İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

57.ayet

 

Kudret Helvası ve Bıldırcın Eti:

 

57. Ve sizi bulutla gölgelemiştik. Size kudret helvası ve bıldırcm indirmiş ve "Verdiğimiz helal hoş nimetlerden yeyiniz" (demiştik). Gerçekte onlar bize değil yalnızca kendilerine kötülük ediyorlardı.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) İsrailoğullarından defettiği belalardan bahsettikten sonra şimdi de kendilerine yağdırdığı nimetleri hatırlatarak şöyle buyurmuştur: "Ve sizi bulutla gölgelemiştik. "

 

"....." kelimesi "....."nin çoğuludur. Gökyüzünü "ğamm" ettiğinden, yani kapatıp görüntüyü engellediğinden dolayı ona bu isim verilmiştir. Manası "beyaz bulut" tur. İsrailoğullarının çölde şaşkın halde dolaştıkları dönemde bu bulut Güneş'in sıcağından korunmaları için onlara gölge yapılmıştır. Nitekim Nesai ve başkalarının İbn Abbas'tan (r.a.) "fitneler hadisi" adıyla naklettikleri rivayette İbn Abbas (r.a.): "Sonra çölde şaşkın şaşkın dolaşırlarken onlara beyaz bulutla gölge yapıldı" demiştir.

 

İbn Ebi Hatim der ki: İbn Ömer (r.a.), Rebi' b. Enes, Ebu Meclez, Dahhak ve Süddi'den İbn Abbas (r.a.)'ın sözünün benzeri rivayet edilmiştir.

Hasan-ı Basri ve Katade: Bu çölde iken oldu. Güneş'e karşı beyaz bulutla gölgelendirildiler, demişlerdir.

 

Taberi: Bazıları bunun daha serin ve daha hoş bir bulut olduğunu söylemişlerdir, demiştir.

 

İbn Ebi Hatim, Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: "Ve sizi bulutla gölgelemiştik" ayetindeki "ğamam" bulut değildi. O, Allah'ın (c. c) kıyamet gününde getireceği şeydi ve bu (insanlık boyunca) ancak onlara yapıldı.

 

Benzerini Taberi de Huzeyfe'den, Sevri ve başkaları Mücahid'den rivayet etmişlerdir.

 

Allahu A'lem, herhalde o bilinen buluttan daha iyi, daha hoş ve şeklinin daha güzelolduğunu kastetmektedir. Nitekim İbn Süneyd, tefsirinde, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ve sizi bulutla gölgelemiştik"; bu bilinen buluttan daha serin ve daha hoştur. Allah'ın (c.c) "Onlar, ille de buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini mi beklerler?" (Bakara, 210) ayetinde ifade ettiği kıyamet günü getirilecek bulut budur. Bedir günü de melekler bu bulutla gelmişlerdi. İbn Abbas (r.a.) der ki: Çölde şaşkın dolaştıkları vakit bu onlarla idi.

 

Allah (c.c) "Size kudret helvası .. indirmiştik" buyurmuştur. Müfessirler "menn: kudret helvası"nın ne olduğu hususunda farklı şeyler söylemişler. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas'tan (r.a.): Kudret helvası ağaçlarına yağıyordu ve gidip ondan istedikleri kadar yiyorlardı. Mücahid: Menn yapışkan bir şeydi. İkrime: Allah (c.c) onlara koyu reçel gibi bir şey indirmişti. Süddi:

 

İsrailoğulları Musa (a.s)'a "Ey Musa! Biz su işini nasıl yapacağız? Yiyecek şeyler nerede?" deyince Allah (c.c) onlara kudret helvası gönderdi. Bu zencefil ağacının üzerine düşüyordu. Katade: Kudret helvası mahallelerine kar gibi düşüyordu. Kardan beyaz, baldan tatlıydı. Şafak sökmesinden Güneş doğana kadar yağardı ve her bir kişi o gün kendisine yetecek kadar alırdı. Daha fazla alırsa bozulur veya yarına kalmazdı. Haftanın altıncı günü -yani Cuma günü- ise hem altıncı, hem yedinci gün (cumartesi) için alıyorlardı. Çünkü Cumartesi günü bayramdı ve o gün kimse yiyecek için çıkmıyor ve onu aramakla meşgulolmuyordu. Tüm bunlar çölde gerçekleşiyordu. Rebi' b. Enes:

Menn; üzerlerine inen bal gibi bir sıvıydı. Onu suyla karıştırıp içiyorlardı. Vehb b. Münebbih: Menn; mısır unundan veya iki defa çekilmiş hurmadan yapılan lavaş ekmeğidir. Taberi, Şa'bi'den: Sizin bu balınız menn'in yetmişte biridir. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem: Menn, baldır.

 

Nitekim Ümeyye b. Ebi Salt'ın şiirinde de geçmektedir:

 

Allah hiçbir ekin ve meyvenin bulunmadığı yerde, Onların helak olacaklarını gördü de, Onlara yağmur dolu sabah bulutlarını bahşetti.

 

Bulutların göğsünü, bol sütlü "haliyye" ve "hur" develeri gibi sıkıverdi de, Onlara akan bal, taptatlı su, güzel ve yağlz süt bıraktı.

 

Şiirde geçen; 'natıf' sıvı; mermur süt ise saf süt demektir.

Özetle; müfessirlerin menn hakkındaki sözleri birbirine yakındır. Zira bir kısmı yiyecek, bir kısmı ise içecekle tefsir etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir ya, anlaşıldığı kadarıyla bundan maksat Allah'ın (c.c), hiçbir çalışma ve uğraşıları olmadan onlara verdiği hazır yiyecek ve içecekler ile daha başka nimetlerdir. Meşhur menn (kudret helvası) ise tek başına yendiğinde hem yemek, hem tatlı, suyla karıştırıldığında hoş bir içecek olur. Başka şeylerle karıştırıldığında ise çeşit çeşit (yiyecek veya içecek) olur. Fakat ayette kastedilen tek bir şey değildir. Bunun deli li şu hadislerdir:

 

 

[453] Buhari, Said b. Zeyd (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kem'e (kızılımtrak beyaz mantar), kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz için şifddır."

 

Bu hadisi Ahmed b. Hanbel, Abdulmelik'in İbn Umeyr'den nakliyle rivayet etmiştir. Ebu Davud dışındaki kütüb-ü sitte hadis kitapları sahipleri de yine İbn Umeyr’den rivayet etmişlerdir. Tirmizi; Hasen-sahih hadistir, demiştir. Bunu ayrıca Buhari, Müslim ve Nesai Amr b. Hars'tan rivayet etmişlerdir.

 

 

[454] Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a.)'tan: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Acve (denen güzel hurma) cennet meyvesidir ve zehire karşı şifadır. Kızılımtrak beyaz mantar ise kudret helvası türünden bir yiyecektir ve suyu göz için şifadır. " Bunu sadece Tirmizi rivayet etmiş, sonra "Bu, hasen-garib bir hadistir. Bunu sadece Muhammed b. Amr'ın rivayetinden, bir de Said b. Amir'in ondan rivayetinden biliyoruz" demiştir.

 

Bu konuda Said b. Zeyd, Ebu Said el-Hudri ve Cabir’den rivayetler vardır. Tirmizi böyle demiştir.

 

 

[455] Hafız Ebu Bekir b. Merduyeh, tefsirinde, başka bir tarikle Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz için şifadır." buyurdu. Hadis bu kanalla gariptir. Bu, Talha b. Abdurrahman, Vasıtlı ve Ebu Muhammed künyeli kişidir. Ebu Süleyman el-Müeddib olduğu da söylenmiştir. Hafız Ebu Ahmed b. Adiyy onun hakkında:

 

Katade'den mütabea edilemeyecek şeyler rivayet etmiştir, demiştir.

 

 

[456] Tirmizi daha sonra şöyle demiştir: Bize Muhammed b. Beşşar, ona Muaz b. Hişam, ona babası, ona Katade, ona Şehr b. Havşeb, ona da Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlattı: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazılarının "kızılımtrak beyaz mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demeleri üzerine Allah'ın nebisi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir ve suyu göz için şifadır. Acve de cennetten bir yiyecektir ve zehirlenmeye karşı şifadır. "

 

Bu hadisi Nesai de aynı şekilde Muhammed b. Beşşar'dan başlayan rivayet zinciriyle nakletmiştir. Ayrıca Muhammed b. Beşşar'ın Gander'den, onun Şu'be'den, onun Ebu Bişr Cafer b. İyas'tan, onun Şehr b. Havşeb'den, onun Ebu Hureyre (r.a.)'tan bu şekilde rivayetiyle zikretmiştir. Nesai ayrıca Muhammed b. Beşşar'ın Abdu'l-a'la'dan, onun Halid el-Hazza'dan, onun Şehr b. Havşeb'den nakliyle, sadece kızılımtrak beyaz mantar bölümünü rivayet etmiştir. Bunu ayrıca, hem Nesai, hem İbn Mace; Muhammed b. Beşşar'ın Abdulaziz b. Abdussamed'den, onun Mutr el-Verrak'tan, onun Şehr’den nakliyle rivayet etmişlerdir. Nesai' deki sadece acve hurması, İbn Mace'deki her ikisidir. Bu senette Şehr b. Havşeb ile Ebu Hureyre (r.a.) arasında kopukluk vardır. Zıra Şehr, Ebu Hureyre (r.a.)'tan hadis işitmemiştir. Bunun delili, Nesai'nin Sünen'inde Velime bahsinde Şehr ile Ebu Hureyre (r.a.) arasında Abdurrahman b. Ganm adında başka bir raviyle zikrettiği şu hadistir:

 

 

[457] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanlarına geldiğinde sahabiler kızılımtrak beyaz mantar hakkında konuşuyorlar, bazıları "o, toprağın çiçek hastalığıdır" diyorlardı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu da göz için şifadır" buyurdu. 

 

 

[458] Bu hadis Ebu Said el-Hudri (r.a.) ile Cabir (r.a.)'tan da rivayet edilmiştir. Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel bu ikisinden şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göz için şifadır. Acve (denen güzel hurma) ise cennetten gelmedir ve zehire karşı şifadır. "

 

 

[459] Nesai, yine Velime babında, Ebu Said el-Hudri (r.a.) ile Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden bir yiyecektir. Suyu ise göz için şifadır. " Sonra Ahmed b. Hanbel ile Nesai bunu yine bu iki sahabiden başka bir tarikle rivayet etmişlerdir.

 

 

[460] Nesai, Cerir'den; İbn Mace, Said b. Mesleme'den; bunların her ikisi Cafer b. İyas'tan, o Ebu Nadra'dan, o Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan -Nesai: ve Cabir'den demiştir-, %nlar da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'den şöyle rivayet ettiler: "Kızılımtrak beyaz mantar, kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göz için şifadır. " Bunu İbn Merdüveyh de, aynen İbn Mace gibi; Ahmed b. Osman'ın Abbas ed-Devri'den, onun Lahik b. Savab'dan, onun Ammar b. Ruzayk'tan, onun da A'meş'ten, aynen İbn Mace'nin tarikiyle rivayet etmiştir.

 

 

[461] İbn Merdüveyh yine şöyle demiştir: Bize Ahmed b. Osman, ona Abbas ed-Devri, ona Hasan b. Rebi, ona Ebu Ahvas, ona A'meş, ona Minhal b. Amr, ona İbn Ebi Leyla, ona da Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle ulaştı: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elinde kızılımtrak beyaz mantarlarla yanımıza geldi ve "Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göz için şifadır." buyurdu. Nesai bunu Amr b. Mansur'dan, onun Hasan b. Rebi'den nakliyle zikretmiştir. Sonra bunu yine İbn Merdüveyh; Abdullah b. İshak'ın Hasan b. Selam'dan, onun Ubeydullah b. Musa'dan, onun Şeyban'dan, onun A'meş'ten nakliyle rivayet etmiştir. Bunu ayrıca Nesai; Ahmed b. Osman'dan, onun Ubeydullah b. Musa'dan nakliyle rivayet etmiştir.

 

 

[462] Bu hadis Enes b. Malik (r.a.) 'tan da rivayet edilmiştir. Nitekim İbn Merdüveyh şöyle demiştir: Bize Muhammed b. Abdullah b. İbrahim, ona Hamdun b. Ahmed, ona Havsere b. Eşres, ona Hammad, ona Şuayb b. Hicab, Enes (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı aralarında (İbrahim suresi, 26. ayette kötü söze misal verilen) "gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkanı olmayan (kötü) bir ağaç" hakkında konuşuyorlardı. Bazıları: Onun kızılımtrak beyaz mantar olduğunu sanıyoruz, dediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göze şifadır. Acve (adındaki güzel hurma) ise cennetten gelmedir ve zehire karşı şifadır. " Bu hadis asıl itibariyle Hammad b. Seleme'nin nakliyle sabittir. Nitekim Tirmizi ve Nesai onun tarikiyle bunun bir kısmını rivayet etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[463] Bu Şehr'in İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle rivayet edilmiştir.

Nitekim yine Nesai, Velime bahsinde, Ebu Bekir Ahmed b. Ali b. Said'den, o Abdullah b. Avn el-Harraz'dan, o Ebu Ubeyde el-Haddad'dan, o Abdulcelil b. Atiyye'den, o Şehr'den, o İbn Abbas'tan (r.a.), o da Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Kızılımtrak beyaz mantar kudret helvası türünden bir yiyecektir, suyu göz için şifadır. " Görüldüğü gibi bunda Şehr b. Havşeb hakkında farklılıklar vardır. Ancak onun bunu hıfzedip bu rivayet kanallarının tümünden rivayet etmiş olma ihtimali vardır. Nitekim kendisi bazı sahabilerden hadis işitmiş ve bazılarından kendisine hadisler ulaşmıştır. Çünkü ona kadar olan senet iyidir, kendisi de kasten yalan söyleyen biri değildir. Zaten hadisin aslı, daha önce geçtiği gibi, Said b. Zeyd (r.a.)'ın rivayetiyle sabittir.

Selva'ya gelince; İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir:

 

Selva, bıldırcın kuşuna benzeyen bir kuş idi ve İsrailoğulları ondan yiyorlardı. Süddi ise Ebu Malik, İbn Abbas (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.) ve bazı sahabilerden şöyle rivayet etmiştir: Selva bıldırcına benzer bir kuş idi. İbn Ebi Hatim, İbn Abbas'tan (r.a.): Selva bıldırcın kuşunun kendisiydi, dediğini rivayet etmiştir. Mücahid, Şa'bi, Dahhak, Hasan-ı Basri, İkrime ve Rebi' b. Enes de (Allah hepsine rahmet eylesin) böyle demişlerdir. İkrime'den şöyle rivayet edilmiştir: Selva cennette bulunan ve serçeden büyük veya onun kadar olan bir kuştur.

Katade der ki: Selva kızılımtırak renkte bir kuş idi. Bunu onlara güney rüzgarı getiriyordu. Adam ondan o gününe yetecek kadar kuş kesiyordu. Daha fazla aldığında bozuluyor ve yarına kalmıyordu. Hatta haftanın altıncı günü olan Cuma günü geldiğinde altıncı ve yedinci günler alırlardı. Zira Cumartesi günü ibadet günüydü ve o günde hiçbir şey için çıkılmaz, hiçbir şey aranmazdı.

 

Vehb b. Münebbih der ki: Selva güvercin gibi erli bir kuştu. İsrailoğullarına her Cumartesi günü geliyor ve onlar da alıyorlardı. Vehb b. Münebbih'ten yine şöyle rivayet edilmiştir: İsrailoğulları Musa (a.s)'dan et isteyince Allah (c.c): "And olsun onlara yeryüzünde en az bulunan etten yedireceğim" dedi ve onlara bir rüzgar gönderdi. Rüzgar gökten onların yaşadıkları yerlere bunlardan saçıyordu. Bunlar bir mızrak atışı mesafe olan, eni ve boyu birer millik sahaya düşüyorlardı. İsrailoğulları bundan ertesi gün için biriktirdiler, ancak et ve ekmek bozuldu.

 

Süddi der ki: İsrailoğulları çöle girdiklerinde Musa (a.s)'a "Biz burada nasıl yapacağız? Yiyecek nerede?" deyince Allah (c. c) onlara kudret helvası indirdi. Bu, zencefil ağacı üzerine yağıyordu. Bir de bıldırcına benzeyen ve ondan büyük bir kuş olan selvayı gönderdi. İsrailoğullarından her biri gelip kuşa bakıyor ve etlice ise kesiyor, yoksa bırakıp etlenince kesiyordu. İsrailoğulları: "Bu, yiyecek. Peki içecek nerede?" dediler. Bunun üzerine Musa (a.s)'a asasını taşa vurması emredildi. Vurunca taştan on iki pınar fışkırdı. İsrailoğullarından her bir boy bir kaynaktan içtiler. Bunun üzerine: "Bu, içecek. Ya gölge nerede?" dediler. Hemen üzerlerini bulut kapladı. İsrailoğulları "Bu gölge. Ya giyecek nerede?" dediler. İsrailoğullarının elbiseleri çocukların uzaması gibi kendilerinin uzamasıyla birlikte uzuyor ve hiç yıpranmıyardu. Allah'ın (c.c) "Sizi bulutla gölgelemiştik. Size kudret helvası ve bıldırcm indirmiştik" buyruğu ile "Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) on iki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi." (Bakara, 60) buyruğunda anlatılan bunlardır. Vehb b. Münebbih ile Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'den Süddi'den, söylediğinin benzeri rivayet edilmiştir.

 

İbn Cüreyc, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Çölde iken onlara hiç yıpranmayan ve kirlenmeyen elbiseler yaratıldı. İbn Cüreyc der ki: Kudret helvası ile bıldırcın etinden bir günlük ihtiyaçlarından fazlasını aldıklarında bunlar bozulurdu. Ancak Cuma günü, Cumartesi gününün yiyeceğini de alırlardı ve o güne kadar bozulmazdı.

 

İbn Atiyye der ki: Selva, müfessirlerin icmasıyla bir kuştur. Hüzeli onun balolduğunu söylerken hata etmiştir. Hüzeli buna şu şiiri delil getirmiştir:

 

Kuvvetli yeminle yemin ederek dedi ki onlara: Vallahi siz Selva'dan daha lezzetlisiniz. Hüzeli bunun balolduğunu sanmıştır.

 

Kurtubi der ki: İcma iddiası doğru değildir. Çünkü Arapça ve tefsir alimlerinden olan Müerric, selva baldır demiş, Hüzeli'nin bu beytini delil getirmiş ve bunun Kinanelilerin lehçesinde böyle olduğunu söylemiştir. Bala, (rahatlama, teselli bulma, eğlenme gibi manalara gelen kökten türeme bir kelime olan) "selva" adının verilmesi, onunla rahatlanması ve teselli bulunması sebebiyledir. "Ayn-u Sülvan: Sülvan pınarı" da buradan gelmektedir. Cevheri: Selva baldır, demiş ve aynı şekilde Hüzeli'nin beytini delil getirmiştir. Sülvane ise üzerine yağmur suyu dökülüp aşık tarafından içildiğinde onunla teselli bulacağına ve rahatlayacağına inanılan bir boncuktur. Şair şöyle demiştir:

 

Bir bulutun sülvane üzerindeki suyunu içtim.

Ey Meyy (kadın ismi)! Yeni yaşamla teselli bulamıyorum.

 

Bu suyun adı ise selevan'dır. Bazıları selevan, hüzünlü kişinin içtiğinde rahatladığı bir ilaçtır ve doktorlar buna müferrih (ferahlatıcı) derler, demişlerdir. Bunlar şöyle demişlerdir: Sümmana (bıldırcın kuşu) ile difla (yeşil bir ağaç)'da hem tekil hem çoğul için kullanıldığı gibi, selva da tekil kipinde bir çoğuldur (tekili ve çoğulu aynıdır).

 

Halil ise selva (-syL) nın tekilinin selvatun (ölyL) olduğunu söylemiştir.

Bu görüştekiler buna şu şiiri delil getirmişlerdir:

 

Seni hatırladığımda beni mutlaka bir titreme tutar.

 

Selvat'ın (bıldırcın kuşunun), üzerindeki ıslaklıktan dolayı silkinmesi misali. ..

Bunların tümünü Kurtubi nakletmiştir.

 

Allah (c.c)'nun "Verdiğimiz helal hoş nimetlerden yiyiniz" buyruğundaki emir (vacip manasında olmayıp); izin verme, tavsiye ve yapılan iyiliğin hatırlatılması manasındadır. "Gerçekte onlar bize değil, yalnızca kendilerine kötülük ediyorlardı. " Yani; Biz onlara, kendilerine verdiklerimizden yemelerini ve ibadet etmelerini emretmiştik. Nitekim başka bir ayette "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. " (Sebe, 15) buyurulmuştur. Onlar ise emre karşı geldiler, inkar ettiler ve böylece kendilerine zulmettiler. Hem de apaçık ayetlere, kesin mucizelere ve harikulade şeylere tanık oldukları ve gördükleri halde. İşte burada Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in arkadaşlarının (Allah onlardan razı olsun) sabır-sebatlarında ve diretmeyişlerinde, diğer peygamberlerin arkadaşlarına üstünlükleri ortaya çıkmaktadır. Yolculuklarında ve gazvelerinde onunla (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hep böylelerdi. Bunlardan biri Tebuk seferiydi. O şiddetli sıcak ve meşakkatli yolculukta herhangi bir harikuladelik yapmasını veya yeni bir şey türetmesini istemediler. Oysa bunlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) için kolaydı. Fakat sadece açlık onları bitkin düşürünce Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den yiyeceklerini çoğaltmasını istediler. Yanlarındaki yiyecekleri toplayıp getirdiklerinde hepsi sadece bir koyunun çökeceği yer kadar miktar tuttu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dua etti, sonra kaplarını doldurmalarını emretti. Her biri ondan kabını doldurdu. Yine suya ihtiyaçları olunca Allah'a (c. c) dua ettiler. Hemen ardından bir bulut gelip onlara yağmur yağdırdı. Onlar da içtiler, hayvanlarına içirdiler ve kaplarını doldurdular. Sonra bir de baktılar ki yağmur karargahın ötesine bile geçmemiş. Nitekim emre uymanın kemal derecesi budur; Allah'ın (c.c) kaderiyle birlikte yol almak ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i takip etmek.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

58. (İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada dilediğiniz yerde bol bol yiyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!" (Ya Rabbi bizi affet) deyin ki sizin hatalarınızı bağışlayalım; zıra biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik.

59. Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, itaat dışına çıktıkları için zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.