İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Bakara Suresi

144, 145.ayetler

 

Yeni Kıble Mescid-i Haram:

 

144. (Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki Ehl-i kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

 

Tefsiri:

 

[685] Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Kur'an'da ilk neshedilen konu, kıble idi. Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) halkının çoğu Yahudi olan Medine'ye hicret ettiğinde, Allah (c.c) ona Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılmasını emretti. Yahudiler buna sevindiler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) on küsur ay boyunca oraya yönelerek namaz kıldı. Ancak o (Sallallahu aleyhi ve Sellem), İbrahim (a.s)'ın kıblesini arzuluyor, onun için dua ediyor ve gözleri gökyüzünden bir haber bekliyordu. Bunun üzerine Allah (c.c) "Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram rorafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin." ayetinin buraya kadar olan kısmını indirdi. Bunun üzerine Yahudiler şüpheye düşerek "Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir? .. " (Bakara, 142) deyince, bu defa Allah (c.c) " ...Doğu da Allah'ındır, batı da ... " (Bakara, 142) ayetini nazil ederek "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (zatı) oradadır." (Bakara, 115) ve "Senin (arzulayıp da şu anda) yönelmediğin kıbleyi (Kabe'yi) biz ancak Peygamber'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenden ayırt etmemiz için kıble yaptık." (Bakara, 143) buyurdu.

 

 

[686] İbn Merduyeh, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan şöyle nakleder: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beyt-i Makdis’e doğru kıldığı namazlarda selam verdikten sonra göğe bakardı. Sonunda Allah (c. c) "İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir." ayetini indirdi. Mescid-i Haram'a, yani bizzat Kabe'ye çevir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de yüzünü Kabe'ye, bizzat Kabe oluğuna çevirdi ve Cebrail'in (a.s) imametinde namaz kıldı.

 

Hakim, Müstedrek'inde Yahya b. Kumta'dan şöyle rivayet etmiştir: İbn Ömer (r.a.)'i oluk (Kabe'nin 'Altınoluk' adıyla bilinen oluğu) hiza- nda gördüm. "İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz." ayetini okudu ve "Yani Kabe'nin oluğuna doğru" dedi. Hakim: Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahihtir, demiştir. Bunu İbn Ebi Hatim de başka bir tarikle rivayet etmiştir. Başka bazı kimseler de bu görüştedirler. Bu, İmam Şafii'nin (rh.a) iki görüşünden biridir. Zıra o: Hedef bizzat Kabe'ye yönelmektir, demiştir. Diğer görüşüne göre ise -ki çoğunluk bu görüştedir- hedef Kabe tarafına doğru yönelmektir. Nitekim Hakim'in, Umeyr b. Ziyad el-Kindi'den rivayet ettiğine göre Hz. Ali (r.a.), "Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına (şatr) çevir." ayetini okudu ve "tarafına" demek, yönüne demektir, dedi. Hakim: Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahihtir, demiştir. Bu Ebu Aliye, Mücahid, İkrime, Said b. Cübeyr, Katade, Rebi' b. Enes ve daha başkalarının görüşüdür.

 

 

[687] Nitekim daha önce geçtiği üzere Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir hadisinde: "Doğuyla batı arası kıbledir" buyurmuştur.

 

 

[688] Kurtubi der ki: İbn Cüreyc'in Ata kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'dan rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Beytullah, Mescid-i Haram cemaatinin; Mescid-i Haram, Harem-i Şerif bölgesinde bulunanların, Harem-i Şerif de doğusundan batısına yeryüzünün her yerindeki ümmetimin kıblesidir."

 

 

[689] Ebu Nuaym, Bera (r.a.)'dan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) on altı veya on yedi ay Beyt-i Makdis'e doğru namaz kıldı. Kıblesinin Beytullah olmasını arzuluyordu. O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve beraberinde bir grup insan ikindi namazını oraya yönelerek kıldılar. Onlarla birlikte namaz kılan bir adam, cemaat rükuda iken bir camiden geçti. Onlara, "Allah şahit ki ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Mekke'ye doğru namaz kıldım" dedi. Bunun üzerine mesciddekiler o halleriyle Beytullah tarafına döndüler.

 

 

[690] Abdurrezzak yine Bera'dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye gelince on altı veya on yedi ay Beyt-i Makdis'e doğru namaz kıldı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hep Kabe'ye yöneltilmeyi arzuluyordu. Nihayet "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir." (Bakara, 144) ayeti nazil oldu ve böylece Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'ye çevrildi.

 

 

[691] Nesai, Ebu Said el-Mualla'dan şöyle nakleder: Biz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında erkenden mescide gidip orada namaz kılardık. Yine bir gün uğradığımızda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) minberde ayakta duruyordu. "Mutlaka yeni bir şeyolmuştur." deyip oturdum. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz ... " ayetini okudu. Okumayı bitirince arkadaşıma "Gel de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) minberden inmeden iki rek'at namaz kılalım. Böylece Kabe'ye doğru ilk namaz kılan biz olalım" dedim. Hemen gözlerden kaybolup (mescidde) bir yerde iki rek'at namaz kıldık. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) indi ve o gün insanlara öğle namazını kıldırdı. 

 

 

[692] İbn Merduyeh'in İbn Ömer (r.a.)'dan rivayetinde de böyledir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Kabe'ye doğru kıldığı ilk namaz, öğle namazıdır ki "orta namaz" da odur."

 

 

[693] Hafız İbn Merduyeh, Müslim kızı Nüveyle'den şöyle nakleder: Öğle -veya ikindi- namazını Hariseoğulları mescidinde kılıyorduk. İki rek'atında Kudüs mescidine yöneldik. Sonra biri gelerek Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in namazı Beytu'l-Haram'a yönelerek kıldığını haber verdi. Bunun üzerine kadınlar erkeklerin yerine (ön safal, erkekler de kadınların yerine geçti ve kalan iki rek'atı Beytu'l-Haram'a yönelmiş halde kıldık. Hariseoğullarından bir adam bana haber verdi ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "İşte onlar gayba iman etmiş erlerdir" buyurmuş.

 

 

[694] Yine İbn Merduyeh, Umara b. Evs'ten şöyle nakleder: Biz Beyt-i Makdis’e doğru namaz kılıyorduk. Rüku’da iken birisi gelerek, kapıdan "Kıble Kabe tarafına döndürüldü" diye seslendi. Ben şahidim ki imam yerinden ayrıldı ve erkekler, kadınlar ve çocuklar hep birlikte rükuda iken yönlerini Kabe'ye çevirdiler.

 

"(Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin." buyruğuyla Allah (c. c) doğusu ve batısı, kuzeyi ve güneyi ile yeryüzünün her yerinde Kabe'ye yönelmeyi emretmektedir. Bunun tek istisnası yolculukta kılınan nafile namazıdır. Çünkü kişi onu, bedeni ne tarafa dönerse o tarafa kılar, ama kalbi Kabe tarafında olur. Aynı şekilde savaşta çarpışmanın şiddetlendiği anda da Müslümanlar kılabildikleri her şekilde kılarlar. Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmeyen kişi de içtihad eder ve haddi zatında hata etmiş olsa bile bu içtihadına göre namaz kılar. Çünkü Allah hiç kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez.

 

Malikiler, namaz kılan kişinin Şafii, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Hanife'nin söylediği gibi secde mahalline değil de, karşıya bakacağına bu ayeti delil getirmişlerdir. Malikiler, ''Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. " ayetinden dolayı şöyle derler: Namaz kılan kişi secde yerine bakacak olursa belli miktarda öne eğilmesi gerekir ki bu, dimdik kıyamda durmayı engeller. Bazıları: Kıyamda göğsüne bakar, demişlerdir. Kadı Şüreyh de der ki: Kıyamda cumhurun söylediği gibi secde yerine bakar; çünkü bu onun daha tevazulu, saygılı ve huşulu olmasına sebep olur. Zaten bu hususta hadis vardır. Secde halinde burnuna, otururken ise kucağına bakar.

 

"Şüphe yok ki Ehl-i kitap" yani sizin Beyt-i Makdis'i bırakıp Kabe'ye yönelmenizi tenkit eden Yahudiler aslında, son peygamberin sıfat ve niteliklerine, Allah'ın (c.c) ona vereceği lütuflara ve şereflendireceği büyük ve kamil şeriatına dair ellerindeki kitaplarda yer alan bilgilerine binaen, Allah'ın (c. c) seni bu kıbleye çevireceğini biliyorlar. Fakat Ehl-i kitap haset, küfür ve inatlarıyla bunları aralarında gizli tutmaya ve dışarıya belli etmemeye çalışıyorlar. Ama "Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir."

 

 

 

145. Yemin olsun ki (habibim!) sen Ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen, yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun.

 

Tefsiri:

 

Allah Teala Yahudilerin küfür ve inatlarını, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında bildiklerine aykırı hareket edişlerini haber vermekte ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), getirdiği şeylerin doğru olduğuna dair her türlü delili getirse bile, onların kendi hevalarını bırakıp Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e tabi olmayacaklarını bildirmektedir. Nitekim Allah (c.c) başka ayetlerde şöyle buyurur: "Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar, inanmazlar. Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır." (Yunus, 96,97) Bu yüzden Allah (c.c) burada "Yemin olsun ki (habibim!) sen Ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen, yine de onlar senin kıblene dönmezler. " buyurmuştur.

 

"Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler." buyruğuyla Allah (c.c) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Allah'ın kendisine verdiği emirlere ne kadar bağlı olduğunu, onların kendi görüş ve heveslerine sımsıkı tutundukları gibi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in de Allah'ın emrine uyma, itaat etme ve rızasına göre hareket etmede tam tutucu olduğunu ve hiçbir hallerinde onlara uymayacağını haber vermektedir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beyt-i Makdis'e, orası Yahudilerin kıblesi olduğu için, yalnızca Allah'ın emrinden dolayı yönelmişti.

 

Allah (c.c) şimdi de hakkı bileni heva ve arzusuna uymaması için uyarıyor. Çünkü bilmek, (uymadığında), sahibi aleyhinde daha kuvvetlidir. Bu sebeple Allah, ümmetini kastederek Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e şöyle sesleniyor: "Sana gelen ilimden (kesin bilgiden) sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

146. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.

147. Gerçek olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!