İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

275 – 281.ayetler

 

Faiz:

 

275. Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal, onların ''Alım-satım tıpkı faiz gibidir. Allah ise, alım-satımı helal, faizi haram kılmış" demeleri yüzündendir. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah infakta bulunan, zekatlarını veren, her durum ve zamanda ihtiyaç sahiplerine ve akrabalara iyilik ve ihsanda bulunan iyi kulları zikrettikten sonra faiz yiyen, insanların mallarını haksız yere ve çeşitli şüpheli yollarla yiyen kimseleri zikretmeye başlamış, onların kabirlerinden diriltilecekleri, kendilerine can verilip kalkacakları gündeki hallerinden bahsederek şöyle buyurmuştur: "Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar." Allah (c.c) kıyamet günü kabirlerinden aynen sar'alı kimsenin sar'a halindeki gibi ve şeytan çarpmış gibi kalkacaklarını, yani çok çirkin bir halde olacaklarını bildiriyor. İbn Abbas (r.a.) der ki: Faiz yiyen kişi kıyamet günü nefessizlikten boğulan deli halinde diriltilir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Avf b. Malik, Said b. Cübeyr, Süddi, Rebi’ b. Enes, Katade ve Mukatil b. Hayyan'dan bunun benzeri rivayet edilmiştir. Rivayete göre İbn Abbas (r.a.), İkrime, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri, Katade ve Mukatil b. Hayyan, "Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar." ayetinin tefsirinde "Yani, kıyamet günü hiç kalkamayacaklar" demişlerdir. İbn Ebi Neah de Mücahid, Dahhak ve İbn Zeyd’den böyle rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Faiz yiyenler kıyamet günü ancak, şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar." İmam Taberi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o "Faiz yiyen kimseye kıyamet günü 'Savaş için silahını al' denilir." demiş, sonra "Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar." ayetini okumuştur. Bu, ona kabrinden çıkarken söylenir.

 

 

[1251] İsra suresinde geleceği gibi, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'ın İsra (ve miraç) hadisinde ifade edildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O gece içleri ev gibi büyük kimseleri gördü. Kim olduklarını sorduğunda O'na: "Bunlar faiz yiyenlerdir" denildi. Bunu Beyhaki uzun şekliyle rivayet etmiştir.

 

 

[1252] İbn Mace, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İsra gecesinde karınları evler gibi olan, içinde yılanlar bulunan ve dışarıdan gözüken bir topluluğa uğradım. "Bunlar kim ey Cibrif?" dedim, "Bunlar faiz yiyenlerdir" dedi." Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de başka bir tarikle rivayet etmiştir. Senedinde zayıflık vardır.

 

 

[1253] İmam Buhari'nin Semure b. Cündeb kanalıyla rivayet ettiği uzun "rüya (İsra) hadisi"nde de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Derken bir nehrin yanından geçtim. -Ravi der ki: Sanıyorum "kan gibi kırmızı bir nehir" dedi- Nehirde bir adam yüzüyar, kenarında da birçok taş toplamış bir adam vardı. Nehirdeki bu adam yüzdüğü kadar yüzüyar, sonra yanında taş toplamış adamın yanına gelip ona doğru ağzını açıyor, kenardaki adam da ona bir taş atıp yutturuyordu." Hadisin gerisinde bunun faiz yiyen kimse olduğu ifade edilmiştir.

 

"Bu halanların 'Alım-satım tıpkı faiz gibidir. Allah ise, alım-satımı helal, faizi haram kılmış' demeleri yüzündendir." Yani, onlar bu cezaya Allah'ın (c.c) şeriatında koyduğu hükümlere itiraz etmelerinden dolayı çarptırılmışlardır. Burada onlar faizi alım-satıma kıyas etmiyorlar. Çünkü müşrikler Allah'ın Kur’an' da meşru kıldığı alım-satımın caiz olduğunu itiraf etmezler. Bu kıyas olsaydı "Faiz alım-satım gibidir" demeleri gerekirdi. Ama onlar "Alım-satım tamamen faiz gibidir" demişlerdir. Yani; "ona benzediği halde neden faiz haram, bu ise helal kılınmıştır?" Bu onların şeriata yönelik bir itirazıdır. Yani, bunlar aynı oldukları halde neden biri helal biri haram kılınmıştır, demişlerdir. Yüce Allah'ın "Allah ise, alım-satımı helal, faizi haram kılmıştır" cümlesinin en baştaki cümlenin devamı ve müşriklerin sözlerine cevap olması da mümkündür. Yani, "onlar böyle söylüyorlar, oysa Allah'ın (c.c) hükümde bununla onun arasında ayrım yaptığını biliyorlar. Allah ise hükmünde eleştirilemeyecek, yaptığından sorulmayacak olan büyük bilgi ve hikmet sahibidir. Eşyanın hakikatini yegane bilen Allah'tır. Ondaki maslahatları ve kullara faydalarını bilir ve onlara helal kılar; onlara olan zararlarını bilir ve onlara haram kılar. Yüce Allah kullarına annenin küçük çocuğuna merhametinden daha merhametlidir. Bu yüzden Yüce Allah, "Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır." buyurmuştur. Yani, kime Allah'ın faizi yasakladığı bilgisi ulaşır da bu şer'i kuralona ulaşır ulaşmaz onu bırakırsa geçmişteki alış-verişlerinin ona bir zararı yoktur. Çünkü Allah (c.c) "Allah geçmiştekileri affetmiştir" (Maide, 95) buyurmuştur.

 

 

[1254] Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' de Mekke'nin fethi günü şöyle buyurmuştur: "Cahiliye dönemindeki her faiz, şu iki ayağımın altındadır. Kaldırdığım ilk faiz ise Abbas'ın faizidir" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cahiliye döneminde yapılan faiz alım-satımlarında alınan fazla!ıkların iadesini talep etmemiştir. Bilakis Allah'ın (c.c) "Geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır." buyruğundaki gibi onları affetmiştir.

 

Said b. Cübeyr ile Süddi: "Geçmişte olan kendisinindir" buyruğundan kasıt, kişinin faiz haram olmadan önce yediği faizdir, demişlerdir.

 

 

[1255] İbn Ebi Hatim, Niye Bint Evfa kızı Evfa'dan şöyle rivayet etmiştir: Zeyd b. Erkam'ın Ümmü veled cariyesi (efendisinden çocuk doğuran cariye) Ümmü Mahabbe, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımı Aişe (r.anha)'ya: Ey mü'minlerin annesi, Zeyd İbn Erkam'ı biliyor musun? Dedi. O: Evet, deyince Ümmü Habibe şöyle dedi: Ben ona (veresiye olarak) 800 (dirhem)e bir köle sattım. Parasına ihtiyacı olunca vadesi gelmeden köleyi ondan 600 (dirhem)'e geri satın aldım. Bunun üzerine Hz. Aişe: "Ne kötü alış-veriş yapmışsın, ne kötü alış-veriş yapmışsın! Zeyd'e bildir ki eğer tevbe etmezse onun Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yaptığı cihad boşa gitti." Ümmü Habibe: "Peki 200'ü bırakıp 600'ü alırsam, olur mu?" diye sordu. Aişe (r.anha): Evet, dedi. Bu rivayet meşhurdur ve Ahkam kitaplarında zikredilen diğer hadislerle birlikte İyne satışına (Bir malı vadeli satıp, sonra peşin parayla vadeli fiyatından daha ucuz bir fiyatla geri satın almaya) haram diyenlerin dayandıkları bir delildir. Hamd ve lütuf Allah'a mahsustur.

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Kim tekrar dönerse", yani faize geri döner ve Allah'ın yasakladığı haberi kendisine ulaştığı halde onu yaparsa bu kimse cezayı hak etmiş ve aleyhinde hüccet kaim olmuştur. Bu yüzden Yüce Allah daha sonra: "İşte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. " buyuruyor.

 

 

[1256] Ebu Davud da Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar ... " ayeti nazil olunca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kim muhaberayı bırakmazsa Allah (c.c) ve Rasulüyle savaş halinde olduğunu bilsin" buyurdu. Bunu Hakim de Müstedrek'inde rivayet etmiş ve "Buhari ve Müslim rivayet etmemiş olmakla birlikte onların koşullarını taşıyan sahih bir hadistir" demiştir. Topraktan çıkan mahsulün bir kısmı mukabilinde tarım yapma manasına gelen "Muhabera", ağaçtaki yaş hurmayı yerdeki kuru hurmayla satmak manasındaki "Müzabene" ve tarlada başağındaki tahılı yerdeki tahıl karşılığında satmak manasına gelen "Muhakale" ve bunların benzeri alım satımlar faize giden yolları tıkamak maksadıyla haram olmuştur. Çünkü buradaki iki şeyarasındaki eşitlik, yaş olan kurumadan bilinemez. Bu yüzden fukaha, iki şeyin birbirine denk olduğunu bilmemek bunların gerçekten birbirlerinden farklı olması hükmündedir, demişlerdir. Bu yüzden faize götüren yolları ve ona ileten vesileleri daraltması gerektiğini düşündükleri şeylerin haram olduğunu düşünmüşlerdir. Onların görüşlerindeki farklılık ise Allah'ın kendilerine lutfettiği ilim oranındadır. Nitekim Yüce Allah "Her bilenin üstünde bir bilen vardır" (Yusuf, 76) buyurmuştur. Faiz konusu, ilim erbabınca en zor sayılan konulardandır.

 

 

[1257] Nitekim mü'minlerin emiri Hz. Ömer (r.a.) da şöyle demiştir: "Üç şey var ki ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bize o hususlarda dayanacağımız bir vasiyette bulunmasını arzulardım. Bunlar; dedenin mirastan alması, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası ve bazı faiz türleridir." Bununla, faiz şüphe si bulunan bazı meseleleri kastetmiştir. Şeriatta harama sebep olan her şeyin onun gibi haram olduğu kuralı vardır. Çünkü, vacibin gerçekleşmesi için şart olan her şey vacip olduğu gibi, harama götüren her şey de haramdır.

 

 

[1258] Nitekim Buhari ile Müslim'in Sahih'lerinde Numan b. Beşir'den rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Helal bellidir, haram da bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olan bazı şeyler vardır. Kim günah olup olmadığı şüpheli olan bir şeyi terk ederse, günah olduğu kesin olan bir şeyi daha çok terk eder. Kim günah olup olmadığı şüpheli olan bir şeye karşı cür' et ederse, günah olduğu kesin olan bir şeye düşebilir. Günahlar Allah'ın koruluğudur. Kim koruluğun etrafında koyun otlatırsa çok geçmeden koyunlar koruluğa dalabilir. "

 

 

[1259] Sünen kitaplarında Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kalbinde şüphe bırakarız terk edip, bırakmayanı al. "

 

 

[1261] Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Günah, kalbini tırmalayan, seni tereddütte bırakan ve insanların haberdar olmasını istemediğin şeydir" buyurmuştur.

 

 

[1261] Başka bir rivayette: "İnsanlar sana fetva verseler de fetva vermeseler de sen kalbinden fetva iste. " buyurmuştur.

 

 

[1262] Sevri, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e inen son ayet faiz ayetidir." Bunu Buhari, Kabisa kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiştir.

 

 

[1263] Ahmed b. Hanbel, Said b. Müseyyeb'den şöyle rivayet etmiştir: Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Son ayetlerden biri de faiz ayetidir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' de onu bize açıklamadan vefat etti. Onun için faizi ve şüpheli şeyleri bırakın." Bunu da İbn Mace ve İbn Merduyeh rivayet etmişlerdir.

 

 

[1264] İbn Merduyeh, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab (r.a.) bize verdiği hutbesinde şöyle dedi:

"Ben bazen sizi, yararınıza olacak şeylerden men ediyor, bazen sizin faydanıza olacak şeyleri emrediyor olabilirim. Son ayetlerden biri faiz ayetidir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bize açıklamadan vefat etti. O yüzden siz, size şüpheli gelen şeyi bırakıp hiç şüphe duymayacağınız şeyleri alın."

 

 

[1265] İbn Mace, İbn Mes'ud (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Faiz yetmiş üç çeşittir. "

 

 

[1266] Hakim, Müstedrek'inde benzer bir senetle Amr b. Fellas'tan böyle rivayet etmiştir ve onda şu ziyade vardır: "Onların en hafifi, adamın annesiyle zina etmesi (gibi) dir. Faizin en çirkini Müslüman'ın ırzıdır. " Hakim:

Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da onların şartlarını taşıyan sahih bir hadistir, demiştir.

 

 

[1267] İbn Mace, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Faiz yetmiş çeşit günahtır. Bunların en hafifi, adamın annesiyle evlenmesi (gibi)dir. "

 

 

[1268] İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İnsanlar öyle bir dönem yaşayacaklar ki onda faiz yiyecekler" buyurdu. "Bütün insanlar mı?" diye soruldu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onlardan faiz yemeyene de onun tozu bulaşacak" buyurdu. Bunu Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace birçok tarikle rivayet etmişlerdir.

 

 

[1269] Bu, yani "harama yol açan vesilelerin de haram olması" hususundaki bir hadis de İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın şu sözüdür: "Bakara suresinin sonundaki faiz ayeti nazil olunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mescide çıktı ve bunları okudu. Ardından içki ticareti yapmayı yasakladı." Bunu Tirmizi dışındaki tüm Kütüb-i Sitte sahipleri, birçok tarikle A'meş'ten rivayet etmişlerdir. Buhari'nin, bu ayetin tefsirinde getirdiği rivayetin lafzı buradaki gibi, "Ticareti de yasakladı" şeklindedir. Aişe (r.anha)'dan gelen bir rivayette ise şöyledir: Bakara suresinin sonundaki bu ayetler nazil olunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları insanlara okudu. Sonra da içki ticaretini yapmayı haram kıldı." Bu hadis üzerinde konuşan bazı imamlar şöyle demişlerdir: Faiz ve onun vesileleri haram kılınınca içki ve ona yol açan içki ticareti ve benzeri şeyler de haram kılındı.

 

 

[1270] Nitekim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Allah Yahudilere lanet etsin. Kendilerine içyağı haram kılınınca onu eritip yağını çıkardılar. Sonra onu satıp parasını yediler. " Bu hadis daha önce, "Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helal olmaz." (Bakara, 230) ayetinin tefsirinde, Allah'ın, ilk kocasına helalolması için görünüşte evlenen (muhallil) kimseye lanet ettiğine dair Ali (r.a.) ve İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet edilen hadiste geçti.

 

 

[1271] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine "Allah faiz yiyene ve yedirene, iki şahidine ve katibine lanet etti. " buyurmuştur. Alimler bu konuda şöyle demişlerdir: Gerçekte fasit olsa bile görünüşte şer'iymiş gibi göstermedikçe ona şahitlik yapamaz ve yazamaz. Çünkü akdin görünüşüne değil manasına (hakikatine) bakılır. Çünkü ameller ancak niyetlere göre değerlendirilir.

 

 

[1272] Sahih bir hadiste de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Şüphesiz Allah sizin görünüşünüze de mallarınıza da bakmaz. Bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar. " buyurmuştur. Allame ve İmam İbn Teymiyye, batıla götüren tüm vasıtaları işlemenin haram olduğunu içeren "Muhallilciliğin haram oluşuna" dair bir kitap yazmıştır. Onda yeterli açıklamalar yapmış ve dertlere deva olacak bilgiler vermiştir.  Allah ona merhamet etsin ve ondan razı olsun.

 

 

 

Faizde Hayır Yoktur:

 

276. Allah faizi mahveder, sadakaları ise artırır. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.

277. İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, kendisinin faizi yok ettiğini haber veriyor. Bu, ya malı sahibinin elinden tamamen çıkarması veya sahibini malının bereketinden mahrum ederek ondan faydalanmasını engellemesi suretiyle olur. Böylece Allah (c.c) malı sebebiyle ona dünyada azap eder, kıyamet günü de cezalandırır. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir)." (Maide, 100) "(Bu toplama) Allah'ın murdarı temizden ayıklaması (mümini kafirden ayırması) ve bütün murdarların bir kısmını diğer bir kısmının üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atması içindir." (Enfal, 37) ''Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekata gelince, işte zekat veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır." (Rum, 39)

İmam Taberi ''Allah faizi mahveder" buyruğunun tefsirinde şöyle der:

Bu ayet İbn Mes'ud (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet edilen "Faiz, çok da olsa, akibeti azlıktır." hadisinin benzeridir.

 

 

[1273] Söz konusu hadisi İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde İbn Mes'ud (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Şüphesiz faiz, (miktar olarak) çok olsa da, onun sonu azlığa varır. "

 

 

[1274] Bunu İbn Mace de yine İbn Mes'ud (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şu lafızla rivayet etmiştir: "Kim malını faiz yoluyla artırırsa, onun sonu mutlaka azlığa varır. " Bu, Allah'ın kula, niyetinin zıttıyla mukabelede bulunması kabilindendir.

 

 

[1275] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Yahya adında Mekkeli biri kanalıyla Hz. Osman (r.a.)'ın azatlı kölesi Ferruh'tan şöyle rivayet etmiştir: Ömer (r.a.) mü'minlerin emiri iken bir gün camiden çıktığında ortaya saçılmış yiyecekler gördü ve "Bu yiyecekler nedir?" diye sordu.

 

"Bize getirilmiş bir yiyecek" dediler. "Allah ona ve getirene bereket versin" dedi. Ona: "Ey mü'minlerin emiri! Bu ihtikar edilmiş (stoklanmış) bir maldır" dediler. "Kim ihtikar etmiş?" diye sordu. "Osman'ın kölesi Ferruh ile Ömer'in kölesi filan" dediler. Bunun üzerine onlara haber göndererek yanına getirtti. Onlara "Sizi Müslümanların mallarını ihtikar etmeye iten nedir?" diye sordu. "Ey mü'minlerin emiri! Biz sadece paramızla mal alıp satıyoruz" dediler. Ömer (r.a.) şöyle dedi: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kim Müslümanların yiyeceklerini ihtikar ederse Allah onların başına ya iflas veya cüzzam belası verir." O vakit Ferruh: "Allah'a ve sana söz veriyorum ki ben kesinlikle hiçbir yiyecekte böyle bir şey yapmayacağım" dedim. Ömer (r.a.)'ın kölesi ise: "Biz mallarımızla alıp satıyoruz" dedi. Ebu Yahya der ki: "Vallahi ben (daha sonra) Ömer (r.a.)'ın kölesini cüzzamlı halde gördüm."

 

 

[1276] Bunu İbn Mace de Heysem b. Rafi'in rivayetiyle tahric etmiştir ve onun lafzı şöyledir: "Kim Müslümanlara yiyeceklerini ihtikar ederse Allah (c.c) ona iflas veya cüzzam hastalığı belası verir. "

 

Yüce Allah daha sonra "sadakaları ise artırır" buyuruyor. Artırır manasındaki fiil; hem "....." şeklinde ilk harfi ötreli ve be harfi şeddesiz de okunmuştur; hem de "....." şeklinde ilk harfi ötreli ve be harfi şeddeli de okunmuştur. Birincisi "....." (filan şeyarttı, artar) ve "....." (filan şeyi artırdı, artırır) cümlelerinde geçen fiildendir. İkincisi ise- terbiye masdarından türetilmedir.

 

 

[1277] İmam Buhari de Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Kim helal yoldan kazandığı maldan bir hurma değeri kadar tasadduk ederse, -ki Allah sadece helal malı kabul eder- Allah bunu (önemseyerek) sağ eliyle kabul eder, sonra onu sahibi için, tıpkı memeden ayrılan bir tayı itina ile yetiştirip büyüttüğünüz gibi, bir dağ büyüklüğünde oluncaya kadar büyütür. " İmam Buhari bunu Zekat Kitabı'nda da tahric etmiştir. Tevhid Kitabı'nda Halid b. Mahled'in Süleyman b. Bilal'den, onun Abdullah b. Dinar'dan nakliyle rivayet etmiştir. Bunu İmam Müslim de Zekat kitabında Ahmed b. Osman b. Hakim'in, Halid b. Mahled'den nakliyle ve başka tariklerle rivayet etmiştir.

 

İmam Buhari daha sonra şöyle demiştir: Verka, İbn Dinar'dan, o Said b.

Yesar'dan, o Ebu Hureyre (r.a.)'tan, o da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ...

 

 

[1278] Bu hadisi aynı tarikle İmam Beyhaki müsned olarak rivayet etmiştir ve onun lafzı şöyledir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim temiz bir kazançtan bir hurma miktarı tasaddukta bulunursa -ki Allah'a ancak temiz olan yükselir- Allah (c.c) onu sağ eliyle kabul edip sonra sahibi için, tıpkı sizden birinin memeden ayrılmış bir tayı itina ile yetiştirip büyüttüğü gibi, Uhud kadar oluncaya dek büyütür. " Bunu Müslim, Tirmizi ve Nesai de rivayet etmişlerdir.

 

 

[1279] İbn Ebi Hatim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder:

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kuşkusuz Allah sadakayı kabul ederek onu sağ eliyle alır. Sonra onu sahibi için, tıpkı sizden birinin memeden ayrılmış bir tayı itina ile yetiştirip büyüttüğü gibi büyütür. Öyle ki bir lokma yiyecek, sonunda Uhud kadar olur." Bunun, Allah'ın Kitabı'ndan doğrulayıcısı ''Allah faizi mahveder, sadakaları ise artırır." ayetidir. Bunu Ahmed b. Hanbel de Veki"den rivayet etmiştir ki bu Veki'in tefsirinde de yer almaktadır. Bunu İmam Tirmizi de Ebu Kureyb'in Veki'den nakliyle rivayet etmiş ve "hasen, sahih hadistir" demiştir.

 

 

[1280] İmam Taberi'nin Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği hadisin lafzı şöyledir: "Kul helal bir maldan tasadduk ettiğinde Allah (c.c) bunu ondan kabul eder ve sağ eliyle alır. Sonra onu sahibi için, tıpkı sizden birinin memeden ayrılmış bir tayı veya buzağıyı itina ile yetiştirip büyüttüğü gibi büyütür. Adam bir lokma tasadduk eder de o Allah'ın elinde artarak Uhud kadar olur. Şu halde siz tasadduk edin. " Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de Abdurrezzak'tan rivayet etmiştir. Bu, senedi sahih olan garip bir tariktir. Ancak lafzı gariptir. Mahfuz olan (en sahih senetle naklolunan asıl doğru lafız) biraz önce mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan naklen zikredilen rivayettir.

 

 

[1281] İmam Ahmed b. Hanbel, Aişe (r.anha)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah sizin için bir hurma tanesini ve bir lokmayı, aynen sizden birinin memeden ayrılmış bir tayı veya deve yavrusunu itina ile yetiştirip büyüttüğü gibi büyütür. Öyle ki o, Uhud kadar olur. " Hadisi bu tarikle sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[1282] Bezzar, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim temiz bir kazançtan bir hurma miktarı tasaddukta bulunursa -ki Allah ancak temiz olanı kabul ederRahman bu sadakayı sağ eliyle alır ve sahibi için, tıpkı sizden birinin tayını veya hizmetçisini itina ile yetiştirip büyüttüğü gibi büyütür." Bir rivayette, ("fuluvv: tay" yerine) "fasil: sütten kesilmiş herhangi bir yavru" denmiştir.

"Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez." Yani, Allah kalbi çok inkarcı olan (inanmaya kesinlikle yanaşmayan) ile söz ve fiilleriyle çok günah işleyenleri sevmez. Bu ayetin sonunun bu cümleyle bitirilmesi mutlaka başıyla arasında ilişki sebebiyledir ki o da şudur: Faizle muamele eden kişi Allah'ın (c.c) kendisine taksim ettiği helal mala razı olmayarak ve Allah'ın ona izin verdiği helal kazançla yetinmeyerek insanların mallarını çeşitli iğrenç yollarla yemeye çalışmaktadır. Dolayısıyla o, içinde bulunduğu nimete karşı aşırı nankör, insanların mallarını haksız yere yemekten dolayı da çok zalim ve çok günahkardır.

 

Yüce Allah daha sonra Rabblerine iman edip O'nun emirlerine uyan ve şükrünü eda eden, namaz kılmak ve zekat vermek suretiyle kullarına iyilikte bulunan kullarını, onlar için hazırladığı ikram ile onların kıyamet günündeki korkulardan güvence içinde olacaklarını haber vererek övüyor ve şöyle buyuruyor: "İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler. "

 

 

Faizle Muamele Eden Kimse Ne Yapacak?:

 

278. Ey iman edenler! Allah'tan sakının. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin.

279. Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

280. Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya (veya zekata) saymak sizin için daha hayırlıdır.

281. Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah mü' min kullarına kendisinden sakınmalarını emrederek ve gazabına yaklaştıracak ve rızasından uzaklaştıracak şeylerden sakındırarak şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah'tan sakının." Yani, yaptığınız her işinizde Allah'tan korkun ve O'nun sizi görüp gözetlediği şuuru içinde (murakabe) olun. "Eğer gerçekten inanıyorsanız" yani, alış-verişi helal kılması ve faizi haram kılması gibi Allah'ın (c.c) sizin için koyduğu hükümlere inancınız varsa "mevcut faiz alacaklarınızı terk edin." Yani, bu uyarıdan sonra artık, sizin insanlardan anaparanız dışında alacaklarınızı bırakın, almayın.

 

 

[1283] Zeyd b. Eslem, İbn Cüreyc, Mukatil b. Hayyan ve Süddi şöyle demişlerdir: Bu ayet Sakif kabilesinden Amr b. Umeyr oğulları ile Beni Mahzum kabilesinden Muğıreoğulları hakkında indi. Zıra Cahiliye döneminde bunlar arasında faiz alış verişi vardı. İslam gelip bunlar Müslüman olunca Sakif kabilesi istişare ederek onlardan faiz alacaklarını istediler. Muğıreoğulları ise "Biz İslam döneminde faiz vermeyiz" dediler. Mekke valisi Attad b. Useyd Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bu konuda bir mektup yazdı. Bunun üzerine "Ey iman edenler! Allah'tan sakının. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin. Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanıZ, Allah ve Rasulü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun." ayeti nazil oldu ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) valiye bu ayeti yazıp gönderdi. Bu ayet inince faiz alacaklarını isteyen Muğıreoğulları:

"Biz Allah'a tevbe ediyor ve kalan faiz alacağımızı bırakıyoruz" dediler ve hepsini onlara bıraktılar. 

 

Bu ayet-i kerime, uyarıdan sonra faiz alış-verişine devam edenlere yönelik şiddetli bir tehdit ve kuvvetli bir uyarıdır. İbn Cüreyc der ki: İbn Abbas (r.a.) ''Allah ve Rasulü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun." ayeti hakkında şöyle dedi: Yani, Allah (c.c) ve Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tarafından açılmış bir savaştan emin olsunlar. Said b. Cübeyr (r.a.)'ın İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı şu rivayet daha önce geçti: Faiz yiyen kişiye kıyamet günü "Savaş için silahını al" denilecek. O rivayette İbn Abbas (r.a.) daha sonra ''Allah ve Rasulü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun" ayetini okumuştur. Ali b. Ebi Talha da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Kim faizle muamelede ısrar eder ve onu bırakmazsa Müslümanların imamlarının onu tevbeye çağırma, bırakmazsa kafasını uçurma hakkı vardır. İbn Ebi Hatim, Hasan-ı Basri (r.a.) ile İbn Sirin'den şöyle rivayet eder: Allah'a and olsun ki şu sarraflar faiz yiyicilerdir. Bunlar Allah (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşı savaş açmışlardır. Müslümanların başında adil bir imam (yönetici) olsaydı onları tevbe etmeye çağırırdı. Tevbe ederlerse ne ala, yoksa onlara silah çekerdi. Katade der ki: İşittiğiniz gibi Allah (c. c) onlara öldürme tehdidinde bulunmuş ve nerede olursa olsunlar bayağı ve adi olduklarını ifade etmiştir. O yüzden siz bu tür faiz alış-verişlerinden uzak durun. Zıra Allah helal kazanç alanını geniş tutmuş ve onu hoş-temiz kılmıştır. Sakın fakirlik sizi Allah'a isyana itmesin. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Rebi’ b. Enes der ki: Allah (c.c) faiz yiyene ölüm tehdidinde bulunmuştur. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir. Süheyli der ki: Bu yüzden Aişe (r.a.) iyne alım satımı (vadeyle satılan malın vadesi dolmadan daha düşük fiyatla geri alınması) meselesinde Zeyd b. Erkam'ın azatlı cariyesi Ümmü Habibe'ye: "Ona haber ver ki tevbe etmedikçe O'nun Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yaptığı cihad boşa gitmiştir." demiştir. Hz. Aişe (r.anha) amellerden özellikle cihadı zikretmiştir; çünkü ayette ''Allah ve Rasulü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. " buyurulmuştur. Daha sonra şöyle demiştir:

 

Bu manayı pek çok kişi söylemiştir. Fakat bunun Aişe (r.anha)'ya kadar senedi zayıftır.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne" fazlalığı (faizi) alarak "haksızlık etmiş ne de" ana paranızı bırakarak "haksızlığa uğramış olursunuz." Bilakis verdiğiniz malı, hiçbir ekleme ve eksiltme yapmaksızın aynen geri alma hakkına sahipsiniz.

 

 

[1284] İbn Ebi Hatim, Süleyman b. Ahvas kanalıyla babasından şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) veda hutbesinde şöyle buyurdu: "İyi bilin ki cahiliye döneminde yaptığınız her faiz alış-verişi iptal edilmiştir. Ancak anaparalarınız sizindir; ne zulmeder, ne de zulme uğrarsınız. Kaldırılan ilk faiz ise Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın faizidir. Onun tüm faiz alım satımları iptal edilmiştir. "

 

 

[1285] İbn Merduyeh de Süleyman b. Amr kanalıyla babasından şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:

"İyi bilin ki cahiliye dönemi faizlerinin hepsi kaldırılmıştır. Anaparalarınız ise sizindir; ne zulmeder, ne de zulmedilirsiniz. "

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya (veya zekata) saymak sizin için daha hayırlıdır." Yüce Allah anaparayı ödeyecek parası olmayan darlık içindeki kişiye de zaman tanınmasını emrederek: "Eğer (borçlu) darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir)." buyurmuştur. Zıra cahiliye döneminde alacaklı kişi, alacağı vakit gelince: "Ya borcunu verirsin, ya da (ileride) faizli ödersin" derdi. Yüce Allah daha sonra anaparayı da silmeye teşvik ederek "Eğer (gerçekleri) anlarsanız bunu sadakaya (veya zekata) saymak sizin için daha hayırlıdır." buyuruyor. Yani, anaparayı tamamen bırakıp borçlunun borcunu silerseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Bu hususta Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in birçok tarikten gelen hadisleri vardır:

Borçlunun Borcunu Silmenin Faziletine Dair Hadisler:

 

 

[1286] (Birinci hadis): Taberani, Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim Allah'ın, kendi gölgesi dışında hiçbir gölgenin bulunmadığı günde kendisini gölgelemesini arzularsa darda kalmış borçluya kolaylık sağlasın veya alacağını silsin. "

 

 

[1278] İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim:

"Kim darda kalana (borcunu ödemede) mühlet verirse, her gün o kadar sadaka vermiş gibi sevap kazanır." Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i:

"Kim darda kalana (borcunu ödemede) mühlet verirse, her gün onun iki katı kadar sadaka vermiş gibi sevap kazanır." derken işittim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Ya Rasulallah! Seni önce "Kim darda kalana (borcunu ödemede) mühlet verirse, her gün o kadar sadaka vermiş gibi sevap kazanır." derken, sonra: "Kim darda kalana (borcunu ödemede) mühlet verirse, her gün onun iki katı kadar sadaka vermiş gibi sevap kazanır." derken işittim?" dedim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Borcu ödeme vakti gelmeden önce her gün o kadar sadaka sevabı, vakti geldikten sonra ise onun iki katı sadaka sevabı kazanır" buyurdu.

 

 

[1288] İmam Ahmed b. Hanbel'in Muhammed b. Ka'b el-Kurazi'den rivayet ettiğine göre; Ebu Katade'nin bir adamdan alacağı vardı. Her gün yanına gidiyor, o ise gizleniyor, gözükmüyordu. Bir gün gittiğinde kapıya bir çocuk çıktı. Ona adamı sorunca çocuk "Evde, bulamaç yiyor" dedi. Katade:

"Eyadam, dışarı Çık. Çocuk senin burada olduğunu söyledi" dedi. Adam çıkınca ona "Sen benden neden kaçıyorsun?" dedi. Adam: "Ben maddi sıkıntıdayım. Yanımda hiçbir şeyim yoktur." dedi. Katade: "Allah için doğru söyle, sen darda mısın?" dedi. Adam: Evet, deyince Katade ağladı ve şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kim borçlusuna mühlet verir veya borcunu silerse kıyamet günü Arş'ın gölgesinde olacak. " Bunu Müslim, Sahih'inde rivayet etmiştir.

 

 

[1289] Hafız Ebu Ya'la el-Mevsıli, Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Kıyamet günü kullardan biri Allah'ın huzuruna getirilir. Allah (c.c) "Dünyada benim için ne yaptın?" diye sorar. Kul: "Ey Rabbim, dünyada onun sebebiyle senden (rahmetini, rızanı) umabileceğim hiçbir şey yapmadım" der ve bunu üç defa tekrarlar. Sonuncusunda ise: "Ey Rabbim, sen bana fazla mal vermiştin ve ben insanlarla alış-veriş yapıyordum. Onda hoşgörü huyum vardı; zengine kolaylık sağlar, fakire mühlet verirdim. " der. Bunun üzerine Aziz ve Celil Allah "Ben kolaylık sağlamaya daha layığım. Cennet’e gir" buyurur. " Bunu İmam Buhari, Müslim ve İbn Mace de muhtelif tariklerle Rib'i'den, o da Huzeyfe'den rivayet etmiştir. Müslim ayrıca Ukbe b. Amir'in ve Ebu Mes'ud el-Bedri'nin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den benzer şekilde rivayetiyle zikretmiştir.

 

 

[1290] İmam Buhari de Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den şöyle rivayet etmiştir: "(Eski zamanlarda) insanlara borç veren bir tacir vardı. Alacaklı olduğu kişiler arasında ödeme zorluğu içinde olan biri bulunduğunda adamlarına 'Ondan olan alacağımız! affedip silin, ola ki Allah da bizim günahlarımızı affeder' derdi. Bu yüzden Allah onun günahlarını affetti."

 

 

[1291] Hakim, Müstedrek'inde, Sehl’den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim Allah yolunda cihad eden birine, savaşçıya, darlığında bir borçluya veyahut ödeyeceği para karşılığı kölelikten kurtulmak üzere efendisiyle sözleşme yapmış köleye (mükateb) yardım ederse, Allah (c.c) onu sadece kendi gölgesinin olacağı günde kendi gölgesinde gölgelendirir. " Hakim daha sonra: Buhan ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahihtir, demiştir.

 

 

[1292] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim duasının kabulolmasını ve sıkıntılarının giderilmesini arzuluyorsa, darda olan birini rahatlığa çıkarsın. " Bunu muhaddislerden sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[1293] İmam Ahmed b. Hanbel, Huzeyfe (radıyallahuanh)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam Allah'ın huzuruna getirilir. Allah (c.c) "Dünyada benim için ne yaptın?" diye sorar. Kul: "Ey Rabbim, zerre kadar iyilik yapmadım" der ve bunu üç defa tekrarlar. Sonuncusunda, "Ey Rabbim, sen bana dünyada fazla mal vermiştin ve insanlarla alış-veriş yapıyordum. Zengine kolaylık sağlar, fakire mühlet verirdim." der. Bunun üzerine Aziz ve Celil Allah "Biz buna senden daha layığız. Kuluma dokunmayın" der ve onu bağışlar. Ebu Mes'ud (r.a.): Ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den böyle işittim. der. Bunu İmam Müslim de Ebu Malik'in nakliyle böyle rivayet etmiştir.

 

 

[1294] İmam Ahmed b. Hanbel, İmran b. Husayn (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kimin, birinden alacağı olur da onu ertelerse, her gün için o kadar sadaka sevabı kazanır. " Hadis bu tarikle gariptir. Büreyde'den rivayet edilen benzer bir hadis daha önce geçti.

 

 

[1295] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Yeser'den şöyle rivayet etmiştir:

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim dardaki birine borcunu ödemede mühlet verir veya borcunu tamamen silerse, Allah (c.c) onu sadece kendi gölgesinin olacağı günde kendi gölgesinde gölgelendirir. "

 

 

[1296] Bunu İmam Müslim de Sahih'inde başka bir tarikle Ubade b.

Samit’in oğlu Velid'in oğlu Ubade'den şöyle rivayet etmiştir: Ben ve babam, bu Ensar mahallesindekiler vefat etmeden önce onlardan ilim almak üzere yola koyulduk. İlk karşılaştığımız kişi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabelerinden Ebu Yeser idi. Yanında bir oğlu, sayfa destesi bulunan bir oğlu vardı. Ebu Yeser'in üzerinde bir hırka ile Meafiri denen Yemen elbisesi vardı. Aynı şekilde kölesinin üzerinde de bir hırka ile Meafiri elbisesi vardı. Babam Ebu Yeser'e "Amca, senin yüzünde bir öfke izi görüyorum" dedi. Ebu Yeser:

Evet, benim filan oğlu filan hırsızdan alacağım vardı. Ailesinin yanına gidip selam verdim ve "O evde mi?" dedim. "Kim dardaki borçluya zaman tanır veya borcunu silerse Allah onu gölgesinde gölgelendirir" diyordu. Sonra hadisin gerisini zikretmiştir.

 

 

[1297] İmam Ahmed b. Hanbel, mü'minlerin emiri Osman b. Affan (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Allah bir kulu gölgesinde başka hiçbir gölgenin bulunmadığı günde gölgeleyecek. Bu dardaki birine mühlet veren veya borçlu birinden borcunu silen kişi için olacak. "

 

 

[1298] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün mescide eliyle işaret ederek ravilerden Abdurrahman bunu söylerken yeri işaret etti- çıktı ve şöyle buyurdu: "Kim darda birine mühlet verir veya alacağından vazgeçerse Allah (c.c) onu cehennem’in ateşinden korur. İyi bilin ki cennet amelleri (cennete götüren ameller) dik tepedeki taştır. -Allah Resulü bunu üç defa tekrarladı- İyi bilin ki cehenneme götüren ameller de ovadaki yumuşak topraktır. Bahtiyar kimse fitnelerden korunandır. Allah katında, kulun yuttuğu öfke yudumundan daha güzel bir yudum yoktur. Bir kul ne vakit öfkesini Allah için yutarsa mutlaka Allah (c.c) onun içini imanla doldurur. " Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[1299] İmam Taberani, İbn Abbas (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim darda olana (alacaklısına) rahata çıkıncaya kadar mühlet verirse, Allah (c.c) günahlarına tevbe edene kadar mühlet verir. "

 

Yüce Allah daha sonra kullarına dünyanın geçiciliğini, ondaki malların ve başka şeylerin fani olduğunu, ahiretin, Allah'a dönüşün ve Allah'ın (c.c) kullarını yaptıklarından dolayı hesaba çekip işledikleri hayır ve şerrin mükafat ve cezasını vereceği günün yakın olduğunu hatırlatarak onlara öğüt veriyor ve cezasına karşı onları uyarıyor: "Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının." Bu ayetin Kur'an-ı Azim'den inen son ayet olduğu rivayet edilmiştir.

 

 

[1300] Said b. Cübeyr'den şöyle rivayet edilmiştir: Kur'an'ın tamamının en son inen ayeti ''Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının." ayetidir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu ayetin nüzulundan sonra dokuz gece daha yaşadı. Sonra Rebiu'I-Evvel ayının çıkmasından iki gece önce Pazartesi günü vefat etti. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. İbn Merduyeh, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Son inen ayet ''Allah'a döndürüleceğiniz ... bir günden sakının." ayetidir. Nesai, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Kur’an'dan son inen şey ''Allah'a döndürüleceğiniz ... bir günden sakının. " ayetidir." Dahhak ve Atiyye el-Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmişlerdir. Ebu Salih, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Son inen ayet "Allah'a döndürüleceğiniz .... bir günden sakının." ayetiydi. Bunun inmesi ile Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefatı arasında 31 gün vardı. İbn Cüreyc der ki: İbn Abbas (r.a.):

Son inen ayet ''Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının. " Ayetidir. İbn Cüreyc der ki: Derler ki: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bundan sonra dokuz gece yaşadı. Bu ayet Cumartesi günü nazil oldu, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de Pazartesi günü vefat etti. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir. Atiyye el-Avfi, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Son inen ayet 'Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkese hak ettiğinin eksiksiz verileceği ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı bir günden sakının.' ayetidir"

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

282. Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir katip onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdı ramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun). Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vadesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Genellikle) alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir. Allah'tan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi bilmektedir.