İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

142, 143.ayetler

 

Kıblenin Kabe'ye Çevrilmesi: 

 

142. İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları Çeviren nedir? diyecekler. De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir.

143. İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasul'ün de size şahit olması için sizi mutedil bir ümmet kıldık. Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kabe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. Zıra Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.

 

Tefsiri:

 

Burada "beyinsizler" den müşriklerin, Arap müşriklerin kastedildiği söylenmiştir. Bu, Zecdic'ın görüşüdür. Diğer görüşe göre bunlar Yahudi hahamlardır. Bunu da Mücahid söylemiştir. Başka bir görüşe göre ise münafıklardır ki onu da Süddi söylemiştir. Allahu A'lem, ayet bu üç kesimin hepsini kapsamaktadır.

 

 

[670] İmam Buhari, Bera b. Azib (r.a.)'dan şöyle nakletmiştir:

"Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beyt-i Makdis’e (Kudüs' e) doğru on altı ya da on yedi ay namaz kıldı. Ancak kıblesinin Ka'be olmasını arzuluyordu. Bir defasında ikindi namazını kıldı. Onunla birlikte bir cemaat de namaz kıldı. Hz. Peygamber'le (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaz kılan insanlardan biri Mescid-i Nebevi'den dışarı çıkıp başka bir mescide gitti. O esnada mesciddeki cemaat rüku halinde idi. Onlara 'Allah'a yemin ederim ki Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Mekke'ye doğru namaz kıldım,' dedi. Bunun üzerine cemaat Ka'be'ye doğru döndü. " Hadisi bu senetle sadece İmam Buhari rivayet etmiştir. İmam Müslim ise başka senetle rivayet etmiştir.

 

 

[671] Muhammed b. İshak, yine Bera'dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namazı Beyt-i Makdis'e yönelerek kılıyor, fakat sık sık bakışlarını göğe çevirerek Allah'ın emrini bekliyordu. Nihayet Allah (c. c) "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir." (Bakara, 144) ayetini nazil etti. Müslümanlardan biri "Kıblemiz Kabe'ye çevrilmeden evvel bizden ölenlerle Beyt-i Makdis’e doğru kıldığımız namazlarımızIn durumunu bilseydik" dedi. Bunun üzerine de Allah (c.c) "Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir ... " ayetini nazil buyurdu.

 

 

[672] İbn Ebi Hatim, Bera'dan (r.a.) şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beyt-i Makdis'e doğru on altı veya on yedi ay namaz kıldı. Ancak kıblesinin Kabe'ye çevrilmesini arzuluyordu. Sonunda Allah (c.c) "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz .... Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir." (Bakara, 144) ayetini indirdi. Böylece Müslümanların kıbleleri Kabe'ye çevrildi. Beyinsiz kimseler olan Yahudiler "Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları Çeviren nedir?" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir." ayetini indirdi. 

 

 

[673] Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye hicret ettiğinde Allah (c.c) ona Beyt-i Makdis’e doğru namaz kılmasını emretti. Buna Yahudiler sevindiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) on küsur yıl boyunca oraya yönelerek namaz kıldı. Fakat İbrahim (a.s)'ın kıblesini arzuluyor, Allah'a dua ve niyaz ediyor, gözlerini semaya dikiyordu. Nihayet Allah (c.c) ''Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. "(Bakara, 144) ayetini indirdi. Bunun üzerine Yahudiler şüpheye düşerek "Onları yönelmekte oldukları kıblelerinden Çeviren nedir?" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir." ayetini indirdi."

 

Bu konuda birçok hadis gelmiştir. Meselenin özeti ise şudur. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Beyt-i Makdis'teki kayaya yönelerek namaz kılması emredilmişti. Mekke'de iken namazı iki rükün (Rükn-i Şami ile Rükn-i Yemani) arasında durarak kılıyor, böylece Beyt-i Makdis'teki kayaya doğru kılarken Kabe de önünde oluyordu. Medine'ye hicret edince ikisine birden yönelme imkanı kalmadı. FakatAllah (c.c) namazı Beyt-i Makdis'e yönelerek kılmasını emretti. Bunu İbn Abbas (r.a.) ve cumhur söylemiştir.

 

 

Sonra bu kimseler Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılışının Kur'an'ın emriyle mi, yoksa başka bir şeyle mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bunda iki görüş vardır. Kurtubı, tefsirinde İkrime, Ebu Aliye ve Hasan-ı Basri'den "Beyt-i Makdis'e yönelerek namaz kılmak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kendi içtihadıydı" görüşünü nakletmiştir. Burada kastedilen, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Medine'ye geldikten sonra Beyt-i Makdis’e doğru namaz kılmasıdır. Bu durum on küsur yıl devam etti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kıblenin İbrahim (a.s)'ın kıblesi olan Kabe'ye çevrilmesi için çok dua ediyor ve yakarıyordu. Sonunda bu isteği kabulolundu ve Beyt-i Atik'e (çok eski ev, yani Kabe) doğru dönmesi emredildi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara bir konuşma yaparak bunu haber verdi. Daha önce Buhari ve Müslim'in Bera'dan rivayetlerinde geçtiği üzere, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Kabe'ye doğru kıldığı ilk namaz ikindi namazıdır. Nesai'nin Ebu Said b. Mualla'dan rivayetine göre bu, öğle namazıdır. Kubalılara ise bu haber ertesi günün sabah namazına kadar ulaşmadı.

 

 

[674] Nitekim Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde, İbn Ömer (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: "Müslümanlar Kuba mescidinde sabah namazını kılarlarken ashabdan birisi çıkagelip, onlara: 'Bu gece inen ayetle Allah Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'ye yönelmesi emredildi, siz de o tarafa yönelin' deyince, yüzleri Şam'a dönük olan cemaat, hemen o anda Kabe'ye doğru döndü. "

 

Bu olay, neshedici nassın hükmünün, daha önce nazil olsa ve tebliğ edilse bile, ancak kişi onu öğrendikten sonra geçerli olacağına delildir. Zıra Kubahlara ikindi, akşam ve yatsı namazlarını iade etmeleri emredilmemiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Kabe'nin kıble yapılması üzerine münafıklar, şüpheciler ve Yahudi kafirler şüphe ve kuşkuya düştüler, çalkantılar yaşadılar ve haktan daha da uzaklaştılar. Ve "Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir?", yani "Bunlara ne oluyor; bir bu tarafa bir o tarafa doğru namaz kıhyorlar?" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) "De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir." buyruğuyla onlara cevap verdi. Yani hüküm verme, tasarrufta bulunma ve emretme vs. yetkilerinin tümü Allah'tadır. Siz ne tarafa dönerseniz Allah ve rızası oradadır. "İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki..." (Bakara, 177) Yani ister doğuya ister batıya yönelinsin, asıl mes'ele "Allah'ın emrine uymak" tır. Bizi bir gün içerisinde birkaç yere çevirse bile, önemli olan, emirlerini yerine getirmemiz ve itaat etmemizdir. Çünkü biz Allah'ın (c.c) kullarıyız. O'nun emrinde ve hizmetindeyiz. Bizi nereye çevirirse oraya döneriz. Allah (c.c), kulu ve Rasulü Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile ümmetine büyük bir lütuf ve inayet göstererek onları Halilurrahman İbrahim (a.s)'ın kıblesine çevirmiştir. Yüzlerini 'hiçbir ortağı bulunmayıp tek olan' kendisi adına inşa edilmiş olan Kabe'ye, Allah'ın (c.c) yeryüzündeki en şerefli evine çevirtmiştir ki burasını inşa eden Allah'ın halili İbrahim (a.s)'dır. Onun için Allah (c.c) "De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir. " buyurmuştur.

 

 

[675] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel'in Aişe (r.anha)'dan naklettiğine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ehl-i kitap hakkında şöyle buyurdu: "Onlar bizi; Allah'ın bizi yol buldurup kendilerini saptırdığı Cuma günü kadar, Allah'ın bizi yol buldurup kendilerini saptırdığı Kıble kadar, bir de imamın arkasında "amın" deyişimiz kadar hiçbir şeyimizi kıskanmazlar. "

 

 

Vasat Ümmet:

 

Allah (c.c) buyuruyor ki: Sizi İbrahim (a.s)'ın kıblesine çevirirken ve kıble olarak onu seçerken, sizi ümmetlerin en hayırlısı yapmayı murad ettik ki siz kıyamet gününde diğer ümmetlere şahitler olasınız. Burada "Vasat" en üstün ve en iyi manasındadır. Mesela "Kureyş soy ve şehir itibariyle Arapların en vasabdır." denilirken "en iyisidir" manası kastedilir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de kavminde vasat idi, yani onların soyca en asiliydi. Buhari ve Müslim ile diğer hadis kitaplarında geçen hadislerde en faziletli namaz olduğu ifade edilen ikindi namazına da "Salat-ı vusta: vasat namaz" denmiştir. Allah (c.c) bu ümmeti vasat ümmet yapınca ona şeriatların en mükemmelini, sistemlerin en doğrusunu ve yolların en açığını vermiştir. Nitekim Allah (c. c) "O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için o, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size "Müslümanlar" adını verdi." (Hacc, 78) buyurmuştur.

 

 

[676] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'dan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kıyamet gününde Nuh peygamber getirilir ve ona 'Tebliğ ettin mi?' diye sorulur. Nuh 'Evet, tebliğ ettim ya Rab!' der. Ardından Nuh'un ümmetine 'Nuh size tebliğ etti mi?' diye sorulur. Onlar da 'Bizi uyaran bir uyarıcı gelmedi' derler. Nuh'a 'Senin şahitlerin kimdir?' denilir. Nuh da 'Muhammed ve ümmetidir' der. " Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra: "Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. .. ' ayeti bu manadadır. 'Vasat' adalet demektir. Siz çağrılacaksınız ve onun tebliğ ettiğine şahitlik yapacaksınız. Daha sonra da ben size şahitlik edeceğim." buyurdu. Bunu Buhari, Tirmizi, Nesai ve İbn Mace, A'meş'ten gelen birçok tarikiyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[677] İmam Ahmed b. Hanbel yine Ebu Said el-Hudri (r.a.)'dan şöyle nakleder: Kıyamet günü bir peygamber iki veya daha fazla kişiyle gelir. Her bir peygamberin kavmi çağrılır ve onlara "Bu size tebliğ etti mi?" diye sorulur. "Hayır" demeleri üzerine peygambere "Sen kavmine tebliğ ettin mi?" diye sorulur. O "Evet" deyince, "Sana kim şahitlik eder" denir. O da:

Muhammed ve ümmeti, der. Bunun üzerine Muhammed ve ümmeti çağrılıp onlara "Filan kişi kavmine tebliğ etti mi?" denir. "Evet" derler. Onlara "Bunu nereden biliyor sunuz?" denir. "Bize peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geldi ve peygamberlerin tebliğ görevini yerine getirdiklerini haber verdi" derler. İşte Allah'ın (c. c) "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız." Rasul'ün de size şahit olması için "sizi vasat" yani adil, dengeli "bir ümmet kıldık." buyruğunun anlattığı budur."

 

 

[678] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.) kanalıyla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: '''Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. ' Yani adil, dengeli bir ümmet. "

 

 

[679] Hafız İbn Merduyeh ile İbn Ebi Hatim, Cabir b. Abdullah (r.a.)'dan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Ben ve ümmetim kıyamet gününde yüksekçe bir yerden halkı izleriz. Herkes kendisinin bizden olmasını temenni eder. Hangi peygamberi halkı yalanlarsa biz, Aziz ve Celil Rabbinin mesajını tebliğ ettiğine dair onun lehine şahitlik ederiz. "

 

 

[680] Hakim Müstedrek'inde ve yine İbn Merduyeh -ki buradaki hadis metni onun rivayetidir-, Cabir b. Abdullah (r.a.)'dan şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Selemeoğulları kabilesinden bir adamın cenazesine katıldı. Ben Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hemen yanındaydım. Birisi: Ya Rasulallah! Vallahi çok iyi adamdı! İffetliydi, Müslüman biriydi, şöyleydi, böyleydi" dediler ve onu iyilikle yad ettiler.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bunu sen mi söylüyorsun?" buyurunca adam: "Allah (c.c) gizli hallerini daha iyi bilir, fakat ondan bize gözüken böyleydi" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Vacip oldu" buyurdu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra Beni Harise kabilesinden başka bir cenazeye katıldı ve ben yine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hemen yanındaydım. Birisi: "Ya Rasulallah! Ne kötü bir adamdı. Sert ve katı biriydi." diyerek onu kötü yad etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Sen böyle mi söylüyorsun?" buyurunca adam, "Allah (c.c) gizliliklerini daha iyi bilir, fakat ondan bize gözüken böyleydi" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Vacip oldu" buyurdu. Rivayet zin cirindeki ravilerden Musab b. Sabit der ki: Burada Muhammed b. Ka'b, "Allah Rasulü doğru söyledi" dedi ve "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasul'ün de size şahit olması için sizi vasat bir ümmet kıldık. " ayetini okudu. Hakim: Bu, Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahih bir hadistir, demiştir.

 

 

[681] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Esved'den şöyle nakleder: Benim Medine'ye gelişim yaygın bir hastalığa denk geldi. İnsanlar çabucak ölüyorlardı. Ömer b. Hattab (r.a.)'ın yanına oturduğum bir vakitte oradan bir cenaze geçiyordu. Mevta için övgü dolu sözler söylendi. Hz. Ömer (r.a.): Vacip oldu, vacip oldu, dedi. Sonra bir cenaze daha geçti ve Ömer (r.a.) yine: Vacip oldu, vacip oldu, dedi. Bunun üzerine Ebu Esved: Ne vacip oldu ey mü'minlerin emiri? deyince Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: Ben de Allah Rasulü'nün söylediği gibi söyledim. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hangi Müslüman'ı dört kişi hayırla yad ederse Allah (c.c) onu cennete koyar" buyurdu. Biz: Ya üç kişi olursa? dedik, "üç kişi de" buyurdu. "İki kişi olursa? dedik, "iki kişi de" buyurdu. Sonra bir kişiyi sormadık. Bunu Buhari, Tirmizi ve Nesai de, Davud b. Ebu Furat'ın nakliyle böyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[682] İbn Merduyeh'in Ebu Bekir b. Ebu Züheyr es-Sekafi'den rivayet ettiğine göre, o babasından şöyle nakletmiştir: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i Nebave'de (Taifte bir yer) dinledim, "Sizin iyilerinizi kötülerinizden ayırt etmeniz kolaydır" buyurdu. Orada bulunanlar: "Ne ile ya Rasulallah?" dediler. "Güzel övgü ve kötü yad ile ... Siz Allah'ın yeryüzündeki şahitlerisiniz." buyurdu. Bunu İbn Mace de İbn Ebi Şeybe'nin Yezid b. Harun'dan nakliyle, Ahmed b. Hanbel de Yezid b. Harun, Abdulmelik b. Ömer ve Şurayh'ın Nafi'den, onun da İbn Ömer (r.a.)'dan nakliyle böyle rivayet etmişlerdir.

 

 

Kıble'nin Çevrilmesi Bir imtihandı:

 

"Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kabe'yi) biz ancak Peygamber’e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık." Allah (c.c) buyuruyor ki: Ey Muhammed! Bizim başta sana Beyt-i Makdis'e yönelmeni emredip, sonra oradan Kabe'ye çevirmemizin sebebi sana uyacak, itaat edecek ve nereye dönersen oraya dönecek kimseler ile ökçesi üzeri geri dönecek, yani dinden çıkacak kimselerin ortaya çıkmasını sağlamaktır. "Bu" iş, yani yüzü Beyt-i Makdis'ten Kabe'ye çevirmek ''Allah'ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir." Bu ancak ve ancak Allah'ın kalplerini doğruya yönlendirdiği, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in doğru ve getirdiği her şeyin kuşkuya mahal vermeyecek kesin bir hakikat olduğuna tereddütsüz inanan; Allah'ın (c.c) dilediğini yapıp dilediği hükmü verme yetkisine sahip olduğunu ve dolayısıyla kullarını dilediği mükellefiyetlerle sorumlu kılıp dilediğini kaldırabileceğine, tüm bunlarda O'nun (c.c) mükemmel bir hikmetinin ve erişilmez delillerinin bulunduğuna dair yakini imanı olanlara kolay gelir. Kalplerinde hastalık bulunanların durumu ise bunun tersidir. Her yeni durum mü'minlerde iman ve yakin meydana getirirken, onlarda yeni yeni şüphelerin doğmasına sebep olur. Nitekim Allah (c. c) şöyle buyurmaktadır: "Herhangi bir sure indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: "Bu sizin hanginizin imanını artırdı?" İman edenlere gelince (bu sure) onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler. Kalplerinde hastalık (kafirlik ve münafıklık) olanlara gelince, onların da inkarlarını büsbütün artırır ve onlar artık kafir olarak ölürler." (Tevbe, 124) " .. De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. .. " (Fussilet,44) "Biz, Kur'an'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü'minler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır." (İsra, 82) Bu yüzden Allah Rasulü'nü Sallallahu aleyhi ve Sellem) tasdik edip O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tabi almada sebat eden, hiçbir şek ve şüphe duymaksızın Allah'ın (c.c) emrettiği tarafa yönelen kişiler "önder sahabiler" olmuşlardır. Nitekim bazıları "ilk ve önde gelen Muhacir'ler ve Ensar'lar"dan kastın, iki kıbleye yönelerek namaz kılanlar olduğu görüşündedirler.

 

 

[683] İmam Buhari bu ayetin tefsirinde İbn Ömer (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Müslümanlar Kuba mescidinde sabah namazı kılarlarken ashabdan birisi çıkagelip, onlara: Bu gece inen ayetle Allah Rasulü'ne Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'ye yönelmesi emredildi, siz de o tarafa yönelin' deyince, yüzleri Şam'a dönük olan cemaat, hemen o anda Kabe'ye doğru döndü." İmam Müslim bunu başka tarikle İbn Ömer (r.a.)'dan rivayet etmiştir. Tirmizi de Süfyan-ı Sevri'nin nakliyle rivayet etmiştir ki onda şu ifade geçmektedir: "Onlar haber geldiği esnada rükudaydılar. Anında, oldukları gibi rüku halinde Kabe'ye döndüler." Müslim de Sabit'in Enes b. Malik'ten (r.a.) nakliyle böyle rivayet etmiştir. Bu, onların Allah (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mutlak itaatlerini ve Allah'ın (c.c) emirlerine gönülden boyun eğişlerini göstermektedir. (Allah hepsinden razı olsun).

 

"Allah sizin imanınızı" yani Beyt-i Makdis'e yönelerek kıldığınız namaz"arınızı "asla zayi edecek değildir." Onların Allah (c.c) katındaki sevapları kaybolup gitmeyecektir. Ebu İshak'ın naklettiği sahih bir hadiste Bera şöyle anlatır: Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılan bazı kimseler ölünce insanlar "Onların namazları ne olacak?" deyince Allah (c.c) "Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir. " ayetini inzal buyurdu. Bunu Tirmizi de İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiş ve sahih olduğunu kaydetmiştir.

 

İbn İshak da İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: "Allah sizin imanınızı" yani ilk kıbleye olan imanınızı, Peygamberinizi tasdik edişinizi ve ilk kıbleye yönelişinde O'na uymanızı "asla zayi edecek değildir." Yani hepsinin sevabını da verecektir. "Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir. "

 

Hasan-ı Basri de şöyle tefsir eder: "Allah sizin imanınızı asla zayi edecek değildir." Yani Allah (c.c) Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tasdik edip O'nunla birlikte döndüğü tarafa dönmenizi boşa çıkaracak değildir. "Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir. "

 

 

[684] Sahih bir hadiste şöyle anlatılıyor: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çocuğundan ayrı düşmüş esir bir kadın gördü. Kadın, esirler arasında küçük bir çocuk buldu mu onu alıp hemen göğsüne yapıştırıyordu. çocuğunu bulmak için dört bir tarafı dolaşıp duruyordu. Sonunda çocuğunu buldu ve hemen bağrına bastı, memesini ağzına verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizce bu kadın, atmama imkanı varken çocuğunu ateşe atar mı?" diye sordu. Biz: Hayır ya Rasulallah! dedik. Bu sefer Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''And olsun ki Allah kullarına bu kadının çocuğuna merhametinden daha merhametlidir" buyurdu. 

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

144. (Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki Ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir. 

145. Yemin olsun ki (habibim!) sen Ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen, yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.