|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 115.ayetler |
115. Doğu da
Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz
Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir.
Tefsiri:
Allahu A'lem, bu Allah'ın
(c.c) Mekke'den çıkartılan, mescidlerinden ve namazgahlarından ayrılan
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ve ashabına Allah'ın (c.c) bir
tesellisidir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'de iken Kabe,
gözünün önünde olduğu halde Beyt-i Makdis'e yönelerek namaz kılıyordu.
Medine'ye gelince on altı veya on yedi ay Beyt-i Makdis'e yöneltildi. Daha
sonra Allah (c.c) onu Kabe'ye yöneltti. Bu yüzden Allah (c.c) "Doğu da
Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır."
buyurdu.
[572] Ebu Ubeyd Kasım b.
Selam, Nasih ve Mensuh isimli kitabında İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle rivayet
eder: "Bize söylendiğine göre -ki Allah daha iyi bilir- Kur’an'dan ilk
neshedilen kıble meselesidir. Allah (c.c) "Doğu da Allah'ındır, batı da.
Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır." buyurduğunda Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beyt-i Atik'e (en eski ev, Kabe) yönelmeyip
Beyt-i Makdis'e doğru namaz kıldı. Daha sonra Allah (c.c) O'nu (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Beyt-i Atik'e yöneltti. O ayeti neshederek "Nereden yola
çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız
olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki. .. " (Bakara, 150) ayetini
indirdi.
[573] Ali b. Ebi Talha,
İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
Kur’an' da ilk nesih
kıble konusunda olmuştur. Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Medine'ye hicret ettiğinde Allah (c. c) ona Beyt-i Makdis'e yönelerek namaz
kılmasını emretti. Medine sakinlerinden Yahudiler buna sevindiler. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) on küsur ay boyunca oraya yönelerek namaz kıldı.
Ancak Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), İbrahim (a.s)'ın kıblesini
arzuluyor, onun için dua ediyor ve göğe bakarak haber bekliyordu. Bunun üzerine
Allah (c.c) "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte
olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun
olacağın bir kıbleye döndürüyoruz .. Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü
Mescid-i Haram tarafına çevir ... " (Bakara, 144-149) ayetlerini nazil
etti. Bunun üzerine Yahudiler şüpheye düşerek "Y önelmekte oldukları
kıblelerinden onları Çeviren nedir?" deyince, bu defa da Allah (c.c)
"Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı)
oradadır." (Bakara, 142) ayetini nazil etti.
İkrime, İbn Abbas
(r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı)
oradadır." Yani siz yüzünüzü ister doğuya ister batıya çevirin, bunların
hepsi Allah'ın kıblesidir. Mücahid der ki: "Nereye dönersenizAllah'ın yüzü
(zatı) oradadır." Nerede olursanız olun sizin yöneldiğiniz tek kıble
vardır ki o da Kabe'dir. İbn Ebi Hatim, bir önceki eserden (sahabi, tabiin vs.
sözü) sonra kıblenin neshedilmesine dair Ata'nın İbn Abbas'tan (r.a.)
rivayetini zikretmiş, ardından bu hususta Ebu Aliye, Hasan-ı Basri, Ata'
el-Horasani, İkrime, Katade, Süddi ve Zeyd b. Eslem'den benzer rivayetler
zikretmiştir.
Taberi der ki: Bazıları
ise şöyle demişlerdir: Bilakis Allah (c. c) bu ayeti, Kabe'ye dönmek farz
kılınmadan önce indirmiştir. Bu ayetle Allah (c.c) Peygamberine (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ve ashabına, namazlarında yüzlerini doğu ve batıdan
istedikleri yöne dönebileceklerini bildirmiştir. Çünkü onlar yüzlerini
bunlardan hangisine çevirirlerse Allah (c.c) o yönde idi. Zira doğular ve
batılar sadece O'nundur ve "(Gizlice konuşanlar) bunlardan az veya çok
olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka O, onlarla beraberdir.
" (Mücadele, 7) ayetinde buyrulduğu gibi hiçbir mekan O'ndan hali
değildir. Bu görüş sahipleri derler ki: Daha sonra bu, Mescid-i Haram'a
yönelmelerini emreden ayetle neshedildi.
Taberi'nin sözü aynen
böyle. "Hiçbir mekan Allah'tan hali değildir" sözünden kasıt,
Allah'ın ilmi / bilgisi ise bu doğrudur. Çünkü Allah'ın bilgisi her bilgiyi kuşatmıştır.
Allah'ın (c.c) zatı kastedilmişse O (c.c) mahlukatından hiçbirinin içinde
sınırlandırılmış değildir. Allah (c.c) bundan münezzeh ve yücedir.
Taberi der ki: Bazıları
da şöyle demişlerdir: Hayır, bu ayet Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
nafile namazını yolculuk esnasında, sıcaklık ve büyük korku gibi sebeplerle
doğu veya batıdan istediği tarafa yönelerek kılabileceğine izin veren bir ayet
olarak inmiştir.
[574] Taberi daha sonra
kendi senediyle Said b. Cübeyr'den şöyle nakle der: İbn Ömer (r.a.) bineği ne
tarafa dönerse dönsün namazına devam eder ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in böyle yaptığını söyler, bu fiilini "Nereye dönerseniz Allah'ın
yüzü (zatı) oradadır." ayetinin pratiğe dökülmesi olarak yapardı. Bunu
Müslim, Tirmizi, Nesai, İbn Ebi Hatim ve İbn Merduyeh birçok tarikle böyle
rivayet etmişlerdir. Hadisin aslı Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde İbn Ömer
(r.a.) ve Amir b. Rebia'dan rivayet edilmiştir, fakat onlarda ayet yoktur.
[575] Buhari de
Sahih'inde Nafi'den şöyle nakletmiştir: İbn Ömer (r.a.)'a korku namazı
sorulduğunda tarif eder, sonra "Korku bundan daha şiddetli olursa ayakları
üzerinde, ayakta veya binekleri üzerinde, kıbleye yönelerek veya yönelmeyerek
(her şekilde) namaz kılarlar" derdi. Nafi' der ki: Kanaatime göre Abdullah
b. Ömer korku namazının nasıl kılınacağını olsa olsa Hz. Peygamber’den
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) nakletmiştir."
Bir Mesele:
İmam Şafii’den meşhur
rivayete göre binekte namaz hususunda namazın kısaltılabileceği mesafeye yolculuk
ile kısaltılamayacağı kısa yolculuk arasında bir fark yoktur. Ona göre hepsinde
binek üzerinde nafile namaz kılınabilir. İmam Ebu Hanife de bu görüştedir.
Fakat İmam Malik ve bir grup alime göre uzun mesafe yolculuğu şarttır Ebu Yusuf
ile Ebu Said el-İstahri ise şehir içinde dahi kılınabileceği görüşünü tercih
etmişlerdir. Ebu Yusuf bunu Enes b. Malik'ten (r.a.) rivayet etmiştir. Taberi
ise bunun yürüyene dahi caiz olduğunu tercih etmiştir.
Taberi der ki: Bazıları
da şöyle demişlerdir. Aksine bu ayet kıbleyi öğrenme imkanları olmadığından,
tespit edemeyip farklı yönlere yönelerek namaz kılan bir topluluk hakkında
inmiştir. Allah (c.c) bu ayetle onlara "Doğular da batılar da benimdir.
Siz yönünüzü ne tarafa çevirirseniz benim yüzüm orada olup sizin kıbleniz de o
taraftır." demek istemiş ve onlara namazlarının geçerli olduğunu
bildirmiştir.
[576] İmam Taberi'nin
kendi senediyle rivayet ettiği hadis şöyledir:
Amir b. Rebia'dan:
"(Bir sefer sırasında) çok karanlık bir gecede Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ile beraberdik. Bir yerde konakladık. Her bir kişi taş topluyor, onu
kendisine namazgah yapıp namaz kılıyordu. Sabaha çıktığımızda ne görelim;
namazı kıbleden başka yöne yönelerek kılmışız. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e "Ya Resulallah! Biz bu gece namazı kıbleden başka tarafa
yönelerek kıldık" dedik. Bunun üzerine Yüce Allah (c.c) "Doğu da
Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz
Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi bilendir. " ayetini
indirdi. Taberi daha sonra bunu başka bir tarikle rivayet etmiştir. Hadisi
Tirmizi ve İbn Hibban da rivayet etmişlerdir. Tirmizi: "Bu, hasen
hadistir. Senedi pek muteber değildir. Sadece Eş'as es-Semman'ın rivayetiyle
biliyoruz. Eş'as ise hadiste zayıf görülür," demiştir. Ben derim ki: Onun
rivayet ettiği Asım da zayıftır. Buhari onun için: Rivayeti münkerdir, İbn
Maln: Zayıftır, hüccet olmaz; İbn Hibban da: Metruktur, demiştir. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
[577] Bu, başka
tariklerle Cabir'den de rivayet edilmiştir. Nitekim Hafız İbn Merduyeh bu
ayetin tefsirinde Cabir (r.a.)'dan şöyle nakleder:
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bir müfreze gönderdi ve ben de onların arasındaydım. Bizi
zifiri bir karanlık kapladı ve kıbleyi bulamadık. Bizden bazıları: Kıbleyi
tesbit ettik. İşte şu tarafa, kuzeye doğru duracağız, dediler. Namaz kıldılar
ve kıldıkları yönü gösteren çizgiler çizdiler. Sabah olup Güneş doğunca bu
çizgilerin kıbleye doğru olmadığı ortaya çıktı. Yolculuğumuzdan dönünce Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorduk, bir şey söylemedi. Allah (c.c) bu
konuda "Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü
(zatı) oradadır. Şüphesiz Allah'(ın rahmeti ve nimeti) geniştir, O her şeyi
bilendir. " ayetini indirdi. Hafız İbn Merduyeh daha sonra bunu Cabir'den,
başka bir tarikle daha rivayet etmiştir.
[578] Darekutni de Cabir
(r.a.)'dan şöyle nakleder: Bir yolculukta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikteydik. Üzerimize bulut çöktü ve kıble konusunda ne
yapacağımızı bilemedik. Her birimiz kıbleyi kendine göre tespit edip namazı
oraya yönelerek kıldı. Sonra yerlerimizi bilmek için her birimiz önüne çizgiler
çizdi. Bu durumu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e söylediğimizde
bize namazı iade etmemizi emretmedi ve "Namazınız oldu" buyurdu.
Darekutni sonra şöyle der: Ata'dan rivayet eden kişi Muhammed b. Salim veya
Muhammed b. Abdullah el-fuzami'dir ki her ikisi de zayıftır.
[579] İbn Merduyeh, İbn Abbas
(r.a.)'dan da şöyle nakletmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir
müfreze göndermişti. Üzerlerini bir bulut kaplamış ve kıbleyi bulamayınca
-bilmeden- başka yöne yönelerek namaz kılmışlar. Güneş doğunca namazı kıbleden
başka yöne doğru kıldıklarını anlamışlar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in huzuruna gelip bunu anlatınca, "Doğu da Allah'ındır, batı da.
Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır.. " ayeti nazil olmuş.
Bu senetlerde zayıflık
vardır, fakat sanki birbirlerini destekleyerek kuvvetlenmişlerdir.
Kıbleyi yanlış tespit
edip namaz kılan kişinin namazı iade meselesi hususunda alimlerin iki görüşü
vardır. Zikrettiğimiz rivayetler kaza edilmeyeceğine delildir. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
İmam Taberi der ki: Bazıları
da bu ayetin Necaşi hakkında indiğini söylemişlerdir.
[580] Nitekim bize
Katade'den şöyle nakledildi: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Sizin bir kardeşiniz öldü, onun üzerine (cenaze) namazı kılın"
buyurdu. Sahabiler, "Müslüman olmayan birinin namazını mı kılacağız?"
dediler. Bunun üzerine "Ehl-i kitap'tan öyleleri var ki Allah'a, hem size
indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'aboyun
eğerek iman ederler." (Al-i İmran, 199) ayeti nazil oldu. Bunun üzerine
sahabiler: Ama o kıbleye yönelerek namaz kılmıyordu, dediler. Bunun üzerine de
Allah (c.c): "Doğu da Allah'ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın
yüzü (zatı) oradadır ... " ayetini nazil etti. Bu gariptir. Doğrusunu en
iyi Allah bilir. Kurtubi'nin Katade'den naklinde ifade edildiği üzere
Necaşi'nin, kıblenin nesh sonucu Kabe tarafına yapıldığı bilgisi ulaşmadan önce
Beyt-i Makdis’e doğru namaz kıldığı söylenmiştir.
Kurtubi, Necaşi vefat
ettiğinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in cenaze namazını
kıldırdığını ve 'gıyabi cenaze namazını caiz görenlerin buna dayandıklarını
söyler ve şöyle der: (Maliki) alimlerimize göre gıyabi cenaze namazı, şu üç
sebepten dolayı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e mahsus bir durumdur.
Bir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cenaze namazım kıldırırken yer
dürüldü ve Necaşi'nin naşını gördü (dolayısıyla gıyabında kılmamış oldu). İki:
Cenaze namazım kıldıracak hiç kimse olmayınca namazını Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kıldırdı. Bu cevabı İbnu'l-Arabi tercih etmiştir.
Kurtubi ise: Müslüman bir hükümdarın milletinden dindaş hiçbir kimsenin
bulunmaması uzak ihtimaldir, diye itiraz etmiş, İbnu'l-Arabi ise buna: Onlarda
ölüye cenaze namazı kıldırma diye bir şeyin olmaması mümkündür, cevabını
vermiştir ki bu güzel bir cevaptır. Üç: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Necaşi'nin namazını, daha sonraki kralların kalplerini İslam'a
ısındırma gibi bir etki bırakması için kıldırmıştır. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
[581] Hafız İbn Merduyeh,
tefsirinde Ebu Hureyre (r.a.)'dan şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Doğu ile batı arası Medinelilerin,
Şamlıların ve Iraklıların kıblesidir. " Hadisin konuyla bir ilişkisi
vardır.
[582] Tirmizi ve İbn Mace
de başka bir tarikle yine Ebu Hureyre (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in "Doğu ile batı arası kıbledir. " buyurduğunu rivayet
etmişlerdir. Tirmizi der ki: Bu, Ebu Hureyre (r.a.)'dan birçok tarikle rivayet
edilmiştir. Bazı ilim erbabı Ebu Ma'şer'in ezberine ilişkin (olumsuz) sözler
söylemişlerdir.
[583] Tirmizi daha sonra
Ebu Hureyre (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
"Doğuyla batı arası kıbledir" hadisini rivayet etmiş ve "bu
hasen-sahih hadistir" demiştir. Buhari'den de: Bu, Ebu Ma'şer'in
rivayetinden daha kuvvetlidir, dediğini nakletmiştir. Tirmizi daha sonra şöyle
der: "Doğu ile batı arası kıbledir" hadisi birden çok sahabiden
rivayet edilmiştir ki Ömer b. Hattab (r.a.), Ali (r.a.) ve İbn Abbas (r.a.)
bunlardan bazılarıdır. İbn Ömer (r.a.): Batıyı sağına, doğuyu soluna aldıktan
sonra kıbleye yönelirsen, ikisinin arası kıbledir, demiştir.
[584] İbn Merduyeh daha
sonra İbn Ömer (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
"Doğu ile batı arası kıbledir" buyurduğunu rivayet etmiştir. Bunu
Darekutni ve Beyhaki de rivayet etmiş ve Beyhaki: Asıl meşhur rivayet İbn Ömer
(r.a.)'ın Ömer (r.a.)'dan naklidir, demiştir.
İmam Taberi der ki:
Manasının şöyle olması mümkündür: Siz duan ızda nereye yönelirseniz benim yüzüm
oradadır ve duanıza icabet ederim. Nitekim bize kadar gelen rivayete göre
Mücahid şöyle demiştir: "Bana dua edin ki size icabet edeyim"
(Mü'min, 60) ayeti nazil olunca sahabiler "nereye yönelelim?"
dediler. Bunun üzerine "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır.
" ayeti indi.
"Şüphesiz Allah (ın
lütfu) geniştir." Yani, Allah ihtiyaçlarını karşılamada, kerem ve
ihsanında tüm mahlukatı kuşatmıştır, bunu hepsine ulaştırır.
"O her şeyi
bilendir." Yani Allah (c.c) onların amellerini bilir. Hiçbir şey O'nun
bilgisi dışında kalmaz. Bilgisinden hiçbir şey kaçmaz. Bilakis Allah (c.c)
onların tüm yaptıklarını bilir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |