|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 45, 46.ayetler |
Sabır
ve Namaz:
45. Sabır ve namaz ile
Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi
ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.
46. Onlar ki Rablerine
kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesin bilirler.
Tefsiri:
Allah (c.c) kullarına
umdukları dünyevi ve uhrevi nimetlere erişmek için sabır ve namazın yardımına
başvurmalarını emretmektedir. Nitekim Mukatil b. Hayyan, bu ayet-i kerimenin
tefsirinde şöyle demiştir: Yani, ahireti kazanma çabanızda, farıları sabır ve
sebatla yapmak ile namazdan destek alınız.
Sabırdan kastın oruç
olduğu söylenmiştir. Bunu Mücahid açıkça zikretmiştir.
Kurtubi ve başkaları:
"Onun için Ramazan ayına, bizzat hadiste geçtiği gibi sabır ayı
denmiştir." demişlerdir.
[441] Süfyan-ı Sevri'nin
kanalıyla gelen bir hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Oruç
sabrın yarısıdır" buyurmuştur.
Denildi ki: Sabır,
günahlardan kaçınmaktır. Bu yüzden ibadetleri eda ile birlikte zikredilmiştir
ki onların en yükseği namazı edadır. İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Ömer'den (r.a.)
şöyle rivayet etmiştir: Sabır iki türlüdür. Musibet esnasındaki sabır güzeldir.
Ondan daha güzeli ise Allah'ın (c. c) haramlarını işlememedeki sabırdır.
Hasan-ı Basrl'den de Ömer'in (r.a.) sözüne benzer bir söz rivayet edilmiştir.
İbn Mübarek, Said b.
Cübeyr'den şöyle rivayet etmiştir: Sabır; kulun, başına gelenlerin Allah'tan
olduğunu kabullenmesi, sevabım ve ödülünü Allah'tan ummasıdır.
Ebu Aliye şöyle
demiştir: "Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin."
Yani Allah'ın rızası
olan şeylerde sabır sebat edin ve bilin ki o, Allah'a ibadetten sayılır.
"Namaz" da zikredilmiştir.
Çünkü namaz Allah'ın emirlerinde sabır ve sebatta en büyük yardımcıdır.
Nitekim Allah (c. c)
"(Rasulüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz,
hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en
büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. " (Ankebut, 45) buyurmuştur.
[442] Ahmed b. Hanbel de
Huzeyfe b. Yeman'dan şöyle rivayet etmiştir:
"Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in başına sıkıntılı bir şey geldiğinde namaza
koşardı." Bunu Ebu Davud rivayet etmiştir.
[443] Taberi, Huzeyfe b.
Yeman'dan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i bir şey iyice sıkıntıya soktuğunda namaza koşardı." Bazıları
bunu Huzeyfe'nin (Huzeyfe b. Yeman'ın olduğu söylenir) kardeşi Abdulaziz'in
direk Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den mürsel rivayetiyle
zikretmişlerdir.
[444] Muhammed b. Nasr
el-Mervezi, Huzeyfe b. Yeman'dan şöyle rivayet etmiştir: "Hendek savaşında
bir gece vakti Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim. Bir
örtüye sarınmış, namaz kılıyordu. O, bir şeyden sıkıntıya düştüğünde namaz
kılardı."
[445] Yine Muhammed b.
Mervezi, Ali'den (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Bedir günü kendimize
baktım; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışında hepimiz uyuyorduk. O
namaz kılıyor ve dua ediyordu. Sabaha kadar böyle yaptı."
[446] Taberi der ki:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında şöyle rivayet edilmiştir:
"Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün Ebu Hureyre'nin yanından
geçti. Ebu Hureyre (r.a.) karnı üstü yatmış haldeydi. Ona (Farsça) "İşkinb
derdi?" Manası "karnın mı ağrıyor" dur. Ebu Hureyre: Evet, dedi.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kalk ve namaz kıl. Çünkü namaz
şifadır" buyurdu."
Taberi, Uyeyne b.
Abdurrahman'ın babası Abdurrahman'dan şöyle rivayet etmiştir: İbn Abbas'a
(r.a.) yolculuk esnasında kardeşi Kusem'in ölüm haberi gelince "inna
lillahi ve inna ileyhi racilin: Biz Allah'a aidiz ve yalnız ona döneceğiz"
dedikten sonra yolun kenarına çekildi ve devesini ıhtırdı. İki rek'at namaz
kıldı ve ondaki oturmaları uzattı. Sonra kalktı ve "Sabır ve namaz ile
Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi
ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir. " ayetini
okuyarak bineğine bindi.
İbn Cüreyc’den şöyle
rivayet edilmiştir: "Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin."
Sabır ile namaz Allah'ın rahmetinin gelmesi için iki yardımcıdır.
"Şüphesiz o"
daki "o" zamiri namaza racidir. Bunu Mücahid bizzat zikretmiş ve
Taberi de tercih etmiştir. Zamirin, sözün delalet ettiği manaya, yani namaz
tavsiyesine dönmesi de mümkündür. Şu ayetlerde olduğu gibi:
"Kendilerine ilim
verilmiş olanlar ise: 'Size yazıklar olsun; Allah'ın mükafatı, inanıp yararlı iş
işleyenler için daha iyidir. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir'
demişlerdi." (Kasas, 80) "İyilikle kötülük bir olmaz, sen (kötülüğü)
en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse,
sanki candan bir dost olur. Buna (bu güzel davranışaY ancak sabredenler
kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.
" (Fussilet,34-35)
Yani bu tavsiyeye ancak
sabredenler kavuşturulur. ".... / cümlesinin manası "bu ancak büyük
nasibi olan kimselere verilir ve ilham edilir" dir.
Tefsire dönecek olursak;
her halükarda (yani; "inneha" daki "hu: bu" zamiri ister
namaza, ister geçen tavsiyeye raci olsun) ayetteki "kebiratun"un
anlamı "meşakkatli ve ağır" dır.
Huşu ehlinin (Allah'a
saygıdan kalbi ürperenler) manasına gelince; İbn Ebi Talha, İbn Abbas'tan
(r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Manası "Allah'ın (c.c) indirdiklerini
tasdik edenler"dir. Mücahid: Gerçekten iman edenlerdir, demiştir. Ebu
Aliye: Korkanlardır, demiştir. Mukatil: Mütevazilerdir, demiştir. Dahhak: Allah'a
itaat edip boyun eğen, azabından korkan, müjde ve tehditlerini tasdik
edenlerdir, demiştir. Bu, şu hadise benzemektedir:
Tıbbı Nebevi'de, bunun
Ebu Hureyre'ye nisbetini doğrulamıştır. Hadisin Taberi'deki rivayeti de
muallaktır.
[447] "Gerçekten çok
büyük ve önemli bir şey sordun. Ama bu, Allah'ın (c.c) kendisine
kolaylaştırdığı kimseye gerçekten kolaydır. "
Taberi şöyle demiştir:
Ayetin manası şöyledir: Ey Ehl-i kitab'ın din adamları (rahipler vs.)!
Kendinizi Allah'a itaate zorlamada; insanı kötülük ve fenalıktan alıkoyan,
Allah'ın (c.c) rızasına yaklaştıran ve tam yerine getirilmesi ancak Allah'a
(c.c) karşı mütevazi, Allah'a tam itaatkar ve Allah (c.c) korkusundan boynu
bükük kimseler dışındakilere ağır gelen namazı tam kılmak suretiyle Allah'tan
yardım almaya çalışın. Taberi böyle demiştir. Ancak ayet, anlatım akışı
içerisinde İsrailOğullarına uyarı şeklinde gelmiş olsa da sadece onlar
kastedilmemiştir. Genelolup, onları ve başkalarını kapsamaktadır. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
"Onlar ki Rablerine
kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesin bilirler." ayeti, öncesindeki
sözü tamamlayıcı bir cümledir. Yani, namaz veya tavsiye edilenler gerçekten
ağırdır. Ancak Allah'a saygıdan kalbi ürperenlere bunlar zor gelmez. Onlar,
kıyamet günü Allah'a götürülüp huzurunda durdurulacaklarını ve Allah'a
döndürüleceklerini bilen kimselerdir. Ayetteki "...... (kelime manası:
sanarlar)ın manası; "bilirler"dir. "Allah'a
döndürüleceklerini"; yani işlerinin Allah'ın (c.c) dilemesine kaldığını,
onun adaletiyle dilediği gibi hükmedeceğini bilirler. Ahirete, mükafat ve
cezaya kesin iman edince de ibadetleri yapmak ve günahları terk etmek onlara
kolay gelir.
Taberi (rh.a) şöyle
demiştir: "Onlar ki Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesin
bilirler." Araplar yakine de şüpheye de zan derler. Hem karanlığa hem
ışığa "...."; hem imdat diyene hem yardıma koşana "......"
demeleri gibi. Bir şey ile zıttının aynı kelime ile ifade edildiği benzeri
isimler çoktur.
Örneğin Düreyd b. Simme
şöyle der:
Onlara dedim: silahlar
kuşanmış seçkin
İki bin kişilik orduyu
kesin bilin (fafzen: sanın).
Yani, iki bin silahlının
yardımınıza geleceğinden emin olun.
Amira b. Tarık da şöyle
demiştir:
Kavmime gidip aranızda
oturmak
Bendeki zanları rastgele
atılmış düşünceler yapmak. ..
Buradaki zan da yakin
manasındadır.
Arapların şiir ve
sözlerinde zannın yakin ve kesin inanç manasına geldiğine dair sayılamayacak
kadar çok örnek vardır. Söylediklerimiz, anlamaya muvaffak kılınmış kimseler
için yeterlidir. Allah'ın (c.c) "Suçlular ateşi görür görmez, orayı
boylayacaklarını iyice anladılar" (Kehf, 53) (kelime manası: sandılar)
ayeti de bu kabildendir.
Taberi daha sonra şöyle
demiştir: Bize Mücahid’den ulaştığına göre o şöyle demiştir: Kur'an'daki her
"zann"ın manası yakindir. Bununla "zanentü: sandım" ve
"zannu: sandılar" ifadelerini kastetmiştir. Başka bir kanalla bize
gelen bir rivayete göre Mücahid şöyle demiştir: Kur’an' da geçen her zan
ifadesi "ilm: bilmek" manasındadır. Bunun senedi sahihtir. İbn Ebi
Hatim şöyle demiştir: Mücahid, Süddi, Rebi' b. Enes ve Katade'den, Ebu
Aliye'ninkine benzer sözler rivayet edilmiştir. İbn Cüreyc’den şöyle rivayet
edilmiştir: "Onlar ki Rablerine kavuşacaklarını sanarlar"ın manası
"kesin bilirler" dir. "Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı
sanıyordum" (Hakka, 20) ayetindeki gibi. Zira manası "kesin
biliyordum" dur. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem de böyle demiştir.
[448] Ben derim ki:
Sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Kıyamet günü kula "Ben seni
evlendirmedim mi, seni şerefli kılmadım mı, at ile develeri emrine vermedim mi,
baş olup ganimetler elde etme imkanı tanımadım mı?" der. Kul: Evet, der.
Allah (c.c) "Peki sen benimle buluşacağını sanıyor muydun (biliyor
muydun)?" der. O "Hayır" diye cevap verir. Bunun üzerine Allah
(c.c) 'Beni unuttuğun gibi bugün ben seni unutuyorum' der. " Hadisin uzun
rivayeti -inşaallah- ''Allah'ı unuttular, o da onları unuttu" (Al-i İmran,
110) ayetinin tefsirinde gelecek.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
47. Ey
İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı
hatırlayın.