|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 57.ayet |
Kudret
Helvası ve Bıldırcın Eti:
57. Ve sizi bulutla
gölgelemiştik. Size kudret helvası ve bıldırcm indirmiş ve "Verdiğimiz
helal hoş nimetlerden yeyiniz" (demiştik). Gerçekte onlar bize değil yalnızca
kendilerine kötülük ediyorlardı.
Tefsiri:
Allah (c.c)
İsrailoğullarından defettiği belalardan bahsettikten sonra şimdi de kendilerine
yağdırdığı nimetleri hatırlatarak şöyle buyurmuştur: "Ve sizi bulutla
gölgelemiştik. "
"....."
kelimesi "....."nin çoğuludur. Gökyüzünü "ğamm" ettiğinden,
yani kapatıp görüntüyü engellediğinden dolayı ona bu isim verilmiştir. Manası
"beyaz bulut" tur. İsrailoğullarının çölde şaşkın halde dolaştıkları
dönemde bu bulut Güneş'in sıcağından korunmaları için onlara gölge yapılmıştır.
Nitekim Nesai ve başkalarının İbn Abbas'tan (r.a.) "fitneler hadisi"
adıyla naklettikleri rivayette İbn Abbas (r.a.): "Sonra çölde şaşkın
şaşkın dolaşırlarken onlara beyaz bulutla gölge yapıldı" demiştir.
İbn Ebi Hatim der ki:
İbn Ömer (r.a.), Rebi' b. Enes, Ebu Meclez, Dahhak ve Süddi'den İbn Abbas
(r.a.)'ın sözünün benzeri rivayet edilmiştir.
Hasan-ı Basri ve Katade:
Bu çölde iken oldu. Güneş'e karşı beyaz bulutla gölgelendirildiler,
demişlerdir.
Taberi: Bazıları bunun
daha serin ve daha hoş bir bulut olduğunu söylemişlerdir, demiştir.
İbn Ebi Hatim,
Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: "Ve sizi bulutla gölgelemiştik"
ayetindeki "ğamam" bulut değildi. O, Allah'ın (c. c) kıyamet gününde
getireceği şeydi ve bu (insanlık boyunca) ancak onlara yapıldı.
Benzerini Taberi de
Huzeyfe'den, Sevri ve başkaları Mücahid'den rivayet etmişlerdir.
Allahu A'lem, herhalde o
bilinen buluttan daha iyi, daha hoş ve şeklinin daha güzelolduğunu kastetmektedir.
Nitekim İbn Süneyd, tefsirinde, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet
etmiştir: "Ve sizi bulutla gölgelemiştik"; bu bilinen buluttan daha
serin ve daha hoştur. Allah'ın (c.c) "Onlar, ille de buluttan gölgeler
içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini mi beklerler?" (Bakara, 210)
ayetinde ifade ettiği kıyamet günü getirilecek bulut budur. Bedir günü de
melekler bu bulutla gelmişlerdi. İbn Abbas (r.a.) der ki: Çölde şaşkın
dolaştıkları vakit bu onlarla idi.
Allah (c.c) "Size
kudret helvası .. indirmiştik" buyurmuştur. Müfessirler "menn: kudret
helvası"nın ne olduğu hususunda farklı şeyler söylemişler. Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas'tan (r.a.): Kudret helvası ağaçlarına yağıyordu ve gidip ondan
istedikleri kadar yiyorlardı. Mücahid: Menn yapışkan bir şeydi. İkrime: Allah
(c.c) onlara koyu reçel gibi bir şey indirmişti. Süddi:
İsrailoğulları Musa
(a.s)'a "Ey Musa! Biz su işini nasıl yapacağız? Yiyecek şeyler
nerede?" deyince Allah (c.c) onlara kudret helvası gönderdi. Bu zencefil
ağacının üzerine düşüyordu. Katade: Kudret helvası mahallelerine kar gibi
düşüyordu. Kardan beyaz, baldan tatlıydı. Şafak sökmesinden Güneş doğana kadar
yağardı ve her bir kişi o gün kendisine yetecek kadar alırdı. Daha fazla alırsa
bozulur veya yarına kalmazdı. Haftanın altıncı günü -yani Cuma günü- ise hem
altıncı, hem yedinci gün (cumartesi) için alıyorlardı. Çünkü Cumartesi günü
bayramdı ve o gün kimse yiyecek için çıkmıyor ve onu aramakla meşgulolmuyordu.
Tüm bunlar çölde gerçekleşiyordu. Rebi' b. Enes:
Menn; üzerlerine inen
bal gibi bir sıvıydı. Onu suyla karıştırıp içiyorlardı. Vehb b. Münebbih: Menn;
mısır unundan veya iki defa çekilmiş hurmadan yapılan lavaş ekmeğidir. Taberi,
Şa'bi'den: Sizin bu balınız menn'in yetmişte biridir. Abdurrahman b. Zeyd b.
Eslem: Menn, baldır.
Nitekim Ümeyye b. Ebi
Salt'ın şiirinde de geçmektedir:
Allah hiçbir ekin ve
meyvenin bulunmadığı yerde, Onların helak olacaklarını gördü de, Onlara yağmur
dolu sabah bulutlarını bahşetti.
Bulutların göğsünü, bol
sütlü "haliyye" ve "hur" develeri gibi sıkıverdi de, Onlara
akan bal, taptatlı su, güzel ve yağlz süt bıraktı.
Şiirde geçen; 'natıf'
sıvı; mermur süt ise saf süt demektir.
Özetle; müfessirlerin
menn hakkındaki sözleri birbirine yakındır. Zira bir kısmı yiyecek, bir kısmı
ise içecekle tefsir etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir ya, anlaşıldığı
kadarıyla bundan maksat Allah'ın (c.c), hiçbir çalışma ve uğraşıları olmadan
onlara verdiği hazır yiyecek ve içecekler ile daha başka nimetlerdir. Meşhur
menn (kudret helvası) ise tek başına yendiğinde hem yemek, hem tatlı, suyla
karıştırıldığında hoş bir içecek olur. Başka şeylerle karıştırıldığında ise
çeşit çeşit (yiyecek veya içecek) olur. Fakat ayette kastedilen tek bir şey
değildir. Bunun deli li şu hadislerdir:
[453] Buhari, Said b.
Zeyd (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Kem'e (kızılımtrak beyaz mantar), kudret helvası
türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz için şifddır."
Bu hadisi Ahmed b.
Hanbel, Abdulmelik'in İbn Umeyr'den nakliyle rivayet etmiştir. Ebu Davud
dışındaki kütüb-ü sitte hadis kitapları sahipleri de yine İbn Umeyr’den rivayet
etmişlerdir. Tirmizi; Hasen-sahih hadistir, demiştir. Bunu ayrıca Buhari,
Müslim ve Nesai Amr b. Hars'tan rivayet etmişlerdir.
[454] Tirmizi, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
''Acve (denen güzel hurma) cennet meyvesidir ve zehire karşı şifadır.
Kızılımtrak beyaz mantar ise kudret helvası türünden bir yiyecektir ve suyu göz
için şifadır. " Bunu sadece Tirmizi rivayet etmiş, sonra "Bu,
hasen-garib bir hadistir. Bunu sadece Muhammed b. Amr'ın rivayetinden, bir de
Said b. Amir'in ondan rivayetinden biliyoruz" demiştir.
Bu konuda Said b. Zeyd,
Ebu Said el-Hudri ve Cabir’den rivayetler vardır. Tirmizi böyle demiştir.
[455] Hafız Ebu Bekir b.
Merduyeh, tefsirinde, başka bir tarikle Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet
etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kızılımtrak beyaz mantar,
kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz için şifadır."
buyurdu. Hadis bu kanalla gariptir. Bu, Talha b. Abdurrahman, Vasıtlı ve Ebu
Muhammed künyeli kişidir. Ebu Süleyman el-Müeddib olduğu da söylenmiştir. Hafız
Ebu Ahmed b. Adiyy onun hakkında:
Katade'den mütabea
edilemeyecek şeyler rivayet etmiştir, demiştir.
[456] Tirmizi daha sonra
şöyle demiştir: Bize Muhammed b. Beşşar, ona Muaz b. Hişam, ona babası, ona
Katade, ona Şehr b. Havşeb, ona da Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlattı: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazılarının "kızılımtrak beyaz
mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demeleri üzerine Allah'ın nebisi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kızılımtrak beyaz mantar
kudret helvası türünden bir yiyecektir ve suyu göz için şifadır. Acve de
cennetten bir yiyecektir ve zehirlenmeye karşı şifadır. "
Bu hadisi Nesai de aynı
şekilde Muhammed b. Beşşar'dan başlayan rivayet zinciriyle nakletmiştir. Ayrıca
Muhammed b. Beşşar'ın Gander'den, onun Şu'be'den, onun Ebu Bişr Cafer b.
İyas'tan, onun Şehr b. Havşeb'den, onun Ebu Hureyre (r.a.)'tan bu şekilde
rivayetiyle zikretmiştir. Nesai ayrıca Muhammed b. Beşşar'ın Abdu'l-a'la'dan,
onun Halid el-Hazza'dan, onun Şehr b. Havşeb'den nakliyle, sadece kızılımtrak
beyaz mantar bölümünü rivayet etmiştir. Bunu ayrıca, hem Nesai, hem İbn Mace;
Muhammed b. Beşşar'ın Abdulaziz b. Abdussamed'den, onun Mutr el-Verrak'tan,
onun Şehr’den nakliyle rivayet etmişlerdir. Nesai' deki sadece acve hurması,
İbn Mace'deki her ikisidir. Bu senette Şehr b. Havşeb ile Ebu Hureyre (r.a.)
arasında kopukluk vardır. Zıra Şehr, Ebu Hureyre (r.a.)'tan hadis işitmemiştir.
Bunun delili, Nesai'nin Sünen'inde Velime bahsinde Şehr ile Ebu Hureyre (r.a.)
arasında Abdurrahman b. Ganm adında başka bir raviyle zikrettiği şu hadistir:
[457] Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanlarına geldiğinde sahabiler kızılımtrak beyaz
mantar hakkında konuşuyorlar, bazıları "o, toprağın çiçek
hastalığıdır" diyorlardı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu da
göz için şifadır" buyurdu.
[458] Bu hadis Ebu Said
el-Hudri (r.a.) ile Cabir (r.a.)'tan da rivayet edilmiştir. Nitekim İmam Ahmed
b. Hanbel bu ikisinden şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden
bir yiyecektir, suyu göz için şifadır. Acve (denen güzel hurma) ise cennetten
gelmedir ve zehire karşı şifadır. "
[459] Nesai, yine Velime
babında, Ebu Said el-Hudri (r.a.) ile Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
"Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu
ise göz için şifadır. " Sonra Ahmed b. Hanbel ile Nesai bunu yine bu iki
sahabiden başka bir tarikle rivayet etmişlerdir.
[460] Nesai, Cerir'den;
İbn Mace, Said b. Mesleme'den; bunların her ikisi Cafer b. İyas'tan, o Ebu
Nadra'dan, o Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan -Nesai: ve Cabir'den demiştir-, %nlar
da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'den şöyle rivayet ettiler:
"Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu
göz için şifadır. " Bunu İbn Merdüveyh de, aynen İbn Mace gibi; Ahmed b.
Osman'ın Abbas ed-Devri'den, onun Lahik b. Savab'dan, onun Ammar b. Ruzayk'tan,
onun da A'meş'ten, aynen İbn Mace'nin tarikiyle rivayet etmiştir.
[461] İbn Merdüveyh yine
şöyle demiştir: Bize Ahmed b. Osman, ona Abbas ed-Devri, ona Hasan b. Rebi, ona
Ebu Ahvas, ona A'meş, ona Minhal b. Amr, ona İbn Ebi Leyla, ona da Ebu Said
el-Hudri (r.a.)'tan şöyle ulaştı: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
elinde kızılımtrak beyaz mantarlarla yanımıza geldi ve "Kızılımtrak beyaz
mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göz için şifadır."
buyurdu. Nesai bunu Amr b. Mansur'dan, onun Hasan b. Rebi'den nakliyle
zikretmiştir. Sonra bunu yine İbn Merdüveyh; Abdullah b. İshak'ın Hasan b.
Selam'dan, onun Ubeydullah b. Musa'dan, onun Şeyban'dan, onun A'meş'ten
nakliyle rivayet etmiştir. Bunu ayrıca Nesai; Ahmed b. Osman'dan, onun
Ubeydullah b. Musa'dan nakliyle rivayet etmiştir.
[462] Bu hadis Enes b.
Malik (r.a.) 'tan da rivayet edilmiştir. Nitekim İbn Merdüveyh şöyle demiştir:
Bize Muhammed b. Abdullah b. İbrahim, ona Hamdun b. Ahmed, ona Havsere b.
Eşres, ona Hammad, ona Şuayb b. Hicab, Enes (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı aralarında (İbrahim suresi,
26. ayette kötü söze misal verilen) "gövdesi yerden koparılmış, o yüzden
ayakta durma imkanı olmayan (kötü) bir ağaç" hakkında konuşuyorlardı. Bazıları:
Onun kızılımtrak beyaz mantar olduğunu sanıyoruz, dediler. Bunun üzerine
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kızılımtrak beyaz
mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göze şifadır. Acve
(adındaki güzel hurma) ise cennetten gelmedir ve zehire karşı şifadır. "
Bu hadis asıl itibariyle Hammad b. Seleme'nin nakliyle sabittir. Nitekim
Tirmizi ve Nesai onun tarikiyle bunun bir kısmını rivayet etmişlerdir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[463] Bu Şehr'in İbn
Abbas (r.a.)'tan nakliyle rivayet edilmiştir.
Nitekim yine Nesai,
Velime bahsinde, Ebu Bekir Ahmed b. Ali b. Said'den, o Abdullah b. Avn
el-Harraz'dan, o Ebu Ubeyde el-Haddad'dan, o Abdulcelil b. Atiyye'den, o Şehr'den,
o İbn Abbas'tan (r.a.), o da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle
rivayet etmiştir: "Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir
yiyecektir, suyu göz için şifadır. " Görüldüğü gibi bunda Şehr b. Havşeb
hakkında farklılıklar vardır. Ancak onun bunu hıfzedip bu rivayet kanallarının
tümünden rivayet etmiş olma ihtimali vardır. Nitekim kendisi bazı sahabilerden
hadis işitmiş ve bazılarından kendisine hadisler ulaşmıştır. Çünkü ona kadar
olan senet iyidir, kendisi de kasten yalan söyleyen biri değildir. Zaten
hadisin aslı, daha önce geçtiği gibi, Said b. Zeyd (r.a.)'ın rivayetiyle
sabittir.
Selva'ya gelince; İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir:
Selva, bıldırcın kuşuna
benzeyen bir kuş idi ve İsrailoğulları ondan yiyorlardı. Süddi ise Ebu Malik,
İbn Abbas (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.) ve bazı sahabilerden şöyle rivayet
etmiştir: Selva bıldırcına benzer bir kuş idi. İbn Ebi Hatim, İbn Abbas'tan
(r.a.): Selva bıldırcın kuşunun kendisiydi, dediğini rivayet etmiştir. Mücahid,
Şa'bi, Dahhak, Hasan-ı Basri, İkrime ve Rebi' b. Enes de (Allah hepsine rahmet
eylesin) böyle demişlerdir. İkrime'den şöyle rivayet edilmiştir: Selva cennette
bulunan ve serçeden büyük veya onun kadar olan bir kuştur.
Katade der ki: Selva
kızılımtırak renkte bir kuş idi. Bunu onlara güney rüzgarı getiriyordu. Adam
ondan o gününe yetecek kadar kuş kesiyordu. Daha fazla aldığında bozuluyor ve
yarına kalmıyordu. Hatta haftanın altıncı günü olan Cuma günü geldiğinde
altıncı ve yedinci günler alırlardı. Zira Cumartesi günü ibadet günüydü ve o
günde hiçbir şey için çıkılmaz, hiçbir şey aranmazdı.
Vehb b. Münebbih der ki:
Selva güvercin gibi erli bir kuştu. İsrailoğullarına her Cumartesi günü geliyor
ve onlar da alıyorlardı. Vehb b. Münebbih'ten yine şöyle rivayet edilmiştir:
İsrailoğulları Musa (a.s)'dan et isteyince Allah (c.c): "And olsun onlara
yeryüzünde en az bulunan etten yedireceğim" dedi ve onlara bir rüzgar
gönderdi. Rüzgar gökten onların yaşadıkları yerlere bunlardan saçıyordu. Bunlar
bir mızrak atışı mesafe olan, eni ve boyu birer millik sahaya düşüyorlardı.
İsrailoğulları bundan ertesi gün için biriktirdiler, ancak et ve ekmek bozuldu.
Süddi der ki:
İsrailoğulları çöle girdiklerinde Musa (a.s)'a "Biz burada nasıl
yapacağız? Yiyecek nerede?" deyince Allah (c. c) onlara kudret helvası
indirdi. Bu, zencefil ağacı üzerine yağıyordu. Bir de bıldırcına benzeyen ve
ondan büyük bir kuş olan selvayı gönderdi. İsrailoğullarından her biri gelip
kuşa bakıyor ve etlice ise kesiyor, yoksa bırakıp etlenince kesiyordu.
İsrailoğulları: "Bu, yiyecek. Peki içecek nerede?" dediler. Bunun
üzerine Musa (a.s)'a asasını taşa vurması emredildi. Vurunca taştan on iki
pınar fışkırdı. İsrailoğullarından her bir boy bir kaynaktan içtiler. Bunun
üzerine: "Bu, içecek. Ya gölge nerede?" dediler. Hemen üzerlerini
bulut kapladı. İsrailoğulları "Bu gölge. Ya giyecek nerede?" dediler.
İsrailoğullarının elbiseleri çocukların uzaması gibi kendilerinin uzamasıyla
birlikte uzuyor ve hiç yıpranmıyardu. Allah'ın (c.c) "Sizi bulutla
gölgelemiştik. Size kudret helvası ve bıldırcm indirmiştik" buyruğu ile
"Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur!
demiştik. Derhal (taştan) on iki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı
bildi." (Bakara, 60) buyruğunda anlatılan bunlardır. Vehb b. Münebbih ile
Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'den Süddi'den, söylediğinin benzeri rivayet
edilmiştir.
İbn Cüreyc, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Çölde iken onlara hiç yıpranmayan ve
kirlenmeyen elbiseler yaratıldı. İbn Cüreyc der ki: Kudret helvası ile
bıldırcın etinden bir günlük ihtiyaçlarından fazlasını aldıklarında bunlar
bozulurdu. Ancak Cuma günü, Cumartesi gününün yiyeceğini de alırlardı ve o güne
kadar bozulmazdı.
İbn Atiyye der ki:
Selva, müfessirlerin icmasıyla bir kuştur. Hüzeli onun balolduğunu söylerken
hata etmiştir. Hüzeli buna şu şiiri delil getirmiştir:
Kuvvetli yeminle yemin
ederek dedi ki onlara: Vallahi siz Selva'dan daha lezzetlisiniz. Hüzeli bunun
balolduğunu sanmıştır.
Kurtubi der ki: İcma
iddiası doğru değildir. Çünkü Arapça ve tefsir alimlerinden olan Müerric, selva
baldır demiş, Hüzeli'nin bu beytini delil getirmiş ve bunun Kinanelilerin
lehçesinde böyle olduğunu söylemiştir. Bala, (rahatlama, teselli bulma, eğlenme
gibi manalara gelen kökten türeme bir kelime olan) "selva" adının
verilmesi, onunla rahatlanması ve teselli bulunması sebebiyledir. "Ayn-u
Sülvan: Sülvan pınarı" da buradan gelmektedir. Cevheri: Selva baldır,
demiş ve aynı şekilde Hüzeli'nin beytini delil getirmiştir. Sülvane ise üzerine
yağmur suyu dökülüp aşık tarafından içildiğinde onunla teselli bulacağına ve
rahatlayacağına inanılan bir boncuktur. Şair şöyle demiştir:
Bir bulutun sülvane
üzerindeki suyunu içtim.
Ey Meyy (kadın ismi)!
Yeni yaşamla teselli bulamıyorum.
Bu suyun adı ise
selevan'dır. Bazıları selevan, hüzünlü kişinin içtiğinde rahatladığı bir
ilaçtır ve doktorlar buna müferrih (ferahlatıcı) derler, demişlerdir. Bunlar
şöyle demişlerdir: Sümmana (bıldırcın kuşu) ile difla (yeşil bir ağaç)'da hem
tekil hem çoğul için kullanıldığı gibi, selva da tekil kipinde bir çoğuldur
(tekili ve çoğulu aynıdır).
Halil ise selva (-syL)
nın tekilinin selvatun (ölyL) olduğunu söylemiştir.
Bu görüştekiler buna şu
şiiri delil getirmişlerdir:
Seni hatırladığımda beni
mutlaka bir titreme tutar.
Selvat'ın (bıldırcın
kuşunun), üzerindeki ıslaklıktan dolayı silkinmesi misali. ..
Bunların tümünü Kurtubi
nakletmiştir.
Allah (c.c)'nun
"Verdiğimiz helal hoş nimetlerden yiyiniz" buyruğundaki emir (vacip manasında
olmayıp); izin verme, tavsiye ve yapılan iyiliğin hatırlatılması manasındadır.
"Gerçekte onlar bize değil, yalnızca kendilerine kötülük ediyorlardı.
" Yani; Biz onlara, kendilerine verdiklerimizden yemelerini ve ibadet
etmelerini emretmiştik. Nitekim başka bir ayette "Rabbinizin rızkından
yiyin ve O'na şükredin. " (Sebe, 15) buyurulmuştur. Onlar ise emre karşı
geldiler, inkar ettiler ve böylece kendilerine zulmettiler. Hem de apaçık
ayetlere, kesin mucizelere ve harikulade şeylere tanık oldukları ve gördükleri
halde. İşte burada Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in arkadaşlarının
(Allah onlardan razı olsun) sabır-sebatlarında ve diretmeyişlerinde, diğer
peygamberlerin arkadaşlarına üstünlükleri ortaya çıkmaktadır. Yolculuklarında
ve gazvelerinde onunla (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hep böylelerdi. Bunlardan
biri Tebuk seferiydi. O şiddetli sıcak ve meşakkatli yolculukta herhangi bir
harikuladelik yapmasını veya yeni bir şey türetmesini istemediler. Oysa bunlar
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için kolaydı. Fakat sadece açlık
onları bitkin düşürünce Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
yiyeceklerini çoğaltmasını istediler. Yanlarındaki yiyecekleri toplayıp
getirdiklerinde hepsi sadece bir koyunun çökeceği yer kadar miktar tuttu. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) dua etti, sonra kaplarını doldurmalarını emretti.
Her biri ondan kabını doldurdu. Yine suya ihtiyaçları olunca Allah'a (c. c) dua
ettiler. Hemen ardından bir bulut gelip onlara yağmur yağdırdı. Onlar da
içtiler, hayvanlarına içirdiler ve kaplarını doldurdular. Sonra bir de baktılar
ki yağmur karargahın ötesine bile geçmemiş. Nitekim emre uymanın kemal derecesi
budur; Allah'ın (c.c) kaderiyle birlikte yol almak ve Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i takip etmek.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |