İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

51 – 54.ayetler

 

Buzağıya Tapanlar:

 

51. Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (İlah) edindiniz.

52. O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik.

 

Tefsiri:

 

Allah (c. c) şöyle buyurmaktadır: Size lutfettiğim affetme nimetimi hatırlayın. Hani Musa (a.s) kendisine bildirilen yer ve zamanda Rabbiyle buluşmaya gitmiş, bu süre zarfında siz buzağıya tapmıştınız. Ancak Allah sizi yine de affetmişti. Buluşma süresi, A'raf suresindeki "Biz Musa'ya otuz gecelik görüşme vaadi verdik ve ona on gece daha ilave ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu." (A'raf, 142) ayetinde ifade edildiği gibi bu kırk gündü. Bunun Zilkade ayının tamamı ile Zilhicce'nin ilk on günü olduğu söylenir. Bu, İsrailoğulları, Firavun'un adamlarından kurtulup denizden karşıya geçmelerinden sonra gerçekleşmiştir.

 

 

 

53. Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı ve Furkan'ı (hak ile batılı ayıran hükümleri) verdik.

 

Tefsiri:

 

"Doğru yolu bulasınız diye Musa'ya Kitab'ı" yani Tevrat'ı "ve Furkan'ı" yani hak ile batılı, doğru yol ile sapıklığı birbirinden ayıran hükümleri "vermiştik. "

 

A'raf suresindeki sözün akışından anlaşıldığı üzere bu da aynı şekilde onların denizden çıkmalarından sonra olmuştur. Nitekim Allah (c.c) bir ayette de "And olsun ki Musa'ya, ilk nesilleri yok ettikten sonra, insanlar düşünsünler diye Kitab'ı, açık belgeler, doğruluk rehberi ve rahmet olarak verdik." (Kasas, 43) buyurmuştur.

 

''....."daki vav harfinin ziyade olup (furkan'ın, Kitab'ın sıfatı olduğu, dolayısıyla "Kitab'ı ve Furkan'ı" yerine) "furkan olan kitabı" manasında olduğu söylenmiştir. Ancak bu garip bir görüştür.

 

Başka bir (zayıf) görüşe göre ise Furkan Kitab'ın üzerine atfedilmiştir, ancak ikisinin manası tamamen aynıdır. Şu şiirdeki gibi:

 

Deriyi kollarındaki ana damarlara kadar parçaladı. Onun söylediği sözleri yalan ve dolan buldum.

 

Şiirde ardı ardına zikredilen "kezib" ve "meyn" kelimeleri yalan manasına gelmektedir.

 

Başkası da şöyle demiştir:

 

Ah, ne hoştur Hind ve Hind'in bulunduğu yer. Hind geldi ama arada bir uzaklık, var.

Burada da ne'y ile bu'd "uzaklık" manasına gelmektedir. Manaları tamamen aynıdır.

 

Antera da şöyle der: Eski zamandan kalma harabelerden sana selam olsun. Ümmü Heysem'den sonra daha güçlü, daha güçlü.

 

Burada da tamamen aynı manaya geldikleri halde "akfar", "akfa" üzerine atfedilmiştir.

 

 

 

54. Musa, kavmine demişti ki: Ey kavmim! Siz buzağıyı (İlah) edinmekle kendinize gerçekten yazık ettiniz. Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Öyle yapmanız Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Şüphesiz tevbeleri çok kabul eden ve çok merhametli ancak O'dur.

 

Tefsiri:

 

Bu ayet, Allah'ın (c.c) İsrailoğullarının buzağıya tapınmalarından sonra tevbelerini kabul ediş şeklini anlatmaktadır. Hasan-ı Basri (rh.a) bu ayet-i kerime hakkında şöyle demiştir: Tevbeleri, buzağıya tapınmalarının ne denli çirkin ve hatalı olduğunu yüreklerinde fark ettiklerinde kabul edilmiştir. O anı Allah (c.c) şöyle anlatmaktadır: "Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!" (IMıf, 149) Bunu ise Musa (a.s) onlara "Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (İlah) edinmekle kendinize gerçekten kötülük ettiniz. Onun için "Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün.." dediğinde hissetmişlerdir. Ebu Aliye, Said b. Cübeyr ve Rebi' b. Enes: "Bart'nize tevbe edin" cümlesindeki "Bari'" kelimesi "yaratan" manasına gelmektedir, demişlerdir.

 

Ben derim ki: "Yaradanınıza tevbe edin" ifadesindeki "yaradanınız" sözcüğü, cürümlerinin büyüklüğüne işaret etmektedir. Yani, sizi yarattığı halde bırakıp başkasına taptığınız Allah'a tevbe edin. Taberi ile İbn Ebi Hatim, İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle rivayet etmişlerdir: İsrailOğullarının tevbeleri; çocuk olsun, baba olsun herbirinin karşılaştığı her bir kimseyi kim olduğuna aldırış etmeksizin öldürmesi idi. Bunun üzerine Allah (c.c), İsrailOğullarının, Musa ve Harun'un bilmeyip kendisinin bildiği ve itiraf ettikleri günahlarını affetti. Emrini yerine getirince Allah (c.c) onlardan öldüreni de öldürüleni de bağışladı. Bu, 'fitneler hadisi'nden bir kısım olup, tamamı inşaallah Taha suresinin tefsirinde gelecektir. Taberi, İbn Abbas'tan (r.a.): "(Musa demişti ki:) ... Onun için Yaradanınıza tevbe edin de nefislerinizi öldürün. Öyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Şüphesiz tevbeleri çok kabul eden ve çok merhametli ancak O'dur." ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: Musa (a.s) Allah'ın (c.c) emri üzerine kavmine kendilerini öldürmelerini emretti. Buzağıya tapınanlar elbiselerine sarılıp oturdular. Tapınmayanlar ise kalkıp ellerine hançerleri aldılar. Birden hepsinin üzerine zifiri karanlık çöktü ve birbirlerini öldürmeye başladılar. Karanlık dağıldığında ölülerin sayısı yetmiş bini bulmuştu. Bunun üzerine Allah (c. c) onlardan öldürenleri de öldürülenleri de affetti.

 

İbn Cüreyc, Said b. Cübeyr ile Mücahid'den şöyle rivayet etmiştir: Her biri eline hançerleri alarak yakın veya uzak demeden birbirlerini öldürmeye ve boğazlamaya başladılar. Nihayet Musa'nın (a.s) elbisesiyle işaret etmesi üzerine ellerindeki silahları bıraktılar. Yerde yetmiş bin ölü vardı. Allah (c.c) Musa (a.s)'a "Tamam, bu kadar yeterli" diye vahyetti. Hz. Ali'den de buna benzer bir rivayet bulunmaktadır.

 

Katade der ki: İsrailoğullarına verilen emir çok ağırdı. Hemen ellerine bıçakları ve hançerleri alarak birbirlerini boğazlamaya başladılar. Nihayet Allah (c.c) onlara cezasını verince bıçaklar ellerinden düştü ve birbirlerini öldürmeleri olayı sona erdi. Allah (c.c) bunu dirileri için tevbe, ölüleri için şehadet kabul etti. Hasan-ı Basrı der ki: Üzerlerine zifiri bir karanlık çöktü ve birbirlerini öldürmeye başladılar. Sonra karanlık kalktı ve bu onlar için kefaret yerine geçti. Süddi de şöyle der: Buzağıya tapanlar ile tapmayanlar, ellerinde kılıçlarıyla birbirlerine girdiler. Her iki taraftan öldürülenler şehitti. Öldürülenler o kadar çoktu ki sayıları yetmiş bini bulmuştu. İsrailoğulları neredeyse silinip gideceklerdi. Sonunda Musa ve Harun: "İsrailoğullarını helak ettin. Rabbimiz! Kalanı bahşet, kalanı bahşet!" diye dua ettiler. Bunun üzerine Allah (c.c) İsrailOğullarına silahlarını atmalarını ve öldürmeyi bırakmalarını emretti. Her iki taraftan öldürülen şehit, hayatta kalansa tevbesi kabulolunmuş sayıldı. "Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Şüphesiz tevbeleri çok kabul eden ve çok merhametli ancak O' dur." buyruğunun anlamı budur. Zühri der ki: İsrailoğulları birbirlerini öldürmekle emrolununca, beraberlerinde Musa (a.s) bulunduğu halde karşı karşıya gelerek hançerlerle birbirlerini boğazladılar. Musa (a.s) da onlar için dua ediyordu. Tamamen yok olma noktasına geldiklerinde "Ey Allah'ın peygamberi! Bizim için Allah'a dua et" dediler. Musa (a.s)'ın (duada kollarını havada tutabilmesi için) pazularını tutuyor ve kollarına destek veriyorlardı. Bir süre sonra Allah (c.c) tevbelerini kabul etti ve silahları birbirlerinin üzerinden çekmelerini emretti. Bunun üzerine onlar silahlarını çektiler. Hz. Musa (a.s) ile İsrailOğulları ölülerine çok üzüldüler. Allah (c.c), Musa (a.s)'a "Seni üzen nedir? Onlar benim katımda olup nimetlerle rızıklandırılmaktadırlar. Kalanların da tevbelerini kabul ettim." buyurdu. Buna İsrailOğulları çok sevindiler. Bunu, Taberi, ceyyid (iyi) bir senetle rivayet etmiştir.

 

İbn İshak der ki: Musa (a.s) kavmi ne döndükten ve buzağıyı yakarak külünü denize attıktan sonra buzağıya tapınmayanlardan seçtiği birtakım kişiler ile Rabbinin huzuruna çıktı. Buluşma yerine vardıklarında onları aniden yıldırım çarptı. Sonra kavimlerine geri gönderildiler. Musa (a.s) İsrailoğullarının buzağıya tapınma günahını affetmesi için Allah'a dua etti. Allah (c.c) "Onlar kendilerini öldürmedikçe kabul etmem" buyurdu. Bana kadar ulaşan bilgiye göre İsrailOğulları da "Biz Allah'ın (c.c) emrine uyacak ve sabredeceğiz" dediler. Bunun üzerine Musa (a.s) buzağıya tapınmayanlara tapınanları öldürmelerini emretti. Tapınanlar evlerinde oturdular. Diğerleri ise kılıçlarla onları öldürmeye başladılar. Musa (a.s) ağlıyordu. Kadınlar ve çocuklar da ağlayıp sızlanarak yanına geliyor ve Allah'ın (c.c) affetmesi için dua ediyorlardı. Sonunda Allah (c.c) tevbelerini kabul etti ve onları affetti. Musa (a.s) da ellerinde kılıç bulunanlara kılıçlarını diğerlerinden çekmelerini emretti.

Abdurrahman b. Zeyd der ki: Musa (a.s), buzağıya tapınmayıp Harun (a.s) ile birlikte kenara çekilen yetmiş kişi ile birlikte Allah'ın (c.c) huzuruna gidip sonra kavmine dönünce "Rabbinizle sözleşmeye koşun" dedi. Onlar "Ey Musa! Tevbemiz kabulolmayacak mı?" dediler. Musa (a.s): Olacak. Ancak "Kendinizi öldürün. Bu sizin için Rabbiniz katında daha hayırlıdır. Allah da tevbenizi kabul eder ... " dedi. Kılıçları, kargıları, hançerleri ve palaları çıkardılar.

Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem der ki: Üzerlerine kin ve yırtıcılık gönderilmişti. Birbirlerine elleriyle dokunuyor ve birbirlerini öldürüyorlardı. Babası veya oğlu olmasına aldırış etmeden birbirlerini öldürüyorlar, birbirlerine şöyle sesleniyorlardı: "Allah direnip sabredene merhamet etsin ve sonunda o, Allah'ın rızasına erişsin." Allah (c. c) onların ölülerini şehit kabul etti. Hayatta kalanları ise tevbeleri kabul olunmuş kimseler kıldı. Abdurrahman daha sonra "Böylece Allah tevbenizi kabul etmiş olur. Şüphesiz tevbeleri çok kabul eden ve çok merhametli ancak O' dur." ayetini okudu.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

55. Bir zaman da: Ey Musa! Biz Allah'ı apaçık görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz. Bunun üzerine derhal sizi yıldırım çarpmıştı da siz bakakalmıştınız.

56. Sonra şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi yine diriltmiştik.