|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Bakara Suresi 125 – 128.ayetler |
Beytullah:
125. Biz, Beyt'i
(Kabe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim
'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim'e ve İsmail'e
şöyle emretmiştik: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler
için Evim'i temiz tutun.
126. İbrahim de
demişti ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret
gününe inananları çeşitli meyvelerle besle. Allah buyurdu ki: Kim inkar ederse
onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü
varılacak yerdir orası!
127. Bir zamanlar
İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle
diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin,
bilensin.
128. Ey Rabbimiz! Bizi
sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize
ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul
eden, çok merhametli olan ancak sensin.
Tefsiri:
Atiyye el-Avfi'nin
rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) "Biz, Beyt'i (Kabe'yi) insanlara toplanma
mahalli ve güvenli bir yer kıldık." buyruğundaki ";"L:...
mesabe" (toplanma mahalli) kelimesini şöyle tefsir etmiştir: Oraya
doyamayacakları, gelip (yerleşmeden) yurtlarına dönecekleri, sonra tekrar
tekrar gelecekleri yer. Ali b. Ebi Talha'nın rivayetine göre de İbn Abbas
(r.a.): Ona tekrar dönecekleri yer, demiştir. Bunların ikisini de Taberi
rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim'in Mücahid
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre de o: Tekrar tekrar dönüp
gelecekleri yer, demiştir. İbn Ebi Hatim: Ebu Aliye, Said b. Cübeyr, Ata,
Mücahid, Hasan-ı Basrl, Atiyye, Rebi’ b. Enes ve Dahhak'tan da bunun benzeri
rivayet edilmiştir, demiştir.
Taberi bu ayetle ilgili
İbn Ebi Lübabe’den şunu nakleder: Oradan ayrılan hiç kimse orada ihtiyacını
görmüş (doymuş) halde ayrılmaz. İbn Zeyd'den şöyle nakleder: Tüm beldelerden
dönüp / çıkıp oraya gelirler. Kurtubi'nin zikrettiği, şairin bu manadaki şiiri
ne güzeldir:
Beytullah onlar için
tekrar tekrar dönülüp gelinen yer kılındı. Ebediyyen onda arzularını tam elde
edemezler (doyamazlar).
Bir rivayette Said b.
Cübeyr ile Katade ve el-Horasani ise buradaki mesabe'yi 'toplanma mahalli' diye
tefsir etmişlerdir.
"Emn: güvenli
yer" kelimesine gelince; Dahhak İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
İnsanlar için düşman açısından güvenli bir yerdir. Orada silah taşınmaz.
Cahiliyye döneminde Mekke'nin çevresindeki beldelerde insanlar kaçırılıp
zulmedilirken buradakiler güven içinde olup hiç esir edilmezlerdi.
Mücahid, Ata, Süddi,
Katade ve Rebi’ b. Enes'ten rivayete göre bunlar: Kim oraya girerse güvende
olur, demişlerdir.
Bu imamların ayeti
tefsirlerinin özeti şöyledir: Allah (c.c) ayette bu evin (Ka'be'nin) şerefini,
ona bahşettiği şer'i ve kaderi hasletleri dile getirmektedir. Bunlardan biri
orayı insanlar için mesabe kılmasıdır. Yani ruhların ona iştiyak ve özlem
duyacağı, oraya her yıl gitse yine doymayacağı yer kılmasıdır. Allah'ın (c.c)
burayı böyle yapması İbrahim (a.s)'ın şu dualarına icabetiyle olmuştur:
"Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden
bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kabe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir
vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara
meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere
şükrederler ... Ey Rabbimiz! Duamı kabul et!" (İbrahim, 37-40) Allah (c.c)
burayı bir de güvenli kıldığını, oraya giren herkesin emniyette olduğunu,
dışarıda ne yaparsa yapsın oraya girdiğinde güvenlikte olacağını
bildirmektedir. Abdurrahman b. Zeyd der ki: Adam orada babasının ve kardeşinin
katiliyle karşılaşırdı da yine de dokunmazdı. Nitekim Allah (c.c) burayı Maide
suresinde şöyle niteler: "Allah, Kabe'yi, o saygıya layık evi, haram ayı,
hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları (maddi ve manevi
yönlerden) insanların belini doğrultmaya sebep kıldı." (Maide, 97) Yani
ona saygı ve tazimleri nedeniyle kötülüklerin ve belaların def'ine sebep kıldı.
Nitekim İbn Abbas (r.a.) şöyle der: İnsanlar bu evi ziyarete gelmeselerdi Allah
(c.c) göğü yere indirirdi. Şerefi, onu ilk inşa edenden gelmektedir ki o,
Allah'ın (c. c) buyruğu gibi Halilurrahman İbrahim (a.s)'dır: "Bir
zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana
hiçbir şeyi eş tutma ... " (Hacc, 26) "Şüphesiz, alemlere bereket ve
hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke'deki (Kabe)
dir. Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren,
emniyette olur. " (Al-i İmran, 96-97)
Makam-ı İbrahim:
Allah (c.c) bu ayet-i
kerimede İbrahim (a.s)'ın makamında namaz kılmayı emrederek O'nun (a.s) kendi
katındaki değerine dikkat çekmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Siz de
İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın)."
Müfessirler buradaki makamdan kastın ne olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir.
İbn Ebi Hatim, Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Makam-ı
İbrahim, harem bölgesinin tamamıdır. Mücahid ve Ata'dan da bunun benzeri bir
rivayet nakledilmiştir.
İbn Ebi Hatim, İbn
Cüreyc'den, şöyle nakleder: Ata'ya "Siz de İbrahim 'in makamından bir
namaz yeri edinin (orada namaz kılın)." buyruğunu sordum, dedi ki: Ben İbn
Abbas (r.a.)'ı şöyle derken duydum: Burada anılan Makam-ı İbrahim Kabe'nin
bulunduğu yerdeki Makam-ı İbrahim'dir. Daha sonra şöyle dedi: Çoğunluk Makam-ı
İbrahim'i hac yapılan bütün yerleri sayar, dedi. Sonra Ata onları bana
açıklayarak şöyle dedi: Arafa vakfesi, Arafat'taki iki namaz, Meş'ar-i Haram
(Müzdelife'de vakfe), Mina, şeytan taşlama ve Safa ile Merve arasında sa'y
yapma." Ona: Bunu İbn Abbas (r.a.) böyle açıkladı mı? dedim, "Hayır,
fakat o: Makam-ı İbrahim bütün bir hacdır, dedi." diye cevap verdi.
"Sen hepsi için söylediğini ondan işittin mi?" dedim, "Evet,
ondan işittim" dedi.
Süfyan-ı Sevri, Said b.
Cübeyr'den onun "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin."
ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir:
Hacer-i Esved Allah'ın
nebisi İbrahim'in (a.s) makamıdır. Allah (c.c) bu taşı ona rahmet kılmıştı;
İbrahim (a.s) onun üzerine çıkar, İsmail (a.s) da ona taş verirdi. Eğer
söyledikleri gibi başını yıkasaydı ayakları kayardı.
Süddi: Makam-ı İbrahim
İsmail (a.s)'ın eşinin İbrahim (a.s)'ın ayağının altına koyup onun başını
yıkadığı taştır, demiştir. Bunu Kurtubi zikretmiş, zayıf olduğunu belirtip
başka bir görüşü tercih etmiştir. Razi de tefsirinde Hasan-ı Basri, Katade ve
Rebi' b. Enes'in görüşü olarak zikretmiştir.
[607] İbn Ebi Hatim'in
Cafer b. Muhammed'den naklettiğine göre o babasından, Cabir (r.a.)'ın Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in haccına dair şöyle dediğini dinlemiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tavaf edince Ömer (r.a.) ona "Bu
atamız İbrahim (a.s)'ın makamı mıdır?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Evet" buyurdu. Ömer (r.a.): Orayı namazgah
edinsek? dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Siz de İbrahim'in makamından bir
namaz yeri edinin." ayetini nazil etti.
[608] İbn Ebi Şeybe de
Ebu Meysere’den şöyle nakleder: Ömer (r.a.) dedi ki: Ben Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e "Ya Resulullah! Burası Rabbimizin halilinin makamı
mıdır?" dedim. "Evet" buyurdu. "Biz burasını namazgah
edinmeyelim mi?" dedim. Bunun üzerine "Siz de İbrahim'in makamından
bir namaz yeri edinin." ayeti nazil oldu.
[609] İbn Merduyeh, Amr
b. Meymun'dan, şöyle nakleder: Ömer (r.a.) Makam-ı İbrahim'den geçerken
"Ya Resulullah! Rabbimizin halilinin makamında (kıyamda) durmayalım
mı?" dedim, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Duralım"
buyurdu. "Burasını namazgah edinmeyelim mi?" deyince çok geçmeden
"Siz de İbrahim 'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz
kılın)." ayeti nazil oldu.
[610] İbn Merduyeh,
Cabir (r.a.)'dan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Mekke'nin fethi gününde Makam-ı İbrahim'de durunca Ömer (r.a.): "Ya
Resulullah! Burası Allah'ın (c.c) "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz
yeri edinin." buyurduğu Makam-ı İbrahim mi?" dedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet" buyurdu. Ravilerden Velid der
ki: Malik'e "Sana ".... : edinin" diye mi rivayet etti?"
dedim. "Evet" dedi. Rivayet böyle gelmiştir. Ancak gariptir. Nesai de
Velid b. Müslim'in nakliyle buna benzer şekilde rivayet etmiştir.
[611] İmam Buhari
kitabında aynen şöyle der: "Siz de İbrahim 'in makamından bir namaz yeri
edinin (orada namaz kılın)." ayeti babı. 'Mesabe' ile '.... (fiil-i
muzarisi) aynı kökten gelmekte olup bu mı 'dönerler' manasına gelir. Enes İbn
Malik, Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şu üç hususta Rabbime
muvafakat ettim -veya şu üç hususta Rabbim bana muvafakat etti-: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e; 'Ey Allah'ın Elçisi! Keşke Makam-ı İbrahim'de
bir namaz yeri edinsen!' dedim. Yine 'Ey Allah'ın Elçisi! Senin yanına iyi
kimse de geliyor, kötü kimse de. Mü'minlerin annelerine örtünmelerini emretsen
de örtünseler!' dedim. Bunun üzerine hicab (örtü) ayeti nazil oldu. Bir
defasında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımlarından
bazılarına darıldığını duydum. Onların yanına gidip, 'Ya bu yaptığınıza son
verirsiniz veya elbette Allah Teala, sizin yerinize Peygamberine sizden daha
hayırlı eşler verir,' dedim. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in hanımlarından birinin yanına gittim. Bana 'Ey Ömer! Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) eşlerine öğüt vermekten aciz mi ki sen kalkmış onlara öğüt
veriyorsun!' diyerek çıkıştı. Bunun üzerine Allah Teala:
"Eğer o sizi
boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, inanan, sebatla
itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler
verebilir" (Tahrım, 5) ayetini indirdi. İmam Buhari bunu burada böyle
rivayet etmiştir. İkinci tariki hocası İbn Ebi Meryem adıyla meşhur Said b.
Hakem'den muallak olarak rivayet etmiştir. Kütüb-i Sitte müellifleri arasında
ondan hadis rivayet eden tek muhaddis, İmam Buhari' dir. Diğerleri ise ondan,
arada bir vasıta ile rivayet ederler. İmam Buhari'nin bunu kitabına muallak
şekilde almasındaki kastı, senedinin bitişik olduğunu beyan etmektir. Bitişik
olarak zikretmemiştir; çünkü Yahya b. Ebi Eyyub el-Gafiki' de bir problem
vardır. Zira İmam Ahmed b. Hanbelonun için: Ezberi kötüdür, demiştir. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[612] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ömer (r.a.)'dan şöyle nakleder: Ben şu üç hususta Rabbimle muvafık
oldum. "Ya Resulallah! İbrahim makamında bir namaz yeri edinelim' dedim.
Bunun üzerine Allah Teala "Siz de İbrahim'in makamında bir namaz yeri
edinin!" (Bakara, 125) ayetini indirdi. 'Ya Resulallah! Hanımlarının
yanına hem iyi hem kötü insan giriyor. Onlara kendilerini gizlemelerini
emretsen' dedim. Bunun üzerine hicab ayeti nazil oldu. Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in hanımları kıskançlıkla ilgili bir konuda O'na karşı ortak
tavır almışlardı. Onlara, 'Belki de sizi boşarsa Rabbi ona sizden daha hayırlı
eşleri nasip eder' dedim, onun gibi bir ayet nazil oldu."
[613] Bunu Ahmed b.
Hanbel de, Ömer (r.a.)'dan nakletmiştir ve başı şöyle başlamaktadır: "Şu
üç hususta Rabbime muvafakat ettim -veya şu üç hususta Rabbim bana muvafakat
etti. .. " Bunu ayrıca Buhari, Nesai, İbn Mace, Tirmizi ve Nesai de
rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Hasen-sahihtir, demiştir.
[614] Bunu Müslim de
Sahih'inde başka bir lafızla rivayet etmiştir ki ona göre Ömer (r.a.) şöyle
demiştir: "Ben Rabbime şu üç hususta muvafakat ettim: Hicapta, Bedir
esirlerinde ve İbrahim Makamı'nda."
[615] Ebu Hatim er-Razi
de Ömer (r.a.)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Şu üç hususta Rabbime
muvafakat ettim -veya Rabbim bana muvafakat etti-: "Ya Resulullah! Makam-ı
İbrahim'de bir namazgah edinsek" dedim, "Siz de İbrahim'in makamında
bir namaz yeri edinin!" (Bakara, 125) ayeti nazil oldu. "Ya
Resulullah! Kadınlar kendilerini perdeyle gizleseler ya" dedim, ardından
hicap (perde) ayeti nazil oldu. Üçüncü olarak da Abdullah b. Übeyy öldüğünde Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) cenaze namazını kıldırmak için gelmişti. "Ya
Resulullah! Bu kafir ve münafığın namazını kılacak mısın?" dedim.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sus ey Hattab'ın oğlu"
dedi. Bunun üzerine "Onlardan hiçbir ölünün namazını ebediyyen kılma. Ve
kabrinin üzerinde de durma. " (Tevbe, 84) ayeti nazil oldu. Bunun senedi
de sahihtir.
Bununla diğerleri
arasında bir çelişki yoktur. Bilakis hepsi de sahihtir.
Mefhum-i aded ile mantık
çeliştiğinde mantık öne geçirilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[616] İbn Cüreyc, Cabir
(r.a.)'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'nin
etrafını üç defa remel şeklinde (kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek
çalımlı ve çabuk yürüyerek tavaf) ve dört defa da yürüyerek tavaf yaptı. Tavafı
bitirdikten sonra İbrahim Makamına doğru yöneldi ve arkasında iki rek'at namaz
kıldı. Sonra da "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin"
ayetini okudu.
[617] İmam Taberi, Cabir
(r.a.)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Rükn'ü
selamladıktan sonra üç defa remel şeklinde, dört defa da yürüyerek tavaf yaptı.
Sonra Makam-ı İbrahim'e doğru yöneldi ve "Siz de İbrahim'in makamından bir
namaz yeri edinin" ayetini okudu. Makam-ı İbrahim'i Kabe ile arasına alıp
iki rek'at namaz kıldı. Bu, İmam Müslim'in Sahih'inde Hatem b. İsmail'in
rivayetiyle naklettiği uzun bir hadisten bir kısımdır.
[618] İmam Buhari de
kendi senediyle İbn Ömer (r.a.)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) geldi ve Kabe'yi yedi defa tavaf etti. Makam-ı İbrahim'de de
iki rek'at namaz kıldı.
Tüm bu rivayetler,
Makam'dan kastın, 'İbrahim (a.s)'ın Kabe'yi inşa ederken üzerine çıkarak iskele
gibi kullandığı taş' olduğunu göstermektedir. Duvar daha çok yükselince İsmail
(a.s.) geldi ve bu taşın üzerine çıkarak babasına taş uzattı. Bunun üzerine
çıkıp babasına taş uzatıyordu. İbrahim (a.s) her bir cepheyi tamamladıkça
diğerine geçiyor, her duvarın bitiminde taşı sonraki duvarın olduğu yere
taşıyordu. Sonunda Kabe'nin tüm duvarlarını yaptılar. Bunun geniş açıklaması,
Buhari'nin İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'ın Kabe'yi inşası kıssasına dair İbn
Abbas (r.a.)'dan yaptığı rivayette gelecek.
Konumuz olan meselede
de; bazı rivayetlerde Ömer (r.a.) Rabbinin kendisine muvafakat ettiği olayların
sayısının üç olduğunu söylemiştir. Fakat başka rivayetlerle birlikte bu, üçü
aşmaktadır. Dolayısıyla üçten fazla olmasını gerektiren mantuk, olmamasını
gerektiren mefhum-i adedin önüne geçirilir. (Çevirmen).
İbrahim (a.s)'ın taş
üzerindeki ayak izleri belliydi ve bu cahiliyye Araplarınca bilinen, meşhur bir
şeydi. Nitekim Ebu Talib meşhur Lamiyye Kasidesi'nde şöyle der:
İbrahim 'in kayadaki
ayak bastığı yer ıslaktır. Ayakkabısız çıplak ayaklarıyla.
Müslümanlar da Makam-ı
İbrahim'in bu haline yetişmişlerdi. Nitekim Abdullah b. Vehb, Enes b. Malik
(r.a.)'dan şöyle nakleder: Ben Makam-ı İbrahim'de İbrahim (a.s)'ın parmak
izlerini ve iki ayağının çukur izlerini gördüm. Fakat insanlar ona ellerini
süre süre bu izler silindi.
İmam Taberi, Katade’den
"Siz de İbrahim 'in makamından bir namaz yeri edinin" ayetiyle ilgili
şöyle nakletmiştir: Müslümanlara Makam-ı İbrahim’e dokunmaları değil, orada
namaz kılmaları emredildi. Ama bu ümmet, eski ümmetler gibi işi zora koştu (ve
eliyle meshetmeye çalıştı). Bize İbrahim (a.s)'ın ondaki ayak ve parmaklarının
izini gören kimselerden bahsedildi. Ümmet onu meshetmeye devam edince bu iz
silinip gitti.
Ben derim ki: Eskiden
Makam-ı İbrahim, Kabe'nin duvarına bitişikti. Bugün ise yeri Hacer-i Esved'in
ardındaki müstakil bölmede, kapının yanındaki sağ girişte bulunmaktadır.
İbrahim (a.s) Kabe'nin inşasını bitirince Makam-ı İbrahim'i Kabe'nin duvarına
koydu veya Kabe'nin inşasında, Makam-ı İbrahim'e vardığında Kabe'nin yapımı
bitince taşı orada öylece bıraktı. Allahu A'lem, tavaf bitiminde orada namaz da
bundan dolayı emredilmiştir. Bunun, Kabe'nin inşasının bittiği nokta olan
Makam-ı İbrahim'de olması uygun düşmüştür. Onu Kabe duvarının gerisine koyan
ise mü'minlerin emiri Ömer (r.a.)'dır ki o, uymakla emrolunduğumuz hidayet
önderlerinden ve raşid halifelerden biridir.
[619] Ayrıca Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Benden sonra iki kişiye, Ebu Bekir ile
Ömer’e uyun" buyurduğu iki kişiden biridir. Aynı zamanda orada namaz
kılınması hususunda vahyin kendisine muvafık olarak indiği kişidir. Bu
sebeplerden dolayı da sahabiden hiç kimse (Allah hepsinden razı olsun) ona
itiraz etmemiştir.
Abdurrezzak, İbn
Cüreyc’den şöyle nakleder: Bize Ata ve ashabımızdan diğerleri dediler ki: Onu
oradan ilk taşıyan Ömer (r.a.)'dır. Yine Abdurrezzak, Hamid el-A'rac kanalıyla
Mücahid'den şöyle nakleder: Makam-ı İbrahim'i şimdiki yerine doğru geriye çeken
ilk kişi Ömer b. Hattab (r.a.)'dır.
[620] İmam Beyhaki, Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakleder: Makam-ı İbrahim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile Ebu Bekir (r.a.) döneminde Kabe'yle bitişikti. Sonra Ömer b. Hattab
onu geriye aldı. Bu, öncesiyle birlikte sahih senetli bir rivayettir.
[621] İbn Ebi Hatim,
döneminde Mekkelilerin imam ve önderi olan Süfyan b. Uyeyne'den şöyle nakleder:
Makam-ı İbrahim, Kabe'nin olduğu yerdeydi. Ömer (r.a.) Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ve "Siz de İbrahim'in makamından bir
namaz yeri edinin" ayeti inmişken onu başka yere (şimdiki yerine) aldı.
Akan selonu tekrar alıp götürünce Ömer (r.a.) onu tekrar şimdiki yerine
getirdi. Süfyan der ki: Yeri değiştirilmeden önce Makam-ı İbrahim'le Kabe
arasında ne kadar mesafe vardı, bilmiyorum. Yine der ki: Kabe'yle bitişik
miydi, değil miydi, onu da bilmiyorum. Bu eserler (sahabe, tabiin vs. sözleri)
birbirlerini desteklemektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[622] Hafız İbn
Merduyeh, Mücahid'den şöyle nakleder: Ömer (r.a.): "Ya Rasulallah! Bu
makamın arkasında namaz kılsak?" demesi üzerine Allah (c. c) "Siz de
İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin" ayetini indirdi. Makam-ı
İbrahim Kabe'nin oradaydı ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şimdiki
yerine aldı. Mücahid der ki: Ömer (r.a.) bir görüş söylerdi ve ardından Kur'an
onu destekler mahiyette inerdi. Bu, Mücahid'den mürsel senetle yapılmış bir
rivayet olup Abdurrezzak'ın A'rec kanalıyla Mücahid'den naklettiği
"Makam-ı İbrahim'i şimdiki yerine ilk alan Ömer b. Hattab'dır"
rivayetine muhalifiir. Abdurrezzak'ın senedi, İbn Merduyeh'in senedinden daha
sahih olduğu gibi aynı zamanda daha önce geçen diğer rivayetlerle
desteklenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Kabe'yi Temiz Tutma
Emri:
Hasan-ı Basri der ki:
"İbrahim'e ve İsmail'e şöyle emretmiştik: Tavaf edenler, ibadete
kapananlar, rüku ve secde edenler için Evim'i temiz tutun." ayetinde Allah
(c.c) İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'a Kabe'yi pislik, necaset ve oraya düşen,
bulaşan şeylerden temizlemelerini emretmiştir. İbn Cüreyc der ki: Ata'ya
"Allah'ın ah di nedir?" diye sordum, "Emridir" dedi.
Abdurrahman b. Zeyd der ki: 'İbrahim ve İsmail'e ahdetmiştik'ten kasıt,
'emretmiştik'tir. Böyle demiştir. Ancak görüldüğü kadarıyla '....' fiili burada
'ilettik ve vahyettik' manasındadır ve bu yüzden '.....' ile geçişli yapılmıştır.
Said b. Cübeyr'in İbn
Abbas (r.a.)'dan nakline göre o "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku
ve secde edenler için Evim'i temiz tutun. " buyruğunu, "putlardan
temiz tutun" diye tefsir etmiştir. Mücahid ve Said b. Cübeyr şöyle demişlerdir:
Putlardan, müstehcen sözlerden, iftiradan ve pisliklerden temiz tutmakla
emrolunmuşlardı. İbn Ebi Hatim der ki: Ubeyd b. Umeyr, Ebu Aliye, Said b.
Cübeyr, Mücahid, Ata ve Katade'den; " ... Evim'i temiz tutun."
buyruğunu, 'orayı "La ilahe illallah" ile şirkten arındırın' diye
tefsir ettikleri rivayet edilmiştir.
"....." (tavaf
edenler) buyruğuna gelince; Kabe'yi tavaf malumdur.
Said b. Cübeyr'den gelen
bir rivayete göre ise o, bu kelimeyi 'Kabe'ye dışarıdan gelen yabancılar',
ibadete kapananlar diye tercüme edilen (.....: akifin) kelimesini ise 'Mekke'de
oturanlar' diye tefsir etmiştir. Said b. Cübeyr gibi Katade ve Rebi' b.
Enes'ten de, 'ibadete kapananlar' diye tercüme edilen kelimeyi (Akifin)
'ailesiyle Mekke'de oturanlar' diye tefsir ettikleri rivayet edilmiştir.
İbn Ebi Süleyman da
Ata'dan şöyle nakleder: 'Akifin' çevre beldelerden gelip Mekke' de
yerleşenlerdir, dedi. Sonra oraya komşu yerde oturan bizlere: Siz
'akifin'densiniz, dedi. Ata, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Kişi Mekke'
de oturuyorsa 'Akifin' dendir. İbn Ebi Hatim, Sabit'ten şöyle nakleder:
Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'e, "Ben Mescid-i Haram'da uyuyanları engellemek
için emirle kesin konuşmayı düşünüyorum. Çünkü onlar cünüp oluyor ve abdest
bozuyorlar" dedik. "Yapma! Çünkü onlar İbn Ömer (r.a.)'a sorulduğunda
"Onlar akifindir" diye cevap verdi" dedi. Bunu Abd b. Humeyd de
rivayet etmiştir.
[623] Ben derim ki:
Nitekim sahih senetle gelen rivayete göre İbn Ömer (r.a.) bekar iken Mescid-i
Nebevi'de uyurdu. "Rüku ve secde edenler"e gelince; Ata'nın
rivayetine göre İbn Abbas (r.a.): Eğer namaz kılıyorsa, o rüku ve secde
edenlerdendir, demiştir. Ata ve Katade de böyle demişlerdir.
İmam Taberi (rh.a) der
ki: Dolayısıyla ayetin manası şöyledir: Biz İbrahim ile İsmail'e Ev'imi tavaf
edenler için temizlemesini emrettik. Allah'ın (c.c) emrettiği Kabe'ye yönelik
temizlik, orasının putlardan, putlara tapmaktan, yani şirkten arındırılmasıdır.
Taberidaha sonra
"İbrahim (a.s) Kabe'yi inşa etmeden önce orada temizlemeyi
emrettiklerinden herhangi bir şey var mıydı? denirse." demiş ve buna iki
yönden cevap vermiştir. Birincisi: Allah (c.c) Nuh (a.s)'ın kavmi döneminde
Kabe' de bulunan putları ve sanemleri temizlemeyi emretmiştir ki bu daha
sonrakiler için bir örnek olsun. Zira Allah (c.c) İbrahim (a.s)'ı izinden
gidilecek bir önder yapmıştı. Nitekim Abdurrahman b. Zeyd "Evim'i temiz
tutun." ayetini; yani müşriklerin saygı ve tazim göstererek tapındıkları
putlardan arındırın, diye tefsir eder. Ben derim ki: Bu, İbrahim (a.s)'dan önce
Kabe' de puta tapınıldığı varsayımı üzerine verilmiş bir cevaptır. Bu
varsayımın doğruluğunun ispatı ise hatadan uzak Muhammed (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den gelen haberlere gereksinim duyar.
İkinci cevap: Allah
(c.c) İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'a Kabe'yi şirk ve şüpheden uzak bir
şekilde, ihlasla ve sırf 'hiçbir ortağı bulunmayan Allah (c.c)' için, inşa
etmelerini emretmiştir. Nitekim Allah (c.c) "Allah'ın hoşnutluğu ve
takvası üzerine kurulmuş bir yapı mı daha hayırlıdır, yoksa bir yarın kenarına
kurulmuş bir yapı mı?" (Tevbe, 109) buyurmuştur. Onun gibi buradaki
"Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Evim'i
temiz tutun." buyruğu da "Evimi, hakkımda şirk ve şüpheden uzak
şekilde inşa edin" manasındadır. Nitekim Süddi buradaki "Evim'i temiz
tutun" ifadesini, "Evim'i inşa edin" şeklinde tefsir etmiştir.
Bu cevabın manası özetle
şudur: Allah (c.c) İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'a Kabe'yi, orayı tavaf
edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde ederek namaz kılanlar için ve de
sadece 'hiçbir ortağı bulunmayan kendisi' adına inşa etmelerini emretmiştir.
Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyurur: "Bir zamanlar
İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir
şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rüku ve secdeye varanlar
için evimi temiz tut." (Hacc, 26)
Kabe'de namaz kılmanın
mı, tavaf etmenin mi daha faziletli / sevaplı olduğu hususunda fakihlerin
farklı görüşleri vardır. İmam Malik’e göre dışarıdan gelenler için tavaf
namazdan daha faziletlidir. Cumhur ise her halükarda namazın daha faziletli
olduğunu söylemişlerdir. Her birinin gerekçesi Kitabu'lAhkam isimli kitabımızda
vardır.
Bu ayette, 'hiçbir
ortağı bulunmayan Allah'a ibadet edilmesi' maksadıyla inşa edilen Beytullah'ın
bulunduğu yerde Allah'a ortak koşan, sonra da asıl ehilleri olan mü'minleri
ondan engelleyen müşriklere (zımnen) eleştiri vardır. Nitekim Allah (c. c)
başka bir ayette bunu (açıkça) şöyle ifade eder:
"İnkar edenler,
Allah'ın yolundan ve -yerli, taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mabed)
kıldığımız Mescid-i Haram'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler
ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan
tattırırız." (Hacc, 25) Daha sonra Allah (c.c) Kabe'nin ancak, sadece ve
sadece hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a tavafla veya namazla ibadet edenler
için inşa edildiğini ifade etmiştir.
Hacc süresindeki benzer
ayette (Kabe'de yapılan) ibadetlerin üçünü; kıyam (ayakta ibadet), rüku ve
secde zikredilirken, 'akitin: ibadete kapananlar" zikredilmemiştir. Çünkü
orada daha önce "İnkar edenler, Allah'ın yolundan ve -yerli (aki!),
taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mdbed) kıldığımız Mescid-i
Haram'dan" (Hacc, 25) buyruğunda 'akifıin' (yerli) ifadesi geçmiştir.
Burada da tavaf edenler ile akifın zikredilmiş, ardından rüku ve secde de
anılınca kıyama gerek kalmamıştır; çünkü rüku ve secdenin ancak kıyamdan sonra
olacağı bilinen bir şeydir.
Bu ayet-i kerimede
ayrıca Ehl-i kitap'tan, Yahudi ve Hristiyanlardan Kabe'yi haccetmeyenlere
(zımnen) eleştiri vardır. Çünkü onlar İbrahim (a.s)'ın faziletini ve
büyüklüğünü biliyorlar, Hacc, Umre ve başka ibadetler maksadıyla gelenlerin
tavaf etmesi ve orada ibadete kapanması, namaz kılması için bu Ev'i inşa
ettiğini biliyorlar, ama kendileri bunların hiçbirini yapmıyorlar. Peki
Allah'ın (c.c) İbrahim (a.s)'a belirlediği şeyleri yapmadan onun takipçileri
nasılolabilirler? Üstelik, hevasından değil ancak vahiyden konuşan ve hatadan
korunmuş bulunan Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'yi Milsa (a.s)
ile başka peygamberlerin haccettiklerini haber vermiştir.
O halde tefsirini
yapmakta olduğumuz ayetin açılımı şöyledir: "İbrahim ve İsmail'e şöyle
emretmiştik." Yani İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'a vahyetmiştik ki:
"Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Evim 'i
temiz tutun." Yani orayı şirk ve şüpheden arındırın, tevbe edenlerin,
ibadete kapananların, rüku ve secde edenlerin merkezi ve kalesi olmak üzere ve
yalnız Allah (c.c) rızası için inşa edin. Camilerin temizlenmesi bu ayet ile
"(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki Allah (o evlerin) yücelmesine ve
içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam O'nu (öyle
kimseler) tesbih eder ki;" (NCır, 36) buyruğundan alınmadır. Sünnette de
camilerin temizlenmesi, güzelleştirilmesi, her türlü pisliklerden ve benzeri
rahatsız edici şeylerden korunması ve benzer konulara dair pek çok hadis
vardır.
[624] Nitekim
Rasillullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Camiler ancak bina edildikleri
şey (ibadet) için kullanılırlar" buyurmuştur. Allah'a hamdolsun bu hususta
müstakil bir risale kaleme aldım.
Kabe'yi ilk inşa Eden:
Kabe'yi ilk kimin inşa
ettiği hususunda insanlar farklı görüşlere sahiptirler. Kimisi onun Adem
(a.s)'dan önce melekler tarafından inşa edildiğini söylemiştir. Ebu Cafer
Bakır'dan rivayet edilen bu görüşü Kurtubi zikredip nakletmiştir. Ancak bu
rivayette gariplik vardır. Kimine göre ilk Adem (a.s) inşa etmiştir. Bunu
Abdurrezzak, İbn Cüreyc yoluyla Ata, Said b. Müseyyeb ve başkalarından rivayet
etmiştir. Buna göre Adem (a.s) şu beş dağa mescid bina etmiştir: Hira, Tur-i
Sina, Tur-u Zeyta, Lübnan dağı ve Cudi dağı. Bu da garip bir rivayettir. Benzer
bir rivayet olarak İbn Abbas (r.a.), Ka'b el-Ahbar, Katade ve Vehb b.
Münebbih'ten: Bunu ilk bina eden Şit (a.s)'dır, dedikleri rivayet olunmuştur.
Bunları söyleyenlerin çoğu bunları Ehl-i kitab'ın kitaplarından almıştır ki
onlar ne tasdik edilir, ne de yalanlanılırlar. Tek başlarına dayanak teşkil
etmezler. Bu konuda bir hadis bulunursa başımızın üstünde yeri vardır.
Fahreddin Razı der ki:
Çoğunluk -daha önce zikrettiğimiz hadislere binaen- Kabe'nin İbrahim (a.s)'dan
önce var olduğu görüşündedir. Buna ayrıca Allah'ın (c.c) "Bir zamanlar
İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor." (Bakara,
127) ayetini delil göstermişlerdir. Fakat söyledikleri su götürür bir iddiadır.
Çünkü onu ifade eden hiçbir nebevi hadis bulunmamaktadır. Ayeti delil
göstermeleri de isabetli değildir. Çünkü temellerin daha önce var olması
gerekmez. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Emin Belde (Medine de
Aynı Hükümdedir):
"İbrahim de demişti
ki: Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe
inananları çeşitli meyvelerle besle."
[625] İmam Taberi, Cabir
b. Abdullah (radıyallahuanh)'dan şöyle nakleder:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İbrahim (a.s) Beytullah'ı (Allah'ın
evini, Kabe'yi) harem ve emin bölge kılmıştı. Ben de Medine'yi, onun iki taşlık
arasını haram bölge ilan ediyorum. Buranın avı avlanamaz, yüksek ağaçları kesilemez.
" Bunu Nesai ile Müslim de rivayet etmişlerdir.
[626] İmam Taberi, Ebu
Hureyre (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "İbrahim (a.s) Allah'ın kulu ve halili
(dostu) idi. Ben de Allah'ın kulu ve Rasulüyüm. İbrahim (a.s) Mekke'yi harem
kılmıştı, ben de Medine'yi, iki kara taşlık mevkii arasını harem kıldım.
Buralarda ağaçları kesmeyi ve avlanmayı yasakladım. Burada savaş için silah
taşınamaz, hayvan besleme dışında bir amaçla ağaç kesilemez. " Bu senet
gariptir, Kütüb-i Sitte'nin hiçbirinde yoktur.
[627) Ancak hadisin
aslını Müslim, Sahih'inde Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla şöyle rivayet etmiştir:
"İnsanlar olmuş ilk meyveyi gördüklerinde onu Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e getirirlerdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ondan aldığında "Allah'ım! Meyvemizi bize bereketli kıl, şehrimizi bize
bereketli kıl, sa' ve müdd'ümüzü (ölçeklerimizi) bize bereketli kıl. Allah'ım!
İbrahim senin kulun, halilin ve peygamberin. Ben de senin kulun ve
peygamberinim. O sana Mekke için dua etmişti. Ben de onun Mekke için dua ettiği
gibi ve onunla birlikte bir misli kadar Medine için dua ediyorum." derdi.
Sonra en küçük evladını çağırıp o meyveyi ona verirdi. Hadisin diğer lafzı
şöyledir: "Bereket üzerine bereket ver" der, sonra onu orada bulunan
en küçük çocuğa verirdi. Bu ifade Müslim'in lafzıdır.
[628] Sonra Taberi, Rafi
b. Hudeye'den (r.a.) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "İbrahim Mekke'yi harem yaptı. Ben de
Medine'nin iki kara taşlık mevkii arasını harem kılıyorum. " Bunu (Kütüb-i
Sitte arasında) sadece Müslim tahric etmiştir. Müslim'in lafzı tamamen
Taberi'ninki gibidir.
[629] Buhari ve
Müslim'in Enes b. Malik (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre de Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Talha'ya (r.a.) "(Hayber'in fethine
çıktığımızda sefer boyunca) bana hizmet edecek bir delikanlı bulabilir
misiniz?" buyurdu. Ebu Talha da beni terkisine alıp götürdü. Ben bu
seferde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bineğinden her indiğinde ona
hizmet ediyordum. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye doğru yola
çıktı. Uhud dağı gözükünce: "Bu öyle bir dağdır ki bizi sever, biz de onu
severiz!" buyurdu. Medine'ye varınca da şöyle dua etti: "Allah'ım!
Ben, İbrahim'in Mekke'yi haram bölgesi olarak belirlediği gibi Medine'nin şu
iki tepesi arasını haram bölge olarak belirliyorum. Allah'ım! Medinelilerin
müddüne ve sa'ına bereket ver!"
[630] Buhari ve
Müslim'in diğer rivayetlerindeki ifade şöyledir: "Onlara ölçeklerinde
bereket ver, sa'larında bereket ver, müddlerinde bereket ver."
[631] Yine Buhari ile
Müslim'in Enes'ten (r.a.) bir diğer rivayetlerinde de Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): ''Allah'ım! Mekke'ye verdiğin bereketin iki katını Medine'ye
ver" diye dua etmiştir.
[632] Abdullah b. Zeyd
b. Asım (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuştur: "İbrahim Mekke'yi haram kıldı ve onun için dua
etti. İbrahim'in Mekke'yi haram kıldığı gibi ben de Medine'yi haram kıldım ve
İbrahim'in Mekke için dua ettiği gibi ben de Medine'nin müddü ve sa'ı için dua
ettim. " Bu Buhari'nin rivayetidir.
[633] Müslim'in
rivayetindeki ifade ise şöyledir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "İbrahim Mekke'yi haram bölge yaptı ve orası için dua etti.
Ben de Medine'yi haram bölge yaptım ve İbrahim (a.s) 'ın Mekkeliler için dua
ettiği gibi buranın sa'ı ve müddü için dua ettim. "
[634] Ebu Said el-Hudri
(r.a.)'ın rivayetine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdu: "Allah'ım! İbrahim Mekke'yi haram kılıp haremgah yaptı. Ben de
Medine'nin iki dağ yolu arasını haram kılıp haremgah yaptım. Orada kan
dökülemez ve savaş için silah taşınamaz. Burada, hayvana yem yapma amacı
dışında (yaprağı için) hiçbir ağaç (dalı) çırpılamaz. Allah'ım! Medine'mizi
bize bereketli kıl. Allah'ım! Sa'ımızı bize bereketli kıl. Allah'ım! Müddümüzü
bize bereketli kıl. Allah'ım! Bir bereketle birlikte iki bereket daha kıl.
" Bunu Müslim rivayet etmiştir. Medine'nin haram kılındığına dair hadisler
pek çoktur. Ayetle alakasından dolayı sadece İbrahim (a.s)'ın Mekke'yi haram kı
lmasıyla ilgili olanlarını getirdik.
Mekke'nin sadece İbrahim
(a.s)'ın diliyle haram kılındığı görüşünde olanlar bunlara tutunmuşlardır.
Diğer görüşe göre ise yeryüzü yaratıldığından itibaren harem bölgesiydi ki bu
daha güçlü ve daha kuvvetlidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Allah'ın (c. c)
Mekke'yi, gökleri ve yeri yaratmadan önce haram kıldığını ifade eden hadisler
de vardır ki bazıları şunlardır:
[635] Buhari ve
Müslim'in İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethi gününde şöyle buyurdu:
"Burası, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı zaman haram kıldığı bir
beldedir. Burası, Allah'ın haram kılması sebebiyle kıyamete kadar haramdır.
Benden önce hiç kimsenin burada savaş yapması helal kılınmadı. Benim için de
ancak gündüzün belirli bir anında helal kılındı. Burası Allah'ın haram kılması
sebebiyle kıyamete kadar haramdır. Mekke'nin dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez,
duyurmak amacı dışında düşürülen malı alınmaz, otu koparılmaz." Bu sırada
Abbas (r.a.): "Ey Allah Rasulü, izhir (Mekke ayrığı) hariç. Bu ot
Mekkelilerin demireileri ve boyacıları tarafından kullanılır, ayrıca evlerde de
kullanılır." dedi. Hz. Peygamber de: "İzhir otu müstesna"
buyurdu. Bu ifade Müslim'in lafzıdır. Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre
(r.a.)'dan rivayet ettikleri buna benzer bir hadis daha vardır. Buhari daha
sonra: Eban b. Salih'in Hasan b. Müslim'den, onun da Safiye bint Şeybe'den,
onun Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i böyle buyururken işittiğini
rivayet etmiştir.
[636] İmam Buhari'nin bu
şekilde muallak olarak naklettiği hadisi İbn Mace de rivayet etmiştir: Safiyye
bint Şeybe der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i fetih günü
hutbesinde şöyle derken işittim: "Ey insanlar, şüphesiz Allah Mekke'yi,
gökleri ve yeri yarattığı gün haram kıldı. Dolayısıyla burası kıyamet gününe
kadar haramdır. Ağaçlan kesilmez, av hayvanları ürkütülmez, buluntusunu ise
ancak duyuracak kişi alır." Bunun üzerine Abbas (r.a.): Ama izhir başka.
Çünkü o evler ve kabirler için kullanılır, deyince Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "İzhir hariç" buyurdu.
[637] Ebu Şüreyh
el-Adevı, Mekke'ye (Abdullah İbn Zübeyr'e karşı savaşmak üzere) ordular
gönderen Amr İbn Said’e şöyle dedi: Ey Emir! İzin ver de sana bir şeyanlatayım.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethinin ertesi günü bir
konuşma yaptı. Onu bu kulaklarım işitti, kalbim söylediklerini kavradı,
gözlerim konuşma yaparken onu gördü. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Mekke'yi
Allah haram bölge kıldı, fakat insanlar haram kılmadılar. Allah'a ve ahiret
gününe inanan bir kişinin orada kan akıtması helalolmaz. Mekke'nin bitkisi
koparılmaz. Şayet Allah Rasulü'nün orada savaş yaptığını ileri sürerek
kendisine ruhsat çıkarmak isteyen birisi olursa ona şöyle deyiniz: ''Allah, yalnızca
Rasulü'ne izin verdi, size izin vermedi." Allah bana da yalnızca gündüzün
belirli bir anında izin verdi. Bugün Mekke'nin haramlığı dünkü haline geri
döndü. Burada bulunanlar bulunmayanlara aktarsın. " Ebu Şurayh'a:
"Amr sana ne dedi?" diye soruldu. Ebu Şurayh dedi ki: Bana şöyle
cevap verdi: "Ben bunu senden daha iyi bilirim ey Ebu Şurayh! Harem
bölgesi bir asıye, öldürülmesi gerekli olan bir kimseye, hırsızlık yaparak
cezadan kurtulmak isteyene sığınak olamaz." Bunu Buhari ve Müslim rivayet
etmiş olup ifade Müslim’e aittir.
Bunlar bilinince
belirtelim ki Allah'ın (c.c) Mekke'yi, gökleri ve yeri yarattığı gün haram
kıldığına delalet eden hadisler ile İbrahim (a.s)'ın haram kıldığına delalet
eden hadisler birbirleriyle çelişmezler. Çünkü İbrahim (a.s) o sözleriyle
Allah'ın (c.c) ondaki hükmünü ve orayı haram kıldığını haber vermiştir. Allah
(c.c) katında ise İbrahim (a.s) orayı bina etmeden önce de hep haram
olagelmiştir. Bu, şu meseleye benzer: Adem (a.s) çamur iken (Levh-i Mahfuz'da)
Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in son peygamber olduğu yazılıydı.
Ama aynı zamanda İbrahim (a.s) da "Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin
ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları
temizleyecek bir peygamber gönder." (Bakara, 129) diye dua etti ve Allah,
(c.c) geçmişteki bilgisine ve takdirine binaen duasını kabul etti.
[638] Bu yüzden hadiste
geldiği üzere sahabiler "Ya Rasulallah! Bize senin işinin
(peygamberliğinin) başlangıcından haber ver" dediklerinde, Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O atam İbrahim'in (a.s) duası, Meryem oğlu
İsa'nın müjdesidir. Annem de kendisinden Şam saraylarını aydınlatan bir nur
çıktığını görmüş." buyurdu. 'İşinin başlangıcı'ndan kasıt, davasının ilk
belirmesidir. İnşaallah bu hadis yakında gelecek.
Cumhur'un söylediği gibi
Mekke'nin mi, İmam Malik'in söylediği gibi Medine'nin mi daha üstün olduğu
konusu ise, Allah'ın izniyle, delilleriyle birlikte başka bir yerde ele
alınacaktır. Yegane güvencemiz Allah'tır.
"İbrahim demişti
ki: Ey Rabbim! Burayı" korkulara ve tehlikelere karŞı "emin bir şehir
yap." Hiç kimse burada korku yaşamasın. Allah (c.c) da burasını hem şer'i
kurallarında, hem de vakıada emin bir şehir yapmıştır. Nitekim Allah (c.c)
"Her kim buraya girerse güvende olur" (Al-i İmran, 97) ve
"çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken, bizim (Mekke'yi) güven içinde
kudsı bir yer yaptığımızı görmediler mi?" (Ankebut, 67) buyurmuştur ve
buna benzer birçok ayet vardır.
Mekke'de savaşmanın
haram kılındığına dair hadisler daha önce geçti.
[639] Sahih-i Müslim'de
Cabir (r.a.)'dan naklen gelen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Hiç kimseye Mekke'de silah taşımak helal değildir.
"
Bu surede İbrahim
(a.s)'ın duası "Rabbim bu şehri emin bir belde yap!" şeklinde
verilirken, İbrahim suresinde, "Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli
kıl!" (İbrahim, 35) cümlesiyle verilmiştir. İbrahim (a.s)'ın orada
"bu şehir" demesi uygun düşmüştür. Çünkü (Allahu A'lem) İbrahim (a.s)
o duasını sanki Kabe inşa edilip ahalisi oraya yerleştikten ve İsmail (a.s)'dan
13 yaş küçük olan İshak (a.s) doğduktan sonra yapmıştır. Nitekim bu yüzden
İbrahim (a.s) oradaki duasının gerisinde: "İhtiyar halimde bana İsmail'i
ve İshak'ı lutfeden Allah'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim duayı işitendir."
(İbrahim, 39) der.
Allah'ın (c. c), En
Sevgili Kulunun Yakını Da Olsa Zalimlere Muamelesi:
"Halkından Allah'a
ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.
Allah buyurdu ki: Kim
inkar ederse onu az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına
sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir orası!"
Ebu Cafer er-Razi' nin
Übeyy b. Ka'b'dan rivayetine göre "Kim inkar ederse onu az bir süre
faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü varılacak yerdir
orası!" sözü, Allah'ın (c.c) sözüdür. Mücahid ve İkrime de bu görüşte olup
İmam Taberi de bunu doğru bulmuştur.
Taberi daha sonra şöyle
demiştir: Bazıları ise bunu "Onu az bir süre faydalandır, sonra onu
cehennem azabına sürükle" şeklinde okumuşlar ve bunu İbrahim (a.s)'ın
duasının devamı yapmışlardır. Nitekim Ebu Cafer'in İbn Abbas (r.a.)'dan
nakletliğine göre o (r.a.): Bu, İbrahim (a.s)'ın sözüdür. Rabbinden, kim inkar
ederse onu az bir süre faydalandırmasını niyaz etmiştir. Ebu Cafer'in
rivayetine göre Mücahid de: Yani kim inkar ederse onu da rızıklandır, demiştir.
Muhammed b. İshak der
ki: Allah (c. c) İbrahim (a.s)'a onun soyundan zalimlerin de olacağını ve
Allah'ın ahdinin onlara erişmeyeceğini bildirince, İbrahim (a.s) Allah'a (c.c)
olan bağlılık ve sevgisinden ve kendi soyundan da olsa Allah'ın emirlerine
aykırı hareket edenlerden ayn olmak için Allah'ın (c.c) önderlik bahşetmeyi
reddettiği kimseler hakkında dua etmekten vazgeçti. Bunun üzerine Allah (c.c)
kendisinin onlara nasıl davranacağını bildirerek, "Kim de inkar ederse ben
hem iyiyi hem kötüyü rızıklandırır, kötüyü de kısa bir süre
faydalandırınm." buyurdu.
Hatem b. İsmail, Said b.
Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan bu ayetle ilgili şunu nakleder: İbrahim
(a.s) rızık duasını tüm insanlar için değil, sadece mü'minler için yapardı. Bu
yüzden Allah (c.c) ona, "Ben mü'minleri rızıklandırdığım gibi diğerlerini
de rızıklandırınm. Ben rızık vermeyeceğim bir canlı yaratır mıyım? Ama onları
az bir süre nimetlerimden faydalandırır, sonra ise cehennem azabına zorlanm. O
ise ne kötü bir dönüş yeridir!" diye vahyetti. İbn Abbas (r.a.) daha sonra
"Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahireti isteyenlere
de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış
değildir." (İsra, 20) ayetini okudu. Bunu İbn Merduyeh rivayet etmiştir.
İkrime ve Mücahid’den de benzeri rivayet edilmiştir.
Bu ayetin diğer Kur’an
ayetlerinden benzerleri şunlardır: "De ki: Allah hakkında yalan uyduranlar
asla kurtuluşa eremezler. Dünyada bir miktar geçim (sağlarlar), sonra dönüşleri
bizedir; sonra da inkar etmekte oldukları şeylerden ötürü onlara şiddetli azabı
tattırırız." (Yunus, 69-70) "(Rasulüm!) İnkar edenin inkarı seni
üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir. İşte o zaman yaptıklarını kendilerine
haber veririz. Allah kalplerde olanı şüphesiz çok iyi bilir. Onları biraz
faydalandırır, sonra kendilerini ağır bir azaba sürükleriz. " (Lokman,
23-24) "Eğer bütün insanların bir tek ümmet olmakta birleşmelerini önlemek
istemeseydik, Rahman olan Allah'ı inkar edenleri, evlerinin tavanlarını,
üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine
yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik.
Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbının katında
müttakiler içindir." (Zuhruf,33-35)
"Sonra onu cehennem
azabına sürüklerim." Yani, dünyevi menfaatlerden yararlandırdıktan ve
kendisine dünyanın gölgesinden bir şeyler yaydıktan sonra onu kötü dönüş yeri
olan cehennem azabına zorlanm. Bu, şu demektir: Allah (c. c) onlara mühlet
verir ve süre tanır, sonra da 'dilediğini yapan güçlü bir hükümdar
yakalayışıyla yakalayıverir. Nitekim Allah (c.c) "Nice ülkeler var ki
zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş
yalnız banadır. " (Hacc, 48) buyurur.
[640] Buhari ve
Müslim'in sahihlerinde yer alan bir hadiste de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "İşittiği eziyet verici söze Allah'tan daha sabırlı biri
yoktur. Onlar Allah'a çocuk isnad ediyorlar da O (c.c) hala onları
rızıklandırıyor, sağlık ve afiyet veriyor." buyurdu.
[641] Yine sahih bir
hadiste Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah Tedla zalime süre
tanır. Nihayet onu yakaladığında elinden kaçırmaz." buyurmuş ve ardından:
"Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun
yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem
vericidir, pek çetindir!" (Hud, 102) ayetini okumuştur.
Bazılan ".....:
onları faydalandırırım" yerine ".....: faydalandır" ve
".....: zorlanm" yerine ".....: onu zorla" (cümlenin
tamamı: "Onu az bir süre faydalandır, sonra cehennem azabına
sürükle") şeklinde okumuşlar ve bu cümleyi İbrahim (a.s)'ın duasının
devamı saymışlardır. Bu, yedi kurraya muhalif, şaz bir kıraattir. Allah daha
iyi bilir ya, bağlam da bu manayı reddetmektedir. Çünkü "Dedi ki"
fiilindeki zamir cumhurun kıraatine göre Allah'a (c.c) racidir ve bağlam da onu
gerektirmektedir. Şaz kıraate göre ise zamir İbrahim (a.s)'a dönmüş olur ki bu,
cümlenin düzenine aykırıdır. Her şeyi en iyi bilense Allah'tır.
Kabe'nin inşa Edilmesi
ve Hz. ibrahim ile Hz. ismail'in Duası
"Hani İbrahim,
İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor, (şöyle diyorlardı:) Ey
Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin."
".....
temeller", "....."nin çoğulu olup sütun ve temel manasına gelir.
Allah (c.c) şöyle
demektedir: Ey Muhammed! Milletine İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'ın Kabe'yi
inşa edişlerini ve onun temellerini yükseltişlerini anlat. Onlar "Ey
Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. "
diyorlardı.
Kurtubi ve başkaları
Übeyy b. Ka'b (r.a.) ile İbn Mes'ud (r.a.)'ın bu ayeti "Hani İbrahim,
İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor ve şöyle diyorlardı: Ey
Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin."
şeklinde okurlardı. (Yani kıraatlerde bulunmayıp tefsir ve meallerde parantez
içinde verilen "ve şöyle diyorlardı" kısmını, açıktan okuyorlardı).
Ben derim ki: Nitekim sonrasındaki "Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul
buyur" cümlesi bu sözün sahibinin ikisi olduğuna delalet etmektedir.
İşte İbrahim (a.s) ile
İsmail (a.s) salih bir amel yaparlarken, kendilerinden kabul etmesi için
Allah'a niyazda bulunuyorlardı. İbn Ebi Hatim'in naklettiğine göre Vüheyb b.
Verd de bu ayeti okur ve ağlayarak şöyle derdi: "Ey Rahman'ın halili! Sen
hem Rahman'ın beytinin duvarlarını yükseltiyor, hem de senden kabul
olunmamasından korkuyorsun. Bu Allah'ın (c.c) "Ve Rablerine dönecekleri
için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar. .. " (Mü'minun,
60) buyruğunda anlattığı ihlaslı mü'min kullarının halidir. Yani onlar
sadakalar verirken, infak yaparken ve Allah'a yaklaştıracak harcamalarda
bulunurken, bunların kendilerinden kabul olunmayacağı korkusu içerisindedirler.
Nitekim yerinde geleceği üzere Aişe (r.anha)' nın Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’den rivayet ettiği sahih bir hadiste de böyle buyurulmuştur.
Bazı müfessirler ise
Kabe'nin temellerini yükseltenin İbrahim (a.s), dua edenin İsmail (a.s)
olduğunu söylemişlerdir. Açıklaması geleceği üzere, sahih görüş, temelleri
yükseltenin ve dua edenin ikisi olduğudur. İmam Buhari burada bir hadis rivayet
etmiştir. Biz önce bu hadisi getirecek, ardından bununla ilgili selefin
sözlerini zikredeceğiz.
[642] İmam Buhari'nin
Said b. Cubeyr'den rivayetine göre İbn Abbas şöyle anlattı: "Kadınlar
arasında ilk kuşak bağlayan İsmail'in annesidir. O Sara'ya izini kaybettirmek
için bir kuşak edinmişti. Daha sonra İbrahim onu ve süt emzirmekte olduğu oğlu
İsmail'i getirip Beyt'in yanında, mescidin yukarılarında, Zemzem'in üzerinde
büyükçe bir ağacın yanında yerleştirdi. O gün Mekke'de kimse yoktu. Orada su da
bulunmuyordu, fakat her ikisini de orada bıraktı. Yanlarında da içinde biraz
hurma bulunan bir torba ile içinde bir miktar su bulunan bir kırba bıraktı.
Daha sonra İbrahim (a.s) geri dönüp gitti. İsmail'in annesi arkasından giderek:
"Ey İbrahim! Hiçbir şeyin bulunmadığı bu vadide bizi bırakıp nereye gidiyorsun?"
dedi. Bu sözlerini defalarca tekrarladığı halde İbrahim dönüp bakmıyordu. Ona:
Sana bunu Allah mı emretti? diye sordu. İbrahim (a.s): Evet dedi. İsmail'in
annesi: Öyleyse o bizi sahipsiz bırakmayacaktır, deyip geri döndü. İbrahim
(a.s) yoluna devam etti. Nihayet onu göremeyecekleri tepenin yanına varınca
yüzünü Ka'be'ye çevirerek ellerini yukarıya kaldırıp: "Rabbimiz, ben
zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes Ev'inin yanında ekin bitmez bir vadiye
yerleştirdim ... şükrederler diye." (İbrahim, 37) şeklinde dua etti.
İsmail'in annesi
İsmail'i emzirmeye ve o sudan içmeye başladı. Kırbadaki su sonunda bitti.
Kendisi de oğlu da susadı. Susuzluktan kıvranan ve kendisini yerden yere atan
oğluna bakıp durdu. Onu (bu halde) görmek istemediğinden, yanından kalkıp
gitti. Kendisine en yakın tepenin Safa olduğunu gördü. Onun üzerinde ayağa
dikildi, daha sonra vadiye yönelip kimseyi görür müyüm diye baktı, ama kimseyi
göremedi. Safa'dan inip vadiye geldi. Elbisesinin ucunu eliyle kaldırdı, sonra
da oldukça yorgun bir kimsenin koşuşu ile koştu. Nihayet vadiyi geçip Merve'ye
geldi. Merve'nin üstünde ayağa kalktı ve kimseyi görür müyüm diye baktı, ama
kimseyi göremedi. Bu işi yedi defa yaptı.
İbn Abbas dedi ki:
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"İşte insanların bu
iki tepe arasındaki sa'yi böyle başladı. İsmail'in annesi Merve'ye çıkınca bir
ses duydu. (Kendi kendine): Sus, dedi. Sonra da etrafa kulak kabarttı ve dedi
ki: Sen sesini duyurmuş oldun, eğer imdadımıza yetişebileceksen (gel). Bir de ne
görsün? Zemzem'in bulunduğu yerde bir melek duruyor. Melek topuğuyla -yahut
kanadıyla- yeri eşiyordu. Birden su çıkıverdi. İsmail'in annesi suyun birikmesi
için çevresini yükseltmeye başladı. Ve eliyle suyu avuç avuç alıp kabına
doldurdu. O doldurdukça su kaynıyordu. "
İbn Abbas dedi ki:
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Allah İsmail'in
annesine rahmet ihsan buyursun. Eğer Zemzem'i bıraksaydı -ya da: Sudan
avuçlamamış olsaydı, diye buyurdu- Zemzem yer üzerinde bir akar çeşme olurdu. (Devamla)
dedi ki: Kadın sudan içti ve oğluna süt emzirdi. Melek ona: Helak olmaktan
korkmayın. Bu çocuk, babası ile birlikte burada Allah'ın Evini bina edecekler.
Şüphesiz Allah da ehlinin helak olmasına izin vermez, dedi. Beyt (Ka'be'nin
yeri) tepe gibi bir yerden biraz yüksekçeydi. Akan seller gelip sağından,
solundan toprak götürüyordu.
İsmail'in annesi bir
süre böyle (tek başına) kaldı. Nihayet Cürhümlülerden bir arkadaş grubu (yahut
da Cürhümlü bir aile) Keda (Mekke'de bir dağ adı) yolundan onların olduğu
tarafa doğru geldiler. Mekke'nin alt tarafında konakladılar. Suyun bulunduğu
yerlerde uçan bir kuş görünce "Bu kuş mutlaka suyun olduğu bir yerde
uçmalıdır. Oysa bildiğimiz kadarıyla bu vadide su bulunmamaktadır. "
dediler ve bir iki kişiyi görevlendirip gönderdiler. Suyu görünce dönüp
arkadaşlarına su bulunduğu haberini verdiler. Arkadaşları da geldiler. "
(İbn Abbas) dedi ki:
İsmail'in annesi de suyun yanında bulunuyordu.
Ona: Senin yakınında
konaklamamıza izin verir misin? dediler. "Evet, ama suda bir hakkınız
yoktur" diye cevap verdi. Onlar da "pekiyi" dediler.
İbn Abbas dedi ki:
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Bu, İsmail'in
annesinin yalnızlıktan kurtulmayı arzuladığı bir zamana denk gelmişti.
Cürhümlüler gelip konakladılar ve sonra akrabalarına haber gönderdiler.
Akrabaları da gelip onlarla birlikte konakladılar. Böylece orada Cürhümlülerden
birçok hane halkı oldu. Çocuk, gençlik yaşına eriştiğinde onlardan Arapça
öğrendi. İsmail Cürhüm kabilesinin hayranlığını çekti ve onu kendilerinden bir
kadınla evlendirdiler.
Nihayet İsmail'in annesi
vefat etti. İsmail'in evlenmesinden sonra İbrahim gelip, geride bıraktıklarının
halini görmek istedi. Fakat İsmail'i bulamadı. Hanımına sorduğunda hanımı,
"Bizim için bir şeyler almak üzere çıktı" dedi. Daha sonra ona
geçimlerini ve hallerini sordu. Hanımı: Kötü bir haldeyiz, darlık ve sıkıntı
içindeyiz, deyip şikayette bulundu. İbrahim (a.s) ona: Kocan geldiğinde selamımı
ilet ve kendisine kapısının eşiğini değiştirmesini söyle, dedi.
İsmail gelince bir
şeyler hisseder gibi oldu ve hanımına "Kimse geldi mi? diye sordu. Hanımı:
Evet. Bize şöyle şöyle bir yaşlı adam geldi. Seni sordu, ben de söyledim.
Geçimimizin nasılolduğunu sordu, ben de darlık ve sıkıntı içerisinde olduğumuzu
bildirdim. İsmail: Sana herhangi bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. Hanımı:
Evet. Sana selam söylememi buyurdu ve kapının eşiğini değiştirmeni emretti,
dedi. Bunun üzerine İsmail: O kişi benim babamdır. Bana da senden ayrılmamı
emretmiş. Haydi, ailenin yanına git, deyip onu boşadı ve Cürhümlülerden başka
bir kadınla evlendi.
İbrahim, Allah'ın
dilediği kadar bir süre yanlarına gelmedi. Sonra geldiğinde İsmail'i yine
bulamadı. Hanımının yanına gitti ve İsmail'i sordu. Kadın "Bizim için bir
şeyler aramak üzere çıktı" dedi. "Nasılsınız?" deyip geçimlerini
ve durumlarını sordu. Hanımı: İyi haldeyiz, bolluk içindeyiz, dedi ve Allah'a
hamd etti. İbrahim (a.s): Ne yiyorsunuz? diye sordu, kadın: et, dedi. Ne
içiyorsunuz? diye sordu, kadın: su, dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s):
''Allah'ım! Onlar için eti ve suyu bereketli kıl" diye dua etti."
Peygamber (devamla)
buyurdu ki: "O devirde hububat yoktu ve olsaydı İbrahim (a.s) onun için de
dua ederdi." (İbn Abbas (r.a.)) dedi ki:
Bu sebeple Mekke
dışındaki birisi sırf onları yiyip içecek olursa bunlar ona iyi gelmez.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle anlattı: "İbrahim
(a.s): Kocan geldiğinde selam söyle ve evinin eşiğini güzel tutmasını emret,
dedi. İsmail eve geldiğinde: Yanınıza kimse geldi mi? diye sordu. Hanımı:
Evet, bize güzel
görünümlü bir yaşlı adam geldi, deyip ondan övgüyle söz etti. Bana seni sordu,
ben de rızkımızı tedarik etmeye gitti, dedim. Geçimimizi sordu, ben de iyi ve
bolluk içerisinde olduğumuzu söyledim. İsmail (a.s):
Sana bir tavsiyesi oldu
mu? diye sordu. Hanımı: Evet. Sana selamı var ve kapının eşiğini iyi tutmanı
emretti, dedi. İsmail (a.s): O gelen babamdır ve eşikten kastı da sensin. Seni
nikahım altında tutmama devam etmemi emretmiş, dedi.
İbrahim (a.s) Allah'ın
dilediği kadar bir süre daha yanlarına gelmedi.
Sonra geldiğinde İsmail,
Zemzem’e yakın büyükçe bir ağacın altında oklarını sivriltmekle uğraşıyordu.
Babasını görünce kalktı ve babanın evladına, evladın babasına yaptığı gibi
birbirlerini karşıladılar. Daha sonra: "Ey İsmail! Allah bana bir emir
vermiş bulunuyor. " dedi. İsmail: "Rabbinin sana emrettiğini
yap" dedi. İbrahim: Bana yardım edecek misin? diye sordu. İsmail (a.s):
Yardım edeceğim, dedi.
İbrahim (a.s) etrafına göre daha yüksekçe bir yeri göstererek: Allah bana
burada bir ev yapmamı emretti, dedi."
(Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) devamla) buyurdu ki: "İşte Beytullah'ın temelini kurup
duvarlarını yükseltmeye o zaman başladılar. İsmail taş getiriyor, İbrahim de
binayı yapıyordu. Binanın duvarları yükselince İsmail (a.s) malum taşı (Makam-ı
İbrahim) getirip oraya koydu. İbrahim onun üzerine çıkarak binayı yapıyor,
İsmail de ona taş uzatıyordu. İkisi birlikte:
"Rabbimiz, bizden
kabul buyur. Şüphesiz sen her şeyi işitensin, hakkıyla bilensin."
diyorlardı. Binayı yaparken Beyt'in etrafında dönüyorlar ve: "Rabbimiz
bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi bilensin"
diyorlardı. "
Bunu Abd b. Humeyd de
Abdurrezzak'tan, daha uzunca rivayet etmiştir.
Ayrıca İbn Ebi Hatim ve
Taberi rivayet etmişlerdir.
İbn Merduyeh de Kesir b.
Kesır'den şöyle nakleder: Bir gece mescidin üstünde ben, Osman b. Ebu Süleyman,
Abdullah b. Abdurrahman ve daha başka bir toplulukla birlikte Said b. Cübeyr'in
yanında bulunuyorduk. Said b. Cübeyr: Beni göremeyeceğiniz vakit gelmeden önce
istediğinizi sorun, dedi. Onlar: Makam (Makam-ı İbrahim) nedir? diye
sorduklarında, Said onlara İbn Abbas'ın bu hadisini anlatmaya başladı ve hadisi
uzun uzadıya nakletti.
[643] İmam Buhari daha
sonra yine İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakletmiştir: Hanımı (Sare) ile arasında
(diğer hanımı Hacer'i kıskanma sebebiyle) olanlar olunca İbrahim (a.s), İsmail
ile annesini alıp yola çıktı. Yanlarında, içinde su bulunan derisi kurumuş bir
kırba vardı. İsmail'in annesi kırbadan su içiyor ve içtiği, çocuğuna süt
oluyordu. Mekke'ye varınca İbrahim (a.s) İsmail ile annesini büyük gölgelikli
bir ağacın altına bırakıp hanımının yanına geri döndü. İsmail'in annesi
arkasından gitti. Keda denilen yere vardıklarında arkasından İbrahim'e (a.s):
Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun? diye seslendi. İbrahim (a.s): Allah'a,
deyince kadın: Allah'a bırakılmaya razıyım, dedi ve geri döndü. Kadın kırbadan
su içiyor ve bu, çocuğuna süt oluyordu. Kırbadaki su bitince 'gidip bakınsam,
belki birine rastlarım' diyerek kalktı ve gitti. Safa tepesine çıktı ve
'kimseyi görür müyüm?' diye bakınıp durdu, fakat kimseye rastlamadı. Vadiye
gelince koşarak Merve'ye gitti. Aynı işi birkaç defa tekrarladı. Sonra kendi
kendisine: Gidip de çocuğumun ne yaptığına baksam, dedi. Gidip baktığında onu,
ölüm hırıltısıyla soluyor halde gördü. İçi rahat etmedi ve "Gitsem de
baksam. Belki birilerine rastlarım" dedi. Gidip Safa tepesine çıktı.
Etrafa bakınıp durdu, fakat kimseyi göremedi. Böylece yedi defa gidip geldi.
"Gitsem de çocuğun ne yaptığına bir baksam" dediği bir esnada aniden
bir ses duydu. "Yapabileceğin iyilik varsa yardıma koş" dedi. Bir de
baktı ki Cebrail (a.s.). Çocuk topuğuyla yere vurdu ve yerden su fışkırdı.
İsmail'in annesi dehşete kapıldı ve suyun olduğu yeri sürekli kazımaya başladı.
İbn Abbas (r.a.) der ki:
Ebu'I-Kasım (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Eğer onu
bırakmış olsaydı su açıktan akacaktı. İbn Abbas (r.a.) der ki: Kadın suyu
içiyor ve meydana gelen sütü çocuğa emzirtiyordu. Cürhümlülerden birtakım
kimseler vadinin iç tarafından geçerken bir kuşun uçtuğunu fark ettiler. Bunu
garipsediler ve "kuş ancak su olan yerde bulunur" dediler. Bir gözcü
göndererek suyun olup olmadığına baktırdılar. Gözcü suyu görünce gelip onlara
haber verdi. Onlar da suyun olduğu yere gelip "Ey İsmail'in annesi, senin
yanında olmamıza - yahut oturmamıza- izin verir misin? dediler. Oğlu ergenlik
yaşına gelince onlardan bir kadın ile evlendi. İsmail evlendikten sonra
İbrahim'in kalbine Hacer'in bulunduğu yere gitme düşüncesi doğdu ve ailesine:
"Ben bıraktıklarımı görüp de geleyim" dedi. Gelip İsmail'in hanımına
selam verdi ve İsmail nerede? diye sordu. İsmail'in hanımı: Avlanmaya gitti,
dedi. İbrahim: Geldiği vakit ona, "Kapının eşiğini değiştir" de,
dedi. Hanımı ona durumu anlatınca İsmail: O (eşik) dediği sensin. Haydi,
ailenin yanına git, dedi. Belli bir süre sonra aklına doğan bir düşünce üzerine
İbrahim (a.s) hanımına: Bıraktıklarımı görüp de geleyim, dedi ve yanlarına
geldi. İsmail nerede? diye sordu. Hanımı: Avlanmaya gitti, dedi. Gelip bir şey
yemez, içmez misin? diye ekledi. İbrahim: Siz ne yer, ne içersiniz? diye sordu.
Hanımı: Biz et yer, su içeriz, dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s):
Allah'ım! Yediklerini ve
içtiklerini onlara mübarek kıl, dedi."
(İbn Abbas) dedi ki:
Ebu'I-Kasım (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"İşte bu,
İbrahim'in duasının bereketidir. (Devamla) dedi ki: Daha sonra yine İbrahim
hatırına gelen düşünce üzerine hanımına: Gidip de bıraktıklarıma bir bakayım,
dedi. Geldiğinde Zemzem'in arka tarafında İsmail ile karşılaştılar. İsmail
oklarını düzeltiyordu. Ona "Ey İsmail, Rabbim bana kendisi için bir ev
yapmamı emretti" dedi. İsmail: Rabbinin dediğini yap, dedi. İbrahim (a.s)
"O, bu işte senin bana yardım etmeni emretti" deyince, İsmail: O
zaman ben de yardım ederim, dedi -veya benzer bir şey söyledi.-
Kalktılar ve İbrahim
binayı yapmaya koyuldu. İsmail de ona taş uzatıyordu. Her ikisi:
"Rabbimiz, bizden kabul buyur. Çünkü sen her şeyi işitensin, her şeyi
bilensin" diyorlardı. "
Bu konuda mü'minlerin
emiri Ali b. Talib (r.a.)'dan burada ifade edilenlerden bazılarına ters düşen
bir rivayet vardır. Taberi' nin kendi senediyle nakletliğine göre Hz. Ali
(r.a.) şöyle demiştir: İbrahim (a.s)'a Beytullah'ı yapmak emri verilince yanına
İsmail (a.s) ile Hacer'i alarak yola çıktı. Mekke'ye vardığında Beytullah'ın
yerinde, tepesinin üzerinde içinde kafa gibi bir şey bulunan bulut gibi bir şey
gördü. Bulut ona: "Ey İbrahim! Beytullah'ı benim gölgemin üzerine -veya
gölgem kadar yere- inşa et. Ondan ne fazla, ne eksik yap." dedi. İbrahim
(a.s) binayı yapınca İsmail ile Hacer'i orada bırakarak çıkıp gitti. Hacer
"Ey İbrahim! Bizi kime bırakıyorsun?" dedi. "Allah'a" deyince
Hacer: Tamam, git. Şüphesiz Allah bizi sahipsiz bırakmayacaktır, dedi. İsmail
şiddetle susayınca Hacer Safa tepesine çıkarak baktı, ancak bir şey göremedi.
Merve tepesine kadar gitti, yine bir şey göremedi. Sonra dönüp Safa'ya gelerek
baktı, bir şey göremedi. Merve'ye kadar gitti ve bir şey göremedi. Sonra Safa
tepesine tekrar gelip baktığında yine bir şey göremedi. Bunu yedi defa
tekrarladıktan sonra, "Ey İsmail! Ben görmeksizin öl, dedi. Yanına
geldiğinde İsmail susuzluktan bir yerleri eşiyordu. O anda Cebrail (a.s) kadına
"Sen kimsin?" diye seslendi. Kadın: Ben İbrahim'in oğlunun annesi
Hacer'im, dedi. Cebrail (a.s): Sizleri kime bıraktı? dedi. Kadın:
Allah'a bıraktı, deyince
Cebrail (a.s): Sizi her şeyinize yetecek olana, Kafi'ye bırakmış, dedi. O arada
çocuk parmaklarıyla yeri karıştırırken birden zemzem çıkıverdi. Kadın suyun
akıp gitmemesi için etrafını çevrelemeye çalışırken Cebrail (a.s): Bırak, su
çoktur, dedi.
Bu rivayete göre İbrahim
(a.s) Kabe'yi Hacer ve İsmail'i bırakıp gitmezden önce inşa etmiştir. Eğer bu
rivayet sabitse, o vakit Kabe'nin taşlarını ve malzemesini toplayıp yığmış
olabilir. Tamamını ise, Allah'ın buyurduğu gibi, İsmail (a.s) büyüdüğünde
onunla birlikte yapmıştır.
İmam Taberi daha sonra
Halid b. Ar'ara'dan şöyle nakleder: Adamın biri kalktı ve Ali (r.a.)'a
"Bana Kabe’den bahseder misin? O yeryüzünde yapılan ilk ev midir?"
dedi. Ali (r.a.) şöyle cevap verdi: Hayır. Fakat o yeryüzünde bereketin
konulduğu ilk evdir, Makam-ı İbrahim'in olduğu yerdir. Oraya giren güvende
olur. İstersen sana onun nasıl yapıldığını anlatayım. Allah (c.c) İbrahim
(a.s)'a "Yeryüzünde benim için bir ev (ibadetgah) bina et" diye
vahyetti. İbrahim (a.s) nasıl yapacağını bilemeyip daralınca Allah (c. c) ona
'sekinet' gönderdi. Sekinet iki taraflı, devamlı esen bir rüzgardı. Onları alıp
Mekke'ye kadar götürdü. Sonra Kabe'nin inşa edileceği yere dürülüp durdu.
İbrahim (a.s)'a Beytullah'ı sekinet'in yerleştiği yere yapması emredildi.
İbrahim (a.s) binayı yaptı. Fakat bir taş eksik kaldı. Çocuk gidip bir şeyler
bulmaya çalıştı. İbrahim (a.s): Sana emrettiğim gibi bir taş bul, dedi. Çocuk
taş aramaya gitti ve bir taş bulup getirdi. Oraya Hacer-i Esved yerleştirilmiş
halde bulunca, "Babacığım! Bu taşı sana kim getirdi?" dedi.
"Bunu bana ev yapımında sana ihtiyacı olmayan biri, Cebrail (a.s) gökten
getirdi." dedi. Böylece ikisi birlikte binayı tamamladılar.
İbn Ebi Hatim der ki:
Bize Ka'b el-Ahbar'dan şöyle rivayet edildi: Kabe Allah (c.c) yeri yaratmadan
kırk yıl önce suyun üzerinde bir köpüktü ve yeryüzü, döşenip yerleşik hale getirilmeye
oradan başlandı.
Said, Ali (r.a.)'dan
şöyle nakleder: İbrahim (a.s) Ermenistan'dan yola çıktı. Beraberinde örümceğin
ağnı kurması için yer araştırdığı gibi Beytullah için yer araştıran bir sekinet
vardı. Kabe'nin bulunduğu yeri, her birini ancak otuz kişinin kaldırabileceği
taşlardan temizledi. Said der ki: Ben, "Ama ey Ebu Muhammed, Allah Teala
"Hani İbrahim Kabe'nin temellerini İsmail ile birlikte
yükseltiyordu." buyuruyor, deyince Hz. Ali (r.a.): O daha sonraydı, dedi.
Süddi der ki: Allah (c.c)
"İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde
edenler için Evim'i temiz tutun" diye emretmesi üzerine İbrahim (a.s) yola
koyuldu ve Mekke'ye kadar geldi. Ellerine kazmaları aldılar, fakat evi nereye
kuracaklarını bilmiyorlardı. O anda Allah (c.c) kendilerine Hacuc yeli adında,
iki kanadı ve yılan şeklinde başı olan bir rüzgar gönderdi. Rüzgar onlara
Kabe'nin çevresini ve ilk evden kalma temellerin bulunduğu yeri açtı. Ardından
onlar kazmayla kazımaya başladılar ve temeli attılar. Allah Teala'nın
"Hani İbrahim Kabe'nin temellerini İsmail ile birlikte
yükseltiyordu." ve "Hani biz İbrahim'e evin yerini
hazırlamıştık." (Hacc, 26) buyruklarında anlatılan budur. Binayı yapıp
Rükn'ün bulunduğu yere geldiklerinde İbrahim (a.s) İsmail (a.s)'a: Oğlum,
buraya koyacağım güzel bir taş getir, deyince İsmail (a.s): Babacığım, ben
yoruldum, bittim, dedi. İbrahim (a.s): Buna mutlaka ihtiyacım var, demesi
üzerine İsmail (a.s) "Öyleyse onu benim getirmem lazım" diyerek taş
aramaya gitti. Bir taş getirdi, fakat İbrahim (a.s) onu beğenmeyerek
"gidip daha iyisini getir" dedi. İsmail (a.s) tekrar taş aramaya
gitti. Bu arada Cebrail (a.s) İbrahim (a.s)'a Hindistan'dan Hacer-i Esved'i
(Karataş) getirdi. Hacer-i Esved bembeyaz, yakut gibi parlak bir taştı ve onu
Adem (a.s) cennetten indirmişti. Fakat taş, insanların günahları yüzünden
karardı. İsmail (a.s) bir taş bulup getirdiğinde Hacer-i Esved'i rüknün yanında
gördü ve "Babacığım, bu taşı sana kim getirdi?" dedi. Hz. İbrahim
(a.s): Senden daha güçlü birisi getirdi, dedi. İbrahim ile İsmail (a.s),
Rabb'ının İbrahim (a.s)'ı imtihan ettiği kelimeleri okuyarak binayı yapıyorlar
ve "Rabbimiz, bizden kabul buyur. .. " diyorlardı.
Bu rivayet Kabe'nin
temellerinin İbrahim (a.s)'dan önce yapıldığına, İbrahim'e (a.s) bu temellerin
gösterildiğine ve hazırlandığına delalet etmektedir ki bazıları bu
görüştedirler. Nitekim Abdürrezzak'ın İbn Abbas (r.a.)'dan rivayetine göre o:
"Hani İbrahim Kabe'nin temellerini İsmail ile birlikte
yükseltiyordu." ayetindeki 'temeller'in daha önce bulunan Ev'in temelleri
olduğunu belirtmiştir. Abdurrezzak, Ata b. Ebi Rebah'tan da şöyle nakleder:
Allah (c.c) Hz. Adem'i (a.s) cennetten indirdiğinde ayakları yerde ve başı
gökteydi. Göktekilerin söz ve dualarını işitiyor, yalnızlığını onlarla gideriyordu.
Melekler bundan rahatsızlık duyarak dua ve namazlarında Allah'a şikayette
bulundular. Bunun üzerine Allah (c.c) onu yeryüzüne indirdi. Onlardan bir
şeyler dinleme imkanını kaybetmesi üzerine yalnızlık hissine kapılan Adem (a.s)
dua ve namazında halini Allah'a arz etti. Bunun üzerine Mekke'ye yöneltildi.
Ayağını bastığı yer bir kasaba, adımlarının arası bir ova kadardı. Nihayet
Mekke'ye geldi. Allah (c.c) cennet yakutlarından bir yakutu şu andaki Kabe'nin
olduğu yere indirdi. Adem etrafında tavaf edip dururken bir zaman sonra
Allah'ın gönderdiği bir tufan, bu yakutu ortadan kaldırdı. Nihayet Allah (c.c)
İbrahim (a.s)'ı peygamber gönderince orada Kabe'yi yaptı. İşte Allah'ın (c. c)
"Hani İbrahim'e Kabe'nin yerini hazırlamıştık." (Hacc, 26) buyruğunda
ifade ettiği budur.
Abdürrezzak, Ata'dan
şöyle nakleder: Adem (a.s) "Ben Meleklerin seslerini işitemiyorum, acaba
neden?" deyince Allah (c. c) "Günahından dolayı. Ancak sen yere in ve
orada bir bina yap. Sonra meleklerin gökteki evimi tavaf edişlerini gördüğün
şekilde tavaf et" buyurdu. İnsanlar Adem (a.s)'ın onu şu beş dağdan
yaptığını söylerler: Hira, Zeytin dağı, Sina dağı, Lübnan dağı ve elidi dağı.
Çevresindeki duvarın taşı ise Hira dağından getirilmeydi. Dolayısıyla Kabe'yi
ilk Adem (a.s) bina etmiş, sonra İbrahim (a.s) tekrar yapmıştır.
Ata'dan yapılan bu
rivayet senet itibariyle sahihtir, fakat münker ifadeler içermektedir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Yine Abdurrezzak,
Katade'den şöyle nakleder: Allah (c.c) Adem (a.s)'ı yere indirdiğinde Kabe'yi
de onunla birlikte indirdi. Adem'in indiği yer, Hindistan'dı. Başı gökte ve
ayakları yerdeydi ve melekler ondan korkuyorlardı. Bunun üzerine boyu 60 kulaca
düşürüldü. Adem (a.s) meleklerin seslerini ve tesbihlerini işitemeyince bunu
Allah'a şikayet etti. Allah (c.c) da: Ey Adem! Ben cennetten sana bir Ev
indirdim. Arş'ımın etrafında tavaf edildiği ve namaz kılındığı gibi sen de onun
etrafında tavaf eder ve namaz kılarsın. Bunun üzerine Adem (a.s) oraya doğru
yola çıktı. Adımları öyle uzundu ki her biri bir çöl boyundaydı. Bu çöller daha
sonra hiç ortadan kalkmadı. Adem (a.s) bu Ev'e gelerek tevbe etti. Daha sonra
gelen peygamberler de onu tavaf ettiler.
İmam Taberi, İkrime
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Allah (c.c) Beyt'i dünya
yaratılmadan iki bin yıl önce suyun sütunlarından dört sütun üzerine oturttu.
Sonra yeryüzünü yayma ve genişletmeyi Kabe’den başlayarak gerçekleştirdi.
Muhammed b. İshak, Ebu
Necih'in, Mücahid ve başka ilim erbabından şöyle rivayet ettiğini nakleder:
Allah (c.c) İbrahim (a.s) için Kabe'nin yerini hazırlatınca İbrahim (a.s)
Şam'dan oraya gitmek üzere yola çıktı. İsmail ile annesi de onunla
birlikteydiler. İsmail emzikli bir bebekti. Bana anlatıldığına göre Burak
üzerinde taşındılar. İbrahim'e (a.s) Kabe'nin yerini ve haremin sınır
işaretlerini göstermek üzere Cebrail (a.s) da onlarla birlikte geldi.
Geçtikleri her kasabada İbrahim (a.s) "Bana burası mı emrolundu ey
Cebrail?" diyor, Cebrail (a.s) ise: Devam et, diyordu. Sonunda onu
Mekke'ye getirdi. Mekke o sırada meyvelikli, rahat bir yerdi. Mekke ve
çevresinden olmayan Amalika adında bir halk bulunuyordu. Kabe'nin yeri ise
kıpkızıl bir kül tepesiydi. İbrahim (a.s) "Onları (annesi ile çocuğu) buraya
koymakla mı emrolundum?" deyince Cebrail (a.s): Evet, dedi. İbrahim (a.s)
onları Hacer-i Esved'in olduğu yere indirdi ve İsmail'in annesi Hacer'e orada
kendisi için bir çardak yapmasını emretti. Sonra şöyle dedi: "Ey Rabbimiz!
Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin
Beyt-i Hareminin (Kdbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdi
m. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve
meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler."
(İbrahim, 37)
Abdurrezzak, Mücahid'den
şöyle nakleder: Allah (c.c) bu evin yerini eşyayı yaratmadan iki bin yıl önce
yarattı. Onun temelleri yedinci kat yerdedir. İbn Ebi Süleym de Mücahid’den
aynı şekilde: Onun temelleri yerin yedinci katındadır, dediğini nakletmiştir.
İbn Ebi Hatim, Alya b.
Ahmar'dan şöyle nakleder: Zülkarneyn Mekke'ye geldi ve İbrahim (a.s) ile İsmail
(a.s)'ın, beş dağdan getirdikleri taşlarla Kabe'yi yapmakta olduklarını gördü.
Onlara "Benim topraklarımda ne yapıyorsunuz?" dedi. "Biz emir
altında iki kuluz ve bize bu Kabe'yi yapmamız emredildi" dediler.
Zülkarneyn: "Bana iddianızın delilini getirin" deyince beş koyun
kalkarak "Biz şahidiz ki İbrahim ile İsmail emir verilmiş iki kuldur ve bu
Kabe'yi inşa etmekle emrolunmuşlardır." dediler. Bunun üzerine Zülkarneyn
"Razı oldum ve kabul ettim" deyip oradan ayrıldı.
Ezraki de "Mekke
Tarihi"nde şöyle der: Zülkarneyn, Kabe'yi İbrahim (a.s.) ile birlikte
tavaf etmiştir. Bu da onun çok önce yaşadığını gösteriyor. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
İmam Buhari (rh.a) der
ki: "Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini
yükseltiyor ... " buyruğundaki "kavaid" den kasıt,
"Kabe'nin temelleri"dir. Tekili kaide'dir. "Bir nikah ümidi
beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınlar" manasına gelen aynı kelime
(kavaid)'in tekili ise kaid'dir.
[644] Buhari devamla der
ki: Bize ... Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımı Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakledildi: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana
"Biliyorsun herhalde! Kavmin Ka'be'yi yeniden yapınca, İbrahim peygamberin
koyduğu temelleri daralttı" dedi. Ben de, "Ey Allah'ın Elçisi! Onu
eski haline çevirmez misin?" diye sordum. O da şöyle buyurdu:
"Eğer kavmin yeni
Müslüman olmuş olmasaydı, elbette bunu yapardım. Abdullah b. Ömer şöyle
demiştir: Elbette Hz. Aişe bu sözü Hz. Peygamber’den işitmiştir. Kanaatimce Hz.
Peygamber'in Ka'be'nin Hicr / Hatim bölgesine bitişik iki köşesini
selamlamaması, olsa olsa Beytullah'ın Hz. İbrahim'in attığı temeller üzerine
inşa edilmemesinden kaynaklanır. " İmam Buhari bunu Hacc kitabında ve
Peygamberlerin Sözleri kitabında da rivayet etmiştir. Hadisi Müslim ile Nesaİ
de rivayet etmişlerdir.
[645] Bunu Müslim, Aişe
(r.anha)'ya kadar ulaşan başka bir senetle şu lafızla rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Senin milletin cahiliyye'den
-başka bir rivayette: küfürden- yeni çıkmış olmasaydı Kabe'nin hazinesini Allah
(c.c) yolunda harcardım. Kapısını yere indirir ve Hicr'i ona dahil ederdim."
buyurdu.
[646] İmam Buharİ,
Esved'den şöyle nakleder: Abdullah b. Zübeyir bana: "Aişe (r.anha) sana
çokça gizli şeyler söylerdi. Kabe konusunda ne söyledi?" dedi. Ona dedim
ki: "Bana Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu
söyledi: "Ey Aişe! Kavmin küfürden daha yeni kurtulmuş olmasaydı, Kabe'yi
yıkar ve ona insanların birinden girip diğerinden çıkmaları için iki kapı
yapardım." Bunun üzerine Abdullah b. Zübeyr böyle yaptı" Bunu sadece
Buharİ rivayet etmiştir. Buhari, Sahih'inin İlim Kitabı'nda da aynı şekilde
tahric etmiştir.
[647] Müslim, Aişe
(r.anha)'dan yine şöyle rivayet eder: Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bana şöyle dedi: "Kavmin küfürden yeni çıkmış olmasaydı
Kabe'yi yıkıp İbrahim'in temeli üzerine bina ederdim. Çünkü Kureyşliler Kabe'yi
yaparken buradan kıstılar. " Bunu sadece Müslim rivayet etmiştir.
[648] Müslim, Abdullah
b. Zübeyr'den şöyle nakleder: Teyzem Hz. Aişe (r.anha) bana Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Ey Aişe!
Kavmin şirkten henüz yeni çıkmış olmasaydı Kabe'yi yıkardım ve onu yere
bitiştirirdim. Onun için biri doğuda diğeri batıda iki kapı yapardım. Ve
Kabe'ye Hicr tarafından altı kulaç daha eklerdim. Çünkü Kureyşliler Kabe'yi
yaparlarken buradan kısmışlardır. " Bunu tek rivayet eden de Müslim'dir.
Kabe'nin Kureyşliler
Tarafından Yeniden inşası:
İbrahim (a.s.)'dan uzun
bir süre sonra ve Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) peygamber
gönderilmeden beş yıl önce Kureyşliler Kabe'yi yeniden yaptılar ve Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de onlarla birlikte taş taşıdı. O zaman Hz.
Peygamber -Kıyamet gününe kadar Allah'ın salat ve selamı onun üzerine olsun-
otuz beş yaşındaydı.
Muhammed b. İshak,
Siret'inde şöyle der: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) otuz beş
yaşındayken Kureyşliler Kabe'yi yapmak için toplandılar. Bu konuya çok önem
veriyorlar, damını da çatmayı düşünüyorlar, Kabe'nin yıkılmasından
korkuyorlardı. Kabe, taşların üst üste konmasıyla (sıvasız) yapılmıştı ve bir
adam boyundan biraz yüksekti. Onu hem yükseltmek, hem de tavan çatmak
istiyorlardı. Çünkü bir grup insan Kabe'nin hazinesini çalmıştı. Hazine, Kabe
içindeki bir kuyuda bulunuyordu ve çalındıktan sonra Huzaa kabilesinden Müleyh
İbn Amr'ın oğlunun kölesi Düveyk'in yanında bulundu. Kureyşliler onun elini
kestiler. Ama halk, çalanların onu Düveyk'in yanına koyduğu kanaatindeydi.
O sırada Bizanslı bir
tüccarın gemisi Cidde yakınlarında karaya oturmuştu. Parçalanan gemi kıyıya
vurun ca onun ağacını alıp Kabe'ye tavan çatmak için hazır hale getirdiler.
Mekke'de kıbti (Mısırlı) bir de marangoz vardı ve onlara marangozluk için
gerekli bir takım malzemeleri getirdi.
Her gün Kabe'ye hediye
edilen şeylerin atıldığı kuyunun içinden bır yılan çıkar ve Kabe'nin duvarında
güneşlenirdi. Kureyşliler bundan korkarlardı. Çünkü kim yaklaşırsa yilan ona
saldırır, derisinden sesler çıkarır ve ağzını açarak üzerlerine yürürdü. Bu
yüzden Kureyşliler bundan korkarlardı. Bir gün yılan Kabe'nin duvarının
üzerinde her zamanki gibi güneşlenirken Allah (c.c) ona bir kuş gönderdi ve kuş
yılanı yakalayıp götürdü. Bunun üzerine Kureyşliler "Umarız ki Allah bizim
yapmayı düşündüğümüz şeyden hoşnut olmuştur. Hem çalışkan bir arkadaşımız var,
hem odun var, hem de Allah bizi yılandan kurtardı (bir tehlike kalmadı)"
dediler.
Kabe'yi yıkıp yeniden
inşa etmeye karar vermeleri üzerine Ebu Vehb ayağa kalktı ve Kabe'den bir taş
aldı. Taş elinden düştü ve alıp yerine kondu. Onlara şöyle dedi: "Ey
Kureyşliler, Kabe yapımı için sadece helal kazancınızı verin. Ona fahişe
parasını, faizden kazandığınız parayı ve birine haksızlık yaparak elde
ettiğiniz parayı katmayın." Muhammed b. İshak: Halk ise bu sözü Mahzum
oğlu Muğtre b. Velid'e nispet eder, demiştir.
İbn İshak der ki: Sonra
Kureyşliler Kabe'yi bölümlere ayırdılar. Kapı bölümü Abdumenaf ve
Zühreoğullarına, Hacer-i Esved sütunu ile Yemen sütunu Mahzumoğullarına ve
onlara eklenen Kureyş kabilelerine düştü. Kabe'nin ortası ise Cümah ve
Sehmoğullarına düştü. Hatim adı verilen Hicr bölümü ise Abdüddar b.
Kusayyoğulları, Esed b. Abdüluzza b. Kusayyoğulları, Adiyy b. Ka'b b.
Lüeyoğullarına düştü.
Yıkma vakti geldiğinde
insanlar Kabe'yi yıkmaktan çekindiler ve korktular. Bunun üzerine Velid b.
Muğire "Yıkma işinizi ben başlatayım" dedi ve kazmayı alıp vurmaya
başladı. "Allah'ım! Korkumuzu gider. Allah'ım! Hayırdan başkasını
kastetmiyoruz." diyerek iki rükün arasını yıktı. İnsanlar o gece
beklediler ve "Bekleyip görelim; onun başına bir iş gelirse Kabe'nin
hiçbir yerine dokunmayıp önceki haline getiririz. Bir şeyolmazsa Allah (c.c)
yaptığımıza razı demektir" dediler. Sabah olduğunda Velid normal şekilde
işine döndü ve Kabe'yi yıkmaya başladı. Bunun üzerine halk da onunla birlikte
yıkmaya başladılar. İbrahim (a.s)'ın attığı temele ulaştıklarında taşların
birbirine mızrağın dişleri gibi girdiklerini gördüler.
Muhammed b. İshak der
ki: Olayı evvelkilerden aktaranlardan biri bana şöyle anlattı: Kabe'yi yıkım
faaliyetine katılan Kureyşlilerden biri, taşlardan birini diğerinden ayırmak
için manivelayı iki taşın arasına soktu. Taş hareket edince bütün Mekke
sarsıldı. Bunun üzerine o temeli yıkmaktan kaçındılar.
Muhammed b. İshak der
ki: Kureyşli kabilelerin herbiri Kabe için ayrı ayrı taş toplayıp duvar
ördüler. Rükn'e, yani Hacer-i Esved'in olduğu kısma gelince tartışmaya
girdiler. Her kabile onu kendilerinin yerleştirmesini istiyordu. Tartışma ve
münakaşa öyle büyüdü ki savaş için hazırlığa başladılar. Abdüddar oğulları
kanla dolu bir çanak getirdiler. Sonra Adiyy b. Ka'b oğullarıyla birlikte ölene
kadar çarpışacaklarına dair sözleştiler. Ellerini de o çanaktaki kana
batırdılar ve buna "kan yalama" adını verdiler. Kureyşliler bu hal
üzere dört-beş gün geçirdikten sonra Mescid-i Haram'da bir araya gelerek
birbirleriyle istişare edip anlaşmaya çalıştılar.
Rivayet erbabından
bazıları iddia ederler ki o yıl Kureyşlilerin en yaşlısı olan Muğire b.
Abdullah b. Ömer b. MahzOm onlara bir konuşma yaparak:
"Ey Kureyşliler! Bu
ayrılığınızı sona erdirecek bir kural belirleyin. Bu mescidin kapısından
içeriye ilk kim girerse aranızda hükmü o versin." dedi. Onlar da söylediği
gibi yaptılar. İlk giren kişi Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) idi.
Onu görünce "Bu emin kişidir, razı olduk. Bu Muhammed' dir" dediler. Hz.
Peygamber yanlarına gelince durumu kendisine anlattılar. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bana bir bez parçası getirin" dedi.
Getirilince Rükn'ü, yani Hacer-i Esved'i alıp eliyle ona koydu. Sonra "Her
kabile bezin bir tarafından tutsun" dedi. Sonra: Hep birlikte kaldırın,
dedi. onlar da öyle yaptılar. Yerine ulaşınca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) onu eliyle yerine yerleştirdi, sonra üzerini yaptı.
Kureyşliler vahiy
inmeden önce Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Emin lakabıyla çağırırlardı.
Kabe'nin yapımı bitince ve onu istedikleri gibi inşa edince Zübeyr b.
Abdulmuttalib Kureyşlilerin korkularından Kabe'yi yapmaktan çekindikleri
yılanla ilgili şu şiiri yazdı:
Kartalın koca yılana
doğru gidip, Onu çırpınır halde bırakmasına şaştım.
Koca yılanın bazen
hışırdaması, Bazense sıçrayıp atlaması vardı.
Biz Kabe'yi yapmaya
kalkınca, Korkuya kapıldık, gerçekten korkunçtu. Biz onu kovmaktan korkarken,
Bir kartal baş ve göğsünü dikti ve İnip onu yapıştırdı kendine. Beyt'i de
çıplak bıraktı bize. Toplanıp onu yapmak için kalktık. Temelleri ve toprağı
bize aitti. Yarın temelleri yükseltiriz. Onu bize yapanların üzerinde
elbiseleri yok. Lüeyoğulları ne izzetliler.
Onlardan Kabe yapımından
kaçma olmaz. Beni Adiyy de Beni Mürre de toplandı. Onlardan önce ise Kilab
kabilesi.
Bu sayede o krala izzet
kazandırdık. Sevapsa ancak Allah'tan beklenir.
Muhammed b. İshak der
ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde Kabe'nin yüksekliği 18
zira idi. Kabati denen bir kumaş örtülürdü. Daha sonra Yemen' de yapılan ve
"Bürud" denen bir kılıf geçirildi. Onu ipek kılıfla ilk defa Haccac
b. Yusuf örttü.
Abdullah b. Zübeyr'in
Kabe'yi Yeniden inşası: Ben derim ki; Kureyşlilerin bina ettiği Kabe, Hicretin
60. yılı sonunda Abdullah b. Zübeyr'in emirliğinin başlarında yanıncaya kadar
devam etti. Bu Muaviye oğlu Yezid yönetiminin sonlarındaydı. Yezid'in adamları
Abdullah b. Zübeyr'i, Kabe'de kuşatma altına alınca Abdullah b. Zübeyr Kabe'yi
toprağa kadar yıktı. Sonra İbrahim (a.s.)'ın temelleri üzerine tekrar bina
etti. Hacer-i Esved'i Kabe'nin duvarının içine yerleştirdi. Doğuda ve batıda
yere bitişik iki kapı yaptı. Nitekim teyzesi ve mü'minlerin anası Hz. Aişe'den
(r.anha) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in böyle söylediğini (bu
arzusunu) işitmişti.
Emirliği süresince
Haccac onu öldürene kadar böyle kaldı, daha sonra Abdulmelik b. Mervan'ın
emriyle Haccac onu eski haline çevirdi.
[650] Nitekim Müslim de
Sahih'inde Ata'dan şöyle nakleder: Muaviye oğlu Yezid zamanında Şam ordusu
Kabe'ye saldırdığında, Kabe yanınca Abdullah b. Zübeyr onu o halde bıraktı.
Hacc mevsimi insanlar gelince onları Şamlılara karşı kışkırtmak ve tahrik etmek
istiyordu. İnsanlar gelince "Ey insanlar! Bana fikir verin. Kabe'yi yıkıp
yeniden mi inşa edeyim, yoksa zayıflayan kısımlarını mı yapayım?" dedi.
İbn Abbas (r.a.): Aklıma bir fikir geldi. Bana göre onun zayıflayan yerlerini
tamir etmen; insanların Müslüman olduğu dönemdeki Ev'i, halkın Müslüman olduğu
dönemdeki taşları, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peygamber
gönderildiği dönemdeki taşları olduğu gibi bırakman daha uygundur." dedi.
Ancak Abdullah b. Zübeyr: "Birinin evi yansa onu yenilemedikçe rahat
etmez. Ya Rabbinizin evi için nasıl düşünürsünüz? Ben üç gün Rabbime istihare
(hayırlı olanı dileme) yapıp sonra kararımı vereceğim." dedi. Abdullah b.
Zübeyr üç gün sonra Kabe'yi yıkma kararı aldı. Yeryüzüne gökten haberin ilk
indiği yerin korunması konusunda insanlar birbirlerine girdiler. Sonunda bir adam
çıktı ve Kabe’den bir taş attı. Halk ona bir şeyolmadığını görünce ona uyarak
Kabe'yi zemine kadar yıktı. İbn Zübeyr perdelerle örtülen direkler yaptı ve
sonunda Kabe'nin binasını yükseltti. İbn Zübeyr (Abdullah b. Zübeyr) şöyle
dedi: Ben Hz. Aişe (r.anha)'dan, onun Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Eğer insanlar küfürden yeni dönmüş
olmasalardı ve Kabe'yi yapmada bana destek olacak maddi imkanım olsaydı Hicr'i
beş zıra içeri alır, ona insanların girdikleri bir kapıyla çıktıkları bir kapı
yapardım. " İbn Zübeyr: Ben de harcayacak para buldum ve insanlardan da
korkmuyorum, dedi. Sonra Hicr'e beş zıra ekledi. Kabe'nin temeli belirince,
halk ona uyarak üzerine binayı yaptı. Kabe'ninuzunluğu 18 zıra idi. Genişletince
bu uzunluk ona kısa geldi ve 10 zıra daha uzattı. Ona birinden girilip
diğerinden çıkılan iki kapı yaptı.
Abdullah b. Zübeyr
(r.a.)'tan Sonra:
Abdullah b. Zübeyr
öldürülünce, Haccac Abdülmelik'e durumu bildiren bir mektup yazdı ve Abdullah
b. Zübeyr'in Kabe'yi Mekkeli adil kişilerin görüşleri doğrultusunda kurduğunu
haber verdi. Abdülmelik ona: Biz Abdullah b. Zübeyr'in kirlettiği hiçbir şeyi
kabul etmeyiz. Kabe'nin uzunluğuna yaptığı eklemeye ise dokunma. Hicr’den
arttırdığı kısmı binaya geri kat. Açtığı kapıyı da kapat, diye yazdı. Bunun
üzerine Haccac Kabe'yi yıkarak eski haline döndürdü.
Nesai, Sünen'inde bunun
sadece, Aişe (r.anha)'nın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
naklettiği hadis kısmını rivayet etmiş, kıssayı zikretmemiştir.
Sünnet de Abdullah b.
Zübeyr (r.a.)'in yaptığını onaylıyordu.
Zıra Hz. Peygamber'in
olmasını arzuladığı buydu. Fakat yeni Müslüman olup küfürden yeni dönmüş
olmaları sebebiyle insanların kalplerinin bunu kabul etmemesinden korktu.
Abdulmelik ise bu Sünnetten habersizdi ve bu yüzden Aişe (r.anha)'nın
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den böyle rivayet ettiğini öğrenince
"Keşke onu olduğu gibi bıraksaydık" dedi.
[651] Nitekim Müslim,
Abdullah b. Ubeyd'den şöyle nakleder: Haris, Abdulmelik b. Mervan'ın halifeliği
esnasında delege olarak yanına gittiğinde Abdulmelik: Ben Ebu Hubeyb'in -yani
Abdullah b. Zübeyr' in- Aişe (r.anha)'dan işittiğini iddia ettiği hadisi ondan
işittiğini sanmıyorum, dedi. Haris: Evet, onu Aişe (r.anha)'dan ben de işittim,
dedi. Abdulmelik:
Ne dediğini işittin?
diye sordu. Haris şöyle dedi: Aişe (r.anha) dedi ki Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Senin kavmin Kdbe'nin yapısından eksilttiler. Şirkten
yeni dönmüş olmasalardı onların bıraktıklarını yapardım. Eğer benden sonra
kavmin onu öyle bina etmek isterlerse gel de sana onların bıraktıklarını
göstereyim." buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona yedi
zira'a yakın bir miktar gösterdi.
Bu, Abdullah b. Ubeyd b.
Umeyr'in rivayetidir. Velid b. Ata'nın rivayetinde ise şu ziyade vardır:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kd'be'ye biri doğuda, diğeri
batıda yere bitişik iki kapı yapardım. Kavminin onu neden yükselttiğini biliyor
musun?" buyurdu. Hz. Aişe hayır, deyince Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
buyurdu ki: "Kendilerinin istedikleri dışında kimsenin oraya girmemesi
için. Çünkü bir kişi Kd'be'ye girmek istediğinde, tırmanıncaya kadar ona
dokunmaz, tam gireceği zaman iterler, o da düşerdi." Abdülmelik dedi ki:
Ben Haris'e de, "Sen Hz. Aişe'nin böyle dediğini duydun mu?" diye
sormuştum, o da, evet demişti. Abdülmelik bir süre asasıyla yere bir şeyler
çizdikten sonra, ".....: Onu olduğu gibi bırakmak isterdim" dedi.
Fakat bunu yapmadı.
[652] Müslim, Ebu
Kazea'dan şöyle nakleder: Abdülmelik b. Mervan Ka'be'yi tavaf ederken
"Allah Zübeyr'in oğlunu kahretsin. Mü'minlerin annesine yalan isnad ederek
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona "Ey Aişe, kavmin henüz
küfürden yeni çıkmış olmasaydı Kd'be'yi yıkar ve Hicr'den tarafa genişletirdim.
Çünkü kavmin binayı eksik yaptılar" dediğini haber verdiğini iddia
ediyor" dedi. Bunun üzerine Haris b. Abdullah b. Ebi Rebia:
Öyle söyleme ey
mü'minlerin emiri. Ben de mü'minlerin annesini böyle derken duydum, dedi.
Abdulmelik: Bunu Kabe'yi yıkmadan önce duysaydım, Abdullah b. Zübeyr'in yaptığı
şekilde bırakırdım, dedi.
Böylece bu hadisin
mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'ya nisbeti kesin gibidir. Çünkü Esved b.
Yezid, Haris b. Abdullah b. Ebi Rebia, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Muhammed
b. Ebu Bekir ve Urve b. Zübeyr'in ondan birçok sahih yolla rivayetiyle
gelmiştir. Dolayısıyla bu hadis Abdullah b. Zübeyr'in yaptığının isabetli
olduğunu göstermektedir. Gerçekten de Abdulmelik öylece bıraksaydı iyi olurdu.
Fakat durum bu hale geldikten sonra bazı alimler değiştirilmesini hoş
karşılamamışlardır. Nitekim mü'minlerin emiri Harun Reşid -veya babası Mehdi-
İmam Malik'e Kabe'nin yıkılıp Abdullah b. Zübeyr gibi yaptırılmasını sormuş,
İmam Malik de: Kabe'yi hükümdarların oyuncağı yapma. Onu isteyenin istediği
gibi yıkacağı hale getirme, demiştir. Bunu İyaz ve Nevevi nakletmişlerdir. En
iyisini Allah bilir ya, ahir zamanda Habeşistan'dan çıkacak olan Zussuveykateyn
(ince bacaklı) orayı yıkıncaya kadar da böyle kalacaktır.
[653] Nitekim Buhari ve
Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'dan kanalıyla rivayet ettikleri bir hadiste Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Kabe'yi
Habeşistan'dan çıkacak Zusseveykateyn yıkacak. "
[654] İbn Abbas (r.a.)
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet
etmiştir: "Ben onu simsiyah, baldırlarının arasını açarak (veya baldırları
eğri) yürür ve de Kabe'nin taşlarını teker teker koparıyor halde görüyor
gibiyim." Bunu da Buhari rivayet etmiştir.
[655] İmam Ahmed b.
Hanbel, Müsned'inde Amr b. el-As (r.a.)'dan şöyle nakleder: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kabe'yi
Habeşistanlı Zussuveykateyn (cılız bacaklı) tahrip eder, süslerini söker ve
örtüsünü çıkarır. Ben kafasının ön kısmı kel ve bacağı eğri haliyle onun balta
ve kazmasıyla Kabe'ye vurur halini görür gibiyim. "
Allahu A'lem bu, Ye'cüc
ve Me'cüc'ün çıkmasından sonra olacaktır.
[656] Zira Buhari'nin,
Sahih'inde, Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Ye'cüc ve Me'cüc'ün çıkmasından sonra da hacc ve umre
yapılmaya kesinlikle devam edecek" buyurmuştur.
ibrahim (a.s) ile ismail
(a.s)'ın Duası:
"Ey Rabbimiz! Bizi
sana teslim olanlardan kıl, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar,
bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça
kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. " İmam Taberi der ki: Yani,
"Bizi senin emirlerine mutlak teslim olan, emrine boyun eğen, itaat ve
ibadette sana başkasını ortak koşmayanlardan eyle." Taberi daha sonra
Abdulkerim'den şöyle nakleder: "Bizi sana teslim olanlardan" yani
sana ihlas ve samimiyetle bağlananlardan "kıl, neslimizden de sana teslim
olan" yani ihlas ve samimiyetle bağlanan "bir ümmet çıkar. "
Taberi, Selam b. Ebi
Muti'den de şöyle nakleder: İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s) Allah'a teslim olmuş
kimselerdi, fakat "Bizi sana teslim olanlardan kıl" diyerek
Allah'tan, teslimiyette sebatı istediler. İkrime der ki: Onlar "Bizi sana
teslim olanlardan kıl" deyince Allah (c.c) "İsteğinizi yerine
getireceğim" buyurdu. "Neslimizden de sana teslim olan bir ümmet
çıkar." deyince Allah (c.c) yine: "İsteğinizi yapacağım"
buyurdu.
Süddi der ki: Onların
"neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar. " sözünden
kasıtları Araplardı. İmam Taberi: Doğrusu, bu hem Arapları hem başkalarını
kapsamaktadır. Çünkü İsrailoğulları da İbrahim (a.s)'ın soyundandır ve Allah
(c. c) onlar hakkında: "Musa'nın kavminden hak ile doğru yolu bulan ve
onun sayesinde adil davranan bir topluluk vardır." (A'raf, 159)
buyurmuştur.
Ben derim ki: Süddi'nin
sözü Taberi'nin söylediğini reddetmiyor. Çünkü İbrahim ile İsmail'in özelde
Arapları kastetmiş olmaları, başkaları için istememelerini gerektirmez. Ancak
ayetin seyri (İbrahim (a.s)'ın soyundan gelecek) Araplar hakkındadır. Bu yüzden
daha sonra, "Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine
okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber
gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin."
demişlerdir. Kastedilen kişi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dir ve
"Ümmilere (Araplara) ... bir peygamber gönderen O'dur." (Cuma, 2)
buyruğunda ifade edildiği gibi Allah onu Araplara göndermiştir. Ama bu, "De
ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan
Allah'ın elçisiyim." (A'raf, 158) buyruğundan ve başka kat'i delillerden
dolayı, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kırmızı tenlilere ve
siyahilere de gönderilmiş olmasını ortadan kaldırmaz.
İbrahim (a.s) ile İsmail
(a.s)'ın bu duaları, Allah'ın (c.c), mü' min ve müttaki kullarından haber
verdiği şu duaya benzemektedir: "(Ve o Rahman'ın kulları): Rabbimiz! Bize
gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder
kıl! derler." (Furkan, 74) Bu şeriatın teşvik ettiği bir duadır. Çünkü,
Allah'a kulluk yapma isteğinin tamamlayıcı unsurlarından biri de soyundan
yalnız 'hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a kulluk eden kimselerin gelmesini
arzulamaktır. Bu yüzden Allah (c. c) İbrahim (a.s)'a "Ben seni insanlara
önder yapacağım" diye haber verdiğinde İbrahim (a.s) hemen "Benim
soyumdan da (önderler kıl)" demiş, Allah ise "Benim ahdim zalimlere
erişmez" diye karşılık vermiştir. "İbrahim demişti ki: ... beni ve
oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!" (İbrahim, 35) ayetindeki duası da
buradaki duasına benzemektedir.
[657] Nitekim Müslim’in
Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayetine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem): "Ademoğlu öldüğünde şu üç şey dışında ameli kesik' Sadaka-i
cariye, faydalanılan ilim / bilgi ve kendisi için dua eden salih bir evlat.
" buyurmuştur.
"Bize ibadet
usullerimizi (menasikena, 'nüsük'lerimizi) göster" Mücahid bunu:
Kurbanların kesildikleri yerleri (veya kurban ibadetlerimizi) diye tefsir
etmiştir. Ata ve Katade’den de böyle rivayet edilmiştir.
Said b. Mansur,
Mücahid'den şöyle nakleder: İbrahim (a.s) "Rabbimiz bizlere ibadet
usullerimizi göster" deyince Cebrail (a.s) geldi. Onu Beytullah'a götürüp,
"Kabe'nin temellerini yükselt" dedi. İbrahim (a.s) temelleri
yükseltti ve binayı tamamladı. Cebrail (a.s) elinden tutup onu Safa tepesine
götürdü ve "bu Allah'ın şiarlarından (nişanelerinden) dir" dedi.
Sonra onu Merve'ye götürdü ve "Bu Allah'ın şiarlarındandır" dedi.
Sonra Mina'ya doğru götürdü. Akabe'ye vardıklarında İblis ağacın olduğu yerde
ayakta duruyordu. Cebrail (a.s) "Tekbir getir ve ona taş at" dedi.
İblis oradan kaçıp Cemre-i Vusta'da (orta cemre) durdu. Cebrail (a.s) ile
İbrahim (a.s) oradan geçerlerken Cebrail (a.s) "Tekbir getir ve ona
at" dedi. İbrahim (a.s) tekbir getirip ona taş atınca İblis oradan da
gitti. Mel'un İblis bu hareketleriyle hacc ibadetine bir şeyler katmaya çalıştı
ama muvaffak olamadı. Cebrail (a.s), İbrahim (a.s)'ın elinden tutup onu
Meş'ar-i Haram'a götürdü. Ona "Burası da Meş'ar-i Haram'dır, dedi. Sonra
elinden tutup Arafat'a götürdü. Sonra ona "Sana gösterdiğim yerleri
belledin mi?" dedi ve bunu üç defa tekrarladı. İbrahim (a.s) da, Evet
dedi. Ebu Miclez ve Katade’den de böyle rivayet edilmiştir.
Ebu Davud Tayalisi, İbn
Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder:
İbrahim (a.s)'a ibadet
yerleri gösteriliyordu. Sa'y yerine geldiklerinde İblis göründü ve İbrahim
(a.s) ile yarışa girdi. Sonra Cebrail (a.s) İbrahim (a.s)'ı alıp Mina'ya
götürdü ve "insanların konaklama yeri burasıdır" dedi. Akabe
Cemre'sine ulaştıklarında şeytan tekrar göründü. İbrahim yedi taş attı ve İblis
kaçtı. Cemre-i Suğra'ya (küçük şeytan taşlama yeri) götürürken şeytan göründü
ve İbrahim (a.s) ona yedi taş attı ve şeytan kaçtı. Cebrail (a.s) sonra onu
Arafat'a götürdü ve "Öğrendin mi?" dedi.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |