İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

99 - 101.ayetler

 

Yahudilerin Kur'an'ı inkar Etmeleri ve Ahitlerini Bozmaları:

 

99. Andolsun ki sana apaçık ayetler indirdik. Onları ancak fasıklar inkar eder.

100. Ne zaman onlar bir andlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

101. Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince Ehl-i kitap'tan bir grup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terk ettiler.

 

Tefsiri:

 

İmam Taberi ''And olsun ki sana apaçık ayetler indirdik." ayetinin tefsirinde şunları söyler: Yani; Ey Muhammed! Biz sana peygamberliğinin hak olduğuna dair açık seçik alametler ve belgeler indiriyoruz. Bu ayetler; Yahudilere ilişkin bilgiler, gizli sırlar, geçmişteki İsrailOğullarının haberleri, kitaplarında olup sadece hahamlarının ve bilginlerinin bilebileceği bilgilerle Tevrat'ta varken geçmişte ve sonrasında yaşayanların tahrif ettikleri ve değiştirdikleri hükümler hakkında Allah'ın (c.c) Kitabı'nın ihtiva ettiği malumatlardır. Allah (c.c) peygamberi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e indirdiği kitabında onu bunlardan haberdar etmiştir. Dolayısıyla bunlarda, kendisine insaf eden, haset ve zulmü kendisini helaka çağırmayan kişiye apaçık deliller vardır. Çünkü selim fıtrat sahibi herkesin fıtratında Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in getirdiği açık ayetleri tasdike eğilim vardır. Zıra bu ayetler, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hiçbir beşerden öğrenmesi ve hiçbir Ademoğlundan alması olmaksızın, gerçekleri teker teker resmetmektedir. Nitekim Dahhak'ın nakline göre İbn Abbas (r.a.) ''And olsun ki sana apaçık ayetler indirdik." ayetini şöyle tefsir eder: Sen hiçbir kitap okumamış bir ümmi iken, onlara sabah akşam ve bu ikisi arasındaki vakitlerde sürekli olarak kitabı okuyar, bunları haber veriyor, ellerindeki bilgileri aynen olduğu gibi kendilerine bildiriyorsun. Allah (c.c), eğer bilirlerse bunun onlar için bir ibret ve açıklama, kendi aleyhlerine de hüccet olduğunu söylemektedir.

 

Muhammed b. İshak, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: İbn Surya el-fatyumi, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "Ey Muhammed! Bize aşina olduğumuz bir şey getirmedin, Allah sana açık bir ayeVmucize indirmedi ki sana tabi olalım" deyince Allah (c.c) ''And olsun ki sana apaçık ayetler indirdik. Onları ancak fasıklar inkar eder. " ayetini indirdi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) peygamber olarak gönderilip onlara Allah'ın (c.c) onlardan aldığı ahitleri ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkındaki emirlerini söyleyince Malik b. Sayf: Vallahi, Allah bize Muhammed hakkında hiçbir emir vermedi, bizden herhangi bir ahit almadı, dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Ne zaman onlar bir andlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı?." ayetini indirdi.

 

Hasan-ı Basrı, Allah'ın (c. c) "Zaten onların çoğu iman etmez." buyruğu hakkında şöyle der: "Evet, onlar yeryüzünde verdikleri her ahdi bozdular, arkalarına attılar. Onlar, bugün söz verip yarın bozuyorlardı." Süddi: Yani, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in getirdiklerine iman etmiyorlar, diye tefsir eder. Katade de: "Kendilerinden bir grup onu atmadı mı? .. "nın manası "ahdi bozmadı mı?"dır, der.

 

İmam Taberi der ki: "....." kelimesi, aslen atmak ve savurmak manasına gelir. Buluntuya da bu yüzden "menbuz: atılmış" denmiştir. Nebiz de ismini bundan almıştır; zıra suya atılan hurma ile kuru üzüme denir. Ebu Esved ed-Düeli bir şiirinde şöyle der:

 

Başlığına bakıp onu attım,

Senin, ayakkabılarından eskiyeni attığın gibi...

 

Ben derim ki: Allah (c. c) tutunmaları ve hakkını yerine getirmelerine dair onlardan aldığı ahitleri bozmalarından ötürü kendilerini yermektedir. Bu yüzden hemen ardından, onların, kendilerine ve tüm insanlara gönderilen ve sıfat, nitelik ve haberleri kendi kitaplarında yazılı olup ona tabi olmak, yardım etmek ve destek olmakla emrolundukları peygamberi yalanlamaları dile getirilir. Nitekim bu başka bir yerde şöyle ifade edilir: "Vanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi Peygamber'e uyanlar (var ya) ... " (A'raf, 157) Allah (c. c) burada da şöyle buyurur: "Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince Ehl-i kitap'tan bir gurup, sanki Allah'ın kitabını bilmiyormuş gibi onu arkalarına atıp terk ettiler." Yani, onlardan bir gurup ellerindeki Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in müjdesi bulunan kitabı arkalarına attılar. Yani ondakileri bilmezden gelerek terk ettiler ve sihir öğrenmeye ve ona uymaya başladılar. Bu yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e tuzak kurmak ve sihir yapmak istediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e taraktan düşen saç ve sakal teline, hurma kabuğuna ve benzeri şeylere sihir yapıp (Medine' deki) Zi ervan kuyusu başındaki / altındaki bir kayanın altına koydular. Bu işi Lübeyd b. A'sam (Allah'ın laneti üzerine olsun) üstlendi. Fakat, ileride geleceği üzere ve Buhari ile Müslim'in Sahih'lerinde Aişe (r.anha)'dan rivayet ettikleri gibi, Allah (c.c) Peygamberini (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bundan haberdar etti. Ona şifa verdi ve bundan kurtardı.

 

Süddi der ki: "Allah tarafından kendilerine, yanlarında bulunanı tasdik edici bir elçi gelince ... onu arkalarına atıp terk ettiler. " Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara gelince ona Tevrat'la karşı koydular, tartışmalarında ona dayandılar. Ancak Tevrat ile Kur'an tek şeyi söyleyince Tevrat'ı atıp Asaf'ın kitabını ve Harut ile Marut'un sihrini aldılar. Tabii bunlar da Kur'an'la uyuşmadılar. İşte Allah'ın (c.c) "Sanki Allah'ın kitabını bilmiyorlarmış gibi..." buyruğunun anlattığı budur.

 

Katade, "Sanki Allah'ın kitabını bilmiyorlarmış gibi..." ayeti hakkında şöyle der: Bunlar biliyorlardı. Fakat bildiklerini attılar, gizlediler ve inkar ettiler.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

102. Onlar Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kafir olmadı, ancak şeytanlar kafir idiler ki insanlara sihri öğretiyorlardı. Babil'de iki meleğe, Harut'la Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: "Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız" demeden hiç kimseye öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten karı ile koca arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke anlasalardı!

103. Eğer onlar iman edip kendilerini kötülükten korusalardı, şüphesiz, Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke anlasalardı!