|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 48.ayet |
Öyle
Bir Günden Korkun ki:
48. Öyle bir günden
korkun ki o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden
(Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım
da yapılmaz.
Tefsiri:
Allah (c. c)
İsrailoğullarına evvela nimetlerini hatırlattıktan sonra onları kıyamet gününde
azabının başlarına gelmesine karşı uyarmış ve şöyle demiştir: "Öyle bir
günden korkun ki", yani; kıyamet gününden ... "O günde hiç kimse
başkası için hiçbir ödemede bulunamaz. ", yani; hiç kimsenin kimseye
hiçbir faydası dokunamaz. Nitekim Allah (c.c) başka yerlerde şöyle buyurmuştur:
"Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez." (En'am, 164) "O gün,
herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır. " (Abese, 37) "Ey
insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın
babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin." (Lokman, 33) ayette
bahsedilen durum, yani baba ile evladın birbirlerine hiçbir fayda verememeleri
en çetin durumlardandır.
"Hiç kimseden
şefaat kabul olunmaz." Kasıt, kafirlerdir. Nitekim başka bir ayette şöyle
buyurulmuştur: "Şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez."
(Müddessir, 48) Bir ayette de kafirlerin şöyle diyecekleri anlatılmıştır:
"Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var ne de yakın bir dostumuz."
(Şuara, 100-101)
"Onlardan fidye
(Arapçası: adl) alınmaz." Adı’den kasıt, fidyedir. Nitekim Allah (c.c)
başka ayetlerde şöyle buyurmuştur: "Gerçekten, inkar edip kafir olarak
ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek
olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç
yardımcıları da yoktur. " (Al-i İmran, 91) "Şüphe yok ki kafir
olanlar, yeryüzündeki her şey ve bunun yanında da bir o kadarı kendilerinin
olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye verseler, onlardan
asla kabul edilmez; onlar için acı bir azap vardır" (Maide, 36) "O,
bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez" (En'am, 70)
"Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden bedel kabul edilir."
(Hadid, 15)
Allah (c.c) bu ayet-i
kerimede onlar peygamberine inanmadıkları, gönderdiği dinde ona tabi
olmadıkları ve kıyamet günü Allah'ın (c.c) huzuruna bu hal üzere geldikleri
taktirde, kendilerine hiçbir akrabanın akrabalığının, hiçbir şefaatçinin
şefaatinin bir fayda vermeyeceğini, dünya dolusu altın bile olsa onlardan
hiçbir bedel kabul edilmeyeceğini haber vermektedir. Şu ayet-i kerimelerde
ifade buyurduğu gibi: "Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş,
dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce ... " (Bakara,
254) "Kendisinde ne alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden
önce." (İbrahim, 31) Mücahid, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
"Onlardan hiçbir adı alınmaz" ayetindeki "adı" bedel
demektir ki bedelden kasıt da fidyedir. Adı denmesi, azaptan "adı"
etmesi, yani "men" etmesinden dolayıdır. Allah (c.c) bu ayette şöyle
demektedir: Kişi, dünya dolusu altını fidye olarak getirse de bu, ondan kabul
olunmaz. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem de böyle demiştir. Ebu Cafer er-Razi, Ebu
Aliye'den bu ayetle ilgili olarak şöyle rivayet etmiştir: Adı, fidye demektir.
İbn Ebi Hatim der ki: Ebu Malik, Hasan-ı Basri, Said b. Cübeyr, Katade ve Rebi'
b. Enes'ten buna benzer sözler rivayet edilmiştir. Abdurrezzak'ın Hz. Ali'den
uzun bir rivayetinde şöyle geçmektedir: "Sarf nafile, adı ise farz
demektir." Velid de Umeyr b. Hani’den böyle bir söz rivayet etmiştir.
Ancak bu görüş burada gariptir, uygun değildir. Bu ayetin tefsirinde en
kuvvetli görüş, birinci görüştür. Onu güçlendiren bir de hadis bulunmaktadır ki
o da şudur:
[450] Taberi, kendi
senediyle Ümeyyeoğullarına mensup bir adamdan şöyle nakletmiştir: Hz.
Peygamber'e: "Ya Rasulallah! Adı nedir?" diye soruldu, O (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Adı, fidyedir" buyurdu.
"Onlara asla yardım
da yapılmaz. " Yani hiç kimse onlar için öfkelenip de yardımlarına koşmaz,
Allah'ın (c. c) azabından kurtarmaz. Daha önce geçtiği gibi hiçbir akrabanın
yakınlığı ve hiçbir makam sahibinin makamı onu bu azaptan kurtaramaz ve
onlardan hiçbir fidye kabul edilmez. Bunların tümü, başkalarının acıması
yönündendir. Kaldı ki kendileri bakımından da onlara yardım edecek hiç kimse yoktur.
Nitekim Allah (c.c) "Onun için ne bir kuvvet, ne de bir yardımcı vardır.
" (Tarık, 10) buyurmuştur.
Böylece mana şöyle olur:
Allah (c.c) kendisini inkar ve reddeden kimseden hiçbir fidye ve şefaat kabul etmeyecek,
onların hiçbirini azabından kurtarmayacak, hiç kimse de onu Allah'ın (c. c)
elinden alamayacak ve kurtaramayacaktır. Nitekim Allah (c.c) başka ayetlerde
şöyle buyurmuştur:
"Kendisi her şeyi
koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?"
(Mü'minun, 88) "Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez. O'nun
vuracağı bağı kimse vuramaz." (Fecr, 25-26) "Şöyle sorulur:
"Size ne oldu ki
birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" Hayır; bugün onların hepsi teslim
olmuşlardır" (Saffat, 25-26) "Allah'tan başka kendilerine yakınlık
sağlamak için İlah edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır,
onları bırakıp gittiler. " (Ahkat, 28)
Dahhak, İbn Abbas'tan,
"Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" ayetini, bize
karşı direnmiyor, mücadele etmiyorsunuz?" şeklinde tefsir ettiğini rivayet
etmiştir. Taberi de şöyle demiştir: "Onlara asla yardım da yapılmaz."
yani; o gün onlara hiçbir şefaatçinin şefaat etmediği, onlardan hiçbir bedel ve
fidye kabul edilmediği gibi, hiç kimse de onlara yardım etmeyecek. Orada
aracılar yok olmuş, rüşvet ve aracılıklar (şefaat) kaybolmuş, onlar arasında
yardımlaşma ve birbirine arka çıkma ortadan kalkmış ve hüküm, katında
şefaatçıların ve yardımcıların hiçbir fayda vermediği Cebbar olan Allah'ın
adaletine kalmıştır. O ise kötülüğe misliyle, iyiliğe ise kat kat fazlasıyla
karşılık verecektir. Bu, Allah'ın (c.c) şu ayetlerde ifade ettiği husustur:
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır. " Şöyle
sorulur:
"Size ne oldu ki
birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" Hayır; bugün onların hepsi teslim
olmuşlardır." (sattat, 26)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |