|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 282.ayet |
Borç Ayeti:
282. Ey iman edenler!
Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir katip
onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi
yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse
(borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın.
şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdı ramayacak
durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit
bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir
erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun).
Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vadesine
kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha
adaletli, şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.
Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır.
Bu durumda onu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Genellikle)
alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Ne yazan, ne de şahit zarara uğratılsın.
Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız
demektir. Allah'tan korkun. Allah size gerekli olanı öğretiyor. Allah her şeyi
bilmektedir.
Tefsiri:
Bu, Kur’an-ı Azim'deki
en uzun ayettir. İmam Taberi, Said b. Müseyyeb’den şöyle rivayet etmiştir: Bana
ulaşan habere göre Kur'an'ın Arş'la ilişkisi en taze olan ayeti, borç ayetidir.
[1301] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Borç ayeti nazil olunca
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İlk inkar eden,
Adem (a.s) oldu. Zıra Allah (c.c) Adem'i (a.s) yaratınca sırtını sıvazladı ve
sırtından, kıyamet gününe kadar ondan türeyecek neslini çıkardı. Nesillerini
Adem (a.s)'a teker teker sunuyordu. Onlardan yüzü parlayan birini görünce,
"Ey Rabbim, bu kimdir?" dedi. Allah (c.c), "O senin oğlun Davud'dur"
buyurdu. "Rabbim, onun ömrü ne kadardır?" dedi. Allah (c. c):
''Altmış yıl" buyurdu. Adem (a.s): Rabbim, onun ömrünü uzat, dedi. Allah
(c.c): "Hayır. Olsa olsa senin ömründen ekleyebilirim" buyurdu. Adem
(a.s)'ın ömrü ise 1000 yıldı ve Allah (c.c) Adem (a.s)'ın ömrünü 40 yıl
kısalttı. Sonra ona, buna dair bir yazı yazdı ve melekleri de buna şahit tuttu.
Adem (a.s) öleceği vakit ölüm melekleri yanına gelince Adem (a.s):
"Kırk yıl ömrüm
daha var" dedi. O'na: Sen ömrünü oğlun Davud (a.s)'a hibe etmiştin,
denildi. Adem (a.s): Hayır, böyle bir şey yapmadım, dedi. Bunun üzerine Allah
(c.c) ona bu kağıdı gösterdi ve meleklere şahitlik yaptırdı. Hadisin, Esved b.
Amir'in Hammad b. Seleme'den nakliyle gelen rivayetinde şu ziyade vardır:
"Sonunda Allah (c.c) Davud (a.s)'ın ömrünü 100'e, Adem (a.s)'ın ömrünü
1000'e tamamladı. " Bunu İbn Ebi Hatim, Hammad b. Seleme'nin kanalıyla
rivayet etmiştir. Bu çok garip bir hadistir. (Ahmed b. Hanbel'in senedindeki)
Ali b. Zeyd b. Cud'an'ın rivayetleri münkerdir. Bunu Hakim de Müstedrek'inde
birçok tarikten benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
Yüce Allah "Ey iman
edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu
yazın." buyuruyor. Bu, Allah'ın mü' min kullarına, belli bir vade ile
borçlandıkları zaman onu yazmalarına dair tavsiye ve öğüdüdür. Bu sayede borç
miktarı ile ödeme tarihi daha kesinleştirilmiş, alış-verişe tanık olan kişiler
açısından bilgiler daha netleştirilmiş olur. Yüce Allah bunu, ayetin sonundaki
"Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli, şehadet için daha sağlam,
şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. " buyruğuyla ifade etmiştir.
Süfyan-ı Sevri, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Ey iman
edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın
.... " ayeti malın belli bir vakitte teslim edilmesi üzerine yapılan Selem
akdi hakkında nazil oldu. Ebu Hassan el-A’rac'ın nakline göre ise İbn Abbas
(r.a.): "Şahitlik ederim ki malın taraflarca belirlenen vakitte teslimi
üzerine yapılan akdi Allah helal kılmış ve izin vermiştir." demiş, sonra
"Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız
vakit onu yazın .... " ayetini okumuştur. Bunu Buhari rivayet etmiştir.
[1302] Buhari ve Müslim,
Sahih'lerinde, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldiğinde Medineliler hurmada iki veya
üç yıl vade ile selem yapıyorlardı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Bir mal üzerine selem akdi yapan kimse, miktarını ölçek ve tartı
olarak belirleyerek ve malın teslim vadesini tayin ederek yapsın" buyurdu.
"Onu yazın"
ifadesiyle Allah (c.c) akdi kayıt altına almayı ve yazmayı emrediyor. Şayet:
[1303] Sahih-i Buhari
ile Sahih-i Müslim'de Abdullah b. Amr (r.a.)'tan rivayet edilen bir hadiste Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Biz ümmi bir milletiz; yazmayız,
hesap etmeyiz" buyurmuştur. "Bununla yazmayı emreden ayet arasını
nasıl bulursun?" denilirse;
Cevap: Dinin kendisi
yazmaya hiçbir şekilde ihtiyaç duymaz. Çünkü Allah, Kitabını kullarca kolay
anlaşılan ve rahat ezberlenen bir kitap olarak indirmiştir. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den gelen hadisler de zihinlere ve belleklere
kaydedilmiştir. Allah'ın burada yazılmasını emrettiği şey ise insanların
birbirleriyle yaptıkları alış-verişlerdir. Ayrıca, buradaki yazma emri
bazılarının söylediği gibi vacip ifade etmemektedir, sadece nasihat ve tavsiye
olarak söylenmiştir.
İbn Cüreyc: Kim borç
alırsa yazsın, kim satın alırsa şahit tutsun, demiştir.
Katade der ki: Bize
anlatıldığına göre Ebu Süleyman el-Mer'aşi, Ka'b ile dostluğu olan biriydi. Bir
gün dostlarına "Rabbine dua edip de duası kabul olunmayan bir mazlum
biliyor musunuz?" dedi. "Bu nasılolur?" dediler. Adam vadeli bir
satış yapar ve buna ne şahit tutar ne de yazar. Ödeme vakti gelince borçlu bunu
inkar eder. Bunun üzerine alacaklı, Rabb'ine dua eder, fakat duası kabul
olunmaz. Çünkü o, Rabb'inin sözünü dinlememiştir.
Ebu Said, Şa'bi, Rebi'
b. Enes, Hasan, İbn Cüreyc, İbn Zeyd ve bazılarına göre borcu yazmak vacipti, sonra
"Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse, emaneti
sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun." (Bakara,
283) ayetiyle neshedildi. Bunun bir başka delili, bizden önceki ümmetlerin
şeriatında bizim şeriatımızdaki bu hükümle alakalı konu geçtiği halde borcun
yazılmamasına ve şahit tutulmamasına herhangi bir tenkit getirmeyen şu
hadistir:
[1304] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"İsrailoğullarından
bir adam, İsrailOğullarından birinden bin dinar borç istedi. O "Bana
şahitler getir ki onları şahit tutayım" dedi. Borç isteyen: Şahit olarak
Allah yeter, dedi. Borç verecek kişi bu defa: Bana bir kefil getir, dedi. Diğeri:
Kefil olarak Allah yeter, dedi. O da "Doğru söyledin" diyerek belli
bir süre sonra ödemesi için ona borç para verdi. Borç alan, nehirde yolculuk
yaparak bir yerlere gitti. Orada işini gördükten sonra borcunu ödemek için
memleketine gitmek üzere bir vapur aradı, fakat bulamadı. Sonra bir tahta
parçasını alıp oydu ve içine 1000 dinar ile borç veren arkadaşına yazdığı bir
mektubu koydu. Sonra nehre geldi. ''Allah'ım! Sen biliyorsun ki ben filan
kişiden bin dinar borç almıştım. Benden kefil istemiş, ben "Kefil olarak Allah
yeter" deyince kabul etmişti. Benden şahit istemişti ve "Şahit olarak
Allah yeter" demiştim. O buna da razı olmuştu. Şimdi ise bana verdiği
parayı göndermek için çok çalışıp aradım, fakat (bir nehir aracı) bulamadım.
Şimdi ise bunu sana emanet ediyorum." dedi ve onu nehre attı. Tahta, nehre
girince oradan ayrıldı ve memleketine giden bir vapur aramaya devam etti.
Alacaklı adam da nehrin alt tarafında paramı getirecek bir kayık görürüm
ümidiyle (arada bir) nehre bakıyordu. Bir ara içinde mal bulunan tahta
parçasını (ne olduğunu bilmeden) evdekiler yaksınlar diye nehirden aldı. Onu
kırdığında içinde alacaklı olduğu parayı ve yazılı kağıdı buldu. Bir süre sonra
da ondan borç alan adam çıkageldi. "Vallahi, sana malını teslim etmek için
tüm gayretimle bir vapur arayıp durdum, ama geldiğim şu vapurdan önce bir şey
bulamadım" dedi. Alacaklı: "Sen bana daha önce bir şey gönderdin mi?'
dedi. Borçlu: "Sana, onunla geldiğim kayıktan önce bir araç bulamadığımı
söyledim ya!" dedi. Alacaklı: Allah senin tahtayla gönderdiğin malı bana
ulaştırdı. Şimdi şu bin dinar paranı al da selametle git" dedi. "
Bunun senedi sahihtir. İmam Buhari yedi yerde sahih senetlerle muallak olarak
ve kesin ifadeyle tahric etmiştir. İmam Buhari'nin bunun bazı kısımlarını
Leys'in katibi Abdullah b. Salih'ten rivayet ettiği söylenir.
"Bir katip onu
aranızda adaletle yazsın." Yani, adalet ve gerçeğe riayet ederek yazsın.
Onda hiç kimsenin hakkına geçmesin. Sadece anlaştıkları şeyleri yazsın; ona
hiçbir ekleme ve çıkarma yapmasın.
"Hiçbir katip
Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın."
Yani, yazma bilen
kişiden insanlar için borç yazması istendiğinde, zor durumda olmadığı sürece
akdi yazsın. yazarken de eksik veya noksan değil, aynen ittifak edildiği gibi
yazsın. Allah'ın (c.c) ona bilmediklerini öğrettiği gibi o da yazma bilmeyen
kimselere yazmak suretiyle tasaddukta bulunsun.
[1305] Nitekim bir
hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir iş yapana yardımda
bulunman veya aciz ve biçare birine bir iş yapman sadakadır. "
buyurmuştur.
[1306] Başka bir hadiste
de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim bildiği bir bilgiyi
gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur. " buyurmuştur.
Mücahid ve Ata: Katibin (istenildiğinde) yazması vaciptir, demişlerdir.
"Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun"
yani borçlu da zimmetindeki borcu katibe yazdırsın ve bunda Allah'tan korksun.
"Ve borcunu asla eksik yazdırmasın." Yani, borcunun hiçbir miktarını
gizlemesin. "Şayet borçlu sefihse" yani saçıp savurma gibi
sebeplerden dolayı malında tasarrufu engellenen (mahcur) biriyse; "veya
zayıfsa" yani, küçük veya aklen zayıf (deli) ise; "veyahut"
konuşmaktan aciz olması veya borçla ilgili doğruyla yanlışı birbirinden ayırt edemeyecek
kadar bilgisiz olması sebebiyle "kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda
ise; velisi adaletle yazdırsın. "
"Erkeklerinizden
iki de şahit bulundurun. " Yüce Allah daha sağlam olması için yazmanın
yanında şahit tutmayı da emrediyor. "Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz
şahitlerden bir erkek ile iki kadın (olsun)." Bu mali konularda
(ticarette) veya malın söz konusu olduğu şeylerdedir.
Şahitlikte iki kadının
bir erkek kadar sayılmasının sebebi, kadının aklının (mesele ve olayları
soğukkanlılıkla düşünme, duygu değil aklına göre hareket etme gibi akli
yönünün) erkeğinkinden noksan olmasıdır.
[1307] Nitekim Müslim'in
Ebu Hureyre (r.a.)'tan kanalıyla rivayet ettiği bir hadiste Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey kadınlar! Sadaka verin ve bol bol
istiğfar edin. Çünkü ben sizi cehennem halkının çoğunluğu olarak gördüm. "
buyurdu. Bunun üzerine akıllı ve konuşması güçlü bir kadın: "Ya
Rasulallah! Biz neden cehennem halkının çoğunluğunu teşkil ediyoruz?"
dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "(Çünkü) siz çok lanet
eder, beraber yaşadığınız kocanıza nankörlük edersiniz. Ben aklı başında bir
erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık
görmedim." buyurdu. Kadın: "Ya Rasulallah! Aklının ve dininin
noksanlığı nedir?" diye sordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Aklın noksanlığı, iki kadının şehadetinin bir adamın şehadetine denk
olmasıdır. Bu, aklının noksanlığıdır. Nice geceler (günler boyunca hayızdan
dolayı) namaz kılmaz ve Ramazan'da (nice günler) oruç tutmaz. Bu da dininin
noksanlığıdır (dini yükümlülüklerinin daha az olmasına örnektir)."
buyurdu,
"Eğer iki erkek
bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden. " Bunda, şahitlerde adaletin
şart olduğuna delil vardır. Ama bu kayıtlı olup birtakım şartları vardır. İmam
Şafii Kur’an' da hiçbir şart zikredilmeksizin mutlak ifadeyle zikredilen her
emrin birtakım kayıtlarının bulunduğuna hükmetmiştir. Nasıl biri olduğu
bilinmeyen kimsenin şehadetinin kabul olunmayacağı görüşünde olanlar, bu ayeti,
şahidin razı olunan adalet sahibi biri olması gerektiğine delil getirmişlerdir.
"İkisinden. ..
" yani iki kadın şahitten "biri", unuttuğundan dolayı
"yanılzrsa diğerinin ona hatırlatması için" yani biri şahitlik
yapınca diğeri olayı / akdi hatırlaması için. Bu yüzden bazı kariler bunu,
hatırlatmak manasını ifade eden ")b" şeklinde şeddeli okumuşlardır.
(Meal de buna göre verilmiştir. Başta zikredilen ise ".,;5..8: biri
diğerine söylemesi için" fiiline göre yapılmış tefsirdir). Bazıları:
kadınlardan birinin diğeriyle (onun yanında) şahitlik yapması onun şahitliğini
bir erkeğin şahitliğine denk yapar, demişlerdir ki bu. doğrudan uzak bir
görüştür. Doğru olan, birincisidir. Doğrusunu en iyi bilen ise Allah'tır.
"Çağırıldıkları
vakit şahitler gelmemezlik etmesin. " Yani, alım-satım akdine başta tanık
olmak için çağrıldıklarında ... Bu Katade ve Rebi’ b. Enes'in görüşüdür. Bu
mana, "Çağrıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. " bu ruğuna
benzer. Olaya tanık olmanın farz-ı kifaye olduğu hükmü de ayetin bu manasından
türetilmiş bir hükümdür. "Çağrıldıkları vakit şahitler gelmemezlik
etmesin." buyruğunda kastedilenin mahkemede şahitlik etmeleri olduğu da
söylenmiştir ki bu, cumhurun görüşüdür. Çünkü şahitler'in hakiki manas bunu
gerektirir. Zıra şahid hakiki manada olaya tanık olmuş kimse hakkında
kullanılır. Bu kimse tanık olduğu olayı (akdi) aktarması için mahkemeye
çağrıldığında, başka biri yoksa bu çağrıya icabet etmesi gerekir. Varsa,
şahitlik yapması farz-! kifayedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Mücahid, Ebu
Miclez ve daha birçok kişi ayete şöyle mana vermişlerdir: Akde tanık olmak için
çağrıldığında gidip gitmemekte serbestsin. Ama akitte hazır bulunmuşsan ve
şahitlik yapmak için çağrılmışsan git.
[1308] Nitekim Sahih-i
Müslim'de ve Sünen kitaplarında Zeyd b.
Halid'den yapılan bir
rivayette Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Size şahitlerin en iyisini söyleyeyim mi? O, kendisinden istenmeden
şahitlikte bulunan kimsedir. "
[1309] Ama Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) başka bir hadisinde de: "Size şahitlerin en
kötüsünü söyleyeyim mi? Onlar, kendilerinden şahitlik istenmeden şahitlikte
bulunan kimselerdir. " buyurmuştur.
[1310] Bir hadiste de:
"Sonra öyle bir topluluk gelecek ki şahitlikleri yeminlerini, yeminleri
şahitliklerini geçecek. " buyurmuştur.
[1311] Bunun başka bir
rivayetindeki ifade şöyledir: "Sonra kendilerinden şahitlik istenmediği
halde şahitlik eden bir halk gelecek. " Bu (istenmeden şahitlik yapmayı
yeren) hadislerde geçen şahitlik, yalancı şahitliktir.
İbn Abbas (r.a.) ve
Hasan-ı Basri'den yapılan bir rivayete göre ayet hem akitte hazır bulunarak
tanık olmayı, hem de mahkemede şahitlik yapmayı kapsamaktadır.
"Büyük veya küçük,
vadesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşen meyin. " Bu da tavsiyenin
devamıdır. Burada, taraflara birbirlerinden alacakları hakların çok olsun, az
olsun, tamamını yazmaları tavsiye ediliyor. "Üşen meyin" yani,
bıkkınlık ve gevşeklik göstererek önemli olsun, basit olsun, hakların tamamını
yazmamazlık etmeyin.
"Böyle
yapmanız" yani, size tavsiye ettiğimiz vadeli olan alacaklarınızı yazmanız
''Allah nezdinde daha adaletli" Arapçası: .... "Şehadet için daha
sağlam" dır. Çünkü bir kağıda yazılırsa şahit onu gördüğünde olayı
hatırlar. Çünkü yazılmadığında, genelde olduğu gibi, şahidin akdi unutma
ihtimali vardır. "Şüpheye düşmemenize daha yakındır. " Yani, kalpte
şüphe bırakmamaya daha yakındır. Aksine, anlaşmazlık halinde yazdığınıza
bakarsınız ve böylece aranızdaki problem hiçbir şüpheye yer kalmaksızın kesin
bir şekilde çözüme kavuşur.
''Ancak aranızda yapıp
bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu
yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur." Yani, alış-verişiniz
bedellerin direkt teslim edildiği peşin bir alış-veriş ise, terkinde mahzurlu
hiçbir durum olmadığından dolayı yazmayı terk etmenizde hiçbir sakınca yoktur.
Yüce Allah ardından
alış-verişe şahit tutmak konusuna değinerek şöyle buyurmuştur: "(Genelde
her türlü) alışveriş yaptığınızda şahit tutun." İbn Ebi Hatim, Said b.
Cübeyr'den şöyle rivayet etmiştir: ''Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. "
Yani vadeli olsun veya olmasın, alacaklı olduğunuz hakkınız hakkında birilerini
şahit tutun. Yani, alacaklarınız hakkında şahit tutmayı her durumda yapın. İbn
Ebi Hatim der ki: Cabir b. Zeyd, Mücahid, Ata ve Dahhak'tan da bunun benzeri
rivayet edilmiştir. Şa'bi ve Hasan-ı Basri: ''Alışveriş yaptığınızda şahit
tutun. " buyruğu "Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet
bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan
korksun." (Bakara, 283) buyruğu ile neshedilmiştir, demişlerdir. Cumhura
göre buradaki emir vaciplik değil tavsiye ve davet manasında alınır.
[1312] Bunun delili İmam
Ahmed b. Hanbel'in, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabelerinden
Huzeyme b. Sabit el-Ensari'den naklettiği şu rivayettir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir bedeviden bir at satın aldı ve parasını
teslim etmek için arkasından gelmesini söyledi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) hızlı, bedevi ise arkadan yavaş gidiyordu. Bedevi ile
karşılaşan bazıları, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in onu satın
aldığını bilmeyerek at hakkında onunla pazarlığa tutuştular. Bazıları Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in verdiği paradan fazla verince bedevi
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Bu atı satın alacaksan al,
yoksa satıyorum" dedi. Bedevinin sesini işitince Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kalktı ve "Onu ben senden satın almadım mı?" dedi.
Bedevi: Hayır, Vallahi ben onu sana satmadım, dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yine: "Onu senden satın aldım" buyurdu. Derken
insanlar birbirleriyle tartışmakta olan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile bedevinin yanına biriktiler. Bedevi:
Bunu sana sattığıma dair
bir şahit getir, dedi. Gelen Müslümanlardan bazıları bedeviye: "yazıklar
olsun sana. Peygamber hiçbir zaman hakikatten başkasını söylemedi" dedi.
Sonunda Huzeyme geldi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile bedevinin
tartışmasını duyunca, "Ben şahidim ki sen onu satın aldın" dedi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huzeyme'ye doğru yöneldi ve
"(Olaya tanık almadığın halde) neye dayanarak şahitlik yapıyorsun?"
dedi. Huzeyme: "Ya Rasulallah! Seni tasdik etmeme dayanarak (Seni vahyi
getirmede doğru bulduğumdan, bunda da doğru buluyor ve şahitliğimi ona
dayanarak yapıyorum)" dedi. Böylece Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Huzeyme'nin şahitliğini iki adam şahitliği yerine saydı. Bunu Ebu Davud
ve Nesai de rivayet etmişlerdir.
Fakat ihtiyat, başta
şahit tutmaktır.
[1313] Zira İmam İbn
Merduyeh ile İmam Hakim, Müstedrek'inde, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.) kanalıyla
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmişlerdir:
"Şu üç kişi Allah'a dua eder de duaları kabul olunmaz: Kötü huylu karısı
olup da onu boşamayan adam, yetimin malını büluğa ermeden önce teslim eden, bir
de birisine borç veren, ancak ona şahit tutmayan. " Hakim daha sonra:
Senedi Buhari ve Müslim'in koşullarında sahihtir, ancak onlar tahric
etmemişlerdir, demiştir. Çünkü Şu'be'nin talebeleri bunu Ebu Musa el-Eş'ari'nin
sözü olarak rivayet etmişlerdir. Ancak alimler Şu'be'nin bu senetle rivayet
ettiği şu hadisin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in sözü olduğunda
icma etmişlerdir:
[1314] "Şu üç
kimseye ecirleri iki kat verilir ... " Bunu Buhari ile Müstim rivayet
etmiştir.
"Ne yazan, ne de
şahit zarara uğratılsın." Yani, yazan kendisine söylenenden farklı
yazmasın, şahit de işittiğinden farklı şahitlikte bulunmasın. Veya bunlar
bildiklerini tamamen gizlemeye kalkışmasınlar. Bu, Hasan-ı Basri, Katade ve
başkalarının görüşüdür.
Diğer görüşe göre manası
"katip ile şahide zarar verilmesin" dir. Nitekim İbn Ebi Hatim bu
buyrukla ilgili olarak İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Birisi
gelerek alıcı ile satıcıyı yazmaya ve şahit tutmaya teşvik eder. Onlar
işlerinin olduğunu söyleyince "Siz davete icabetle emrolundunuz" der.
Böyle iken onun şahidi ve katibi zarara uğratmaya hakkı yoktur. İbn Ebi Hatim
daha sonra şöyle demiştir: Bunun benzeri İkrime, Mücahid. Tavlıs, Said İbn
Cübeyr, Dahhak, Atiyye, Mukatil b. Hayyan, Rebi’ b. Enes ve Süddi’den de
rivayet edilmiştir.
"Eğer bunu
yaparsanız şüphe yok ki bu, sizin yoldan çıkmanız demektir." Yani, siz
emredildiğiniz bir şeyi yapmaz veya nehyedildiğiniz bir şeyi işlerseniz bu
sizden sadır olmuş bir fısk olur. Yani, bu yüzden sizden ayrılmaz ve kopmaz bir
fasıklık ve günahkarlık sıfatını kazanmış olursunuz.
"Allah'tan
korkun." Yani, Allah'tan korkun ve sürekli sizi görüp bildiği şuuru içinde
olun. Emirlerini yerine getirip yasaklarını terk edin.
"Allah size gerekli
olanı öğretiyor." Bunun benzeri şu ayetlerdir: "Eğer Allah'tan
korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış verir, suçlarınızı
örter ve sizi bağışlar." (Enfal, 29) "Ey iman edenler! Allah'tan
korkun ve Peygamberine inanın ki o, size rahmetinden iki kat versin ve size
ışığında yürüyeceğiniz bir nur lutfetsin; sizi bağışlasın. Allah, çok
bağışlayan, çok esirgeyendir. " (Hadid, 28)
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: ''Allah her şeyi bilmektedir. " Yani, Allah her şeyin
hakikatini, faydalarını ve sonucunu bilir. Dolayısıyla ona hiçbir şey gizli
kalmaz. Bilgisi, var olan her şeyi kuşatır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |