|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 55, 56.ayetler |
Allah'ı
(c.c) Apaçık Görmek istemeleri:
55. Bir zaman da: Ey
Musa! Biz Allah'ı apaçık görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz. Bunun üzerine
derhal sizi yıldırım çarpmıştı da siz bakakalmıştınız.
56. Sonra
şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi yine diriltmiştik.
Tefsiri:
Allah (c. c) bu ayet-i
kerimelerde şöyle buyurmaktadır: Bir de, ne sizin ne de sizin gibilerin gücünün
yetmeyeceği bir şeyi, beni apaşikar ve ayan beyan
görmek istediğinizde sizi yıldırım çarptıktan sonra sizi tekrar diriltme
nimetimi hatırlayın.
Nitekim İbn Cüreyc, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Bir zaman da: Ey Musa! Biz
Allah'ı açıktan görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz." Yani: Apaşikar ...
Aynı şekilde Ebu Huveyris de İbn Abbas'tan (r.a.): "Biz Allah'ı açıktan görmedikçe
asla sana inanmayız", yani, ayan beyan; yani, Allah'ı (c.c) bilfiil görmedikçe ...
Katade ile Rebi', Enes (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmişlerdir: "Biz Allah'ı açıktan görmedikçe", yani apaçık,
gözlerimizle ...
Yine Rebi',
Enes (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bunlar Musa (a.s)'ın
seçtiği yetmiş kişiydi. Onunla birlikte yola çıktılar. Bir söz işitince
"Biz Allah'ı apaçık görmedikçe sana asla inanmayacağız" dediler.
Bunun üzerine bir ses duydular ve şuurlarını kaybettiler. Yani öldüler.
Mervan b. Hakem de Mekke'de minberde verdiği hutbede şöyle
demiştir: "Saika" (.....) gökten gelen
çığlık sesidir.
Süddi "sizi derhal yıldırım (saika) çarpmıştı" buyruğu
hakkında: Saika ateştir, demiştir.
Urve b. Ruveym: "Siz de
bakakalmıştınız." Yani bazılarına yıldırım çarparken, diğerleri
bakakalmışlardı, onları izliyorlardı.
Süddi: "Sizi derhal yıldırım çarpmıştı." Yıldırım
çarpınca öldüler. Bunun üzerine Musa (a.s) kalkıp Allah'a dua etmeye başladı.
"Allah'ım! Onların en seçkinlerini helak ettin. İsrailoğullarına
gittiğimde onlara ne diyeceğim? Dileseydin onları da beni de daha önce helak
ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi
helak edecek misin? dedi." (tÜM: 155) Allah (c.c)
ona bu yetmiş kişinin buzağıya tapınanlar arasında olduğunu vahyetti.
Sonra Allah (c. c) onları diriltti. Kalktılar ve teker teker
canlanmaya başladılar. Birbirlerine bakıyor ve nasıl yaratıldıklarını
görüyorlardı. Süddi devamla der ki: İşte Allah'ın
(c.c) "Sonra şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi yine
dirilttik." buyruğunun manası budur.
Rebi' b. Enes der ki: Ölmeleri, onlara verilen bir cezaydı. Sonra
kalan ömürlerini tamamlamaları için tekrar diriltildiler. Katade
de böyle demiştir.
Taberi, Muhammed b. İshak'tan: Musa (a.s) kavmine döndüğünde
onları buzağıya ibadet eder halde buldu. Kardeşi (Harun) ile Samiri'ye söylediklerini söyledi. Buzağıyı yaktı ve denize
attı. Musa (a.s) onların arasından en faziletli ve üstün yetmiş kişi seçti ve
"Allah'a (c.c) gidin veya yaptıklarınızdan dolayı O'na tevbe
edin. Geride bıraktığınız milletiniz için de tevbe
isteyin. Oruç tutun, kendinizi ve elbiselerinizi temizleyin." dedi. Sonra
Rabbinin belirlediği vakitte buluşmak üzere onlarla Sina dağına doğru yola
çıktı. Zira oraya ancak Allah'ın izni ve bilgisiyle geliyordu. Buna
söylendiğine göre yetmiş kişi kendilerine söyleneni yapıp Allah (c.c) ile
buluşmak üzere yola çıktılar. Ona "Rabbimizden bizim için iste de sesini
işitelim" dediler. Musa (a.s) "Tamam, yapacağım" dedi. Musa
(a.s) dağa yaklaşınca dağın üzerine bir bulut kümesi indi ve dağın tamamını
kapladı. Musa (a.s) iyice yaklaşıp içine girdi ve kavmine "yaklaşın"
dedi. Musa (a.s) Allah (c.c) ile konuşurken hep alnında çok kuvvetli bir nur
belirir ve hiçbir insan ona bakamazdı. Araya bir perde kondu. Kavmi yaklaştı ve
bulutun içine girince hemen secdeye kapandılar.
Allah'ın (c.c) Musa
(a.s) ile konuşmasını, ona emir ve yasaklar bildirmesini, yap ve yapma
buyruklarını işitiyorlardı. Allah (c.c)'nun Musa
(a.s)'a vahyi bitince Musa'nın (a.s) üzerindeki bulut kalktı ve Musa (a.s)
kavmine doğru yöneldi. Kavmi "Biz Allah'ı apaçık görmedikçe asla sana
inanmayız" dediler. Bunun üzerine onları bir sarsıntı yakaladı, yani
yıldırım çarptı ve hepsi birden öldüler. Musa (a.s) kalkmış Rabine
yalvarıyor, dua ediyor ve şöyle diyordu: "Rabbim! Sen dileseydin daha önce
-beyinsizlik yaptıklarında- onları da beni de helak ederdin" Bizden
beyinsiz ve aşağılıkların yaptıkları yüzünden bizi helak mı
edeceksin? -Yani; onların bu beyinsizlikleri zaten
kendileri için tam bir helaktır-. Ben onların en
faziletlilerinden ve seçkinlerinden yetmiş kişi seçmiştim ve şimdi onlara
yanımda hiç kimse olmadığı halde dönüyorum. Bundan sonra bana nasıl inanacak ve
nasıl güvenecekler? Biz sana gerçekten döndük." Musa (a.s) sürekli Allah'a
(c.c) dua ediyor ve yalvarıyordu. Sonunda Allah (c.c) onlara ruhlarını geri
verdi. Musa (a.s), buzağıya ibadetlerinden dolayı İsrailOğullarının
tevbelerini kabul etmesi için Allah'a dua etti. Fakat
Allah (c.c) "Hayır. Onlar kendilerini öldürmedikçe tevbelerini
kabul etmeyeceğim" buyurdu. Bu, Muhammed b. İshak'ın anlatmasıdır.
İsmail b. Abdurrahman es-Süddi (büyük Süddi) ise şöyle anlatmıştır:
İsrailoğulları buzağıya tapınmalarından dolayı tevbe
edip Allah'ın (c.c) emrettiği gibi onların birbirlerini öldürmeleri sonucu tevbelerini kabul edince Allah (c.c) Musa (a.s)'a buzağıya
tapınmalarından dolayı özür dilemek üzere İsrailOğullarından
herkesi getirmesini emretti. Musa (a.s) onlara tevbelerinin
kabulolacağı vaadini verdi. Sonra onlardan yetmiş
adam seçti ve özür dilemeleri için alıp götürdü. Süddi'nin
olayın gerisini anlatımı bir önceki rivayetteki gibidir.
"Bir zaman da: Ey
Musa! Biz Allah'ı apaçık görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz"
ayetinde kastedilenler, seçilen yetmiş kişi oldukları halde bu rivayete göre
hitabın İsrailOğullarının tümüne yapılmış olması
gerekmektedir. Hatta müfessirlerin birçoğu bundan (kastın yetmiş kişi olduğu
rivayetinden) başkasını zikretmemişlerdir.
Fahreddin Razi de, tefsirinde, bu yetmiş
kişi konusunda şu rivayeti nakletmekle hayret verici bir şey yapmıştır: Allah
(c.c) onları dirilttikten sonra "Ey Musa! Sen Allah'tan ne istediysen sana
verdi. Öyleyse bizi peygamber yapması için O'na dua et" dediler. Bunun
üzerine Musa (a.s) dua etti ve Allah (c.c) duasını kabul buyurdu. Bu çok
gariptir. Çünkü Musa (a.s) zamanında Harun'dan (a.s), vefatından sonra da Yuşa'
b. Nun'dan başka bir peygamber bilinmemektedir.
Ehl-i kitabın, yetmiş kişinin Allah'ı (c.c) gördükleri iddiası
da hatalıdır.
Zıra Allah'ın (c.c) kendisiyle konuştuğu bir peygamber (kelimullah) olan Musa (a.s)'a, Allah'tan istediği halde bu
verilmemişken yetmiş kişi buna nasıl nail olabilirler?
Ayet hakkındaki ikinci
görüş şöyledir. Abdurrahman b. Zeyd
b. Eslem, bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: Musa
(a.s) Rabbinin katından Tevrat yazılı levhalarla döndüğünde kavmini buzağıya
tapar halde bulunca onlara kendilerini öldürmelerini emretti. Onlar da emri
yerine getirince Allah (c.c) tevbelerini kabul etti.
Bunun üzerine Musa (a.s): "Bu levhalarda Allah'ın kitabı yazılıdır.
Bunlarda Allah'ın (c.c) size verdiği emirler ile yasakladığı yasaklar
bulunmaktadır" dedi. Onlar: "Kim senin sözüne dayanarak bu kitabı
alacak? Hayır, Vallahi, biz Allah'ı görmedikçe, bize görünüp "bu
kitabımdır, onu alınız" demedikçe olmaz. Neden seninle konuştuğu gibi
bizimle de konuşmuyor ki?" dediler. Abdurrahman
b. Zeyd sonra "Biz Allah'ı apaçık görmedikçe asla
sana inanmayız" buyruğunu okudu. Sonra şöyle dedi: Bunun üzerine Allah'tan
bir gazap geldi. Tevbe etmişlerken onları yıldırım
çarptı ve toptan öldüler. Sonra Allah (c.c) öldükleri halde onları tekrar
diriltti. Abdurrahman b. Zeyd
sonra "Sonra şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi yine
dirilttik." buyruğunu okudu. Sonra şöyle dedi: Ardından Musa (a.s) onlara
"Allah'ın kitabını alın" dedi. Onlar "Hayır" dediler. O
"Size ne oldu böyle?" dedi. Onlar: "Öldürüldük, sonra
diriltildik" dediler. Musa (a.s) tekrar:
"Allah'ın Kitabı'nı
alın" dedi. Onlar yine: Hayır, deyince Allah (c.c) melekleri gönderdi ve
üzerlerine dağı kaldırdı.
Olayın bu anlatımı ise İsrailoğullarının diriltildikten sonra emrolunduklarına
delalet etmektedir. İmam Maverdi bu konuda iki görüş
zikretmiştir. Bir: Hakikati apaçık görünce teklif onlardan kalktı ve tasdik
etmeye mecbur kaldılar. İki: Akıl sahibi hiç kimsenin teklifsiz kalmaması için
onlar da mükellef kılınmışlardır. Kurtubı: Asıl doğru
görüş de budur. Çünkü onların korkunç olaylarla karşılaşmaları mükellef
kılınmalarını engellemez. Çünkü İsrailoğulları
olağanüstü birçok olaya tanık oldular ve onlar da mükellefiiler.
Bu açıktır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki
kullan |