|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 44.ayet |
Başkalarına
iyiliği Tavsiye Edip Kendini Unutmak:
44. Sizler Kitab'ı
(Tevrat'ı) okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor
musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Tefsiri:
Allah (c.c) onlara şöyle
seslenmektedir: Ey kitap ehli! İnsanlara birr'i, yani her türlü iyilik ve hayrı
emrederken kendinizi unutmanız ve emrettiklerine uymamanız size hiç yakışıyor
mu? Üstelik siz Kitab'ı okumakta ve Allah'ın (c.c) emirlerinde gevşek davrananların
durumlarının vehametini ondaki bilgilerden bilmektesiniz. Siz kendinize ne
yapmakta olduğunuzu düşünüp uykunuzdan uyanmayacak, körlüğü bırakıp görmeyecek
misiniz?
" ... insanlara
iyiliği mi emrediyorsunuz?"
Abdurrezzak, Katade'den:
İsrailoğulları insanlara, Allah'a (c. c) itaat, ondan sakınma ve her türlü
iyilik yapmayı emir ve tavsiye ediyorlar, kendileri ise bunun zıttını
yapıyorlardı. Bu yüzden Allah (c.c) onları bu sözüyle ayıplamıştır. Süddi de
böyle demiştir.
Zeccac ise şöyle
demiştir: "İnsanlara iyiliği mi emrediyorsunuz? " Kitap ehli ve
münafıklar insanlara oruç ve namazı emrediyor, kendileri ise insanlara
emrettikleri bu şeyleri yapmıyorlardı. Bu yüzden Allah (c. c) onları yerdi.
Onun için kim bir iyilik tavsiye ediyorsa onu yapmada herkesten gayretli ve
hızlı olsun.
Muhammed b. İshak, İbn
Abbas'tan (r.a.): "Kendinizi unutuyor musunuz?" yani kendinizi
bırakıp başkalarına mı bakıyorsunuz? "Kitabı okuduğunuz halde aklınızı
kullanmıyar musunuz?" sizdeki peygamberi tavsiyelere ve Tevrat'taki
bilgilere dayanarak insanları küfürden menediyor, kendinizi ise unutuyorsunuz.
Yani; size yöneltilmiş "Peygamberimi tasdik etme" emrimi elinizin
tersi ile itiyor, sizden aldığım ahdi bazuyor ve kitabımdaki bildiğiniz
hakikatleri inkar ediyorsunuz.
Dahhak, İbn Abbas'tan:
"Yani; siz insanlara Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in dinine
girmeyi ve namaz kılma gibi şeyleri emir ve tavsiye ederken kendinizi
unutuyarsunuz." yorumunu aktarmıştır.
Taberi, "Sizler Kitab'ı
(Tevrat'ı) okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor
musunuz?" ayetiyle ilgili olarak Ebu Kılabe’den şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Derda şöyle dedi: Kişi, Allah'a (c.c) karşı kusurlarından dolayı insanlara,
sonra dönüp herkesten fazla kendisine kızmadıkça dini gerçekten anlamış biri
olamaz.
Abdurrahman b. Zeyd b.
Eslem bu ayet-i kerime hakkında şöyle demiştir: Bunlar Yahudilerdir.
Kendilerine biri gelip bir şey sorduğunda onda alacakları bir pay, rüşvet veya
benzeri bir şey yoksa ona gerçeği söyler ve tavsiyelerde bulunurlardı. Onun
için Allah (c.c) "Sizler Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz halde, insanlara
iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyar musunuz?"
buyurdu.
Hülasa; Allah (c. c) bu
hareketlerinden dolayı onları yermiş ve bu hatalarından dolayı uyarmıştır. Zira
onlar iyiliği emir ve tavsiye ediyor, kendileri ise yapmıyorlardı. Buradaki
yergi, onların iyiliği terk ettikleri halde onu tavsiyeye girişmelerine değil,
iyiliği terk etmelerinedir. Çünkü iyiliği emir ve tavsiye alime (bilene)
farzdır. Ancak alimin yapması gereken ve onun için en iyisi, onlara emretmenin
yanında kendisinin de yapması, onlardan farklı hareket etmemesidir. Şuayb
(a.s)'ın kavmine söylediği gibi: "Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah
etmek istiyorum. Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na
dayandım ve yalnız O'na döneceğim. " (Hud, 88) Dolayısıyla, selef ve halef
ulemasının iki görüşten en doğrusuna göre "iyiliği emir" ile
"onu yapma"nın her biri vaciptir ve bunlardan birinin yapılmasıyla
diğeri düşmez. Bazıları ise günahları işleyen kimsenin başkasını ondan
nehyedemeyeceği görüşündedirler. Ancak bu zayıf bir görüştür. Bundan daha
zayıfı ise onların bu ayete tutunmalarıdır. Zıra ayette onlara delil olabilecek
hiçbir şey yoktur. Asıl sahih görüşe göre alim, kendisi yapmasa da iyiliği
emreder, kendisi işlese de günahtan men eder. Malik, Rebia'dan şöyle rivayet
etmiştir:
Said b. Cübeyr'i şöyle
derken işittim: Kişi, iyiliği emir ve kötülükten nehyi, onlarda kusuru olduğu
sürece yapmayacak olsaydı hiç kimse iyiliği emredemez ve kötülükten men
edemezdi. Malik: o doğru söylemiş. Kusursuz kim var ki? demiştir. Ben derim ki:
Ancak o bu haliyle, ibadeti yerine getirmemesi ve günahı işlemesinden dolayı
yergiyi hak eder. Çünkü o, bunları bilmekte ve bile bile aykırı hareket
etmektedir. Çünkü bilen, bilmeyen gibi değildir. O yüzden bu kimse hakkında
tehdit hadisleri gelmiştir:
[433] Taberi'nin
el-Mu'cemu'I-Kebir'inde Cündüb b. Abdullah'tan rivayet ettiğine göre Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İnsanlara hayrı öğretip
onunla amel etmeyen alimin hali, insanları aydınlatan ve kendisini yakan
(eriyip yok olan) mumun haline benzer. " Hadis, bu kanalla zayıftır.
[434] Ahmed b. Hanbel,
Müsned'inde, Enes b. Malik'ten şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Miraç gecesi ağızları makaslarla kesilen
bir topluluğun yanından geçtim. 'Bunlar kimlerdir?' dedim. 'Bunlar, kendileri
kitabı okudukları halde, insanlara iyilikleri emredip kendilerini unutan
dünyacı hatiplerdir. Onlar hiç akıl etmiyorlar mı?' denildi. " Bunu ayrıca
Abd b. Humeyd ile İbn Merduyeh tefsirlerinde zikretmiş ve Yezid b. Harun
rivayet etmişlerdir.
[435] İbn Merduyeh sonra
Enes b. Malik'ten şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle anlatırken işittim: "Miraç gecesi dudakları ve
dilleri ateşten makaslarla kesilen insanların yanından geçtim. 'Bunlar
kimlerdir ey Cebrail?' dedim, 'Bunlar ümmetinin, insanlara iyiliği emredip kendilerini
unutan hatipleridir' dedi. "
[436] İbn Hibban,
Sahih'inde, İbn Ebi Hatim ve İbn Merduyeh, Enes b.
Malik'ten şöyle rivayet
etmişlerdir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) miraca
çıkarıldığında dudakları kesilen bir topluluğun yanından geçti ve "Ey
Cebrail! Bunlar kimlerdir?" dedi. Cebrail (a.s): Ümmetinin insanlara
iyiliği emredip kendilerini unutan hatipleridir. Onlar akıllarını
kullanmıyorlar mı?" dedi.
[437] Ahmed b. Hanbel,
Ebu Vail'den şöyle rivayet etmiştir: Ben bineği üzerinde Üsame'nin arkasında
iken ona "Osmanla konuşmayacak mısın? "dediler. "Görüyorsunuz ki
onunla her ne konuşuyorsam size de işittiriyorum. Onunla kendim bir konu açarak
konuşmam. Ben konuyu ilk açan olmaktan hoşlanmam. Vallahi ben Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den O sözü işittikten sonra, Ali halife olsa bile hiç kimseye
"sen insanların en hayırlısısın" demem." dedi. "Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ne söylerken işittin?" dediler. Üsame
şöyle dedi: Onu şöyle derken işittim: "Kıyamet günü adam getirilip
cehenneme atılır. Bağırsakları parçalanır ve merkebin değirmen taşıyla birlikte
dönmesi gibi cehennemde onunla birlikte döner durur. Ona "Ey filan! Sana
ne oldu böyle? Sen bize iyiliği emredip kötülükten sakındırmaz mıydın?"
denir. O da: "Ben size iyiliği emreder ama kendim yapmazdım, kötülükten
men eder, ama onu kendim işlerdim." der. Bunu Buhari ve Müslim de A'meş'in
nakliyle, benzer bir lafızla rivayet etmişlerdir.
[438] Ahmed b. Hanbel,
Enes b. Malik'ten (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah (c. c) kıyamet günü ümmileri alimlerden
daha az muaf tutacak (daha az sorumlu tutacak, sorguya çekecek ve daha affedici
olacak). "
"Allah (c.c) alimi
bir defa bağışlarken cahili yetmiş defa bağışlar. Bilen bilmeyen gibi
değildir" diye bir de eser (sahabe veya tabiin sözü vs.) vardır. Allah
(c.c) "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl
sahipleri bunları hakkıyla düşünür. " (Zümer, 9) buyurmuştur.
[439] İbn Asakir, Velid
b. Ukbe'nin biyografisinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle
rivayet etmiştir: "Cennetteki bazı kimseler cehennemdeki bazı kimseleri
görecek ve "cehenneme ne sebeple girdiniz? Vallahi, biz cennete sadece
sizden öğrendiklerimizle girdik" diyecekler. Onlar "Biz anlatır,
ancak yapmazdık" diye cevap verecekler. "
Dahhak şöyle
anlatmıştır: İbn Abbas'a birisi geldi ve aralarında şu konuşma geçti: Adam:
"Ey İbn Abbas! Ben iyiliği emredip kötülükten sakındırmak istiyorum."
dedi. İbn Abbas: "Bu dereceye ulaştın mı?" diye sordu. Adam:
"Öyle umuyorum." dedi. İbn Abbas: "Eğer Allah'ın (c.c) kitabında
şu üç ayetle rezil rusva olmaktan korkmuyorsan bu söylediğini yap." dedi.
Adam: "Onlar neler?" diye sordu. İbn Abbas: "Sizler Kitab'ı
(Tevrat'ı) okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor
musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Bakara, 44) ayetidir. Sen bunu
sağlamlaştırdın mı?" dedi. Adam: "Hayır, peki diğer ayet?" dedi.
İbn Abbas: "Allah'ın (c.c) "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri
niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir
nefretle karşılanır. " (Saff, 2-3) buyruğudur. Bunu da tam uyguladın
mı?" dedi. Adam: "Hayır, peki diğeri?" dedi. İbn Abbas: "Salih
kul Şuayb'ın kavmine söylediği şu sözdür: "Size yasak ettiğim şeylerin
aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. " (Hud, 88) Bu ayeti de
sağlamlaştırdın mı?" dedi. Adam: "Hayır!" dedi. İbn Abbas:
"Öyleyse kendinden başla!" dedi. Bunu İbn Merduyeh, tefsirinde rivayet
etmiştir.
[440] Taberani, İbn
Ömer'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim insanları bir söze veya amele
çağırır ve kendisi onunla amel etmezse; yaptığını bırakana kadar veya söylediği
veya çağırdığı şeyle amel edene kadar Allah'ın (c.c) gazabında olur. "
Senedi zayıftır.
İbrahim en-Nehai şöyle
demiştir: Ben üç ayetten dolayı vaaz vermek istemiyorum. Bunlar: "Sizler
Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor
musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" (Bakara: 44) buyruğu, "Ey
iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız
şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır." (Saff,
2-3) buyruğu ve "Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı
davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum.
Fakat başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız
O'na döneceğim" (Hud, 88) buyruğudur.
Selm b. Amr'ın şu şiiri ne
güzeldir!:
Kendisi zahid olmayan
bir vaizin, İnsanları zahidleştirme çabası ne çirkindir! Zahidliğe teşvikinde
samimi olsaydı,
Evi sabah akşam mescide
dönüşürdü. İnsanlar kabul etmiyorlarsa neden hala, Onlardan bağış ve iyilik
istiyor?
Şu gördüklerine rızık
paylaştırılmıştır. Beyazı ve siyahı onun için çabalar durur.
Birisi şöyle anlatır:
Zahidlerden Ebu Osman el-Hayri bir gün nasihat sohbeti esnasında uzun süre
sustu, sonra şöyle dedi:
Müttaki olmayan biri
insanlara takvayı emreder. Doktorun kendisi hasta, tedaviyle uğraşıyor. Bunun
üzerine insanlar ağlaştılar.
Ebu'l-Atahiye der ki:
Takvayı kendin
takvalıymışsın gibi anlattın. Oysa elbisenden günahların kokusu yayılıyor.
Ebu Esved ed-Dueli der
ki:
Kendin yaptığın halde
insanları nehyetme. Yaparsan sana büyük bir ardır bu. Kendinden başla; onu
azgınlığından men et. O azgınlığını bırakırsa sen hukemadansın.
O zaman, vaaz ettiğinde
kabul görür sözün. Sözüne uyulur ve öğretmen fayda verir.
Hafız İbn Asakir, abid
ve vaiz Abdulvahid b. Zeyd el-Basri'nin tercüme-i halinde ondan şunu nakleder:
Allah'a (c.c) cennetteki arkadaşımı göstermesi için dua ettim. Rüyada bana
"O, Kufe' deki siyah Meymune adındaki bir kadındır" dendi. Onu görmek
için Kufe'ye gittim. Bana "O filan vadide koyun otlatır" dediler.
Yanına vardım. Koyunlar otlanıyor, o ise ayakta namaz kılıyordu. Koyunların
etrafında kurtlar vardı. Ne koyunlar onlardan kaçıyorlar, ne de onlar koyunlara
saldırıyorlardı. Selam verince "Ey Zeyd'in oğlu! Buluşma yeri burası
değil, orası!" dedi. Ona kurtların ve koyunların bu hallerini sordum.
"Ben, efendimle aramı düzelttim, o da kurtlar ile koyunların arasını
düzeltti" dedi. "Bana nasihat et" dedim. "Hayret! nasihat
edilen bir vaiz" dedi. Sonra şöyle dedi: "Ey Zeyd'in oğlu! Azalarına
adil ölçüm aletlerini koysaydın, ondaki gizli saklı her şeyi sana haber
verirdi. Ey Zeyd'in oğlu! Bana ulaşan bilgiye göre; hangi kula dünyadan bir şey
verilir, o da ona karşı sevgi ve arzu beslerse Allah (c.c) ondan "halvet
ve yalnızlık" sevgisini alır ve kendisine yakınlıktan sonra uzaklık,
ünsiyetten sonra yalnızlık verir." Sonra şu şiiri okudu:
Ey sevap umuduyla kalkıp
vaaz veren, İnsanları günahlardan alıkoyan. Nehyediyorsun, sen gerçekten
hastasın. Bu garip bir çirkinliktir.
Azgınlıktan ve kötülükte
diretmeden nehyedersin. Sen nehyinde bile şüphede gibisin. Bundan önce kusurunu
düzeltseydin. Veya hemen tevbe etseydin.
Ey sevgili, o vakit
sözlerin kalplerde Gerçek bir yer edinirdi.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
46. Onlar ki Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesin bilirler.