İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

116, 117.ayetler

 

Allah'a Çocuk isnad Edenler:

 

116. ''Allah çocuk edindi" dediler. Haşa! o, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur, hepsi O'na boyun eğmiştir.

117. (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece "O!!" der, o da hemen oluverir.

 

Tefsiri:

 

Bu iki ayet Hristiyanlarla (Allah'ın laneti üzerlerine olsun) onlara benzeyen Yahudilere ve melekleri Allah'ın (c.c) kızları sayan Arap müşriklere reddiye içermektedir. Allah (c. c) hepsinin iddialarını ve "Allah'ın oğlu vardır" sözlerini yalanlayarak "O bundan münezzehtir." buyurmuştur. Yani öyle olmayacak kadar yüce, mukaddes, pak ve beri' olup alı ve büyüktür. Göklerin ve yerin yegane hükümranlığı O'nun elindedir. Onlarda tasarruf eden O'dur. Onları yaratan ve rızık veren, kaderlerini tayin eden ve emrinde çalıştıran O' dur. Gidişatlarını dilediği şekilde belirleyen ve onlarda istediği biçimde tasarrufta bulunan O'dur. Hepsi O'nun kulu ve O'nun malı-mülküdür. Böyleyken Allah'ın (c. c) onlardan bir oğlu nasılolabilir? Çocuk ancak birbiriyle uyumlu ve yakın yapıya sahip iki varlıktan meydana gelir. Allah'ın (c. c) ise hiçbir benzeri yoktur. Azamet ve büyüklüğünde hiçbir ortağı bulunmamaktadır. O'nun eşi yoktur. Böyleyken nasılO'nun bir oğlu olabilir? Nitekim Allah (c.c) başka yerlerde de şöyle buyurur: "O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. O'nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir! Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O'dur." (En'am, 101) "Rahman çocuk edindi" dediler. Hakikaten siz, pek çirkin bir şeyortaya attınız. Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir! Rahman'a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden. Halbuki çocuk edinmek Rahman'ın şanına yakışmaz.

 

"Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kulolarak Rahman'a gelecektir. O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir. Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir." (Meryem, 88-95) "De ki: O Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış, doğurulmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur." (İhlas süresi) Yüce Allah bu ayet-i kerimelerde kendisinin eşsiz ve benzersiz, kainatın büyük hükümdarı ve hakimi olup dışındaki her şeyin O'nun mahluku ve rabblik tasarrufu altındaki kulu olduğunu, böyle iken O'ndan bir çocuk olmasının nasıl mümkün olacağını belirtmiştir.

 

 

[585] Bu sebeple İmam Buhari, Bakara suresinin bu ayetinin tefsirinde, İbn Abbas (r.a.)'ın Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği şu hadisi zikretmiştir: "Allah (c.c) şöyle buyurdu: İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki, yalanlamaması gerekirdi. Bana hakaret etti. Halbuki, böyle yapmaması gerekirdi. Beni yalanlaması; Benim kendisini olduğu gibi tekrar yaratmaya güç yetiremeyeceğimi iddia etmesiyle meydana gelmiştir. Bana hakaret etmesi ise, çocuğumun olduğunu söylemesiyle olmuştur. Halbuki Ben, bir eş veya çocuk edinmekten kendimi tenzih ederim. " Hadisi bu senetle sadece Buhari rivayet etmiştir.

 

 

[586] İbn Merduyeh, Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle nakleder: ''Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

İnsanoğlu beni yalanladı. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanoğlu bana hakaret etti. Halbuki onun buna hakkı yoktu. İnsanın beni yalanlaması 'Allah beni ilk yarattığı gibi tekrar diriltemez!' sözüyle olmuştur. Oysa ilk yaratma, onu yeniden yaratmaktan daha basit değildir. Bana hakaret etmesi ise 'Allah çocuk edindi,' sözüyle gerçekleşmiştir. Halbuki Ben, tek ve samedim. Ne doğdum, ne de çocuğum oldu. Benim hiçbir dengim yoktur. "

 

 

[587] Buhari ve Müslim, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmişlerdir: "İşittiği eziyet verici söze karşı Allah'tan daha çok sabreden bir kimse yoktur. Onların rızkını verdiği ve onlara sıhhat ihsan ettiği halde ona çocuk isnad ediyorlar. "

 

"Hepsi O'na boyun eğmiştir." cümlesindeki '......' (boyun eğenler) kelimesi müfessirlerce şöyle tefsir edilmiştir. İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'dan: Namaz kılmaktadırlar (yani dille zikr ve bedenle ibadet halindedirler). İkrime ve Ebu Malik: Ona kulluklarını ikrar ve itiraf ederler. Said b. Cübeyr: İhlasla bağlanmışlardır. Rebi’ b. Enes: Kıyamet günü hepsi O'nun huzurunda kıyama duracaklardır. Süddi: Kıyamet günü sadece O'na itaat edecekler. Hasif, Mücahid'den: Hepsi O'na itaat etmiştir; Allah (c.c) kime 'insan ol' derse insan olur, kime 'eşek ol' derse eşek olur. İbn Ebi Necih, Mücahid'den: Hepsi O'na itaat etmiştir. Kafirin itaati, istemese de gölgesinin secde etmesidir. İmam Taberi'nin tercih ettiği Mücahid'in bu görüşü diğer görüşlerin tamamını kapsamaktadır. Çünkü kunut Allah'a itaat etmek ve boyun eğmek demek olup şer'ı ve kaderı olmak üzere iki çeşittir. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler." (Ra'd, 15)

 

Kur’an'daki kunut'un manasını açıklayan bir de hadis bulunmaktadır.

 

 

[588] Zıra İbn Ebi Hatim'in Ebu Said el-Hudri (r.a.) kanalıyla rivayet ettiği hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kur'an'da geçen her kunut kelimesi itaat manasındadır." Bunu Ahmed b. Hanbel de, İbn Lehia'nın bulunduğu bir senetle rivayet etmiştir. Fakat bu senet zayıftır, itimat edilmez. Bu hadisin merfu (Hz. Peygamber sözü) şeklindeki rivayeti münkerdir. Muhtemelen sahabinin veya sonraki nesillerden birilerinin sözüdür. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu senetle ayetlerin tefsiri şeklinde gelen münker çok rivayet vardır. Onlara aldanılmasın; çünkü senet zayıftır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır." Yani daha önce bir benzeri olmaksızın eşsiz şekilde yaratandır. Mücahid ve Süddi: Dil bu manayı gerektirmektedir. Yeni olan her şeye de bu manada bid'at denir, demişlerdir.

 

 

[589] Nitekim Sahih-i Müslim'de geçen bir hadiste: "Sonradan türeme her şey bidattir" buyurulmuştur.

 

 

Bid'at iki çeşittir. Biri şu hadiste olduğu gibi şer'i ıstılahtaki bid'attır:

 

[590] "Sonradan türeme her şey bidattir ve her bid'at sapıklıktır" Diğeri ise lugavi bid'attır (sonradan türeme / yeni her şey). Nitekim insanları teravih namazı için toplayıp buna devam ettiğinde "Bu ne güzel bid'attir" diyen Ömer (r.a.)'ın sözündeki bid'at bu manadadır.

 

İmam Taberi der ki: ...... den kasıt ..... dir. Müf'il vezninde iken fail veznine dönüştürülmüştür. Mü'lim'in 'ElIm'e (elem verici), Müsmi'in de 'Semi'e (işiten) dönüştürülmesi gibi...

 

Mübdi'in manası daha önce hiçbir kimsenin yapmadığı ve meydana getirmediği biçimde peyda ettirmek ve meydana getirmektir. Taberi der ki:

Bu yüzden dinde yeni bir şey türetene mübtedi (bid'atçı) denmiştir; çünkü daha önce hiç kimsenin yapmadığını peyda etmiştir. Daha önce kimsenin yapmadığı bir sözü söyleyen veya fiili yapan herkes de böyledir. Zıra Araplar ona mübtedi' derler. A'şa Beni Salebe'nin, Huze b. Ali el-Hanefi'yi öven şu şiirindeki de böyledir:

 

Ona bir görüş belirttiklerinde saygıdeğer insanlara kulak verir. Ve o ne dilese onu yoktan meydana getirir.

 

İmam Taberi der ki: Dolayısıyla mana şöyle olur: "Allah, evladı olmaktan münezzehtir. Göklerdekilerin ve yerdekilerin sahibi odur. Hepsi, Allah'ı işaret etmek suretiyle O'nun (c.c) tekliğine şahitlik ve O'na itaati ikrar eder. Onları aslı ve örneği olmaksızın yoktan var eden, yaratan ve meydana getiren O'dur. Bununla Allah (c.c) kendisine bu şahitlikte bulunanlardan birinin, onların Allah'ın oğlu dedikleri İsa (a.s) olduğunu duyurmakta, gökleri ve yeri aslı ve örneği olmaksızın yoktan var eden Allah'ın (c.c) Mesih İsa (a.s)'ı da babası olmaksızın kendi kudretiyle yoktan yarattığını anlatmak istemektedir. İmam Taberi'nin bu sözleri güzel sözlerdir ve doğrudur.

 

"Bir şeyi dilediğinde ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir." Allah (c.c) bu cümleyle kudretinin kemalini, hükümranlığının büyüklüğünü, bir şeyi takdir edip olmasını dilediğinde ona sadece 'ol' dediğini, yani bir defa 'ol' dediğini ve onun derhal olduğunu, yani dilediğinin uygun şekilde meydana geldiğini ifade etmektedir. Nitekim Allah (c. c) başka yerlerde şöyle buyurur: "Bir şey yaratmak istediği zaman O'nun yaptığı "OL "demekten ibarettir. Hemen oluverir." (Yasin, 82) "Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "OL" dememizdir. Hemen oluverir." (Nahl, 40) "Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir. " (Kamer, 50) Şair der ki:

 

Allah bir şey diler dilemez ona,

Tek bir söz olarak 'ol' der, o da olur.

 

Allah (c.c) bununla aynı zamanda İsa (a.s)'ın yaratılışının O'nun (c.c) 'ol!' demesiyle gerçekleştiğini, böyle söyler söylemez İsa (a.s)'ın var olduğunu vurgulamaktadır. Nitekim Allah (c.c) bu hakikati şöyle ifade eder: "Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!"dedi ve oluverdi." (Al-i İmran, 50)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

118. Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet (mucize) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri (akılları) nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gösterdik.