|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 94 – 96.ayetler |
Yahudiler
insanların Hayata En Düşkünleridirler:
94. Onlara "şayet
ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda
doğru iseniz haydi ölümü temenni edin" de.
95. Onlar, kendi
elleriyle yapmış oldukları işler sebebiyle hiçbir zaman ölümü temenni
etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir.
96. Yemin olsun ki sen
onları, yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Müşriklerden daha
düşkündürler. Her biri de arzular ki bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması hiç
kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz
görür.
Tefsiri:
Muhammed b. İshak, Said
b. Cübeyr (veya İkrime) kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
"Onlara de ki: 'şayet ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de
yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni
edin." Yani "Siz ve bizden hangisi daha yalancıysa ölsün"
diyerek ölüm bedduası edin. Ancak onlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile böyle bir şey yapmaya yanaşmadılar. "Onlar kendi elleriyle
işlemiş oldukları işler sebebiyle", yani; seninle ilgili hakikatleri
bilmelerine rağmen inkar ettiklerinden dolayı "hiçbir zaman ölümü temenni
etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir. " Kur'an onlara böyle dediği
gün ölümü temenni etselerdi yeryüzünde hiçbir Yahudi kalmayıp hepsi ölecekti.
Dahhak'ın rivayetine
göre ise İbn Abbas (r.a.): "Ölümü temenni edin" ifadesini "ölümü
isteyin" diye tefsir etmiştir.
Abdurrezzak, İkrime'den
şöyle nakleder: Yahudiler ölümü temenni edecek olsalardı anında öleceklerdi.
İbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
Ölümü temenni etselerdi, her birinin salyası akacaktı (ölecekti). İbn Abbas
(r.a.)'a varan bu senetler sahihtir.
[508] İmam Taberi
tefsirinde şöyle der: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bize kadar
ulaşan bilgiye göre Yahudiler ölümü temenni etselerdi hemen ölecekler ve
cehennem' deki yerlerini göreceklerdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ile mübahale edenler (karşılıklı beddualaşanlar) evlerine döndüklerinde aile
efradından ve mallarından hiçbir şey bulamayacaklardı. Bize bu, İbn Abbas
(r.a.)'a kadar ulaşan senetle, onun Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den nakliyle ulaştı. Bunu Ahmed b. Hanbel de başka bir senetle rivayet
etmiştir.
İbn Ebi Hatim, Amir b.
Mansur'dan şöyle nakleder. Hasan-ı Basrl'ye "Onlar kendi elleriyle önceden
yaptıkları işler sebebiyle hiçbir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir."
ayetiyle ilgili olarak "Onlar 'ölümü temenni edin' diye meydan
okunduklarında ölümü temenni etselerdi, ne dersin, ölürler miydi?" dedim.
"Vallahi hayır. Onlar ne ölürler, ne de ölümü temenni ederlerdi. Senin de
işittiğin ayette Allah (c. c) "Onlar kendi elleriyle yaptıkları işler
sebebiyle hiçbir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. " buyurdu dedi.
Hasan-ı Basri’den yapılan bu rivayet gariptir. Sonra, İbn Abbas (r.a.)'ın ayetin
manası hususundaki şu tefsirinin doğruluğu kesindir; burada Yahudiler
'Müslümanlarla onlardan hangisi daha yalancıysa şöyle şöyle olsun' şeklinde
mübahaleye (beddualaşmaya) davet edilmişlerdir. Bunu İmam Taberi, Katade, Ebu
Aliye ve Rebi’ b. Enes'ten (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun) rivayet
etmiştir.
Bu ayetin benzeri Cuma
suresinde geçen şu ayetlerdir: "De ki: Ey Yahudiler! Bütün insanların
değil de yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız,
bunda da samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin (bakalım)! Ama onlar, önceden
yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni etmezler. Allah, zalimleri çok iyi
bilir. De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır.
Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size
bütün yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma, 6-8) İşte Yahudiler
kendilerinin Allah'ın (c.c) oğulları ve sevgili kulları olduklarını iddia edip
"cennet'e Yahudilerden veya Hristiyanlardan başkaları girmeyecek"
deyince mübahaleye ve onlar ile Müslümanlardan en yalancıya bedduaya
çağrıldılar. Bundan yüz çevirince de her grup asıl zalimin kendisi olduğunu
anladı. Çünkü hak üzere olduklarından emin olsalardı bunu mutlaka yaparlardı.
Buna yanaşmayınca da onların yalancı oldukları ortaya çıktı.
Nitekim Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Necranlı Hristiyan heyeti ile tartışmada hüccet
ve delilleri gözleri önüne serdikten sonra, onların azgınlık ve inatla kabul
etmemesi üzerine onları mübahaleye çağırmıştı. Allah (c.c) bu konuda şöyle
buyurur: "Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de
ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı,
biz de kendi çocuklarımızı; siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı
çağıralım, sonra da dua edelim de Allah'tan yalancılar üzerine lanet
dileyelim." (Al-i İmran, 61) Bunu görünce birbirlerine "Vallahi bu
peygamberle mübahale (lanetleşme) yapacak olursanız sizden kimse bir göz
kapayıp açma süresi kadar bile hayatta kalamaz." dediler. İşte o vakit
barışa meylettiler ve zelil bir şekilde doğrudan cizye vermeyi kabul ettiler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de onlara cizye
vergisi koydu ve emin olarak da onlarla Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı (r.a.) gönderdi.
Başka bir mübahaleye
davet örneği de Allah'ın (c.c), Peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
müşriklere söylemesini emrettiği şu sözdür: "De ki:
Kim sapıklıkta ise, çok
merhametli olan Allah ona mühlet versin!" (Meryem, 75) Yani, bizden veya
sizden her kim sapıklıktaysa Allah (c.c) onun o halini artırsın, ona süre
versin ve ondaki derecesini yükseltsin. Bu konu inşaallah o surede ele
alınacaktır.
Bu ayeti "öyleyse
şu anda ölümü temenni edin" şeklinde tefsir edenlere gelince; bunlar
mübahaleye hiçbir şekilde değinmemişlerdir. Bu görüşü kelamcılardan ve
başkalarından bir grup ortaya koymuş, İmam Taberi de birinci görüşe yakın
durduktan sonra buna meyletmiştir. O, bu ayetin tefsirinde şöyle der: Bu ayet,
Allah'ın (c.c), hicret diyarı Medine'de aralarında bulunduğu Yahudilere karşı
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i desteklemek için getirdiği ve
onunla din adamlarının ve alimlerinin foyasını ortaya çıkardığı bir hüccettir.
Çünkü Allah (c.c) peygamberine, onları kendisi ile onlar arasındaki bu
anlaşmazlığı çözüme bağlayacak her iki taraf açısından eşit ve adil bir
mahkemeye çağırmasını emretmektedir. Aynı şekilde diğer grup olan Hristiyanlar
da İsa (a.s) hakkında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile
tartıştıkları ve onunla ihtilaf ettikleri konularda aralarında bir hüküm belirleyecek
bir yargıya, mübahaleye çağırmasını emretmiştir.
İşte Allah (c.c) bir
grup Yahudiye "Eğer siz haklıysanız ölümü temenni edin. Çünkü eğer iman ve
Allah'a yakınlık iddianızda doğruysanız bunun size hiçbir zararı dokunmaz.
Aksine ahiret yurdunun sadece size mahsus olduğu iddianız gerçek ise temenni
ettiğinizde size ölüm temenniniz verilince bu dünyanın yorgunluk, meşakkat ve
geçim sıkıntısından kurtulup rahata kavuşacak ve Allah'ın cennet'lerinde O'nun
(c.c) komşuluğuna nail olacaksınız. Eğer size bu verilmezse sizin haksız
olduğunuz, bizim ise davamızda haklı olduğumuz ortaya çıkacak, sizin ve bizim
durumumuz belli olacaktır. İsa (a.s) hakkında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ile tartışan bir grup Hristiyan, mübahaleye çağrıldıklarında kabul
etmedikleri gibi Yahudiler de ölümü temenni ettikleri takdirde helak
olacaklarını, dünyalarını kaybedip ahiretlerinin de ebedi rezalet ve rüsvaylığa
dönüşeceğini bildiklerinden, bu çağrıya icabet etmekten kaçındılar.
İmam Taberi'nin sözünün
baş tarafı güzel, fakat son tarafı pek de isabetli değiL. Çünkü bu te'vile göre
onlara hüccet sunulmuş olunmaz. Zıra şöyle denebilir: onların davalarının doğru
olduğuna inanmaları, ölümü temenni etmelerini gerektirmez. Çünkü 'iyilerden
olmak' ile 'ölümü temenni etmek' birbirlerini gerektiren ayrılmaz şeyler
değildir. Zıra nice iyiler ölümü temenni etmezler, hatta aksine daha çok hayır
kazanmak ve cennet'teki derecesinin yükselmesi için ömrünün uzun olmasını
arzularlar.
[509] Nitekim Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizin en hayırlınız, ömrü uzun, ameli
güzel olandır. " buyurmuştur.
[510] Sahih bir hadiste
de ölümü temenni etmek nehyedilmiştir. Hadisin bazı lafızlarındaki ifade
şöyledir: "Sakın sizden hiç kimse gelip çatan bir zarar ve sıkıntıdan
dolayı ölümü temenni etmesin. İyi biriyse belki iyilikleri / sevapları artar.
Kötü biriyse belki tevbe edip Allah'ın rızasını kazanmaya koyulur. "
Ayrıca şöyle de
diyebilirler: İşte ey Müslümanlar, siz de kendinizin cennetlik olduğunuza
inanıyorsunuz, ama sağlığınız yerinde olduğunda ölümü temenni etmiyorsunuz.
Bizim size karşı hüccet getirmediğimiz bir hususta siz bize nasıl hüccet
getirebilir ve bizi haksız çıkarabilirsiniz?
Bunların tamamı ayetin
bu şekilde tefsirinden kaynaklanmıştır. İbn Abbas (r.a.)'ın tefsirine ise bu
itirazların hiçbiri getirilemez. Onlara şu adil söz söylenebilir: "Siz
kendinizin diğer insanlardan farklı olarak Allah'ın dostları, Allah'ın oğulları
ve sevgilileri olduğunuzu, sizin cennetlik olup sizden başka herkesin
cehennemlik olduğunu iddia ediyorsanız; bu konuda mübahale yapın ve sizden veya
başkalarından her kim yalancıysa ona beddua edin. Bilin ki mübahale yalancıyı
mutlaka ortadan kaldıracaktır." Onlar da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in hak olduğunu kesin ve yakinen bildiklerinden, mübahaleden
kaçındılar. Çünkü kendilerinin yalancı ve iftiracı olduklarını, Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i kendi çocuklarını bildikleri gibi bildikleri ve
bundan emin oldukları halde O'nun sıfatları ve nitelikleriyle ilgili hakikatleri
gizlediklerini biliyorlardı. Her biri kendisinin batılını, rezilliğini,
sapıklığını ve inadını biliyordu. Allah'ın daimi lanetleri kıyamet gününe kadar
onların üzerine olsun.
Bu mübahaleye 'temenni'
denmiştir; çünkü hak üzere olduğunu sanan herkes Allah'ın (c.c) kendisiyle
tartışan batıl ehlini yok etmesini arzular. Özellikle kendisinin hak olduğunu
ortaya çıkaracak ve bir hüccet olacaksa ... Mübahale ölüm üzerine yapılmıştır;
çünkü ölümden sonra gidecekleri yerin kötü olduğunu bildiklerinden dolayı hayat
onların nezdinde çok değerli ve önemlidir.
Bu yüzden Allah (c.c)
"Onlar, kendi elleriyle yapmış oldukları işler sebebiyle hiçbir zaman
ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir.
Yemin olsun ki sen
onları, yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun."
buyurmuştur. Yani kötü sonlarını ve Allah (c.c) katındaki hüsranlı akibetlerini
bildiklerinden dolayı daha çok yaşamayı arzularlar. Çünkü dünya mü'minin
cehennem'i, kafirin ise cennetidir. Onlar ahiretle karşılaşmamak için tüm
imkanlarını seferber etmek isterler. Ama sakındıkları şey kaçınılmaz olarak
vukli bulacaktır. Hatta onlar, kitapları olmayan müşriklerden bile daha fazla
dünyaya düşkündürler.
Bu (yani 'insanlar'dan
sonra müşriklerin zikredilmesi), özelin genele atlı kabilindendir. İbn Ebi
Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
"Müşriklerden daha
düşkündürler. " ifadesinde kastedilen, Acemlerdir. Bunu Hakim,
Müstedrek'inde rivayet etmiş ve "Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da
hadis onların hadisleri standardında sahihtir" demiş, sonra eklemiştir:
"Üstelik ikisi de sahabenin tefsirinin hüccet olduğunda
hemfikirdiler." Hasan-ı Basri bu ayetle ilgili olarak: Münafık, insanların
hayata en düşkünüdür. O, hayata müşrikten de düşkündür, demiştir.
"Her biri arzular
ki bin sene yaşasın ... " 'Her biri'nden kasıt, sözün akışından
anlaşılacağı üzere 'her bir Yahudi' dir.
Ebu Aliye ise bunu
Meclisiler diye tefsir etmiştir ki bu sonuç itibariyle ilkine döner.
''Arzular ki bin sene yaşasın."
Said b. Cübeyr, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Bu, İranlının "On bin
yıl yaşa!" demesi gibidir. Aynısı Said b. Cübeyr'in kendisinden de rivayet
edilmiştir.
İmam Taberi, İbn Abbas
(r.a.)'dan şöyle rivayet eder: ''Arzular ki bin sene yaşasın. " Bu,
Acemlerin "Bin yıl boyunca nevruz ve bayram" demeleridir. Mücahid de:
Ömür boyu günah işlemek onlara sevimli kılınmıştır, der.
Muhammed b. İshak, İbn
Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
"Oysa yaşatılması
hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz." Yani azaptan kurtarmaz. Çünkü ölümden
sonra dirilme inanç ve ümidi olmadığından, müşrik, uzun hayat sürmeyi ister.
Yahudi kendindeki bilgileri kötüye kullandığından dolayı ahirette karşılaşacağı
rezillik ve zilleti bildiğinden, o da ölümü istemez. Atiyye el-Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'dan "Oysa yaşatılması.. " ifadesinde kastedilenlerin Cebrail
(a.s)'a düşmanlık besleyenler olduğunu söylediğini rivayet etmiştir.
Ebu Aliye ve İbn Ömer
(r.a.): Yaşatılması onun azaba karşı imdadına yetişecek ve onu kurtaracak
değildir, demişlerdir. Abdurrahman b. Zeyd bu ayetin tefsirinde şöyle der:
Yahudiler hayata herkesten daha düşkündürler. Onlardan her biri bin yıl
yaşamayı arzular. Oysa o kadar yaşasa bile bu onu azaptan uzaklaştırabilecek
değildir. Nitekim İblis'e de uzun ömür verilmiştir, fakat kafir olduğundan
bunun ona bir faydası olmamıştır.
"Allah onların
yapmakta olduklarını eksiksiz görür. " Yani kullarının yaptığı her hayır
ve şerden haberdardır ve bunların her birinin yaptığının karşılığını
verecektir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |