İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

48, 49.ayetler

 

İsrailoğulları'nın Firavun'dan Kurtulması:

 

49. Hatırlayın ki sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar; yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyor, kızlarınızı ise (fenalık için) hayatta bırakıyorlardı. Aslında bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

50. Bir zamanlar da sizin için denizi yarıp sizi kurtardık. Firavun'un taraftarlarını ise siz bakıp dururken denizde boğduk.

 

Tefsiri:

 

Kişinin Al (...)'i soy veya başka bir bağla mensup olduğu kişidir. Bir görüşe göre: "kişinin takip çile ri ve taraftarları", başka bir görüşe göre de "kişinin kendi dininden ve milletinden olan kimseler" dir. Bazen kişinin kendisi için kullanılır. Yüceltilen kişiye isnat edilerek "Filanın al'i" denir. Meşhur görüşe göre bu, beldelere isnat edilmez. Bazıları sadece Medine hakkında kullanılabildiğini ve "Al-i Medine" (Medine halkı) denmesini caiz görmüşlerdir. Ebu Ubeyd, Araplardan "Al-i Mekke" (Mekke halkı) ve "Alu'llah" (Allah'ın yakın kulları) tabirlerini nakletmiştir. En meşhur görüşe göre "al", zamire izafe edilebilir. Nitekim Abdulmuttalip şöyle demiştir:

 

Bugün kendi alini al-i salibe (salib: haç) ve ona tapanlara karşı muzaffer eyle!

Bir şair de şöyle demiştir.

 

Senin aileni (.....) gereği gibi koruduğun gibi ben de. Babamı ve aile efradımı (.....) gereği gibi koruyan süvariyim.

 

Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: Ey İsrailoğulları! Size olan nimetimi hatırlayın. "Hani sizi Firavun taraftarlarından kurtarmıştık." Sizi Musa'nın (c. c) arkadaşları olarak onların elinden kurtarmıştık. "Onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlardı." Size işkence ve azabın en kötüsünü uyguluyorlardı. Çünkü Firavun -Allah'ın laneti üzerine olsun- kendisini dehşete düşüren bir rüya görmüştü. Buna göre Beyt-i Makdis'ten çıkan bir ateş gelip Mısır'daki Kıptilerin evlerine giriyor, ancak İsrailoğullarının evlerine girmiyordu. Bu ise saltanatının İsrailoğullarından bir adamın eliyle yok olması manasına geliyordu. Denilir ki: Yakın adamları ona İsrailOğullarının, aralarından birinin çıkarak kendilerine devlet ve üstünlük sağlamasını beklediklerini anlattılar. İnşaallah Taha suresi ikinci ayetin tefsirinde geleceği gibi "fitneler hadisi"nde böyle anlatılmaktadır. Bunun üzerine mel'un Firavun derhal İsrailOğullarından doğacak her erkek çocuğunun öldürülüp kızlara dokunulmamasını, İsrailOğullarının en ağır ve horlayıcı işlerde çalıştırılmaları emrini verdi.

 

Burada "çocukların kesilmesi", (arada atıf harfi olmaksızın) "İsrailoğullarına yapılan azab"ı açıklayıcı olarak gelmiştir. İbrahim suresinde ise bunlar atıf harfiyle, ardı ardına sıralanan hususlar olarak zikredilerek şöyle denmiştir: "Size azabın en kötüsünü tattıran ve oğullarınızı kesip kadınlarınızı diri bırakan .. " (İbrahim, 1) İnşaallah bunun açıklaması Kasas suresinin başında gelecek. Yalnız Allah'a güvendik. Yardım ve destek yalnız O'ndandır.

 

"....." fiili "sizi uğratıyorlardı, yüklüyordu" manasına gelir. Yani, "sizi baskı ve işkenceye uğratıyorlardı." Ebu Ubeyde: Arapçada birisi birine işkence yaptığını ifade etmek istediğinde "same fulanen huttata hasfin: filanı işkenceye uğrattı / yaptı" denir, demiştir.

 

Amr b. Külsum de şöyle demiştir: Padişah insanları zillete mahkum etmek istediğinde, Bizi zelil yapmasını reddettik.

 

Cümlenin, (same fiili "sürekli yapma ve devam etme" manasını ifade ettiğinden) "size sürekli işkence yapıyordu" manasına geldiği de söylenmiştir. Sürekli meralarda otlandığından dolayı otlanan koyunlara "saimetu'lğanem: otlanan koyunlar" denmesi de buradan gelmektedir. Bunu Kurtubi nakletmiştir.

 

Burada "yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı" cümlesi, ayetin başındaki "onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar" cümlesinin tefsiridir. Böylece bunların tamamı, (47. ayette) geçen "Allah'ın size nimetini hatırlayın" cümlesindeki "onlara verilen nimet"in açıklamasıdır. İbrahim suresinde ise "Onlara Allah'ın günlerini -yani nimet ve ihsanlarını- hatırlat" (İbrahim, 2) buyrulunca, "Sizi Firavun taraftarlarından kurtardı. Onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyor ve kızlarınızı (fenalık için) hayatta bırakıyorlardı." şeklinde "kesme"nin "azap" üzerine atfedilmesi buna uygun düşmüştür. Böylece İsrailOğullarına verilen nimet ve ihsanların pek çok olduğu ifade edilmek istenmiştir.

 

Kayser, Anadolu ile Suriye'yi yöneten kafir kralların; Kisra, İran krallarının; Tübba', Yemen'in kafir krallarının; Necaşi, Habeşistan krallarının; Patalimus Hindistan krallarının özel adı olduğu gibi, Firavun da Mısır'a hükmeden Amalikalı ve diğer kafir hükümdarların özel ismi idi. Firavun isminin sadece Musa (a.s) zamanındaki hükümdarların ismi olduğu ve adının Velid b. Mus'ab b. Reyyan veya Mus'ab b. Reyyan olduğu da söylenmiştir. Her kim ise, Allah ona lanet etsin. Firavun, İmlik b. Eved b. İrm b. Sam b. Nuh'un soyundandı. Künyesi Ebu Merre idi. Aslen İstahar halkından bir İranlıdır. Her kim ise, Allah ona lanet etsin.

 

"Aslında bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı." Taberi der ki: Yani, Firavun hanedanlığının eli altında çektiğiniz azap ve işkenceden kurtarmasında, Rabbinizden size büyük bir bela (.....), yani büyük bir nimet vardı. Ali b. Ebi Talha'nın İbn Abbas'tan rivayetine göre o da buradaki bela kelimesini "nimet" olarak tefsir etmiştir. Mücahid de: Yani, Rabbinizden büyük bir nimet, demiştir. Ebu Aliye, Ebu Malik, Süddi ve başkaları da böyle demişlerdir.

 

Bela esasen imtihan ve sınav manasına gelir ve bu bazen iyilikle bazen kötülükle olur. Nitekim Allah (c.c): "Bir sınav olarak sizi iyilik ve kötülükle deneriz." (Enbiya, 35) "Ve biz onları iyiliklerle ve kötülüklerle denedik." (A'raf, 98) buyurmuştur.

 

Taberi der ki: Kötülükte en çok "belevtuhu, ebluhu, belaen", iyilikte ise "belevtuhu, eblihi, iblaen ve belaen" denir (yani; kötülükte en çok "feale, yef'alu", iyilikte ise "feale, yef'ilu" vezninde gelir). Züheyr b. Ebi Selma şöyle der:

 

Allah ikisinin size yaptıklarını güzellikle mükafatlandırsın. Onlara, onunla sınadığı nimetlerin (bela) en iyisini versin.

 

Şair burada bela'yı her iki manada kullanmıştır. Çünkü söylemek istediği şudur: Allah (c.c) onlara kullarını onunla sınadığı nimetler bahşetmiştir.

Denildi ki: "Aslında bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı." buyruğuyla, içinde bulundukları 'erkek çocuklarının öldürülüp kız çocuklarının sağ bırakılmaları' şeklindeki alçaltıcı işkence azabına işaret edilmek istenmiştir. Kurtubi bunun cumhurun görüşü olduğunu belirtmiştir. Kurtubi, birinci görüşü zikrettikten sonra aynen şöyle söylemiştir: Cumhur şöyle dedi: ayette erkek çocuklarını kesme ve başka işkencelere işaret vardır. Dolayısıyla buradaki bela, şer manasında kullanılmıştır. Böylece ayetin manası: "Çocukların kesilmesinde büyük bir bela ve sınav vardı" olur.

 

Allah'ın (c. c) "Bir zamanlar sizin için denizi yarıp sizi kurtardık. Firavun'un taraftarlarını ise, siz bakıp dururken denizde boğduk." buyruğunun manası şudur: Biz sizi Firavun'un taraftarlarından kurtardıktan, siz Musa (a.s) ile çıktıktan ve Firavun sizi yakalamak üzere peşinizden geldikten sonra sizin için denizi yardık. İnşaallah yerinde açıklanacağı üzere, Allah (c. c) bunu Kur’an’ın muhtelif yerlerinde anlatmıştır. En geniş anlatıldığı yerlerden biri Şuara suresidir.

 

"Sizi kurtardık"; yani onların elinden kurtardık, sizinle onlar arasına engel koyduk ve onları denizde boğduk. Siz ise, yüreğinizi daha çok rahatlatması ve düşmanınızın daha hakir ve zelil olması için onları seyrediyordunuz.

 

Abdurrezzak, Amr b. Meymun el-Evdi'nin "Bir zamanlar sizin için denizi yarıp sizi kurtardık. Firavun'un taraftarlarını ise, siz bakıp dururken denizde boğduk .... " ayetleri hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: Musa (a.s) İsrailoğulları ile birlikte çıkınca bu haber Firavun'a ulaştı. Ancak o "Horozlar ötmeden onları takibe başlamayın" dedi. Vallahi, gece sabaha kadar hiçbir horoz ötmedi. Sabahleyin Firavun bir koyun getirilmesini emretti ve koyun kesildi. Sonra "Altı yüz bin Kıpti burada toplanmadıkça ciğerini çıkarmayacağım" dedi. Altı yüz bin Kıpti toplanınca ciğerini çıkardı. Sonra yola çıktılar. Denize ulaşınca Musa (a.s)'ın Yuşa' b. Nun adında bir arkadaşı ona "Rabbin nereye gitmemizi emrediyor?" diye sordu. Musa denizi kastederek "önünü" dedi. Bunun üzerine Yuşa b. Nun atını denize sürdü. Boyunu aşacak yere kadar gitti ve boyunu aşınca geri döndü. Musa (a.s) "Vallahi ne yalan söyledim, ne de bana yalan söylendi" dedi. Bunu üç defa yaptı. Sonunda Allah (c.c) Musa'ya (a.s): Asan ile denize vur! diye vahyetti. O da vurdu. "(Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu." (Şuara, 63) Sonra Musa (a.s) ile beraberindekiler denize doğru yürüdüler. Firavun da onları aynı yoldan takip etti. Denize tamamen girince Allah (c.c) denizi üzerlerine kapattı. Onun için Allah (c.c) "Firavun'un taraftarlarını da, siz bakıp dururken denizde boğduk." buyurmuştur. Bu olayın detaylı işlendiği ayetlerde açıklandığında görüleceği üzere, bunu birçok selef böyle anlatmıştır.

 

Bu günün Aşure günü olduğuna dair rivayet bulunmaktadır.

 

 

[451] Nitekim Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye geldiğinde Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını görünce onlara "Oruç tuttuğunuz bugün nedir?" diye sordu. "Bu güzel bir gündür. Bu, Allah'ın (c. c) İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardığı gündür" dediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de oruç tuttu ve "Ben Musa'ya sizden daha yakınım" dedi. Böylece Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O gün oruç tuttu ve o gün oruç tutmalarını emretti. Hadisi Buhari, Müslim, Nesai ve İbn Mace de Eyyub Sahtiyani yoluyla buna benzer bir lafızla rivayet etmişlerdir.

 

 

[452] Ebu Ya'la Mevsıli de Enes b. Malik'ten (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah (c.c) denizi İsrailoğullarına Aşure günü yardı. " Hadis bu kanalla zayıftır. Çünkü ravilerden Zeyd el-Amiyy biraz zayıf, kendinden rivayet ettiği hocası Yezid er-Rukaşi daha zayıftır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

51. Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (İlah) edindiniz.

52. O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik.

53. Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı (hak ile batılı ayıran hükümleri) verdik.

54. Musa, kavmine demişti ki: Ey kavmim! Siz buzağıyı (İlah) edinmekle kendinize gerçekten yazık ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Şüphesiz tevbeleri çok kabul eden ve çok merhametli ancak O'dur.