İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

11 – 113.ayetler

 

Ehl-i Kitab'ın, cennete Sadece Kendilerinin Gireceği Kuruntusu:

 

111. (Ehl-i kitap:) Yahudiler yahut Hristiyanlar hariç hiç kimse cennete giremeyecek, dediler. Bu, onların kuruntusudur. Sen de onlara: Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin, de.

112. Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a teslim ederse, onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler.

113. Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hristiyanlar da:

Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler. (Kitab'ı) bilmeyenler de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah, ihtilafa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) Yahudilerle Hristiyanların kuruntularını ve aldanışlarını açıklamaktadır. Zira Yahudi ve Hristiyanlardan her biri cennete sadece kendi dininden olanların girebileceğini söylüyorlardı. Nitekim Allah (c.c) Maide suresinde (c.c) onların "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz." (Maide, 18) dediklerini haber vermiştir. Allah burada (c. c) onları yalanlayarak günahlarından dolayı kendilerine azap edeceğini söylüyor, dedikleri gibi olsaydı böyle bir şeyolmazdı, diye bildiriyor. Nitekim daha önce geçtiği gibi onlar cehennem ateşinin kendilerine sadece sayılı birkaç gün dokunacağını, daha sonra cennete gireceklerini iddia ediyorlardı. Allah (c.c) orada onlara cevap verdi. Burada da hiçbir delil, hüccet ve beyyineye dayanmadan yaptıkları bu iddiayı, "Bu onların kuruntusudur" diyerek reddetmektedir. Ebu Aliye der ki:

Bunlar onların, Allah'a (c.c) karşı besledikleri, hakikati olmayan kuruntular ve boş temennilerdir. Katade ve Rebi' b. Enes de böyle demişlerdir.

 

Allah (c.c) daha sonra "Sen de" Yani: Ey Muhammed! "Onlara de ki: Eğer" iddianızda "sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin. "

 

Ayetteki "burhanekum" (delilinizi) ifadesini Ebu Aliye, Mücahid, Süddi ve Rebi' b. Enes "hüccetinizi", Katade ise: beyyinenizi (açık delilinizi) diye tefsir etmişlerdir.

 

Allah (c.c) ardından şöyle buyurmaktadır: "Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a teslim ederse" yani kim amellerini yalnızca 'hiçbir ortağı bulunmayan Allah' için yaparsa ... Bunun benzeri şu ayettir: "Eğer seninle tartışırlarsa de ki: Ben yüzümü (kendimi) Allah'a teslim ettim. Bana tabi olanlar da öyle ... " (Al-i İmran, 20)

 

Ebu Aliye "Kim yüzünü Allah'a teslim ederse" ifadesini "kendini yalnız Allah'a verirse" diye tefsir etmiştir. Said b. Cübeyr de şöyle tefsir etmiştir:

"Kim yüzünü" yani dinini ''Allah'a teslim ederse" yani sadece Allah'a has kılarsa "Muhsin olarak" yani Allah'a has kılmayı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uymak suretiyle gerçekleştirerek. .. Çünkü bir amelin kabul olunmasının iki şartı vardır; biri sadece Allah (c.c) için yapılmış olması, diğeri ise doğru ve şeriata uygun olmasıdır. Bir amel ihlasla yapılır da doğru ve meşru olmazsa kabul olunmaz.

 

 

[566] Bu sebeple Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim emrimiz olmayan bir amel yaparsa o reddolunur" buyurmuştur. Bunu Müslim, Aişe (r.anha)'dan rivayet etmiştir.

 

Dolayısıyla ruhbanların ihlasla yapmış olduklarını varsaysak bile, amellerinde kendileri ve tüm insanlar için gönderilmiş olan Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uymadıkları sürece onlardan kabul olunmaz. Allah (c.c) onlar ve emsalleri hakkında Kur'an'da şöyle buyurur: "Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler haline getiririz (değersiz kılarız)." (Furkan, 23) "İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamıştır. .. " (NGr, 39) "O gün birtakım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir." (Gaşiye, 2-5) İleride geleceği üzere mü'minlerin emiri Ömer (r.a.)'dan yapılan rivayete göre o, bu ayetlerin ruhbanlar hakkında olduğunu söylemiştir. Amel zahirde şeriata uyuyorsa, ancak işleyen onu sadece Allah (c.c) için yapmamışsa, o da kabul edilmeyip yapana iade edilir. Bu da riyakarların ve münafıkların halidir. Nitekim Allah (c.c) başka ayetlerde şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler." (Nisa, 142) "Yazıklar olsun O namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır. Ve hayra da mani olurlar." (Maun, 4-7) Bu yüzden Allah (c.c) ''Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın." (Kehf, 110) buyurmuştur.

 

Yüce Allah bu ayet-i kerimede "Bilakis, kim muhsin olarak yüzünü Allah'a teslim ederse, onun ecri Rabbi katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır, ne de üzüntü çekerler. " buyurarak bu durumda onlara mükafatlarını vereceği garantisini vermiş ve onların çekindikleri korkulacak şeylerden emin olacaklarını bildirmiştir. Dolayısıyla onlara karşılaştıkları şeylerde "ne bir korku vardır, ne de onlar" geçmişte terk ettikleri için "üzüntü çekeceklerdir." Nitekim Said b. Cübeyr de ayeti şöyle tefsir etmiştir: Onlar ahirette hiç korkmayacaklar ve ölmelerine de hiç üzülmeyeceklerdir.

 

"Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler:

Hristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler." Allah (c.c) burada onların çelişkilerini, birbirlerine nefret ve düşmanlık duyup birbirleriyle zıtlaşmalarını açıklamaktadır.

 

 

[567] Nitekim Muhammed b. İshak, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Necranlı Hristiyanlar Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldiklerinde Yahudi hahamlar da gelerek Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında onlarla tartıştılar. Rafi' b. Hureymele: Siz doğru yolda değilsiniz, dedi ve İsa (a.s) ile İncil'i inkar etti. Necranlı bir Hristiyan'da Yahudilere: Siz de doğru yolda değilsiniz, dedi ve Musa (a.s)'ın peygamberliğini ve Tevrat'ı inkar etti. Bunun üzerine Allah (c.c) onların bu sözlerini ele alan "Hepsi de kitabı (Tevrat ve İncil'i) okumakta oldukları halde Yahudiler: Hristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler ... " ayetini indirdi. Oysa her biri kitabında, inkar ettiği şeyleri tasdik eden ifadeler okur. Yani; Yahudiler İsa (a.s)'ı inkar ederler, halbuki ellerindeki Tevrat'ta Allah'ın (c. c) Musa (a.s) diliyle onlardan İsa (a.s)'ı tasdik etmeleri emri vardır. İncil'de de İsa (a.s)'ın getirdiği Musa (a.s)'ı tasdik emri ve Tevrat'ın Allah (c.c) katından olduğu ifadeleri vardır. Buna rağmen her biri diğerinin elindekini inkar eder.

 

Mücahid bu ayetin tefsirinde: İlk Yahudiler ve Hristiyanlar ise doğru yol üzereydiler, demiştir. Katade der ki: "Yahudiler: Hristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler." Bilakis ilk Hristiyanlar doğru yoldaydılar. Ancak hurafeler çıkardılar ve parçalandılar. "Hristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler." Aksine ilk Yahudiler doğru yoldaydılar. Ancak hurafeler çıkardılar ve bölünüp parçalandılar. Mücahid'den yapılan diğer rivayet ise, Ebu Aliye ve Rebi’ b. Enes'ten yapılan şu görüş gibidir: "Yahudiler: Hristiyanlar doğru yolda değillerdir, dediler. Hristiyanlar da: Yahudiler doğru yolda değillerdir, dediler." ayetinde anlatılanlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanındaki Ehl-i kitap'tır.

 

Bu görüş, her bir tarafın diğerini itham ettiği şeyde haklı olmalarını gerektirir. Oysa ayetin akışına bakıldığında, doğru olmadığını bile bile böyle söylediklerinden dolayı onların yerildikleri görülür. Nitekim bu yüzden Allah (c. c) "Kitabı (İncil ile Tevrat'ı) okudukları halde" buyurmuştur. Yani üstelik onlar Tevrat ve İncil'in şeriatını bilmektedirler. Aslında her biri kendi döneminde meşruydu. Fakat, -daha önce geçen İbn Abbas ve Mücahid'in bu ayetin tefsiriyle ilgili sözleri ile Katade’den gelen birinci rivayette ifade edildiği üzere- onlar inat, küfür ve yanlışa yanlışla karşılık verme yoluna giderek birbirlerini reddettiler. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"(Kitab'ı) bilmeyenler' de birbirleri hakkında tıpkı onların söylediklerini söylediler." Allah (c.c) burada işaret ve ima yoluyla Yahudi ve Hristiyanların birbirleriyle sözlü atışmalarındaki cehaletlerini ortaya sermektedir. "Bilmeyenler" den ne kastedildiği hususunda farklı görüşler vardır. Rebi’ b. Enes ve Katade: Yani, Yahudiler de Hristiyanlar gibi dediler, demişlerdir. İbn Cüreyc der ki: Ata'ya "Bu bilmeyenler kimlerdir?" dedim, "Yahudi ve Hristiyanlardan, Tevrat ve İncil'den önceki milletlerdir." dedi. Süddi de "bilmeyenler" den kastın Araplar olduğunu, Hristiyan ve Yahudilerin: Muhammed doğru yol üzere değil sözlerine işaret olduğunu söylemiştir. Taberi ise bunun genelolup herkesi kuşatmaya elverişli olduğunu tercih etmiştir. Bu görüşlerden birinin tercihini gerektiren kat'i bir delil yoktur. Dolayısıyla hepsini kapsayan manaya yorumlamak en evlasıdır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

''Allah, ihtilafa düştükleri hususlarda kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir." Yani Allah (c.c) onları olacağını vaad ettiği günde toplayıp, aralarında, zerre kadar zulüm ve haksızlık olmayan hükmünü verecektir. Bu, Allah'ın şu buyruklarında ifade edilen mana gibidir: "Mü'min olanlar, Yahudi olanlar, Sabiiler, Hristiyanlar, Mecusiler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir. " (Hacc, 17) "De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir. o, en adil hüküm veren, (her şeyi) hakkıyla bilendir. " (Sebe, 26)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engelolan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.