İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

26, 27.ayetler

 

Allah Misal Getirmekten Çekinmez:

 

26. Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve ondan daha üstün bir varlığı misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere gelince, onlar bunun Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kafir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler. Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fasıkları saptırır.

27. Onlar öyle (fasıklar) ki kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.

 

Tefsiri:

 

Süddi, tefsirinde Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre el-Hemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden şöyle nakleder: Allah (c.c) münafıklar hakkındaki iki misali, yani "Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir." ile başlayıp "Yahut gökten sağanak halinde boşanan yağmur gibidir. " ile devam eden üç ayetteki iki örneği getirince münafıklar, "Allah (c.c) bu misalleri getirmeyecek kadar yücedir." dediler. Bunun üzerine Allah (c. c) bu iki ayeti indirdi.

 

Abdurrezzak, Katade'den şöyle nakleder: Allah (c.c) örümcek ile sineği misal getirince müşrikler "Örümcek ve sinek nedir ki Kur'an'da zikrediliyorlar?" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı misal getirmekten çekinmez." ayetini indirdi.

 

Said, Katade'den şöyle nakleder: Yani, Allah (c. c) küçük büyük hiçbir hakikati ifade etmekten çekinmez, haya etmez. Allah (c. c) kitabında sinek ve örümcekten bahsedince sapıklık içindekiler: Allah bundan ne kastediyor? dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) bu ayeti nazil etti.

Ben derim ki: Katade’den yapılan ilk rivayetten, bu ayetin Mekki olduğu manası çıkıyor olsa da durum öyle değildir. Said'in ondan yaptığı rivayet doğruya daha yakındır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Cüreyc, Mücahid'den, Katade’den yapılan bu ikinci rivayetin benzerini nakletmiştir. İbn Ebi Hatim der ki: Hasan-ı Basri ile İsmail b. Ebu Halid'den Süddi ve Katade'nin sözlerine benzer sözler rivayet edilmiştir.

 

Ebu Cafer er-Razi, Rebi' b. Enes'ten bu ayet hakkında şöyle nakleder:

Bu, Allah'ın (c.c) dünyaya getirdiği misaldir. Çünkü o aç kaldığı sürece hayatta kalır, doyup şişmanladığında ise ölür. Kur’an’ın misal getirdiği kimseler de böyledirler; içleri ferahlık ve serinlikle dolu olup rahatladıkları anda Allah (c.c) onları yakalayıverir. Rebi' b. Enes daha sonra "Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık." (En'am, 44) ayetini okudu. Bunu Taberi de böyle rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim de Ebu Aliye’den buna benzer bir açıklama nakleder. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Müfessirlerin bu ayetin nüzulü hakkındaki ihtilafları böyledir. Taberi, Süddi'nin naklettiğini tercih etmiştir. Çünkü bu sureyle daha bağlantılı ve uygundur. Zira bu durumda mana şöyle olur: Allah (c.c) hiçbir misali getirmekten utanmayacağını, yani bunu kibir ve gurur meselesi yapmayacağını, -başka bir görüşe göre 'korkmayacağını' - küçük veya büyük hangi şey hakkında misal getirmek isterse onu yapmayacağını haber vermektedir. Burada 'Lo: şey' edatı azlığı (yani ne kadar basit olursa olsun) ifade etmektedir, '.....'' ise ondan bedel (dolayısıyla onun gibi mansup) olmak üzere haldir. Bu senin, '.....: sana mutlaka herhangi bir şekilde vuracağım.' sözüne benzer. Dolayısıyla en basit vuruşu bile kapsar. Veya 'Lo' edatı '......" y./ ile nitelenmiş nekra bir mevsuftur. Taberi bunun mevsule olduğunu, '......" yo.:'in ise onun irabını aldığını tercih eder. Bu Arapçada caizdir. Çünkü Araplar '...' ile '.....' in sılalarına bunların irabını verirler. Çünkü bunlar bazen marife, bazen nekra olurlar. Nitekim Hassan b. Sabit şöyle der: Bize başkalarına karşı şeref ve üstünlük olarak yeter, Peygamber Muhammed'in bizi sevmesi.

 

Taberi der ki: '.....'in cer harfinin hazfi üzerine mansup olmuş bir isim olması da mümkündür Bu durumda cümlenin takdiri şöyle olur: Şüphesiz Allah sivrisinek ile yukarısını misal getirmekten çekinmez. Nitekim Kisai ve Ferra bunu tercih etmişlerdir.

 

Dahhak, İbrahim b. Ebu Ulbe ve Ru'be, sivrisinek manasındaki ..... şeklinde merfu okumuşlardır. İbn Cinni der ki: Bu durumda o '.....' nın sılası olup '.....'ya dönecek 'aid' de hazfedilmiş olur. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "....: İyilik edenlere nimetimizi tamamlamak maksadıyla." (En'am, 154) Burada ''....."ye raci olacak "....." hazfedilmiştir ve takdiri: "....."dir. Sibeveyh de Araplardan şu cümleyi nakleder: "....." (Ben sana bir şey söyleyen kimse değilim). Takdiri: "....." dir (yani ellezi'ye raci olan huve zamiri hazfedilmiştir).

 

".....: Daha üstün bir varlığı" hakkında iki görüş vardır. Birinci görüşe göre; 'ondan daha küçük ve basit'tir. Bu, birinin hasisliğinden ve cimriliğinden bahsedilişini duyan kişinin "Evet, o daha da fazladır." demesi gibidir. Kastı, "anlattığın hususlarda daha fazla" dır. Kisai ile Ebu Ubeyde bu görüştedir. Razi: Muhakkik alimlerin çoğunun görüşüdür, der.

 

 

[405] Bir hadiste, "Dünya Allah (c.c) katında bir sivrisinek kanadı değerinde olsaydı hiçbir kafire bir yudum su içirmezdi." buyurulmuştur.

 

İkinci görüşe göre "daha üstün bir varlıklıtan maksat sivrisinekten daha büyüğüdür. Çünkü ondan daha küçük ve basit bir şey yoktur. Bu, Katade b. Duame'nin görüşüdür ve Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.

 

 

[406] Bunu, Müslim'in Aişe (r.anha)'dan rivayet ettiği şu hadis destekler: "Herhangi bir Müslüman'a bir diken veya daha fazlası battığında ona bir sevap yazılır ve ondan bir günah silinir. "

 

Allah (c.c) bu ayet-i kerimede örümcek kadar basit ve küçük olsa bile misal getirilecek hiçbir şeyi misal getirmeyi küçümsemeyeceğini haber veriyor. Onu yaratmayı gurur konusu yapmadığı gibi şu ayet-i kerimelerde olduğu gibi onları misal getirmeyi de gurur konusu yapmayacağını bildiriyor: "Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de (kiz, kendinden istenen de!." (Hacc, 73) Allah (c.c) yine şöyle buyuruyor: "Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır." (Ankebut, 41) Yüce Allah (c.c) yine: "Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkanı olmayan (kötü) bir ağaca benzer. Allah Teala sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar. " (İbrahim 24-27) buyuruyor. Yine, "Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler. " (Nahl, 75) buyuruyor. Ardından şöyle buyuruyor: ''Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?" (Nahl, 76) Allah (c.c) şöyle buyuruyor: ''Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı?" (Rum, 28) Başka bir ayette: ''Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misalolarak verir." (Zümer, 29) buyuruyor. Allah (c.c) temsiller hakkında da: "İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir." (Ankebut, 43) buyuruyor. Kur'an-ı Kerim'de bunun örnekleri pek çoktur.

 

Seleften bir zat şöyle der: Kur'an-ı Kerim'de bir misal işitip de anlamadığımda kendim için ağlarım. Çünkü Allah (c.c) "İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir. " buyuruyor.

Mücahid "Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve ondan daha üstün bir varlığı misal getirmekten çekinmez" ayeti hakkında şöyle der:

Mü'minler misallerin küçük-büyük hepsine inanır ve onların Rablerinden bir hakikat olduğunu bilirler. Rableri bu misallerle onlara doğru yolu gösterir ve ona iletir.

 

Katade: "İman etmişlere gelince, onlar bunun Rablerinden gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. " buyruğu hakkında şöyle der: Yani bunun Rahman'ın kelamı ve Allah (c.c) katından olduğunu bilirler. Mücahid, Hasan-ı Basri ve Rebi' b. Enes'ten benzer sözler rivayet edilmiştir.

 

Ebu Aliye der ki: "İman etmişlere gelince, onlar bunun Rablerinden gelen ... " ifadesindeki "bunun"dan kasıt, bu misallerdir.

 

"Kafir olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle ne murat eder? derler." Nitekim Allah (c.c) başka bir yerde şöyle buyurur: "Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkarcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem mü'minler şüpheye düşmeSinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?" desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez." (Müddessir, 31) Yüce Allah (c.c) Bakara suresinde de aynı şekilde, ''Allah onunla birçok kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak fasıkları saptırır (çünkü bunlar birer imtihandır)." buyurur. Süddi, tefsirinde Ebu Malik'ten, Ebu Salih kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan, Mürre elHemedani kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'dan ve başka sahabilerden ayeti şöyle tefsir ettiklerini nakleder: Allah'ın ayette saptırdığını söylediği kimseler münafıklar, doğru yola yönelttiğini ifade ettiği kimselerse mü'minlerdir. Allah (c.c) kesin bir hakikat olarak bildikleri şeyi yalanlamaları sebebiyle onların sapmalarını artırır. Çünkü onlar Allah'ın getirdiği misalleri hak olarak getirdiğini ve bunun vakıayla uyuştuğunu bildikleri halde yalanladılar. İşte Allah'ın (c.c) saptırması budur. "Allah dilediği kimseleri de doğru yola yöneltir" Yani verdiği misallerle birçok iman ve teslimiyet ehlini doğru yola yöneltir. Onların hidayetine hidayet, imanlarına iman katar. Çünkü onlar Allah'ın verdiği misallerin gerçek ve vakıaya uygun olduğunu kesin bir hakikat olarak bilip bu bilgiyi imana dönüştürdüler. Bu da Allah'ın (c.c) onlara hidayetidir.

 

"Allah ancak fasıkları saptırır." Süddi: Burada kastedilenler münafıklardır, der. Ebu Aliye: Bunlar nifak ehlidir, der. Rebi' b. Enes de aynısını söylemiştir. Taberi, Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:

 

"Allah ancak fasıkları saptırır." Kafirler hakikatleri bilir, buna rağmen inkar ederler. Katade der ki: "Allah ancak fasıkları saptırır. " Onlar fasıklık yaparak Allah'a itaatten kaçınca Allah (c.c) onları fıskları üzere saptırdı. İbn Ebi Hatim, Mus'ab b. Sa'd kanalıyla babası Sa'd b. Ebi Vakkas'tan şöyle nakleder: ''Allah ancak fasıkları saptırır." ayetiyle Hariciler kastedilmiştir. Şu'be, Mus'ab b. Sa'd b. Ebi Vakkas'tan şöyle nakleder: Babama: "Onlar öyle (fasıklar) ki kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler ... " ayetini sordum. "Onlar Harurilerdir (Hariciler)" dedi. Sa'd b. Ebi Vakkas'tan (r.a.) yapılan bu rivayetin senedi sahih ise bu, 'mana üzerinde yapılan tefsir'dir (ayetin bazı fertlerine uyarlanmasıdır). Yoksa ayette kastedilenlerin bizatihi Nehrevan'da Hz. Ali (r.a.)'a isyan eden Hariciler olduğunu kastetmemiştir. Çünkü ayet indiğinde Hariciler yok idiler. Onlar sadece, sahip oldukları vasıftarla bu ifade altında olan kimselerle birlikte kapsam dahilindedirler. Çünkü onlara Hariciler (çıkanlar) adının verilmesi imama itaatten ve İslam şeriatını uygulamadan çıkmalarından dolayıdır.

 

Fasık (....) Arapçada itaatten çıkan ve ayrılan kimse demektir. Mesela Araplar yaş hurma kabuğundan ayrıldığında ".....: yaş hurma fasık oldu" derler. Bu yüzden yuvasından zarar vermek için çıkan fareye "fuveysika: fasıkçık" adı verilir.

 

 

[407] Nitekim Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde Aişe (r.anha) kanalıyla yaptıkları rivayette Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "Beş fasık hayvan harem sınırları dışında ve içinde öldürülür: karga, çaylak, akrep, fare ve kelb-i akur (yırtıcı hayvan, saldırgan köpek). "

 

Dolayısıyla 'fasık' kafir ile asıyi kapsar. Fakat kafirin fasıklığı daha şiddetli ve daha aşırıdır. Allahu A'lem, ayette kastedilen, kafirlerdir. Zıra Allah (c.c) 'saptırdığı fasıkları' şöyle nitelemiştir: "Onlar öyle (fasıklar) ki kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır." Bu vasıflar ise mü'minlerden tamamen farklı olan kafirlerin vasıflarıdır. Nitekim Allah (c.c) Ra'd suresinde de şöyle buyurur: "Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkar eden) kör kimse gibi olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri anlar. Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır. Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir .... Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah'ın rifıyet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır." (Ra'd, 19-25)

Müfessirler, fasıkların bozduğu ifade edilen bu ahit hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Kimisi: kitaplarında ve peygamberlerinin diliyle Allah'ın (c.c) kullarına emirlerini tutup yasaklarından sakınmaya dair verdiği emir ve tavsiyelerdir, der.

 

Kimisi şöyle der: Bu, kafirlerden Ehl-i kitap ile münafıklar hakkındadır.

Bozdukları ahit; Allah'ın (c.c) Tevrat'ta onlardan aldığı, Tevrattakilerle amel edeceklerine ve peygamber olarak gönderildiğinde Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uyacaklarına, O'na ve Rablerinden getirdiği şeylere iman edeceklerine dair aldığı ahittir. Ahdi bozmaları ise hak olduğunu bildikten sonra inkar ve reddetmeleri, Allah (c.c) gizlemeyip insanlara açıklamaları hususunda onlardan söz aldıktan sonra bunları insanlardan gizlemeleridir. Böylece Allah (c.c) onların bu ah di arkalarına attıklarını, ucuz bir pahaya sattıklarını haber vermektedir. Bu, Taberi'nin tercihi ve Mukatil b. Hayyan'ın görüşüdür.

 

Kimisi de şöyle der: Aksine bu ayette kastedilenler, kafirlerin, müşriklerin ve münafıkların tümüdür. Onlara tevhid hususundaki ahdi 'Rabliğine delalet eden delil ve işaretler koyması'; emir ve nehiyleri hususundaki ahdi ise 'peygamberlerinin doğruluklarına şahit olarak onlara verdiği ve insanların bir benzerini getirmekten aciz oldukları mucizeler'dir. Bunlar derler ki: Onların ahdi bozmaları; delillerini görüp hak olduğunun farkına vardıkları hakikatleri yalanlamaları, getirdiklerinin hak olduğunu bildikleri halde peygamberleri ve kitapları yalanlamalarıdır. Mukatil b. Hayyan'dan da buna benzer bir rivayet yapılmıştır.

 

Bu güzeldir ve Zemahşeri buna meyletmiştir. Zira o şöyle der. Şayet:

Allah'ın ahdinden maksat nedir? dersen, derim ki: Akıllarına birliği hususunda yerleştirdiği hüccettir. Bu onlara emri veya aldığı ah ittir.

 

Bu, Allah'ın (c.c) şu buyruklarında anlatılanlardır: "Onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler." (A'raf, 172) Zira Allah (c.c), şu ayette ifade ettiği gibi kendilerine indirdiği kitaplarda da onlardan söz almıştır: "Bana verdiğiniz sözü tutun ki ben de size olan sözümü tutayım. " (Bakara, 40)

 

Kimisi de şöyle der: Allah'ın (c.c) buyurduğu ahit, " ... Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler ... " (A’raf, 172-173) ayetinde anlattığı, onları Adem (a.s)'ın belinden çıkardığında aldığı ah ittir. Ahdi bozmaları ise sözlerine sadık kalmamalarıdır. Mukatil b. Hayyan'dan böyle bir rivayet de vardır. Bu görüşleri Taberi tefsirinde zikretmiştir.

 

Ebu Cafer er-Razi, Ebu Aliye'den bu ayetin tefsiri hakkında şunu nakleder: Bu ayette münafıkların altı hasletinden bahsedilmektedir ki galip durumda olduklarında bunları açıktan yaparlar: onlar konuştuklarında yalan söylerler, vaad ettiklerinde sözlerinde durmazlar, kendilerine bir şeyemanet edildiğinde ihanet ederler, Allah'a söz verdikten sonra bozarlar, Allah'ın (c.c) bağlanmasını emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Başkaları onlardan üstün konumda olduklarında ise bunların üçünü açığa vururlar: Konuştuklarında yalan söyler, vaad ettiklerinde sözlerinde durmaz ve emanet verildiğinde ihanet ederler. Rebi' b. Enes de böyle söylemiştir.

 

Süddi, tefsirinde kendi senediyle şöyle nakleder: "Onlar öyle (fasıklar) ki kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler." Bu, Allah'ın (c.c) Kur'an'da onlara emrettiği, onların ise önce kabul edip sonra inkar ettikleri, böylece bozdukları sözdür.

 

''Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar." Bir görüşe göre maksat, Katade'nin tefsir ettiği gibi sıla-ı rahimdir. Allah'ın (c.c) başka bir ayette buyurduğu gibi: "Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye dönmüş olmaz mısınız?" (Muhammed, 22) Taberi bunu tercih etmiştir.

 

Denilir ki: Maksat bunların hepsinden daha genel manadır. Onlar, Allah'ın (c.c) birleştirilmesini ve yapılmasını emrettiği şeyleri ayırırlar ve yapmazlar.

 

Mukatil b. Hayyan, "İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır." ayeti hakkında "yani ahirette" demiştir. Nitekim Allah (c.c) Ra'd suresindeki benzer ayetlerin sonunda da şöyle buyurur: "İşte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır." (Ra'd, 25) Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Allah 'hasir: ziyana uğramış' ve benzer isimleri Müslümanlardan başkalarına nisbet ettiğinde küfür, Müslümanlara nisbet ettiğinde ise günah manasını kasteder.

 

Taberi der ki: "İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır." Hasinın, hasir'in çoğulu olup 'Allah'a isyan etmek suretiyle ondan, rahmetten yana nasiplerini azaltanlar' manasına gelir. Tüccar alış veriş yaparken sermayesinden eksilme olup zarar ettiğinde aynı kelime kullanılır. Kafir ve münafık da kendilerini kulların rahmetine en ihtiyaç duyacakları vakit olan kıyamet günÜnde Allah'ın (c.c) rahmetinden mahrum ederler. Bunun fiil çekimi şöyledir: ...... Cerir b. Atiyye şöyle der: Selit kabilesi gerçekten hüsrandadır; çünkü, Köle yaratılmış kimselerin evlatlarıdırlar.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

28. Allah'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Oysa siz ölüler iken O diriltti. Sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve sonunda yalnız O'na döndürüleceksiniz.