|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 78, 79.ayetler |
Tevrat'ı
Tahrifleri:
78. İçlerinde birtakım
ümmiler vardır ki Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan daima
şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar.
79. Elleriyle (bir)
kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah
katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay
haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"İçlerinde" yani Ehl-i kitap'tan "birtakım ümmiler vardır
ki..." Ümmiyyun; ümmı'nin çoğuludur. Ümmı, okuma yazmayı iyi bilmeyen
kimseye denir. Ebu Aliye, Rebi’ b. Enes, Katade, İbrahim en-Nehai ve pek çok
kişi böyle demiştir. Nitekim sonrasındaki "Kitab'ı bilmezler. Bütün
bildikleri kulaktan daima şeylerdir. " ifadesinin zahirinden anlaşılan da
budur. Yani Tevrat'ta neler vardır, onu bilmezler. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in niteliklerinden biri de onun ümmiliğidir. Zıra Allah'ın (c.c)
buyurduğu gibi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) okuma yazma
bilmiyordu: "Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın.
Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı. " (Ankebut , 48)
[491] Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Biz ümmi bir topluluğuz.
Ne yazarız ne de hesap
biliriz. Ay şu kadar ve şu kadardır. " buyurmuştur. Yani ibadetlerimiz ve
onların vakitleri hususunda yazıya ve hesaba ihtiyaç duymayız. Allah (c.c) da
şöyle buyurur: "Ümmilere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları
temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen
O'dur." (Cuma, 2)
İmam Taberi der ki:
Araplar okuma yazma bilmeyen kişiyi cehalette babasına değil annesine nispet
ederler. İbn Abbas (r.a.)'dan "İçlerinde birtakım ümmiler vardır ki"
ayeti hakkında farklı bir görüş rivayet edilmiştir; o da şudur: Ümmiler
Allah'ın (c.c) gönderdiği hiçbir peygamberi tasdik etmeyen ve indirdiği hiçbir
kitaba inanmayan, sonra da elleriyle bir kitap yazıp cahil ve bayağı insanlara
"Bu Allah katındandır" diyen birtakım kimselerdir. Okuma yazma
bilmelerine rağmen, Allah'ın kitaplarını ve peygamberlerini inkar etmelerinden
dolayı Allah (c.c) onlardan ümmi diye bahsetmiştir.
Taberi ardından şöyle
der: Bu, araplar arasındaki yaygın olarak bilinene aykırı bir te'vildir. Çünkü
Araplarda ümmı, yazı yazamayan kişiye denir. Ben derim ki: Kaldı ki İbn Abbas
(r.a.)'dan bu senetle gelen sözün sıhhati su götürür. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
"Bütün bildikleri
temennilerdir (.....)" İbn Ebu Talha, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
Emani’den kasıt, dedikodulardır. Dahhak. İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
Dilleriyle söyledikleri yalan şeylerdir. Mücahid: Yalan sözlerdir, der. İbn
Cüreyc, Mücahid’den şöyle nakleder: Yahudilerden bazıları Tevrat hakkında
hiçbir şey bilmiyorlar ve Allah'ın kitabında olmayan şeyler hakkında tamamen
zanla konuşuyorlardı. Olmasını temenni ettikleri şeyleri söyleyip 'bu Allah'ın
kitabındandır' diyorlardı. Hasan-ı Basri'den buna benzer bir rivayet vardır.
Ebu Aliye, Rebi’ b. Enes
ve Katade şöyle derler: Allah'ın kendilerine hak etmedikleri şeyleri vermesi
temennisine kapılıyorlardı. Abdurrahman b. Zeyd der ki: 'Temenni etmeleri'
kitap ehlinden olmadıkları halde onlardan olduklarını söylemeleridir.
Taberi: Doğruya en
yakını Dahhak'ın İbn Abbas (radıyallahuanh)'dan naklettiği görüştür, demiştir.
Mücahid: Allah'ın (c. c) bahsettiği ümmiler, Allah'ın (c.c) Musa (a.s)'a
indirdiği kitaptan hiçbir şeyanlamayan, sadece yalanlar üreten, iftira olarak
asılsız şeyler uyduranlardır.
Bu durumda 'temenni',
yalan uydurmak ve türetmek manasına gelir.
Mesela Hz. Osman
(r.a.)'ın "(İslam'a girdiğimden bu yana) hiç boş eğlence ve temenni
yapmadım" sözünün manası 'asılsız bir söz türetmedim, yalan
uydurmadım'dır.
Denilir ki: Hem
'emaniyye' şeklinde şeddeli, hem "emaniye" şeklinde şeddesiz okunan
bu kelime "tilavet etmek, okumak" manasına gelir. Bu durumda istisna
munkatı' olur. Okuma manasına gelmesine Allah'ın (c.c) "(Ey Muhammed!)
Biz, senden önce hiçbir Rasul ve nebi göndermedik ki o, bir temennide
bulunduğunda (.....) -yani Allah'ın kitabından bir şey okuduğu nda- şeytan onun
dileğine ille de (beşerf arzular) katmaya kalkışmasın." (Hacc, 52) buyruğu
şahid getirilmiştir. Şair Ka'b b. Malik de şöyle der:
Gece başında Allah'ın
Kitabı'nı temenni etti (okudu). Gece sonunda ise kaderin hükmüyle karşılaştı.
Başka biri de şöyle der:
Gecenin sonunda Allah'ın Kitabı'nı temenni etti (okudu). Davud'un Zebur'u ağır
ağır temenni ediş! (okuyuşu) gibi.
Muhammed b. İshak, İbn
Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Bütün bildikleri temennilerdir. Onlar
sadece zan ve tahminde bulunuyorlar." Yani onlar kitaplarında olanları
bilmezler ve senin peygamberliğini zanna dayanarak inkar ederler. Mücahid: Yani
yalan söylerler, der. Katade, Ebu Aliye ve Rebi’ b. Enes: Hiçbir hakikate
dayanmaksızın birtakım zanlarda bulunurlar, der.
"Elleriyle (bir)
kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah
katındandır" diyenlere veyl olsun! .. " Bu ayet de Yahudilerin başka
bir zümresinden bahsetmektedir ki onlar, insanları sapıklığa çağıran ve bu
yolda Allah (c.c) adına yalan ve iftiralar türeten, insanların mallarını
haksızca yiyen kimselerdir.
"Veyl olsun ...
". Veyl; helak ve yıkım manasına gelmekte olup, arapçada meşhur bir kelimedir.
Zeyyad b. Feyyaz, Ebu İyaz'dan şöyle işittiğini söyler:
Veyl cehennem'in dibinde
bulunan bir irindir. Ata b. Yesar: Veyl cehennem' de öyle bir deredir ki orada
dağlar yürütülse erir.
[492] İbn Ebi Hatim de
Ebu Said el-Hudri (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Veyl cehennem 'de öyle bir
deredir ki kafir kırk yıl boyunca aşağı doğru düşer de onun dibine ancak
ulaşabilir. " Bunu Tirmizi; 'Abd b. Humeyd'den, o Hasan b. Musa'dan, o İbn
Lühey'a'dan, o da Derrac'dan ... ' rivayet etmiştir. Tirmizi: Bu gariptir.
Sadece İbn Lühey'a'nın nakliyle biliyoruz, demiştir. Ben derim ki: Gördüğün
gibi İbn Lühey'a rivayette infirat etmemiştir. Asıl sorun sonrasındaki kişi
(Derrac)dır. Hadisin babı, senetle Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in sözü olarak rivayeti münkerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[493] İmam Taberi, Hz.
Osman (r.a.)'dan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
"Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından
ötürü vay haline onların!" ayetiyle ilgili şöyle buyurduğunu nakleder:
"Veyl cehennem'de bir dağdır. Yahudiler hakkında inen ayette bildirilen
budur. Çünkü onlar Tevrat'ı tahrif ettiler; hoşlarına gidenleri ekleyip
hoşlarına gitmeyenleri ondan sildiler. Tevrat'tan Muhammed ismini de sildiler.
Onun için Allah (c.c) onlara gazap etti ve Tevrat'ın bir kısmını onlardan aldı.
Bu yüzden Allah (c.c) "Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların!
Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!" buyurdu. " Bu da çok
gariptir.
İbn Abbas (r.a.)'dan
yapılan rivayete göre: Veyl kızgın azaptır, demiştir. Halil b. Ahmed: Veyl
azgın şerre denir, der. Sibeveyh: Veyl helak olan kimse, veyh ise helakın
kıyısında bulunan kimse için kullanılır, der. Esmai: Veyl acıdan dolayı inleme,
veyh ise kendini acındırma ifadesidir, der. Başka biri: Veyl hüzün demektir,
der. Halil de: Veyh (.....), Veyş, Veyh (.....), Veyk ve veyb de veyl anlamına
gelen kelimelerdir, der. Bazıları ise bunlar arasında fark gözetirler. Kimisi:
Nekire olduğu halde bunun mübteda yapılmasının sebebi (bed)dua manası
taşımasından dolayıdır, demiştir. Kimisi ise "....." şeklinde mansup
(ötre yerine üstün) okumayı caiz görmüştür ki o durumda mana "onları veyl
halinden ayırma" olur. Ben derim ki: Fakat hiç kimse bu şekilde
okumamıştır.
İkrime, İbn Abbas
(r.a.)'dan şöyle nakleder: Kitabı elleriyle yazanlardan maksat Yahudi din
bilginleridir. Katade de böyle demiştir. Abdurrahman b. Alkame der ki: İbn
Abbas (r.a.)'a "Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel
karşılığında satmak için 'Bu Allah katındandır' diyenlere veyl olsun! .. "
ayetini sordum. "Müşrikler ve Ehl-i kitap hakkında nazil oldu" dedi.
Süddi der ki: Bazı Yahudiler bir kitap yazmışlardı. Az bir para alabilmek için
bunu Araplara satıyorlar ve onlara bunun Allah (c.c) katından olduğunu
söylüyorlardı.
Zühri, Ubeydullah b.
Abdullah'ın İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle naklettiğini rivayet etmiştir: "Ey
Müslümanlar! Allah'ın peygamberine indirdiği kitabınız, hiçbir şey karışmamış
ve tertemiz halde olup en yeni haberleri içermekte iken siz nasılolur da
Yahudilere sorarsınız? Oysa Allah (c.c) size kitap ehlinin Allah'ın kitabını
tahrif ettiklerini ve değiştirdiklerini, az bir para kazanmak için kendi
elleriyle kitap yazıp 'bu Allah katındandır' dediklerini haber verdi. Size
gelen bu bilgiler sizi onlara soru sormaktan men etmiyor mu? Hayır Vallahi,
onlardan hiçbirinin size indirilen hakkında size bir şey sorduğunu
bilmiyorum". Bunu Buhari, Zühri kanalıyla birçok tarikten rivayet
etmiştir. Hasan-ı Basri: 'Az bir bedel', içindeki her şeyiyle dünyanın
hepsidir, der.
"Elleriyle
yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline
onların!" Yani elleriyle yazdıkları yalan, bühtan ve iftiralardan dolayı
onlara veyl olsun! Yedikleri haram maldan dolayı da onlara veyl olsun. Nitekim
Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
"Onlara veyl
olsun", yani; kendi elleriyle yazdıkları yalanlardan dolayı azap
çeksinler. Basit ve cahil insanları ve başkalarını aldatarak yediklerinden
dolayı onlara azap olsun.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
82. İman edip yararlı iş yapanlara gelince onlar da cennetliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.