İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

21, 22.ayetler

 

Yalnız Allah'a Kulluk:

 

21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş olursunuz.

22. O Rab ki yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın.

 

Tefsiri:

 

Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Abdullah b. Mes'ud'dan (r.a.) şöyle nakleder: 'Ey insanlar' hitabıyla inen her ayet Mekke'de, 'Ey mü'minler!' hitabıyla inen her ayet de Medine'de inmiştir. Bezzar sonra şöyle der: Bunu bitişik senetle sadece Kays rivayet etmiştir. Başkaları ise mürselolarak rivayet etmişlerdir.

Allah (c.c) ibadet edilmeye layık yegane ilahın tek İlah (hakiki mabud) olduğuna gerekçe olarak kullarına ihsan ve iyiliğini zikretmektedir. Zira onları yok iken var etti, açık-gizli nimetlere boğdu. Bunu ise yeryüzünü onlara yatak, yani döşek kılmak suretiyle yaptı. Yeryüzünü yaygın, üzerinde gezip dolaşılabilir ve yalçın dağlar sayesinde sabit ve sapasağlam kıldı.

 

"Göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı." Sakf, tavan demektir. Nitekim başka bir ayette "Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise, gökyüzünün ayetlerinden yüz çevirirler." (Enbiya, 32) buyurulur. Allah (c.c) onlara ihtiyaç duydukları vakit gökten -ki burada kasıt buluttur- su indirdi. Kendilerine ve hayvanlarına rız ık ve gıda olması için herkesçe görülen ve bilinen çeşit çeşit tahıllar ve meyveler çıkardı. Bu husus Kur'an'ın pek çok yerinde ortaya konulur. Şu ayet-i kerimelerde anlatılanlar buna ne de yakındır! "Yeri sizin için yerleşim alanı, göğü de bir bina kılan, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan ve sizi temiz besinlerle rızıklandıran Allah'tır. İşte Allah, sizin Rabbinizdir. Alemlerin Rabbi Allah, yücelerden yücedir. " (Mü'min, 64)

 

Ayette şöyle denmek isteniyor: Bu dünya yurdu ile sakinlerinin sahibi ve rızıklandırıcısı, yaradan ve Rezzak olan Allah'tır. Bu sebepten kendisine hiçbir şeyortak koşulmaksızın tek başına ibadet edilmeyi hak etmektedir. Onun için Allah (c.c) ''Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın." buyurmuştur.

 

 

[388] Buhari ile Müslim, Sahih'lerinde İbn Mes'ud (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Ben, "Ya Rasulallah! En büyük günah hangisidir?" diye sordum, "Seni yarattığı halde Allah'a bir şeyi eş koşmandır" buyurdu.

 

 

[389] Yine Muaz b. Cebel (r.a.) hadisinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: ''Allah'ın (c.c), kulları üzerindeki hakkını biliyor musun? Ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona eş koşmamalarıdır. "

 

 

[390] Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sakın ola sizden kimse ''Allah ve filan dilerse" demesin; ''Allah, sonra filan dilerse" desin" buyurur.

 

 

[391] Hammad b. Seleme, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'nın anne-bir erkek kardeşi Tufeyl b. Sahbara'dan şöyle nakleder: Rüyamda şöyle gördüm. Bir grup Yahudiye "Siz kimsiniz?" diye sordum. "Biz Yahudileriz" dediler. "Bir de 'Uzeyir Allah'ın oğludur' demeseniz sizler gerçekten iyi kimselersiniz" dedim. Onlar "Sizler de "Allah ve Muhammed dilerse" demeseniz sizler de iyi kimselersiniz" dediler. Sonra bir grup Hristiyan'ın yanına uğradım ve "Sizler kimlersiniz?" dedim. "Bizler Hristiyanlarız" dediler. "Bir de 'İsa Allah'ın oğludur' demeseniz sizler de iyi insanlarsınız" dedim. Bunun üzerine bana "Sizler de 'Allah ve Muhammed dilerse' demeseniz sizler de iyi kimselersiniz" dediler. Sonra sabah olunca bunu bazılarına anlattım. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldim ve O'na da anlattım. "Bunu kimseye anlattın mı?" diye sordu. "Evet" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalktı, Allah'a hamd-u senalar ettikten sonra şu konuşmayı yaptı: "Tufeyl bir rüya görmüş ve birtakım kimselere bunu anlatmış. Siz öyle bir söz söylediniz ki şu şu hususlar sizi uyarmamı engelliyordu. Artık 'Allah ve Muhammed dilerse' demeyin, sadece 'Allah dilerse' deyin. " Bunu İbn Merduyeh de bu ayetin tefsirinde Hammad b. Seleme'den, böyle rivayet etmiştir. İbn Mace ise başka bir senetle rivayet etmiştir.

 

 

[392] Süfyan-ı Sevri, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e 'Allah ve sen dilersen' deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Beni Allah'a ortak mı yaptın? Sadece 'Allah dilerse' de" buyurdu. Bunu İbn Merduyeh, Nesai ve İbn Mace rivayet etmişlerdir.

 

Tüm bunlar tevhidin değerini ve saygınlığını korumak içindir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz." hitabı kafir ve münafıkların her iki kesiminedir. Yani sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabinizi birleyiniz. Aynı senetle İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet eder: ''Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın", yani size rızık veren Allah'tan (c.c) başka bir Rabbinizin olmadığını ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in çağırdığı tevhidin hiçbir şüphe olmayan hakikat olduğunu bile bile herhangi bir fayda ve zarar vermekten acizleri Allah'a (c.c) ortak koşmayın.

 

İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan ''Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın" ayetinin tefsirinde şunları nakleder: 'Endad: ortaklar' şirk demektir. Şirk gece karanlığında siyah bir kaya üzerindeki karıncanın ayak sesinden daha gizlidir. Bu, kişinin; 'Allah'a ve senin hayatına yemin olsun ki ey filan .. ', 'Allah'a ve hayatıma yemin olsun ki .. ', 'Filan köpek olmasaydı evimize hırsızlar girecekti', 'Evimizde kaz olmasaydı hırsızlar gelirdi', kişinin arkadaşına 'Allah ve sen dilersen', 'Allah ve filan olmasaydı' gibi sözleridir. Bunlarda 'filan' sözcüğünü söyleme. Bunların hepsi şirktir.

 

 

[393] Rivayet edilen bir hadiste, bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: "Allah ve sen dilersen" deyince Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Beni Allah'a eş mi koştun?" buyurdu.

 

 

[394] Başka bir hadiste: ''Allah'a ortak koşmasanız, ''Allah ve filan dilerse' demeseniz siz ne iyi bir milletsiniz!" buyurulmuştur.

 

Ebu Aliye der ki: ''Artık Allah'a şirk koşmayın." Yani, ortaklar ve denkler edinmeyin. Rebi' b. Enes, Katade, Süddi, Ebu Malik ve İsmail b. Ebi Halid de ayeti böyle tefsir etmişlerdir.

 

Mücahid der ki: ''Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın." Bile bile, yani Tevrat ve İncil'de onun (c.c) tek olduğunu okuyup bildiğiniz halde ...

Bu ayet-i kerime'nin manasında bir hadis-i şerif:

 

 

[395] İmam Ahmed b. Hanbel, Haris el-Eş'ari'den Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Allah (c.c.) Zekeriyya oğlu Yahya'ya, kendisinin yapıp İsrailoğullarına da emretmesi için beş şeyemretti. Yahya (a.s) bunda yavaş davranınca İsa (a.s.) ona ''Allah (c.c.) yapman ve İsrailoğullarına yapmalarını emretmen için sana beş şeyemretti. Bunları onlara ya sen emret yahut ben emredeyim." dedi. Yahya (a.s.) "Sen yapma; çünkü benden önce yaptığında bana azap edilmesinden veya yerin dibine geçirilmekten korkarım." dedi. Sonra insanları Beyt-i Makdis'te topladı. Beyt-i Makdis tıklım tıklım doldu ve Yahya (a.s) yüksek yere Çıktı. Allah'a hamd-u sena ettikten sonra onlara şöyle vaaz etti: "Allah (c.c.) bana yapmam için beş şeyi emretti. Ben de size bunları yapmanızı emrediyorum. Birincisi Allah (c.c.)'ya ibadet etmeniz, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdır. Çünkü Allah'a (c.c.) ortak koşanın durumu, şu kimsenin durumuna benzer. Adam kendisine ait altın veya gümüş para ile bir köle alır ve "İşte şurası evim. Çalış ve parasını bana öde." der. Köle ise çalışıp parasını başkasına verir. Sizden kim kölesinin böyle olmasını ister? Allah da (c.c.) sizi yarattı ve rızıklandırdı; öyleyse ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Size namazı emrediyorum. Namazı kılarken de sağa sola bakmayın. Size orucu emrediyorum. Bunun misali, içinde misk bulunan bir misk kesesi olan kimsenin misali gibidir. Etrafında insanlar vardır ve hepsi ondan hoşlanırlar. Şüphesiz oruç da Allah (c.c.) katında misk kokusundan daha hoştur. Size sadakayı emrediyorum. Onun misali de düşmanın esir aldığı şu kimseye benzer. Yanına varıp ellerini boyunlarına bağlarlar. Onlara 'Kurtulmak için size fidye verebilir miyim?' der, sonra serbest bırakmaları için onlara sürekli bir şeyler verir. Size bir de Allah (c.c.)'ı çok zikretmenizi emrediyorum. Bu kimsenin durumu da hemen ardında kendisini sür'atle takip eden düşmandan kaçıp sağlam bir kaleye sığınan ve kendisini orada güvenceye alan kimsenin durumuna benzer. Kul da öyledir; kendisini şeytandan ancak Allah'ı (c.c.) zikretmekle koruyabilir."

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra şöyle buyurdu: "Ben de size Allah'ın (c.c.) bana emrettiği beş şeyi emrediyorum: Cemaat, işitmek, itaat etmek, hicret ve Allah (c.c.) yolunda cihad. Her kim cemaatten bir karış uzaklaşırsa, İslam bağını boynundan atmış olur. Tekrar dönerse başka. Kim cahiliyye davası (soy-sop ve millet-ırk davası ile İslami olmayan her dava) güderse o, cehennem’in adamlarındandır. " Sahabeler: "Oruç tutsa, namaz kılsa da mı?" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Oruç tutsa ve namaz kılsa da! Siz Allah'ın davasını omuzlanıp savunun. Allah (c.c.) size 'Müslümanlar', 'müminler' ve 'Allah'ın kulları' adlarını vermiştir." buyurdu. Bu, hasen bir hadistir. Konumuzla ilgili kısmı "Allah (e.c) sizi yarattı ve riZıklandırdi. Onun için Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın." cümlesidir.

 

Bu ayet-i kerime yalnızca 'tek ve hiçbir ortağı olmayan' Allah'a kulluk etmeyi ifade etmektedir. Müfessirlerden Fahreddin Razi ve başkaları bunu yaratıcının varlığına delil getirerek şöyle demişlerdir:

 

Ayet buna evleviyet yoluyla delalet eder. Zira varlık alemindeki makro ve mikro boyuttaki varlıkları, bunların farklı şekil, renk, tabiat, faydalıkta olduğunu gören kimse bunları yaratanın kudretini, hikmetini, ilmini, her şeyi sapasağlam yapışını ve hükümranlığının azametini bilir. Nitekim bir bedeviye Allah'ın varlığı sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: "Deve pisliği deveye, merkep pisliği merkebe, ayak izleri oradan birilerinin geçtiğine delalet eder de içinde burçlar bulunan gökyüzü ve vadiler bulunan yeryüzü latif ve habir olan, her şeyi en incesine kadar bilen Allah'a delalet etmez mi?"

 

İmam Malik'e Allah'ın varlığı soruldu. O da seslerin ve namelerin farklı farklı, dillerin çeşitli oluşunu delil getirdi.

 

Rivayete göre bazı zındıklar İmam Ebu Hanıfe'ye yaratanın varlığını sordular. İmam onlara şöyle cevap verdi. Bana dokunmayın. Bir şeyler anlattılar da onlar hakkında düşünüyorum. Denizdeki bir gemiden bahsettiler. İçinde türlü türlü ticaret eşyası varmış ve gemiyi koruyacak ve sürecek hiç kimse yokmuş. Buna rağmen gemi kendi başına gidip geliyor, yol alıyor, büyük dalgaları yarıp geçiyor ve onlardan kurtuluyormuş. Hiç kimse sürmeden, bu şekilde istediği yere gidiyormuş. Zındıklar: "Bu, akıl sahibi kimsenin söylemeyeceği bir şey." dediler. İmam: yazıklar olsun size. Ulvi ve süfli alemleriyle, içerisinde barındırdığı sapasağlam düzeniyle bu kainatın bir yapıcısı yok mu? dedi. Bunun üzerine zındıklar afalladılar ve onun sayesinde hakka dönerek Müslüman oldular.

 

İmam Şafii’den yapılan rivayete göre, yaratıcının delili sorulduğunda o şöyle cevap verdi: Dut yaprağının tadı birdir. Ancak onu ipek böceği yiyince ipek, arı yiyince bal çıkar. Koyun yiyince pislik, ceylan yiyince misk kesesinden misk çıkar. Oysa yedikleri dut birdir.

 

İmam Ahmed b. Hanbel'e de Allah'ın (c.c.) varlığı sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Hiçbir deliği bulunmayan, tam korumalı, sapasağlam bir kaleyi düşünün. Dışı eritilmiş gümüşten, içi saf altından olan bu kalenin sonra duvarları yarılır ve içinden görüp işiten bir hayvan çıkar." Bunun mutlaka bir yapanı olmalı. İmam, kale ile yumurtayı, hayvan ile de civcivi kasteder.

 

Bu, Ebu Nevvas'a da sorulduğunda şöyle cevap verdi:

Yeryüzündeki bitkiler üzerinde düşün. Hükümdarın yarattıklarının izlerine bak.

 

Gözbebeğiyle dışarı fırlamış gümüşten gözler ile,

Sarı yakuttan oklar üzerine dökülen

Eritilmiş altınlar,

Allah'ın ortağının olmadığını gösterir.

İbn Mu'tez de şöyle der:

Hayret! İlah'a nasıl isyan edilir?

Veya onu inkarcı nasıl inkar edebilir?

Her şeyde onun tek olduğunu,

Gösteren bir delil ve işaret vardır.

 

Birisi de şöyle der: Bu gökleri, yükseklik ve genişliğini, içindeki büyükküçük, seyir halinde ve sabit, ışık veren yıldızları düşünen; onların nasıl her gün ve gece büyük yıldızlarla birlikte dairesel biçimde dönüşünü, her birinin kendi etrafında dönüşünü düşünen; kara parçalarını dört bir yandan kuşatan denizler üzerinde tefekkür eden; yerin sarsılmayışını ve üzerinde yaşayan muhtelif şekil ve renklerdeki insanların yerleşip yaşamlarını sürdürebilmeleri için yeryüzüne dağların yerleştirilmesini düşünen kimse, -ki Allah (c.c) "Dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar var etmişizdir. İnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir." (Fatır, 27-28) buyurur; sonra kulların faydalanması için beldelerden beldelere kadar akan nehirler; yeryüzüne serpiştirilmiş cins cins hayvanlar; toprak ve suyun yapısı aynı olmasına rağmen muhtelif tad, koku, şekil ve renkte biten bitkiler üzerinde düşünen kimse; bunlardan yaratıcının varlığı, büyük kudreti, hikmeti, yarattıklarına rahmet ve lütfu, iyilik ve ihsanı sonucuna varır. Ondan başka hiçbir İlah ve hiçbir Rab yoktur. Yalnızca O'na tevekkül edip, sadece O'na tevbe ettim. Konuyla ilgili bu manalara delalet eden Kur’an ayetleri pek çoktur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

23. Eğer kulumuza indirdiklerimizden şüphe ediyorsanız haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi de çağırın.

24. Bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. O, kafirler için hazırlanmıştır.