayırda yarıştıysak
mutlaka sen beni geçtin" dedi. Bu hadis başka bir kanalla de Ömer
(r.a.)'tan rivayet edilmiştir. Şa’bi'nin bu ayetin bu konuda indiğini söylemiş
olmasından dolayı bu rivayeti zikrettik.
Sonra ayet, farz olsun
mendup olsun, sadakayı gizlemenin her halükarda daha faziletli olduğu hususunda
geneldir. Ancak İmam Taberi, Ali b. Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan bu
ayetin tefsiriyle ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: "Allah (c.c) gizli
verilen nafile sadakayı açıktan verilen sadakadan yetmiş kat daha faziletli
kıldı. Farz sadakanın da açıktan verilenini gizlisinden yirmi beş kat faziletli
kıldı."
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter." Yani,
verdiğiniz sadakalar mukabilinde, özellikle gizliden verilmişse sizin
derecenizi yükseltir ve günahlarınızı siler. Bu cümle ".... örter"
şeklinde sonu dammeli (ve üçüncü tekil şahıs olarak) da okunmuştur; şart
cevabının mahalline affen ".....: örteriz" şeklinde meczum (ve ilk
harfi nun'lu, "biz" manasında birinci çoğul şahıs) da okunmuştur ki
şartın cevabı ".....: işte bu sizin için daha hayırlıdır."
cümlesidir. Bunun benzeri şu ayettir: "..... Beni yakın bir süreye kadar
geciktirsen de sadaka versem ve iyilerden olsam!" (Münafikun, 11) Bu,
"......" (Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip
iyilerden olsam!) şeklinde de okunmuştur.
''Allah, yapmakta
olduklarınızı bilir." Yani, bunların hiçbiri Allah'a gizli kapalı
kalmamaktadır ve bundan ötürü sizi mükafatlandıracaktır.
272. (Ya Muhammed!)
Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini doğru yola
iletir. Hayır olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız
hayırları ancak Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak
verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa
uğratılmazsınız.
273. (Yapacağınız
hayırlar) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için
dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları
zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek
istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.
274. Mallarını gece ve
gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükafatları Allah
katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.
Tefsiri:
[1232] İmam Nesa'i, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Sahabeler müşrik
akrabalarına sadaka vermekten hoşlanmıyorlardı. Bunu sorunca kendilerine izin
verildi ve şu ayet nazil oldu: "(Ya Muhammed!) Onları doğru yola iletmek
sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini doğru yola iletir. Hayır olarak
harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah'ın
rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa;
karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. "
Bunu Ebu Huzeyfe, İbn Mübarek, Ebu Ahmed ez-Zübeyri ve Ebu Davud elHaferi de
Süfyan-ı Sevri'den böyle rivayet etmişlerdir.
[1233] İbn Ebi Hatim'in
İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) sadece Müslümanlara tasadduk edilmesini emrediyordu ve bu "(Ya
Muhammed!) Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini
doğru yola iletir ... " ayeti nazil olana kadar devam etti. Bu ayetten
sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her dinden isteyen herkese
sadaka verilmesini emretti. "Sizinle din uğrunda savaşmayan, sizi
yurdunuzdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanız! Allah
yasaklamaz. " (Mümtehine, 8) ayetinin tefsirinde, Ebu Bekir (r.a.)'ın kızı
Esma'nın bu konudaki hadisi zikredilecek.
Yüce Allah "Hayır
olarak harcadıklarınız kendi iyiliğiniz içindir." buyuruyor. Bunun benzeri
"Kim salih bir amel işlerse kendi lehinedir" (Fussilet, 46) ayetidir.
Bunun Kur’an' da benzerleri pek çoktur.
"Yapacağınız
hayırları ancak Allah'ın rızasını kazanmak için yapmalısınız." Hasan-ı
Basrı (r.a.): Mü'minin infakı / harcaması daima lehinedir. O hep Allah rızası
için harcar, demiştir. Ata' el-Horasanı de: Yani, sen verdiğini Allah için
verdikten sonra verdiğin kimsenin nasıl bir yaşantı üzere olduğu senin
sorumluluğunda değildir. Bu güzel bir mana! Hülasa; sadaka veren kişi Allah
(c.c) rızası için verdiğinde onun sevabım vermek Allah üzerinde bir vaattir.
Verdiği kişinin gerçekte salih veya günahkar, hak eden veya etmeyen olmasında
ona hiçbir sorumluluk yoktur. Veren, niyetinden dolayı sevabım alır. Bunun
dayanağı ayetin gerisindeki şu cümledir: "Hayır olarak verdiğiniz ne
varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.''
[1234] Buhari ve
Müslim'in Sahih'lerinde yer alan şu hadis de buna delildir: Ebu Hureyre
(r.a.)'tan; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir
kimse sadaka vereceğine dair yemin etti. Sonra (geceleyin) gitti sadakasını
(bilmeden) bir hırsıza verdi. Sabah olduğunda insanlar, 'Hırsıza sadaka
verilmiş' diye konuşmaya başladılar. Bu kişi, 'Allah'ım! Hamd sana mahsustur.
Yemin olsun ki senin için bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasını götürdü,
(bilmeden) zina eden bir kadına verdi. Sabah olunca insanlar, 'Zina eden kadına
sadaka verilmiş' diye konuşmaya başladılar. Adam, 'Allah'ım! Sana hamd ederim.
Yemin ederim ki bir sadaka vereceğim' dedi. Sonra gitti, sadakasını (farkına
varmadan) zengin bir kimseye verdi. Sabah olunca insanlar, 'Zengin bir kişiye
sadaka verilmiş' diye konuşmaya başladılar. Adam, 'Allah'ım! Bütün hamdler sana
mahsustur. Hırsıza, zina eden kadına ve zengine (sadaka vermiş oldum).' dedi.
Daha sonra ona biri geldi ve dedi ki: Zina eden kadına sadaka verdin. Belki o
da iffetli olur da yaptığı kötü fiili terk eder. Zengine sadaka verdin. Umulur
ki o da bundan ibret alır da Allah'ın ona verdiği nimetlerden infak eder.
Hırsıza sadaka verdin. Umulur ki artık yaptığı hırsızlıktan utanır da
vazgeçer."
"(Yapacağınız
hayırlar) yeryüzünde kazanç için dolaşamayan." yani kazanç elde etmek için
yolculuk yapma imkam olmayan ... Ayetteki "Yeryüzünde darb etmek, yani
vurmak" Arapçada yolculuk yapmak manasına gelir. Nitekim Yüce Allah'ın şu
buyruklarında da aynı manadadır: "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman
kafirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda
size bir günah yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanınızdır."
(Nisa, 101) "Allah biliyor ki. .. bir kısmınız Allah'ın lütfundan (rızık)
aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler ... " (Müzzemmil, 20) buyurur.
" ... bu sebeple
yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. " Yani,
kendilerini tamamiyle Allah'a (c. c) ve O'nun Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) veren, Medine'ye yerleşen ve fakirliklerini giderip ihtiyaçlarını
karşılayacakları hiçbir gelir vasıtası olmayan Muhacir'lere verin.
"Bilmeyen kimseler,
iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. " Onların durumları ve
halleri hakkında bilgiden yoksun kimse, giyim kuşamlarındaki, hal, hareket ve
sözlerindeki iftetlerinden dolayı onları zengin zanneder.
[1235] Bu manada Ebu
Hureyre (r.a.)'tan rivayet edilen sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Miskin, (insanlardan dilen ip de)
bir iki lokma veya bir iki hurma verilip onunla dönen kimse değildir. Gerçek
miskin, geçimini sağlayamayacak durumda olan, fakat onun bu durumda olduğu
tahmin edilemediği için sadaka verilmeyen, kalkıp insanlar arasında da
dilenmeyen kimsedir. " Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de İbn Mes'ud (r.a.)'tan
rivayet etmiştir.
"Sen onları
simalarından tanırsın." Yani, sen onlarda görülen, akıl ve zeka sahibi
insanların anlayabileceği alametlerle onları tanırsın. Nitekim Yüce Allah başka
bir ayette "Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir." (Feth, 29)
buyurur. Yine, and olsun ki sen onları konuşma tarzlarından tanırsın."
(Muhammed, 30) buyurur.
[1236] Sünen kitaplarında
geçen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Mü'minin
ferasetinden korkun. Zıra o Allah'ın nuruyla bakar" buyurmuş, sonra
"İşte bunda görebilenler için işaretler vardır. " (Hicr, 75) ayetini
okumuştur.
"Onlar yüzsüzlük
ederek istemezler." Yani, yüzsüzlük ederek istemez, insanlardan
ihtiyaçları olmayan şeyleri talep etmezler. Çünkü ihtiyacını görecek imkana
sahip iken başkalarından isteyen kimse yüzsüzlük etmiş olur.
[1237] İmam Buhari, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Yoksul, bir iki lokma veya bir iki hurmayla dönen kimse
değildir. Asıl yoksul, istemekten çekinen iffetli kimsedir. Dilerseniz şu ayeti
okuyun: 'Onlar yüzsüzlük ederek istemezler. '" Bunu Müslim de biraz farklı
bir senetle Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet etmiştir.
[1238] Nesai, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Yoksul, bir iki lokma veya bir iki hurmayla
dönen kimse değildir. Asıl yoksul, istemekten çekinen iffetli kimsedir.
Dilerseniz şu ayeti okuyun: 'Onlar yüzsüzlük ederek istemezler. "
Bunu İmam Buhari de
benzer lafızla rivayet etmiştir.
[1239] İbn Ebi Hatim,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Asıl yoksul siz: teker teker dolaşan ve
kendisine (hiç olmazsa) lokma lokma yiyecek yedirdiğiniz kimse değildir. Asıl
yoksul, yüzsüzlük ederek insanlardan istemeyen iffetli kişidir. "
İmam Taberi'nin rivayet
ettiğine göre Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: "Yoksul kişi dört bir
tarafı dolaşıp da (en azından, açlığını giderecek) bir iki lokmayla dönen kimse
değildir. Asıl yoksul, ihtiyacını giderecek bir Şey elde etmek için insanlardan
hiçbir talepte bulunmayıp iffetiyle evinde duran kişidir. Dilerseniz, 'Onlar
yüzsüzlük ederek istemezler. ' ayetini okuyun. "
[1240] İmam Ahmed b.
Hanbel, Müzeyne kabilesinden bir adamdan şöyle rivayet etmiştir: Annem bana
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gidip de O'ndan insanlar gibi
sen de bir şey istesene" dedi. İstemek için yanına gittiğim de O'nu ayakta
hutbe verirken gördüm. Şöyle diyordu: "Kim iffetli olmak isterse Allah onu
iffetli kılar. Kim zenginlik (kimseye muhtaç olmamak) isterse Allah onu zengin kılar.
Kimin beş uvkiye değerinde malı olduğu halde başkalarından isterse yüzsüzlük
etmiş olur." Kendi kendime: "Bizim bir devemiz, beş uvkiyeden daha
değerlidir. Onun (annemin) oğlunun diğer devesi de bir uvkiye (40 dirhem) daha
değerlidir" dedim ve O'ndan hiçbir şey istemeden geri döndüm.
[1241] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Said'den şöyle rivayet etmiştir:
Annem bir şeyler istemem
için beni Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gönderdi. Yanına gidip
oturdum. Beni kabul etti ve "Kim zenginlik isterse Allah onu zengin kılar.
Kim iffet isterse Allah onu iffetli kılar. Kim kendi kendine yetmek isterse
Allah onu kendi kendine yeterli kılar. Kim, bir uvkiye değerinde bir malı
varken insanlardan isterse yüzsüzlük etmiş olur" buyurdu. Kendi kendime:
"Benim Yakuti devem bir uvkiyeden daha değerlidir" dedim ve O'ndan
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şey istemeden geri döndüm. Ebu Davud ve Nesai
de böyle rivayet etmişlerdir.
[1242] İbn Ebi Hatim,
Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir uvkiye kıymetinde malı varken
dilencilik yapan kimse yüzsüzdür." Bir uvkiye, kırk dirhemdir.
[1243] İmam Ahmed b.
Hanbel, Beni Esed kabilesinden bir adamdan şöyle rivayet etmiştir; Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim bir uvkiyesi veya o
değerde bir malı varken bir şey isterse, yüzsüzlükle istemiş olur."
[1244] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Kim kendisini zengin (muhtaç olmayan) kılacak kadar
mala sahip olduğu halde başkalarından dilenirse kıyamet günü yüzünde yırtık ve
tırmalama izleriyle gelir." buyurdu. Sahabiler: "Ya Rasulallah!
Kişinin zenginliği nedir?" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Elli dirhem veya o değerde altın" buyurdu. Bunu dört sünen sahibi
Hakim b. Cübeyr el-Esedi el-Kufi'nin rivayetiyle tahric etmişlerdir. Şu'be b.
Haccac, Hakim b. Cübeyr'den hadis rivayetini terk etmiş. bu hadisten dolayı
birçok hadisçi onu (Hakim'i) zayıf kabul etmişlerdir.
[1245] Hafız Taberani,
Muhammed b. Sirin'den şöyle nakleder: Şam'da bulunan Kureyşli Haris isimli bir
adam, Ebu Zerr (r.a.)'ın ihtiyaç içinde olduğunu haber alınca ona 300 dinar
gönderdi. Bunun üzerine Ebu Zerr (r.a.) şöyle dedi: Abdullah'ın gözünde benden
daha basit biri yokmuş. Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle
buyururken işittim:
"Kim kırk (dirheme)
sahip olduğu halde isterse yüzsüzlük etmiş olur." Ebu Zerr ailesinin ise
40 dirhemi, kırk davarı, iki de hizmetçisi var.
[1246] İbn Merduyeh, Amr
b. Şuayb, babasından, o da kendi babasından (Amr'ın dedesinden), Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim
kırk dirhemi olduğu halde isterse / dilenirse o yüzsüzdür, yüzünü küle süren
kimse gibidir. "
Bunu Nesai de benzer bir
lafızla Ahmed b. Süleyman'ın Ahmed b. Adem'den, onun da Süfyan b. Uyeyne'den
nakliyle rivayet etmiştir.
"Yaptığınız her
hayrı muhakkak Allah bilir." Yani, Allah'a onların hiçbiri gizli kalmaz. Kişinin
en çok ihtiyaç duyacağı kıyamet gününde onu en bol ve en mükemmel şekilde
mükafatlandıracaktır.
"Mallarını gece ve
gündüz, gizli ve açık hayra sar! edenler var ya, onların mükafatları Allah
katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler." Yüce Allah bu
ayette kendi yolunda ve kendi rızası için gece-gündüz her vakit, gizli-açık her
halde infak edenleri övüyor. Ki aile efradına yapılan harcamalar da bu
kapsamdadır.
[1247] Nitekim Buhari ve
Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Mekke'nin fethi yılında -başka bir rivayete göre veda haccı yılında-
hastalığından dolayı ziyaret ettiğinde Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)'a şöyle
buyurmuştur: "Sen Allah rızası için ne harcarsan, mutlaka derecen artar ve
makamın yükselir. Hanımının ağzına koyduğun lokmada bile. "
[1248] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.) kanalıyla Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Müslüman, Allah rızasını
umarak ailesine bir harcamada bulunursa bu onun için sadaka olur. " Bunu
Buhari ile Müslim de Şu'be’den rivayet etmişlerdir.
[1249] İbn Ebi Hatim,
Ureyb el-Müleyki'den şöyle rivayet etmiştir:
"Mallarını gece ve
gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya, onların mükafatları Allah katındadır.
Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler." ayeti at sahipleri hakkında
nazil oldu. Haneş es-San' ani, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Onlar Allah yolunda at besleyen kimselerdir. İbn Ebi Hatim bunu zikrettikten
sonra şöyle der: Ebu Ümame, Said b. Müseyyeb ve Mekhul'dan da böyle rivayet
edilmiştir.
[1250] İbn Ebi Hatim,
Mücahid b. Cebr'den şöyle nakleder: Hz. Ali (r.a.)'ın dört dirhemi vardı ve
bunların bir dirhemini gece, bir dirhemini gündüz, bir dirhemini gizlice, bir
dirhemini açıktan infak etti. Bunun üzerine, "Mallarını gece ve gündüz,
gizli ve açık hayra sarf edenler var ya .. " ayeti nazil oldu. Bunu İmam
Taberi de Abdulvahhab b. Mücahid kanalıyla rivayet etmiştir ki bu zayıftır.
Ancak (onu kuvvetlendiren bir rivayet olarak) İbn Merduyeh başka bir tarikle
İbn Abbas (r.a.)'tan, bunun Hz. Ali b. Ebi Talha (r.a.) hakkında nazil olduğunu
nakletmiştir (bu onu kuvvetlendirir).
" ... onların
mükafatları Allah katındadır." Yani, Allah (c.c)'ya itaat yolunda
yaptıkları harcamaların sevabı kendilerine kıyamet günü Allah tarafından
verilecektir. "Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler. " Bunun
tefsiri daha önce geçti.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |