İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

114.ayet

 

Allah'ın Mescidlerinde Allah'ı Anmayı Engelleyenler:

 

114. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engelolan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.

 

Tefsiri:

 

Allah'ın (c.c) mescidlerinden men eden ve onu yıkmak için çalışanlardan kimin kastedildiği hususunda müfessirlerin iki görüşü vardır:

 

Bir: Avfi'nin tefsirinde İbn Abbas (r.a.)'dan naklettiği, onların Hristiyanlar oldukları görüşüdür. Mücahid de: Onlar Hristiyanlardır. Beyt-i Makdis'e pislikler atıyor ve insanları orada ibadet etmekten engelliyorlardı, demiştir. Abdurrezzak bu ayet hakkında Katade'den şöyle rivayet etmiştir: O, Buhtanassar ve adamlarıdır. Buhtanassar Beyt-i Makdis'i yıkmış, Hristiyanlar da bunda ona yardım etmişlerdi. Said, Katade’den şöyle nakletmiştir: Onlar Allah düşmanı Hristiyanlardır. Yahudilere olan düşmanlıkları, onları Beyt-i Makdis'i yıkmada Babil'li Mecusi Buhtanassar'a yardım etmeye itti. Süddi de şöyle demiştir: Hristiyanlar Beyt-i Makdis'i yıkmasında Buhtanassar'a yardım ettiler. Bu sayede Buhtanassar orayı yıktı ve oraya leşlerin atılmasını emretti. Rumların orayı yıkmada Buhtanassar'a yardım etmelerinin sebebi, İsrailoğullarının Zekeriyya'nın (a.s) oğlu Yahya (a.s)'ı öldürmeleriydi. Hasan-ı Basri’den de buna benzer bir rivayet vardır.

 

İkinci görüş: Taberi, İbn Zeyd'den şöyle nakleder: "Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engelolan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır!" ayetinde kastedilenler, Hudeybiye gününde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Mekke'ye girmesine engelolan müşriklerdir. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zituva denen yerde kurbanını kesti ve onlarla barış andlaşması yaptı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara: Hiç kimse Kabe'yi ziyaretten alıkoymazdı. Adam babasının ve kardeşinin katiliyle karşılaşırdı da onu yine engellemezdi, dedi. Onlar da: Bedir günü babalarımızı öldürenler, onların evlatları hala aramızda iken beldemize giremezler, dediler.

 

"Onların harap olmasına çalışandan" denilmiştir; çünkü orayı Allah'ı zikirle imar ve ihya edecek, Hac ve Umre için gelecek kişilerin yolunu kesiyorlardı.

 

İbn Ebi Hatim, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Kureyşliler Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Mescid-i Haram'da, Kabe'nin yanında namaz kılmasını engelleyince Allah (c.c) ''Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engelolan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır!" ayetini indirdi.

 

İmam Taberi bunları zikrettikten sonra birinci görüşü tercih etmiş ve gerekçe olarak Kureyşlilerin Kabe'yi yıkmak için çalışmadıklarını, Beyt-i Makdis'i yıkmak için ise çalıştıklarını zikretmiştir.

 

Ben derim ki: Allahu A'lem, İbn Zeyd ve İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiği gibi, ikinci görüş daha kuvvetli gözükmektedir. Çünkü Hristiyanlar Yahudileri Beyt-i Makdis'de namaz kılmaktan (ibadet etmekten) engellediklerinde sanki dinleri Yahudilerin dininden daha doğru ve onlar hakikate daha yakındılar. O dönemde Yahudilerin Allah'ı zikretmeleri onlardan kabul edilmiyordu. Çünkü Davud (a.s) ile Meryem oğlu İsa (a.s) diliyle lanetlenmişlerdi. Bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmalarından dolayı idi. Ayrıca Allah (c.c) (geçen ayetlerde) Yahudileri ve Hristiyanları yermeyi bitirdikten sonra, (bu ayetten itibaren) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile ashabını Mekke'den çıkaran ve onları Mescid-i Haram'da namaz kılmaktan engelleyen müşrikleri yermeye başlamaktadır.

İmam Taberi'nin dayandığı "müşrikler Kabe'yi yıkmaya çalışmadılar" gerekçesine gelince; onların yaptığından daha büyük yıkım var mıdır ki? Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile ashabını oradan çıkardılar, putları, ortakları ve şirk koştuklarıyla Kabe üzerinde hakimiyet kurdular. Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellileri olmadıkları halde (müminleri) oradan geri çevirirlerken Allah onlara ne diye azap etmeyecek? Oranın mütevellileri takva sahiplerinden başkaları değildir. Fakat onların çoğu bunu bilmez." (Enfal, 34) Yine şöyle buyurur: ''Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kafirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selahiyetleri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedi kalacaklardır. Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır." (Tevbe, 17-18) Allah (c.c) yine şöyle buyurur: "Onlar, inkar eden ve sizin Mescid-i Haram'ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir. Eğer (Mekke'de) kendilerini henüz tanımadığınız mü'min erkeklerle mü'min kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı (Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkar edenleri elemli bir azaba çarptırırdık." (Fetih, 25) Allah (c.c) ''Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır." (Tevbe, 18) buyurmaktadır. Böylesi kimseler Kabe'den kovulmuşlar ve engellenmişlerse bundan daha büyük yıkım ve tahrip olabilirmi? Mescidlerin imanndan kasıt, sadece oranın süslenmesi ve maddi olarak inşa edilmesi değildir. İman ancak arada Allah'ı zikretmek ve şeriatını uygulamakla, arasını pislik ve şirkten uzak tutmakla olur.

 

''Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir." Bu bir haberdir, fakat kasıt emirdir. Yani "Gücünüz yettiğinde onların ancak anlaşma ve cizye gölgesinde girmelerine izin verin." Bu yüzden Mekke'nin fethinden bir yıl sonra, hicretin dokuzuncu senesinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hz. Ali'yi (r.a.) Mekke'ye göndermiş, Hz. Ali Mina'da (Cemre-i Akabe denilen yerde) verdiği hutbede "İyi dinleyin! Bu yıldan sonra hiçbir müşrik haccetmeyecek, Kabe'yi çıplak tavaf etmeyecektir. Kime bir mühlet verilmişse süresi bitene kadar mühleti devam edecektir" diyerek bunu duyurmuştur. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu Allah'ın şu buyruğunu uygulama maksatlı yapmıştır: "Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar." (Tevbe, 28)

 

Bazıları ''Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir." cümlesini şöyle tefsir etmişlerdir: Müşriklerin Allah'ın camilerine, onlar üzerinde hakimiyet kurup mü'minleri girmekten engelleme şöyle dursun, aslında mü'minlerin kendilerini yakalamasından korkarak ve ödleri patlayarak girmeleri gerekir. Bununla söylenmek istenen şudur; kafirlerin ve başkalarının zulmü olmasa, yegane hak ve olması gereken budur.

 

Denildi ki: Bu, Allah'ın (c. c) mü'minlere, onları Mescid-i Haram'a ve diğer mescidlere hakim kılacağına, müşrikleri zelil ve güçsüz hale getirerek hiçbirinin yakalanıp cezalandırılmaktan veya Müslüman olmazsa öldürülmekten korkmaksızın oraya giremeyeceğine dair müjdesidir. Daha önce geçen, müşriklerin Mescid-i Haram'a girmekten engellenmeleri rivayetinde yer aldığı gibi gerçekten de Allah (c.c) bu vaadini gerçekleştirmiş, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Arap yarımadasında ikinci bir dinin kalmasına müsaade edilmemesini, Yahudilerin ve Hristiyanların oradan sürülmelerini vasiyet etmiştir. Bu, Mescid-i Haram'ın dört bir yanının şereflendirilmesinden ve Allah'ın (c.c) peygamberini tüm insanlara müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdiği kutsal toprakların temizlenmesinden başka bir şey değildir. İşte onların dünyadaki reziHikleri budur. Çünkü ceza, yapılan fiil türünden verilir. Mü'minleri Mescid-i Haram'dan engelledikleri gibi kendileri de ondan engellendiler. Mü'minleri Mekke'den sürdükleri gibi, kendileri de sürüldüler.

"Bunlar için ... ahirette de büyük azap vardır. " Yani, Kabe'nin saygınlığına aykırı hareketlerinden, etrafını putlarla doldurmak suretiyle değersizleştirdiklerinden, orada Allah'tan başkalarına dua edip çıplak tavaf ettiklerinden, Allah (c.c) ve Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sevmediği başka nice fiiHer yaptıklarından ötürü onlara büyük azap vardır.

Mescid'i Beyt-i Makdis ile tefsir edenlerin açıklamalarına gelince; Ka'b el-Ahbar şöyle der: Hristiyanlar Beyt-i Makdis'i ele geçirdiklerinde orayı yıkıp harap ettiler. Allah (c.c) Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i peygamber gönderince de O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ''Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engelolan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! .. " ayetini indirdi. Gerçekten de yeryüzünde Beyt-i Makdis'e güvenlik içinde girebilen hiçbir Hristiyan yoktur. Süddi der ki: Bugün yeryüzünde oraya hangi Rumlu girecek olsa mutlaka boynunun uçurulacağı veya cizye konulup onu ödemek zorunda kalacağı korkusuyla girer. Katade der ki: Onlar camilere ancak kaçamak olarak ve gizlice girerler.

Ben derim ki: Bu, Beyt-i Makdis'in, ayetin geneli kapsamında olmasını engellemez. Çünkü Hristiyanlar, Yahudilerin yönelerek ibadet ettikleri kayaya saygısızca hareketleri nedeniyle hem şeriatları tarafından cezalandırılmışlardır, hem de orada zillet içinde olmakla kader yönüyle cezalandırılmışlardır. Beyt-i Makdis'in Hristiyanların zulmüne düçar olduğu dönemler dışında Hristiyanların bu zilleti hep devam edegelmiştir. Aynı şekilde Yahudiler de onda Allah'a (c.c) karşı Hristiyanlardan daha büyük günah işleyince Allah (c.c) onlara daha büyük bir ceza vermiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İkinci görüş sahiplerinden Süddi, İkrime ve Vail b. Davud, ayetteki "dünyadaki rezilliği / zilleti" Mehdi'nin zuhuru ile tefsir etmişlerdir. Katade ise onların zillet içinde cizye ödemeleri ile tefsir etmiştir.

 

Doğrusu, "dünyadaki rezillik ve zillet" bunların hepsinden daha geneldir. Nitekim, dünyada rezillikten ve ahiret azabından Allah'a sığınmaya dair hadisler vardır:

 

 

[570] İmam Ahmed b. Hanbel, Büsr b. Ertah'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Her işimizde sonumuzu güzel eyle. Bizi dünya rüsvaylığından ve ahiret azabından koru!"

 

Kütüb-i Sitte'nin hiçbirinde yer almasa da bu hadis hasendir. Hadisin ravisi Büsr b. Ertah -Büsr b. Ebi Ertah olduğu da söylenir- bunun dışında bir de,

 

 

[571] "Savaşlarda eller kesilmez. " hadisini rivayet etmiş olup bu ikisi dışında hiçbir hadisi yoktur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

115. Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir.