|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 97, 98.ayetler |
Yahudilerin
Cebrail'e (a.s) Düşmanlığı:
97. De ki: Cebrail'e
kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı önce gelen
kitapları doğrulayıcı, mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak senin kalbine
o indirmiştir.
98. Kim, Allah'a,
meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki
Allah da inkarcı kafirlerin düşmanıdır.
Tefsiri:
Nüzul Sebebi:
İmam Taben (rh.a) der
ki: Müfessirlerin tamamı bu ayetin Cebrail (a.s)'ın kendilerinin düşmanı,
Mikail (a.s)'ın ise dostu olduklarını ileri süren İsrailoğullarından birtakım
Yahudiler hakkında indiği hususunda ittifak ettiler. Sonra, bunun hangi olay
üzerine indiği noktasında ihtilaf ettiler.
Bazıları şöyle dediler:
Bu, Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peygamberliği hususunda Hz.
Peygamber'le (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yaptıkları bir tartışmada
söyledikleri sözden dolayı indi. Şimdi bu görüşte olanları zikredelim:
[511] Bize Ebu Kureyb
.... O da İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bir gün
Yahudilerden bir topluluk Rasulullah'a geldi ve ona: "Ey Ebu Kasım! Sana,
ancak peygamberin bilebileceği birtakım şeyler soracağız. Sorularımızı
cevaplandır" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) onlardan Yakub (a.s)'ın oğullarından "Allah söylediklerimize
şahittir" diyerek ahit aldığı gibi ahit aldı. Sonra "Getirin
sorularınızı" buyurdu. "Bize söyle; Yakub (a.s) Tevrat inmeden önce
kendisine hangi yiyeceği yasaklamıştı? Söyle bize; Erkeğin suyu (menisi) nasıl,
kadının suyu nasıldır? O sudan erkek çocuk nasılolur? Bir de ümmi Peygamberin
uykudaki halini ve senin en yakın melek dostunun kim olduğunu söyle" dediler.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Şayet ben size bunların
cevabını verirsem bana uyacağınıza dair Allah'a ahd ve misak (kesin söz) verir
misiniz?" dedi. Onlar da Rasulullah'ın istediği şekilde ahit ve söz
verdiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Musa (a.s.)'a
Tevrat'ı indiren Allah hakkı için söyleyin bana, Yakub (a.s.)'ın ağır bir
şekilde hastalandığını ve bunun uzun sürdüğünü, bu yüzden Allah'a yemin ederek
Allah onu bu hastalığından kurtaracak olursa yiyeceklerin ve içeceklerin en sevimli
olanını kendisine yasaklayacağına dair bir adakta bulunduğunu, Yakub'a
yiyeceklerin en sevimlisinin deve eti, içeceklerin en sevimlisinin de deve sütü
olduğunu biliyor musunuz?" dedi. Onlar da: "Allah için evet,
biliyoruz." dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tekrar
sordu: "Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah hakkı için söyleyin bana; sizler
erkeğin suyunun beyaz ve kalın, kadının suyunun ise sarı ve ince olduğunu, bu
sulardan hangisi diğerine galip gelirse çocuğun Allah'ın izniyle onun cinsinden
olup ona benzediğini; erkeğin suyu kadının suyuna galip gelirse Allah'ın
izniyle çocuğun erkek, kadının suyu erkeğin suyuna galip gelirse Allah'ın
izniyle çocuğun kız olduğunu biliyor musunuz?" Yahudiler: "Allah için
evet, biliyoruz" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ey Allah'ım! Sen bunlara şahit ol. Yine Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah
hakkı için söyleyin; sizler, bu ümmi Peygamberin gözlerinin uyuduğunu, kalbinin
ise uyumadığını biliyor musunuz?" dedi. Yahudiler: "Allah için evet
biliyoruz." dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey
Allah'ım! Sen şahit ol." dedi. Yahudiler: "Şimdi sen, meleklerden
kimin senin samimi dostun olduğunu söyle ki ona göre seninle beraber olalım
veya senden ayrılalım" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Şüphesiz ki benim meleklerden en yakın dostum Cebrail'dir. Allah hangi
peygamberi göndermişse mutlaka onun en yakın dostu Cebrail olmuştur."
buyurdu. Yahudiler: "İşte şimdi o melek hususunda senden ayrılıyoruz. Senin,
meleklerden olan dostun başka birisi olsaydı elbette ki sana uyar ve seni
tasdik ederdik" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Sizin, Cebrail'i tasdik etmenizi engelleyen nedir?" deyince: "O
bizim düşmanımızdır." dediler. Bu olay üzerine Allah(c.c) "De ki:
Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki. .. Keşke bunu anlasalardı"
(Bakara: 97-103) ayetlerini indirdi. İşte o zaman Yahudiler gazap üstüne gazaba
uğradılar.
Bunu ayrıca Ahmed b.
Hanbel, Müsned'inde -iki tarikle- ve Abdurrahman b. Humeyd, tefsirinde rivayet
etmişlerdir.
[512] Bunu Muhammed b.
İshak da mürsel senetle rivayet etmiştir ve onda "Yahudiler bir de 'bize
ruhu anlat' dediler" ziyadesi ile şu ziyade vardır:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) onlara "Allah ve İsrailoğullarına olan nimeti aşkına
doğru söyleyin; Onun Cebrail (a.s) olup bana gelenin o olduğunu biliyor
musunuz?" dedi. "Evet. Fakat o bizim düşmanımızdır. O şiddet ve kan
dökmekten başka bir şeyle gelmez. Sana gelen elçi o olmasaydı sana tabi
olurduk" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "De ki: Cebrail'e kim
düşman ise şunu iyi bilsin ki. .. arkalarına atıp terk ettiler." (Bakara:
97-103) ayetlerini indirdi.
[513] İmam Ahmed b.
Hanbel, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Yahudiler
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ey Ebu Kasım! Biz sana
beş şey soracağız. Bunlara cevap verirsen senin peygamber olduğunu anlayıp sana
tabi olacağız." dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) onlardan Yakub (a.s)'ın "Söylediklerimize Allah şahittir."
diyerek söz aldığı gibi söz aldı. Sonra "Sorun sorularınızı!"
buyurdu. Yahudiler: Peygamberin alameti nedir? dediler. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gözleri uyur, kalbi uyumaz" buyurdu.
"Kadın, kız çocuğunu ve erkek çocuğunu nasıl doğurur?" dediler. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "İki su buluşur. Erkeğin suyu
kadının suyuna üstün gelirse çocuk erkek, kadının suyu erkeğin suyuna üstün
gelirse çocuk kız olur." buyurdu. "Bize Yakub (a.s)'ın kendisine
yasakladığı şeyi söyle" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Yakub (a.s) siyatik (diz ağrısı) hastalzğından rahatsız idi ve
kendisine sadece şu şu hayvanların sütlerinin zarar vermediğini gördü -İmam
Ahmed b. Hanbel der ki: Bazıları bahsedilen hayvanın deve olduğunu
söylemişlerdir- ve öyle olunca onların etini de kendisine haram kıldı. "
buyurdu. Yahudiler: Doğru söyledin, dediler. Sonra "Bize bu şimşeği (ra'
d) anlat" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Ra'd, Allah'ın (c.c) meleklerinden bulutlar için görevlendirdiği bir
melektir. Elinde ateşten kamçılar vardır ve onlarla bulutları Allah'ın (e.c)
emrettiği yerlere iter ve sürer." dedi. Yahudiler: "O halde bu
işittiğimiz ses nedir?" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"O meleğin sesidir" buyurunca, "Doğru söyledin" dediler.
"Geriye tek bir şey kaldı, onu da söylersen sana uyacağız. Her peygamberin
kendisine haberler getiren bir meleği vardır. Bize seninkinin kim olduğunu
söyle." dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cebrail
( a.s) 'dır. " buyurdu. Bunun üzerine "Harp, savaş ve azapla inen o
Cebrail bizim düşmanımızdır. Rahmet, yağmur ve bitkiyle gelen Mikail'i
söyleseydin kabul ederdik" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "De ki:
Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı önce
gelen kitapları doğrulayıcı, mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak senin
kalbine o indirmiştir. ... " (Bakara: 97-103) ayetlerini indirdi. Bunu Tirmizi ve Nesai rivayet etmişlerdir ve
Tirmizi: Hasen-garib hadistir, demiştir.
[514] Süneyd, tefsirinde
Kasım b. Ebi Bezze'den şöyle nakleder: Yahudiler Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’e vahiy indiren arkadaşının kim olduğunu sordular. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Cebrail'dir" buyurunca. "O bizim
düşmanımızdır. O harp, şiddet ve savaş getiriyor" dediler. Bunun üzerine
Allah (c.c) "De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki. .. "
ayetini indirdi. İmam Taberi der ki: Mücahid şöyle demiştir: Yahudilerin:
"Ey Muhammed!
Cebrail şiddet, harp ve savaştan başka bir şeyle inmiyor ve o bizim kesinlikle
düşmanımız." demeleri üzerine "De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu
iyi bilsin ki. .. " ayeti nazil oldu.
İmam Buhari der ki:
İkrime Allah'ın (c.c) "De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki.
.. " buyruğuyla ilgili şöyle demiştir: (Cebrail, Mikail ve İsrafil'in
başındaki) 'Cebr', 'Mik' ve 'Seraf' kelimeleri kul anlamına gelir. il ise Allah
demektir.
[515] İmam Buhari, Enes
(r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in Medine'ye teşrif ettiği haberi Abdullah b. Selam'a
ulaştığında yanına giderek dedi ki: Ben sana peygamber dışında kimsenin
bilmediği üç hususa dair soru soracağım: Kıyametin ilk alameti nedir? cennet
ehlinin ilk yiyeceği yemek nedir? Çocuk babasına nasıl benzer ve çocuk hangi
sebepten dolayı dayılarına benzer? Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
''Az önce Cibril bu hususları bana haber verdi" buyurdu. Abdullah: O
Yahudilerin düşman olduğu bir melektir, dedi.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kıyametin alametlerinin ilki doğudan,
batıya doğru insanları önüne katıp sürükleyecek bir ateş olacaktır. Cennet
ehlinin ilk yiyeceği ise bir balığın karaciğerinin yan tarafındaki fazlalık
olacaktır. çocuğun benzemesine gelince, erkek kadın ile bir araya gelip de onun
suyu kadınınkinden erken ulaşırsa çocuk babasına benzer, eğer kadının suyu
erken ulaşırsa çocuk annesine benzer. "
Abdullah: Şehadet ederim
ki hiç şüphesiz sen Allah'ın Rasulüsün, dedi.
Daha sonra şunları
ekledi: Ey Allah Rasulü! Yahudiler çok iftiracı bir kavimdir. Onlar eğer
kendilerine sormadan önce benim Müslüman olduğumu bilecek olurlarsa sana karşı
bana iftirada bulunurlar.
Yahudiler geldiler.
Abdullah da bir başka odaya girdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Abdullah b. Selam aranızda nasıl bir adam olarak bilinir?" diye
sordu. Onlar: O, bizim en alimimiz ve en alimimizin oğludur. Bizim ileri gelen
hahamımız ve ileri gelen hahamımızın da oğludur, dediler.
Bunun üzerine Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Abdullah Müslüman olursa kanaatiniz ne
olur?" diye sordu. Onlar: Allah onu böyle bir şey yapmaktan korusun,
dediler. Bunun üzerine Abdullah yanlarına çıkarak dedi ki:
"Şehadet ederim ki
Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun
rasulüdür."
Bu sefer Yahudiler:
"O bizim en şerlimizdir. En şerlimizin de oğludur, dediler" ve
hakkında ileri geri konuştular. Bunun üzerine Abdullah b. Selam:
"Benim korktuğum da
buydu Ya Resulallah!" dedi. Hadisi bu tarikle sadece Buhari rivayet
etmiştir. Buhari ile Müslim'in Enes (r.a.)'dan başka bir tarikle rivayetleri
vardır. inşaallah yerinde geleceği üzere Sahih-i Müslim' de de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
azatlı kölesi Sevban'dan buna yakın lafızla bir rivayet vardır.
Biraz önceki ikrime'nin
sözünde ifade edilen İl'in Allah manasına geldiği, bu konudaki yaygın görüştür.
Bunu Süfyan-ı Sevri de Huseyf kanalıyla ikrime'den rivayet etmiştir. İmam
Taberi, Asım'dan, ikrime'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: "Cebrail'in
adı (nın manası) Abdullah, Mikail'inki ise Ubeydullah'tır (Allah'ın kulcağızı).
lı de Allah demektir." İleride geleceği üzere seleften daha pek çok kişi
de böyle demiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Ali b. Hasan'dan şöyle rivayet
etmiştir: Cebrail'in ismi Abdullah, Mikail'in ismi ise Ubeydullah'tır.
Bazıları ise İI'in kul,
diğer kelimelerin ise Allah'ın isimleri olduğunu söylemişlerdir. Çünkü İl
kelimesi hepsinde vardır. Bunlar Abdullah, Abdurrahman, Abdulmelik,
Abdulkuddüs, Abdusselam, Abdulkafi ve Abdulcelil isimlerine benzer. Zira abd
hepsinde vardır ve onu tamlayan isimler farklıdır. Cebrail, Mikail, İsratil,
Azrail gibi isimler de böyledir. Arapça dışındaki dillerde tamlayan tamlanandan
önce gelir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bazılarına göre ise
Yahudiler bunu Ömer (r.a.) ile aralarında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) hakkındaki tartışmada söylemişlerdir. Şimdi bu rivayetleri zikredelim:
Şa'bi'nin anlattığına
göre; Hz. Ömer, "Revha" denen yere gittiğinde orada bir kısım
insanların taşlara yönelerek namaz kıldıklarını gördü ve "Bunlar ne
yapıyorlar?" dedi. "Bunlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in burada namaz kıldığını zannediyorlar." diye cevap verdiler.
Ömer onların bu hallerinden hoşlanmadı ve "Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bu vadide iken namaz vakti geldi, O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
namazını kılıp gitti" dedi. Sonra anlatmaya başladı: Ben, Yahudilerin
Tevrat okunan mekteplerinde bulundum. Tevrat'ın Kur'an'ı, Kur'an'ın da Tevrat'ı
doğrulamaları hoşuma gidiyordu. Yine bir gün yanlarında iken bana: "Ey
Hattab'ın oğlu, arkadaşların arasında en çok seni seviyoruz" dediler.
"Neden?" diye sorunca, "Çünkü sen bize geliyorsun."
dediler? Ben de: "Benim size gelişimin sebebi, Kur'an'ın Tevrat'ı,
Tevrat'ın da Kur'an'ı doğrulamasının hoşuma gitmesidir." dedim. O sırada
Rasulullah oradan geçti. Yahudiler: "Ey Hattab'ın oğlu, işte arkadaşınız.
Haydi yetiş ona." dediler. Ben de onlara: "Kendisinden başka İlah
olmayan, sizi koruyup besleyen ve size kitabını emanet eden Allah hakkı için
söyleyin, siz onun Allah'ın peygamberi olduğunu biliyor musunuz?" dedim.
Bunun üzerine sustular. Sonra aralarından en alim olanı ve en büyüğü: "Bu
size büyük bir yemin verdirdi. Buna cevap verin." dedi. Onlar da:
"Sen bizim alimimiz ve efendimizsin, ona sen cevap ver." dediler.
Bunun üzerine o alim kişi: "Senin bizi Allah'a havale ettiğin meseleye
gelince; bizler onun Allah'ın Peygamberi olduğunu biliyoruz." dedi.
"O halde vay halinize. Öyleyse helak oldunuz" dedim. "Hayır, biz
helak olmadık." dediler. "Nasılolmadınız. Siz onun Peygamber olduğunu
biliyor, sonra da ona tabi olmuyor ve ona iman etmiyorsunuz?" dedim.
"Bizim, meleklerden bazı düşmanlarımız ve bazı barışık olduklarımız
vardır. O da peygamberliğiyle düşmanımız olan melekle birlikteliği seçti."
dediler. "Meleklerden düşmanınız kim, barışık olduğunuz kimdir?"
dedim. "Düşmanımız Cebrail, barışık olduğumuz ise Mikail'dir."
dediler. "Cebrail ile neden düşman, Mikail ile neden barışık
oldunuz?" dedim. "Cebrail, dehşet, katılık, sıkıntı, şiddet, azap
gibi hadiselerin meleğidir. Mikail ise şefkat, merhamet, kolaylaştırma gibi
hadiselerin meleğidir." dediler. "Peki bunların Rabbleri katında
dereceleri nasıldır?" diye sordum. "Biri sağ tarafındadır, diğeri de
sol tarafında." dediler. Bunun üzerine: "Kendisinden başka ilah
olmayan Allah'a yemin olsun ki bu iki melek de, aralarında olanlar da, bu iki
meleğe düşman olanlara düşman ve bunlara karşı barışık olanlara da barışıktırlar.
Cebrail'in, Mikail'in düşmanlarıyla, Mikail'in de Cebrail'in düşmanlarıyla
barışık olmaları düşünülemez." dedim. Sonra kalkıp Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in arkasından gittim. O, bir kabilenin hurma bahçesinden
çıkarken kendisine kavuştum. "Ey Hattab'ın oğlu, sana şimdi inen ayetleri
okuyayım mı?" dedi ve "De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi
bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir hidayet rehberi, önce
gelen kitapları doğrulayıcı ve mü'minler için de müjdeci olarak o indirmiştir."
aye" ile sonrasındaki ayetleri okudu. Bunun üzerine: "Ey Allah
Rasulü, babam anam sana feda olsun, seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a
yemin olsun ki ben de sana bunu haber vermek için gelmiştim. Lütuf sahibi ve
her şeyden haberdar olan Allah ise olayı sana benden önce bildirmiş"
dedim.
[517] İbn Ebi Hatim,
Amir'den şöyle nakleder: Ömer b. Hattab (r.a.) Yahudilere gitti ve
"Tevrafı Musa'ya indirenin hakkı için doğru söyleyin: siz Muhammed'i
kitabınızda buluyor musunuz?" dedi. "Evet" dediler. "Peki
sizi ona tabi olmaktan ne alıkoyuyor?" dedim. "Allah her ne peygamber
gönderdiyse ona meleklerden bir kefil yapmıştır. Cebrail'i de Muhammed'e kefil
yapmıştır; ona gelen melek odur. Cebrail düşmanımız olan melek, Mikail ise barışık
olduğumuz melektir. Muhammed'e Mikail gelseydi ona tabi olurduk" dediler.
Ömer (r.a.): "Size Allah aşkına soruyorum; onların Allah (c. c) katındaki
makamı nedir?" dedi. "Cebrail sağında, Mikail ise solundadır."
dediler. Ömer: Onlar ancak Allah'ın (c.c) izniyle inerler. Mikail. Cebrail'in
düşmanlarıyla, Cebrail de Mikail'in düşmanlarıyla barışık olacak değildir. Ömer
(r.a.) onların yanındayken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oradan
geçti. "İşte arkadaşın ey Hattab'ın oğlu!" dediler. Ömer (r.a.) kalkıp
yanına gittiğinde Allah (c.c) peygamberine "De ki: Cebrail'e kim düşman
ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı önce gelen kitapları
doğrulayıcı, mü'minler için bir hidayet ve müjde olarak senin kalbine o
indirmiştir." ayetlerini indirmişti. Bu iki senet Şa'bi'nin bunu Ömer
(r.a.)'dan naklettiğini göstermektedir. Fakat onunla Ömer (r.a.) arasında
kopukluk vardır. Çünkü Şa'bi, Ömer (r.a.)'ın zamanına yetişmemiştir. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[518] İmam Taberi,
Katade'den şöyle nakleder: Hz. Ömer (radıyallahuanh bir gün Yahudilerin yanına
gitti. Onu görünce karşıladılar ve hoş geldin, dediler. Ömer (r.a.) onlara
"Vallahi ben size ne sizi sevdiğim, ne de size bir sempati duyduğumdan
dolayı geldim. Sadece sizi dinlemek için geldim" dedi. Ömer (r.a.) onlara
birtakım sorular sordu, onlar da Ömer (r.a.)'a bazı sorular sordular. Bir ara
Yahudiler "Sizin arkadaşınızın arkadaşı kimdir?" diye sordular. Ömer
(r.a.) onlara "Cebrail" deyince "O bizim göktekilerden
düşmanımızdır. Muhammed'i sırlarımızdan haberdar ediyor, o geldiğinde savaş ve
kuraklıkla geliyor. Ancak bizim arkadaşımızın (Musa (a.s)) arkadaşı Mikail'di.
Geldiğinde bolluk ve barışla gelirdi." dediler. Bunun üzerine Ömer (r.a.)
onlara: Cebrail'i (a.s) tanıyor, sonra Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
inkar mı ediyorsunuz?" dedi ve onlardan ayrılıp onlarla olan konuşmalarını
anlatmak üzere Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e doğru yöneldi.
Yanına vardığında O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "De ki: Cebrail'e kim
düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur' an'ı senin kalbine .... o
indirmiştir." ayetini inmiş halde buldu.
Taberi, Katade'den başka
bir tarikle buna benzer bir rivayette daha bulunmuştur. Ancak o da munkatı'
dır. Esbat da Süddi kanalıyla Ömer (r.a.)'dan bunun gibi veya yakın bir lafızla
bir rivayette bulunmuştur. Aynı şekilde o da munkatı'dır.
İbn Ebi Hatim, İbn Ebi
Leyla'dan şöyle nakleder: Bir Yahudi, Ömer b.
Hattab (r.a.)'a
geldiğinde ona "Arkadaşınızın bahsettiği Cebrail bizim düşmanımızdır"
dedi. Ömer (r.a.)'da "Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine,
Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkarcı kafirlerin
düşmanıdır." dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.)'ın ifadesiyle aynı olan bu
ayet indi.
İmam Taberi, İbn Ebi
Leyla'dan "De ki: Cebrail'e kim düşman ise" ayetiyle ilgili şunu
nakleder: Yahudiler Müslümanlara "Size gelen melek Mikail olsaydı size
tabi olurduk. Çünkü o, rahmet ve yağmurla iner, Cebrail ise azap ve intikamla
iniyor. Böylece o bizim düşmanımızdır" dediler. Bunun üzerine bu ayet-i
kerime nazil oldu. İmam Taberi, yine Katade'den bu ayet hakkında şöyle rivayet
etmiştir: Yahudiler "Cebrail bizim düşmanımızdır. Çünkü o darlık ve
kuraklıkla iniyor. Mikail ise bolluk, afiyet ve bereketle iniyar. Dolayısıyla
Cebrail bizim düşmanımızdır." dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "De
ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki.." buyurdu.
Şimdi ayetin
açıklamasına geçelim; "De ki: Cebrail'e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki
Allah'ın izniyle Kur'an'ı önce gelen kitapları doğrulayıcı, mü'minler için bir
hidayet ve müjde olarak senin kalbine o indirmiştir. "
Yani kim Cebrail (a.s)'a
düşmansa bilsin ki o sana hikmetli öğütü (zikr-i hakimi, yani Kur'an'ı)
Allah'ın (c.c) bu husustaki izniyle indiren Ruhu'lEmindir. O, Allah'ın melek
elçilerinden (Allah'ın Selam'ı hepsinin üzerine olsun) biridir. Kim bir elçiye
düşmanlık beslerse elçilerin tümüne düşmanlık beslemiş olur. Çünkü bir
peygamberi inkar eden kimse, hepsini inkar etmiş olacağı gibi, bir peygambere
iman edenin de peygamberlerin hepsine iman etmesi gerekir. Nitekim Yüce Allah,
"Allah'ı ve peygamberlerini inkar edenler ve (inanma hususunda) Allah ile
peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip 'Bir kısmına iman ederiz; ama bir
kısmına inanmayız' diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak
isteyenler yok mu; işte gerçekten kafirler bunlardır. Ve biz kafirlere
alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. " (Nisa, 150151) buyurmuş ve
peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamalarından dolayı onların
kesin küfrüne hükmetmiştir. Cebrail (a.s)'ın düşmanı da böyledir. Çünkü o,
Allah'ın (c.c) düşmanıdır. Zıra Cebrail (a.s) ilahi emirleri kendinden
indirmez, ancak Rabbinin emriyle indirir. Nitekim Allah (c.c) (meleklerin
diliyle) şöyle buyurur: "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde,
arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan
değildir." (Meryem, 64) Allah (c.c) yine şöyle buyurur: "Muhakkak ki
o (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir. (Rasulüm!) Onu Ruhu'l-emin
(Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine
indirmiştir." (Şuara, 192-195)
[519] İmam Buhari de
Sahih'inde Ebu Hureyre (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kim benim bir dostuma düşmanlık yaparsa
bana savaş ilan etmiştir." buyurdu. Bu yüzden Allah (c.c) Cebrail (a.s)'a
düşmanlık yapanlara kızarak şöyle buyurmuştur: "De ki: 'Cebrail'e kim
düşman ise' şunu iyi bilsin ki Allah'ın izniyle Kur'an'ı senin kalbine bir
hidayet rehberi, kendinden öncekileri" yani daha önce inen mukaddes
kitapları "doğrulayıcı ve mü'minler için bir hidayet ve müjde
olarak", yani onların kalpleri için rehber ve hidayet, onları cennet'le
müjdeleyici olarak ''O indirmiştir." Ki bunlar, Allah'ın buyurduğu gibi
sadece mü'minlere mahsustur: "De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren
bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir
ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden
bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)" (Fussilet,44)
"Biz, Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü'minler için şifa ve
rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır." (İsra, 82)
Allah (c.c) daha sonra
şöyle buyuruyor: "Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine .. (düşman
olursa)" yani kim bana, meleklerime ve elçilerime düşman olursa ... Ki
elçileri, meleklerden ve insanlardan olan elçilerini kapsar. Nitekim Allah
(c.c) ''Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah
işitendir, görendir." (Hacc, 75) buyurur. "Cebrail'e ve Mikail'e
(düşman olursa) ... " Bu, özelin genele atfı kabilindendir. Çünkü Cebrail
(a.s) ile Mikail (a.s), önce "meleklerine" genel ifadesinin, sonra
"elçilerine (peygamberlerine)" genel ifadesinin kapsamına girdikten
sonra tekrar zikredildiler. Çünkü sözün akışı Allah (c.c) ile peygamberleri
arasında elçi olan Cebrail (a.s)'ı destekleme yönündedir. Cebrail (a.s) ile
birlikte Mikail (a.s) da zikredilmiştir; çünkü Yahudiler Cebrail (a.s)'ın
kendilerinin düşmanları, Mikail (a.s) ise dostları olduklarını ileri
sürmüşlerdir. Allah (c.c) ise onlara, bunlardan birine düşmanlığın diğerine de,
aynı zamanda Allah'a da düşmanlık manasına geldiğini bildirmek istemiştir. Hem
de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peygamberliğinin ilk
dönemlerinde olduğu gibi, Mikail'in (a.s) bazen peygamberlere indiği olur.
Fakat Cebrail daha çok iner ve bu, onun vazifesidir. Mikail (a.s)'ın asıl
vazifesi ise yağmur yağdırmak ve bitki bitirmektir. İlki hidayet, diğeri ise
rızıkla görevlidir. İsrafil (a.s) ise kıyamet günü tekrar dirilmek için Sur'a
üflemekle görevlendirilmiştir.
[520] Bu yüzden sahih
bir hadiste geçtiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gece
namaza kalktığında şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Ey Cebrail, Mikail ve
İsrafil'in Rabbi, ey göklerin ve yerin yaratanı, görünmeyen ve görünen her şeyi
bilen! İhtilaf etmekte oldukları hususlarda kulların arasında sen hüküm
verirsin. Senin izninle ihtilaf edilen hususlarda beni doğru olana ilet.
Şüphesiz sen dilediğini dosdoğru yola iletirsin. "
İmam Buhari'nin (bu
isimlerin manasıyla ilgili) rivayeti daha önce geçti.
İmam Taberi de onu
İkrime ve başkalarından şu lafızla rivayet etmiştir: Cebr. Mik ve İsraf 'Ubeyd:
kulcuk' demektir. İl ise Allah manasına gelir.
İbn Ebi Hatim, İbn Abbas
(r.a.)'dan şöyle rivayet eder: Cebrail ismi Abdullah ve Abdurrahman gibidir.
Denilir ki: 'Cebr' (....) kul, İl (.....) ise Allah demektir. Muhammed b.
İshak, Zühri'den şöyle nakleder: Ali b. Hüseyin "Cebrail sizin isimlerden
hangisidir, biliyor musunuz?" diye sordu. "Hayır" dedik.
"Abdullah'tır" dedi. "Mikail sizin hangi isminizdir, biliyor
musunuz?" diye sordu, "Hayır" dedik. "Ubeydullah'tır
(kulcuk). İçinde 'İl' bulunan her isimde (bizde) Allah vardır" dedi. İbn
Ebi Hatim sonra: İkrime, Mücahid, Dahhak ve Yahya b. Ya'mer'den de buna benzer
rivayetler vardır, demiş, ardından Ahmed b. Ebi Havari'den şöyle nakletmiştir:
Abdulaziz b. Umeyr: Cibril ismi melekler arasında 'Allah'ın hizmetçisi'
manasına gelir, dedi. Bunu Eb(ı Süleyman-ı Daranı'ye söyleyince yerinden
sıçradı ve "Gerçekten bu söz bana her şeyden sevimlidir" deyip hemen
onu önündeki bir deftere kaydetti.
"A, a, ı, (ı"
Cibril ve Mikail kelimelerinin değişik lehçe ve okunuşları olup, bunlar lugat
ve kıraat kitaplarında mevcuttur. Biz ise kitabımızda bu tür bilgileri uzun
uzadıya ancak, mananın anlaşılması veya hakkında hüküm vermenin bunlara bağlı
olması durumlarında verdik. Yegane güvencimiz Allah'tır, ancak O'ndan yardım
dileriz.
Allah (c.c) şöyle
buyuruyor: " ... düşman olursa bilsin ki Allah da inkarcı kafirlerin
düşmanıdır." Burada daha etkili olması için zamir yerine açık isim
getirilmiş, yani "O da inkarcı kafirlerin düşmanıdır" yerine
"Allah da inkarcı kafirlerin düşmanıdır. " denilmiştir. Aynı üslup
şairin şu şiirinde de vardır: Göremiyorum ölümün, ölümün önüne bir şeyin
geçebildiğini, Ölüm zenginin de fakirin de hevesini kursağında bırakmıştır.
Başka bir şair de şöyle
der:
Keşke o karga her sabah
ötseydi.
Karganın boyun damarları
paramparça olmuştu.
Ayette açık ismi
getirmesinin sebebi, bu manayı ortaya koymak ve açığa çıkarmak, onlara Allah'ın
dostlarına düşmanlık besleyenlerin Allah'a düşmanlık yapmış olacaklarını, kim
Allah'a düşmanlık yaparsa Allah'ın da (c. c) onun düşmanı olduğunu, Allah'ın
düşman olduğu kişinin ise dünyada ve ahirette hüsrana uğrayacağını bildirmek
içindir.
[521] Nitekim "Kim
benim bir dostuma düşmanlık yaparsa bana savaş ilan etmiş demektir" hadisi
daha önce geçti.
[522] Başka bir hadiste:
"Ben dostlarımın intikamını kızgın aslanın intikam alış! gibi alırım"
buyurulmuştur.
[523] Sahih bir (kudsi)
hadiste de (Allah (c.c)): "Ben kimin hasmı olursam onu yenerim"
buyurmuştur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
99. Andolsun ki
sana apaçık ayetler indirdik. Onları ancak fasıklar inkar eder.